(Kötü Muamele ve İşkence Yasağı, Kişi Güvenliği ve Özgürlüğü, Adil Yargılanma, Özel Hayatın Dokunulmazlığı, Etkili Başvuru Hakkı, Ayrımcılık Yasağı, Hakların Sınırlanması, Mülkiyet Hakları İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire Kararı
Başvuru No: 24561/94
Karar Tarihi: 1 Haziran 2004
Başkan: V. Stráznická, Üyeler: J. Casadevall, R. Maruste, S. Pavlovschi, L. Garlicki, E. Fura-Sandström ve F. Gölcüklü
(Kararı İngilizce aslından çeviren ve özetleyen: Serkan Yardımcı, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi Başkanlığı)
Dava, bir Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Abdullah Altun'un, 1993 yılının sonlarında Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Akdoruk köyündeki evinin ve malvarlıklarının Devlet'in güvenlik güçlerince yakılarak yok edildiği iddiasıyla Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yaptığı başvurudan kaynaklanmaktadır. Evinin ve malvarlığının Devlet'in güvenlik güçlerince kasıtlı yakıldığını ileri süren başvuru sahibi, Sözleşmenin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddeleri ile Sözleşmeye bağlı 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Hükümet ise, güvenlik güçlerinin başvuru sahibinin evini yaktıklarına dair hiçbir delil olmadığını, 1993 tarihinde Akdoruk köyünde askeri bir operasyon yapılmadığını ve dolayısıyla başvuru sahibinin evinin yakılmasından sorumlu tutulamayacağını, herhangi bir Sözleşme ihlalinin olmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme ise başvuru sahibinin evinin ve diğer malvarlıklarının, Devlet'in güvenlik güçlerince yakılarak yok edildiği sonucuna vararak, bu bağlamda, oybirliği ile;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edilmediğine,
3. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali hakkında karar vermeye gerek olmadığına,
4. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
5. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
6. Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,
7. Sözleşmenin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,
8. 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
9. a) Sorumlu Devletin, Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca yargılamanın son bulduğu tarihten itibaren 3 ay içerisinde başvuru sahibine aşağıdaki miktarları ödemesine,
a. maddi tazminat olarak 22.000 Euro,
b. manevi tazminat olarak 14.500 Euro,
c. masraf ve harcamalar için 15.000 Euro,
b) yukarıda bahsedilen üç aylık son ödeme tarihinden sonra bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının üç puan üzerinde aylık faiz uygulamasına,
10. Başvuru sahibinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
1. Kötü Muamele ve İşkence Yasağı (3. madde)
Başvuru sahibi, evinin ve diğer mal varlıklarının Devlet'in güvenlik güçlerince kasıtlı olarak yakıldığını iddia ederek, evinin yok olması ve sonucunda ailesinin köyden tahliye olmasındaki olaylara istinaden Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan "Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya küçük düşürücü muameleye tabi tutulamaz" hükmünün ihlal edildiğini ileri sürmektedir.(par. 49)
Hükümet ise herhangi bir temele dayanmaksızın bu şikayete karşı çıkmaktadır. Hükümet söz konusu tarihte ve yerde hiçbir askeri operasyon yapılmadığını ileri sürmektedir.(par. 50)
Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesini demokratik toplumların en temel değerleri arasına koyduğunu hatırlatmaktadır. Organize suçlarla veya terörizmle mücadelede gibi en zor şartlarda dahi, Sözleşme işkence, insanlık dışı muamele ya da aşağılayıcı davranışları kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Mahkeme, ayrıca 3. maddenin yorumlanmasında kötü muamelenin maddenin kapsamı içerisinde değerlendirildiğinde önce belirli bir minimum düzeyde şiddete ulaşmasını istemektedir. Bu minimum düzey değerlendirmesi görecelidir; muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı olaylarda cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu dahil olmak üzere davanın bütün şartlarına bağlıdır.(par. 51)
Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, güvenlik güçlerince başvuru sahibinin evinin ve mallarının yok edilmesinin başvuru sahibinin olan olaylardan yeterince acı çekmesine sebep olduğunu düşünerek, olayları 3. maddenin kapsamında insanlık dışı muamele olarak nitelemekte ve bu yüzden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.(par. 53-54)
2. Kişi Güvenliği ve Özgürlüğü Hakkı (5. madde)
Başvuru sahibi, olaylar sonucunda evi ve köyünden ayrılmaya zorlandığı gerekçesiyle kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Hükümet ise davanın bu yönünü dikkate almamıştır. (par. 55-56)
Mahkeme, Sözleşmenin 5/1 maddesinin temel amacının, kişi özgürlüğünün keyfi davranışlar sonucu yok edilmesinden korumak olduğunu hatırlatmaktadır. Bu olayda, başvuru sahibi ne tutuklanmış, ne göz altına alınmış ne de özgürlüğünde mahrum bırakılmıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin evini kaybetmesinden dolayı oluşan güvensiz şahsi durumunu Sözleşmenin 5/1 maddesinde tasarlanan şartlarla bağdaşmadığını düşünerek, Sözleşmenin 5/1 maddesinin ihlalinin gerçekleşmediği sonucuna varmıştır. (par. 57-58-59)
3. Özel Hayatın Dokunulmazlığı Hakkı ve Mülkiyet Hakkı (8. Madde ve 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesi)
Başvuru sahibi, evinin ve malvarlıklarının kasıtlı olarak yok edilmesi sonucu özel hayatının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Hükümet ise, başvuru sahibinin şikayetlerini kabul etmemiş ve dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür. (par. 60-61)
Mahkeme, güvenlik güçlerinin kasıtlı olarak başvuru sahibinin evini ve malvarlığını yok ettiğine, onu ve ailesini köylerini terk etmeye zorladığına karar vermiştir (47. par). Bu eylemler, 3. maddenin ihlali ile birlikte, başvuru sahibinin özel ve aile hayatı ile mülkiyet hakkına yönelik çok ciddi ve haksız müdahaleleri teşkil etmektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin ve 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. (par. 62-63)
4. Adil Yargılanma Hakkı ve Etkili Başvurma Hakkı (6/1 ve 13. maddeler)
Başvuru sahibi, haklarını savunmak için mahkemeye gitme hakkının iddiaları karşısında etkili bir soruşturma yapmayan yetkililer tarafından engellendiğini ileri sürmektedir. Böyle bir soruşturma olmadığından dolayı tazminat isteme şansının olmadığını düşünmektedir. Hükümet ise, başvuru sahibinin iç hukukta haklarını savunabileceği geri kalan yolları izlemediğini ileri sürmektedir. (par. 64-65)
Mahkeme, başvuru sahibinin 11 Eylül 1995 tarihindeki kabul edilebilirlik nedenlerinden dolayı sivil mahkemeler önüne eylemini taşımadığını görmektedir. Bu yüzden başvuru sahibinin iddiaları karşısında ulusal mahkemelerin hüküm verip veremeyeceklerine dair karar vermeyi Mahkeme imkansız görmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuru sahibinin şikayetlerinin, yapılan etkili soruşturma eksikliğine bağlı olduğunu düşünmektedir. Bundan dolayı bu şikayet 13. madde kriterlerine göre incelenecektir. Sonuç olarak Mahkeme, 6/1. maddenin ihlali olduğuna dair karar vermeye gerek görmemektedir. (par. 66-67)
Başvuru sahibi, Sözleşmede tanımlanan hakların mağduriyetleri açısından etkili başvuru hakkına sahip olmadığını iddia etmektedir. Köy yakma ile ilgili önceki davaları referans göstererek, Türkiye'nin güney doğusunda bölgesinde 13. maddenin ihlaline yönelik sistematik uygulamalar olduğunu ve kendisinin de bunun mağdurlarından olduğunu iddia etmektedir. (par. 68)
Hükümet ise başvuru sahibinin kasten iç hukuktaki hak arama yollarını durdurduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuru sahibinin Kulp Cumhuriyet Savcılığında şikayet dilekçesini yazdıktan sonra adli yetkililere herhangi bir adres bırakmayıp ortadan kaybolduğuna dikkati çekmektedir. Buna rağmen, Hükümete göre adli yetkililer başvuru sahibinin köylü işçilerinin ifadelerini alarak etkin bir soruşturma gerçekleştirmişlerdir. (par. 69)
Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşme hak ve hürriyetlerinin ulusal düzeyde uygulanmasını sağlamak üzere ne şekilde olursa olsun etkili başvuru yollarının mevcudiyetini garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle 13. maddenin etkisi, her ne kadar Akit Devletlere bu maddedeki yükümlülüklerine ne şekilde uyum sağlayacakları konusunda bir dereceye kadar takdir yetkisi verilmiş olsa da, Sözleşme altında "tartışılabilir bir şikayetin" esasıyla ilgilenen ve uygun bir yasal çözüm sunan ulusal düzeyde bir yasal başvuru yolunun mevcut olmasını şart koşmasıdır. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı, başvuru sahibinin Sözleşmeye göre yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber, 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, kanunda yer almasının yanı sıra uygulamada da "etkili" olmalıdır, özellikle bu hukuk yolunun uygulanması sorumlu Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleri ile haklı bir gerekçe olmaksızın engellenmemelidir. (par. 70)
Mahkeme, olayları daha öncesinde Sözleşmenin 3 ve 8. maddeleri ile 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali kapsamında değerlendirdiğini hatırlatarak, başvuru sahibinin şikayetlerini 13. madde açısından da "tartışılabilir" bulmuştur. (par.72)
Mahkeme, olayların ardından başvuru sahibi, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir'in Kulp Cumhuriyet Savcısına şikayetlerini ilettiklerinin farkındadır. İfadelerinde açıkça evlerinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığını belirtmektedirler. İfadeleri kayıt altına alındıktan sonra Savcı hazırlık soruşturması başlatmıştır. İddiaların ciddiyeti karşısında, Mahkemenin görüşü Savcının olayla ilgili gerçekleri aydınlatacak delilleri toplama ve kayıt altına alma zorunluluğunda olduğudur. Ancak, Savcının soruşturması sadece üç şikayetçinin ifadelerini almakla sınırlı kalmıştır ve olay yerinde bir araştırma yapmak, olaya tanık olan diğer köylüleri sorgulayarak veya olaya karıştığı iddia edilen güvenlik gücü mensupları ile görüşerek olayların gerçek versiyonunu kurmaya yönelik hiçbir çabanın varlığı gözükmemektedir. Bu durumlar, soruşturmanın bu bölümünde güvenilirliğine ve tamlığına dair önemli ölçüde noksanlıkların olduğunu ortaya koymaktadır. (par.73)
Mahkemenin önündeki dava dosyasına göre, şikayetçilerin ifadesini aldıktan sonra Savcı, olayın yargı önüne çıkmasına gerek görmemiş ve dosyayı memurların durumunun soruşturulması için Kulp İlçe İdare Kuruluna göndermiştir. Bu iç soruşturmanın bu bölümü açısından Mahkeme, soruşturma ile sorumlu yetkililerin yeterli bağımsızlığa ve tarafsızlığa sahip olduklarını düşünmemektedir. Bu bağlamda Kulp Kaymakamının, Kulp Jandarma Komutanını soruşturmacı olarak tayin ettiğini hatırlatmaktadır, oysa bu kişi olaylara karıştığı iddia edilen jandarmaların aynı zamanda hiyerarşik olarak üstüdür. Daha da ötesi tanıkların ifadelerinden de açıkça anlaşıldığı gibi ilçe jandarma komutanı, olayı araştırması için ilçe jandarma karakolu komutanına yetki vermektedir. Oysa Kulp Jandarması ev yakma olayları ile ilgili olarak suçlanmaktadır. Bu yüzden Mahkeme, aynı jandarma karakolunun olayları araştırması için görevlendirilmesini kabul edilemez bulmaktadır. (par.74)
Bu anlatılanlar ışığında Mahkeme, başvuru sahibinin iddiaları karşısında yetkililerin tam ve etkin bir soruşturma yapmadıkları ve diğer yolları kullanmada -tazminat talebi dahil- kolaylık sağlamadıkları dolayısıyla 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. (par.75-76)
5. Ayrımcılık Yasağı (14. madde)
Başvuru sahibi, kendisinin Kürt kökenli olması sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını dolayısıyla Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiğini, evinin ve mallarının yakılmasını ulusal bir azınlığa mensubiyetinden dolayı yapılan ayrımcılığın oluşturduğu resmi politikanın bir sonucu olduğunu ileri sürmektedir. (par.77-78)
Mahkeme bu iddiaları kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş ancak bunları dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden bu başlık altında bir ihlal olmadığına karar vermiştir. (par.79)
6. Hakların Sınırlanmasının Kötüye Kullanılması (18. madde)
Başvuru sahibi, Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlüklerin, Sözleşmede izin verilmeyen amaçlar ile sınırlandığını iddia etmiştir. (par.80)
Mahkeme bu iddiaları kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş ancak bunları dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden bu başlık altında bir ihlal olmadığına karar vermiştir. (par.81)
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Yöyler v. Türkiye, no. 26973/95, 24 Temmuz 2003.
2. Orhan v. Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002.
3. McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95, 4 Nisan 2000.
4. Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993.
5. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978.
6. Selçuk ve Asker v. Türkiye, no. 23184/94 ve 23185/94, 24 Nisan 1998.
7. Mentes ve Others v. Türkiye, 28 Kasım 1997.
8. Dulas v. Turkey, no. 25801/94, 30 Ocak 2001.
9. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988.
PROSEDÜR
1-8. Söz konusu dava, bir Türk vatandaşı olan Abdullah Altun tarafından 30 Haziran 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eski 25. maddesi uyarınca, Devlet'in güvenlik güçlerince 1993 yılı sonlarında Akdoruk köyündeki aile evinin ve diğer malvarlığının yok edildiğini öne sürerek Sözleşmenin 3, 5, 6, 8, 13, 14, 18. maddeleri ile Sözleşmeye bağlı 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali iddiasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapmış olduğu 24561/94 sayılı başvurudan kaynaklanmaktadır.
Başvuru sahibi, İngiltere'de mesleğini icra eden Bay Boyle ve Bayan Hampson adlı iki avukat tarafından temsil edilirken, Türk Hükümeti Mahkeme'de kendini temsil edecek bir görevli atamamıştır. Başvuru, 11 Eylül 1995 tarihinde Komisyon tarafından kabul edilebilir bulunmuş ve ilgili daireye sevk edilmiştir.
OLAYLAR
I. OLAYI MEYDANA GETİREN ŞARTLAR
9. Başvuru sahibi Abdullah Altun, 1933 yılı doğumlu ve Diyarbakır'da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Altun, 1993 yılının sonuna kadar Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Akdoruk köyünde yaşamıştır. Ancak iddia ettiği olayların neticesinde köyünden ayrılmış ve köyüne bir daha geri dönmemiştir.
A. Olaylar
10. Başvuru sahibinin evi ve malvarlığının yok edilmesi ile ilgili olaylar konusunda taraflar arasında uyuşmazlık olup, başvuru sahibinin konu ile ilgili iddiaları 1. bölümde, Hükümet tarafından ileri sürülen bilgiler 2. bölümde verilmiştir.
1. Başvuru sahibinin iddiaları
11. Başvuru sahibi, 11 Kasım 1993 tarihinde sabahın erken saatlerinde evinden ayrılmış ve çalışmak için tarlasına gitmiştir. Sabah saat 07:00 sıralarında çok sayıda asker Akdoruk köyüne gelmiştir. Askerlerin ellerinde bir isim listesi vardır ve bazı evleri yakmaya başlarlar. Başvuru sahibi, tarladan kendi evinin yandığını görmüştür ve bu sırada eşi de hayvanları ve bazı eşyaları kurtarmaya çalışır ancak bu çabası jandarmalar tarafından kendisine tüfeklerin dipçikleri ile vurularak engellenmiştir. Askerler toplam 6 evi yakmıştır.
12-13. Daha sonra başvuru sahibi köye geri dönmek istemiştir ancak askerler tarafından tutuklanacağı düşüncesiyle eşi engel olmuştur. Çünkü köyden 10 kişi tutuklanıp jandarma karakoluna götürülmüştür. Geceyi köyde geçiren askerler ertesi günün sabahı köyden ayrılmışlardır. Başvuru sahibi ise geceyi kız kardeşinin evinde geçirir ve daha sonra kızı ile birlikte Diyarbakır'a gider.
14. Şubat 1994 tarihinde, başvuru sahibi ile Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir yanan ev ile ilgili olarak Kulp Sulh Ceza Mahkemesine giderek yazılı dilekçelerini hakime sunarlar ve hakimden, oluşan zararı görmesi için köyü ziyaret etmesini isterler. Ancak hakim, güvenlik problemleri nedeniyle bu isteği reddeder. Aynı gün, başvuru sahibi ve diğer iki köylü Kulp Cumhuriyet Savcılığına çağrılır ve şikayetleri ile alakalı olarak sorgulanırlar. Cumhuriyet Savcısı ifadelerini alır ve şikayetlerini de yazdırır. Okuma-yazma bilmediklerinden dolayı içeriğini anlamadan bu yazılan ifadeleri imzalarlar.
15-16. Başvuru sahibi, daha sonra arkadaşlarından öğrenir ki yukarıdaki makamlara sundukları evraklar evinin yanmasından sorumlu tuttuğu Kulp Jandarma Komutanlığı'na da gönderilmiştir. Jandarma tarafından arandığını öğrenir ancak Jandarma Komutanlığı'na gitmekten korkmaktadır. Çünkü onunla birlikte dilekçe veren diğer iki köylü arkadaşı jandarma tarafından çağrılmış ve ciddi şekilde dövülmüştür. 1994 yılının başında jandarmalar tekrar Akdoruk köyüne gider ve geri kalan evleri de yakarlar.
17. Başvuru sahibi şu an işsizdir ve arada sırada inşaatlarda çalışmaktadır.
2. Hükümetin olaylar hakkındaki iddiaları
18-20. 11 Kasım 1993 tarihinde Akdoruk köyünde veya çevresinde hiçbir askeri operasyon yapılmamıştır. Başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak soruşturma başlatılmış ve Kulp Cumhuriyet Savcısı 22 Ağustos 1994'te dava açılmasına gerek görmemiş ve olayı Kulp İlçe İdare Kuruluna havale etmiştir. 24 Haziran 1994'te Kulp Kaymakamı, Kulp İlçe Jandarma Komutanı Ali Ergülmez'i soruşturmacı olarak tayin etmiştir. 1 Nisan 1995 tarihli raporunda İlçe Jandarma Komutanı, 11 Kasım 1993 tarihinde Akdoruk köyünde askeri hiç bir operasyon olmadığını ve Akdoruk köyünün 1994 Ocak ayında güvenlik güçleri ile PKK arasında başlayan çatışmalardan sonra tahliye edildiğini ifade etmiştir. Raporda, dava açılmasına gerek olmadığına dair kanaatini İlçe İdare Kuruluna da sunmuştur. 13 Temmuz 1995 tarihinde Kulp İlçe İdare Kurulu, soruşturmacının raporuna dayanarak olaylarla ilgili dava açılmasına gerek olmadığı yönünde karar almıştır.
B. Tarafların sunduğu belgeler
21. Taraflar, Mahkeme'ye çeşitli belgeler sunmuşlardır. Mahkemenin dikkate aldığı belgeler ise aşağıdakilerdir:
a) Başvuru sahibinin 15 Nisan 1994 tarihli Diyarbakır İnsan Hakları Kuruluna verdiği ifade,
b) Başvuru sahibi, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir'in 17 Aralık 1993 tarihinde Kulp Cumhuriyet Savcılığına evlerinin güvenlik güçlerince yakıldığına dair verdikleri dilekçe,
c) Başvuru sahibi, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir'in 17 Aralık 1993 tarihinde Kulp Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadeleri,
d) Kulp Cumhuriyet Savcısının, 28 Ocak 1994 tarihli, Kulp Jandarma İlçe Komutanlığı'na yazdığı, 13 Kasım 1993 tarihinde Akdoruk köyünde askeri operasyon gerçekleştirilip gerçekleşmediği hakkında bilgi isteyen yazısı,
e) 22 Şubat 1994 tarihinde Ahmet Altun'un jandarma yetkilileri tarafından alınan ifadesi,
f) 3 Mart 1994 tarihinde Mustafa Aldemir'in jandarma yetkilileri tarafından alınan ifadesi,
g) 23 Haziran 1994 tarihli ve iki jandarma görevlisi ve Akdoruk köyü muhtarı Mehmet Yeşil'in imzaladığı, Abdullah Altun'un adresinde bulunamadığı için sorgulanamadığını gösteren rapor,
h) 24 Haziran 1994 tarihli, Kulp Jandarma İlçe Komutanlığı'nın Kulp Cumhuriyet Savcılığına gönderdiği, Abdullah Altun'un adresinde bulunamadığı için sorgulanamadığını ifade eden rapor,
i) 22 Ağustos 1994 tarihli Kulp Cumhuriyet Savcısının olayda dava açılmasına gerek görmediğini belirten kararı,
j) Kulp Kaymakamı'nın Kulp Jandarma Komutanı Ali Ergülmez'i soruşturmacı olarak görevlendirdiği 2 Eylül 1994 tarihli yazı,
k) 2 Mayıs 1995 tarihli, Jandarma Komutanı Ali Ergülmez ile jandarma görevlisi olan Kamil Taşçı ve köy muhtarı Mehmet Yeşil tarafından imzalanmış soruşturma ve inceleme raporu,
l) İlçe Jandarma Komutanı Ali Ergülmez'in İlçe İdare Kurulu'na sunduğu, 1 Nisan 1995 tarihli dava açılmasına gerek olmadığını beyan ettiği rapor,
m) İlçe Jandarma Komutanı Ali Ergülmez'in, 2 Temmuz 1995 tarihli, İlçe Kaymakamına sunduğu soruşturma sonucunu gösteren rapor,
n) 13 Temmuz 1995 tarihli, Kulp İlçe İdare Kurulu tarafından dava açılmasına gerek olmadığını belirten karar,
o) 28 Ağustos 1995 tarihli, Kulp İlçe Jandarma Komutanı Ali Ergülmez tarafından hazırlanan, Akdoruk köyünde 13 Kasım 1993 tarihinde hiçbir askeri operasyon yapılmadığını gösteren rapor. Raporda köyün, Ocak 1994 tarihinden sonra PKK ile güvenlik güçleri arasında meydana gelen çatışmalardan sonra boşaltıldığı belirtilmektedir.
p) 23 Ocak 1995 tarihli, Kulp Sulh Ceza Hakimi'nin Cumhuriyet Savcılığına yazdığı, Abdullah Altun'un evinin yakılması ile ilgili bir olarak adli süreci devam ettirmediğini ifade eden yazı,
q) Kulp Cumhuriyet Savcısının, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısına yazdığı ve başvuru sahibinin evinin yakılması ile ilgili olarak zararın tespit edilmesine yönelik Kulp Sulh Ceza Mahkemesine müracaatının olmadığını ifade eden 25 Ocak 1995 tarihli yazı,
r) Kulp Sulh Ceza Mahkemesinin, Kulp Cumhuriyet Savcılığına yazdığı Abdullah Altun, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir tarafından yapılan herhangi bir yazılı başvuru olmadığını ifade eden 2 Ağustos 1999 tarihli yazı,
s) 8 Ekim 1999 tarihli Kulp Cumhuriyet Savcılığının, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne gönderdiği, 13 Ekim 1993 tarihinde Akdoruk köyü çevresinde 6 teröristin öldürülmesi ile ilgili hiçbir kaydın olmadığını gösteren yazı,
C. Sözlü Deliller
22. Davanın olayları, taraflar arasında uyuşmazlık göstermiştir. Komisyon'dan üç delege 28 Haziran-2 Temmuz 1999 tarihleri arasında Ankara'da başvuru sahibi dahil 13 görgü tanığını dinlemiştir. Çağrılmalarına rağmen beş tanık çeşitli nedenlerden dolayı gelmemiştir. Alınan ifadeler aşağıda özetlenmiştir:
1. Abdullah Altun (Başvuru sahibi)
23-26. Alınan ifadesinde Altun; söz konusu olayların geçtiği zaman Akdoruk köyünde yaşamını sürdürdüğünü, olay günü sabahın erken saatlerinde çalışmak için tarlasına gittiğini, tarlada çalışırken köyden yükselen dumanları, askerleri ve yanan evleri gördüğünü, köye dönerken eşi tarafından durdurulduğunu, o esnada eşinin kendisine askerlerin kendi evleri dahil altı evi, hayvanlarını ve diğer malvarlıklarını tamamen yok ettiğini ve askerlerin ellerinde kendi isminin de olduğu bir isim listesi olduğunu söylediğini beyan etmiştir. Olaylardan sonra kısa bir süre kız kardeşinin evinde kaldığını ve daha sonra kızı ile birlikte Diyarbakır'a gittiğini ifade etmiştir. Konu ile ilgili olarak ulusal otoritelere başvurusu sorulduğunda ise, kardeşi Ahmet Altun ve işçisi Mustafa Aldemir ile birlikte Kulp İlçe Sulh Ceza mahkemesine gittiklerini ve el yazısı dilekçelerini hakime sunduklarını, hakimden köye gelip oluşan zararı tespit etmesini istediklerini, ancak hakimin güvenlik problemleri nedeniyle bu isteklerini kabul etmediğini belirtmiştir. Aynı gün Kulp Cumhuriyet Savcılığına olayla ilgili ifadeleri alınmak için çağrıldıklarını ve ifadelerini verdiklerini belirten Altun, diğer iki kişinin daha fazla bilgi vermesi için Kulp Jandarma Karakoluna çağrıldıklarını ancak dövüldüklerini ve bu yüzden karakola ifade vermek için gitmekten çekindiğini ifade etmiştir. Altun ayrıca 1994 Ocak ayında askerlerin Akdoruk köyüne geri dönerek geri kalan evleri de yaktıklarını belirtmiştir.
2. Hediye Altun
27. Başvuru sahibinin eşi olan tanık Hediye Altun, olayların olduğu vakit Akdoruk köyünde olduğunu, olay sabahı çok sayıda askerin köye geldiğini, askerlerin ellerinde eşinin de isminin olduğu bir isim listesi olduğunu, daha sonra askerlerin kendi evlerine bir tür yanıcı, çabuk tutuşan madde attığını, kendisinin hayvanları kurtarmaya çalıştığını ancak buna askerlerin engel olduğunu beyan etmiştir. Askerlerin evini yakmasının sebebi olarak köylülerin 'köy korucusu' olmayı reddetmeleri olduğunu düşündüğünü söyleyen tanık aynı zamanda Ahmet Altun, Mustafa Aldemir ve Hüseyin Aldemir'in de askerler tarafından tutuklandığını ifade etmiştir.
3. Vesile Yaman
28. Tanık bayan Yaman, olaylar esnasında Akdoruk köyünde yaşayan, başvuru sahibinin kız kardeşidir. Olay günü köye askerlerin geldiğini, bazı kimyasal maddeleri kardeşinin evine doğru attıklarını, yengesinin hayvanları kurtarmaya çalıştığını fakat askerler tarafından engellendiğini, bu esnada erkek kardeşi Altun'un köyde olmadığını, olaylardan sonra birkaç gün kardeşinin ve eşinin kendi evinde kaldığını ifade etmiştir. Ayrıca köylülerin 'köy korucusu' olmayı reddettikleri için askerler tarafından cezalandırıldıklarına inandığını söyleyen tanık, Ocak 1994'te kendi evinin de yakıldığını belirtmiştir.
4. Mustafa Aldemir
29. Olaylar esnasında Akdoruk köyünde yaşayan Mustafa Aldemir, olay günü köye gelen askerlerin ilk önce başvuru sahibinin evini daha sonra kendi evi ve köy muhtarı Mehmet Yeşil'in evi dahil altı evi yaktıklarını, ellerinde isim listesi olan askerlerin köy halkına seslenerek isimleri bulunan evleri yakacaklarına dair talimat aldıklarını, askerlerin daha sonra kendisi dahil bazı köylüleri yakalayıp Narlıca köyüne köyüne götürdüklerini belirtmiştir. Olaylardan bir ay önce köylülerden köy korucusu olmaları istendiğini belirten tanık, olaylardan sonra başvuru sahibi ve Ahmet Altun ile birlikte Diyarbakır'a gittiklerini, orada Kulp Sulh Ceza Mahkemesine başvurduklarını, aynı gün Cumhuriyet Savcısına ifade verdiklerini, daha sonra Ahmet Altun ve kendisinin ifade vermeleri için Kulp Jandarma Karakoluna çağrıldıklarını ve jandarmalar tarafından dövülerek kendisine zorla bir kağıda imza attırıldığını ifade etmiştir. Bu yüzden 3 Mart 1994 tarihli ifadesini reddetmektedir.
5. Mehmet Yeşil
30. Mehmet Yeşil olaylar esnasında Akdoruk köyü muhtarıdır. Yeşil ifadesinde; 13 Kasım 1993 tarihinin sabahında köy çevresinde silah ateşi sesi duyduğunu, daha sonradan köyün dışında silahlı çatışma olduğunu ve 6 teröristin öldüğünü öğrendiğini, sonrasında bir grup askerin köye gelerek kendisine hayatının tehlikede olduğunu ve köyü terk etmesi gerektiğini söylediğini, bu yüzden karısını ve çocuklarını alarak köyden ayrıldıklarını, üç gün sonra köye döndüğünde kendi evi ve başvuru sahibinin evi dahil altı evin yakıldığını gördüğünü söylemiştir. Tanık Yeşil, ifadesinde evleri kimin yaktığını görmediğini ancak evlerin güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmadan dolayı yandığını ileri sürmüştür. Kendisine 2 Mayıs 1995 tarihli soruşturma ve inceleme raporu sorulduğunda; bu raporu Kulp Jandarma Karakolunda imzaladığını kabul etmiş ancak olay yerinde bir inceleme yapılmadığını da ifade etmiştir.
6. Süleyman Tutuş
31. Olaylar esnasında Akdoruk köyünde yaşayan tanık ifadesinde; sabahın erken saatlerinde köyde bir grup asker gördüğünü, askerlerin kendisinden çevirmenlik yapmasını istediğini, askerlerin ellerinde bir liste olduğunu ve askerlerin komutanının kendisine başvuru sahibinin evini yakacaklarını söylediğini ve bunu başvuru sahibinin karısına söylemesini istediğini beyan etmiştir. Askerlerin kimyasal maddeleri etrafa saçarak tutuşturduğunu gören tanık, hayvanlar dahil her şeyin yakıldığını, o anda köyde bulunan köy muhtarının dahil altı evin yakıldığını, daha sonra askerlerin bazı köylüleri tutuklayıp götürdüğünü, buna köy muhtarı ve üç kızının da dahil olduğunu belirtmiştir. Askerlerin o geceyi köyde geçirerek ertesi gün sabah yaya olarak köyden ayrıldığını belirten tanık, olaylardan bir ay önce köylülerin güvenlik güçlerince Narlıca köyüne çağrılarak köy koruculuğunu kabul etmelerinin istendiğini de ifade etmiştir.
7. Abbas Eren
32. Olaylar esnasında Akdoruk köyünde yaşayan tanık ifadesinde; sabahın erken saatlerinde köyde bir grup asker gördüğünü, bir ateş sesi duymadığını, askerlerin başvuru sahibi ve köy muhtarının evi dahil bazı evleri yaktığını gördüğünü, başvuru sahibinin köyde olmadığını ancak karısının feryatlarını hatırladığını ifade etmiştir. Askerlerin kendisi de dahil bazı köylüleri tutuklayarak önce Narlıca köyüne daha sonra Kulp Jandarma Karakoluna götürdüğünü, orada üç gün üç gece tutulduklarını ve kendilerine sadece ekmek ve su verildiğini belirten tanık, 1994 yılının başında askerlerin köye tekrar gelerek geri kalan diğer evleri de yaktıklarını söylemiştir.
8. Kamil Taşçı
33. Tanık, 1993 yılında Kulp'ta jandarma karakolu komutanı ve komutan Ali Ergülmez'in emrindedir. Tanık, evlerin yakılması ile ilgili yapılan şikayetin soruşturmasına katıldığını doğrulamıştır. Şikayetçilerden ikisinin ifadesini aldığını belirten tanık diğer şikayetçiyi sorguda görmediğini, güvenlik problemlerinden dolayı köyde yerinde inceleme raporu hazırlamanın imkansız olduğunu, sözü edilen olay esnasında Akdoruk köyünde ne bir silahlı çatışma ne de askeri bir operasyon yapıldığına dair bir kayıt olmadığını, ancak bölgede farklı askeri güçler tarafından büyük çapta birkaç askeri operasyon gerçekleştirildiğini ve bu operasyonların Kulp Jandarma Karakolunda kayıtlı olduğunu söylemiştir. Tanık, Akdoruk köyünün 1994 yılında boşaltıldığını ve o bölgede oldukça sık silahlı çatışma olduğunu belirterek kendisine güvenlik güçlerinin ev yakma olaylarını gerçekleştirme ihtimali sorulduğunda bu ihtimali reddetmiştir.
9. Selahattin Aksoy
34. Tanık 1993 yılında jandarma karakolunda komutan yardımcısıdır ve onun da komutanı Ali Ergülmez'dir. Soruşturmaya katıldığını doğrulayan tanık, kendisinin sadece 3 Mart 1994'te Mustafa Aldemir'in ifadesini aldığını belirtmiştir. Kulp jandarması tarafından Akdoruk köyünde askeri bir operasyon gerçekleştirildiğini teyit eden tanık ayrıca operasyon öncesi ve sonrası raporların olduğunu da belirtmiştir. Bunun yanında birkaç askeri ünitenin bir çok askeri operasyona katıldığını, ancak bunların dışında söz konusu bölgede başka bir operasyon olup olmadığını kesin olarak bilmediğini belirterek diğer birimlerin gerçekleştirdiği operasyonların kayıtlarının tutulmadığını da itiraf etmiştir. Askeri üniforma giymiş teröristlerin köyler yaktıklarını ileri süren tanık, askerlerin köy yakmış olabilecekleri iddiasını reddetmektedir.
10. Ali Ergülmez
35. Tanık 1993 yılında Kulp Jandarma İlçe Komutanıdır ve Akdoruk köyünden de sorumludur. İlçe kaymakamı tarafından olayları soruşturmakla görevlendirildiğini belirten tanık, kendisinin de Kamil Taşçı'yı konu ile ilgili olarak görevlendirdiğini söylemiştir. Taşçı tarafından hazırlanan raporu içeriğini teyit etmeden imzaladığını, kendisinin bilgisi olmadan Akdoruk'ta başka bir askeri operasyon gerçekleştirilmiş olabileceğini söyleyen tanık, köy yakma iddialarını da reddetmiştir.
11. Adil Aslan
36. Tanık 1993 yılında Kulp Cumhuriyet Savcısıdır ve başvuru sahibi, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir'in ilk ifadelerini almıştır. Tanık, bu üç kişinin kendisine söylediği her şeyi yazdırdığını ve imzalattırmadan önce kendilerine okutturduğunu, güvenlik nedeniyle köye gidip inceleme yapamadığını, ayrıca söz konusu zamanlarda belirtilen bölgede savcıların güvenlik güçlerine yönelik iddiaları araştırmak için yeterli yetki gücüne sahip olmadığını ifade etmiştir.
12. Selahattin Gündüz
37. Tanık olayların geçtiği vakit Kulp ilçesinde yaşadığını, olaylardan birkaç gün önce Akdoruk köyünde olduğunu ve köyün etrafında altı ceset gördüğünü beyan etmiştir. Terörist saldırılardan dolayı köylülerin bölgede yaşamaktan korktuğunu ileri süren tanık, başvuru sahibinin evi yandığı zaman köyde olmadığını da belirtmiştir.
13. Salih Afşin
38. Tanık 1979 yılında Akdoruk köyünden Kulp ilçesine taşınmıştır. Terörist saldırılardan dolayı köylülerin bölgede yaşamaktan korktuğunu ileri süren tanık, başvuru sahibinin evi yandığı zaman köyde olmadığını belirtmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
39. Konu ile ilgili iç hukuk tanımlamasının aynısı Yöyler v. Türkiye kararında ( 26973/95, 37-49, 24 Temmuz 2003) bulunabilir.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN DELİLLERİ DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARI ANLATIMI
A. Tarafların Savları
1. Başvuru Sahibi
40. Başvuru sahibi, 1993 yılının sonlarına doğru jandarmaların köyünü basarak evini ve mallarını yok ettiğini iddia etmektedir. Mahkeme'den malvarlıklarının yok edildiğini ve yetkililerinin bu olay üzerine etkin ve yeterli bir soruşturma yapmadıkları gerçeğinin, sorumlu Devlet'in, Sözleşmenin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddeleri ve 1 nolu Protokolün 1. maddesi ile ilgili sorumlulukları ile bağdaşmadığının tespit edilmesini ve her madde hakkında ihlal kararı verilmesini istemiştir.
2. Hükümet
41. Hükümet, güvenlik güçlerinin başvuru sahibinin evini yaktıklarına dair hiçbir delil olmadığını beyan etmiştir. Başvuru sahibinin köylü işçilerinin ifadelerine ve jandarma raporlarına istinaden Hükümet, 11 Kasım 1993 tarihinde Akdoruk köyünde jandarmanın bir operasyon yapmadığını ve dolayısıyla başvuru sahibinin evinin yakılmasından sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüştür.
B. Genel Prensipler
42. Delillerin değerlendirilmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını benimsemektedir (bak. Orhan v.Türkiye, no. 25656/94, par. 264, 18.06.2002). Bu tip deliller, yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Mahkeme, belirli bir davanın kendi özel şartlarınca kaçınılmaz kılınmadığı yerlerde, kendi rolünün ikincil tabiatı ve maddi delil mahkemesi rolü üstlenmede dikkatli olması gerektiği konusunda duyarlıdır (bak. McKerr v. the Birleşik Krallık, karar no. 28883/95, 4 Nisan 2000). İç hukuk kurallarının uygulandığı bir durumda iç hukuk mahkemesinin yerine geçip gerçekleri değerlendirmek Mahkemenin görevi kapsamında değildir ve genel bir kural olarak da kendilerinden önce delilleri değerlendirecek olan makam da iç hukuk mahkemeleridir (bak. Klaas v. Almanya kararı 22 Eylül 1993, Seri A no. 269, s. 17, par. 29). Mahkeme, her ne kadar iç hukuk mahkemesinin tespitleriyle bağlı değilse de, normal şartlarda bu mahkemelerin tespitlerinden ayrılabilmesi için inandırıcı sebepler temin etmesi gerekmektedir (bak. Klaas kararı, s.18, par. 30). Bu bağlamda, bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır (bak. İrlanda v. Birleşik Krallık kararı 18 Ocak 1978, Seri A no. 25, s. 65, par. 161).
C. Mahkemenin Olayları Değerlendirmesi
1. Mahkemenin tarafların delillerini ve savlarını değerlendirmesi
43. Mahkeme, başvuru sahibinin hem ulusal otoritelere hem de Sözleşme kurumlarına yazılı olarak yaptığı ve 23-26. paragraflarda yinelediği sözlü ifadelerini kabul etmektedir. Mahkeme'ye göre başvuru sahibinin olayları anlatımı, görgü tanıklarının önemli detayları ifade etmesi ile desteklenmiştir. Hediye Altun, Vesile Ayman, Mustafa Aldemir, Süleyman Tutuş ve Abbas Eren gibi görgü tanıklarının ifadeleri, başvuru sahibinin evinin ve mallarının askerler tarafından yakılması ile ilgili makul bilgileri ve detayları sağlamaktadır. Bu tanıklar, askerlerin köye nasıl geldikleri ve evleri nasıl yaktıkları konusunda ayrıntılı bilgiyi vermişlerdir. Bu tanıklar ayrıca askerlerin ellerinde olan ve listede isimleri olup da evleri yakılan kişilerin isim listesini de takdim etmişlerdir.
44. Mahkeme, Hükümetin tanıklarının sözlü ifadelerinde kaçamak dolu cevaplar verdiklerini gözlemlemiştir. Onlar, 33-34 ve 35. paragraflarda görüldüğü gibi köyde yangınlarla ilgili her iddiayı tamamıyla reddetmektedirler. Askeri bir operasyon yapılmadığını gösteren belgelere dayanarak, belirtilen köyde veya çevresinde askeri bir operasyon yapılmadığını ileri sürmektedirler. Mahkeme, köy muhtarı Mehmet Yeşil'in ifadelerinden etkilenmiştir. Muhtar olay günü çok sayıda askerin sabahın erken saatlerinde köye geldiklerini ve köy civarında silahlı çatışma olduğunu belirtmesine rağmen, askerlerin köydeki evleri yakmış olabilecekleri ihtimalini kabul etmemektedir.
45. Mahkeme, Hükümet tanıklarının ifadelerinin, başvuru sahibinin doğrudan görgü tanıklarının ifadelerindeki iddiaları çürütecek nitelikte olmadığı ve gerçekten 13 Kasım 1993 tarihinde Akdoruk köyünde askeri bir operasyon gerçekleştirildiği ve başvuru sahibinin mülkünün ve mallarının güvenlik güçlerince yakıldığına dair sağlam kanıtlar olduğu sonucuna varmıştır.
2. Mahkemenin olaylar hakkındaki tespitleri ve sonuç
46-48. Delegeler tarafından dinlenen tanıkların ifadeleri (22-38 par.arası) ve taraflardan tarafından sunulan yazılı belgeler (21.par.) dikkate alındığında, Mahkeme özet olarak aşağıda belirtilen sonuca ulaşmıştır:
13 Kasım 1993 tarihinde, sabahın erken saatlerinde çok sayıda asker Akdoruk köyüne gelmiştir. Askerlerin ellerinde bir isim listesi vardır ve bazı evleri yakmaya başlamışlardır. Olay anında başvuru sahibi köyde değildir ve tarlasına gitmiştir ancak bulunduğu yerden köyden yükselen alevleri ve dumanları görmüştür. Başvuru sahibinin evi, malları ve hayvanları olay esnasında yok edilmiştir.
Bu bulgular temelinde, Mahkeme başvuru sahibinin şikayetlerini Sözleşmenin değişik maddeleri içerisinde inceleyecektir.
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
49. Başvuru sahibi, evinin yok olması ve sonucunda ailesinin köyden tahliye olmasındaki olaylara istinaden Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan "Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya küçük düşürücü muameleye tabi tutulamaz" hükmünün ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
50. Hükümet ise herhangi bir temele dayanmaksızın bu şikayete karşı çıkmaktadır.
51. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesini demokratik toplumların en temel değerleri arasına koyduğunu hatırlatmaktadır. Organize suçlarla veya terörizmle mücadelede gibi en zor şartlarda dahi, Sözleşme işkence, insanlık dışı muamele ya da aşağılayıcı davranışları kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Mahkeme, ayrıca 3. maddenin yorumlanmasında kötü muamelenin maddenin kapsamı içerisinde değerlendirildiğinde önce belirli bir minimum düzeyde şiddete ulaşmasını istemektedir. Bu minimum düzey değerlendirmesi görecelidir; muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı olaylarda cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu dahil olmak üzere davanın bütün şartlarına bağlıdır. (bak. Selçuk ve Asker v. Türkiye kararı 24 Nisan 1998, Reports of Judgments and Decisions 1998-II, s. 909, par.75-76).
52. Mahkeme, başvuru sahibinin evinin, ailesinin gözleri önünde yakıldığını, bunun onları barınma hakkından mahrum bıraktığını, evlerinden ve yakınlarından ayrılmak zorunda bıraktığını da göz önünde tutmaktadır.
53-54. Mahkeme, güvenlik güçlerince başvuru sahibinin evinin ve mallarının yok edilmesinin başvuru sahibinin olan olaylardan yeterince acı çekmesine sebep olduğunu düşünerek, olayları 3. maddenin kapsamında insanlık dışı muamele olarak nitelemekte (bak. Selçuk ve Asker kararı, aynı yerde, par. 77-78) ve bu yüzden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
55. Başvuru sahibi, olaylar sonucunda evi ve köyünden ayrılmaya zorlandığı gerekçesiyle kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
56. Hükümet ise davanın bu yönünü dikkate almamıştır.
57. Mahkeme, Sözleşmenin 5/1 maddesinin temel amacının, kişi özgürlüğünün keyfi davranışlar sonucu yok edilmesinden korumak olduğunu hatırlatmaktadır (bak. Selçuk ve Asker v. Türkiye, 23184/94 ve 23185/94, Komisyon'un tarihli 28 Kasım 1996 raporu, par.185-187).
58-59. Bu olayda, başvuru sahibi ne tutuklanmış, ne göz altına alınmış ne de özgürlüğünde mahrum bırakılmıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin evini kaybetmesinden dolayı oluşan güvensiz şahsi durumunu Sözleşmenin 5/1 maddesinde tasarlanan şartlarla bağdaşmadığını düşünerek (bak Selçuk ve Asker kararı, par.186), Sözleşmenin 5/1 maddesinin ihlalinin gerçekleşmediği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN VE 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
60. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 8. maddesine dayanarak evinin ve malvarlıklarının kasıtlı olarak yok edildiğini ileri sürmektedir. 8. madde aşağıdaki hükmü ihtiva eder;
"1. Herkes, özel yaşamıyla aile yaşamına, konut ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına, demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği ya da ülkenin ekonomik refahı gerekleriyle ve kamu düzeninin korunması ya da suçun önlenmesi, sağlık ve ahlakın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olduğu ölçüde ve yasa uyarınca olan karışmalar dışında kamu makamları tarafından karışılamaz."
ve 1 Nolu protokolün 1. maddesi ise mülkiyet hakkına ait hükümler ihtiva etmektedir;
"Her gerçek ve hükmi şahıs mülkiyet hakkına sahiptir. Uluslararası hukukun genel prensipleri ve kanun tarafından öngörülen şartlar altında ve kamu menfaati haricinde hiçbir kimse malından yoksun bırakılamaz. Bir önceki belirtilen durumlar, cezaların veya diğer vergilerin ödenmesini sağlamak için veya kamu yararına uygun olarak malların kullanımını yasal hale getirmek için devletin gerekli olarak değerlendirdiği kanunları yürürlüğe koyması hakkına zarar veremez."
61. Hükümet ise, başvuru sahibinin şikayetlerini kabul etmemiş ve dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
62. Mahkeme, güvenlik güçlerinin kasıtlı olarak başvuru sahibinin evini ve malvarlığını yok ettiğine, onu ve ailesini köylerini terk etmeye zorladığına karar vermiştir(47. par) . Bu eylemler, 3. maddenin ihlali ile birlikte, başvuru sahibinin özel ve aile hayatı ile mülkiyet hakkına yönelik çok ciddi ve haksız müdahaleleri teşkil etmektedir ( bak.Mentes ve Diğerleri v. Türkiye, 28 Kasım 1997, par.73, ve Dulas v. Türkiye, no. 25801/94, par. 60, 30 Ocak 2001).
63. Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin ve 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
V. SÖZLEŞMENİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLALİ İDDİALARI
A. Sözleşmenin 6/1. maddesi
64. Başvuru sahibi, haklarını savunmak için mahkemeye gitme hakkının iddiaları karşısında etkili bir soruşturma yapmayan yetkililer tarafından engellendiğini ileri sürmektedir. Böyle bir soruşturma olmadığından dolayı tazminat isteme şansının olmadığını düşünmektedir.
65. Hükümet ise, başvuru sahibinin iç hukukta haklarını savunabileceği geri kalan yolları izlemediğini ileri sürmektedir.
66. Mahkeme, başvuru sahibinin 11 Eylül 1995 tarihindeki kabul edilebilirlik nedenlerinden dolayı sivil mahkemeler önüne eylemini taşımadığını görmektedir. Bu yüzden başvuru sahibinin iddiaları karşısında ulusal mahkemelerin hüküm verip veremeyeceklerine dair karar vermeyi Mahkeme imkansız görmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuru sahibinin şikayetlerinin, yapılan etkili soruşturma eksikliğine bağlı olduğunu düşünmektedir. Bundan dolayı bu şikayet 13. madde kriterlerine göre incelenecektir.
67. Sonuç olarak Mahkeme, 6/1. maddenin ihlali olduğuna dair karar vermeye gerek görmemektedir.
B. Sözleşmenin 13. maddesi
68. Başvuru sahibi, Sözleşmede tanımlanan hakların mağduriyetleri açısından etkili başvuru hakkına sahip olmadığını iddia etmektedir. Köy yakma ile ilgili önceki davaları referans göstererek, Türkiye'nin güney doğusunda bölgesinde 13. maddenin ihlaline yönelik sistematik uygulamalar olduğunu ve kendisinin de bunun mağdurlarından olduğunu iddia etmektedir.
69. Hükümet ise başvuru sahibinin kasten iç hukuktaki hak arama yollarını durdurduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuru sahibinin Kulp Cumhuriyet Savcılığında şikayet dilekçesini yazdıktan sonra adli yetkililere herhangi bir adres bırakmayıp ortadan kaybolduğuna dikkati çekmektedir. Buna rağmen, Hükümete göre adli yetkililer başvuru sahibinin köylü işçilerinin ifadelerini alarak etkin bir soruşturma gerçekleştirmişlerdir.
70. Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşme hak ve hürriyetlerinin ulusal düzeyde uygulanmasını sağlamak üzere ne şekilde olursa olsun etkili başvuru yollarının mevcudiyetini garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle 13. maddenin etkisi, her ne kadar Akit Devletlere bu maddedeki yükümlülüklerine ne şekilde uyum sağlayacakları konusunda bir dereceye kadar takdir yetkisi verilmiş olsa da, Sözleşme altında "tartışılabilir bir şikayetin" esasıyla ilgilenen ve uygun bir yasal çözüm sunan ulusal düzeyde bir yasal başvuru yolunun mevcut olmasını şart koşmasıdır. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı, başvuru sahibinin Sözleşmeye göre yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber, 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, kanunda yer almasının yanı sıra uygulamada da "etkili" olmalıdır, özellikle bu hukuk yolunun uygulanması sorumlu Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleri ile haklı bir gerekçe olmaksızın engellenmemelidir (bak. yukarıda bahsedilen Dulas 65. par. ve Yöyler 87.par.).
71. Bir bireyin, evinin ve mallarının kasıtlı olarak Devletin birimleri tarafından yok edildiğine dair tartışılabilir iddialara sahip olması durumunda, 13. madde uygun tazminat ödenmesinin yanında ayrıca sorumluların tanımlanması ve cezalandırılması için tam ve etkin soruşturmayı şart koşmakta ve şikayetçinin soruşturma prosedürlerine etkin ulaşımını kapsamaktadır (bak.Menteş ve Diğerleri, yukarıda bahsedilen, pp. 2715-16, par. 89).
72. Mahkeme, olayları daha öncesinde Sözleşmenin 3 ve 8. maddeleri ile 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali kapsamında değerlendirdiğini hatırlatarak, başvuru sahibinin şikayetlerini 13. madde açısından da "tartışılabilir" bulmuştur (bak. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tar. karar, Seri A no.131, s.23, par.52, ve Dulas, par. 67).
73. Mahkeme, olayların ardından başvuru sahibi, Ahmet Altun ve Mustafa Aldemir'in Kulp Cumhuriyet Savcısına şikayetlerini ilettiklerinin farkındadır. İfadelerinde açıkça evlerinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığını belirtmektedirler. İfadeleri kayıt altına alındıktan sonra Savcı hazırlık soruşturması başlatmıştır. İddiaların ciddiyeti karşısında, Mahkemenin görüşü Savcının olayla ilgili gerçekleri aydınlatacak delilleri toplama ve kayıt altına alma zorunluluğunda olduğudur. Ancak, Savcının soruşturması sadece üç şikayetçinin ifadelerini almakla sınırlı kalmıştır ve olay yerinde bir araştırma yapmak, olaya tanık olan diğer köylüleri sorgulayarak veya olaya karıştığı iddia edilen güvenlik gücü mensupları ile görüşerek olayların gerçek versiyonunu kurmaya yönelik hiçbir çabanın varlığı gözükmemektedir. Bu durumlar, soruşturmanın bu bölümünde güvenilirliğine ve tamlığına dair önemli ölçüde noksanlıkların olduğunu ortaya koymaktadır.
74. Mahkemenin önündeki dava dosyasına göre, şikayetçilerin ifadesini aldıktan sonra Savcı, olayın yargı önüne çıkmasına gerek görmemiş ve dosyayı memurların durumunun soruşturulması için Kulp İlçe İdare Kuruluna göndermiştir. Bu iç soruşturmanın bu bölümü açısından Mahkeme, soruşturma ile sorumlu yetkililerin yeterli bağımsızlığa ve tarafsızlığa sahip olduklarını düşünmemektedir. Bu bağlamda Kulp Kaymakamının, Kulp Jandarma Komutanını soruşturmacı olarak tayin ettiğini hatırlatmaktadır, oysa bu kişi olaylara karıştığı iddia edilen jandarmaların aynı zamanda hiyerarşik olarak üstüdür. Daha da ötesi tanıkların ifadelerinden de açıkça anlaşıldığı gibi ilçe jandarma komutanı, olayı araştırması için ilçe jandarma karakolu komutanına yetki vermektedir. Oysa Kulp Jandarması ev yakma olayları ile ilgili olarak suçlanmaktadır. Bu yüzden Mahkeme, aynı jandarma karakolunun olayları araştırması için görevlendirilmesini kabul edilemez bulmaktadır.
75-76. Bu anlatılanlar ışığında Mahkeme, başvuru sahibinin iddiaları karşısında yetkililerin tam ve etkin bir soruşturma yapmadıkları ve diğer yolları kullanmada -tazminat talebi dahil- kolaylık sağlamadıkları dolayısıyla 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
VI. SÖZLEŞMENİN 3, 6, 8 VE 13. MADDELERİ İLE 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİ İLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDENİN İHLALİ İDDİASI
77. Başvuru sahibi, kendisinin Kürt kökenli olması sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını dolayısıyla Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. 14. madde şu hükmü içermektedir:
"Bu sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, mülkiyet, doğum ve benzeri bir ayrım gözetmeksizin herkes için sağlanır."
78. Başvuru sahibi, evinin ve mallarının yakılmasını ulusal bir azınlığa mensubiyetinden dolayı yapılan ayrımcılığın oluşturduğu resmi politikanın bir sonucu olduğunu ileri sürmektedir.
79. Mahkeme bu iddiaları kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş ancak bunları dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden bu başlık altında bir ihlal olmadığına karar vermiştir.
VII. SÖZLEŞMENİN 18. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
80. Başvuru sahibi, Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlüklerin Sözleşmede izin verilmeyen amaçlar ile sınırlandığını iddia etmiştir. 18 madde;
"Bu Sözleşme'de anılan haklar ve özgürlükler için izin verilen kısıtlamalar, belirlenmiş oldukları amaçtan başka bir amaç için uygulanamaz."
81. Mahkeme bu iddiaları kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş ancak bunları dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden bu başlık altında bir ihlal olmadığına karar vermiştir.
VIII. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
82. 41. madde aşağıdaki hükmü içerir:
"Mahkeme, işbu Sözleşme veya Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Taraf Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa ve gerekli ise Mahkeme zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir."
A. Maddi Tazminat
83. Başvuru sahibi evini, hayvanlarını, gıda maddelerini ve gelir kaynaklarını kaybettiğini ileri sürerek bu başlık altında toplam 87.078.82 İngiliz Sterlini maddi tazminat talep etmiştir.
84. Hükümet ise, başvuru sahibinin iddialarının dayanaksız olduğunu ve bu yüzden herhangi bir tazminat ödemeye gerek olmadığını ileri sürmektedir.
85. Başvuru sahibinin evi ve malvarlığının güvenlik güçleri tarafından yok edildiğini tespit eden Mahkeme, maddi tazminat ödenmesine gerek görmüştür. Ancak başvuru sahibi kaybettiği malların miktarını ve değerini belgelerle veya başka bir şekilde kanıtlayamadığından, Mahkeme hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapmıştır.
1. Ev
86-87. Başvuru sahibi, evinin 240 metrekare genişliğe sahip olduğunu belirterek değerini 15.664.70 İngiliz sterlini olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme ise delil yokluğundan dolayı kendi değerlendirmesi ile adilane bir karar vererek değeri 10.000 Euro olarak belirlemiştir.
2. Diğer Mülkiyet
88-89. Başvuru sahibi bu başlık altında 4.732.90 İngiliz sterlini talep etmiştir. Mahkeme ise, 6.000 Euro değer belirlemiştir.
3. Gelir Kaybı
90-91. Başvuru sahibi aynı zamanda çiftçiliğinin gelir kaybından dolayı tazminat talep etmiştir. Bu açıdan hayatını toprağından geçinerek sürdürdüğünü belirtmiştir. Şartların zorlaması sonucu Akdoruk köyünden ayrıldığını, artık toprağı ile meşgul olamayacağını bu yüzden gelir kaybına uğradığını ileri sürerek 66.681.21 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Mahkeme ise oluşan şartlardan dolayı başvuru sahibinin gelir sıkıntısı çektiği kanaatine varmış, ancak delil yokluğundan dolayı kendi değerlendirmesi ile 6.000 Euro değer belirlemiştir.
4. Özet
92. Sonuç olarak maddi tazminat yönü ile Mahkeme başvuru sahibine toplam 22.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Manevi Tazminat
93. Başvuru sahibi, mülkiyetinin yok edilmesinden duyduğu eleme gönderme yaparak 15.000 İngiliz Sterlini manevi tazminat talep etmiştir.
94. Hükümet ise, herhangi bir ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediği tartışması içerisinde, manevi tazminat ödenmesine karşı çıkmıştır. Hatta Hükümet Mahkemenin bir ihlal bulması durumunda bunun manevi tazminat ödenmesi için yeterli olacağını ileri sürmüştür.
95-96. Mahkeme ise, başvuru sahibinin evinin ve mülkiyetinin kasten yok edilmesi ve köyünden ayrılmak zorunda kalmasından dolayı Sözleşmenin 3, 8, 13. maddeleri ve 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ihlallerini tespit edilmesini göz önünde tutarak manevi tazminat ödenmesi gerektiğini düşünmüş ve 14.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Masraflar ve Harcamalar
97. En son olarak, başvuru sahibi bu başlık altında toplam 15.523.21 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Bu talepler ise; 8.835 İngiliz Sterlini avukatların ücreti, 1.135.44 İngiliz Sterlini avukatlar tarafından yapılan idari masrafları, 655 İngiliz Sterlini Kürt İnsan Hakları Projesi (KİHP) tarafından yapılan idari masrafları, 2.000 İngiliz Sterlini KİHP tarafından yaptırılan çeviri ücretlerini, 2.874.77 İngiliz Sterlini Komisyon'un Ankara'da olayları araştırma görevi esnasında avukatlar tarafından yapılan masrafları içermektedir.
98. Hükümet bu talepleri mesnetsiz ve aşırı bulmaktadır. Hükümet KİHP'in rolünü tartışarak ne başvuru sahibi ne de temsilci olarak kategorize edilemeyeceğini dolayısıyla KİHP'e herhangi bir meblağ ödenmesini kabul etmemiştir.
99. Mahkeme, bu davanın maddi gerçekler ve hukuk açısından ayrıntılı inceleme isteyen ve Ankara'daki tanıklardan ifade almayı gerektiren karmaşık noktaları içerdiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi çerçevesinde yalnızca gerçekten ve mecburen yapılan legal masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır.
100. Eldeki bilgilere dayanarak tahmini hesap yapmak suretiyle Mahkeme, başvuru sahibine masraf ve harcamalarına karşılık Katma Değer Vergisi (KDV) hariç, sterline çevrilmek suretiyle ve başvuru sahibinin Birleşik Krallık'taki hesabına yatırılmak üzere 15.000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.
D. Gecikme Faizi
101. Mahkeme, gecikme faizinin %3 puan eklenmesi suretiyle Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizi oranına dayanmasının uygun olacağını düşünmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edilmediğine,
3. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali hakkında karar vermeye gerek olmadığına,
4. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
5. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
6. Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,
7. Sözleşmenin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,
8. 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
9. a) Sorumlu Devletin, Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca yargılamanın son bulduğu tarihten itibaren 3 ay içerisinde başvuru sahibine aşağıdaki miktarları ödemesine,
a. maddi tazminat olarak 22.000 Euro,
b. manevi tazminat olarak 14.500 Euro,
c. masraf ve harcamalar için 15.000 Euro,
b) yukarıda bahsedilen üç aylık son ödeme tarihinden sonra bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının üç puan üzerinde aylık faiz uygulamasına,
10. Başvuru sahibinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy