(Yaşama ve Etkili Başvuru Hakları ile Kötü Muamele ve Ayrımcılık Yasağı İhlalleri İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dördüncü Daire Kararı
Başkan: V. Stráznická, Üyeler: J. Casadevall, R. Maruste, S. Pavlovschi, L. Garlicki, J. Borrego Borrego ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 25354/94
Karar Tarihi: 30 Mart 2004
Başvuru sahibi, Nuray Şen'in kocası Mehmet Şen, DEP Partisi üyesi olup 1994 yerel seçimlerinde partisinin Ayran Belediye (Şanlıurfa, Birecik) Başkan adayıdır. Mehmet Şen, 26 Mart 1994 günü kimliği bilinmeyen kişiler tarafından kaçırılmış ve 29 Mart günü cesedi bulunmuştur.
Nuray Şen, kocasının siyasi faaliyetleri ve kökeni sebebi ile güvenlik güçleri tarafından kaçırıldığını, işkence gördüğünü ve daha sonra öldürüldüğünü iddia etmiş ancak ulusal makamlarca yapılan soruşturmadan bir netice alınamamıştır. Bunun üzerine başvuru sahibi, Sözleşme'nin 2, 3, 6, 13, 14 ve eski 25. maddelerinin ihlal edildiği iddiaları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
Hükümet, başvuru sahibinin bütün iddialarını yalanlamış, Mehmet Şen'in kaçırılması ve öldürülmesi olayına güvenlik güçlerinin katılımının kanıtlamadığını, öldürülme olayı üzerine yapılan soruşturmanın eksiksiz ve yeterli olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme ise oybirliğiyle;
1. Başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri veya Devlet adına hareket eden şahıslar tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü iddiası ile ilgili olarak Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Başvuru sahibinin kocasının ölümü üzerine ulusal yetkililerin yeterli ve etkin bir soruşturma yapma yükümlülüklerinde başarısız olmaları bağlamında Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Sözleşme'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşme'nin eski 25. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
7.
a) Sorumlu Devlet'in, Sözleşme'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra üç ay içerisinde aşağıdaki meblağları başvuru sahibine ödemesine;
i) 14.500 Euro manevi tazminat,
ii) Avrupa Konseyi'nden alınan 3.966 Euro düşülmek kaydıyla masraflar için 36.000 Euro ve
iii) Bu miktarlara uygulanacak her türlü vergi.
b) Bu miktarların üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının faiziin % 3 fazlası olarak tespit edilmesine;
8. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Tanrıkulu v. Türkiye, 23763/94
2. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988
3. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
4. Çakıcı v. Türkiye, 23657/93
5. Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998
6. Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997
7. Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998
8. Kılıç v. Türkiye
9. Osman v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998
10. Yasa v. Türkiye, 2 Eylül 1998
11. Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93,
12. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık 27 Eylül 1995
13. Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998
14. Klass v. Almanya, 22 Eylül 1993
15. McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95, 4 Nisan 2000
16. Orhan v. Türkiye kararı, no. 25656/94
17. Tepe v. Türkiye, no. 27244/95, 9 Mayıs 2003
18. Nuray Şen v. Türkiye, 41478/98, 17 Haziran 2003
PROSEDÜR
1-7. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı olan Nuray Şen'in (başvuru sahibi) 4 Nisan 1994 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon), Sözleşme'nin 2, 3, 6, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla yapmış olduğu 25354/94 numaralı bir başvurudan kaynaklanmaktadır. Başvuru 5 mart 1996 tarihinde kabul edilebilir bulunmuş ve 1 Kasım 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) sevk edilmiştir. Mahkeme'de dava 4. Daire'ye verilmiştir. Türkiye adına seçilen hakim Rıza Türmen'in davadan çekilmesi ile yerine ad hoc hakim olarak Feyyaz Gölcüklü atanmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN ŞARTLARI
8. Başvuru sahibi, 1951 doğumlu olup başvuru tarihinde Gaziantep'in Nizip ilçesinde yaşamaktadır. Fransa'dan iltica hakkını alması sebebiyle şu an Paris'te yaşamaktadır. Başvuru sahibi, başvurusunu sadece kendisi adına değil aynı zamanda kızı ve ölmüş kocası adına da yaptığını ileri sürmüştür. Dava, başvuru sahibinin, kocası Mehmet Şen'in güvenlik güçleri tarafından kaçırıldığı, işkenceye maruz bırakıldığı ve öldürüldüğü iddiaları ile ilgilidir.
9-10. Mehmet Şen'in ölümüne sebep olan konularda taraflar arasında anlaşmazlık vardır. Başvuru sahibinin olayları anlatımına A Bölümünde, Hükümet'in mütalaalarına da B Bölümünde yer verilmiştir. Komisyon Temsilcilerinin Ankara'da almış olduğu ifadelere ise C Bölümünde yer verilmiştir. Tarafların sunmuş olduğu diğer deliller, belgeler ve Mahkeme'nin konu ile ilgili olduğunu düşündüğü diğer deliller ise D Bölümünde verilmiştir.
A. Başvuru sahibinin olaylarla ilgili mütalaaları
11. Başvuru sahibinin kocası, Mehmet Şen Kürt kökenli bir Türk vatandaşıdır. Seçimlerden çekilene kadar Türkiye'deki Demokrasi Partisi'nin (DEP) faal bir üyesidir. 1994 yerel seçimlerinde partisinin Ayran Belediye (Şanlıurfa, Birecik) Başkan adayıdır.
12. DEP'e üyeliği boyunca sivil polislerce takip ve tehdit edilmiş ve bu adaylıktan çekilmesinden sonra da devam etmiştir. 25 Mart 1994 günü Mehmet Şen, başvuru sahibine sıradan sivil polisler tarafından değil ancak "tetikçiler" tarafından takip edildiğini söylemiştir.
13. 26 Mart 1994 gün saat 17:00 sıralarında, iki sivil polis, Mehmet Şen ve Rasim Ağpak'a ait Birecik'teki Çağdaş Kıraathanesinde çay içmişlerdir. Saat 19:00 gibi 34 PLT 30 plakalı Doğan SLX marka bir araç kıraathanenin kapısını kapatmıştır. Üç sivil kıyafetli adam, arabanın motorunu çalışır vaziyette bırakarak içeriye girmiştir. Dördüncü bir şahıs arabanın içinde kalmıştır. İçeri girenlerden birisi Rasim Ağpak'a Mehmet Şen olup olmadığını sormuş, olumsuz cevap alınca kendisini tanıtan Mehmet Şen'e yaklaşmıştır. Kıraathanedeki 9 kişinin önünde şahıslar, sivil polis olduklarını ve Mehmet Şen'i Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüklerini söylemiştir. Mehmet Şen kollarından yakalanmış ve kapının önünde bekleyen araçla götürülmüştür.
14-15. Kaçırılma haberini duyduktan sonra başvuru sahibi, diğerleri ile birlikte, Mehmet Şen'in kendi idarelerinde olduğunu reddeden ve kaçırılması ile ilgili bilgi sahibi olmadığını açıklayan Nizip TEM Şubesine, konu ile ilgili hiçbir bilgilerinin olmadığını söyleyen Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'ne ve konuyla ilgilenmeleri istemi ile İnsan Hakları Derneği Gaziantep Şubesi'ne başvurmuştur. Bazı tanıdıkları da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'ne başvursalar da Mehmet Şen'in gözaltında olmadığı bilgisini almışlardır.
16. Başvuru sahibi, 28 Mart 1994 günü, kocası Mehmet Şen'in kaçırıldığına dair bir dilekçe ile Nizip Cumhuriyet Savcılığına başvurmuştur.
17. 30 Mart 1994 günü, meçhul bir şahıs "Özgür Gündem" ve DEP Gaziantep İl Başkanlığına telefon ederek Mehmet Şen'in cesedinin Gaziantep Devlet Hastanesi'nde olduğunu söylemiştir. Başvuru sahibi bunun üzerine hastaneye gitmiş, cesedi incelemiş ve kocasının işkence ile öldürüldüğünü tespit etmiştir. Cesedin sağ gözünün oyulduğunu, kafatasının sağ tarafının parçalandığını, sağ kolunun kırıldığını, parmaklarının kırıldığını, üzerinde darbe izlerinin olduğunu, biri başta biri de ensede olmak üzere iki mermi yarasının olduğunu ve ölümden sonra ateş edildiğini ima ederek herhangi bir kan izinin olmadığını görmüştür.
18. Göğüs bölgesinin sol tarafında bir mermi yarasının, bitişik ateş edilmiş olan sağ kaş hizasından vücuda giren ve kafanın arka tarafından vücudu terk eden bir mermi yarasının, 95 cm mesafeden ateşlenmiş ve sol yanaktan girerek vücudu dolaşan ve kaburga bölgesinde duran bir mermi yarasının olduğunu ve vücut veya kafada darbe veya başka bir yara izinin olmadığını ve ölüm sebebinin kafaya isabet eden mermiler olduğu belirtilen bir otopsi raporu düzenlenmiştir.
19. 31 Mart 1994 günü başvuru sahibi ve DEP Siirt milletvekili, Naif Güneş Gaziantep Valisi'nin ziyaret etmişlerdir. Gaziantep Emniyet Müdürü ve İl Jandarma Komutanı da görüşmeye katılmışlardır. Jandarma Komutanı, Mehmet Şen'in cesedinin Şehit Kamil ilçesine bağlı Karpuzkaya köyü yakınlarında bir çoban tarafından bulunduğunu söylemiştir. Cumhuriyet Savcısı da aynı bilgiyi vermiş ve cesedin üzerinde kimliğinin olmadığını ve bu yüzden otopsi raporunun kimliği belirli olmayan ceset olarak hazırlandığını söylemiştir.
20. Bununla beraber, başvuru sahibine, bir kişinin, Mehmet Şen'in cesedinin dört sivil polis tarafından 29 Mart 1994 gecesi hastane morguna getirildiğine şahit olduğu bilgisi ulaşmıştır.
21. 13 Nisan 1994 günü İnsan Hakları Derneği Gaziantep Şubesi, başvuru sahibi adına Gaziantep Valisi ve Cumhuriyet Savcılığı'na bir başvuruda bulunmuştur. 22 Nisan 1994 tarihinde Vali, herhangi bir şüpheli veya şüphelilerin tespitinin o ana kadar mümkün olmadığı ancak soruşturmaların devam ettiği bilgisini vermiştir. Savcılık da ölüm olayı ile ilgili olarak soruşturmanın devam ettiği cevabını vermiştir.
22. Başvuru sahibi kendisine verilen cevaplar ve soruşturmalardan tatmin olmamıştır. Almış olduğu bilgiler kendisinin edinmiş olduğu bilgilerle uyuşmamaktadır. Bu sebeple Devlet ile cevap alabilmek için iletişimini sürdürmüştür. 26 Mayıs 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturmada herhangi bir gelişme olmadığı şeklinde bilgilendirilmiştir.
B. Hükümet'in olaylar ile ilgili mütalaaları
23. Şen'in kaçırıldığı zaman kahvehanede bulunan Osman Özer, Durmuş Kaplan, Maksut Yıldırım, Rasim Ağpak ve Abit Şahin'in ifadelerine göre, 26 Mart 1994 tarihinde üç kişi kahvehaneye girmiştir. İçlerinden birisi Mehmet Şen'i nerede bulabileceğini sormuştur. Şen kendisini tanıttığında nüfus cüzdanını göstermesi istenmiştir. Daha sonra soruyu soran kişi Mehmet Şen'e yaklaşmış ve içeriğini tanıkların göremeyeceği şekilde Mehmet Şen'e bir kart göstermiştir. Osman Özer ve Maksut yıldırım içeriye giren şahısların kendilerini sivil polis olarak tanıtmadıklarını bu sebeple de bu kişilerin polis olduklarını söyleyemeyeceklerini beyan etmişlerdir. Rasim Ağpak, Mehmet Şen'in kaçıranlara direnmediğini ve bu kişilere herhangi bir soru sormadığını beyan etmiştir. Bunun sebebi Şen'in bu kişileri tanıması olabilir.
24. 29 Mart 1994 günü Mehmet Şen'in cesedi Kahramanmaraş - Gaziantep otoyolu çalışması üzerindeki Karpuzkaya mezrası yakınlarında bulunmuştur. Aynı gün bir otopsi raporu düzenlenmiştir. Raporda ölüm sebebinin kafatasının kırılması, beyin dokularının zedelenmesi ve bir mermi yarasına bağlı olarak meydana gelen iç kanama olduğu belirtilmiştir. Başka herhangi bir saldırı veya işkence izine rastlanılmamıştır.
25. Nizip Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Şen'in öldürülmesi üzerine bir soruşturma başlatmıştır. 18 Mayıs 1994 tarihinde görevsizlik kararı verilerek dosya Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı'na sevk edilmiştir. Yapılan önsoruşturma neticesinde Mehmet Şen'in güvenlik güçlerince gözaltına alınmadığı belirlenmiştir. Şen'in kahvehaneden alındığı arabanın plakası sahtedir. Soruşturma Haziran 1996'dan beri beklemektedir.
C. Sözlü İfadeler
26. Taraflar arasında anlaşmazlık bulunan konularla ilgili olarak Komisyon'un üç temsilcisi 16-18 Haziran 1998 tarihleri arasında çeşitli ifadelere başvurmuşlardır. Başvuru sahibi dâhil toplam on bir kişi dinlenmiş olup çağrılmalarına rağmen ifade vermeye gelmeyen de kişiler olmuştur. Alınan ifadeler aşağıda verilmiştir:
1. Nuray Şen
27. Bayan Şen 1951 doğumlu olup 1971 yılından beri Mehmet Şen ile evlidir. Öğretmen olup kardeşinin Nizip'teki kafesini işletmektedir. Hiçbir kişisel düşmanı veya borcu yoktur. Herhangi bir kan davası da bulunmamaktadır.
28. Mehmet Şen, 1991 yılında siyasi olarak aktif hale gelmiş ve HEP ve DEP partilerinin kurulmasına yardımcı olmuştur. DEP, 1994 yerel seçimlerinden üyelerine gözdağı verilmesi sebebi ile çekilmiştir (tehditler, gözaltılar ve cinayetler).
29. Kocası DEP'in lider kadrosundandır ve Ayran Belediye Başkanlığı için aday olduğunda Jandarma Karakol Komutanlığı'nda tehdit edilmiş (bu kişi Başçavuş Orhan olabilir) ve sürekli olarak polis tarafından sorguya alınmıştır. Kocasının gözü o kadar korkutulmuştur ki, silah taşıma ruhsatı almak için başvuruda bulunmuş ve dışarıya yalnız çıkmaz olmuştur. Birçok kere polis tarafından gözaltına alınmış ve rahatsız edilmiştir.
30. Kaçırılmadan iki gün önce Mehmet Şen, eşine, daha önce kendisini izleyen adamlardan olmayan tetikçiler tarafından izlendiğini söylemiştir. Mehmet Şen, bu olasılık ve sorguda kendisinin ortadan kaldırılacağından, sorgulanan bir tanıdığı aracılığıyla haberdar olmuştur. Yedi kişi DEP ile ilişkileri ve Kürdistan Ulusal Meclisi'ne üye olmaları sebebiyle daha önce öldürülmüştür. Bu tetikçileri Mehmet Şen tanımamaktadır. Bu şahıslar orta boylu ve çevik yapılı olup telsiz ve silah taşımaktadırlar. Bayan Şen, bu kişilerin Devlet adına çalışan kontrgerillalar olduklarını ima ettiklerini anlamıştır.
31. 16 Mart 1994 günü Bayan Şen, kocasının kaçırılmasından beş dakika sonra kahvehane çalışanlarından Osman Özer tarafından konu ile ilgili olarak bilgilendirilmiştir. Özer, kahvehanede çay içmek için gelen iki yabancının olduğunu söylemiştir. Bu şahıslar gergin bir halde olup bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra çıkmışlardır. Daha sonra 34 PLT 30 plakalı Doğan SLX marka bir araç kapıyı kapatacak şekilde kahvehanenin önünde durmuştur. Arabanın içindeki dört yabancıdan birisi motor çalışır halde iken arabada kalmış, tabanca ve telsiz taşıyan birisi kapıda beklemiştir. Bu şahıs iyi giyimli olup orta yaşlıdır. Günlük kıyafetler içerisindeki, sert bakışlı ve iyi eğitimli oldukları her hallerinden belli olan diğer iki kişi Mehmet Şen'e benzeyen Rasim Ağpak'a doğru hareket etmişler, daha sonra kendisini tanıtan Mehmet Şen'in bulunduğu tarafa yönelmişler ve kahvehanedeki kişilere kimliklerini göstermişlerdir. Kapıda bekleyen şahıs telsizi ile konuşmuş ve "Tamam Efendim, şahsı aldık" dedikten sonra Mehmet Şen'e "bizimle emniyet müdürlüğüne geliyorsun, seninle işimiz var" demiştir. Mehmet Şen, soru sormak istese de iki kişi tarafından koltuk altlarından tutularak kapıya doğru sürüklenmiştir. Mehmet Şen arabaya bindirildikten sonra araç hemen hareket etmiştir. Kahvehanedeki insanların şok ve paniğine rağmen aracın plakasını almayı akıl edebilmişlerdir.
32. Bayan Şen'in olayla ilgili olarak her detayı öğrenmek istemesi sebebi ile bu konular ilerleyen günlerde defalarca Osman Özer, Rasim Ağpak, Maksut yıldırım ve Durmuş Kaplan arasında tartışılmıştır. İçinde dört sivil kıyafetli kişinin bulunduğu ve ilk aracın arkasından hareket eden ikinci bir aracın varlığından da bu tartışmalar sırasında haberdar olmuştur. Tanımadığı için olaylara tanık olan Abit Şahin ile konuşmamıştır.
33. Kahvehanede bulunanlar Mehmet Şen'i kaçıranların ellerindeki telsizleri, silahları, herkese gösterdikleri kimlikleri ve söyledikleri ile polis olduğunu düşünmektedirler. Bununla beraber kahvede bulunanlar ertesi gün saat iki gibi evlerinden alınmışlar ve konu ile ilgili olarak ifadelerine başvurulmuştur. Bununla kendilerine gözdağı verilmiştir.
34. Özer'in telefonundan hemen sonra Bayan Şen, Nizip Emniyet Müdürlüğü'nü ve TEM Şubesini aramıştır. Kendisine, kocasını gözaltına almadıklarını ve akıbetinden bilgileri olmadığını ve konuyu araştıracakları söylenmiştir. Bayan Şen, kocasının akıbeti ile ilgili olarak araştırma yapılması için Belediye Başkanı'na, bir milletvekiline, İsviçre'den bir heyete ve DEP üyelerine ulaşmaya çalışmıştır.
35. Bayan Şen'in Urfa, Gaziantep ve Birecik polisi ile yapmış olduğu araştırmalar sonuçsuz kalmıştır. O zaman yolculuk yapmak kimlik kontrolleri sebebiyle oldukça zordur. Buna rağmen avukat Çağatay Özarslan'ın, söz konusu plakanın Adana polisince kullanılan sahte bir plaka olduğunu söylemesi ile Adana'ya gitmiştir. Buradaki Cumhuriyet Savcısı kendisine hiç yardımcı olmamıştır. DEP'li bir milletvekiline başvurmuş, o da "Ne söyleyeyim sana? Ne yapabilirim ki?" demiş ve eve gidip beklemesini tembihlemiştir.
36. Daha sonra DEP'li Müslüm Kurucu ile karşılaşmış ve bu kişi kendisine DEP Gaziantep Şubesine acele geri dönmesi gerektiğini söylemiştir. Eve vardığında kocasının cesedinin Devlet Hastanesinde olduğunu öğrenmiştir. Gaziantep DEP Şubesi ve Özgür Gündem gazetesi düzgün konuşan bir bayan tarafından aranmış ve bu bilgiyi vermiştir. Mehmet Şen'in akrabaları aranmış ve Bayan Şen bu kişilerle hastanede buluşmuştur.
37. Bayan Şen, eşinin cesedinin bulunması ile ilgili olaylar hakkında bilgilendirilmemiştir. Daha sonra Gaziantep Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz, cesedin Şehit Kamil İlçesi Karpuzkaya kırsalında jandarma tarafından bulunduğunu söylemiştir. Cesedin üzerinde kendisini tanıtıcı hiçbir eşya çıkmamıştır. Cesedin kimliği, ceketinin cebi yırtılıp terzinin içine yazdığı isim ortaya çıktığında tespit edilmiştir. Bununla beraber Bayan Şen, eşinin takımının terzi tarafından dikilmediğini ve bir mağazadan hazır alındığını söylemiş ve jandarmaların bu konudan hiç bahsettiğini hatırlamamaktadır. Bu sebeple kocasının kimliğinin nasıl tespit edildiği konusundaki sorularına ısrarla devam etmiştir. Kendisine eşinin kıyafetlerinin soruşturma için elde tutulduğu söylenmiştir. O yıl içinde kayınpederine bir yüzük ve saat geri verilmiştir.
38. Eşinin cesedinin görünüşü korkunçtur: kafasının sağ tarafı tamamen ezilmiş, sağ gözü çıkmış, sağ el parmakları ve kolu kırılmıştır ve boğazında herhangi bir kan lekesi olmamakla beraber bir delik vardır. Sadece bir mermi deliği görmüştür. Otopsi raporunun bir örneğini almak için ısrar etmişse de ceset gömülene kadar bu rapor kendisine verilmemiştir. Bununla beraber rapor kendi tespitleri ile uyuşmamaktadır (yüz kısmında iki tane daha mermi deliği gibi).
39. Bayan Şen, Cumhuriyet Savcısına eşinin işkence gördüğünü söylemiş ve bir cinayet soruşturması açılması için ısrarda bulunmuştur. Ancak Cumhuriyet Savcısı, kendisini dinlememiş ve kendisinin ifadesine veya bilgisine başvurulmamıştır. Cumhuriyet Savcısını düzenli olarak görmek konusunda ısrarlı davrandığı için 26 Nisan 1994 tarihinde ifadesi alınmıştır. Bununla beraber soruşturmada yıllar sonra bile herhangi bir gelişme olmamıştır.
40. Kocası öldürüldükten sonra evi sürekli gözlem altında tutulmuş, tüm ziyaretçileri kaydedilmiş ve birçoğu görevli polislerce sorulan neden bu teröristleri ziyaret ediyorsunuz sorusuna muhatap olmuştur. 12 yaşındaki kızı okul çıkışında durdurulmuş ve sivil polislerce annesinin kendisini kurye olarak kullanıp kullanmadığı ve ne tip belgeler taşıdığı sorulmuştur. Kızı bundan çok korkmuş ve babası gibi öldürüleceği düşüncesi ile okulu bırakmıştır.
41. Olay zamanı tehdit telefonları almıştır. Arayan kişi kendisinin kontrgerilla olduğunu ve kendisinin de öldürüleceğini söylemiştir. Bayan Şen, eşinin evin anahtarlarını yanında taşıdığı için kapıların kilitlerini değiştirmiştir. Evlerinin altındaki fırının çalışanlarının ifade ettiğine göre özel tim polislerinin 28 Mayıs 1994 günü başarısız kalan eve girme teşebbüslerinde kızı ve kendisi evde değillerdir. Polisler daha sonra kızının kaldığı arkadaşının evine giderek arkadaşına neden bir teröristin kızını evlerine aldıklarını sormuşladır. Arkadaşının eşi dört veya beş gün gözaltında kalmış ve Şen ailesi ile ilişkileri konusunda sorgulanmıştır.
42. Bayan Şen, sokağın köşesinde bekleyen mor renkli bir araba sebebi ile evine gitmemesi için uyarılmıştır. Bu uyarıdan sonra eşyalarını veya kocasından kalanları almak için bile olsa eve gitmemiştir. Aynı sebepler nedeniyle kızı ile ayrı yaşamaktadırlar.
43. 10 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır'da gözaltına alınmış ve PKK ile olan bağlantıları hakkında 11 gün sorgulanmıştır (bakınız kendisinin diğer başvurusu, Nuray Şen v. Türkiye, 41478/98, 17 Haziran 2003).
2. Necip Şen
44. Necip Şen 1916 doğumlu olup Mehmet Şen'in babasıdır. Kaçırılmasına kadar oğlu kendisine hayatı hakkındaki korkularından veya siyasetçi olarak karşılaştığı zorluklardan bahsetmemiştir. Herhangi bir düşmanı yoktur.
45. Şen, oğlunun polisler tarafından götürüldüğünden bir sonraki sabah haberdar edilmiştir. Oğlunun öldüğünü sezmiştir. Nizip'e gitmiştir. Gelini, kocasını aramak için Adana'ya gitmiştir. Nizip'te iken Gaziantep'ten oğlunun öldüğü haberi gelmiştir.
46. Cesedi teşhis etmek için Gaziantep Devlet Hastanesine gitmiştir. Burada Nuray Şen ile karşılaşmamıştır. Oğlunun işkence edildiği belli olan cesedine bakamamış ancak muhtemelen bir kurşun sebebi ile sağ gözünün yerinde olmadığını görmüştür. Oğlunun kıyafetleri kan içindedir. Polis tarafından öldürüldüğü açıktır ve belki de bunun sebebi oğlunun belediye başkanı adayı olmasıdır.
47. Polis kendisine cesedi almasını söylemiş fakat kendisi cesedi ertesi gün teslim almıştır. Büyük bir kalabalık toplanmıştır ve cesedi alarak birlikte köye götürmüşler ve gömmüşlerdir. Her yerde saygısızca davranışlar içerisinde bulunan ve istim üzerinde duran jandarma ve polis vardır. Nuray Şen de cenazeye katılmıştır.
48. Bir veya iki ay sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından aranmış ve oğlunun kişisel eşyalarını alabileceğini söylemiştir. Bir yüzük ve saat almış ancak kanlı giysileri alamamıştır. Tek soruşturma, Nuray Şen'in kendisi ile kaldığı 9 veya 10 gün içerisinde Jandarma Karakol Komutanı Başçavuş Orhan tarafından yapılmış ve bunun tarihi jandarmalar tarafından kasıtlı olarak yanlış yazılmıştır.
3. Yusuf Şen
49-50. Şen, 1970 doğumlu olup Mehmet Şen ile herhangi bir akrabalık bağı olmadığı gibi kendisini de tanımamaktadır. Mayıs 1994'te tanık, herkesin kimliğinin kontrol edildiği Nizip çıkışındaki kontrollerde polis tarafından durdurulmuştur. Bu arama noktasından geçmeyen hiç kimse Nizip'ten ayrılamamaktadır. Burada üzeri aranmış ve kendisine neden "Özgür Ülke" gazetesi taşıdığı sorulmuştur. Soyadı ve üzerinde taşıdığı gazete sebebi ile üç polis tarafından bir tarlaya götürüldüğünü ve burada iki veya üç saat polislerin işkencesine uğradığını iddia etmiştir. Tecrübeleri ışığında Mehmet Şen'in nasıl öldüğünü tahmin etmektedir.
4. Zekâi Aktaran
51. Aktaran 1958 doğumlu olup olaylardan bir yıl sonra Şubat- Ağustos 1995 tarihleri arasında Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulunmuştur.
52. Mehmet Şen'in ölümü üzerine Gaziantep Cumhuriyet Başsavcısı Naci Ayaz tarafından bir soruşturma başlatılmıştır. Dosya daha sonra kendisine havale edilmiştir. Dosyada polisin aldığı tanık ifadeleri, Bayan Şen'in savcı tarafından alınan ifadesi ve otopsi raporu bulunmasına rağmen suçun failinin kim olduğunu gösterecek de hiçbir şey yoktur. Mehmet Şen'in cesedinin yanında bulunan kovanın balistik raporu soruşturma dosyasında bulunmamaktadır. Hiçbirisinin cinayetle ilgili olduğu belirtilmediği için polislerin ifadeleri alınmamıştır. Mehmet Şen'in kan davası bulunduğu iddiası ise ciddi bir dayanağı olmadığı için değerlendirmeye alınmamıştır.
53. Dosyayı alması ile beraber Mehmet Şen'in kaçırıldığı iddia edilen aracın - bal rengi, plakasında PLT, PUC veya PUD harfleri bulunan araç- plakasını alan tanıkların ifadelerinin eksik olduğunu görmüştür. Bu soruşturma aracın plakasını sahte olduğunu veya tanıkların plakayı yanlış aldıklarını ortaya çıkartmıştır. Osman Özer'in aracın 34 PVC 30 veya 34 PVD 30 plakalı yeşil bir araba olduğu ifadesinden sonra daha fazla bilgi için bir araştırma yapmamıştır. Osman Özer'in vermiş olduğu ifadenin tamamı veya başka konularındaki tezatlardan habersizdir.
54. Aktaran, kendisinin ve meslektaşının tatmin edici bir soruşturma yürüttüklerini düşünmektedir. Savcılar, polis tarafından ifadeleri alınmış kişilerin tekrar ifadelerini alma ihtiyacı duymamaktadırlar. Dahası, başvuru sahibinin, eşinin güvenlik güçlerinin olayla ilgileri olduğu iddiası konusunda açık görüşlüdür. Ancak çeşitli ifadelerde değerlendirmeye alınabilecek ve herhangi bir güvenlik görevlisi hakkında soruşturma açılmasını gerektirecek hiçbir şey yoktur. Dosya ile ilgili olarak bir daimi arama müzekkeresi çıkartmıştır. Böylelikle 20-25 yıl içerisinde yeni bir delil bulunduğunda soruşturma tekrar başlatılabilecektir.
5. İsmail Kelleci
55. Kelleci 1973 doğumlu olup olay zamanı Gaziantep'te Özgür Gündem gazetesinin muhabirliğini yapmaktadır. Mehmet Şen'i şahsen tanımaktadır.
56. 11 Aralık 1993 tarihinde "Özgür Gündem"e yapılan genel operasyon sırasında tanık gözaltına alınmış ve 6 gün gözaltında kalmıştır. Sorgusunun dördüncü gününde iki kişi ile birlikte Mehmet Şen'in de ismi geçmiş ve bu kişilerin halledileceği söylenmiştir. Bu konudan daha sonra Şen'i haberdar etmiş ve dikkatli olmasını tavsiye etmiştir.
57. Mehmet Şen'i daha sonra morgda görmüştür. Çok düzgün konuşan bir bayan gazeteyi arayarak haberleri vermiştir. Cesedi gördüğünde fotoğraflarını çekmiş, kırılmış gibi gözüken bileklerin ilginç şekline dikkat çekmiştir. Ceset masaya paralel yatırıldığı için yüzün yaralı bölümünü görmemiştir. Cesedi gördüğü zaman henüz otopsi yapılmamıştır.
58. Morgdan eve dönerken bir telefon gelmiş ve kendisi de ölümle tehdit edilmiştir.
59. Bayan Şen'in 31 Mart 1994 günü valiyi ziyaret ettiği heyette de bulunmuştur. Daha sonra tanık Jandarma İl Komutanı, İl Emniyet Müdürü ve Vali Yardımcısını görmüştür. Bu kişiler Şen'in muhtemelen kumar borcu sebebi ile öldürüldüğünü ve bunun Devlet tarafından yapılmadığını söylemişlerdir. Kendilerine yapılan ölüm tehdidinden bahsetmiş ancak bu ciddiye alınmamıştır. Bununla beraber kumar borcu teorilerinde ısrar etmişler ve Şen'in katilinin bulunacağı konusunda kendisine söz vermişlerdir.
6. Halil Alan
60. Alan 1958 doğumlu olup Gaziantep'te terzilik yapmaktadır ve olay zamanı DEP bölge başkanıdır. Mehmet Şen'in siyasi faaliyetleri sebebi ile tanımaktadır. O günlerde kendilerinin yerel seçimlerden çekilmelerine sebep olacak, Ankara'daki parti genel merkezinin bombalanması ile beraber faili meçhul kişilerce birçok cinayet işlenmiştir.
61. Mehmet Şen, kaçırılmasından dört gün önce dükkânına gelmiş ve arabasını tamir etmesini istemiştir. Şen'i yolcu ederken beyaz bir Renault Toros polis arabası tarafından takip edildiğini fark etmiştir. Arabanın içindekilerin bir daha görse tanıyabileceği sivil kıyafetli polisler oldukları açıkça görülmektedir. O zamanlar tüm parti mensupları aşırı bir baskı altında bulunmaktadır. Partinin seçimlerden çekilmesinden sonra bile bu baskı devam etmiştir. Mehmet Şen'in kaçırılmasından dört gün sonra 29 Mart 1994 günü gece yarısı gözaltına alınmış ve kendisine Refah Partisi'nin propagandası yapması söylenmiştir.
62. Nezarethaneye götürülürken kendisine Mehmet Şen'in dünyasını değiştirdiğini ve isterse kendisinin de aynı yere gönderilebileceği söylenmiştir. Mehmet Şen'in öldüğünü ve kendisinin de öldürülebileceğini anlamıştır (o zaman Mehmet Şen'in cesedinin bulunduğundan haberdar değildir). Evinden alınmadan önce panikle bazı telefon görüşmeleri yapmıştır. Daha sonra yumruklanmış, araba şehri terk etmeden dönmüş ve kendisi de evinden 220 metre ilerideki terörle mücadele şubesine teslim edilmiştir.
63. On altı gün gözaltında kalmıştır. Daha az gözaltında kaldığını gösterir nezarethane kayıtları yanlıştır. İşkence altında sorgulanmıştır. Şen'in adı geçmemiş fakat kendisine partisinin Nizip'te bitirildiği söylenmiştir. Daha sonra PKK'ya yardım ve yataklık yapmak iddiasıyla üç ay tutuklu kalmıştır. Serbest bırakıldığından bu iddialar düşmüştür fakat ruhsatsız silah taşıması ile ilgili işlemler hala devam etmektedir.
7. Doktor Zerrin Erkol
64. Dr. Erkol 1962 doğumlu olup 1990 yılından beri Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde adli tıp uzmanı olup bu konuda da ders vermektedir.
65. O zaman kimliği ve katili bilinmeyen Mehmet Şen'in otopsi raporunu kendisi hazırlamıştır. Bölgedeki çeşitli kan davalarına atıfta bulunduktan sonra bu cinayetin farklı olduğunu düşündüğünü söylemiştir. Maktulün gözlerinin bağlanmasına takılmıştır. Otopside kendisine uzman olmayan Dr. Ahmet Aslan yardım etmiştir. Tanık tarafından çok titiz ve sorumlu birisi olarak tanımlanan Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz da bu işleme nezaret etmiştir.
66. Ceset, tüm kıyafetleri üzerindeyken, bulunduğu yerde Dr. Aslan ve Cumhuriyet Savcısı tarafından incelenmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Daha sonra inceleme için hastaneye getirilmiştir. Maktulün ceketinin üzerindeki kan izlerinden hala kıyafetli ve hayatta iken vurulduğu anlaşılmaktadır. Kıyafetleri morgda çıkarılmıştır. Dr. Erkol otopsiden önce maktulün ceketinin cebindeki isimden haberdar edilmiş ancak bunun kimliğin tespiti için yeterli olmadığı söylenmiştir. Yerel haberleri takip etmediği için Mehmet Şen'in kaçırıldığından haberdar değildir ve maktulün kimliğini tespit etmek kendi işi değildir.
67. Ceset, mermi çekirdeğinin nerde olduğunun tespiti için röntgenden geçirilmiştir. Röntgenler muhafaza edilmemiştir. Kafada iki mermi yarası vardır ve bunlardan birisi göğüste bulunmaktadır. Bunlar, otopsiden 36 saat ile dört gün önce ölüme sebep olacak iç kanamayı başlatmışlardır. Şen'in yemek yedikten üç veya dört saat sonra öldürüldüğü anlaşılmıştır. Gaziantep'teki imkânların yetersizliği sebebiyle ölüm zamanı konusunda daha net bir şey söylemek mümkün değildir. Kafatasına giren ve çıkan mermi kurbanın gözünü de çıkartmıştır. Kollar veya parmaklarda herhangi bir kırık yoktur, duruşlarındaki tuhaflığın sebebi ölü katılığına dayanmaktadır.
68. Diğer çekirdek vücutta kalmış ve alınmıştır. Büyük ihtimalle 9 mm çaplı, kısa namlulu bir silahtan maktule 95 cm mesafeden ateşlenmiştir. Tanık, bir balistik uzmanın, şüpheli bir silahla ilgisi varsa karşılaştırmalı bir inceleme ile değerli bilgiler bulabileceğini beyan etmiştir.
69. Vücutta herhangi bir kötü muamele izi bulunmamaktadır. Herhangi bir görünen izin veya işkence iddiasının olmaması durumunda iç organların incelemesi yapılmamaktadır. Ancak, cesedin tahrif olmaya başlaması, ölüm sonrası renk değişimi, ölü katılığına bağlı bükülmeler, mermi yaraları ve otopsi kesikleri çok çirkin bir görüntü oluşturmuştur. Eğitim almamış bir kişi bu etmenleri kötü muamele emaresi olarak algılayabilir. Dahası, ceset otopsiden sonra yıkanmamıştır ve bu sebeple olduğundan da kanlı gözükmesi normaldir. Yıkama işlemi, morgda görevli din adamı hocanın veya ailenin yapacağı bir işlemdir. Bayan Şen'in boğaz bölümünde gördüğü delik otopsi kesiğidir.
70. Savcının emri olmaksızın insanlar morga giremezler. Gazeteci Kelleci'nin, cesedin morgda çekmiş olduğu iddia edilen fotoğrafının otopsiden önce mi yoksa sonra mı çekildiğini fotoğrafın kötü fotokopisinden ayırt edememiştir. Bununla beraber fotoğraftaki ellerden birisinin duruşundan hareketle fotoğrafın muhtemelen otopsi öncesinde çekilmiş olabileceğini söylemiştir.
71. Hükümetin, işlemlerin bu aşamasında vermiş olduğu fotoğrafların, tanığın otopsi tespitleri ile karşılaştırıldığında bazı tezatlar taşıması sebebi ile Mehmet Şen'in cesedine ait olmadığı ortaya çıkmıştır.
8. Ökkeş Güdül
72. Güdül 1947 doğumlu olup adliyede şoförlük yapmaktadır. Aynı zamanda otopsilerde Savcıya eşlik etmektedir.
73. Mevcut dava ile ilgili olayda savcıyı olay yerine götürmüştür. Ceset yolun çalışmalarının kenarında fakat araba ile ulaşılabilecek bir yerde olup yol kenarındaki kumlar ve kamyon trafiği nedeniyle tozlu durumdadır. Olay yerinde jandarmalar, parmak izi uzmanları ve bir kâtip ve de bir doktor vardır. Savcı, cesedin pozisyonunu da içeren bir rapor hazırlamıştır. Bu işlemler bir saat kadar sürmüştür. Ceset sırt üstü bir şekilde yatmaktadır ve kıyafetleri de üzerindedir. Gözlerinde sarı bir cam temizleme bezi vardır. Yerde kafadan gelen kan vardır. Ceset olay yerinde bir otopsi yapılması mümkün olmadığı için bir ambulansla Gaziantep Devlet Hastanesi morguna götürülmüştür. Kimliği hakkında herhangi bir konuşma olmamıştır.
74. Morgda cesedi görevlilerden başka kimsenin görmediğinden emindir. Dr. Erkol, röntgen, tıbbi işlemler ve tespitler konusunda verdiği ifadeleri tekrarlamıştır. Ceketin içinde Mehmet Şen'in isminin yazdığını hatırlamamaktadır. Bu kişinin kim olduğu hakkında da bir bilgisi yoktur. Bu polisiye bir iştir. Ona göre bu sıradan bir olaydır. İlgili belgede imzası olmasına rağmen Mehmet Şen'in babasının cesedin teşhisi için morga geldiğinde orda olup olmadığını hatırlamamaktadır. Olay zamanı şartlar oldukça sıkıntılıdır.
9. Selahattin Pekbalcı
75. Pekbalcı, 1956 doğumlu olup çiftçidir. Olay zamanı yol inşaatında çalışmakta ve patlayıcı malzeme kullanarak madenden malzeme taşımaktadır. Bir patlama sonrasında kendisinden 10 metre ileride bir ceset gördüğünde çok korkmuş ve cesede yaklaşmadan Aktoprak Jandarma Karakolu'na haber vermiştir. Bu konu ile ilgili olarak karakolda bir tutanak imzalamıştır. Cesedin bulunduğu yere araba ile ulaşılabilmektedir ancak daha ziyade bu yol kamyonlar tarafından kullanılmaktadır. O zamanlar İbrahim Kilit ile beraber çalışmaktadır.
10. Mehmet Sünbül
76. Sümbül 1970 doğumlu olup Jandarma Asteğmendir. Olay zamanı Şehit Arif Karakolu komutanıdır. Kendisinin amiri ise Jandarma Bölge Komutanı Hüseyin Kanat'tır.
77. Pekbalcı ve Kilit'in Tefken otoyolu inşaatında bir ceset bulduklarını bildirdiklerinde karakoldadır. Bu kişilerin ifadelerini almış ve daha sonra adamları ile beraber cesedin bulunduğu yere gitmiştir. Burada, kıyafetleri üzerinde olan, 45-50 yaşlarında, sırt üstü yatan, kafası ve yüzünde mermi izleri bulunan bir adam bulmuşladır. Nabzını kontrol etmiş, adamın öldüğünden emin olduktan sonra olay yerini kordona aldırtmış ve üstlerini haberdar etmiştir. İki mermi yarasının bulunmasına rağmen tüm aramalar sonucunda sadece bir kovan bulunmuştur. Ölüm zamanı veya cesedin ne kadar zamandır orada olduğu konusunda herhangi bir fikri yoktur. İl Jandarma Komutanlığı'ndaki kriminal laboratuar görevlisi olay yerine gelerek cesedin fotoğraflarını çekmiştir. Bunlar savcıya gönderilmedilerse hala jandarma dosyalarında olmalıdır.
78. Ertesi gün ceset ile ilgili bir tutanak hazırlamıştır. Cesedin kimliği cekette Şen'in ismi bulunmasına rağmen üzerinde herhangi bir kimlik bulunmadığı için açıkça yazılmamıştır. Bayan Şen'in bir gün önce yapmış olduğu kayıp ihbarından haberi yoktur. Kendi karakolu bu ihbar konusunda bilgilendirilmemiştir. Kaçırılma olayı Nizip'te olmuştur ve karakolunun, konuyu doğrudan araştırma yapılaması emri gelmediyse bu konudan haberdar edilmemesi normaldir. Amirlerine ceketin üzerindeki isimden bahsetmesinden sonra kendilerinin gerekli soruşturmayı yapmış olduklarını düşünmektedir.
79. Sünbül, o gün, kovanı, cesedin üzerinde bulunan yüzük, saat ve diğer belgeleri Cumhuriyet Savcısına göndermiştir. Gözlerin bağladığı bez de gönderilmiştir. Bu bezin üzerinde bir amiri tarafından bir soruşturma yaptırılan benzin istasyonunun ismi ve numarası bulunmaktadır. Cesedin yanındaki toprak üzerinde diğer kıyafet veya benzer eşyaların liflerini tespit etmek için herhangi bir analiz yapılmamıştır. Cesedin etrafından parmak izi alınıp alınmadığını hatırlamamaktadır.
80. Cesedin bulunduğu yere araba ile ulaşılabilmektedir. Bölge üzerinde ayak izleri bulunan yumuşak toprakla örtülüdür. Sadece inşaat işçileri bölgede dolaşmaktadırlar ve cesette görüş alanından oldukça iyi gizlenmiştir. Cesetten 8 ila 10 metre çapındaki bölgede herhangi bir araç izine rastlanılmamıştır.
81. Cesedin bulunduğu gün yolda herhangi bir arama olup olmadığını hatırlamamaktadır. Daha sonra, olay hakkında bilgi almak amacıyla yerli köylüleri ve inşaat işçilerini sorgulamıştır. Ancak bunlardan bir sonuç alamamıştır. Şen'in olay yerine tali yollardan getirilmiş olabileceğini böylelikle de ana yollardaki aramalara rastlanılmamış olabileceğini belirtmiştir. Mehmet Şen'in kaçırılmasından haberdar edilmiş olsaydı aramalarda bu kişi için kontrol yapılmasını emredeceğini beyan etmiştir. Arama noktalarında, aranan kişilerin listesi ile kişilerin kimlikleri karşılaştırılmaktadır. Aynı zamanda şüpheli kişilerin araçları ve üstleri de aranmaktadır.
11. Hüseyin Kanat
82. Kanat, 1969 doğumlu olup olay zamanı Şehit Kamil Bölge Jandarma Komutanıdır ve emrinde altı karakol bulunmaktadır. İş yükü oldukça ağırdır.
83. Karakol Komutanı tarafından olay hakkında bilgilendirildikten sonra kendisi de İl Jandarma Komutanı ve alay harekât merkezine haber vermiştir. Karakol Komutanı tarafından güvenliğinin alınması emredilmiş olay yerine giderken savcıya eşlik etmiştir. Alayın adli uzmanları ayrı araçlarla olay yerine gelmişler ve sistematik ve detaylı bir inceleme yapmışlardır. Çektikleri fotoğraflar Gaziantep Merkez Jandarma Komutanlığı'nda olmalıdır. İstenmişse Cumhuriyet Savcısı'na da gönderilmiş olabilirler. Fotoğraflar, soruşturmalara cesedi teşhis etmek amacı ile yardımcı olan kişilere gösterilmek için prensip olarak saklanmaktadır.
84. Kanat, Sünbül'ün cesedin tanımı, mermi yaraları, kovan ve ceketin içinde yazan isimle ilgili verdiği bilgileri onaylamıştır. Ceset, 15-16 saattir bulunduğu yerdeymiş gibi gözükmektedir. Balistik incelemenin ileri bir tarihte yapıldığını düşünmektedir ve sonuçların Cumhuriyet Savcılığı'nda olması gerekmektedir. Gözbağının üzerinde adı Petrol Ofisi olan bir istasyonun ismi yazmaktadır ki bu da maktulün Nizip'ten olma ihtimalini gündeme getirmektedir. Ancak daha önce Mehmet Şen'in kaçırılması hakkında bir malumatı yoktur. Cesedin bulunduğu alan parmak izi ve diğer izler için araştırılmıştır. Cesedin yanında onu bulan insanlara ait olabilecek parmak izleri bulunmuştur.
85. Cumhuriyet Savcısı'nın talimatları doğrultusunda cesedi aramışlar ve ceketin iç cebinde üzerinde Mehmet Şen isminin yazılı olduğu küçük bir kâğıt bulmuşlardır. Bulunan kâğıdın, bir kuru temizlemeci tarafından ceketin sahibinin ismini kaydetmemek için de yazılmış olma ihtimali de vardır. Gözbağını almışlardır ve alay harekât merkezine şahsın kimliğini onaylatmak amacıyla bilgi vermişlerdir. Şahsın kimliği tanık Gaziantep'teki ana karargâha gelene kadar tespit edilememiştir. Otopsiye katılmamış ancak cenazede bulunmuştur.
86. Öldürülen kişinin Mehmet Şen olduğu onaylandıktan sonra, Kanat, soruşturmalarına başladığı Nizip'e gitmiştir. Tanıkların ifadelerine göre, kurban en son bir kahvehanede iskambil oynarken görülmüştür. Üç kişi kahvehaneye girmişler ve yanlarına Şen'i de alarak bir araba ile uzaklaşmışlardır. Aracın plakası 34 PLT (veya PLV) 30'dur. Polisin yapmış olduğu araştırmalar sonuncunda bu plakaların sahte olduğu ortaya çıkmıştır. Benzer diğer plakaların araştırılmasından da bir sonuç çıkmamıştır. Tüm araçlarının resmi plakaları olduğunu söyleyerek güvenlik kuvvetlerinin bölgede sahte plakalarla görev yaptığı yönündeki her türlü iddiayı reddetmiştir. Alınan ifadelerde bahsi geçen ve bir gece kulübünde çalışan bir bayanı da tespit etmek için araştırmalar yapılmış ancak bu çabalarda sonuçsuz kalmıştır. Mahalli karakollar veya ana yollardaki arama noktalarından şüpheli herhangi bir olay da bildirilmemiştir. Her halükarda trafiğin yoğun olması sebebiyle yoldan geçen her aracı da aramaları da mümkün değildir. Bununla birlikte katil arama noktası olmayan tali yolları da kullanmış olabilir.
87. İlk olarak cinayetin resmi görevlilerce işlenmiş olabileceği ihtimali aklına gelmemiştir. Özellikle kurbanın yerel seçimlerde aday olması sebebiyle bunun "örgüt"ün bir iç hesaplaşması olabileceğini nitekim bölgede bu tip hoş olmayan olayların da sık sık yaşandığını düşünmüştür. Daha sonra Bayan Şen'in özellikle polislerle ilgili olarak yapmış olduğu, resmi görevlilerin bu cinayete karışma iddialarını gayri resmi olarak araştırmış fakat Şen'in iddialarını destekleyecek hiçbir delile ulaşamamıştır. Bu sebeple bu iddiaları reddetmektedir. Bayan Şen veya kahvehane çalışanları veya DEP üyeleri ile bizzat herhangi bir bağlantı kurmamıştır. Cinayetle ilgili ifadeler astları tarafından alınmıştır. Polis de kaçırılma olayının kendi sorumluluk sahalarında gerçekleşmesi sebebi ile ifade almıştır. Sonuçsuz kalan araştırmalar sonucunda herhangi bir kayıt tutulmamıştır. Bu yüzden örnek olarak, eğer birisi yukarıda adı geçen benzin istasyonuna araştırma yapmak için gitmiş ve herhangi bir şey bulamamışsa bununla ilgili herhangi bir kayıt tutulmamıştır.
88. Kendisinin bölgede görev yaptığı üç yıldan beri ondan fazla kişi silahla öldürülmüştür. Bu olayların birçoğunun failleri bulunmuştur. Sadece kafası ezilerek tanınamayacak hale gelmiş, kimliği bilinmeyen bir şahsın katili Mehmet Şen'in katili gibi bulunamamıştır. Bu iki olay olağandışıdır. Yedi DEP üyesinin öldürüldüğünü duymuştur, ama bunların olay zamanı gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmemektedir. Gazetelerde okuduğunun haricinde, siyasi karşıt olan veya çeşitli faaliyette bulunanları ortadan kaldırmak amacıyla gayri resmi olarak kurulmuş olan kontrgerilla grupları hakkında herhangi bir bilgisi yoktur.
12. Diğer tanıkların ifade vermeye gelmemeleri
89. Bazı tanıklar Komisyon Temsilcilerine ifade vermeye gelmemişlerdir: Mehmet Şen'in kaçırılışına tanık olan ve başvuru sahibinin avukatları tarafından dinlenilmeleri istenilen, sırasıyla, Osman Özer, Rasim Ağpak, Maksut Yıldırım, Durmuş Kaplan ve Abit Şahin, Hükümet tarafından dinlenilmesi istenen, olaydaki en önemli savcı Naci Ayaz. Ayaz aşırı iş yükü sebebi ile gelemeyeceğini bildirmiştir.
D. Diğer ilgili deliller
1. Başvuru sahibinin Nizip Cumhuriyet Savcılığı'na yapmış olduğu 28 Mart 1994 tarihli şikâyet dilekçesi
90. Başvuru sahibi, kocasının 26 Mart 1994 günü saat 19:00 sıralarında sivil polislerce kaçırıldığını ve bu olaydan itibaren bir daha kendisinden haber alamadığını belirtmiştir. Olayı gören tanıklar mevcuttur. Başvuru sahibi aynı zamanda matbu şikâyet dilekçesi de doldurmuştur. Savcı, hemen Nizip Emniyet Müdürlüğü'ne konu hakkında bir soruşturma başlatılması emretmiştir. 30 Mart 1994 günü benzer bir talimatı ve defin belgesini Gaziantep Nüfus Müdürlüğü'ne de göndermiştir. 18 Nisan 1004 günü ise Nizip Emniyet Müdürlüğü'nden talimatları ile ilgili olarak acil cevap istemiştir.
2. Gaziantep Cumhuriyet Savcısı'nın jandarmaya verdiği 30 Mart 1994 tarihli talimatlar
91. Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz, Gaziantep Jandarmasına, cinayetin fail veya faillerinin tespiti için derinlemesine bir soruşturma yapmalarını, şahısların yakalama sırasındaki savunma haklarına saygı göstermelerini, görgü şahitlerinin ifadelerini almalarını ve sonuçları ile beraber tüm belgeleri kendisine göndermelerini emretmiştir.
3. İbrahim Kilit ve Selahattin Pekbalcı'nın jandarma tarafından alınan 29 Mart 1994 tarihli ifadeleri
92. Kilit, 29 Mart 1994 günü meslektaşı Selahattin Pekbalcı'nın cesedi, yakınlarda bir yerde çalışırken nasıl bulduğunu anlatmış, daha sonra kamyonu ile cesedi görmeye ve oradan da jandarmaya haber vermeye gelmiştir. Cesedi yakından incelemek için kamyonundan aşağıya inmemiştir. Pekbalcı, patlayıcı işi için kabloları yerleştirdiğini, otoyolda yürürken cesedi gördüğünü söylemiştir. Daha sonra, jandarmaya gelmesinde kendisine eşlik eden Kilit'e haber vermiştir.
4. Selahattin Pekbalcı'nın 29 Mart 1994 tarihli ihbar tutanağı
93. Jandarma Asteğmen Mehmet Sümbül, Pekbalcı'nın, kendisine otoyol inşaatının yakınlarında bir ceset tespit ettiğini ancak bunu incelemeye cesaret edemediğini söylediğini kaydetmiştir. Daha sonra Sümbül, cesedin bulunduğu yerin bir krokisini çizmiştir. Tutanak da ayrıca bulunan cesedin bazı kişisel özellikleri de yer almıştır.
5. İkisi de 29 Mart 1994 tarihli olan olay yeri krokisi ve jandarmaların olay yerine intikal tutanağı
94. Sümbül, olay yerinin bir krokisini çizmiştir. Tutanağa kimliği bilinmeyen bir cesedin bulunduğunu yazmıştır. Maktul başından tek kurşunla vurularak öldürülen Mehmet Şen'dir. Olay büyük ihtimalle cesedin bulunmasından 24 ila 36 saat önce meydana gelmiştir. Faillerin sayısı ve kimlikleri bilinmemektedir. Olay yerine intikal tutanağında ise diğerleri ile birlikte jandarmaların olaydan nasıl haberdar oldukları ve cesedin pozisyonu yer almaktadır (aynı zamanda aşağıdaki 95. paragrafa bakınız).
6. Cumhuriyet Savcısının 29 Mart 1994 tarihli olay yeri inceleme tutanakları
95. Jandarma Komutanlığı, telefonla Cumhuriyet Savcısı'nı 29 Mart 1994 günü Karpuzkaya Köyü'nün 2 km. mesafede kimliği bilinmeyen bir ceset bulunduğu konusunda bilgilendirmiştir. Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz ve diğer görevliler otoyol yakınlarındaki olay yerine gönderilmişlerdir. Bölge kordon altına alınmıştır. Ceset durumu tasvir edilmiş ve Mehmet Sümbül'ün bilgisine başvurulmuştur. Öğleden sonra saat 2'de iki inşaat işçisi Jandarma Karakolu'na gelmiş ve bir ceset bulduklarını söylemişlerdir. Hemen adamları ile beraber olay yerine gelmiştir. Olay yerinde 40 yaşlarında bir adam bulmuşlardır. Daha sonra ceset ile ilgili diğer detayları anlatmıştır. Bir metre ileride bir kovan bulunmuştur. Ayrıca cesedin üzerindeki ceketin iç cebinin iç kısmında üzerinde Mehmet Şen ismi yazan bir kâğıt bulunduğunu söylemiştir. Cesedin ve olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Orada bulunan doktor akşam olmak üzere olduğu için olay yerinde bir otopsi yapılmasının mümkün olmadığını söylemiş bu sebeple ceset Devlet Hastanesi'ne götürülmüştür.
7. 29 Mart 1994 21:00 tarih ve saatli otopsi raporu
96. Cesedin durumu ve üzerindeki kıyafetler hakkında bilgi verilmiştir. Ölüm sebebi olarak kafatasına giren kurşunun sebep olduğu beyin zedelenmesi ve buna bağlı olarak iç kanama gösterilmiştir. Ölüm otopsiden yaklaşık 36 saat ile 4 gün arasındaki bir süre içerisinde gerçekleşmiştir.
8. Jandarmaların 30 Mart 1994 tarihli tutanağı
97. Hüseyin Kanat tarafından hazırlanan tutanakta, 9 mm. çapında bir silahla vurularak öldürülmüş, kimliği belli olmayan cesedin nasıl bulunduğu anlatılmıştır. Maktulün kıyafetleri ve kişisel eşyaları alınmıştır. 29 Mart 1994 günü saat 2 sıralarında kendisini Mehmet Şen (sic/metnin orijinali) olarak tanıtan birisi karakolu aramış ve erkek bir ceset bulduğunu söylemiştir. Başsavcı hemen haberdar edilmiştir. Bir soruşturmadan sonra adı geçen kişinin 28 Mart 1994 tarihinde öldürüldüğü tespit edilmiştir.
9. Jandarmaların Cumhuriyet Savcısına gönderdikleri 31 Mart 1994 tarihli tutanak
98. Hüseyin Kanat tarafından hazırlanan tutanakta kurbanın kimliğine, eşine ve adresine dair bilgiler verilmiştir. Daha sonra kaçırılma olayının 26 Mart 1994 tarihinde meydana geldiğini ve konu ile ilgili soruşturmanın devam ettiği belirtilmiştir.
10. 30 Mart 1994 tarihli teşhis tutanağı
99. Cumhuriyet Savcısı, Naci Ayaz, 29 Mart 1994 günü Karpuzkaya Köyü yakınlarında kimliği belirsiz bir cesedin bulunduğunu ve ertesi gün ceset, maktulun babası, Necip Şen tarafından teşhis edilmiştir.
11. 30 Mart 1994 tarihli eşya tespit tutanağı
100. Maktulün yanında bulunan eşyalar sıralanmıştır. Bunların içerisinde 9 mm. çapında bir kovan, bir paket sigara, bir çakmak ve Bucak Benzin İstasyonu'ndan alınma bir bez vardır.
12. Durmuş Kaplan'ın 31 Mart 1994 tarihinde jandarmaya vermiş olduğu ifade
101. Kaplan, Mehmet Şen'i 5-10 senedir tanımaktadır. Çağdaş Kahvehanesi'nde ortaktırlar. 26 Mart 1994 günü öğleden sonra 4-5 gibi Mehmet Şen diğer arkadaşları ile beraber iskambil oynamaktadırlar. Kaplan başka bir masadadır. Üç yabancı adam içeriye girmiştir. İkisi kapıda kalmış birisi Şen'e doğru yürümüştür. Kendisine kimliğini sorduğunda kimliğini göstermiştir. Şen'e yaklaşan kişi elindeki telsizle sırtını Kaplan'a dönmüştür. Kapıdakilerden birisi bu kişiye acele etmesini söylemiştir. Kaplan bu kişiyi görmüş ve tarif etmiştir. Şen, bu kişilerle beraber 34 plakalı bir arabaya binerek kahvehaneden çıkmıştır. Şen ile tanışmadan önce Kaplan'ı oldukça borçlu bir kumarbaz olarak bilmektedir. Şen'in Almanya'daki kardeşi borçları ödemiştir. Şen, Gaziantep'te bir gece kulübünde çalışan İnci Doğan diye bir kadını tanıyordur. Daha önce Şen'in DEP Partisinden Ayran Belediye Başkan adaylığı konusunda Şen ile tartışmıştır.
13. Durmuş Kaplan'ın jandarmaya verdiği 14 Nisan 1994 tarihli ifadesi
102. Kaplan yukarıdaki (101. paragraf) ifadesini onaylamış ve Şen'e yaklaşan kişinin göstermiş olduğu kimlik kartını bizzat görmediğini ve Şen'in neden götürüldüğünü bilmediğini eklemiştir. Bununla beraber Şen rahatsız olmuş gözükmemektedir. 50-100 milyon liralık kumar borcu yüzünden Şen daha önce iki ekmek fırınını satmıştır ve evi ve kahvehanesi de ipoteklidir.
14. Osman Özer'in 1 Nisan 1994 tarihinde jandarmaya vermiş olduğu ifadesi
103. Özer, Şen'i 2-3 yıldır tanıdığını, onun Çağdaş Kahvehanesindeki ortaklarından birisi olduğunu, 26 Mart 1994 günü saat 16-17 sıralarında iki kişi ile beraber iskambil oynarlarken üç yabancının içeriye girdiğini söylemiştir. Özer, bunlardan ikisini tasvir etmiştir. Adamlardan birisi masaya yaklaşarak Mehmet Şen'in kim olduğunu sormuş, Şen de kendisini tanıtmıştır. Adamın isteği üzerine Şen, kimliğini göstermiştir. Adama Şen'in kimliğini almış kendi kimliğini göstererek Şen'den kendisini takip etmesini istemiştir. Şen, herhangi bir itiraz göstermeden adamın dediğini yapmıştır. Adam kendilerini "Önemli bir şey değil" dedikten sonra dört kişi 34 PVC (veya PVD) 30 plakalı metalik yeşil renkli bir Doğan SLX ile oradan uzaklaşmışlardır. Hemen Bayan Şen'e haber vermiş ama adamların kim olduğunu söyleyememiştir. Gazetelerden Mehmet Şen'in DEP Ayran Belediye Başkan Adayı olduğunu öğrendiğini de eklemiştir.
15. Osman Özer'in jandarmaya verdiği 11 Nisan 1994 tarihli ifadesi
104. Özer, aracın plakasının 34 PLT (veya PVT) olarak değiştirdikten ve Şen'in kumar borçları olduğunu ve uzun süreli bir kan davasının bulunduğunu söyledikten sonra 1 Nisan 1994 tarihinde verdiği ifadeyi tekrarlamıştır (yukarıdaki 103. paragraf).
16. Abit Şahin'in 7 Nisan 1994 tarihinde jandarmaya verdiği ifadesi
105. Şahin, kendisinin Çağdaş Kahvehanesi'nde garson olarak çalıştığını, 26 Mart 1994 günü Mehmet Şen'in iskambil oynadığını, kendisinin sadece akşam 7 gibi Şen'in, tanınmaları veya tasvir edilmelerini engelleyecek şekilde kendisine sırtları dönük olan iki kişi ile kahvehaneden ayrıldığını gördüğünü ama bu kişilerin kendilerini polis olarak tanıttıklarını duyduğunu beyan etmiştir.
17. Maksut Yıldırım'ın jandarmaya verdiği 11 Nisan 1994 tarihli ifadesi
106. Yıldırım, 26 Mart 1994 günü kahvehanede Mehmet Şen ile birlikte iskambil oynamaktadır. Saat 5:15 gibi içeri bir adamın girdiğini ve Rasim Ağpak'a Mehmet Şen olup olmadığını sorduğunu bunun üzerine Şen'in kendisini tanıttığını, adamın Şen'e cüzdanından bir kağıt gösterdiğini, Şen'e kendisini takip etmesini söylediğini ve Şen'in de söyleneni yaptığını beyan etmiştir. Yıldırım, adama dikkat etmemiştir ve sırtı kendisine yarım dönük olduğu için görünüşünü tarif edememektedir. Ayrılmadan önce Mehmet Şen, Özer'den biraz para istemiş, Yıldırım, Şen'i utandırmamak için oraya bakmamıştır. Kendisini oyunun heyecanına kaptırdığı için olaylardan endişe duymamıştır. Biraz çay içtikten sonra Yıldırım eve gitmiştir. Şen'in yıllardır devam eden bir kan davası içerisinde olduğunu, gece kulüplerine gitmeyi ve kumar oynamayı sevdiğini ve bu yolda kardeşinin kendisine aldığı fırından kazandığı parayı harcadığını bilmektedir.
18. Rasim Ağpak'ın 11 Nisan 1994 tarihinde jandarmaya verdiği ifadesi
107. Ağpak, 26 Mart 1994 günü saat 5:15 sıralarında, Çağdaş Kahvehanesinde iskambil oynarken arkasından gelen birisinin, kendisine Mehmet Şen olup olmadığını sorduğunu, arkasını dönüp cevap verinceye kadar Şen'in kendisini tanıttığını, kısa bir süre sonra Şen'in kahvehaneden ayrıldığını, yabancının kim olduğunu veya kimliğini gösterip göstermediğini bilmediğini, olay kendisini ilgilendirmediği için iskambil oynamaya devam ettiğini beyan etmiştir.
19. Çağdaş Kahvehanesinin jandarma tarafından 15 Nisan 1994 tarihinde çizilen krokisi
108. Görgü tanıkları; Kaplan, Özer, Yıldırım ve Ağpak'ın ifadeleri doğrultusunda Çağdaş Kahvehanesinde bir kroki çizilmiştir. Kroki de ayrıca dışarıdaki sokaklar, Şen'in kaçırıldığı 34 PLT 320 veya 34 PVT 30 plakalı aracın yeri de gösterilmiştir.
20. Jandarma tarafından hazırlanmış 1 ve 2 Nisan 1994 tarihli tutanaklar
109. Bu tutanaklarda plaka sorgulaması dâhil yapılan araştırmalar sonucunda, Mehmet Şen'in katil veya katillerinin bulunamadığı ancak soruşturmanın devam ettiği yazılıdır.
21. Jandarmanın Gaziantep Cumhuriyet Savcılığına yazdığı 15 Nisan 1994 tarihli yazı
110. Yazıda, 29 Mart 1994 günü Karpuzkaya Köyüne iki kilometre uzaklıkta kimliği bilinmeyen bir ceset bulunduğu, yapılan otopsinin maktulün 28 Mart 1994 günü ateşli bir silahla öldürüldüğünün ortaya çıktığı, yapılan araştırmalar sonucu maktulün, 26 Mart 1994 günü üç kişi tarafından bir gece kulübünden 34 PLT 30 sahte plakalı bir araçla kaçırılan Mehmet Şen olduğunun tespit edildiği ve bu tarihten itibaren bu şahıstan haber alınamadığı yazılıdır.
22. Veraset Mahkemesine ait 6 ve 7 Nisan 1994 tarihli yazılar
111. Yazılarda, Mehmet Şen'e ait altın bir nikâh yüzüğünün ve kol saatinin varislerine teslim edileceği belirtilmiştir.
23. Başvuru sahibinin diğer ifadeleri
a) Gaziantep İnsan Hakları Derneğine verdiği 4 Nisan 1994 tarihli ifade
112. Başvuru sahibi, eşinin 26 Mart 1994 günü saat 19 sıralarında, sivil kıyafetli polisler olduğunu iddia ettiği üç kişi tarafından, bal rengi Doğan marka 34 PTL 30 plakalı bir araçla kahvehanesinden kaçırıldığını ileri sürmüştür. Yerel yetkililerle yaptığı görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Daha sonra eşinin işkence görmüş cesedinin Gaziantep Devlet Hastanesi'nde olduğunu duyduğunu ve cesedi gördüğünü beyan etmiştir. Başvuru sahibi, daha sonra eşinin 25 Mart 1995 günü iki adamın kendisini takip etmesinden kaynaklanan korkularını ve kaçırılma olayının gerçekleştiği gün öğlen vakitlerinde kahvehanede iki yabancının bulunduğuna dair tanık ifadelerini anlatmıştır. Eşinin kontrgerillalar tarafından kaçırıldığını, işkence yapıldığını ve öldürüldüğünden şüphe etmektedir.
b) Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine verdiği 25 Nisan 1994 tarihli ifadesi
113. Bu ifade, esas olarak başvuru sahibinin yukarıda anlatılan (bakınız 11-12 ve 27-39. paragraflar) ifadelerini içermekte olup başvuru sahibi, eşinin siyasi görüşleri DEP Partisindeki faaliyetleri sebebiyle kontrgerillalar tarafından kaçırılıp işkence yapıldıktan sonra öldürüldüğünden emin olduğunu eklemiştir.
c) Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz'a verdiği 26 Nisan 1994 tarihli ifadesi
114. Bu ifade de esas olarak başvuru sahibinin yukarıda anlatılan (bakınız 11-12 ve 27-39. paragraflar) ifadelerini içermektedir. Başvuru sahibi, dört kişinin eşini kaçırdığını (yukarıdaki 112. paragraftaki üç kişiden ziyade) iddia etmiştir. Daha önce eşinin siyasi faaliyetleri ve inançları sebebiyle öldürüldüğüne kanaat getirdiğini ancak şimdi bunun kontrgerillaların işi olduğu görüşünde olduğunu söylemiştir. Bu tarihe kadar yedi DEP üyesi kaçırılarak öldürülmüştür. Adli şikâyetini yinelemiş ve eşinin katillerinin adalete teslim edilmesini istemiştir.
d) Londra'daki Kürt İnsan Hakları Projesine verdiği 13 Mayıs 1995 tarihli ifadesi
115. Başvuru sahibi, öncelikle kayınpederi Necip Şen'in nasıl Birecik Cumhuriyet Savcılığına çağırılıp oğlunun yüzük ve saatinin teslim edildiğini, oğlunun katillerinin tespiti için yapılan soruşturmada herhangi bir gelişme olmadığını anlatmıştır. Bununla beraber Gaziantep Cumhuriyet Savcılığına soruşturma ile ilgili gelişme olup olmadığını her sorduğunda kendisine eşinin cesedinde herhangi bir kişisel eşya bulunmadığı söylenmiştir. Başvuru sahibi, bundan Türk Devleti'nin, eşinin katil veya katillerini bildiği sonucu çıkartmış ve diğerleri ile birlikte Devlet'in yüzük ve saatin kimden alındıkları, bunların ne kadar süredir muhafaza edildikleri, katillerin kim olduğu ve eşinin son sözlerinin ne olduğu sorularına cevap vermesi istemiştir.
e) Londra'daki Kürt İnsan Hakları Projesine verdiği 13 Mayıs 1995 tarihli başka bir ifadesi
116. Bayan Şen, Ocak 1995'te Urfa Terörle Mücadele Şubesi tarafından, gelinin nerde olduğu ve faaliyetlerinin ne olduğu konularında bilgi istenmesi ile kayınpederine zihinsel işkence yapıldığını iddia etmiştir. Nizip ve Gaziantep'teki diğer akrabaları da benzer baskılar altındadır. Bu sebeple artık evin ve işine gidememektedir. Uluslararası Af Örgütü ile yaptığı bir röportajdan sonra bir basın toplantısında Türk Hükümeti sözcüsü tarafından PKK'lı olarak tanıtılmış ve bu toplantı yazılı basında televizyonlarda yer almıştır. Böylelikle ölüm fermanı imzalanmış olmaktadır ve uluslararası yardım talep etmektedir (başvuru sahibi, daha sonra, -30 Nisan 2002 tarihinde sonuçlanan 41478/98 başvuru numaralı kararda incelenen- kendisine yapılan kötü muamele ile ilgili olarak Sözleşme organlarına başka ifadelerde bulunmuştur).
24. Arif Dirik'in Gaziantep İnsan Hakları Derneğine verdiği tarihi belirsiz ifade
117. Dirik, Mehmet Şen'in kaçırıldığı gün sabah saat 3:30'da birlerinin kapısını çaldığını söylemiştir. "Özgür Gündem" gazetesinde çalışan gazeteci İsmail Kelleci'ye Aralık 1993'te Gaziantep Emniyet Müdürlüğü tarafından Arif Dirik ve Mehmet Şen'in ne yaptıklarından haberdar olduklarını, artık sabırlarının tükendiği ve bu iki kişiyi öldürecekleri söylenmiştir. Dirik, artık evine gidemeyeceğini, kendisine bir şey olursa bunun sorumluluğunun Hüseyin Çapkın'ın ve Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'nün olduğunu belirtmiştir.
25. Gaziantep Jandarma Komutanlığı'nın Vali adına Gaziantep İnsan Hakları Derneğine gönderdiği 22 Nisan 1994 tarihli yazı
118. Soruşturmaları sonucunda, Dernek, olayın fail veya faillerinin bulunmasının mümkün olmadığı ancak soruşturmanın, olayı aydınlatabilmek için birçok açıdan devam ettiği konularında bilgilendirilmiştir.
26. Nizip Emniyet Müdürlüğünün Cumhuriyet Savcısına hitaben yazdığı 15 Mayıs 1994 tarihli yazı
119. Yazıda en son alınan ifadeler (üç), hazırlanan tutanaklar (dört) ve soruşturma dosyası için hazırlanan kaba bir taslak vardır.
27. Nizip Cumhuriyet Savcısının Gaziantep Cumhuriyet Savcısına yazdığı 18 Mayıs 1994 tarihli yazı
120. Nizip Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Şen'in öldürüldüğü coğrafi bölgede kendisinin yetkili olmadığı ve buna bağlı olarak da davayı Gaziantep Cumhuriyet Savcılığına gönderdiğini yazmıştır.
28. Olağanüstü Hal Bölge Valisinin Dışişleri Bakanlığına yazdığı 20 Şubat 1995 tarihli yazı
121. Bilgi isteğine cevaben, Vali, Bayan Şen'in Nizip Cumhuriyet Savcısına 28 Mart 1994 tarihinde eşinin kaçırılması ile ilgili olarak bir dilekçe yazdığını belirtmiştir. 29 Mart 1994 tarihinde bir ceset bulunmuştur. Otopsi sonucunda kurbanın vurularak öldürüldüğü ve cesedin kimliğinin Mehmet Şen'e ait olduğu tespit edilmiştir. Güvenlik kuvvetleri olayla her türlü ilgilerini reddetmişlerdir. Bunun aksine yapılacak her türlü iddia kesinlikle asılsız bir yalandır. Bayan Şen'in kendisine kötü muamele yapıldığı iddiaları da doğru değildir. Mehmet Şen'in kaçırıldığı aracın plakası 34 PLT 30 numaralı plaka soruşturulmuş ve bunun sahte olduğu ortaya çıkmıştır.
29. Gaziantep Cumhuriyet Savcısının jandarmaya 21 Şubat ve 21 Mart 1995 tarihli emirleri
122. Cumhuriyet Savcısı, Zekai Aktaran, jandarmaya, konu ile ilgili derinlemesine ve eksiksiz bir inceleme yapmalarını, suçun faillerinin kimliklerinin tespit edilmesini, yakalanma sırasında şahısların savunma haklarına saygı duyulmasını, görgü tanıklarının ifadelerinin alınmasını ve bunların sonuçlarının kendisine gönderilmesini emretmiştir.
30. Jandarmanın 6 ve 31 Mart 1995 tarihli gelişme raporları
123. Jandarmalar, Mehmet Şen'in öldürülmesi ile ilgili olarak çok az bir gelişmenin olduğunu, soruşturmaların sonucunda herhangi bir ipucu bulunmadığını ve soruşturmaların devam ettiğini yazmışlardır.
31. Jandarmanın 6 Mart 1995 tarihli gelişme raporu
124. Teğmen Hüseyin Kanat, Gaziantep Cumhuriyet Savcısına, 29 Mart günü vurularak öldürülmüş olarak bulunan cesetle ilgili kimlik tespitinden başka herhangi bir gelişme olmadığını belirtmiştir. Olayın failleri ile ilgili olarak herhangi bir bilgi elde edilememiştir. Jandarmanın elinde olaya ışık tutacak herhangi bir ipucu yoktur. Soruşturma devam etmektedir.
32. 21 Mart 1995 tarihinde yazılan İstanbul Trafik Şube Müdürlüğü'nden soruşturma isteği ve cevabı
125. Cumhuriyet Savcısı Zekai Aktaran, trafik şube müdürlüğünden 34 PUC (PUD) 30 plakalı metalik yeşil renkli bir Doğan SLX veya 34 PTL 30 plakalı bal rengi bir Doğan SLX araç hakkında soruşturma yapılamasını istemiştir. Şube müdürlüğü, 18 Nisan 1995 tarihinde bu plakaların farklı marka, model ve renkte araçlara ait olduğunun tespit edildiği cevabını vermiştir.
33. 15 Mayıs 1995 tarihli yakalama müzekkeresi
126. Müzekkerede olayın fail veya faillerinin kimliklerinin belirlenemediği belirtilmiş ancak araştırılmasına devam edilmesine karar verilmiştir. Soruşturma, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 102 (1) maddesi uyarınca zaman aşımı tarihi olan 30 Mart 2014 yılına kadar devam edecektir.
34. Jandarmanın 2 Aralık 1995, 17 Ocak, 6 Şubat ve 1 Nisan 1996 tarihli ilerleme raporları
127. Raporlarda suç mahallinde soruşturmalar yapıldığı ancak yeni herhangi bir şey bulunamadığı yazılıdır. Yerli köylüler olay hakkında ışık tutamamışlardır ve soruşturmalar devam edecektir.
35. 23 Ocak 1996 ve 1 Ocak 1998 tarihleri arasındaki raporlar
128. Bu başlık altında, 1995 ve 1997 yıllarında cinayetin faillerini bulmak amacıyla Karpuzkaya Köyü bölgesinde yapılan araştırmaların yazıldığı aylık raporlar sunulmuştur.
36. 1 Ocak, 2 Mart, 1 Nisan, 1 Mayıs, 1 Haziran ve 1 Temmuz 1998 tarihli jandarma tutanakları
129. Tutanaklarda Mehmet Şen'in öldürülmesi olayının faillerinin tespiti için yapılan soruşturmanın, faillerin kimliklerini tespit edemeden sonuçlandığı anacak çabaların devam edeceği yazılmıştır. Bazı tutanaklarda Mehmet Şen'in cesedinin bulunduğu yere 2,5 km. mesafedeki Karpuzkaya Köyü'ne yapılan devriye görevlerine de atıfta bulunulmuştur. Köylüler olayı hatırlamışlardır. Ancak kurbanı tanımamışlardır ve cinayetin şehirlerarası yoldan geçenler tarafından yapılabilmiş olabileceği fikrinden başka bilgi verememişlerdir.
37. 1 Ocak ve 3 Haziran tarihleri arasındaki devriye tutanakları
130. Bu raporlarda da jandarmanın diğer ilerleme tutanaklarındakiler tekrar edilmiştir.
38. Başvuru sahibinin temsilcisi Bayram Oruç'un 10 Haziran 1998 tarihli ifadesi
131. Oruç, Yusuf Şen (yukarıdaki 50. par.) ve Halil Alan'a (yukarıdaki 60-63. par.) benzer bir ifade vermiştir. 30 Mart 1995 günü PKK adına faaliyette bulunduğu şüphesi ile gözaltına alınmıştır. Yasadışı faaliyetleri sebebiyle öldürdüklerini söyledikleri Mehmet Şen'i tanıyıp tanımadığının sorulduğunu iddia etmiştir. Daha sonra eğer itiraf etmezse aynı kaderi paylaşmak zorunda kalacağı konusunda uyarılmıştır (Bu konu ile ilgili olarak Temsilcilere ifade vermeye gelmemiştir).
39. Başvuru sahibinin temsilcilerinden Vildan Dirik'in 14 Ağustos 1998 tarihli ifadesi
132. Bayan Dirik, Mehmet Şen'in aile dostu olduğunu, kaçırılmadan bir veya iki gün önce endişeli bir şekilde kendisini aradığını ve evde olmayan kocası ile görüşmek istediğini söylemiştir. Kaçırılışından sonra kocası Nuray Şen ile beraber, Mehmet Şen'in polis nezaretinde olup olmadığını araştırmak amacıyla Adana'ya gitmiştir. Kocası evde yokken sabah 2-3 gibi kapı zili çalmıştır ve birisi kapıda bağırmaktadır. Perdenin aralığından dışarı baktığında iki adam ve bir taksi görmüştür. Birkaç telefon görüşmesi yapmış ve kendisine kapıyı açmaması tavsiye edilmiştir. Bunların polis olabileceğini düşünmüştür. En sonunda yabancılar ayrılmışlardır. Sabah kapı zilinin kırılmış olduğunu görmüştür. Ertesi gün İnsan Hakları Derneği'nde Mehmet Şen'in işkence edilmiş cesedinin bulunduğunu duymuştur. Bundan haberdar edilmesi üzerine kocası Gaziantep'e hiç dönmemiştir.
14. Başvuru sahibinin temsilcilerinden Arif Dirik'in 14 Ağustos 1998 tarihli ifadesi
133. Arif Dirik, eşinin yukarıda vermiş olduğu ifadeyi (132. par.) onaylamıştır. Olaylardan önce 10 Aralık 1993 günü, İsmail Kelleci "Özgür Gündem" gazetesine yapılan operasyonlarda yakalanarak gözaltına alınmıştır. Kelleci daha sonra kendisine, polisin kendisini ve Mehmet Şen'i tanıyıp tanımadığını sorduğunu söylemiştir. Kelleci, polise Mehmet Şen'i tanıdığını söylemiştir. Polis daha sonra Dirik'in öldürüleceğini de söylediğini iddia etmiştir. Dirik birçok kez şans eseri birkaç kişi ile beraber gözaltına alınmıştır aksi takdirde kendisinin de ortadan kaybolmuş olabileceğinden korkmaktadır. Mehmet Şen'in ölümünden beri Almanya'da mültecidir.
41. Başvuru sahibinin sunduğu Uluslararası Af Örgütü'nün "TÜRKİYE: Bir inkâr politikası" başlık ve Şubat 1995 tarihli Raporundan alıntılar
134. Raporda, Türk Hükümeti'nin güçleri ile PKK arasındaki 10 yıllık çatışmalardan dolayı Türkiye'nin güneydoğusundaki sivillere karşı yoğun insan hakları ihlalleri yaşandığı iddia edilmektedir. Ortadan kaybolmalara, yargısız infazlara ve polis ve jandarma nezaretindeki işkencelere atıfta bulunulmuştur.
42. Türk Hükümeti tarafından sunulan 16 Haziran 1996 tarihli bilgi
135. Hükümet, Komisyonu, başvuru sahibinin 10 Kasım 1995 tarihinde PKK üyesi olmak şüphesi ile gözaltına alındığı ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından yürütülen adli soruşturmanın sanığı olduğu konularında bilgilendirmiştir.
43. Türk Hükümeti tarafından sunulan 16 Haziran 1996 tarihli bilgi
136. Hükümet, diğerleri ile birlikte, Komisyonu, Mehmet Şen'in öldürülmesi ile ilgili olarak yürütülen 1994/3941 numaralı soruşturma dosyasının hala Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı'nda beklemede olduğu ve faillerin kimliklerinin hala tespit edilemediği konusunda bilgilendirmiştir.
44. Türk Hükümeti tarafından sunulan 10 Nisan 1997 tarihli bilgi
137. Hükümet, Komisyona, başvuru sahibinin 25 Kasım 1995 tarihinde Komisyon'a 10-21 Kasım 1995 tarihleri arasında gözaltında iken işkenceye uğradığı iddiasıyla yapmış olduğu başvurudaki şikayetler hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından 1996/4823 numaralı bir soruşturma yürütüldüğünü, başvuru sahibinin gözaltına alındığı ve salıverildiği günlerde alınan sağlık raporlarında herhangi bir şiddet izinin olmadığının belirtildiğini bunun sonucunda da Savcının dosyayı kapattığını bildirmiştir.
45. 13 ve 20 Ekim 1997 tarihli balistik raporları
138. Raporlarda, incelenen merminin kısa parabellum, 9x19 mm çaplı bir fişek olduğu ve faili meçhul daha önceki olaylarda kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
139. İlgili iç hukuk ve uygulaması bölümü 9 Mayıs 2003 tarihli Tepe v. Türkiye (başvuru no. 27244/95) davasında verilmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN DELİLLERİ DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARI ANLATIMI
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahibi
140. Başvuru sahibi, kocası Mehmet Şen'in güvenlik güçleri tarafından kaçırılıp işkence edilerek öldürüldüğüne dair yeterli kanıt sunduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme'den, kocasının ölümü ve yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmedeki başarısızlıkları sebebiyle Sözleşme'nin 2, 3, 6, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiği kararı vermesini istemiştir.
2. Hükümet
141. Hükümet, başvuru sahibinin kocasının olay zamanı güvenlik güçlerinin sorumluluğunda olduğunu reddetmiştir. Mehmet Şen'in katillerinin kim olduğu hala bilinmemektedir. Hükümet aynı zamanda yürütülen soruşturmanın Sözleşme gereklerini karşıladığını ve devam etmekte olduğunu belirtmiştir.
B. Genel Prensipler
142. Delillerin değerlendirmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını uyguladığını hatırlatmaktadır (bak. Orhan v. Türkiye kararı, no. 25656/94, par.264). Bu tip deliller; yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Mahkeme, kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılmaz olarak tam bir şekilde ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (bak. McKerr v. Birleşik Krallık kararı, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). İç hukuk kurallarının uygulandığı bir durumunda iç hukuk mahkemesinin yerine geçip gerçekleri değerlendirmek Mahkemenin görevi kapsamında değildir ve genel bir kural olarak da kendilerinden önce delilleri değerlendirecek olan makam da iç hukuk mahkemeleridir (bak. Klass v. Almanya kararı, 22 Eylül 1993, Seri A. 269, s.17, par. 29). Mahkeme, her ne kadar iç hukuk mahkemesinin tespitleriyle bağlı değilse de, normal şartlarda bu mahkemelerin tespitlerinden ayrılabilmesi için inandırıcı sebepler temin etmesi gerekmektedir (bak. yukarıda bahsolunan Klaas kararı, s.18, par. 30).
C. Mahkeme'nin olayları değerlendirmesi
1. Mahkeme'nin tarafların mütalaalarını ve delilleri değerlendirmesi
143. Başvuru sahibi, Devlet'in güvenlik güçlerinin kocasını kaçırdığını, işkence yaptığını ve öldürdüğünü iddia etmektedir. Bununla beraber geçmişte genel olarak DEP Partisi üyelerine özellikle de kocasına yönelik tehdit ve düşmanlık yapılması, Alan ve Kelleci'nin sözlü ifadeleri, Özer'in vermiş olduğu bilgiler, bir görgü tanığı ve kendisinin Temsilcilere vermiş olduğu tutarlı ifadesinin, iddialarını destekleyici önemli deliller olduğunu ileri sürmektedir. Mart ve Nisan 1994'te kendisinin Cumhuriyet Savcısına bildirdiği (yukarıdaki 101-107. paragraflar), görgü tanıklarının jandarmalar tarafından alınan yazılı ifadelerine, bu ifadeler güvenilir, tutarlı ve tam olmadıkları için güven duyulamaz.
144. Başvuru sahibi, kocasının nezarethane kayıtları ile ilgili olarak herhangi bir delil bulunmamasının, Komisyon'un daha önceki davalarda da söz konusu kayıtların yetersiz olmalarını tespit etmesi sebebiyle karara etkisi olamayacağı düşüncesindedir. Başvuru sahibi, görgü tanıklarını Komisyon Temsilcilerinin karşısına korktukları veya daha önceden tehdit edildikleri gerekçesiyle çıkartamamıştır.
145. Başvuru sahibi, Hükümet tanıklarının Komisyon Temsilcilerine vermiş oldukları ifadelerin çok az bir değere sahip ve tutarsız olduğunu ileri sürmüştür (Sünbül ve Kanat'ın vermiş oldukları ifadeler paragraf 78 ve 85).
146. Kocasının morgda gördüğü cesedinin üzerinde yapmış olduğu gözlemlerden, kocasının ölmeden önce ciddi bir şekilde işkenceye uğradığı açıkça gözükmektedir. Başvuru sahibi, kocasının kaçılması ve öldürülmesi üzerine yetersiz bir soruşturma yürütülmesi, yaşadıkları belirsizlikler, şüphe ve yakalamalardan, ölümden haberdar edilme usulü, cesedi görmeden önce kendisine verilen bilginin yetersizliği, morgdaki ve cenazedeki yetkililerin davranışları ve ilerleyen zamanlarda kendilerine karşı yapılan düşmanlık ve zorluk çıkartmalardan zihinsel olarak rahatsız olduklarını ve bu sebeple kendisi ve kızı adına da 3. madde ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
147. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarını yalanlamıştır. Mehmet Şen'in kaçırıldığına dair herhangi bir delil yoktur. Göründüğü kadarıyla gönüllü olarak ilgili adamları takip etmiştir. Dahası bu şahısların sivil kıyafetli güvenlik kuvveti mensupları olduğu yolunda herhangi bir akla yatkın delil de mevcut değildir ve başvuru sahibinin bu meyanda ileri sürdüğü iddiaları muğlâktır. Kocası, olaydan önce kendisini takip ettiğini ileri sürdüğü kişilerin eşkâlini vermemiştir. Bununla beraber, kahvehaneye gelen kişiler Mehmet Şen'in kim olduğunu bilmemektedirler ve kim olduğunu tespit etmek için kahvehanedekilere danışmışlardır. Eğer bunlar polis memuru olsalardı kimliklerini sivil kıyafet giyerek saklama ihtiyacı hissetmezlerdi ve amaç ve eylemleri hakkında şüpheye mahal vermezlerdi. Eğer Mehmet Şen, polis tarafından gözaltına alınmış olsaydı bu, nezarethane kayıtlarına mutlak surette işlenirdi.
148. Başvuru sahibi, ilgili kişilerden birinin kahvehanede bulunanlara bir polis kimliği gösterdiğini iddia etmiştir. Ancak, görgü tanıkları gösterilen bu kartın bir kimlik kartı dahası bir polis kimliği olduğu konusunda emin değillerdir. Başvuru sahibinin Komisyon Temsilcileri karşısına herhangi bir görgü tanığı çıkartamaması da oldukça manidardır.
149. Otopsi raporu da başvuru sahibinin iddialarının aksine Mehmet Şen'in öldürülmeden önce işkenceye uğramadığını göstermektedir. Bu adli tıp uzmanı Dr. Erkol tarafından da onaylanmıştır.
150. Hükümet, gazeteci İsmail Kelleci'nin tamamen yetkisiz olarak çekmiş olduğu fotoğrafın da başvuru sahibi tarafından Komisyon Temsilcileri'ne sunulmadığına dikkat çekmiştir.
151. Yusuf Şen, üzerinde taşımakta olduğu "Özgür Gündem" gazetesi ve soy isminin Şen olması (par. 50) sebebi ile işkenceye uğradığını iddia etmiştir. Ancak, bu şahıs bu iddiaları ile ilgili olarak Temsilcilere bu iddialarını söylemekte herhangi bir beis görmemesine rağmen iç hukuk yollarına herhangi bir başvuru da bulunmamıştır.
152. Mehmet Şen'i "kaçıran" kişilerin güvenlik kontrolleri yapılan yollardan geçtiklerini gösterir herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Bu sebeple başka tali bir yol kullanılmış olabileceği düşünülebilir.
153. Başvuru sahibi adına Temsilcilere ifade veren çeşitli tanıklar, yetkilileri suçlayıcı inanılmaz hikayeler anlatmışlardır. Ancak bunların hiçbiri yetkililerin sorumluluğunu ortaya koyacak en küçük bir inandırıcılığa bile sahip değildir. Bunlardan Halil Alan, yakalanarak Diyarbakır DGM önüne çıkartıldığını ve üç ay tutuklu kaldığını iddia etmiştir (par. 63). Gerçekte ise bu şahıs terör suçu şüphesiyle 30 Mart 1994 tarihinde polis tarafından yakalanmıştır. 8 Nisan 1994 tarihinde ceza mahkemesi tutukluluk halinin devamına karar vermiş ve şahıs da 18 Mayıs 1994 tarihinde salıverilmiştir. 29 Aralık 1998 tarihinde ruhsatsız silah taşımak suçundan yakalanmış ve bir yıl hapis cezası ve 2.600.000 Türk Lirası para cezasına çarptırılmıştır.
2. Olaylar hakkında Mahkeme'nin tespitleri ve sonuç
154. Mahkeme, başvuru sahibinin sözlü ifadesinin (27-39. paragraflar) iç hukuk mercileri ve Sözleşme kurumlarına verdiği ifadelerle geniş olarak uyumlu olduğunu gözlemlemiştir. Bununla beraber kocasının ölümüne sebep olan olayların görgü tanığı değildir.
155. Önemli görgü tanıkları; Osman Özer, Rasim Ağpak, Maksut Yıldırım ve Durmuş Kaplan'ın Mehmet Şen'in kaçırılması ile ilgili olarak vermiş olduğu ifadeleri tezatlar içermektedir. Bir yanda, başvuru sahibinin atıfta bulunduğu, tanıkların kocasının ortadan kaybolduğu günle ilgili olarak vermiş olduğu ve jandarma veya polisi veya kendilerini resmi görevli olarak tanıtan kişileri ima eden ifadeleri varken diğer yanda bu kişilerin jandarmaya vermiş olduğu ve Mehmet Şen'in güvenlik güçleri mensuplarınca kaçırılmadığını ortaya resmi ifadeleri vardır (paragraflar 101-104 ve 106-107). Dahası bu kişiler Komisyon Temsilcilerine ifade vermek için de hazır bulunmamışlardır ve önemli konular böylelikle açığa kavuşmamıştır. Diğer görgü şahidi, Abit Şahin de Mehmet Şen'i kaçıranların kimliğini aydınlatacak herhangi bir bilgi vermemiştir (par.105).
156. Hükümet tarafından sunulan tüm deliller, özellikle de Cumhuriyet Savcısı Zekai Aktaran'ın ifadeleri, (par. 51-54) Mehmet Şen'in öldürülmesi olayına Devlet görevlilerinin herhangi bir şekilde katılmalarını reddetmiş ancak olayın faillerinin gerçek kimliklerinin de tespit edilebilmesine yardımcı olmamıştır. Mahkeme, olay yerini inceleyen, otopsiye katılan ve ilk adli soruşturmayı yürüten, olaydaki en önemli Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz'ın Komisyon Temsilcileri önüne çıkmayı reddetmesinden duymuş olduğu büyük hoşnutsuzluğunu ifade etmek zorundadır (yukarıdaki par. 89; Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998, par. 40-42).
157. Mahkeme, olayın önemli detayları ile ilgili olarak başvuru sahibinin sunmuş olduğu deliller kadar jandarmanın sunmuş olduğu deliller konusunda da şüphelere sahiptir.
158. İsmail Kelleci ve Halil Alan'ın vermiş olduğu ifadeler olayın sıradan bir cinayet olmadığı fakat siyasi bağlantılar taşıdığı izlenimini vermektedir. Ancak, vermiş oldukları ifadeler, Mehmet Şen'in katilleri hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir.
159. Mahkeme, bununla beraber, Mehmet Şen'in öldürülmeden önce işkence görmediğine kanaat getirmiştir. Mahkeme, otopsiyi yapan adli tıp uzmanı Dr. Zerrin Erkol'un vermiş olduğu ifadelerin inandırıcı olduğuna karar vermiştir (par. 65-69). Dr. Erkol, cesette herhangi bir işkence belirtisi olmadığını ancak eğitimsiz bir kişinin ölüm sonrasında meydana gelen çözülmeleri yanlış bir şekilde ölümden önce işkence yapılmış olarak değerlendirebileceğini ifade etmiştir.
160. Komisyon Temsilcileri tarafından alınan ifadeler ve taraflarca sunulan yazılı belgeler ışığında Mahkeme, Mehmet Şen'in katillerinin kim olabileceği konusunda herhangi bir tespit yapamamaktadır. Devlet görevlilerinin bu olaya karışmış olabileceklerine dair tek bilgi başvuru sahibinin ifadesidir. Devlet güçlerinin Mehmet Şen'in ölümüne kontrgerilla aracılığıyla katılmış olabileceğini söylemek de spekülasyondan öteye gitmez. Buna bağlı olarak Mahkeme, Mehmet Şen'in kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü tespit etmiştir.
161. Mahkeme, şimdi başvuru sahibinin Sözleşme'nin çeşitli maddeleri ile ilgili şikâyetlerini inceleyecektir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
162. Başvuru sahibi, kocasının, Devlet görevlileri tarafından kaçırıldıktan sonra işkenceye uğradığını ve öldürüldüğünü ve yetkililerin bu cinayet ile ilgili olarak yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmiştir. Bu başvurularını kocasının ve dolaylı mağdurları olarak kendisi ve kızının adına yapmıştır.
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahibi
163. Başvuru sahibi, kocasının Sözleşme'nin 2. maddesinde belirtilen haklı sebepler olmaksızın kasten öldürüldüğünü veya Hükümet'in, kocasının hayatını korumada başarısız olduğunu veya ölüm üzerine tatmin edici bir soruşturma yürütmediğini ve cinayetin failleri hakkında adli işlemlere başlamada başarısız olduğunu iddia etmiştir.
164. Başvuru sahibine göre kocası kasten öldürülmüştür. Dahası cinayet üzerine yürütülen soruşturma yetersizdir. Başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz'ın şikâyetlerini dinlemede isteksiz olduğunu ve sadece baskılar sebebiyle kocasının öldürülmesinden bir ay sonra ifadesine başvurmayı kabul ettiğini belirtmiştir. Diğer Savcı, Aktaran, Mehmet Şen'in kaçırıldığı arabanın, yazım yanlışı sebebiyle sahte plakası ile ilgili olarak bir soruşturma yürüttüğünü kabul etmiş ancak bunun üzerinde daha fazla durmamıştır. Arabanın rengi ile ilgili olarak herhangi bir soruşturma yapılmamıştır. Savcı, jandarmaların ifadelerine başvurduğu tanıkları, ifadelerini doğrulamak veya ifadeler arasındaki tezatları ortaya çıkartmak veya Aktaran'ın bu konuda açık görüşlü olduğunu ifade etmesine rağmen (par. 54) tanıkların olaya jandarmanın katılımı olduğu iddialarını açığa kavuşturmak amacıyla tekrar dinlemeyi gereksiz bulmuştur. Hükümet tarafından Eylül 1998 tarihinde sunulan soruşturma dosyası, içerdiklerinden çok nelerin atlandığını ortaya koymaktadır (örnek, dosyada bulunan belgelerin imha tutanakları ve Nisan 1994 tarihinden itibaren herhangi bir kişisel ifadenin alınmadığı gerçeği). Balistik incelemeler, Hükümet'in Komisyon tarafından davadan bilgilendirildiği Aralık 1994'ten çok sonra sadece 1997 tarihinde yapılmıştır.
165. Başvuru sahibine göre, soruşturma başka açılardan da yeterli değildir: Mehmet Şen'in cesedinin bulunduğu yerde herhangi bir adli inceleme yapılmamıştır, örnek olarak, cesedin yanında bulunan ayak izleri alınmamıştır; ikinci kovan veya cesetten çıkan çekirdek için herhangi bir araştırma yapılmamıştır ve cesetten parmak izi alınmamıştır.
2. Hükümet
166. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarını kabul etmemektedir. Başvuru sahibi tarafından çağırılan hiçbir tanık inandırıcı değildir. Bunlardan hiçbirisi Mehmet Şen'in katillerini ortaya çıkartacak bilgi verememiştir. Bunların tek amacı Türk Devleti'ne karşı olan önyargılarını ve nefretlerini belirterek yetkililerin itibarını düşürmektir. Verdikleri ifadeler de bu bağlamda değerlendirilmelidir.
167. Hükümet, Mehmet Şen'in ölümü üzerine yürütülen soruşturmanın yeterli ve özenli olduğunu ileri sürmüştür: Savcı hemen olay yerine gitmiştir; otopsi yapılmıştır; tanık ifadeleri alınmış hatta bunlar bazen tekrarlanmıştır, Mehmet Şen'in kahvehaneyi terk ettiği aracın sahibi hakkında bir soruşturma düzenlenmiştir. Herhangi bir şüpheli tespit edilemediği için herhangi bir kovuşturma başlatmak mümkün olmamıştır. Bununla beraber soruşturma hala devam etmektedir.
168. Sonuç olarak, Hükümet, Mahkeme'den, Sözleşme'nin 35/4 maddesi uyarınca, başvurunun tamamen temelsiz olduğu yönünde karar vermesini ve kabul edilemez olarak değerlendirmesini talep etmektedir.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
1. Yaşama hakkının korunmasında iddia edilen başarısızlık
169. Yaşama hakkını garanti altına alan ve hangi şartlarda yasal olarak ölüm cezasının verilebileceğini belirleyen 2. madde, Sözleşmenin temel maddeleri arasında yer alır ve hiçbir istisnaya tabi değildir. Bu madde 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluşturur. Dolayısıyla yasal olarak ölüm cezasının verilebileceği durumları dar olarak yorumlamak gerekir. İnsan hayatının korunması aracı olan Sözleşmenin amacı da 2. maddenin şartlarının somut ve etkin olacak biçimde uygulanması ve yorumlanmasını gerektirir (bak. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık 27 Eylül 1995, s. 45-46, §§ 146-147).
170. Mahkemenin, 2. maddenin sağladığı korumanın önemini hesaba katmak suretiyle, sadece Devlet görevlilerinin eylemlerini değil davanın bütün şartlarını göz önünde bulundurarak ölüm cezasının verildiği durumları da incelemesi gerekir (diğerleri ile birlikte bak. Tepe v. Türkiye kararı, 9 Mayıs 2003, no. 27244, par. 172).
171. Mahkeme, Türkiye ile ilgili benzer davalardaki, 1993-1994 yıllarında Türkiye'nin güneydoğusunda meydana gelen çatışmalar sonucu olarak PKK'yı desteklediği düşünülen kişilerin kontrgerilla güçleri tarafından hedef alındığına dair söylentiler olduğu yönündeki daha önceki tespitlerine dikkat çekmektedir. "Faili meçhul cinayetler" olarak bilinen ve tanınmış Kürt vatandaşlar ve gazetecileri hedef alan bu cinayetler ciddi sayılara ulaşmıştır (bak. Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, par. 89 ve 2 Eylül 1998 tarihli Yasa v. Türkiye kararı ve yukarıda bahsedilen Tepe kararı). Bu bağlamda Mahkeme, Mehmet Şen'in ölümüne sebep olan şartların ve Mehmet Şen'in DEP Partisi (husumet, tehdit ve saldırılara maruz kaldığı iddia edilen) üyesi olması ve siyasi hedeflerinin başvuru sahibinin iddialarını destekleyici mahiyette olduğunu düşünmektedir.
172. Delillerin değerlendirilmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını kabul etmektedir. Buna bağlı olarak Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarının yeteri kadar delillendirilemediği yönündeki yukarıdaki (par. 160) tespitlerine atıf yapmaktadır. Mevcut delilerden, hiçbir görgü tanığının başvuru sahibinin kocasını kaçıran veya öldüren şahısları tanımlayamadıkları anlaşılmaktadır. Daha da öncelisi herhangi bir Devlet görevlisinin olaylara katıldığı kesinleşmemiştir. Başvuru sahibin iddialarını dayandırdığı görgü tanıkları jandarmaya sonuç vermeyen ifadeler vermişler ve Komisyon Temsilcileri önüne de çıkmamışlardır (yukarıdaki par. 89). Kullanılabilir tek kanıt başvuru sahibinin kendisinin verdiği ifadedir (yukarıdaki 11-22 ve 27-39. paragraflar).
173. Yukarıdakilerin ışığında, Mahkeme, davadaki mevcut bilgilerin, başvuru sahibinin kocasının Devlet adına, Devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğünü şüpheye mahal bırakmayacak surete ortaya koymadığına karar vermiştir. Bu başlık altında Sözleşme'nin 2. maddesinin herhangi bir ihlal söz konusu değildir.
2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası
174. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinde düzenlenen yaşama hakkının korunması yükümlülüğünün, Sözleşmenin 1. maddesindeki "Devletin kendi yetki alanları içerisinde bulunan herkes için bu Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlükleri güvence altına alma" hükmü ile birlikte ele alındığında, güç kullanılması sonucu bireylerin öldürülmesi müracaatlarında, devletin etkili bir resmi araştırma yapması gerektiği zorunluluğunu hatırlatmaktadır (bak. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık 27 Eylül 1995, s.49, par. 161). Bu zorunluluk Devlet görevlilerinin güç kullanımı neticesinde meydan gelen kasıtlı öldürme olaylarını kapsamakla beraber sadece bununla sınırlı değildir.
175. Mahkeme, 2. maddenin ilk fıkrasının Yüksek Akit Devletlere getirmiş olduğu pozitif zorunluluğun yaşama hakkının kanun tarafından korunmasını da gerektirdiğine dikkat çekmektedir. Bu en az seviyede, bir Devletin genel olarak adam öldürmeyi yasaklayan kanuni düzenleme yapma, bu düzenlemeleri uygulayacak, bunları ihlal edenleri bastıracak ve bunları soruşturma sorumluluğuna sahip olacak bir polis gücünü (Osman v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, Raporlar 1998-VIII, s. 3159, par.115) içeren gerekli kurumları kurmak anlamına gelir. Bununla beraber, bu pozitif zorunluluk, bir Devlete, mutlaka öldürme suçunun faillerinin yerini tespit etme ve bunlar hakkında kovuşturma düzenleme zorunluluğunu getirmez.
176. Mevcut davada Mahkeme, Mehmet Şen'in kaçırılması ve daha sonra öldürülmesi ile ilgili olarak bir soruşturma yürütüldüğüne dikkat çekmektedir. Bununla beraber bu soruşturmada çok önemli ihmaller mevcuttur. Bu bağlamda, Mahkeme, Nizip ve Gaziantep bölgesindeki jandarma yetkilileri arasında gerçek bir koordinasyon olmadığını tespit etmektedir. Örnek olarak, Gaziantep jandarması, cesedin kimliğinin tespit edilmesinde zaman kaybına yol açacak ve soruşturmanın bütününe etki edecek şekilde, Nizip jandarmasına bildirilen, Mehmet Şen'in kaçırılması konusundan herhangi bir bilgiye sahip değildir (par. 78). Dahası, daha önce yapılanlardan haberdar olmayan jandarmaların aynı işi gereksiz yere tekrarlamaları sonucunu doğuran, herhangi bir sonuç alınamayan araştırmalar neticesinde herhangi bir kayıt da tutulmamıştır (par.87).
177. Mahkeme, aynı zamanda, cesedin bulunduğu yerde açıkça görülen ayak izlerinin tespiti konusunda herhangi bir çalışma yapılmadığına da dikkat çekmektedir. Mehmet Şen'in vücudu ve kıyafetlerinde bir başkasının kıyafet, saç, kan vb. izlerini aramaya yönelik herhangi bir adli inceleme yapılmamıştır. Vücudu terk eden ikinci bir kovan için herhangi bir araştırma da yapılmamıştır. Kaçırılma olayı ile ilgili olarak başvuru sahibinin delilleri toplayan jandarmaya yönelik çok ciddi iddialarına rağmen Cumhuriyet Savcısı Naci Ayaz hiçbir görgü tanığının ifadesini almamıştır. En azından jandarmaya ve Bayan Şen'e verilen çeşitli ifadeler arasındaki tutarsızlıklar Cumhuriyet Savcısını bu ifadeleri netleştirmek için tekrar bizzat ifade almaya yöneltmeliydi. Cumhuriyet Savcısı Zekai Aktaran'ın Gaziantep'e gelişine kadar cesedin yanında bulunan kovanın balistik incelemesinin yaptırılması bir yıldan fazla bir süredir emredilmemiştir. Dahası, arama sadece, eldeki deliller içerisinde diğer "faili meçhul cinayetlerle" karşılaştırmalı bir çalışma ile sınırlandırılmış ancak jandarmanın sahip olduğu silahlarla herhangi bir eşleştirme çalışması yapılmamıştır. Savcı Aktaran'ın gelişine kadar kaçırılma olayında kullanılan aracın plakası ile ilgili olarak da herhangi bir araştırma yapılmamış ve soruşturma muhtemelen bir numaranın yanlış yazılması sebebiyle tamamlanamamıştır. Mehmet Şen'in kendisini kaçıranlarla beraber geçme ihtimali olduğu arama noktalarında herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Aslında cesedin Nizip'ten bulunduğu yere nasıl getirildiği konusunda hiçbir araştırma yapılmamıştır.
178. Mevcut davada olduğu gibi ciddi bir cinayet olayında, Mahkeme, savcıların, özellikle Naci Ayaz'ın daha fazla inisiyatif sergilemesi gerektiğini düşünmektedir. Ancak Naci Ayaz, Komisyon Temsilcilerinin önüne de çıkmamıştır.
179. Yukarıdakilerin ışığında, Mahkeme, ulusal yetkililerin, başvuru sahibinin kocasının ölümü ile ilgili olarak yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmede başarısız olduklarına karar vermiştir. Bu sebeple Sözleşme'nin 2. maddesinin usul gerekleri bağlamında bir ihlal söz konusudur.
3. Bireysel koruma tedbirleri
180. Mahkeme, aynı zamanda, Devlet'in yükümlülüğünün boyutunun, şartların gerektirmesi durumunda belli bazı bireysel durumlarda koruyucu önlemler almasını da içermekte olduğunu düşünmektedir (yukarıda bahsedilen Kılıç v. Türkiye kararı, par. 62-77). Bununla beraber Mahkeme, Mehmet Şen'in muhtemel "tetikçiler" tarafından izlendiği yönündeki korkularını kaçırılmadan önce bildirmediğini ve yetkililerden koruma istemediğini tespit etmiştir. Buna bağlı olarak da olay zamanında Türkiye'nin güney doğusundaki, Devlet'i işaret eden kontrgerillaların katılımı ile meydana gelen faili meçhul cinayetler (Susurluk raporu, yukarıdaki par. 30) şartlarına rağmen, Mahkeme, yetkililerin, 2. maddenin bir ihlalini oluşturacak şekilde başvuru sahibinin kocasının ölümü üzerine yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmede başarısız oldukları tespitini göz önüne alarak şikâyetin bu yönünü incelenmesini gereksiz bulmaktadır (Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998, par. 93-95).
III. SÖZLEŞME'NİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
181. Başvuru sahibi, kocasının öldürülmeden önce Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal edecek şekilde işkenceye maruz bırakıldığını iddia etmektedir.
182. Hükümet, otopsi raporu ve Dr. Erkol'un Komisyon Temsilcilerine vermiş olduğu ifadeye dayanarak başvuru sahibinin iddialarını tamamen yalanlamıştır (yukarıdaki 69 ve 96. paragraflar).
183. Mahkeme, yukarıdaki tespitlerine atıfta bulunarak ve Dr. Erkol'un sunduğu inandırıcı delillerin ışığında, Mehmet Şen'in öldürülmeden önce işkenceye uğramadığına karar vermiştir. Bu sebeple başvuru sahibinin iddialarının herhangi bir temeli bulunmamaktadır.
184. Buna bağlı olarak Mahkeme, mevcut davada Sözleşme'nin 3. maddesinin bir ihlali olmadığına karar vermiştir.
185. Mevcut davadaki trajik olaylar sebebiyle başvuru sahibi ve kızının yaşamış olduğu yoğun sıkıntılar konusunda ise Mahkeme, Hükümet'in Sözleşme'yi ihlal ettiğinin tespit edilmesinden dolayı bunların aşağıda Sözleşme'nin 41. maddesi başlığı altında daha iyi bir şekilde incelenebileceğini kanaatindedir (par. 205).
IV. SÖZLEŞME'NİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
186. Başvuru sahibi, kocasının öldürülmesinden sorumlu olanlar aleyhine adli tahkikat açılmasındaki Devlet sorumluluğunun kendisini, Sözleşme'nin 6 ve 13. maddelerinin ihlalini oluşturacak şekilde iç hukuk yollarından mahrum bıraktığını ileri sürmüştür.
187. Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarının tamamen Cumhuriyet Savcılarının kocasının davasındaki kararlarına karşı olduğunu ve kendisinin herhangi bir hukuk işlemi başlatma çabasının olmadığını görmektedir. Mahkeme, bu şikâyeti Sözleşme'nin 13. maddesi altında tek başına incelemeyi uygun görmektedir (Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997, par. 99-108).
188. Başvuru sahibi, kocasının ortadan kaybolması ve öldürülmesi ile ilgili olarak yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmede başarısız olduğunu iddia etmiştir. Tam bir soruşturmanın gerekli olduğunu ileri sürmüş ve olay zamanında, Türkiye'nin güneydoğusunda, Kürtlerin yaptığı başvurularla ilgili olarak etkili olmayan bir soruşturma uygulamasının bulunduğunu söylemiştir (Kurt v. Türkiye, 25 Mayıs 1998, yukarıda bahsedilen Yasa kararı, Çakıcı v. Türkiye, 23657/93, kararındaki Komisyon Raporu, par. 286).
189. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarını yalanlamış ve yetkililerin başvuru sahibinin iddiaları üzerine eksiksiz ve etkin bir soruşturma yürüttüklerini ileri sürmüştür.
190. Mahkeme, Sözleşmenin sağladığı hak ve hürriyetlerin özünün uygulanması bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin, iç hukuk sistemi içerisinde hangi şekilde güvence altına alınabilecekse, ulusal düzeydeki o hukuk yollarını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle 13. maddenin etkisi, her ne kadar Yüksek Akit Devletlere bu maddedeki yükümlülüklerine ne şekilde uyum sağlayacakları konusunda bir dereceye kadar takdir yetkisi verilmiş olsa da; bir iç hukuk yolu hükmünün, Sözleşmeye göre "tartışılabilir bir şikayet"in özü ile ilgilenmesini gerektirmek ve uygun çözüm yolunu sağlamaktır. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı başvuru sahibinin Sözleşmeye göre yaptığı şikâyetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber; 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, kanunda yer almasının yanı sıra uygulamada da "etkili" olmalıdır. Özellikle de, bu hukuk yolunun uygulaması sorumlu Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleriyle haklı bir gerekçe olmaksızın engellenmemelidir (bak. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996, Raporlar 1996-VI, s. 2286, par. 95 ve yukarıda bahsedilen Aydın v. Türkiye, kararı).
191. Yaşamın korunması hakkının temel önemi nedeniyle 13. madde, gerektiğinde tazminat ödenmesinden başka başvuru sahibinin soruşturma prosedürlerine etkin bir biçimde katılmasını sağlayan ve ölümden sorumlu kişilerin belirlenmesine yönelik etkin ve derinleştirilmiş araştırmaların yapılmasını gerektirir. Bu, şikayetçiye soruşturma prosedürüne etkin ulaşımını da içerir (bak. yukarıdaki Kaya kararı s. 330-331 par. 107).
192. Mahkeme, başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünün veya cinayete herhangi bir şekilde katıldıklarının şüpheye mahal bırakmayacak surette ispatlanamadığını hatırlatmaktadır. Bununla beraber bu durumun Mahkemenin yerleşmiş içtihadına göre, 2. madde uyarınca yapılan bir şikâyetin 13. maddenin tartışılabilir amaçlarından birisi olmasını engellemez (yukarıda bahsedilen Orhan kararı, par. 386; Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23, par. 52, yukarıda bahsedilen Kaya kararı, s. 330-31, par. 107, ve yukarıda bahsedilen Yasa kararı, par.113).
193. Bu sebeple yetkililer Mehmet Şen'in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütmek zorundadırlar. Yukarıda sayılan nedenler (bak par. 174-179) sebebiyle Sözleşmenin 2. maddesinde düzenlenen zorunluluklarından daha geniş şartlara sahip olan 13. madde bağlamında etkin herhangi bir adli soruşturma düzenlendiği söylenemez (bakınız yukarıda bahsedilen Orhan kararı, par. 387 ve Tanrıkulu v. Türkiye, 23763/94, par. 119).
194. Bu sebeplerle Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
V. SÖZLEŞME'NİN 14. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
195. Başvuru sahibi, kocasının kökeni ve sadece Kürt kökenli Türklerin yasa dışı cinayetlere kurban olması sebebi ile Sözleşme'nin 2. maddesi ile birlikte ele alındığında 14. maddesinin aleyhine bir ayrımcılık yağıldığını iddia etmektedir. 14. maddeye aykırı olarak güvenlik güçlerinin yasa dışı uygulamalarının tam olarak soruşturulmasında ırka dayalı olarak idari bir ayrımcılık uygulaması olduğunu ileri sürmüştür.
197. Hükümet, mesnetsiz olduğunu ileri sürdüğü bu iddialar için ayrıca bir görüş belirtmemiştir.
198. Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarını, kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş fakat bunları dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden bu başlık altında bir ihlal söz konusu değildir.
VI. SÖZLEŞME'NİN ESKİ 25. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
199. 19 Ocak 1999 tarihinde sunulan mütalaalar hakkındaki son değerlendirmelerinde başvuru sahibi, 1995 yılında tutuklanması ve mevcut başvurusu hakkında soru sorulduğuna kendisine saldırılması sebebiyle Sözleşme'nin eski 25. maddesi (şimdiki 34. madde) altında düzenlenen Sözleşme organlarına dilekçe ile başvurma hakkına bir müdahale olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda kayın pederine karşı yapılan düşmanlığa dayanmaktadır.
200. Ancak, Mahkeme, bu şikâyetin konu hakkında tarafların değerlendirmelerinin değiş tokuşundan yeteri kadar önce yapılmadığını ve vurgulanmadığını hatırlatır. Mahkeme, davanın şartları içerisinde, işlemlerin bu safhasında bu şikâyeti ayrı olarak incelemeyi gereksiz bulmuştur.
VII. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
202. Başvuru sahibi, kocasının öldürülmesi sebebi ile 50.000 İngiliz Sterlini, kendisinin ve kızının maruz kaldığı sıkıntılar için 20.000 İngiliz Sterlini manevi tazminat ve kocasının gelir kaybı sebebi ile 36.630 İngiliz Sterlini maddi tazminat talep etmiştir.
203. Hükümet ise davanın tamamen mesnetsiz olduğunu ileri sürmüş ve bu sebeple herhangi bir tazminat ödenmesinin gereksiz olduğunu iddia etmiştir.
205. Mahkeme ise, davanın şartları içerisinde başvuru sahibine 14.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve Harcamalar
206-208. Başvuru sahibi, bu başlık altında 49.204 İngiliz Sterlini talep ettiyse de, Hükümet bu miktarın çok aşırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme ise, bu başlık altında Avrupa Konseyi'nden alınan 3.966 Euro'nun düşülmesi kaydı ile toplam 36.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
209. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının faizine % 3 eklenmek suretiyle tespit edilmesine karar vermiştir.
TÜM BU SEBEPLERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuru sahibinin kocasının Devlet görevlileri veya Devlet adına hareket eden şahıslar tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü iddiası ile ilgili olarak Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Başvuru sahibinin kocasının ölümü üzerine ulusal yetkililerin yeterli ve etkin bir soruşturma yapma yükümlülüklerinde başarısız olmaları bağlamında, Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Sözleşme'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşme'nin eski 25. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
7.
a) Sorumlu Devlet'in, Sözleşme'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın sona ermesinden sonra üç ay içerisinde aşağıdaki meblağları başvuru sahibine ödemesine;
i) 14.500 Euro manevi tazminat,
ii) Avrupa Konseyi'nden alınan 3.966 Euro düşülmek kaydıyla masraflar için 36.000 Euro ve
iii) Bu miktarlara uygulanacak her türlü vergi.
b) Bu miktarların üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının faizine % 3 eklenmek suretiyle tespit edilmesine;
8. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy