(Yaşama, Adil Yargılanma, Etkili Başvuru, Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakları ile Kötü Muamele ve Ayrımcılık Yasağı İhlalleri İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire Kararı
Başkan J. Casadevall, Üyeler, R. Maruste, S. Pavloschi, L. Garlicki, E. Fura-Sandström, L. Mijovic ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 26144/95
Karar Tarihi: 27 Temmuz 2004
(Kararı İngilizce aslından çeviren: Bahattin Seçilmişoğlu, Trabzon Adli Tıp Kurumu.)
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, devam etmekte olan bir soruşturma ile ilgili olarak yakalanan bir kişinin ifadesini alınırken, Mehmet Şah İkincisoy adlı bir kişinin, PKK'ya yardım ve yataklık etmekte olduğu bilgisi şubeye ulaşmıştır. Bunun üzerine bir polis ekibi, oğlu Mehmet Şah'ı aramak üzere Abdülrezzak'ın evine gitmiştir. Eve vardıklarında, memurlara, Mehmet Şah'ın geceyi amcasının evinde geçirmekte olduğu bildirilmiştir. Memurlar, bunun üzerine, yolu göstermesi için Halil'i de yanlarına alarak, Abdülkadir İkincisoy'un evine gitmişlerdir. Memurlar evde bir arama yapmışlar ve odalarda dört erkeği uyurken bulmuşlardır. Bu kişileri sorguladıkları sırada, adamlardan biri ateş açmış ve polis memurlarından birini öldürmüştür. Olay esnasında bir diğer polis memuru da yaralanmıştır. Bu dört adam kaçmaya çalışırken birisi silahla vurulmuştur.
Güvenlik güçleri daha sonra, silahlı iki adamın Öngözlü Köprüsü yakınlarındaki bir kulübede gizlenmekte olduğunu bildiren, kimliği meçhul bir telefon almışlardır. Bunun üzerine bir operasyon yapılmıştır. Polis memurları kulübe civarına ulaştığında silahlı çatışma çıkmış ve yaklaşık yirmi dakika sürmüştür. Çatışmanın sonunda iki adam kulübede ölü olarak ele geçirilmiştir. Memurlar, teşhis edilebilmeleri için cesetlerin fotoğraflarını çekmişlerdir. 24 Kasım 1993'te, daha sonra birinin Mehmet Şah olduğu fotoğraflardan teşhis edilen cesetler üzerinde otopsi yapılmıştır. Ayrıca, balistik inceleme raporlarına göre kulübede bulunan silahlar, 22 Kasım 1993'te Abdülkadir İkincisoy'un evinde kullanılanlara uymaktadır.
Başvuru sahibi, oğlu Mehmet Şah İkincisoy'un yapılan ilk operasyonda yakalanıp gözaltına alındığını ve polis nezaretindeyken hayatını kaybettiğini iddia etmiştir. Aynı zamanda bu yakalama ve gözaltı işlemleri sırasında yapılan işlemlerle ilgili olarak da Sözleşme'nin 3, 5, 6, 13 ve 14. maddelerinin de ihlal edildiğini ileri sürerek Mahkeme'ye başvurmuştur.
Mahkeme ise, oybirliğiyle;
1. Mehmet Şah İkincisoy'un ölümüne ilişkin olarak, Sözleşme'nin 2. Maddesi'nin ihlâl edildiğine;
2. Sorumlu Devlet yetkililerinin, Mehmet Şah'ın ölümüne yol açan sebeplere ilişkin etkili bir soruşturma yapmadaki kusurları nedeniyle, Sözleşme'nin 2. Maddesi'nin ihlâl edildiğine;
3. Sözleşme'nin 3. Maddesi'nin ihlâl edilmemiş olduğuna;
4. Sözleşme'nin 6. Maddesi'nin ihlâl edilip edilmediğini belirlemeye gerek olmadığına;
5. Davacıların, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un, Sözleşme'nin 5. Maddesi'ne dayandırılan şikâyetlerine ilişkin olarak, Sözleşme'nin 34. Maddesi'nin anlamı içinde mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerine;
6. Birinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 1., 3., 4. ve 5. Maddelerinin ihlâlinin söz konusu olmadığına;
7. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 1. Maddesi'nin ihlâl edilmemiş olduğuna;
8. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 3. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
9. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 4. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
10. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 5. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
11. Sözleşme'nin 8. 9. ve 14. Maddelerinin ihlâl edilmemiş olduğuna;
12. Sözleşme'nin 13. Maddesi'nin ihlâl edilmiş olduğuna;
13. Sorumlu Devletin, Sözleşme'nin eski 25 / 1. Maddesi'nin gereği olan yükümlülüklerine uymada kusurlu olduğuna;
14. a) sorumlu Devletin, Sözleşme'nin 44 / 2. Maddesi'ne göre, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, tahakkuk edebilecek herhangi bir vergi hariç olmak, ödeme tarihindeki câri oranlar üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek ve davacıların gösterdiği Türkiye'deki banka hesaplarına yatırılmak üzere, davacılara aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) Mehmet Şah İkincisoy için, davacılar tarafından mirasçılarına verilmek üzere 25,000 EUR (yirmibeşbin euro);
(ii) maddî olmayan zarar için, davacıların her birine 3,500 EUR (üçbinbeşyüz euro);
(iii) polisteki gözaltıyla ilgili olarak, ikinci davacıya, maddî olmayan zarar için 4,000 EUR (dörtbin euro);
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıdaki miktarlara, gecikme süresi esnasında Avrupa Merkez Bankası'nın en düşük faiz oranı artı yüzde üç puan olarak basit faiz ödenmesine;
15.
(a) sorumlu Devletin, Sözleşme'nin 44 / 2. paragrafına göre, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, maliyet ve masraflara karşılık, tahakkuk edebilecek herhangi bir katma değer vergisi hariç olmak, ödeme tarihindeki câri oranlar üzerinden sterline çevrilmek ve davacıların gösterdiği İngiltere'deki banka hesaplarına yatırılmak üzere, davacıların vekillerine 15,000 EUR (onbeşbin euro) ödemesine;
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıdaki miktarlara uygulanacak gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına,
16. Davacıların diğer tam tazmin taleplerini reddine karar vermiştir.
PROSEDÜR
1. Dava, iki Kürt kökenli Türk vatandaşı, Bay Abdülrezzak İkincisoy ile Bay Halil İkincisoy'un, ("davacılar") 19 Mayıs 1994'te, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") eski 25. Maddesi gereğince, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yaptıkları başvuru (no. 26144/95) üzerine başlamıştır.
2. Davacıları, İngiltere'den iki avukat, Bay Boyle ile Bayan Hampson temsil etmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet"), Mahkeme huzurundaki takibat için herhangi bir vekil tayin etmemiştir.
3. Davacılar, birinci davacının oğlu ve ikinci davacının kardeşi olan Mehmet Şah İkincisoy'un, davalı Hükümetin sorumluluğunu gerektiren şartlarda öldürüldüğünü öne sürmüşlerdir. Bu hususta, Sözleşme'nin eski 25. Maddesi ile birlikte, 2, 3, 5, 6, 8, 9, 13 ve 14. Maddelerinin uygulanmasını istemişlerdir.
4. 26 Şubat 1996 tarihinde, Komisyon tarafından, başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğu açıklanmıştır. Komisyon delegeleri, daha sonra, 28 Haziran - 2 Temmuz 1999 tarihleri arasında Ankara'da yapılan bir duruşmada sözlü ifade almışlardır.
5. Dava, 1 Kasım 1999'da, Sözleşme'ye ekli 11 Nolu Protokolün 5/3. Maddesi ikinci paragrafa uygun olarak, Mahkemeye iletilmiştir. Komisyon, o tarihte, dava üzerindeki incelemesini tamamlamamıştı.
6. Başvuru, Mahkeme'nin birinci bölümüne havale edilmiştir (Mahkeme kurallarının 52/1. kuralına göre.). O bölüm içinde, davaya bakacak olan Daire (Sözleşme'nin 27/1. Maddesi), 26/1. kuralın şart koştuğu şekilde oluşturulmuştur. Türkiye için seçilen yargıç Bay R. Türmen, oturumdan çekilmiştir (Kural 28). Bunun üzerine Hükümet, bu davaya mahsus yargıç olarak Bay F. Gölcüklü'yü atamıştır (Sözleşme'nin 27/2. Maddesi ve 29/1. kural).
7. Davacılar ve Hükümet taraflarının her biri, esas konusundaki mütalaalarını dosya halinde sunmuşlardır (kural 59/1). Oda, taraflara danıştıktan sonra, esas üzerinde oturum gerekmediğine karar vermiştir (kısaca Kural 59/3) ve taraflar birbirlerinin mütalaalarını yazılı olarak cevaplamışlardır.
8. 1 Kasım 2001'de, Mahkeme, Bölümlerinin yapısını değiştirmiştir (25/1. Kural). Bu dava, yeni oluşturulan Dördüncü Daireye havale edilmiştir (52/1. kural).
OLAYLAR
I. DAVANIN KEYFİYETİ
9. Davacılar, sırasıyla 1933 ve 1974'te Diyarbakır'da doğmuş ve orada yaşamaktadırlar.
A. Olaylar
10. Mehmet Şah İkincisoy'un ("Mehmet Şah") yakalanması ve ardından ölümü etrafında gelişen olaylar, taraflar arasındaki ihtilâfın konusudur.
1. Davacılar tarafından sunulan şekliyle olaylar
11. 22 Kasım 1993'te, gece saat 1 sularında, sivil giysili polis memurları, birinci davacı Abdülrezzak İkincisoy'un ("Abdülrezzak") Diyarbakır'daki evine gelmişler. Eve girerek, Mehmet Şah hakkında süratli bir şekilde arama ve soruşturma yapmışlar. Abdülrezzak, Mehmet Şah'ın, geceyi amcası Abdülkadir İkincisoy'un evinde geçirmekte olduğunu onlara bildirmiş. Memurlardan biri, Abdülrezzak, Garipşah İkincisoy, Hüseyin İkincisoy, Makbule İkincisoy ve Nefise İkincisoy'la birlikte orada kalırken, diğer memurlar, kendilerine yolu göstermesi için ikinci davacı Halil İkincisoy'u ("Halil") da yanlarına alarak oradan ayrılmışlar.
12. Abdülkadir İkincisoy'un evine vardıklarında, polis memurlarından biri apartmanın girişinde kalmış. Halil ve memurlardan ikisi ikinci kata çıkmışlar. Evin içine girdiklerinde, polis memurları hızlı bir şekilde arama ve kimlik kontrolü yapmışlar. Abdülkadir İkincisoy'un on dört torunu ve Mehmet Şah'ın iki arkadaşıyla birlikte, İkincisoy ailesinin, Mehmet Şah, Abdülkadir, Nasır, Adile, Sabriye, ve Bilgi İkincisoy adlarındaki bazı fertleri evde bulunuyorlarmış. Polis memurlarından biri, bu iki erkek arkadaşını odalardan birinde sorguya çekmiş. Grubun geri kalanları oturma odasında tutulmuş. Aniden, odadan bir silah sesi duyulmuş ve polis memurları ile iki adam arasında silahlı bir çatışma patlak vermiş. İki adamı sorguya çeken polis memuru, silah atışıyla ölmüş. Ateş başladığında, ikinci polis memuru Mehmet Şah'ı silah zoruyla almış ve aşağı katlara sürüklemiş. Halil ve diğerleri, iki adamın kaçmaya çalıştığını görmüşler. Aşağıdan, başka silah sesleri de işitmişler. Grup, iki adamdan birinin ölmüş olduğunu, diğerinin kaçtığını ve binanın dışında beklemekte olan polis memurunun yaralanmış olduğunu daha sonra öğrenmişler.
13. Olaydan yaklaşık on dakika sonra, birkaç polis ekibi binanın çevresini sarmış. Halil, Abdülkadir, Adile, Nasır, Sabriye ve Bilgi İkincisoy yakalanıp, bir minibüsle Çarşı Polis Karakolu'na götürülmüşler. Karakola vardıklarında, giriş salonunda alıkonulmuşlar. Giriş salonunun sağ yan tarafında, ikisi sorgulama için kullanılan ve üçüncüsü karakol amirinin bürosu olan üç oda varmış. Halil, küçük odalardan birine sorgu için çağrılmış. Odaya girdiğinde, kardeşi Mehmet Şah'ı, yüzükoyun ve kırmızı deri ceketi başına örtülmüş halde, yerde yatıyor görmüş. Bu esnada, Abdülrezzak, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy da yakalanarak, bir başka minibüsle Çarşı Karakolu'na getirilmişler. İkinci grup karakola girdiğinde, onlara ceketleriyle başlarını örtmeleri söylenmiş. Ancak Abdülrezzak, ceketinin ek yerinden etrafı görebiliyormuş. Az ötesinde duran, oğlu Mehmet Şah'ı da görebilmiş. Grup daha sonra, minibüsle bir başka yere götürülmüş. Abdülrezzak, oğlu Mehmet Şah'ı burada da görmüş. Bundan sonra da sorgu için Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne götürülmüşler ve davacılar, burada Mehmet Şah'ın çığlıklarını duymuşlar.
14. Birinci davacı, 25 Kasım 1993'e kadar gözaltında tutulmuş. Serbest bırakıldığında, polis memurları kendisine, eğer birileri oğlu Mehmet Şah'ı sorarsa, teröristlere katılmak üzere dağa kaçtığını söylemesi gerektiğini tembihlemişler. İkinci davacı ise, 3 Aralık 1993'te, yakalanışlarından on bir gün sonra serbest bırakılmış.
15. 6 Aralık 1993'te, birinci davacı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı'na gitmiş ve özetle oğlunun akıbetinden duyduğu endişeyi bildiren bir dilekçe vermiş. Savcı kendisine bazı fotoğraflar göstermiş ve birinci davacı, bu fotoğraflardan Mehmet Şah'ın cesedini teşhis etmiş. Savcı kendisine, Mehmet Şah'ın 25 Kasım 1993 tarihindeki bir silahlı çatışmada öldüğünü ve cesedinin gömüldüğünü bildirmiş. Abdülrezzak mezarlığa gittiğinde, kendisine işaret konmamış iki mezar gösterilerek, bunlardan birinin Mehmet Şah'a ait olduğu söylenmiş. 13 Aralık 1993'te, Abdülrezzak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na bir dilekçe vermiş ve oğlunun mezarının açılması için izin istemiş. Talebi sözlü olarak reddedilmiş. Aynı gün, Abdülrezzak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na iki dilekçe daha vermiş ve ölümünün gerçek sebeplerini öğrenmek üzere Mehmet Şah'ın cesedi üzerinde otopsi yapılmasını istemiş. Kendisine, otopsi için müsaade almak üzere mahkemeye başvurması söylenmiş. Abdülrezzak, bir başka dilekçeyi de insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı'na göndermiş ve oğlunun ölüm sebeplerinin araştırılmasını istemiş. 21 Mart 1995'te, Bakan kendisine, Mehmet Şah'ın hiçbir zaman gözaltına alınmadığını bildiren bir cevap vermiş.
16. Hükümete başvurusuyla ilgili yazışmaları takiben, Abdülrezzak, 6 Haziran 1995'te, Diyarbakır Savcısı'nın bürosuna çağrılmış. Komisyon'a başvurusu konusunda sorgulanmış ve başvurusunu geri çekmek istediğini belirten bir ifadeyi imzalamaya zorlanmış. Bunun üzerine Abdülrezzak, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği'ne gitmiş ve olay hakkında onlara bilgi vermiş.
2. Hükümet tarafından sunulan şekliyle olaylar
17. Hükümet, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin, devam etmekte olan bir soruşturma ile ilgili olarak yakalanan bir kişinin ifadesi alınırken, Mehmet Şah İkincisoy adlı bir kişinin, PKK'ya yardım ve yataklık etmekte olduğu bilgisinin şubeye ulaştığını ifade etmiştir. Bunun üzerine bir polis ekibi, oğlu Mehmet Şah'ı aramak üzere Abdülrezzak'ın evine gitmiştir. Eve vardıklarında, memurlara, Mehmet Şah'ın geceyi amcasının evinde geçirmekte olduğu bildirilmiştir. Memurlar, bunun üzerine, yolu göstermesi için Halil'i de yanlarına alarak, Abdülkadir İkincisoy'un evine gitmişlerdir. Memurlar evde bir arama yapmışlar ve odalarda dört erkeği uyurken bulmuşlardır. Bu kişileri sorguladıkları sırada, adamlardan biri ateş açmış ve polis memurlarından birini öldürmüştür. Olay esnasında bir diğer polis memuru da yaralanmıştır. Hükümet ayrıca, bu dört adamın kaçmaya çalıştığını, ancak birinin silahla vurulduğunu ifade etmiştir.
18. Hükümet ayrıca, güvenlik güçlerinin, silahlı iki adamın Öngözlü Köprüsü yakınlarındaki bir kulübede gizlenmekte olduğunu bildiren, kimliği meçhul bir telefon aldıklarını da bildirmiştir. Bunun üzerine bir operasyon yapılmıştır. Polis memurları kulübe civarına ulaştığında silahlı çatışma çıkmış ve yaklaşık yirmi dakika sürmüştür. Çatışmanın sonunda iki adam kulübede ölü olarak ele geçirilmiştir. Memurlar, teşhis edilebilmeleri için cesetlerin fotoğraflarını çekmişlerdir. 24 Kasım 1993'te, daha sonra birinin Mehmet Şah olduğu fotoğraflardan teşhis edilen cesetler üzerinde otopsi yapılmıştır. Ayrıca, balistik inceleme raporlarına göre kulübede bulunan silahlar, 22 Kasım 1993'te Abdülkadir İkincisoy'un evinde kullanılanlara uymaktadır.
B. Taraflarca sunulan belgeler
19. Taraflar Mahkeme'ye çeşitli belgeler sunmuşlardır. Mahkeme, kararını verirken, aşağıdaki belgeleri dikkatle incelemiştir:
1. Abdülkadir İkincisoy'un evinde olanlarla ilgili, 22 Kasım 1993 tarihli olay raporu
20. Rapor, devam etmekte olan bir soruşturma ile ilgili olarak, 22 Kasım 1993'te, bir evde araştırma yapıldığını ifade etmektedir. Polis memurları Hanefi İkincisoy'u [Olay raporunda Mehmet Şah İkincisoy'un adı Hanefi İkincisoy olarak yazılmıştır] aramaktayken, kendilerine Hanefi İkincisoy'un, amcasının evinde bulunduğu bildirilmiştir. Bunun üzerine, polis memurları, yolu kendilerine göstermesi için Halil'i de yanlarına alarak evden ayrılmışlardır. Diğer eve vardıklarında, memurlar hızlı bir arama yapmışlar ve odalardan birinde, dört ya da beş adamı uyurken bulmuşlardır. Memurlar, kimliklerini göstermelerini istediğinde, adamlar kendilerine saldırmışlar ve bir silah ateşlenmiştir. Bir kişi yakalanmış ve aşağıdaki polis aracına götürülürken, diğer polis memuruna ateş açılmış ve yaralanmıştır. Yakalanan kişi kaçmış ve polise ateş eden kişi öldürülmüştür.
2. Polise edilen kimliği belirsiz telefonla ilgili, 23 Kasım 1993 tarihli rapor
21. Memur Mustafa Şen imzasını taşıyan rapora göre, 23 Kasım 1993 gecesi saat 3 sularında terörle mücadele şubesi, kimliği belirsiz biri tarafından telefonla aranmış ve arayan kişi, bir gün önce bir polisin ölümü, diğerinin de yaralanmasına sebep olan olayın faillerinin, Öngözlü Köprüsü yakınlarındaki bir kulübede görüldüğü bilgisini vermiştir.
3. Çatışmaya ilişkin, 23 Kasım 1993 tarihli olay raporu
22. Rapor, silahlı iki adamın Öngözlü Köprüsü yakınındaki bir kulübede gizlenmekte olduğunu bildiren, saat gece 3 sularındaki kimliği belirsiz telefonun ardından bir polis operasyonunun gerçekleştirildiğini ifade etmektedir. Gerekli güvenlik önlemlerini alan polisler, kulübenin on beş metre uzağında mevzilenmişler ve iki adama teslim olmaları emrini vermişlerdir. Kulübeden güvenlik güçlerine doğru ateş açılmış ve çatışma çıkmıştır. Çatışma yaklaşık yirmi dakika devam etmiştir. Ateş kesildiğinde, polisler kulübeye girmişler ve iki ceset bulmuşlardır. Cesetlerden biri üzerinde, dört kartuşlu tüfek şarjörü bulunan bir cephane kuşağı, bir Kalaşnikof tüfek ve bir kartuşlu tüfek şarjörü mevcuttur. İkinci cesedin üzerinde ise bir Browning tabanca bulunmuştur. Daha sonra Devlet Hastanesi morguna götürülen cesetlerin üzerinde kimlik belgesi bulunmamaktadır.
4. 24 Kasım 1993 tarihli ölü muayene ve otopsi raporu
23. Otopsi raporu, ceset üzerinde ölü sertliğinin gelişmiş ve ölü morluklarının mevcut olduğunu ifade etmektedir. Boynun arka tarafında iki mermi giriş deliği ve göğüste iki çıkış deliği kaydedilmiştir. Raporda ayrıca, başka emare gözlenmediği de belirtilmektedir. Kesin ölüm sebebi ateşli silah yaraları olduğundan, tam bir klasik otopsi gerçekleştirilmesine gerek görülmemiştir. Son olarak, tahminî ölüm zamanı, otopsinin gerçekleştirilmesinden otuz altı saat öncesi olarak verilmektedir.
5. Üç cesedin fotoğrafları
24. Hükümet, üç cesedin fotoğraflarını da göndermiş ve fotoğraflar Mehmet Şah'ın öldürüldüğü kulübede çekilmiştir.
6. Gözaltı kayıtları
25. 21 Kasım-26 Kasım 1993 dönemine ait Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarında, Mehmet Şah İkincisoy ismi yer almamaktadır. Emniyet yetkilileri ayrıca, Adile, Nefise, Bilgin, Garipşah, Makbule, Sabriye, Halil, Abdülkadir, Abdülrezzak, Nasır ve Hüseyin İkincisoy'un 22 Kasım 1993, gece saat 3'te gözaltına alındığını bildirmişlerdir.
7. Abdülrezzak İkincisoy, Makbule İkincisoy, Hüseyin İkincisoy ve Garipşah İkincisoy'un 25 Kasım 1993 tarihli polis ifadeleri
26. Abdülrezzak, Makbule, Hüseyin ve Garipşah İkincisoy, polisteki ifadelerinde, olay gecesi saat 1 civarında, polis memurlarının Mehmet Şah'ı aramak üzere evlerine geldiğini söylemişlerdir. Abdülrezzak, Mehmet Şah'ın geceyi amcasının evinde geçirdiğini kendilerine bildirmiştir. Bunun üzerine memurlar, kendilerine yolu göstermesi için Halil'i de alarak evden ayrılmışlardır. Yaklaşık 1 saat sonra, polisler geri dönmüş ve kendilerini yakalamışlardır.
8. 25 Kasım 1993 tarihli tıbbî rapor
27. Diyarbakır Devlet Hastanesi tarafından verilen rapor, Bilgin, Adile, Nefise, Makbule, Hüseyin, Garipsah ve Abdülrezzak İkincisoy'un vücutlarında kötü muamele emareleri bulunmadığını belirtmektedir.
9. Halil İkincisoy, Abdülkadir İkincisoy, Nasır İkincisoy ve Sabriye İkincisoy'un 1 Aralık 1993 tarihli polis ifadeleri
28. Halil, polisteki ifadesinde, olay gecesi, babası Abdülrezzak'a ait evde bulunduğunu bildirmiştir. Gece saat 1 civarında, polis memurları, kardeşi Mehmet Şah'ı aramak üzere gelmişlerdir. Abdülrezzak memurlara, Mehmet Şah'ın, geceyi amcası Abdülkadir'in evinde geçirmekte olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Halil, yolu göstermek üzere memurlarla birlikte gitmiştir. Abdülkadir'in evine vardıklarında, polis memurları Mehmet Şah'ı sormuşlar ve kendilerine, odalardan birinde uyumakta olduğu söylenmiştir. Halil, ailenin diğer fertleriyle birlikte oturma odasında beklerken, memurlar, Mehmet Şah ve arkadaşlarının uyumakta olduğu odaya girmişlerdir. Birkaç dakika sonra bir silah sesi duyulmuş ve oturma odasındaki herkes komşu daireye kaçmıştır. Halil ayrıca, Mehmet Şah ve iki arkadaşını kaçarken gördüğünü de ifade etmiştir.
29. Abdülkadir, Nasır ve Sabriye İkincisoy'un polisteki ifadelerine göre, her üçü de, olay günü, Mehmet Şah'ın, iki arkadaşıyla birlikte kendi evlerinde kalmakta olduğunu söylemişlerdir. Aynı gece saat 2 sularında, polis memurları Mehmet Şah'ı aramak üzere gelmişlerdir. Evde bir arama yapmışlar ve memurlardan biri, Mehmet Şah ve iki arkadaşının uyumakta olduğu odaya girmişlerdir. Birkaç dakika sonra bir silah sesi duymuşlar ve Mehmet Şah ile iki arkadaşı kaçarlarken, bütün aile fertleri komşu daireye sığınmışlardır.
10. 3 Aralık 1993 tarihli tıbbî rapor
30. Diyarbakır Devlet Hastanesi'nin raporu, Halil, Abdülkadir ve Sabriye İkincisoy'un vücutlarında kötü muamele emaresi bulunmadığını göstermektedir. Rapor, Nasır İkincisoy'un vücudunda bazı izlerin mevcut olduğunu da belirtmektedir.
11. Halil İkincisoy, Abdülkadir İkincisoy, Nasır İkincisoy ve Sabriye İkincisoy'un savcı tarafından alınan, 3 Aralık 1993 tarihli ifadeleri
31. Savcıya verdikleri ifadelerde, Halil, Abdülkadir ve Nasır İkincisoy, genel olarak polisteki ifadelerini tekrarlamışlardır. Yalnız Sabriye İkincisoy, savcıya verdiği ifadede, olayların genel tasvirini tekrarladığı halde, Mehmet Şah'ı kaçarken gördüğünü zikretmemiştir.
12. Nasır İkincisoy ve Abdülkadir İkincisoy'un, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından alınan 3 Aralık 1993 tarihli ifadeleri
32. Abdülkadir ve Nasır İkincisoy ifadelerinde, 22 Kasım 1993'te, evde uyurlarken, polis memurlarının, Mehmet Şah'ı aramak üzere evlerine geldiğini belirtmişlerdir. Mehmet Şah ve iki arkadaşı, geceyi onlarla birlikte geçirmektedir. Nasır ve Abdülkadir İkincisoy ayrıca, memurların odalardan birinde, Mehmet Şah ve iki arkadaşını sorgularken bir silah sesi işitildiğini ifade etmişlerdir. Aile fertleri komşu daireye kaçmışlar ve daha sonra hepsi polis tarafından tutuklanmıştır. Nasır ve Abdülkadir, polis ve savcı tarafından alınan ifadelerini de reddetmişlerdir.
13. 3 Aralık 1993 tarihli balistik raporu
33. Bölge Kriminal Polis Laboratuarı tarafından hazırlanan rapora göre, 23 Kasım 1993'teki çatışmanın ardından, bir Kalaşnikof otomatik tüfek, bir Browning yarı otomatik tabanca, 251 mermi kovanı ve 12 mermi çekirdeği incelemeye alınmıştır. Kalaşnikof tüfek tarafından ateşlenen mermilerin, 22 Kasım 1993'te, polis memuru Alişan Erol'un öldürülmesinde kullanıldığı kanıtlanmıştır. Rapor, Browning tabancanın daha önce herhangi bir olayda kullanılmadığı sonucuna da ulaşmıştır.
14. 6 Aralık 1993 tarihli teşhis raporu
34. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından hazırlanan rapora göre, Abdülrezzak, Mehmet Şah'ın cesedini fotoğraflardan teşhis etmiştir.
15. Abdülrezzak İkincisoy'un Diyarbakır Savcısı'na verdiği 13 Aralık 1993 tarihli dilekçe
35. Birinci davacı, 22 Kasım 1993'te Abdülkadir İkincisoy'un evinde yakalanan oğlunun akıbeti hakkında bilgi istemiştir.
16. Abdülrezzak İkincisoy'un Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı'na 13 Aralık 1993 tarihli dilekçesi
36. Birinci davacı, savcıdan, oğlu Mehmet Şah'ın, 25 Kasım 1993 tarihinde bir çatışmada öldüğünü öğrenmesi üzerine, savcıya, oğlunun gözaltı sırasında öldüğüne inandığını bildirmiş ve buna dayanarak, ölümün gerçek sebebini ortaya çıkarmak üzere, Mehmet Şah'ın cesedi üzerinde otopsi yapılmasını istemiştir.
17. Abdülrezzak İkincisoy'un, insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı'na 13 Aralık 1993 tarihli dilekçesi
37. Birinci davacı, oğlunun 22 Kasım 1993'te, ailesinin on iki ferdiyle birlikte gözaltına alındığını öne sürmüş, ayrıca oğlunu hem Çarşı Polis Karakolu'nda, hem de Çevik Müdahale Merkezi'nde gördüğünü ifade etmiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı'nın, oğlunun 25 Kasım 1993'te bir çatışmada öldüğünü kendisine bildirmesine rağmen, Bakan'dan, ölümü meydana getiren gerçek sebepler hakkında daha ileri bir araştırma yapılmasını istemiştir.
18. Bakan'ın 5 Nisan 1994 tarihli cevabı
38. Bakan, yazısında, birinci davacıya, Mehmet Şah'ın hiçbir zaman gözaltına alınmadığını bildirmiştir.
19. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışişleri Genel Müdürlüğü'nün, Diyarbakır Başsavcısı'na 25 Mayıs 1995 tarihli yazısı
39. Adalet Bakanı yazısında, Diyarbakır Başsavcısı'ndan, Abdülrezzak ve Halil İkincisoy'un Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na bireysel başvurularıyla ilgili bir soruşturma yapmasını istemiştir. Başsavcıdan, iki müracaatçının, komisyona gönderdikleri bazı belgelere ilişkin ifadelerinin alınmasını da istemiştir.
20. Birinci davacının, 6 Haziran 1995'te Diyarbakır Savcısı tarafından alınan ifadesi
40. Birinci davacı, savcının, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yaptığı bireysel başvuruya ilişkin sorusuna cevabında, oğlu Mehmet Şah'ın ölümünün ardından Diyarbakır İnsan Hakları Derneği'ne gittiğini ve orada bazı belgeler imzaladığını belirtmiştir. Ancak, Avrupa'daki işlemleri başlatmak için İngiliz avukatlara yetki verdiğini hatırlamadığını ifade etmiştir. Ayrıca, başvurusunu geri çekmek istediğini de belirtmiştir.
21. Birinci davacının, 31 Ekim 1995 tarihinde, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği tarafından alınan ifadesi
41. Birinci davacı, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na hitap ettiği ifadesinde, 1995 Mayıs ayında, sivil giysili polis memurları tarafından savcının bürosuna götürüldüğünü belirtmiştir. Büroya giderken, memurların kendisini, Komisyona başvurusunun devamı isteğini reddetmesi için zorlamışlardır. Ayrıca, savcının bürosunda, korku sebebiyle ve okuma-yazması olmadığından, muhtevasını bilmeyerek bir ifadeyi imzalamak zorunda kaldığını öne sürmüştür.
C. Sözlü ifadeler
42. Taraflar arasında ihtilâflı olan, davayla ilgili olaylar konusunda, Komisyonun üç üyesi, 28 Haziran-2 Temmuz 1999 tarihleri arasında, davacılar dahil on tanıktan sözlü ifade almıştır. Oturuma katılanların ifadeleri şu şekilde özetlenebilir:
1. Abdülrezzak İkincisoy
43. Birinci davacı olan tanık, olay günü gece 1 sularında, polis memurlarının oğlu Mehmet Şah'ı aramak için evine geldiklerini söylemiştir. Memurlara, Mehmet Şah'ın, amcasının evinde kaldığını ve diğer oğlu Halil'in kendilerine yolu göstereceğini bildirmiştir. Polis memurları, evden ayrıldıktan yarım saat sonra geri dönmüşler ve evdeki herkesi yakalamışlardır. Önce Çarşı Karakolu'na götürülmüşlerdir. Memurlar kendilerini, başlarını ceketleriyle örtmeye zorlamışlar, fakat tanık, ceketinin ek yerinden görebilmiştir. Tanık, iki oğlu Halil ve Mehmet Şah'ın da karakolda olduğunu görmüştür. Daha sonra minibüsle polis merkezine götürülmüşlerdir. Tanık, Mehmet Şah'ı minibüste de gördüğünü hatırlamıştır. Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne götürülmeden önce, polis merkezinde yaklaşık yarım saat beklemişlerdir. Amirlikte gözleri bağlanmış, ama tanık Mehmet Şah'ın çığlıklarını duyabilmiştir. Tanık ve kızları, yakalanmalarından üç gün sonra serbest bırakılmışlardır. Salıverilmeleri sırasında, polisler kendisine, oğlunun dağlara kaçtığını söylemişlerdir. Mehmet Şah'ın deri ceketini ona vermişler, ama tanık, oğlunun ceketsiz üşüyebileceğini söyleyerek, onu almayı kabul etmemiştir. Tanığın küçük oğlu Halil, yakalanışından on dört gün sonra serbest bırakılmıştır. Mehmet Şah eve dönmeyince, tanık Diyarbakır savcısına gitmiş ve oğlunun nerede olduğunu sormuştur. Savcı ona bazı fotoğraflar göstermiş ve bunlardan birinin Mehmet Şah'a ait olup olmadığını sormuştur. Davacı oğlunun cesedini teşhis etmiştir. Savcı ona, oğlunun PKK ile güvenlik güçleri arasındaki bir silahlı çatışmada ölmüş olduğunu bildirmiştir.
44. Tanık ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurusunu yaptıktan sonra, 1995'te, savcının bürosuna çağrıldığını açıklamıştır. Savcı, Komisyona başvurusu sebebiyle kendisine kızmıştır. Korku nedeniyle tanık, savcının huzurunda başvurusunu geri çekeceğini ifade etmiştir. Ancak Üyelerin karşısında, başvurusunu sürdürmek niyetinde olduğunu teyit etmiştir. Tanık, son olarak, oğlunun mezarını ziyaret ve onun için dua edebildiğini ifade etmiştir.
2. Halil İkincisoy
45. İkinci davacı olan tanık, polis memurlarının 22 Kasım 1993'te, gece saat 1 civarında evlerine geldiğini ifade etmiştir. Uzak bir akrabası olan Feyzi Tatlı'yı polis memurlarının yanında görmüştür. Memurlar evde hızlı bir şekilde arama yapmışlar ve kardeşi Mehmet Şah'ı sormuşlardır. Babası Abdülrezzak onlara, Mehmet Şah'ın, amcasının evinde kalmakta olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine tanık, amcasının evine kadar polis memurlarına eşlik etmeyi kabul etmiştir. Oraya varıp, tanık kapıyı çaldığında, kapıyı Sabriye İkincisoy açmış ve kendilerini içeri almıştır. Polislerden biri dışarıda kalmış ve ikisi içeriye girmiştir. Memurlar arama ve kimlik kontrolü yapmışlardır. Mehmet Şah'ı bulduklarında onu yakalamışlardır. Memurlardan biri Mehmet Şah'ı kolundan tutarak dışarıya çıkmıştır. Tanık onları takip etmiştir. Koridorda yürürlerken bir silah sesi işitmişlerdir. Mehmet Şah'ı kolundan tutan polis memuru, onu aşağı katlara doğru sürüklemiştir. O esnada tanık, Mehmet Şah'ın iki arkadaşının aşağı katlara doğru kaçtığını görmüş, fakat nereye gittiklerini görmemiştir. Tanık daha sonra komşu daireye kaçmış, amcası Abdülkadir, kuzeni Nasır, Nasır'ın karısı ve Abdülkadir'in karısı da ona katılmışlardır. Bir süre sonra polis tarafından hepsi yakalanmış ve Çarşı Karakolu'na götürülmüşlerdir. Polis memurları onlara, başlarını ceketleriyle örtmelerini söylemişlerdir. Karakola vardıklarında, bir koridorda bekletilmişlerdir. Tanık karakolun girişini tasvir etmiş ve küçük bir salondan sonra uzun bir koridor ve koridorun sonunda bir oda bulunduğunu söylemiştir. Tanık, Mehmet Şah'ı, o odada, yerde yüzükoyun yatarken görmüştür. Mehmet Şah, gömlek, kazak, kahverengimsi bir deri ceket ve bir blucin pantolon giymektedir.
46. Tanık, babasını ve kız kardeşlerini Çarşı Karakolu'nda gördüğünü de teyit etmiştir. Daha sonra onlar, bir arabayla ikinci bir yere götürülmüşler ve orada birkaç dakika beklemişlerdir. Tanık, bu ikinci yerde Mehmet Şah'ı görmediğini ifade etmiştir. Sonra da üçüncü bir yere götürülmüşlerdir. Tanık bu üçüncü yerde hiç kimseyi görmemiş, fakat amcasının, Feyzi Tatlı'nın ve Mehmet Şah'ın seslerini işitmiştir. Mehmet Şah, acı içinde feryat etmektedir. Tanık orada on üç gün boyunca tutulmuş ve iddiasına göre, kötü muamele görmüştür. Memurlar ona, kardeşinin dağa kaçmış olduğunu söylemişlerdir. İçeriğini okutmadan, onu bir ifadeyi imzalamaya zorlamışlardır. Gözaltından salıverildiğinde, tanık Mehmet Şah'ın akıbetini öğrenmek üzere babasıyla birlikte savcıya gitmiştir. Tanık, fotoğraflardan Mehmet Şah'ın cesedini teşhis ettiklerinde, kendilerine onun gömülmüş olduğu söylenmiştir. Bir memur kendilerine iki mezar göstermiş ve hangisinin Mehmet Şah'ınki olduğunu bilmediğini söylemiştir.
3. Nasır İkincisoy
47. Birinci davacının yeğeni olan tanık, 22 Kasım 1993 gecesi babasının evinde olduğunu ifade etmiştir. Babası (Abdülkadir İkincisoy), annesi (Adile), karısı (Sabriye), çocukları, kardeşi (Muhlis) ve kardeşinin çocukları da evdedir. Amcasının oğlu Mehmet Şah ve iki arkadaşının da geceyi onlarla birlikte geçirdiğini hatırlamaktadır. Tanık, gece saat yaklaşık 1'de, sivil giysili polis memurlarının, kuzeni Halil'le birlikte, Mehmet Şah'ı aramak için evlerine geldiğini söylemiştir. O sırada Mehmet Şah, iki arkadaşı ve tanığın kardeşi Muhlis'le birlikte misafir odasında uyumaktadır. Polis memurları kimlik kontrolü yapmışlar ve Mehmet Şah ile iki arkadaşına, sorgu için polis karakoluna gelmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Memurlardan biri Mehmet Şah'ı kolundan tutmuştur. O anda bir silah sesi duymuşlardır. Mehmet Şah'ı tutan polis memuru da ateş etmeye başlamıştır. Mehmet Şah, polis memurunun ateş etmesini önlemeye çalışmış, ama aynı polis onu aşağıya doğru sürüklemiştir. Tanık, aile fertlerinin kendilerini korumak için komşularına kaçtıklarını da hatırlamaktadır. Bir süre sonra daha fazla sayıda polis memuru gelmiş ve herkesi yakalamıştır. Polis karakoluna götürülmekteyken, tanık, Mehmet Şah'la birlikte gelmiş olan kişilerden birinin silahla öldürülmüş olduğunu görmüştür. Tanık bir arabaya bindirilmiş ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne götürülmüştür. Uzun bir koridorda beklediğini hatırlamaktadır. Gözleri bağlı olmasına rağmen, tanık etrafı görebilmiştir. Annesinin, karısının, Muhlis'in kızının ve amcasının orada olduklarını görmüştür. Uzaktan kuzeni olan Feyzi Tatlı'yı da görmüştür. Tanık, nemli bir odaya alındığını ve orada Mehmet Şah'ı, işkence edilirken gördüğünü söylemiştir. Mehmet Şah yerde yatmaktadır ve tanığa şöyle demiştir: "Ailemiz mahvoldu. Hepimizi öldürecekler. Sonumuz budur". Tanık, bunun Mehmet Şah'ı son görüşü olduğunu söylemiştir.
4. Garipşah İkincisoy
48. Birinci davacının kızı ve ikincinin kız kardeşi olan tanık, olay gecesi babasının evinde bulunmaktadır. Evde uyurlarken, bazı polis memurlarının evlerine geldiğini ve kardeşi Mehmet Şah'ı sorduklarını söylemiştir. Babası, memurlara, Mehmet Şah'ın amcasının evinde kaldığını söylediğinde, onlar Halil'i de yanlarına alarak evden ayrılmışlardır. Bir süre sonra polisler geri dönmüşler ve tanık da dahil, evdeki herkesi yakalamışlardır. Onları önce Çarşı Polis Karakolu'na, daha sonra da polis merkezine götürmüşlerdir. Tanık, Mehmet Şah'ı Çarşı Karakolu'nda görmediğini, fakat polis merkezinde gördüğünü açıklamıştır. Polis merkezine vardıklarında üst kata çıkmışlar ve bir salona alınmışlardır. Gözleri bağlı değildir, ama ellerini enselerinde tutmaya zorlanmışlardır. Yüzleri duvara dönük halde bekletilmişlerdir. Tanık omzunun üzerinden kısaca göz attığında, Mehmet Şah'ın yanında durduğunu görmüştür. Bu, onu son görüşü olmuştur. Ancak, götürüldükleri üçüncü yer olan Çevik Müdahale Merkezi'nde onun sesini işittiğini hatırlamaktadır. İnlemektedir. Tanık, Makbule, Nefise, Adile, Bilge ve Sabriye İkincisoy'la birlikte bir hücrede tutulmuşlardır. Bir ara Sabriye ve Makbule dışarı götürülmüşlerdir ve geri döndüklerinde titremektedirler. Bu yüzden nezarethane sorumlularından bir battaniye istemişler ve onlar da, Mehmet Şah'a ait olan kahverengi deri ceketi onlara vermiştir.
5. Şerif Akay
49. Tanık, olayların olduğu dönemde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde polis memuru olduğunu doğrulamıştır. Gözaltındaki Feyzi Tatlı'dan, Mehmet Şah'ın PKK'ya yardım ve yataklık ettiği bilgisini aldıktan sonra, bir operasyon hazırladıklarını hatırlamaktadır. Tatlı'dan, tanığın da aralarında olduğu beş kişilik bir polis grubuna Mehmet Şah'ın evini göstermesi istenmiştir. 22 Kasım 1993 gecesi, saat 1 sularında, Mehmet Şah'ın babası Abdülrezzak'ın evine gitmişlerdir. Abdülrezzak onlara, oğlunun amcasının evinde kaldığını söylemiştir. Bunun üzerine, yolu göstermesi için genç bir kişiyi yanlarına alarak ve bir polis memurunu Abdülrezzak'ın evinde bırakarak oradan ayrılmışlardır. Mehmet Şah'ın amcasının evine vardıklarında, bir polis memuru devriye arabasının yanında kalmış ve tanık da apartmanın dışında beklemiştir. İki polis üst kata çıkmıştır. Birkaç dakika sonra tanık, üst katlardan silah sesleri işitmiştir. Memurlardan biri olan Mustafa Hünerlitürkoğlu, bir kişiyi kelepçeyle zaptetmiş olarak aşağıya gelmiştir. Mustafa, tanığa, üçüncü polis memuru olan Alişan'ın vurulduğunu söylemiştir. Tanık, meslektaşına yardım etmek üzere binaya girmiştir. Mustafa dışarıya çıktığı sırada, yakalanan kişiyi hâlâ kelepçeyle tutuyormuş. Tanık daha sonra ayak sesleri duymuş ve merdivenin altına saklanmıştır. Bir kişi Kalaşnikof tüfekle tanığa ateş etmiş ve karnından yaralamıştır. Tanık da ateşle karşılık vermiş ve kendisine ateş eden kişiyi öldürmüştür. Daha sonra yardım almak üzere apartmandan dışarı çıkmıştır. Memur Mustafa, tanığın yaralandığını gördüğünde, yakalanan kişiyi bırakmış ve ona doğru koşmuştur. Gözaltına alınmış olan kişi kaçmıştır. Tanık daha sonra hastaneye götürülmüş ve orada ameliyata alınmıştır. Hastanede bilinci yerine geldiğinde, meslektaşları, kendilerinin hazırladığı olay raporunu imzalamasını ondan istemişlerdir. Savcı da henüz yoğun bakımdayken ifadesini almıştır. Tanık, olay raporunda yer alan isimlerde yanlışlık olduğunu kabul etmiştir. Hanefi İkincisoy yerine Mehmet Şah İkincisoy adının yazılması gerektiğini onaylamıştır. Tanık ayrıca, olay anında evde bulunan kişilerin tutuklanması ve sorgulanmasında yer almadığını açıklamıştır.
6. Mustafa Hünerlitürkoğlu
50. Tanık, 22 Kasım 1993 gecesi saat 1 civarında Mehmet Şah'ın evine giden beş polis memurundan biri olduğunu doğrulamıştır. Polis sorgusu sırasında, yakalanan Feyzi Tatlı'nın, Mehmet Şah'ın PKK'ya yardım ve yataklık yaptığını itiraf etmesinin ardından, bu kişiyi yakalamak üzere bir operasyon gerçekleştirildiğini hatırlamaktadır. Feyzi Tatlı, onlara Mehmet Şah'ın yaşadığı evi göstermiştir. Mehmet Şah'ı yakalama işlemine giriştiklerinde, memurlar onun eşkâlini bilmiyorlarmış. Polis memurlarından biri arabada kalmış ve diğer dördü eve girmiştir. Feyzi Tatlı ise bir başka araçla polis karakoluna geri gönderilmiştir. Kapıyı yaşlıca bir kişi açmış ve kendilerine Mehmet Şah'ın o gece amcasının evinde kaldığını bildirmiştir. Söz konusu eve kadar genç bir kişi kendilerine eşlik etmiştir. Polis memurlarından biri, herhangi bir kimsenin telefonla Mehmet Şah'ı uyarmaması için evde kalmıştır. Üç polis memuru ve genç, Mehmet Şah'ın evine vardıklarında, onlara orta yaşlı bir kadın kapıyı açmıştır. Tanık kadına bir kimlik kontrolü yapacaklarını söylemiş ve eve girmişlerdir. Tanık, antrenin karşı tarafındaki odaya girmiştir. O odada kadınlar ve çocuklar bulunmaktadır. Bu esnada, meslektaşı Alişan, bir yaşlı ve bir genç adamın çıktığı odaya girmiştir. Memurlar, içerisinde dört kişinin uyuduğu üçüncü bir odanın farkına varmışlardır. Tanık diğerlerini koridorda tutarken, Alişan o odaya girmiş ve kimlik kontrolü için, oradakileri birer birer uyandırmıştır. Birkaç dakika sonra tanık, üçüncü odadan gelen gürültüler duymuş ve oraya gittiğinde, bir adamın memur Alişan'la boğuştuğunu görmüştür. Tanık yardım etmeye çalışmış, ama diğerleri engellemişlerdir. Adamlardan birinin Kalaşnikof tüfeği vardır ve Alişan'a ateş etmiştir. Tanık Alişan'ın vurulduğunu gördüğünde, adamlardan silahsız olan birini kalkan olarak kullanmak üzere zaptetmiştir. Tanık kelepçeyle adamı zaptederek, yardım almak üzere aşağıya doğru koşmuştur. Aşağıda üçüncü memur Şerif'i görmüş ve ona yukarıda silahlı bir çatışmanın çıktığını ve Alişan'ın vurulduğunu söylemiştir. Tanık daha sonra, arabadaki telsizi kullanmak üzere apartmandan dışarıya çıkmıştır. O esnada, Şerif'in bir kişiye teslim olması emrini verdiğini ve hemen ardından da silah seslerini duymuştur. Tanık, zaptetmekte olduğu kişinin kaçmasına imkân verecek şekilde tekrar apartmana koşmuştur. Apartmandan içeriye girdiğinde, Şerif'in vurulmuş ve ona ateş eden kişinin de öldürülmüş olduğunu görmüştür. Takviye kuvveti istemişlerdir. Şerif'i olaydan 15-20 dakika sonra hastaneye gönderebilmişler ve daha sonra kendisi olay raporunun taslağını elde hazırlamıştır. Tanık, olay raporunu, olay yerine intikal eden meslektaşlarına verdiğini ve raporu onların daktiloya geçirdiğini açıklamıştır. Daktilo edilmiş olay raporunu hastanede imzaladığını hatırlamaktadır. Olay raporunda belirtilen isimler sorulduğunda, tanık, bir yanlışlık yaptığını kabul etmiştir. Mehmet Şah'ın adını Hanefi İkincisoy olarak yazmıştır. Tanık, hastanede savcıya ifade vermiş olduğunu da öne sürmüştür. Ayrıca, olayın ertesi günü bir çatışmada öldürülen iki teröristin fotoğraflarını görmediğini de ifade etmiştir.
7. Dr. Lokman Eğilmez
51. Tanık, Mehmet Şah İkincisoy'un otopsi raporunu kendisinin imzaladığını doğrulamıştır. Kendisi adlî tıp ve patoloji dalında uzman bir hekimdir. 1991'den beri adlî tabiptir. Tanık, Mehmet Şah'ın otopsisini hatırlamamaktadır, ancak belgelere bakarak, tahminî ölüm zamanının otopsinin yapılışından 36 saat öncesi olduğunu açıklamıştır. Vücutta ezikler bulunmamaktadır. Bazı renksiz lekeler vardır, fakat bunlar, dayak ya da zor kullanmanın belirtileri değildir. Ölüm nedeni, sırtın üst bölgesinden giren iki mermidir. Sol meme civarında bir çıkış deliği vardır ve diğer çıkış deliği göğsün sağ üst bölümündedir. Dr. Eğilmez, giriş ve çıkış deliklerinin, kişiye yakın mesafeden ateş edilmediğini gösterdiği sonucuna varmıştır.
8. Ramazan Sürücü
52. Tanık, olay döneminde, Diyarbakır Terörle Mücadele bölümünün şefi olduğunu doğrulamıştır. Yakalanan Feyzi Tatlı'dan alınan bilgiye dayanarak, bazı kişileri yakalamak üzere bir operasyon gerçekleştirildiğini hatırlamaktadır. Tanık o tarihte Merkez Şube'nin şefidir, ancak soruşturma bürosu, polis okulu olarak da bilinen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde bulunmaktadır. Memur Sürücü, genel bir kural olarak, yakalananların soruşturma için doğrudan polis okuluna götürüldüğünü ifade etmiştir. Mehmet Şah'ın öldürüldüğü iddia edilen silahlı çatışma sorulduğunda, tanık, operasyona doğrudan katılmadığını belirtmiştir. Olay raporunda adı bulunmasına rağmen, tanık, bu raporların genellikle, kendisine vekalet eden ve kendisi adına imza yetkisi bulunan görevlilerce imzalandığını açıklamıştır. Yine de, çatışma günü, önceki gün kaçan iki teröristin bir kulübede saklandığını bildiren kimliği belirsiz bir telefon aldıklarını hatırlamaktadır.
53. Tanık ayrıca, Mehmet Şah'ın işkence altında öldüğüne dair iddialar konusunda herhangi bir soruşturma yapmadığını doğrulamıştır.
9. Mustafa Taner Şentürk
54. Polis memuru olan tanık, Kasım 1993'te, Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi polis merkezinin soruşturma bürosunda görev yaptığını ifade etmiştir. Orada denetmenmiş. Tanık, o dönemde üç soruşturma ekibi bulunduğunu ve kendisinin birinci ekipten sorumlu olduğunu açıklamıştır. Kendisine, bir kimsenin yakalandıktan sonraki genel işlemlerin ne olduğu sorulduğunda, bütün yakalanan kişilerin soruşturmaya getirilmeden önce tıbbî muayeneye gönderildiğini belirtmiştir. Yakalananların soruşturma esnasında gözlerinin bağlanmadığı ve hiç kimseye kötü muamele yapılmadığı keyfiyetini vurgulamıştır. Soruşturma bürosu, Diyarbakır'da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde konuşlanmıştır. Bütün soruşturmalar orada yapılmaktadır. Yakalananların önce Çarşı Polis Karakolu'na götürülebildiği iddiasını reddetmiştir. Yakalanan bir şahıs sorguya alındığında, ona önce geçmişi hakkında, daha sonra da kendisine yönelik iddialar sorulmaktadır. Sorgu için standart bir şekil bulunmamaktadır.
55. Tanık, hem Feyzi Tatlı'nın, hem de İkincisoy ailesi fertlerinin sorgusunda bulunduğunu doğrulamıştır. Ancak, aradan neredeyse altı yıl geçtiği için, İkincisoy ailesi bireylerinin sorgulanışını çok net olarak hatırlayamamıştır. Bir önceki gün kaçan iki kişinin bir kulübede saklanmakta olduğu mealindeki bir bilgiyi almaları üzerine, onları yakalamak için bir operasyon düzenlendiğini hatırlamıştır. Tanık, 14 polis memuruyla birlikte operasyonda yer almıştır. Hepsi kurşun geçirmez yelek giymekteymişler. Silahlı çatışmadan önce, memurlar iki kişiden teslim olmalarını istemişler, fakat adamlar memurlara ateş etmeye başlamışlardır. Çatışma yaklaşık yirmi dakika sürmüştür. Kulübeden yaklaşık 15 metre uzaktaymışlar. Hiçbir memur yaralanmamıştır. Ateşlerine karşılık verilmediğinde, memurlar kulübeye girmişler ve iki ceset bulmuşlardır. Özetle, silahlı çatışmadan sonra bir başka ekip gelmiş ve kulübede fotoğraflar çekmişlerdir. Tanık, İkincisoy ailesi bireylerinin sorgulanması sırasında, onlara bu olaydan kesinlikle söz etmediğini veya fotoğrafları göstermediğini belirtmiştir.
10. Mustafa Atagun
56. Tanık, Aralık 1993'ten Eylül 1995'e kadar Diyarbakır Savcısı olduğunu doğrulamıştır. Birinci davacıdan, 6 Haziran 1995'te, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurusu ile ilgili ifade aldığını hatırlamıştır. Tanık, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışişleri Genel Müdürlüğü'nün 24 Mayıs 1995 tarihli yazısı ile kendisine, davacının Strazburg'a başvurusu konusunda ifadesinin alınması ve bazı belgeler üzerindeki birtakım imzaları doğrulatması için talimat verildiğini açıklamıştır. Bunun üzerine Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne, davacının, savcının bürosuna çağrıldığını tebliğ etmeleri için yazı yazmıştır. Savcı, davacının kendi hür iradesiyle, bürosuna yalnız geldiğini ifade etmiştir. Savcının bürosuna gelirken, ona hiçbir polis memuru eşlik etmemiştir. İfadesi sorgu odasında değil, katiplerin odasında alınmıştır. Bürodayken, davacı rahat görünüyormuş. Savcı, Ona, Bakanlığın mektubuna ekli bazı belgeleri göstermiştir. Bu imzaların kendisine ait olduğunu kabul ettiği halde, davacı, bu belgeleri imzaladığını hatırlamadığını beyan etmiştir. Savcı ayrıca, davacının, uluslararası kuruluşlar nezdinde herhangi bir başvuru yapmak üzere yabancı avukat istemediğini açıkça ifade ettiğini de hatırlamaktadır. Savcı, davacının söylediği her şeyi not etmiş ve kendisine yüksek sesle okumuştur. Davacı bundan sonra ifadesini imzalamıştır. Savcı, davacının ifadesinde zikrettiği, gözaltında kendisine kötü muamele yapıldığı ve kaburga kemiklerinin kırıldığı şeklindeki şikayeti araştırmak için herhangi bir adım atmadığını da itiraf etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
57. İlgili iç yasanın tam bir tasviri, Tanlı v. Türkiye davasında (no. 26129/95, prg. 92-105, ECHR 2001-III) ve Dalkılıç v. Türkiye davasında (no. 25756/94, prg. 15-16, 5 Aralık 2002) bulunabilir.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN DELİLLERİ DEĞERLENDİRMESİ
A. Tarafların tezleri
1. Davacılar
58. Davacılar genel olarak, Mehmet Şah İkincisoy'un, Diyarbakır Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde, polis memurlarının elinden işkence sonucu ölmüş olduğunu öne sürmektedirler.
2. Hükümet
59. Hükümet, olayların davacılar tarafından anlatılan şeklini reddetmekte ve Mehmet Şah İkincisoy'un, 23 Kasım 1993'te, bir çatışmada öldürüldüğünü iddia etmiştir.
B. Genel ilkeler
60. Mahkeme, delilleri değerlendirirken, "mâkul şüphenin ötesinde" bir delil standardını benimsediğini hatırlatır (bkz. Orhan v. Türkiye, no. 25656/94, prg. 264, 18 Haziran 2002). Bu tür deliller, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarsamaların veya olayların çürütülememiş benzer karinelerinin bir arada bulunmalarından elde edilebilir. Mahkeme, kendisinin ikincil rolü konusunda hassastır ve bir davanın şartlarının bunu kaçınılmaz kıldığı birinci dereceden olgu mahkemesinin rolünü üstlenmeme konusunda dikkatli olmak durumundadır (meselâ bkz., McKerr v. İngiltere (dec.), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ülke içi kovuşturmaların yapıldığı durumlarda, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini ilgili ülke yetkililerininkiler yerine geçirmek Mahkemenin görevi değildir ve genel bir kural olarak, delilleri değerlendirmek, bunlardan önce o yetkililere düşer (bkz. Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, prg. 29). Mahkeme ikincinin bulgularıyla bağlı olmasa da, normal şartlarda, onların ulaştığı olay bulgularına uymamaya onu götürecek olan ikna edici unsurlar ister (age., s. 18, prg. 30). Bu bağlamda, delil elde edilmiş olduğunda tarafların hareket tarzı göz önüne alınmak zorundadır (bkz., İrlanda v. İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, prg. 161).
C. Mahkemenin delilleri değerlendirmesi ve hüküm tesisi
61. Mahkeme her şeyden önce, olayların genel tasviri bakımından, belgelendirilmiş delillerin ve tanıkların sözlü beyanlarının, genel olarak birbiriyle tutarlı olduğunu belirtir. Sorumlu Devlet, 22 Kasım 1993 günü, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli beş polis memurundan oluşan bir ekibin, birinci davacının evinde bir arama yaptığını kabul etmiştir. Amaçları Mehmet Şah İkincisoy'u bulmak ve devam eden bir soruşturma ile bağlantılı olarak onu sorgulamak üzere polis merkezine götürmektir. Kendilerine Mehmet Şah'ın, amcasının evinde kaldığı söylendiğinde, polis memurları ikinci davacıyı kılavuz olarak yanlarına alıp, birinci davacının evinden ayrılmışlardır. Hükümet ayrıca, memurlar Abdülkadir İkincisoy'un evine vardıklarında, bir polis memurunun apartmanın girişinde kaldığı, diğer ikisinin ise ikinci davacıyla birlikte eve girdiği konusunda da mutabıktır. Onlara, Mehmet Şah'ın iki arkadaşıyla birlikte orada olduğu bildirilmiştir. İki memur daha sonra odalardan birinde sorguya başlamış ve Mehmet Şah'la kalan adamlardan biri ateş etmiş ve memurlardan birini öldürmüştür. Bu olaylar, Abdülrezzak, Halil, Nasır ve Garipşah İkincisoy'un Komisyon Üyeleri huzurundaki ifadeleriyle de tutarlıdır. Mahkeme bu beyanları dikkatle incelemiş ve operasyona katılan iki polis memurundan alınan ifadelerle mukayese etmiştir. Buna göre, Mahkeme, ilk polis memurunun öldürülmesine kadar olan yukarıdaki anlatımları, davanın gerçek olayları olarak kabul etmektedir.
62. Mahkeme ayrıca, tarafların, Abdülkadir İkincisoy'un evindeki silah ateşlenmesinden sonra meydana gelen olaylara ilişkin farklı beyanları olduğunu müşahede etmiştir. Abdülkadir'in evinde bulunan İkincisoy ailesi fertleri, polis memurunun silah atışını takiben, ikinci memurun Mehmet Şah'ı zaptettiğini ve aşağı katlara doğru sürüklediğini ifade etmişlerdir (bkz. 45 ve 47. paragraflar). Bu olay, memur Hünerlitürkoğlu ve Hünerlitürkoğlu'nun Mehmet Şah'ı kalkan olarak kullandığını öne süren memur Akay tarafından da teyit edilmiştir. Ancak, ikinci memura ateş edildiğinde, Mehmet Şah'ın kaçmış olduğu öne sürülmektedir (bu hususta, bkz. 49-50. paragraflar). Hükümet tarafından sunulan tanıklar ve gözaltı kayıtları, ateş edilmesini takiben, Abdülkadir'in ve Adbülrezzak'ın evlerinde bulunan bütün aile bireylerinin gözaltına alındığını ortaya koymaktadır (bkz., 25, 43, 45, 47 ve 48. paragraflar). İkincisoy ailesi fertlerinin, ilk önce Çarşı Polis Karakolu'na, daha sonra da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü götürüldüklerini iddia etmelerine karşılık (bkz. 43, 46 ve 48. paragraflar), memurlar, yakalanan kişilerin sorgulama için doğrudan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne götürüldüklerinde ısrar ederek, onların bu ifadelerini reddetmişlerdir (bkz. 52 ve 54. paragraflar).
63. Mahkeme, Abdülrezzak, Halil, Nasır ve Garipşah İkincisoy'un, ifadelerinde, Mehmet Şah'ı Çarşı Polis Karakolu'nda gördükleri ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde sesini işittikleri iddiasında bulunduklarını müşahede etmiştir. Mahkeme, davacıların ve tanıklarının, sözlü ifadelerinde, yazılı ifadelerindeki muhtevayı genel olarak tekrarladıklarına dikkat çekmektedir. Mehmet Şah'ın elbiselerinin ve onu gördükleri yerin tasviri gibi önemli ayrıntılar vermişlerdir. Buna karşılık, Hükümet, Mehmet Şah'ın polis memurları tarafından yakalandığını kabul etmemiştir. Onlar, Mehmet Şah'ın, ikinci polis memurunun ateşinden sonra kaçtığını ve ertesi gün bir silahlı çatışmada öldüğünü iddia etmişlerdir. Hükümetin tanıkları ayrıca, Mehmet Şah'ın adının bulunmadığı, buna karşılık, İkincisoy ailesinin o gece yakalanan diğer şahısların adlarının yer aldığı gözaltı kayıtlarına atıfta bulunmuşlardır. Mahkeme, bu gözaltı kayıtlarının, Mehmet Şah'ın yakalanmadığına ilişkin çürütülemez delil olarak göz önüne alınıp alınamayacağını incelemek zorundadır. Çünkü Mahkeme, gözaltı kayıtlarının yetersizliğine ve güvenilmezliğine ilişkin gerek kendisinin ve gerekse Komisyon'un bulguları olduğunu hatırlatır. (bkz., İrfan Bilgin v. Türkiye, no. 25659/94, prg. 130, ECHR 2001-VIII; Çakıcı v. Türkiye [GC], no. 23657/94, prg. 105, ECHR 1999-IV; ve Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1997-VI, s. 1941, prg. 172). Mahkeme, bir kişinin gözaltına alınmadığını kanıtlama açısından bu tür kayıtlara genelde güvenilemeyeceği sonucuna vararak, Mehmet Şah İkincisoy'un adının, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarında bulunmamasının, tek başına, bu kişinin gözaltına alınmadığını ispat etmeyeceğini göz önünde tutmaktadır.
64. Öte yandan, Mahkeme, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde alıkonulmuş olan Abdülrezzak, Halil, Nasır ve Garipşah İkincisoy'un ifadelerinin dengeli, ayrıntılı ve birbirleriyle uyumlu olduğunu müşahede etmiştir. Bu nedenle Mahkeme, kendileri de aynı binalarda tutulmaktayken Mehmet Şah'ı gördüklerini ifade eden dört tanığın tanıklığını delil olarak kabul etmektedir.
65. Mahkeme, bu durumda, Mehmet Şah'ın 22 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alındığı ve ardından ateşli silahla öldürüldüğü kararına varmaktadır.
66. Mahkeme, bu karara dayanarak, davacıların, Sözleşme'nin çeşitli Maddeleri gereğince olan şikayetlerini incelemeye devam edecektir.
II. SÖZLEŞME'NİN 2. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
A. Genel İlkeler
67. Hayat hakkını koruyan ve bundan mahrum edilmeye ne zaman hükmedilebileceğinin şartlarını açıklayan 2. Madde, zayıflatılmasına müsaade edilmeyen Sözleşme'nin, en temel hükümlerinden birini zikretmektedir. Bu madde, 3. Maddeyle birlikte, Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini kutsal kabul etmektedir. Bu nedenle, hayat hakkından mahrum etmeye karar verilebilecek olan şartlar, harfi harfine yorumlanmalıdır. Birey olarak insanları korumanın bir aracı olan Sözleşme'nin amaç ve hedefi de, 2. Maddenin, korumayı uygulanabilir ve etkin kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirmektedir (McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, prg. 146-147).
68. 2. Madde tarafından sağlanan korumanın önemi ışığında, Mahkeme, yalnız Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, olayı kuşatan bütün şartları da dikkate alarak, hayat hakkından mahrum etmeyi çok titiz bir incelemeye tâbi tutmak durumundadır. Yakalanan kişiler, savunmasız bir konumdadır ve yetkililer onları koruma yükümlülüğü altındadır. Sonuç itibariyle, bir ferdin sağlık durumu iyiyken polis tarafından gözaltına alındığı ve salıverilirken zarar görmüş halde olduğu durumlarda, bu zararın nasıl meydana geldiği konusunda mâkul bir açıklama yapmak, Devletin üzerine borçtur (bkz., Selmouni v. Fransa [GC], no. 25803/94, prg. 87, ECHR 1999-V). Yetkililer üzerindeki, gözaltındaki bireyin tedavisinden sorumlu olma yükümlülüğü, şahsın daha sonra ölmesi veya ortadan kaybolması durumunda, özellikle önemlidir (yukarıda zikredilen, Orhan, prg. 326).
69. Kişilerin gözaltı gibi kendi kontrollerinde bulunması hali gibi, söz konusu olayların bütünüyle veya büyük ölçüde yetkililerin özel bilgisi dahilinde olduğu durumlarda ise, göz altında bulunulduğu esnada vuku bulan zarar görme ve ölüm hususunda, olaya ilişkin güçlü zanlar ortaya çıkacaktır. Gerçekten de, doyurucu ve ikna edici bir açıklama sunmak suretiyle ispat yükümlülüğü, rahatlatıcı olarak görülebilir (bkz., Salman v. Türkiye [GC], no. 21986/93, prg. 100, ECHR 2000-VII; yukarıda zikredilen, Çakıcı, prg. 85; Ertak v. Türkiye, no. 20764/92, prg. 32, ECHR 2000-V; Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94, prg. 82, ECHR 2000-VI; ve yukarıda zikredilen, Orhan, prg. 327).
B. Hayat hakkını koruyamama iddiası
70. Mahkeme, yukarıdaki (65. paragraf), Mehmet Şah İkincisoy'un 22 Kasım 1993'te gözaltına alındığı ve sorumlu devletin güvenlik yetkililerinin kontrolü altındayken, 23 Kasım 1993'te öldüğü iddiasını kabul etmiştir.
71. Mahkeme, Mehmet Şah'ın gözaltına alındığını gösteren herhangi bir belgeli delilin olmamasından çok güçlü sonuçlar çıkarmaktadır. Mahkeme, önceki kararlarında, Türkiye'nin güney-doğusundaki durumun genel bağlamı içinde, açıklanmamış bir yakalamanın hayatı tehdit edici olabileceğini savunmuştur (bkz., Taş v. Türkiye, no. 24396/94, prg. 66, 14 Kasım 2000; Çiçek v. Türkiye, no. 25704/94, prg. 146, 27 Şubat 2001; ve yukarıda zikredilen, Timurtaş, prg. 85).
72. Ayrıca, aşağıda açıklandığı gibi (bkz., 79. paragraf), Mehmet Şah'ın ölümünü kuşatan şartları belirlemede kritik öneme sahip otopsi incelemesi, temel yönleri bakımından eksiktir. Bu hususla ilgili olarak, Mahkeme, ülke yetkililerinin, Mehmet Şah'ın cesedini, ayrıntılı otopsi isteme niyetinde olan ailesine vermeyi reddetmesi karşısında da şaşırmıştır.
73. Bu nedenle Mahkeme, Mehmet Şah'ın bir çatışma sırasında öldüğüne ilişkin olarak, mâkul şüphenin ötesinin kanıtlanamayacağı sonucuna varmaktadır. Bu suretle, yetkililer, gözetimleri altında bulunan Mehmet Şah'ın ölümünü kuşatan şartları ispat edememişlerdir.
74. Yukarıdaki duruma göre, Mahkeme, Mehmet Şah'ın, sorumlu Devletin mesuliyetini gerektiren şartlar altında hayat hakkından mahrum edildiği sonucuna varmaktadır. Bu mahrum edişin, Sözleşme'nin 2. Maddesinin ikinci paragrafında açıklanan gerekçelerden herhangi biri açısından zorunlu olduğunu akla getirecek hiçbir şey yoktur.
75. Dolayısıyla bu hususta, Sözleşme'nin 2. Maddesinin ihlâli söz konusudur.
C. Soruşturma eksikliği iddiası
76. Mahkeme, Sözleşme'nin 1. Maddesinin gerektirdiği, Devletin, "yargılaması altındaki herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hak ve özgürlüklerini güvence altına alma" şeklindeki genel yükümlülüğü ile birlikte yorumlanan ve ayrıca bireyler güç kullanımı sonucu öldürüldüğünde etkili bir resmî soruşturmanın yapılması gereğini de imâ eden, Sözleşme'nin 2. Maddesi gereğince, hayat hakkını koruma yükümlülüğünü tekrar eder (bkz., gerekli değişiklikler yapılmış olarak, yukarıda zikredilen, McCann ve Diğerleri, prg. 161; ve Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports 1998-I, prg. 105). Bu tür bir soruşturmanın esas amacı, hayat hakkını koruyan ülke yasalarının gereğini yerine getirmek ve devlet görevlilerinin ve organlarının işin içinde olduğu vakalarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden hesap vermelerini temin etmektir. Bu amaçların ne tür bir soruşturmayla elde edileceği, şartlardaki farklılıklara göre değişir. Ancak, hangi tür soruşturma yapılırsa yapılsın, yetkililer, konu gündemlerine geldiğinde, kendi mekanizmalarını harekete geçirmek zorundadırlar. Bunu en yakın akrabanın resmî bir şikayette bulunma inisiyatifine ve herhangi bir soruşturma işlemi için sorumluluk üstlenmesine terk edemezler (örneğin, bkz., gerekli değişiklikler yapılmış olarak, İlhan v. Türkiye [GC], no. 22277/93, prg. 63, ECHR 2000-VII).
77. Devlet görevlilerince yasadışı olarak öldürme iddiasına ilişkin bir soruşturmanın etkili olabilmesi için, genellikle, soruşturmadan sorumlu ve onu yürüten kişilerin, olaya karışmış olanlardan bağımsız olmaları gerekli görülür. (Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, prg. 81-82; ve Oğur v. Türkiye [GC], no. 21594/93, prg. 91-92, ECHR 1999-III). Soruşturma ayrıca, bu tür vakalarda kullanılan gücün yerinde mi kullanıldığı (yukarıda zikredilen, Kaya, prg. 87) ve sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması (yukarıda zikredilen, Oğur, prg. 88) konusunda bir sonuca götürebilmesi anlamında da etkili olmalıdır. Bu bir sonuç değil, fakat bir yöntem zorunluluğudur. Yetkililer, diğer şeylerle birlikte görgü tanıklarının ifadeleri de dahil, olaya ilişkin delil temin etmek üzere mümkün ve mâkul bütün girişimlerde bulunmak zorundadırlar (örneğin, tanıklığa ilişkin olarak, bkz., Tanrıkulu v. Türkiye [GC], no. 23763/94, prg. 109, ECHR 1999-IV). Soruşturmada, ölüm sebebini veya sorumlu kişiyi ispat etme imkânını baltalayan herhangi bir eksiklik, bu standarda çarpma riskiyle karşı karşıya kalacaktır (yukarıda zikredilen, Orhan, prg. 355).
78. Davanın özel şartlarına dönersek, Mahkeme, savcı tarafından yürütülen soruşturmanın bazı temel yönlerden eksik olduğunu müşahede etmiştir. Mahkeme, Mehmet Şah'ın ölümünü soruşturan savcının, 23 Kasım 1993 tarihli olay raporundaki sonuca büyük bir güven duymasına şaşırmıştır. Bu olay raporuna göre, yirmi dakika süren yoğun bir çatışma yaşanmıştır. Ayrıca balistik raporuna göre, olay yerinden 251 mermi kovanı toplanmıştır. Ancak, savcının, olay raporunda bildirilen olguları, olaydan sonra kulübede çekilen fotoğraflarla mukayese edip etmediği, dava dosyasında görülmemektedir. Savcı, Mehmet Şah'ın ölümüne neden olan şartların, olay raporunda bildirilenlerden farklı olabileceği ihtimalini dışlamış gibi görünmektedir. Bu hususla ilgili olarak, davacıların, Mehmet Şah'ın işkence altında öldürülmüş olma ihtimalini savcının dikkatine sunmuş olduklarını hatırlatmak gerekir. Ölen kişinin, aynı gün yakalanan aile fertlerinin veya çatışmaya katılan polis memurlarının ifadelerini almaksızın, savcı, Mehmet Şah'ın bir çatışma esnasında öldüğü sonucuna varmıştır.
79. Bundan başka, otopsi raporunda, Mehmet Şah'ın, sırtından, omzunun üst tarafından giren ve göğsünün alt tarafından çıkan bir mermiyle öldüğü görülmektedir. Savcının, yoğun bir çatışmaya katılan bir kimsenin, pek muhtemeldir ki kendisinden yukarıda bulunan bir kişi tarafından ve sırtından nasıl olup da vurulabildiğine ilişkin daha fazla açıklama istemeye gerek görmemesi şaşırtıcıdır. Bu bağlamda Mahkeme, otopsi raporunun da, Mehmet Şah'ın ölümüne neden olan şartları ortaya çıkaracak değerden ve önemli bilgilerden yoksun olduğunu müşahede etmektedir. Ateş eden kişinin ve kurbanın yaklaşık konumları, atış anında aralarındaki mesafe ve mermi giriş ve çıkış yaralarının büyüklüğü gibi bilgilerin olmayışı, önemli eksiklikler oluşturmaktadır.
80. Buraya kadar sözü edilenler ışığında, Mahkeme, soruşturmanın, Sözleşme'nin 2. Maddesinin gerektirdiği ölçüde etkili görülemeyeceği sonucuna varmaktadır. Buna dayanarak, 2. Maddenin bu hususta da ihlâl edildiğini kabul etmektedir.
III. MEHMET ŞAH İKİNCİSOY KONUSUNDA, SÖZLEŞME'NİN 3. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
81. Davacılar,
"Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele veya cezalandırmaya tâbi tutulamaz"
şeklindeki, Sözleşme'nin 3. Maddesini gerekçe göstererek, Mehmet Şah İkincisoy'un ölümünden önce işkence gördüğü şikâyetinde bulunmuşlardır.
82. Davacılar, Mehmet Şah'ın, gözaltında işkence gördüğünü ileri sürmüşler ve bu hususta, İkincisoy ailesinin çeşitli fertlerinin, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde, onun çığlıklarını işittiklerini iddia etmişlerdir.
83. Davacılar ayrıca, Mehmet Şah'ın ölümüne neden olan gerçek şartları öğrenememelerinden dolayı uğradıkları büyük acının sonucu olarak da, Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlâl edildiği iddiasında bulunmuşlardır.
84. Hükümet, davacıların iddiasının gerçek dışı ve kanıtlanmamış olduğunu öne sürmüştür.
85. Mahkeme, Mehmet Şah'ın, ülke yetkililerinin kontrolü altındayken öldüğünün kanıtlandığı yukarıdaki kararını hatırlatır (bkz., 65. paragraf). Ancak, davacıların işkence iddialarının tersine, fotoğraflardan ve otopsi raporundan, Mehmet Şah'ın vücudu üzerinde işkence iddialarını doğrulayan belirti ve yaraların mevcut olmadığını müşahede etmektedir. Mahkeme, davacıların işkence iddialarının, sadece, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde tutuklu bulunan bazı kişilerin Mehmet Şah'ın çığlıklarını işitmiş oldukları zannına dayandığını dikkat çekmektedir. Elindeki materyale ve kötü muamele iddiasını teyit etmeyen belirtilere dayanarak, Mahkeme, davacıların şikayetlerinin, güvenilir delilerden ziyade varsayım ve spekülasyona dayandığını görmüştür.
86. Mahkeme, bu şartlar altında ve Sözleşme'nin 2. Maddesine dayanan kararını göz önüne alarak, davacıların işkence veya kötü muamele yapıldığına iddialarını herhangi bir sonuç çıkarmaya uygun bulmamaktadır (bu hususta, bkz., yukarıda zikredilen, Tanlı, prg. 159).
87. Davacıların, hâdiselerin kendi üzerlerindeki etkilerine ilişkin iddiaları konusunda, Mahkemenin, Mehmet Şah'ın ölümünün neden olduğu büyük acı konusunda şüphesi bulunmamaktadır. Ancak bu bağlamda, 3. Maddenin ihlâline ilişkin bir karar için temel yoktur.
88. Mahkeme, Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlâlinin kanıtlanmamış olduğuna karar vermektedir. Sonuç olarak bu hükmün ihlâl edilmediği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
89. Davacılar, polis tarafından gözaltına alınmalarının, Sözleşme'nin, 5 / 1 (c), 3, 4 ve 5. Maddelerini ihlâl ettiğini iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 5. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva etmektedir.
"1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır."
A. Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un gözaltına alınmalarıyla ilgili olarak
90. Davacılar, birinci davacının dört çocuğu, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un derhal yargıç karşısına çıkarılmadıklarını iddia etmişlerdir. Bu hususta, Sözleşme'nin 5. Maddesinin uygulanmasını talep etmişlerdir.
91. Davacılar, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un polisteki göz altılarına ilişkin şikayette bulunmakta iseler de, Mahkeme, her şeyden önce, Sözleşme'nin 34. Maddesindeki mağdur teriminin, ele alınan fiil veya kusurdan doğrudan etkilenen kişi anlamına geldiğini hatırlatır (bkz., Eckle v. Almanya, 15 Temmuz 1982 tarihli karar, Seri A no. 51, s.30, prg. 66).
92. Mahkeme, iki davacının, bu dört kişinin alıkonulmalarıyla kişisel olarak doğrudan ilgili olmadıklarını müşahede etmektedir. Ayrıca davacılar, bu kişilerin Mahkemeye başvurmaktan neden kaçındıklarını açıklayamamaktadırlar.
93. Buna göre, Mahkeme, davacıların, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un polisçe gözaltına alınmaları konusunda, Sözleşme'nin 34. Maddesi anlamında mağdur olduklarını iddia edemeyecekleri sonucuna varmıştır.
B. Sözleşme'nin 5 / 1 (c) maddesi
94. Davacılar, yakalanmalarının, Sözleşme'nin 5/1 (c) Maddesini ihlâl edecek şekilde keyfî ve yasadışı olduğunu iddia etmişlerdir.
95. Mahkeme, bir yakalamanın dayandırıldığı şüphenin "mâkullüğü"nün, 5 / 1 (c) Maddesinin emrettiği, keyfî yakalama ve alıkonulmaya karşı güvencenin zorunlu bir parçasını oluşturması gerektiğini hatırlatır. Mâkul bir şüpheye sahip olmak, tarafsız bir gözlemciyi, ilgili kişinin suçu işlemiş olabileceği konusunda tatmin edecek olguların ya da bilginin varolmasını öngörür (Labita v. İtalya [GC], no. 26775/95, prg. 155, ECHR 2000-IV). Ancak neyin mâkul olarak görülebileceği, tamamen şartlara bağlı olacaktır (bkz., Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, Seri A no. 182, s. 16, prg. 32).
96. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 / 1 (c) Maddesinde sözü edilen mâkul şüphenin, şüphelenilen kişinin suçunun o aşamada kanıtlanmış olması gerektiği anlamına gelmediğini özellikle hatırlatır. Kesin olarak bunun amacı, suçlanan kişiye isnat edilen suçların doğruluğu ve niteliğinin kesinlikle kanıtlanmış olduğunun soruşturulmasıdır (bkz., Murray v. İngiltere, 28 Ekim 1994 tarihli karar, Seri A no. 300-A, s. 27, prg. 55). 5 / 1. Maddenin alt paragrafı (c), polisin suçlama yapmak için, yakalama aşamasında veya kişi gözaltındayken yeterince delil elde etmesi gerektiğini bile öngörmez (bkz., Erdagöz v. Türkiye, 22 Ekim 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, s. 2314, prg. 51).
97. Bu davada ise, Mahkeme, davacıların, PKK'ya yardım ve yataklık şüphesi üzerine ve de bir polis memurunun ölümü, diğerinin yaralanması ile sonuçlanan olaylara karışmış olmaları sebebiyle gözaltına alındıklarını müşahede etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, davacıların bir suça karışmış olduklarına inanmak için haklı ve yeterli sebepler olduğuna kânîdir. Bu unsurları incelemiş ve yetkili otoritelerin onlardan açıkça haksız ve keyfî şüpheler duyduğunu gözlemlememiştir. Bu yüzden, yetkililerin o zaman, davacıların bir suça karıştığına inanma eğiliminde olmalarına yetecek unsurların varlığından şüphe etmeye sebep görmemektedir.
98. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, Sözleşme'nin 5 / 1. Maddesinin ihlâl edilmediği sonucuna varmaktadır.
C. Sözleşme'nin 5 / 3. maddesi
99. Davacılar, Sözleşme'nin 5 / 3. Maddesi gereğince derhal yargıç huzuruna çıkarılmadıklarından şikâyet etmişlerdir.
100. Mahkeme, 5. Maddenin genel olarak, bireyin özgürlük hakkına keyfî Devlet müdahalesine karşı onu korumayı amaçladığını hatırlatır. 5 / 3. Maddenin amacı ise, icranın müdahalesine yargı denetimi isteyerek, keyfîliğin önüne geçmek ve hukuk düzenini güvence altına almaktır (bkz., Sakık ve Diğerleri v. Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VII, s. 2623, prg. 44).
101. 5 / 3. Maddeye uygunluk için, yargı denetimi ivedi olmalıdır. İvedilik, kendine has özelliklerine göre, her bir dava için ayrı değerlendirilmelidir (bkz., De Jong, Baljet ve Van den Brink v. Hollanda, 22 Mayıs 1984 tarihli karar, Seri A no. 77, s. 24-25, prg. 51-52). Ancak, ivedilik kavramının yorumlanması ve uygulanmasındaki esnekliğin alanı son derecede sınırlıdır (Brogan ve Diğerleri v. İngiltere, 29 Kasım 1988 tarihli karar, Seri A no. 145-B, s. 33-34, prg. 62).
102. Mahkeme, çeşitli vesilelerle, terör suçlarının soruşturulmasının, yetkililerin karşısına kesinlikle özel problemler çıkardığını kabul etmiştir (şu kararlara bkz.: yukarıda zikredilen, Brogan ve Diğerleri, s. 33, prg. 61; yukarıda zikredilen, Murray, s. 27, prg. 58; Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports 1996-VI, s. 2282, prg. 78; ve Demir ve Diğerleri v. Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, Reports 1998-VI, s. 2653, prg. 41). Ancak bu, soruşturma yapan yetkililerin, ülke mahkemelerinin ve nihayet Sözleşme'nin denetleyici kurumlarının etkin kontrolünden muaf olarak, canları her istediğinde, işin içinde terörizm olduğu değerlendirmesini yaparak şüphelileri 5. Maddeye göre sorgulamak üzere yakalama konusunda kayıtsız şartsız yetkileri olduğu anlamına gelmez (bkz., yukarıda zikredilen, Murray, s. 27, prg. 58).
103. Birinci davacının polisteki gözaltına ilişkin olarak, Mahkeme, yakalanan bir kişinin suçlanmamasının ya da mahkeme huzuruna çıkarılmamasının, tek başına, 5 / 3. Maddenin ilk bölümünün ihlâli anlamına gelmediğini hatırlatır. Eğer yakalanan kişi, yakalanmasına ilişkin yargı denetiminin mümkün olabilmesinden "hemen" önce serbest bırakılmışsa, 5 / 3. Maddenin ihlâli söz konusu olmayabilir (bkz., yukarıda zikredilen, De Jong, Baljet ve Van den Brink, s. 25, prg. 52; ve yukarıda zikredilen, Brogan ve Diğerleri, s. 31-2, prg. 58). Mahkeme, gözaltında üç günden fazla tutulmamış olan birinci davacının salıverilmesinin, bu bakımdan "hemen" şeklinde değerlendirilebileceği kanaatine varmaktadır. Buna göre, bu davada, Sözleşme'nin 5 / 3. Maddesinin ihlâli söz konusu değildir.
104. İkinci davacının polisteki gözaltının uzunluğuna gelince, Mahkeme, bu kişinin, 22 Kasım 1993'ten 3 Aralık 1993'e kadar, on bir gün boyunca gözaltında tutulduğunu müşahede etmiştir. Mahkeme, Brogan ve Diğerleri davasında, yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltında tutulmanın, toplumu terörizme karşı bir bütün halinde himaye etme amacıyla olsa bile, Sözleşme'nin 5 / 3. Maddesinin emrettiği kesin sınırların dışında kaldığına hükmettiğini hatırlatır (bkz., yukarıda zikredilen, Brogan ve Diğerleri, s. 33, prg. 62).
105. Bu davada varsayıldığı gibi, terörist saldırılar, yetkililerin karşısına kendine has problemler çıkarsa bile, Mahkeme, ikinci davacının, yargı müdahalesi olmaksızın, on bir gün boyunca gözaltında zorunlu olduğunu kabul edemez.
106. Bu nedenle Mahkeme, ikinci davacı konusunda, 5 / 3. Maddenin ihlâl edildiği kararına varmıştır.
D. Sözleşme'nin 5 / 4. maddesi
107. Davacılar, bir yargıç tarafından karar verilecek olan yakalanmalarının yasallık kazandırılması için, kendileri hakkında dava açılmadığından şikâyet etmişlerdir.
108. Birinci davacıya ilişkin olarak, Mahkeme, bu şahsın yakalanmasının yargı denetiminin mümkün olabilmesinden hemen önce serbest bırakıldığı şeklindeki, 5 / 3. Maddeye göre vardığı kararı (bkz., 103. paragraf) hatırlatmakta ve buna göre, birinci davacı konusunda, 5 / 4. Madde ihlâlinin söz konusu olmadığı kararına varmaktadır.
109. İkinci davacıyla ilgili olarak, Mahkeme, bu kişinin polisteki gözaltı sona erinceye, yani yakalanmalarından on bir gün sonrasına kadar herhangi bir yargıcın müdahale etmediğine dikkat çeker. 5/3. Madde konusunda vardığı kararı (bkz. 106. paragraf) göz önünde tutan Mahkeme, böylesine uzun bir sürenin, "hemen" kavramına uymadığını düşünmektedir (bkz., yukarıda zikredilen, Sakık ve Diğerleri, prg. 53). Sonuç olarak, ikinci davacı konusunda, Sözleşme'nin 5 / 4. Maddesinin ihlâli söz konusudur.
E. Sözleşme'nin 5 / 5. maddesi
110. Son olarak, davacılar, ülke mahkemelerinde, 5. Maddenin ihlâline karşılık tazminat talep etmelerinin Türk hukuku gereğince kendileri için mümkün olmadığından, 5 / 5. Maddenin ihlâl edildiğini iddia etmişlerdir.
111. Birinci davacıyla ilgili olarak, Mahkeme, bu hükmün yalnızca Sözleşme'nin 5. Maddesine aykırı yakalama ve alıkoyma mağdurları için uygulanabilir bir tazminat hakkını güvence altına aldığını hatırlatır (bkz., Benham v. İngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Reports 1996-III, s. 755, prg. 50). Bu davada böyle bir bulgu mevcut olmadığından, Mahkeme, birinci davacı hakkında 5 / 5. Madde ihlâlinin söz konusu olmadığı görüşündedir.
112. On bir gün gözaltında tutulan ikinci davacı konusunda ise, Mahkeme, olay tarihinde yürürlükte olan ülke yasalarının, yargıç karşısına çıkarılmaksızın, on beş güne kadar polisin gözaltında tutmasına izin verdiğine dikkat çeker. Buna göre, on bir gün süren polisteki gözaltı için tazminat talebinden, ülke mahkemelerinde sonuç alınamayacaktı. Bu nedenle Mahkeme, ikinci davacıya ilişkin olarak, Sözleşme'nin 5 / 5. Maddesinin ihlâl edildiği kararına varmaktadır.
V. SÖZLEŞME'NİN 6. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
113. Davacılar ayrıca, Mehmet Şah'ın ölümü konusunda etkili bir soruşturma yapılmadığı ve bir mahkemeye başvurmalarının reddedildiğinden şikâyet etmişlerdir.
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
114. Mahkeme, davacıların, Sözleşme'nin 6 / 1. Maddesi gereğince yaptıkları şikâyetin özünün, ülke yetkililerinin, Mehmet Şah'ın ölümü konusunda etkili bir cezâi soruşturma ortaya koymadaki başarısızlıklarıyla ilgili olduğunu müşahede etmektedir. Dolayısıyla bu durumda, Mahkeme'nin düşüncesine göre, davacıların 6. Madde şikâyetlerini, Sözleşme'nin 13. Maddesi gereğince, İmza Koyan Devletlerin, Sözleşme'nin ihlâli konusunda etkili bir yasal açıklamada bulunma şeklindeki daha genel bir yükümlülüklerine dayandırarak incelemek daha uygun olacaktır (diğer kaynaklar arasında, bkz., yukarıda zikredilen, Kaya, s. 329, prg. 105; ve yukarıda zikredilen, Aksoy, s. 286, prg. 93).
115. Mahkeme, buna dayanarak, 6 / 1. Madde ihlâlinin söz konusu olup olmadığına karar vermeyi gerekli görmemektedir.
VI. SÖZLEŞME'NİN 8., 9. VE 14. MADDELERİNİN İHLÂLİ İDDİASI
116. Davacılar, 22 Kasım 1993'te evlerinde yapılan aramanın, Sözleşme'nin 8. Maddesine aykırılık teşkil ettiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Ayrıca, Mehmet Şah'ın mezarını açmamalarına izin verilmemesine ilişkin olarak da 9. Maddenin ihlâl edildiğini iddia etmişlerdir. Son olarak, Kürt kökenli olmaları sebebiyle ayırımcılığa uğratıldıklarını iddia ederek, Sözleşme'nin 14. Maddesinin uygulanmasını talep etmişlerdir.
117. Hükümet, bu şikâyetlerin gerçeklik dayanağını reddetmenin ötesinde, bu hususlarda herhangi bir şey belirtmemiştir.
118. Mahkeme, davacıların iddialarını, kendisine sunulan deliller ışığında incelemiş ve bunları doğrulanamaz bulmuştur. Bu nedenle bu hükümlerin ihlâli söz konusu değildir.
VIII. SÖZLEŞME'NİN 13. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
119. Davacılar, ülke içinde etkili bir yasal yolu kullanmaktan men edildiklerini iddia etmişler ve Sözleşme'nin, 13. Madde hükmünün ihlâl edildiğini öne sürmüşlerdir:
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."
120. Davacılar, Mehmet Şah'ın işkence görmesi ve ölümüne ilişkin iddialarının gereği gibi soruşturulmasını sağlamak üzere savcıya dilekçeler vermiş olmalarına rağmen, ölümün nedenleri konusunda etkili bir soruşturma yapılmadığından şikâyet etmişlerdir.
121. Hükümet, Mehmet Şah'ın öldürülmesiyle ilgili soruşturmada eksik bulunmadığını iddia etmiştir.
122. Mahkeme'nin pek çok defa savunduğu gibi, 13. Madde, ülkenin hukuk düzeninde hangi biçimde garanti altına alınmış olurlarsa olsunlar, Sözleşme'deki hak ve özgürlüklerin esasını uygulamak üzere ulusal seviyedeki bir yasal yolun mevcudiyetini güvence altına alır. Dolayısıyla 13. Maddenin etkisi, ilgili Sözleşme şikâyetinin maddesini ele almak üzere ülke içi yasal yola ilişkin hükmü emretmek ve her ne kadar Sözleşmeci Devletlere bu hüküm gereği olan yükümlülüklerine uygun hale getirecekleri tarz konusunda bir ihtiyat payı bırakılmış olsa da, gerekli önemi vermelerini sağlamaktır. 13. Madde gereği olan yükümlülüğün alanı, davacının Sözleşme'ye dayanan şikâyetinin yapısına göre değişir. Her şeye rağmen, 13. Madde'nin gerektirdiği yasal yol, kâğıt üzerinde olduğu kadar, özellikle de uygulanması sorumlu Devlet'in yetkililerinin fiilleri ya da ihmalleriyle mazur görülemez şekilde engellenmemesi anlamında uygulamada da "etkili" olmalıdır (yukarıda zikredilen, Aksoy, prg. 95; yukarıda zikredilen, Aydın, prg. 103; ve yukarıda zikredilen, Kaya, prg. 89).
123. Sözleşme'nin 2. ve 3. Maddeleriyle güvence altına alınan hakların yapısı, 13. Madde'ye uygun anlamlar da içermektedir. Bir kişinin, Devlet görevlilerinden işkence gördüğü veya ağır kötü muameleye uğratıldığı ya da hayatından mahrum edildiği şeklinde kanıtlanabilir bir iddianın olduğu durumlarda, 13. Madde, gerektiğinde tazminat ödenmesine ilâveten, söz konusu muameleden ya da hayat kaybından sorumlu olanların belirlenmesi ve cezalandırılmasına götürebilecek olan ve şikâyetçinin sürece etkin şekilde katılmasını da içeren, tam ve etkin bir soruşturmayı emreder (yukarıda zikredilen, Salman, prg. 121).
124. Önümüzdeki bu davada, öne sürülen delillere dayanarak, Mahkeme, Sözleşme'nin 2. Maddesi gereğince, Hükümeti, Mehmet Şah'ın gözaltında iken ölümünden sorumlu bulmuştur. Dolayısıyla, davacıların bu husustaki şikâyeti, 13. Madde'nin amaçları bakımından "kanıtlanabilir"dir (bkz., Boyle ve Rice v. İngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar, Seri A no. 131, s. 23, prg. 52; ve yukarıda zikredilen, Kaya, prg. 107).
125. Bu nedenle, yetkililer, Mehmet Şah İkincisoy'un ölümünün nedenleri konusunda etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğünde idiler. Yukarıda (bkz., 78-80. paragraflar) açıklanan gerekçelerle, koşulları 2. ve 3. Maddelerin şart koştuğu soruşturmayı yapma yükümlülüğünden daha geniş olan 13. Madde'ye uygun şekilde etkili bir cezâi soruşturma yapıldığı düşünülemez (yukarıda zikredilen, Kaya, s. 330-331, prg. 107; yukarıda zikredilen, Salman, prg. 123; ve Nuray Şen v. Türkiye (no. 2), no. 25354/94, prg. 193, 30 Mart 2004).
126. Bu sebeple Mahkeme, Sözleşme'nin 13. Maddesi'nin ihlâl edildiği kararına varmıştır.
X. SÖZLEŞME'NİN ESKİ 25. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
127. Davacılar, aşağıdaki hükmü getiren, Sözleşme'nin eski 25. Maddesi (ki şimdi yerini 34. Madde almıştır) ihlâl edilerek, bireysel dilekçe haklarını kullanmalarına ciddî bir müdahalede bulunulduğundan şikâyet etmişlerdir.
128. Davacılar, 6 Haziran 1995'te, birinci davacının, Komisyon'a başvurusuyla ilgili bir sorgu için savcının karşısına çıkarıldığını belirtmişlerdir. Davacı, bireysel başvurusu hakkında sorguya çekilmiş ve kendisine, İnsan Hakları Derneği'ne verdiği ifade ve vekâlet belgesindeki imzanın ona ait olup olmadığı sorulmuştur. Birinci davacı, baskı altında, başvurusunu geri çekeceğini bildiren ifadeyi imzalamak zorunda kalmıştır.
129. Hükümet bu iddiaları reddetmiştir. Yetkililerin, davacılara, Sözleşme organlarına yaptıkları başvuruyu geri çekmeleri için asla baskı yapmadıklarında ısrar etmişlerdir.
130. Mahkeme, başvurucuların, yetkililerden, şikâyetlerini geri çekmeleri ya da değiştirmeleri için hiçbir türden baskıya maruz kalmaksızın, Sözleşme organlarıyla özgürce iletişim kurabilmeleri gerektiği şeklinde, eski 25. Madde (ki şimdi yerini 34. Madde almıştır) ile tesis edilen bireysel dilekçe sisteminin etkin bir şekilde işlemesinin, son derecede büyük önemi olduğunu hatırlatır (bkz., Şarlı v. Türkiye, no. 24490/94, prg. 84, 22 Mayıs 2001). Bu bağlamda "baskı", sadece doğrudan zorlama veya çirkin gözdağı fiillerini değil, başvurucuları sözleşmeye dayanan bir yasal yoldan vazgeçirmek veya cesaretlerini kırmak için tasarlanan diğer uygunsuz ve dolaylı fiil ya da temasları da içine alır.
131. Mevcut davanın olgularına geri dönersek, Mahkeme, davacının gerçekten de, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün iddia edilen talimatları üzerine, Komisyon'a müracaatına ilişkin olarak, 6 Haziran 1995'te, savcı tarafından görüşmeye alındığının her iki tarafça da kabul edildiğini (bkz., 39. ve 56. paragraflar) müşahede etmektedir.
132. Mahkeme bu sebeple, davacının, eski 25. Madde ile güvence altına alınan bireysel dilekçe hakkını özgürce kullanmasına müdahale anlamını taşıyacak şekilde, Komisyon'a başvurusu konusunda ifade vermesi için dolaylı ve uygunsuz bir baskıya maruz kaldığına karar vermiştir.
133. Buna göre Mahkeme, sorumlu Devletin, Sözleşme'nin eski 25. Maddesi'ndeki yükümlülüklerine uymada kusur ettiğine karar vermiştir.
XI. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
134. Sözleşme'nin 41. Maddesi şu şartı koyar:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddî Zarar
135. Davacılar, Mehmet Şah İkincisoy'un yirmi iki yaşında olduğunu ve ölümünden önce hayvan tüccarı olarak çalıştığını bildirmişlerdir. Sabit bir geliri olmasa da, yıllık ortalama 3,000,000,000 Türk Lirası tutarında bir gelire sahipti. Yaşı ve Türkiye'deki ortalama ömür beklentisi göz önüne alındığında, Ogden hayat sigortası hesap metoduna göre yapılan hesaplama, 68,010.40 sterlinlik (GBP) bir parasal miktarla sonuçlanmıştır.
136. Hükümet, iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu ve tazminat ödemeye mahal bulunmadığını öne sürmüştür. Her hâlükârda, talep edilen miktarın aşırı olduğunu bildirmişlerdir.
137. Mahkeme, Mehmet Şah İkincisoy'un bekâr ve çocuksuz olduğuna dikkat çeker. Davacıların geçiminin, hiçbir suretle ona bağlı olduğu iddia edilemez. Bu davadaki maddî tazminat talepleri, birinci davacının oğlu ve ikinci davacının kardeşi olan kişinin ölümünün ardından tahakkuk eden gelir kaybı iddiasıyla ilgilidir. Mahkeme, davacıların iddia ettikleri maddî kayba uğradıklarını kanıtlamadıklarına dikkat çeker. Mahkeme, bu davanın şartları içinde, davacılara bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmasını uygun bulmamaktadır.
B. Maddî Olmayan Zarar
1. Mehmet Şah İkincisoy'un ölümüne ilişkin olarak
138. Davacılar, ihlâllerin ciddiyet ve çokluğunu göz önünde tutarak, Mehmet Şah İkincisoy için 40,000 GBP (sterlin) ve Mehmet Şah'ın ölümünün gerçek sebeplerini öğrenememeleri yüzünden karşı karşıya kaldıkları acı için her birine 2,500 GBP talep etmişlerdir.
139. Hükümet, davacıların taleplerinin reddini istemiştir.
140. Mahkeme, Mehmet Şah'ın ölümüne ilişkin olarak Sözleşme'nin 2. ve 13. Maddeleri konusunda karara vardığı ihlâllerin ciddiyetini hatırda tutarak, maddî olmayan zarar hususunda bir ödeme yapılması gerektiğini düşünmektedir.
141. Buna göre, benzer davalarda ödenen miktarları göz önünde tutan ve hakkaniyet temeline dayalı bir karar veren Mahkeme, maddî olmayan zarar için, Mehmet Şah'ın vârislerine, davacılar tarafından dağıtılmak üzere, 25000 EUR tutarındaki bir miktarın ödenmesine karar vermiştir.
142. Mahkeme, davacıların kendilerinin, sırf ihlâl kararıyla telâfi edilemeyecek olan, maddî olmayan zarara uğradıklarını kabul etmektedir. Mahkeme, değerlendirmesini hakkaniyet temeline dayandırarak, davacıların her birine 3,500 EUR ödenmesine karar vermiştir.
2. İkinci davacının polisteki gözaltına ilişkin olarak
143. İkinci davacı, savcının karşısına çıkarılmadan önce on bir günlük bir süre boyunca alıkonulmasına ilişkin olarak, 10,000 GBP'lik bir miktarı, maddî olmayan zarar karşılığı talep etmiştir.
144. Hükümet, bu hususta herhangi bir yorum yapmamıştır.
145. Mahkeme yukarıdaki kararını hatırlatarak, herhangi bir yargı müdahalesi olmadan on bir gün boyunca polis gözaltında tutulduğunu düşünerek ıstırap, korku ve gerginliğe maruz kalmış olan ikinci davacının maddî olmayan zararı için tazminat ödenmeye müstahak olduğunu düşünmektedir. 41. Madde'nin gerektirdiği gibi, hakkaniyet temelinde karar vererek, Mahkeme kendisine 4,000 EUR ödenmesine hükmetmiştir.
3. Özet
146. Buna göre, bütün miktarlar, ödeme tarihindeki câri oranlar üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere, davacılara maddî olmayan tazminat şeklinde aşağıdaki miktarlar ödenecektir:
(a) Mehmet Şah İkincisoy'un mirasçılarına, kendileri tarafından dağıtılmak üzere, her iki davacıya 25,000 EUR;
(b) Davacıların her birine 3,500 EUR;
(c) İkinci davacıya 4,000 EUR.
C. Cezâi ya da örnek teşkil edecek tazminatlar
147. Sözleşme'nin 25. Maddesini ihlâl edecek şekilde, davacıların bireysel dilekçe haklarını kullanmalarına müdahale edilmesi konusunda, davacılar Mahkemeden, cezâi ya da örnek teşkil edecek bir tazminata hükmetmesini istemişlerdir.
148. Hükümet, bu iddiaları reddetmiştir.
149. Mahkeme, son zamanlardaki birtakım Üst Kurul davalarında, davacıların örnek teşkil edici ve cezâi tazminat taleplerinin reddedilmiş olduğuna dikkat çeker (bkz., yukarıda zikredilen, Orhan, prg. 448; Selçuk ve Asker v. Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports 1998-II, s. 918, prg. 119; ve Lustig-Prean ve Beckett v. İngiltere, no. 31417/98 ve 32377/96, prg. 22-23, 27 Nisan 1999).
150. Bu nedenle Mahkeme, davacıların bu başlık altındaki taleplerini reddetmiştir.
D. Maliyetler ve masraflar
151. Son olarak, davacılar, bir masraf çizelgesi sunarak, maliyet ve masraflarına karşılık, toplam 14,446.58 GBP tutarındaki bir miktarı talep etmişlerdir. Bu talepler şunlardan oluşmaktadır:
(a) İngiltere'de mukim avukatların ücretleri için 4,355 GBP;
(b) İngiltere'de mukim avukatların yaptığı idâri masraflar için 105.60 GBP;
(c) Kürt İnsan Hakları Projesi tarafından yapılan idâri masraflar için 1,380 GBP;
(d) KİHP tarafından yapılan tercümeler için 1,485 GBP;
(e) Türk avukatların ücretleri için 6,750 GBP;
(f) Türk avukatlar tarafından yapılan masraflar için 370.98 GBP;
152. Hükümet, bu taleplerin fâhiş ve dayanaksız olduğunu düşünmektedir. Onlar, ne bir davacı ne de temsilci olarak sınıflanamayacak bir örgüt olan KİHP'nin rolüne ilişkin olarak herhangi bir ödeme yapılması gerekliliğini reddetmişlerdir.
153. Mahkeme, Sözleşme'nin 41. Maddesi gereğince, yalnızca zorunlu olarak ve gerçekten yapılan yasal masraf ve maliyetlerin geri ödenebileceğini hatırlatır. Ayrıca talep edilen miktarlar, çokluk bakımından mâkul olmalıdır. Bu bağlamda, önümüzdeki davanın, Ankara'da tanıklardan ifade alınması da dahil, karmaşık olgusal ve ayrıntılı inceleme gerektiren hukuk konularını içerdiğine dikkat çeker. Ama yine de Mahkeme, mevcut halde, bütün maliyet ve masrafların gerekli olduğu ve gerçekten yapıldığı konusunda tatmin olmamıştır.
154. Mevcut bilgiye dayalı kendi değerlendirmesini yapan Mahkeme, maliyet ve masraflar için davacılara, istenebilecek herhangi bir katma değer vergisi hariç olmak ve sterline çevrilerek, tam olarak ödeme taleplerinde yazılı miktarlarda olarak davacıların İngiltere'deki vekillerinin banka hesaplarına yatırılmak üzere 15,000 EUR ödenmesine karar vermiştir.
E. Gecikme Faizi
155. Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
15. Mehmet Şah İkincisoy'un ölümüne ilişkin olarak, Sözleşme'nin 2. Maddesi'nin ihlâl edildiğine;
16. Sorumlu Devlet yetkililerinin, Mehmet Şah'ın ölümüne yol açan sebeplere ilişkin etkili bir soruşturma yapmadaki kusurları nedeniyle, Sözleşme'nin 2. Maddesi'nin ihlâl edildiğine;
17. Sözleşme'nin 3. Maddesi'nin ihlâl edilmemiş olduğuna;
18. Sözleşme'nin 6. Maddesi'nin ihlâl edilip edilmediğini belirlemeye gerek olmadığına;
19. Davacıların, Hüseyin, Makbule, Nefise ve Garipşah İkincisoy'un, Sözleşme'nin 5. Maddesi'ne dayandırılan şikâyetlerine ilişkin olarak, Sözleşme'nin 34. Maddesi'nin anlamı içinde mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerine;
20. Birinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 1., 3., 4. ve 5. Maddelerinin ihlâlinin söz konusu olmadığına;
21. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 1. Maddesi'nin ihlâl edilmemiş olduğuna;
22. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 3. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
23. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 4. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
24. İkinci davacı hakkında, Sözleşme'nin 5 / 5. Maddesi'nin ihlâlinin söz konusu olduğuna;
25. Sözleşme'nin 8. 9. ve 14. Maddelerinin ihlâl edilmemiş olduğuna;
26. Sözleşme'nin 13. Maddesi'nin ihlâl edilmiş olduğuna;
27. Sorumlu Devletin, Sözleşme'nin eski 25 / 1. Maddesi'nin gereği olan yükümlülüklerine uymada kusurlu olduğuna;
28.
(a) sorumlu Devletin, Sözleşme'nin 44 / 2. Maddesi'ne göre, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, tahakkuk edebilecek herhangi bir vergi hariç olmak, ödeme tarihindeki câri oranlar üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek ve davacıların gösterdiği Türkiye'deki banka hesaplarına yatırılmak üzere, davacılara aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) Mehmet Şah İkincisoy için, davacılar tarafından mirasçılarına verilmek üzere 25,000 EUR (yirmibeşbin euro);
(ii) maddî olmayan zarar için, davacıların her birine 3,500 EUR (üçbinbeşyüz euro);
(iii) polisteki gözaltıyla ilgili olarak, ikinci davacıya, maddî olmayan zarar için 4,000 EUR (dörtbin euro);
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıdaki miktarlara, gecikme süresi esnasında Avrupa Merkez Bankası'nın en düşük faiz oranı artı yüzde üç puan olarak basit faiz ödenmesine;
15.
(a) sorumlu Devletin, Sözleşme'nin 44 / 2. paragrafına göre, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, maliyet ve masraflara karşılık, tahakkuk edebilecek herhangi bir katma değer vergisi hariç olmak, ödeme tarihindeki câri oranlar üzerinden sterline çevrilmek ve davacıların gösterdiği İngiltere'deki banka hesaplarına yatırılmak üzere, davacıların vekillerine 15,000 EUR (onbeşbin euro) ödemesine;
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıdaki miktarlara uygulanacak gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına,
16. Davacıların diğer tam tazmin taleplerini reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy