(AİHS m. 3, 6, 13, 41) (765 S. K. m. 125, 168, 243, 245, 350) (1412 S. K. m. 148, 151, 153) (7201 S. K. m. 16, 19)
Başvuru no: 28340/95
USUL
1. Bu dava, Türk vatandaşı olan Leyla Büyükdağın 9 Ağustos 1995 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin eski 25. maddesine dayanarak İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna Türkiye aleyhine yaptığı başvurudan kaynaklanmıştır.
2. Başvurucuyu, İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç temsil etmiştir. Türk Hükümeti Mahkeme önündeki yargılama için bir temsilci tayin etmemiştir.
3. Başvuru, dava konusu olaylarla ilgili olarak, davalı devletin Sözleşmenin 3. maddesi ile 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarını ihlal edip etmediğine yönelik bir karar elde etmeyi amaçlamaktadır.
4. Başvuru, Sözleşmenin 11 Nolu Protokolünün 5. maddesinin 2. fıkrasının yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkemeye ulaşmıştır.
5. Başvuru, İçtüzüğün 52. maddesi 1. fıkrası uyarınca, Mahkemenin Dördüncü Dairesine gönderilmiştir. Sözleşmenin 27. maddesinin 1. fıkrası ve İçtüzüğün 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bu davaya bakmakla görevli Daire oluşturulmuştur. Türkiye tarafından belirlenen yargıç Bay Rıza Türmenin davadan çekilmesinin (28. madde) ardından, Hükümet Sözleşmenin 27. maddesinin 2. fıkrası ve İçtüzüğün 29. maddesinin 1. fıkrası gereğince ad hoc yargıç olarak F. Gölcüklüyü atamıştır.
6. Daire, 6 Nisan 2000 tarihinde kabuledilebilirlik kararı vermiştir.
7. Başvurucu, 6 Nisan 2000 tarihinde davanın esası hakkındaki görüşlerini İçtüzüğün 59. maddesinin 1. fıkrası gereğince iletmiş, buna karşın Hükümet, herhangi bir görüş sunmamıştır.
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. 1965 doğumlu bir Türk yurttaşı olan Bayan Büyükdağ, Gebze Cezaevinde tutulmaktadır. Başvurucunun her iki gözü ileri derecede miyop olup, retina yırtılması söz konusudur.
A. Başvurucunun gözaltına alınması ve tutulması
9. Bayan Büyükdağ 22 Haziran 1993 tarihinde, Edirne Kapıkule Sınır Kapısında üzerinde sahte kimlik bulundurmaktan gözaltına alınmıştır. Polis kendisinin yasadışı Dev-Sol (Devrimci Sol) örgütünün üyesi olduğundan şüphelenmiştir.
10. Başvurucu 23 Haziran 1993 günü İstanbula getirilerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde tutulmuştur.
11. 25 Haziran 1993 tarihinde başvurucunun gözaltı süresi, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından 4 Temmuz 1993 tarihine kadar uzatılmıştır.
12. Başvurucu gözaltı süresince bir avukatla görüştürülmemiştir.
13. 1 Temmuz 1993 tarihli tutanağa göre, polisler başvurucuyu Dev-Sol üyeliği ile ilgili olarak sorgulamaya çalışmışlardır. Buna karşın başvurucu açlık grevine başlamış, soruları yanıtlamayı ve ifade tutanağını imzalamayı reddetmiştir. Sözü edilen bu tutanakta, 16-17 Nisan 1992 tarihleri arasında düzenlenen operasyonlarda başvurucunun el yazısını içeren bir belgeye el koyulduğu ve bu belgedeki el yazısının kendi el yazısı olduğunun polis laboratuarının 28 Haziran 1993 tarihli bilirkişi raporu ile belgelendiği belirtilmiştir.
B. Başvurucunun doktor muayenesi ve kötü muamele iddialarına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Savcılığındaki soruşturma
14. Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün istemi üzerine İstanbul Adli Tıp Enstitüsüne mensup bir adli tabip tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde muayene edilmiştir. Doktor raporu, sağ kolda hareket kaybı ve ağrı olduğunu ortaya koymuştur. Adli tabip, kesin raporun başvurucunun tam teşekküllü bir hastanenin ortopedi servisinde muayene edilmesinden sonra verilebileceğini belirtmiştir.
15. Başvurucu aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının önüne çıkarılmıştır. Başvurucu, gözaltı sırasında polislerin kendisini soyduktan sonra coplarla dayak attıklarını, üzerine basınçlı su sıktıklarını ve kafasına vurduklarını iddia etmiştir. Başvurucu, adli tabibin kendisinin hastanede muayene edilmesi gerektiğini belirtmesine karşın, gerekli tıbbi bakım yapılmadan savcının önüne çıkarıldığını söylemiştir. Kendisinin hastaneye gönderilmesi isteminde bulunmuş, masum olduğunu ileri sürmüş ve tutanakta belirtilen 1 Temmuz 1993 tarihli belgeye itiraz etmiştir. Gözaltına alındığı sırada ele geçen sahte kimliği üzerinde taşıma nedenini, gözlerindeki ileri derece miyop ve retina yırtılmasını tedavi ettirebilmek için Almanyaya gitmek istemesi olarak açıklamıştır.
16. Başvurucu aynı gün, Cumhuriyet Savcısının isteği üzerine İstanbul Polis Hastanesi Ortopedi Servisinde muayene edilmiştir. Rapor, sağ bilek ve omuzda ekimoz izleri olduğunu belgelemiş, ancak hiçbir patolojiden söz etmemiştir.
17. İstanbul Adli Tıp Kurumunun 5 Temmuz 1993 günü düzenlediği raporda, sözü geçen iki tıbbi belgeye dayanılarak, Bayan Büyükdağda saptanan arazların hayati tehlikeye oluşturmadığı ve iki gün iş görmezliğinin bulunduğu belirtilmiştir.
18. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvurucunun iddiaları üzerine, başvurucunun gözaltında tutulması sırasında görevli bulunan polisler hakkında soruşturma başlatması için, İstanbul Savcılığına doktor raporlarını ve diğer belgeleri göndermiştir.
19. İstanbul Savcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında 11 Ekim 1993 günü ifadesi alınan iki polis memuru, ifadelerinde kötü muamelede bulunduklarına ilişkin suçlamaları reddetmişlerdir. Polis memurları şu şekilde ifade vermişlerdir:
bu kişi 22 Haziran 1993 günü Edirne Kapıkule Sınır Kapısında gözaltına alınmış ve daha sonra bizim Şubeye gönderilmişti. Gözleri öylesine bozuktu ki, karşısındaki kişiyi bile göremiyordu. Ayrıca gözlerindeki damarların kanama yapabileceğine ilişkin bir doktor raporu vardı. Hastaydı. Hiçbir şeyden haberi olmadığını söyleyerek şubemizde ifade vermedi. Biz de kendisi hasta olduğundan, ifade vermesi için onu zorlamadık. Kötü muamele iddialarının hiçbir temeli bulunmamaktadır. Şubemize getirilmesine kızdığını ve bunun için hakkımızda bu iddiaları uydurduğunu zannediyorum.
20. Soruşturma kapsamında savcı, 7 Aralık 1993 günü iki polisin daha ifadesini almıştır. Söz konusu kişiler suçlamaları reddetmişler ve bir iftiraya kurban gittiklerini ileri sürmüşlerdir.
21. İstanbul Savcılığı, kötü muamele ile suçlanan üç polis memuru hakkında delil yetersizliği gerekçesiyle 9 Aralık 1993 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.
22. Takipsizlik kararı 7 Ocak 1994 tarihinde, başvurucunun kötü muamele iddiasında bulunurken bildirdiği adresine tebliğ edilmiştir.
C. Başvurucunun kötü muameleye ilişkin şikayeti
23. Başvurucu, 17 Temmuz 1995 tarihinde, tutulduğu sırada görevli bulunan polis memurları aleyhine İstanbul Savcılığına şikayette bulunmuştur. Başvurucu bu şikayetinde tıbbi belgelere dayanarak, polislerin kendisine kötü muamelede bulunduklarını ileri sürmüştür. Başvurucu kötü muameleye maruz kaldığını birçok defa dile getirmesine karşın, Türkiyenin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerinin aksine, bu iddialara ilişkin hiçbir soruşturma açılmadığını belirtmiştir.
24. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, başvurucunun şikayetine ilişkin olarak 1 Ağustos 1995 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Takipsizlik kararında, başvurucunun gözaltına alınmasının ertesinde aynı şikayetlerde bulunduğu, 9 Aralık 1993 tarihinde üç polis memuru hakkında takipsizlik kararı verildiği ve bu kararın 7 Ocak 1994 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği belirtilmiştir.
25. Başvurucu bu karara 5 Ağustos 1995 tarihinde İstanbul Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz etmiştir. Başvurucu şöyle demiştir:
9 Aralık 1993 tarihli takipsizlik kararı (kendisine) tebliğ edilmemiştir. Gerçekleştirildiği iddia edilen tebliğat, o tarihte (kendisi) Gebze Cezaevinde tutulduğundan, usulüne uygun yapılmamıştır. Gebze Cezaevi kayıtları incelendiğinde tebligatın yapılmadığı görülecektir.
26. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, kendisine sunulan dosyayla ilgili olarak başvurucunun itirazını 2 Kasım 1995 tarihinde reddetmiştir.
D. Başvurucunun tutuklanması ve acele itiraz
27. Başvurucu 5 Temmuz 1993 günü Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek yargıcının önüne çıkarılmış ve bu yargıç kendisinin tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu kötü muamele iddialarını ve cumhuriyet savcısına verdiği ifadeyi yargıcın önünde de yinelemiştir.
28. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 6 Temmuz 1993 tarihli iddianameyle, Türk Ceza Yasasının silahlı çete kurmayı yasaklayan 168. maddesi ve sahte kimlik kullanmayı yasaklayan 350. maddeleri uyarınca, başvurucu aleyhine bir ceza davası açmıştır.
29. İki sivil ve bir albay rütbeli askeri yargıçtan oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, 21 Haziran 1994 tarihli kararıyla, başvurucunun Türk Ceza Yasasının 168. maddesine muhalefetten 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve kamu hizmetlerinden yasaklanmasına hükmetmiştir. Sahte kimlik belgesi kullanmak suçu ile ilgili olarak görevsizlik kararı vermiş ve dosyanın bu kısmını görevli mahkemeye göndermiştir.
30. Devlet Güvenlik Mahkemesi mahkumiyet kararı verirken, başvurucunun 25 Mayıs 1989 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından izinsiz gösteriye katılmak suçundan mahkumiyetini ve 1 Temmuz 1993 tarihli ifade tutanağı ile bu tutanakta yer alan belgeyi göz önüne almıştır. Bu mahkeme, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen 7 Şubat 1994 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, söz konusu belgenin başvurucunun el yazısı ile yazıldığını ve bunun yasadışı Dev-Sol örgütüne üye olduğunun kanıtı olduğunu belirtmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvurucunun bu yazının gözaltında tutulduğu sırada kendisine zorla yazdırıldığı yönündeki savunmasını dikkate almamıştır. Başvurucunun söz konusu belgeyle ilgili zaptetme tutanağının mahkemeye sunulmasına ilişkin talebi de reddedilmiştir.
31. Başvurucu kararı temyiz etmiştir. Başvurucu temyiz başvurusunda, olayların Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından ele alınış ve delillerin değerlendiriliş biçimini eleştirmiştir.
32. İlk derece mahkemesinin kararı, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle Yargıtay tarafından onanmıştır.
33. Başvurucu, gözlerindeki rahatsızlığı ve körlük tehlikesini ileri sürerek, 6 Ekim 1998 tarihinde Adalet Bakanlığından cezasının ertelenmesi talebinde bulunmuştur.
34. Adalet Bakanlığı başvurucunun talebini 20 Kasım 1998 tarihinde, hastalığına konulan teşhisin Anayasanın 104. maddesinde belirtilen cezanın infazını elverişsiz kılan hastalıklardan olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
35. Türk Ceza Kasası, kamu görevlilerinin herhangi bir kimseye işkence (md. 243) veya kötü muamele (md. 245) yapmalarını yasaklamaktadır.
36. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 151 ve 153. maddeleri uyarınca, çeşitli suçlar için Cumhuriyet Savcısına şikayette bulunmak mümkündür. Savcı ve polis, kendilerine yapılan başvuruları soruşturmakla, ayrıca savcı CUMKnun 148. maddesine göre kovuşturma yapılması gerekip gerekmediğine karar vermekle yükümlüdür. Şikayetçi, savcının takipsizlik kararına Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edebilir. Şikayetçinin itirazının Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından reddi kararı kesindir.
37. 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 16. maddesi aşağıdaki gibidir:
Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunamazsa tebliğ kendisi ile birlikte oturan ailesi efradından veya hizmetçilerden birine yapılır.
7201 Sayılı Tebligat Kanunun 19. maddesi aşağıdaki gibidir:
Mevkuf ve mahkumlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.
38. Türk Ceza Kanununun 168. maddesi şöyledir:
Her kim 125. (...) maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapisle cezalandırılır.
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan on beş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır.
Türk Ceza Kanununun 125. maddesi şöyledir:
Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezasıyla cezalandırılır.
39. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşu ve yargılama usulleriyle ilgili iç hukuk, 9 Haziran 1998 tarihli Incal - Türkiye kararının 26- 33. paragrafları arasında bulunmaktadır (bk. ayrıca 08.07.1999 tarihli Gerger - Türkiye kararı, parag. 24-29).
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
40. Başvurucu Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu madde şöyledir:
Hiç kimse işkenceye, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Tarafların iddiaları
41. Başvurucu on beş gün gözaltında tutulduğu süre içinde insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamelelere tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu polislerin kendisini soyduktan sonra coplarla dövdüklerini, üzerine basınçlı su sıktıklarını ve kafasına vurduklarını belirtmektedir. Başvurucu sağ kolda hareket kaybı ve ağrı, sağ bilek ve omzunda ezilme izleri bulunduğunu gösteren tıbbi kanıtlara dayanmaktadır.
42. Başvurucu kötü muamele iddialarını soruşturan yetkililerin davranışlarını da eleştirmektedir.
43. Hükümet, başvurucunun yakınmalarının haksız olduğunu savunmuştur.
B. Mahkemenin değerlendirmeleri
44. Mahkeme, başvurucunun Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca bir taraftan kötü muameleye uğradığını, diğer taraftan yetkililerin etkili bir soruşturma yapmadıklarını ve başvurucunun soruşturmaya katılımını sağlamadıklarını ileri sürdüğünü kaydeder.
1. Gözaltında kötü muameleye tabi tutulma iddiası
45. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına giren bir kötü muamelenin asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatır. Bu ağırlık düzeyinin değerlendirilmesi tabi ki göreceli olup, muamelenin süresi, fiziksel veya psikolojik etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi olaya özgü koşulların bütüne bağlıdır. Bir kimse özgürlüğünden yoksun bırakılmışsa, kendi davranışlarıyla zorunlu kılmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanılması, kişinin insan onuruna bir saldırı oluşturur ve Sözleşmenin 3. maddesinin güvence altına aldığı hakkı ihlal eder (bk. 09.06.1998 tarihli Tekin - Türkiye kararı, parag. 52-53 ve 06.04.2000 tarihli Labita - İtalya kararı, parag. 120).
46. Kötü muamele iddiaları, Mahkeme önünde uygun kanıtlarla desteklenmelidir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 22.09.1993 tarihli Klaas - Almanya kararı, parag. 30). Mahkeme ileri sürülen olayları değerlendirirken, makul kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlama standardını kullanmaktadır. Ancak Mahkeme bu tür bir delilin, yeteri derecede sağlam, kesin ve birbirleriyle uyumlu çıkarsamaların veya aynı ölçüde çürütülememiş maddi karinelerin bir arada bulunmasından çıkarsanabileceğini eklemektedir (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 161/son).
47. Mahkeme herhangi bir kimsenin, başvurucunun vücudunda bulunan izlerin gözaltına alınmasından önce meydana geldiği iddiasında bulunmadığını özellikle belirtmektedir.
48. Başvurucu, gözaltına alınmasından on beş gün sonra 5 Temmuz 1993 tarihinde gözaltı sona erdiğinde, sağ kolda hareket kaybı ve ağrı tespit eden adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Aynı gün içinde ikinci bir tıbbi muayene daha yapılmıştır. Hazırlanan bu rapor ise, sağ bilek ve omuzda ezilme izlerini ortaya koymuştur. Her iki rapor da başvurucunun iki gün iş göremeyeceğini belirtmektedir.
49. Mahkeme, başvurucunun gözaltına alındığı sırada her iki gözünde de ileri derecede miyop ve retina yırtılması rahatsızlığının bulunduğunu kaydeder. Başvurucunun durumunu yetkililere bildirdiği ve/veya yetkililerin bu konudan haberdar oldukları dosyadan anlaşılmaktadır (bk. yukarıda parag. 18).
50. Başvurucuya göre, iddia ettiği rahatsızlıkların tek kaynağı vardır, o da polislerin kendisini ikrara zorlamak için yaptıkları kötü muamelelerdir. Bu kötü muamele coplarla dövmek, üzerine basınçlı su sıkmak ve kafasına vurmayı içermektedir.
51. Mahkeme sağlıklı bir halde gözaltına alınan kimsenin gözaltından çıkışında yaralanmış olduğu gözlendiği taktirde, bu yaraların kaynağına ilişkin olarak ilgili devletin aklın alabileceği bir açıklama getirmesi gerektiğini belirtir (bk. 28.07.1999 tarihli Selmouni - Fransa kararı, parag. 87; 27.08.1992 tarihli Tomasi - Fransa kararı, parag. 108-111; ve 04.12.1995 tarihli Ribitsch - Avusturya kararı, parag. 34).
52. Mahkeme, gözlerinden rahatsız olduğu halde (bk. yukarıda parag. 19), avukatı, anne-babası veya bir arkadaşıyla görüşme imkanı bulunmaksızın, 15 gün süreyle gözaltında tutulan Bayan Büyükdağda görülen berelerin nedeni hakkında, Hükümetin hiçbir açıklamada bulunmadığını kaydeder.
Bunun dışında Mahkeme, başvurucunun iç hukukta yetkililere, daha sonra da Strasburgda yaptığı açıklamaların yeterince açık ve tutarlı olduğu düşüncesindedir. Diğer taraftan Mahkeme, başvurucunun iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın başvurucunun rahatsızlığının kaynağı hakkında hiçbir açıklama getirmediğini belirtir. Ele aldığı unsurların ışığında Mahkeme, her türlü destekten yoksun olarak gözaltında tutulan Bayan Büyükdağın, bağımsız doktorların 5 Temmuz 1993 tarihli raporlarında belirttikleri sağ kolda hareket kaybı ve ağrı ve sağ bilek ve omuzdaki izlerin, aldığı darbeler sonucu oluştuğunu kabul etmektedir.
53. Diğer iddialar konusunda ise Mahkeme, bu tür davranışların tıbbi muayenede fiziksel veya psikolojik izler bırakacak nitelik taşımasalar bile, Sözleşmenin 3. madde kapsamında ele alınabileceklerini belirtir.
54. Mahkeme, kendisine sunulan unsurları bir bütün olarak değerlendirdiğinde, Bayan Büyükdağda gözlenen rahatsızlıklara 15 gün boyunca kaldığı gözaltında tabi tutulduğu muamelelerin neden olduğu sonucuna varmaktadır.
55. İddia edilen olayların ağırlığı konusunda ise Mahkeme, söz konusu fiillerin Bayan Büyükdağda, zihinsel olduğu kadar bedensel acı ve ıstırap verdiğini ve sağlık durumu dikkate alındığında utandırıcı, aşağılayıcı, fiziksel ve moral direncini kıracak şekilde korku, sıkıntı ve aşağılanma duygularına neden olduğunu kabul etmektedir. Mahkemeyi başvurucunun kişiliğine yönelik gerçekleştirilen muamelelerin insanlıkdışı ve aşağılayıcı olduğunu kabule götüren unsurlar bunlardır.
56. Sonuç olarak Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
2. Yetkililerin yaptıkları soruşturmanın yeterli olup olmadığı
57. Başvurucu, Sözleşmenin 3. madde uyarınca yetkili mercilerin, kötü muamele iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yapmadıklarını ve soruşturmaya kendisinin katılımını sağlamadıklarını ileri sürmektedir.
58. Hükümet bu savı reddetmiştir.
59. Mahkeme, başvurucunun bu konudaki şikayetinin, 3. madde bakımından davalı devletin sorumlu olduğu (bk. yukarıda parag. 56) kötü muamele hakkında derin bir soruşturma ve etkili bir başvuru usulü bulunmamasına dayandığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu davada 3. maddenin usul yönünden ihlal edildiğini tespit etmenin uygun ve gerekli olup olmadığının, olayın özel koşullarına bağlı olduğunu belirterek, İlhan v. Türkiye kararını hatırlatır (bk. İlhan - Türkiye kararı, parag. 92-93).
60. Mahkeme yukarıdaki açıklamalarının ışığında, olayları hukuken nitelendirmeye yetkili olup, başvurucunun veya Hükümetin nitelendirmeleriyle kendisini bağlı görmediğinden, söz konusu şikayetlerin 13. madde bakımından incelenmesine karar vermiştir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 19.02.1998 tarihli Guerra ve Diğerleri - İtalya kararı, parag. 44 ve 45 ; Sözleşmenin 13. maddesi ile ilgili olarak, diğerlerinin yanında 18.12.1996 tarihli Aksoy - Türkiye kararı, parag. 98; Tekin - Türkiye kararı, parag. 66, ve 28.10.1998 tarihli Assenov - Bulgaristan kararı, parag. 107).
II. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
61. Başvurucu, yetkililerin kötü muamele iddialarına etkili bir cevap vermediklerini iddia etmektedir. Sözleşmenin 13. maddesi şöyledir:
Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
62. Başvurucuya göre Hükümetin verdiği bilgilerden, resen soruşturma başlatan İstanbul Savcılığının, Asayiş Şubesinde düzenlenen tutanakların altında imzası bulunan üç polis memurunu sorgulamakla yetindiği anlaşılmaktadır. Savcılık, başvurucunun ifadesine başvurmadan ve kendisiyle üç polis memurunu yüzleştirmeden, yüzeysel ve taraflı bir soruşturma yürütmüştür. Başvurucu daha başından itibaren soruşturma işlemlerinden hiçbir şekilde bilgilendirilmemiştir. Başvurucu 17 Temmuz 1995 tarihinde yaptığı şikayetin, 1 Ağustos 1995 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlandığını belirterek yetkililerin ilgisizliğine dikkat çekmiştir. Kararda
şikayetçinin iddiaları hakkında takipsizlik kararı verildiği ve kararın Leyla Büyükdağın kendisine 7 Ocak 1994 günü tebliğ edildiği
belirtilmektedir. Başvurucu, şikayet tarihi olan 17 Temmuz 1995 tarihinden önce kendisine hiçbir tebligatın yapılmadığını yinelemektedir. Karar tarihinde cezaevinde tutuluyor olmasına karşın, savcılık takipsizlik kararını usulüne göre kendisine tebliğ etmemiştir.
63. Hükümet başvurucunun bu savını reddetmiştir. Hükümet başvurucu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde yapılan şikayetin sonrasında Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığının, başvurucunun ifadesini ve doktor raporlarını, kötü muamele iddiasında bulunulan polis memurları hakkında soruşturma başlatması için İstanbul Savcılığına gönderdiğini belirtmektedir. İstanbul Valiliği ile yapılan yazışma sonrasında İstanbul Savcılığı suçlamayı reddeden polis memurlarını sorgulayarak soruşturmayı sürdürmüştür. Hazırlık soruşturması sonucunda savcılık delil yetersizliği nedeniyle 9 Aralık 1993 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Karar başvurucu tarafından bildirilen adresine, Mersin Tarsustaki ikametgahına tebliğ edilmiştir. Tebliğ mazbatasına göre karar, Büyükdağ ailesi tarafından alınmıştır. Hükümete göre bu durumda başvurucunun takipsizlik kararının tebliğ tarihinde ailesi aracılığıyla karardan bilgi sahibi olması gerektiği sonucu çıkmaktadır. 7201 sayılı Yasanın 16. maddesine göre, usulüne uygun olarak bildirilen takipsizlik kararının varlığına karşın, başvurucu 17 Temmuz 1995 tarihinde İstanbul Savcılığına yeni bir şikayette bulunmuştur.
64. Mahkeme Sözleşmenin 13. maddesinin, iç hukuk düzeninde hangi biçimde korunmuş olurlarsa olsunlar, Sözleşmedeki hak ve özgürlüklerin esasının uygulanması için ulusal düzeyde bir hukuk yolunun mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatır. Bu nedenle bu madde, Sözleşmeci Devletlere yükümlülüklerini yerine getirme tarzı konusunda bir ölçüde takdir yetkisi tanısa bile, yetkili bir ulusal makamın Sözleşmedeki haklara dair şikayetlerin hem esasını ele almasına ve hem de uygun bir karşılık verebilmesine imkan tanıyan bir hukuk yolunu sağlamayı gerektirir. Sözleşmenin 13. maddesinin öngördüğü yükümlülüğün önemi, başvurucunun Sözleşmeden kaynaklanan şikayetinin niteliğine göre değişiklik göstermektedir. Bununla birlikte 13. maddede gerektirdiği hukuk yolu, hukuken olduğu gibi fiilen de etkili olmalıdır; özellikle bu hukuk yolunun kullanılması, davalı devletin yetkililerinin eylemleri veya ihmalleriyle haksız yere engellenmeme anlamında etkili olmalıdır (bk. yukarıda geçen Aksoy kararı, parag. 95; 25.09.1997 tarihli Aydın - Türkiye kararı, parag. 103 ve 19.023.1998 tarihli Kaya - Türkiye kararı, parag. 106).
Buna göre etkili hukuk yolu kavramı, bir kimsenin devlet görevlilerinin gözetimi altındayken uygunsuz, hukuka ve ahlaka aykırı fiillere tabi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, kendisine tazminat ödenmesi dışında, sorumluların ortaya çıkarılmalarına ve cezalandırılmalarına yol açabilecek ve şikayetçinin soruşturma sürecine etkili bir biçimde katılabileceği tam ve etkili bir soruşturma yapılmasını gerektirir (bk. yukarıda geçen Tekin kararı, parag. 66).
65. Mahkeme, önüne getirilen kanıtlara dayanarak, davalı devletin 3. madde uyarınca, başvurucunun tabi tutulduğu insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleden sorumlu olduğuna hükmetmiştir (bk. yukarıda parag. 56). Bu nedenle, başvurucu tarafından dile getirilen şikayetler, 13. maddenin bakımından savunulabilir niteliktedir (bk. 27.04.1988 tarihli Boyle ve Rice - Birleşik Krallık kararı, parag. 52 ve yukarıda geçen İlhan kararı, parag. 97).
66. Yetkililer, Bayan Büyükdağın zarar gördüğü koşullara ilişkin etkili bir soruşturma yapmakla yükümlüdürler.
67. Mahkeme, Bayan Büyükdağın ifadesini vermesinden sonra, savcılığın başlattığı soruşturmanın takipsizlik kararıyla sonuçlandığını gözlemlemektedir. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yaptığı soruşturmada, başvurucunun gözaltında tutulması sırasında görevli polislerin ifadelerini almakla yetinmiştir. Daha sonra ise savcı, polislerin ifadeleri başvurucunun yaralarının kaynağı hakkında hiçbir açıklık içermediği halde sadece bu polislerin ifadelerine dayanarak, başvurucunun ifadesine başvurmayı veya bu yaraların nedenini saptamak için yeni bir tıbbi inceleme yaptırmayı gerekli görmemiştir.
Bunun dışında Mahkeme, başvurucu Gebze Cezaevinde tutulduğu halde, savcının takipsizlik kararının başvurucunun daha önce verdiği ikametgahına gönderildiğini gözlemlemektedir. Tebligatı kabul eden Büyükdağ ailesinin Bayan Büyükdağ adına hareket edebileceği doğrudur. Bununla birlikte 7201 s. Yasanın 19. maddesinden (bk. yukarıda parag. 37) tutuklu kimseye bu tür bir işlemin tebliğini yapmanın, ilgili cezaevi yönetimi aracılığıyla yetkili makamlara düştüğü sonucu çıkmaktadır.
68. Ayrıca takipsizlik kararı ile kesişen Bayan Büyükdağın şikayetinden sonraki süreç, başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı önünde takipsizlik kararının usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini belirtmesine rağmen, iddialarının esası hakkında yeniden soruşturma açılması sonucunu doğurmamıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin bu itirazı yanıtlamadan itirazı reddetmesi yerinde değildir (bk. yukarıda parag. 26).
69. Bu koşullarda Mahkeme, soruşturmanın Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerine karşılık verebilecek nitelikte derin ve etkili olmadığını düşünmektedir.
Sonuç olarak Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
70. Başvurucu, hakkındaki davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediğini, mahkumiyet hükmünün yasaya aykırı olarak polis tarafından elde edilmiş bir belgeye dayanılarak verilmiş olması nedeniyle suçsuzluk karinesi ilkesinin ihlal edildiğini ve gözaltı süresince bir avukatla görüşemediğini iddia etmektedir. Sonuç olarak başvurucu, Sözleşmenin 6(1), (2) ve (3). fıkraları ile (3)(c) bendinin ihlalinden ötürü mağdur olduğunu ileri sürmüştür. Bu maddenin ilgili kısmı şöyledir:
1. Herkes, (
) hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından (
) adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. (
)
2. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır.
3. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse asgari şu haklara sahiptir:
c) kendisini bizzat ya da seçebileceği bir avukat aracılığıyla savunma; avukata ödeme yapabilmek için yeterli imkanı yoksa ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz hukuki yardım alma;
A. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
71. Başvurucuya göre İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, üç üyesinden birisinin askeri yargıç olması nedeniyle, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri olarak kabul edilemez.
72. Hükümet ise Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumunda yer alan askeri yargıçların atanmaları ve görevlerini yürütürken sahip oldukları güvenceleri düzenleyen anayasal hükümlerin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında anlamını bulan bağımsızlık ve tarafsızlık koşulunu bütünüyle yerine getirdiği düşüncesindedir. Askeri yargıçlar hiçbir biçimde üstlerini dikkate almak zorunda değildir. Yargıçlık görevlerini yerine getirirken her konuda sivil yargıçlarla aynı şekilde sicil notları verilmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemeleri istisnai yargı yerleri değil, ancak uzman ceza yargı yerleridir.
Bunun dışında Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesinin olaya ilişkin kararının, yalnızca sivil yargıçlardan oluşan Yargıtay tarafından onandığını belirtmiştir. Yargıtay olayı yalnızca usul yönünden değil, ama esasa da girerek bütün yönleriyle incelemektedir. Yargıtayın önünde Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına itiraz etmeyen Büyükdağın bu iddiası sadece temelsiz değil, aynı zamanda yersizdir.
73. Başvurucu, Hükümetin savına karşı çıkmıştır. Başvurucu, 9 Haziran 1998 tarihli Incal - Türkiye kararına göndermede bulunarak, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddiasını yinelemiştir. Temyiz aşamasına bakımından ise başvurucu, Türk Hukukuna göre Yargıtayın olay incelemesi yapmadığını ve denetim yetkisinin yargılamanın usule ve kanuna uygunluğun denetimiyle sınırlı olduğunu ileri sürmüştür.
74. Mahkeme, yukarıda geçen Incal kararı ile 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararında, Hükümetin dile getirdiği görüşlere benzer görüşleri incelemiş olduğunu belirtmektedir (bk. en son olarak 08.07.1999 tarihli Gerger - Türkiye kararı, parag. 61). Mahkeme bu kararlarında, Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki askeri yargıçların statüsünün bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda güvenceler getirdiğini belirtmiştir (bk. yukarıda geçen Incal kararı, parag. 65). Ancak bu yargıçların, yürütme erkininin parçası durumundaki orduya tabi olmayı sürdürmeleri, askeri disipline bağlı kalmaları ve atanmalarının büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirmesi gibi bazı özelliklerin de bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını güvenilmez kıldığını belirtmiştir (bk. aynı karar, parag. 68).
75. Mahkeme, Hükümetin savunmaları ışığında Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşlarının gerekliliğini soyut olarak incelemenin kendi görevi olmadığını, ancak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin işleyişinin Bayan Büyükdağın adil yargılanma hakkına bir zarar verip vermediği ve başvurucunun kendisini yargılayan mahkemenin bağımsızlığından ve tarafsızlığından şüphe etmesinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığını incelemekle görevli olduğunu düşünmektedir (bk. yukarıda geçen Incal kararı, parag. 70, ve Çıraklar kararı, parag. 38).
76. Mahkeme, başvurucu gibi sivil kişiler olan Bay Incal ve Bay Çıraklar ile ilgili vardığı sonuçtan bu davada ayrılmayı gerektiren bir neden görmemektedir. Başvurucunun, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ülke topraklarının bir kısmını veya bütününü yabancı bir devletin egemenliği altına sokmayı, devletin bağımsızlığını azaltmayı veya egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmayı amaç edinen silahlı örgüt veya çeteye üye olma suçlamasına (bk. yukarıda parag. 38) yanıt verirken, içlerinde bir subayın bulunduğu yargıçlar önüne çıkmaktan korkması anlaşılır bir durumdur. Bu durumda başvurucu haklı olarak, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin davasına yabancı, haksız bir takım düşüncelerle hareket etmesinden kaygılanabilir. Başka bir ifadeyle, başvurucunun, yargılamasının bağımsız ve tarafsız olmadığı yolundaki kaygıları objektif olarak doğru kabul edilebilir. Yargıtay tam bir yargılama yapmadığından bu kaygıları giderememektedir (bk. yukarıda geçen Incal kararı parag. 72/son).
77. Mahkeme, sonuç olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine karar vermektedir.
B. Başvurucunun baskı altında alındığını iddia ettiği ifadelerin mahkemede kullanılması ve gözaltı sırasında avukatla görüştürülmemesi
78. Başvurucu, hakkında mahkumiyet kararı veren Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendisinin suçlu olduğu saptarken baskı altında alınmış ifadelere dayandığından, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ihlal edildiği düşüncesindedir. Bunun dışında başvurucu, Sözleşmenin 6(3)(c) bendine aykırı olarak avukatla görüştürülmemiş olmasından yakınmaktadır.
79. Mahkeme, Bayan Büyükdağın bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri önünde yargılanma hakkının ihlal edildiğini saptadığından, bu şikayetlerin incelenmesini gerekli görmemektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 25.02.1997 tarihli Findlay - Birleşik Krallık kararı, parag. 80 ve yukarıda geçen Incal kararı, parag. 74).
IV. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
80. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmenin ya da Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Zarar
81. Başvurucu, maddi zararının tazmini için 50,000 Fransız Frankı (FRF) ve manevi zararının tazmini için de 150,000 FRF talep etmiştir.
82. Hükümet bu konuda bir savunma yapmamıştır.
83. Bayan Büyükdağ maddi zararın niteliğini belirtmediğinden Mahkeme buna ilişkin talebi reddetmektedir. Buna karşın manevi zararlarının tazmini için, Türk Lirasına çevrilmek üzere 100,000 FRF ödenmesine karar vermektedir.
B. Cezanın infazının ertelenmesi istemi
84. Başvurucu, sağlık durumunu ileri sürerek cezasının infazının ertelenmesini talep etmiştir.
85. Hükümet bu konuda bir savunma yapmamıştır.
86. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin kendisine Taraf Devlete böyle bir müdahalede bulunma yetkisini vermediğini belirtir (bk. örneğin ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 20.09.1993 tarihli Saidi - Fransa kararı, parag. 47).
C. Ücretler ve masraflar
87. Başvurucu ücretler ve masraflar için toplam 20,000 FRF talep etmiştir.
88. Hükümet bu konuda bir savunma yapmamıştır.
89. Mahkeme, daha önceki içtihatları doğrultusunda ve hakkaniyete uygun olarak 15,000 FRF ödenmesine karar vermiştir.
D. Gecikme Faizi
90. Mahkeme, Fransız Frangı üzerinden yıllık yüzde 2,74 oranında gecikme faizi ödenmesini uygun bulmuştur.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlaline;
3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin başvuruyla ilgili olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Başvurucunun Sözleşmenin 6(2). ile (3)(c) bendi uyarınca yaptığı diğer başvuruları incelemeye gerek olmadığına;
5. a) davalı devletin başvurucuya, kararın Sözleşmenin 44(2). fıkrası uyarınca kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde, Türk Lirasına çevrilmek üzere manevi tazminat olarak 100,000 (yüz bin) Fransız Frangı, ücretler ve masraflar için 15,000 (on beş bin) Fransız Frangı ve KDVden kaynaklanan fazlayı ödemesine;
b) belirtilen sürenin bitiminden başlayarak ödeme tarihine kadar yıllık yüzde 2,74 gecikme faizi uygulanmasına;
6. Bunun dışındaki diğer tazminat istemlerini reddine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy