(AİHS m. 3, 5, 25, 41) (2709 S. K. m. 19) (765 S. K. m. 168, 243, 245) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ALGÜR - TÜRKİYE DAVASI) (SAKIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ZEYNEP AVCI - TÜRKİYE DAVASI) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
Başkan: Nicolas Bratza, Üyeler: E. Palm, V. Stráznická, M. Fischbach, R. Maruste, L. Garlicki ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 29422/95
1975 doğumlu başvuru sahibi, 9 Aralık 1993 günü, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından, PKK mensubu bir kişinin evine yapılan operasyon esnasında yakalanmıştır. Bir hakim karşısına çıkartılmadan on sekiz gün gözaltında kaldığını ifade eden başvuru sahibi, bu süre içerisinde kendisine kötü muamele yapıldığını iddia etmiş ve Sözleşme'nin 3. ve 5. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla Komisyon'a başvurmuştur.
Hükümet, başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak; gözaltı süresinin on sekiz gün değil kanunda belirtildiği üzere on beş gün olduğunu ve gözaltında iken kendisine kötü muamele yapıldığı iddiasının ise terörle etkin bir şekilde mücadele eden güvenlik birimlerini yıpratma amacı taşıdığını belirtmiştir.
Mahkeme ise, oybirliğiyle;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, kararın kesinleşeceği günden itibaren üç ay içerisinde, aşağıdaki miktarları, başvuru sahibine ödeme gününde uygulanabilir oranda Türk Lirasına çevirerek ödemesine,
i. 20 000 EUR (yirmi bin Euro) manevi zarar için;
ii. 1 780 EUR (bin yedi yüz seksen Euro) masraf ve harçlar için;
b) Söz konusu müddetin sona eriminden itibaren ödeneceği güne kadar, bu miktarların üzerinden gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak faiz uygulanmasına;
4. Hakkaniyetli tatmin talebinin fazlasının reddine karar vermiştir.
PROSEDÜR
1-8. Davanın temelinde, Türkiye Cumhuriyetine karşı yöneltilen ve bu devletin uyruğu olan Ayşe Tepe'nin (başvuru sahibi) İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (Sözleşme) eski 25.maddesi gereğince İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna (Komisyon) 15 Eylül 1995 günü verdiği dilekçe (No: 29422/95) yer almaktadır.
OLAYLAR
I. DAVANIN AYRINTILARI
9. Başvuru sahibi 1975 doğumludur.
A. Yakalama ve Gözaltına Alma
10. Başvuru sahibinin beyanına göre, başvuru sahibi 9 Aralık 1993 günü, İstanbul'da polis tarafından yakalanmış, sonra göz altına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne ait nezarethanelere konmuştur.
11. Polislerce düzenlenen arama ve yakalama tutanağında, başvuru sahibi hakkında, 12 Aralık 1993 günü PKK mensubu olduğu sanılan bir kişinin ikametgahına yönelik gerçekleştirilen bir operasyon sırasında yakalanmış ve pencereden sıçrayarak kaçmaya teşebbüs etmiş birisi olarak söz edilmektedir. Başvuru sahibi tutanağı imzalamıştır.
12. Emniyet Müdürlüğünün 18 ve 23 Aralık 1993 tarihli yazılarıyla kaleme alınan talebi üzerine, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibinin gözaltı süresinin 27 Aralık 1993 gününe kadar uzatılmasını kararlaştırmıştır. Bu yazılarda, Emniyet Müdürlüğü, gözaltına alınma işleminin 12 Aralık 1993 tarihinde başladığını ve on tabanca, dokuz bomba, Kalaşnikof fişekleri, mektuplar ve söz konusu yasadışı örgüte ait dokümanlar ile bir video cihazı ve video kasetlerinin ele geçirildiğini belirtmiştir.
13. Emniyet Müdürlüğü polislerince 20 Aralık 1993 günü düzenlenmiş olan ifade tutanağında, başvuru sahibinin PKK bünyesindeki faaliyetleri ileri sürülmektedir. Başvuru sahibi, ifadeyi imzalamıştır.
14. Başvuru sahibi, gözaltı süresince, hiçbir avukat yardımından yararlandırılmamıştır.
15. 27 Aralık 1993 günü, Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine, başvuru sahibi, yirmi sekiz diğer tutuklu ile birlikte, İstanbul Adli Tıp Kurumunda görevli bir adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Bu kişinin verdiği rapor, oldukça kısa olup, ilgilinin vücudunda hiçbir cebir izine rastlanmadığını belirtmektedir.
16. Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. İfadesinde, göz altında bulunduğu sırada kötü muameleye tabi tutulduğundan yakınırken, 20 Aralık 1993 tarihli ifadesinin baskı altında alındığını savunmuş ve suçsuz olduğunu ileri sürmüştür.
17. 27 Aralık 1993 günü, başvuru sahibi, geçici olarak tutuklanmasına karar veren Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi önüne çıkarılmıştır.
18. 30 Aralık 1993 günü, geçici olarak tutuklanmasını müteakip nakledildiği İstanbul Tutukevi doktoru tarafından muayene edilmiş ve bir geçici rapor düzenlenmiştir. 17 Ocak 1994 günü, Adli Tıp Kurumu Eyüp Şube Müdürlüğü bu doktorun raporunu ve dolayısıyla başvuru sahibini incelemiş ve geçici raporu ilgi tutarak aşağıdaki izleri belirlemiştir: omuzlarda ve kollarda ağrılar, omuzlarda his azalması, göğüs kafesinde duyarlılık, belde ve bir bacakta ağrılar, bir bacakta güç azalması. Ayrıca, sol omuz ön kısmında ve sağ dirsekte 0,5 ve 1 cm. uzunluğunda eski morartılar, her iki kolda his azalması ve karıncalanma ve böylelikle bütün vücutta ağrılar belirlemiştir. Doktor, belirlenen rahatsızlıkların başvuru sahibinin hayatını tehlikeye sokmadığını göz önünde bulundurmuş ve üç gün işine devam edemeyeceğini rapora bağlamıştır.
B. Başvuru sahibi aleyhine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde görülen ceza davası
19. 4 Şubat 1994 günü okunan bir iddianame ile, Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibini, PKK'nın terörist eylemlerine katılmakla ve böylelikle Devlete ve Devlet Kuvvetlerine yönelik suç işleyebilen silahlı cemiyet kurmayı cezalandıran Ceza Kanununun 168'inci maddesine aykırı davranmakla suçlamıştır. 26 Kasım 1996 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi ve ortak isnat olunan on beş kişiyi hapis cezalarına çarptırmıştır.
C. Suçlanan polisler aleyhine ceza davası
20. 11 Temmuz 1994 günü, Davacı, gözaltı sırasında kendisine kötü muamele edildiğini ileri sürerek, gözaltına alınmasından sorumlu polis memurları aleyhine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bir şikayet dilekçesi vermiştir. Gözleri bağlı halde, polis tarafından hazırlanan ifade tutanağını imzalaması için kendisine baskı yapıldığını; askıya ve elektroşoka bağlandığını savunmuştur.
21. Ceza Kanununun 243. maddesi uyarınca, 14 Şubat 1995 tarihli bir iddianame ile, Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibine kötü muamelede bulunmaktan, iki polis memuru aleyhine, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde bir dava açmıştır.
22. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki ifadelerinde, bu polisler, üzerlerine atılı suçlamaları boşa çıkarmış ve illegal örgüt üyelerinden gelen bu tür suçlamaların kendilerini lekelemek ve gözden düşürmek amacını güttüğünü belirtmişlerdir.
23. 27 Mart 1995 günü, başvuru sahibinin talebi sonrasında, Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu polisler ile başvuru sahibi arasında bir yüzleştirmeye karar vermiştir. Bunlar, tespit edilen tarihte hazır bulunmayıp başvuru sahibinin yokluğunda görülen 14 Temmuz 1995 oturumunda mahkeme önüne çıkmışlardır.
24. Aynı tarihli kararla, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, her iki Polis Memurunu, delil yetersizliği nedeniyle beraat ettirmiştir.
25. 27 Mart 1995 günü, başvuru sahibi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü sorumluları aleyhine, başka bir şikayet dilekçesi vermiştir. Özellikle savunduğu, gözaltı süresinin on sekiz gün sürdüğüdür.
26. 5 Temmuz 1995 günü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu şikayet hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar vermiştir. Gözaltı süresinin yürürlükteki yasalara uygun olduğunu ve polis memurları aleyhine bir ceza davasının Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde derdest olduğunu göz önünde bulundurmuştur.
27. 28 Temmuz 1995 tarihinde kaleme alınan başvuru sahibinin itirazı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
28. Ceza Kanunu bir kamu görevlisinin bir kimseyi kötü muamele ya da işkenceye tabi tutmasını cezalandırmaktadır (işkence için 243'üncü ve kötü muamele icin 245'inci maddeler).
29. Anayasa'nın 19'uncu maddesi, bu Maddenin 5'inci ve 8'inci fıkraları şu düzenlemeleri getirmektedir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Hiç kimse şekil ve şartları kanunda gösterilen aşağıdaki durumlar dışında hürriyetinden yoksun bırakılamaz. (...)
Yakalanan veya tutuklanan kişi, en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok onbeş gün içinde hakim önüne çıkarılır. (...)
Bu süreler acil hallerde uzatılabilir.(...)
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.
Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir."
30. Olaylar zamanında, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun128. maddesi gereğince, yakalanan veya tutuklanan bir kişi, yirmi dört saat içerisinde Sulh Hakimi önüne çıkarılmak zorundaydı. Bu kişi, gözaltının toplu olarak işlenen bir ihlale bağlı olması kaydıyla, dört güne kadar süreyi uzatabilirdi.
31. Devlet Güvenlik Mahkemeleri görev alanına giren ihlaller söz konusu olduğunda, adli denetim olmaksızın azami alıkoyma süresi çok uzundu. Benzer şekilde, bir şüphelinin, bireysel bir ihlalle bağlantılı olarak kırk sekiz saat; toplu bir ihlalle bağlantılı olarak da on beş gün alıkonmasına izin veriyordu. (01 Aralık 1992 tarih ve 3842 sayılı Kanunun 30'uncu Maddesi).
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
32. Başvuru sahibi Sözleşmenin aşağıda kaleme alınan 3'üncü Maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir:
"Hiç kimse işkenceye veya gayrı insani veya küçültücü ceza veya muameleye tabi tutulamaz".
33. Başvuru sahibi, onsekiz günlük gözaltı süresince, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü birimlerinde kötü muameleye tabi tutulduğunu, sistematik işkenceler gördüğünü, bu süre boyunca bir müdafi yardımından ve bütün akraba veya arkadaş görüşmelerinden yoksun bırakıldığını savunmaktadır. Birçok kötü muameleye maruz kaldığından, özellikle Filistin askısı, dayaklar, başına darbeler, elektroşoklar, soğuk su sıkılmasından yakınmakta; hakarete uğradığını, ölüm ve tecavüzle tehdit edilerek aşağılandığını ileri sürmektedir.
34. Hükümet bu işkence ve kötü muamele savlarının temelden yoksun olduğunu savunmaktadır.
35. Mahkeme, bir kişi gözaltı esnasında yaralandığında, o sırada tamamen polis memurlarının kontrolü altında bulunduğuna göre, bu dönemde vuku bulan her yaralanmanın olayın gerçekliği hakkında güçlü karinelere yol açtığını hatırlatmaktadır. (Salman v. Türkiye, (GC), No: 21986/93, §100, CEDH 2000-VII). O halde, bu yaralanmaların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve mağdurenin savlarını destekleyen olayları, hele ki bunlar tıbbi birimlerce destekleniyorsa, aydınlatıcı kanıtlar sağlamak Hükümete düşmektedir. (Bakınız, diğerleri ile birlikte, Selmouni v. Fransa (GC), no. 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Berktay v. Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay v. Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
36. Mahkeme, öncelikle, başvuru sahibinin, özgürlüğünden yoksun kalmasının başından itibaren tıbbi bir muayeneye tabi tutulmadığını ve üstelik gözaltı süresince kendi seçtiği bir doktor veya bir avukatla görüşme hakkından yararlandırılmadığını kayda geçirmektedir. Gözaltı sonunda, üç doktor tarafından muayene edilmiştir: diğer ikisi omuzlarda ve kollarda ağrılar, omuzlarda his azalması, göğüs kafesinde duyarlılık, belde ve bir bacakta ağrılar, bir bacakta güç azalması, sol omuz ön kısmında ve sağ dirsekte 0,5 ve 1 cm. uzunluğunda eski morartılar, her iki kolda his azalması ve karıncalanma ve böylelikle bütün vücutta ağrılar belirlemelerine rağmen, birincisi, bir adli tabip, vücut üzerinde hiçbir cebir izine rastlayamamıştır. Üç tıbbi rapor arasındaki uyuşmazlık hakkında Hükümet tarafından yapılmış bir açıklamanın yokluğunda, yoğunluk, ilk tibbi muayenenin usulüne uygun olarak yapılmadığı sonucunu çıkarmaktır.
37. Öte yandan, hiçkimse, başvuru sahibinin vücudu üzerinde gözlemlenen izlerin, yakalanmasından önceki bir döneme kadar uzanabilecegini iddia etmemektedir.
38. Mahkeme, bir Devletin alıkonulan her kişiden sorumlu olduğunun altını çizmek istemektedir. Çünkü bu kimse kolluk görevlileri elinde zayıf bir konumdadır ve yetkililer onu korumakla görevlidir. Özgürlükten, temel haklardan yoksun bırakmanın hemen başlangıcından itibaren, polis yetkilileri tarafından başvurulan bir doktorun bütün muayenelerinden başka kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene edilmeyi isteme hakkı, aynı şekilde bir avukatla ve aile üyelerinden biriyle görüşme gibi seri bir adli müdahale ile desteklenmiş titiz bir uygulama, bu davada olduğu gibi alıkonmuş kimselerin özellikle onları ikrara zorlamak için maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kötü muamelelerin etkinlikle önlenmesine ve ortaya çıkarılmasına götürebilir (Algür v. Türkiye, no: 32574/96, § 44, 22 Ekim 2002).
39. Mahkeme, davada, Hükumetin, onbeş gün süresince avukat, doktor, akraba veya bir arkadaşla görüşmekten yoksun, alıkonulan başvuru sahibinde belirlenen rahatsızlıkların sebebi hakkında hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemektedir.
40. Mahkeme, yetkililer için denetimleri altında yer alan kişilerin hesabını verme zorunluluğunu hatırlatarak, polislerin beraat etmesinin Davalı Devleti Sözleşme karşısındaki sorumluluğundan kurtarmayacağının altını çizmektedir. (Yukarıda belirtilen Berktay Davasına bakınız, § 168).
41. Takdirine bağlı unsurların bütünü ile Davalı Hükümet tarafından getirilen makul bir açıklamanın yokluğu gözönüne aldığında, Mahkeme, Cezaevi ve Adli Tıp Kurumu doktorları tarafından düzenlenen tıbbi raporlarla belirlenen rahatsızlıklara, temelde Hükümetin sorumluluğunu taşıdığı bir muamelenin sebep olduğu kanaatine varmıştır.
42. Bu durumda Mahkeme Sözleşmenin 3'üncü maddesinin ihlal edildiği sonucunu çıkarmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
43. Başvuru sahibi, Sözleşmenin, ilgili kısmı aşağıya çıkarılan 5'inci maddesini göstererek gözaltı süresinin yasadışı olduğundan yakınmaktadır.
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz :
(...)
3. Bu maddenin 1 ( c ) fıkrasında öngörülen şartlar uyarınca yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmak zorundadır; makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
44. Başvuru sahibi, işkence izlerinin silinmesine vakit olsun diye, Hakim önüne çıkarılmadan onsekiz gün gözaltında kaldığını savunmaktadır. Kendisinin, güç kullanılarak bilgi vermeye ve ikrarlarda bulunmaya zorlanmak amacıyla gözaltına alındığını değerlendirmektedir. Türk mevzuatında toplu işlenen suçlar için öngörülen onbeş günlük süreye kendi olayında uyulmadığı sonucunu çıkarmaktadır.
45. Hükümet, başvuru sahibinin - iddia ettiği gibi - 9 Aralık 1993 günü değil de 12 Aralık 1993 tarihinde gözaltına alındığını hatırlatarak, gözaltı süresinin ilgili iç hukuka uygun olduğunu göstermektedir. Gözaltı süresi, Savcının kararıyla, Ceza Kanununun 128. maddesine uygun olarak 27 Aralık 1993 gününe kadar uzatılmıştır.
46. Mahkeme, 'yasal yollar'ın gözetimi dahil olmak üzere, bir alıkoymanın 'yasallığı' bağlamında, Sözleşme'nin temelde milli mevzuata gönderme yaptığını ve onun prosedürü gibi, temel normlarının uygulanması zorunluluğunu getirdiğini hatırlatır, fakat her türlü yasaklamanın, "kişiyi keyfilikten korumak" olan 5.maddenin amacına uygun olması gerektiğini ısrarla vurgular (bak Wassink v. Hollanda,27 Eylül 1990, s. 11, § 24).
47. Mahkeme 5. maddenin temel bir insan hakkını benimsediğini de hatırlatmaktadır: Devletten özgürlüğüne gelebilecek keyfi halellere karşı bireyi korumak. İcra organlarının bu tür müdahalelerin adli denetimi, "Sözleşmenin önsözünün özellikle atıfta bulunduğu" "demokratik toplumun" "temel ilkelerinden biri" olan keyfilik tehlikesini mümkün olduğunca azaltmak ve hukukun üstünlüğünü sağlamak için tasarlanmış olan 5 § 3 maddesini güvence altına alan temel bir unsuru oluşturur (bak Sakık ve diğerleri v. Türkiye, 26 Kasım 1997, Kararlar derlemesi 1997-VII, pp. 2623-2624, § 44, ve Zeynep Avcı v. Türkiye, no 37021/97, § 46, 6 şubat 2003, yayınlanmadı).
48. Mahkeme, tarafların, 9 Aralık 1993 günü yakalandığını iddia eden başvuru sahibinin gözaltına alınma tarihi konusunda uyuşmazlık içinde olduklarını not etmektedir. Hükümete göre, başvuru sahibi ilgili arama ve yakalama tutanağını imzalandığına göre 12 Aralık 1993 tarihinde düzenlenmiş olmalıdır.
49. Mahkeme, bu bakımdan, dosyadaki hiçbir öğenin, başvuru sahibinin 9 Aralık 1993 tarihinde gözaltına alındığına dair bir sonuç çıkarmaya elvermediğini gözlemlemektedir. 18 ve 23 Aralık 1993 tarihlerinde, dosyayı göz önünde bulunduran Savcı, gözaltı süresinin ilgilinin bir Hakim önüne çıkarıldığı ve geçici olarak tutuklandığı 27 Aralık 1993 tarihine kadar uzatılmasını kararlaştırmıştır. Böylelikle, başvuru sahibi, on beş gün süresince, Hakim önüne çıkarılmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır.
50. Mahkeme olayların vuku bulduğu dönemde, söz konusu fiiller Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülecek toplu suçlar kapsamında sayıldığından, yakalanan bir şüphelinin olağanüstü duruma tabi olmayan bir bölgede, bu olayda görüldüğü gibi, on beş gün gözaltında bulundurulması mümkündür.
51. Buradan hareketle, ihtilaflı gözaltı, yasal yollara uygunluk içerisinde gerçekleştirilmiştir.
52. Mahkeme, geçmişte defaten olduğu gibi, adli denetim olmaksızın dört gün altı saati geçen bir gözaltı süresinin, amacı toplumun bütününü terörizme karşı korumak olsa bile, 5§3 maddesi ile tespit edilen kesin süreyi aştığını teyit eder (bak, diğerleri arasında, Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, s. 33, § 62).
53. Hal böyle olunca, Mahkeme, on beş günlük bir gözaltının, konuyla ilgili içtihattan çıkarılacağı gibi Sözleşmenin 5. maddesine aykırılık taşıdığına karar vermiştir.
54. Bundan dolayı, 5'inci maddenin 3'üncü maddesinin ihlali meydana gelmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
56. Başvuru sahibi maddi zarar adına 33.600 Amerikan Doları ve manevi zarar adına 40.000 Amerikan Doları talep etmektedir.
57. Hükümet bu miktarlara itiraz etmiş ve telafisi gereken hiçbir ihlalin bulunmadığını ve muhtemel 'hakkaniyetli bir tatmin'in her halükarda kabul edilebilir sınırları aşmaması ve sebepsiz zenginleşmeye yol açmaması gerektiğini değerlendirmiştir.
58. Mahkemenin, başvuru sahibinin, yakındığı maddi zarar türünü belirtmediğinden, ilgili talebi reddetmekten başka bir alternatifi yoktur. Buna karşılık, hakkaniyet içerisinde, manevi zararı için 20.000 Euro verilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
B.Masraflar ve Harçlar
59. Başvuru sahibi masraflar ve harçlar adına toplam 2.093 Amerikan Doları talep etmektedir.
60. Hükümet; temelden yoksun, ispattan uzak ve çok aşırı kaldığından bahisle Mahkeme'yi bu talebi reddetmeye davet etmiştir.
61. Mahkeme başvuru sahibi tarafından istenen miktarı makul bulmuş ve masraflar için 1 780 ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizleri
62. Mahkeme, gecikme faizi oranı olarak Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranının yüzde üç artırılarak esas alınmasını uygun bulmuştur.
BU NEDENLERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, kararın kesinleşeceği günden itibaren üç ay içerisinde, aşağıdaki miktarları, başvuru sahibine ödeme gününde uygulanabilir oranda Türk Lirasına çevirerek ödemesine,
i. 20 000 EUR (yirmi bin Euro) manevi zarar için;
ii. 1 780 EUR (bin yedi yüz seksen Euro) masraf ve harçlar için;
b) Söz konusu müddetin sona eriminden itibaren ödeneceği güne kadar, bu miktarların üzerinden gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak faiz uygulanmasına;
4. Hakkaniyetli tatmin talebinin fazlasının reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy