(AİHS m. 11, 13, 14)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
8. Başvurucu dernek, birkaç mason locasını bir araya getiren bir İtalyan mason derneğidir. Başvurucu dernek 1805 yılından bu yana mevcut olup, Evrensel Hür Masonlar (Universal Freemasonry) ile bağlantılıdır.
Başvurucu dernek, İtalyan Medeni Kanununun 36. maddesi bakımından tescil edilmemiş bir özel hukuk kuruluş statüsüne sahiptir. Bu nedenle tüzel kişiliğe sahip değildir. Başvurucunun tüzüğü noterdedir; dileyen herkes bu tüzüğe ulaşabilir.
Marches Bölge Yönetimi, 5 Ağustos 1996 tarihinde çıkarılan ve 14 Ağustos 1996 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 34 sayılı Bölgesel Yasayla (1996 tarihli Yasa), kamu görevlerine atama ve görevlendirmelerde uygulanacak kuralları getirmiştir. Buna göre atama yetkisi Bölge Yönetimine verilmiştir.
Başvurucu dernek Mahkemeye yaptığı başvuruda, 1996 tarihli Yasanın 5. maddesindeki bir hüküm nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarardan dolayı şikayetçi olmuştur.
1996 tarihli Yasanın 1. maddesi bu yasa hükümlerinin, Bölge Anayasasına göre çıkarılan yasalar, tüzükler, yönetmelikler ve anlaşmalar gereğince oluşturulmuş organlar tarafından, Bölge yönetimi dışındaki organlar ile kamu ve özel hukuk kuruluşlarının şubelerindeki kadrolara yapılacak bütün atamalarda ve görevlendirmelerde uygulanacağını öngörmektedir. Aynı maddede, bu yasa hükümlerinin ayrıca on beş bölgesel kuruluş (1996 tarihli Yasaya ekli A listesi) ile bazı hallerde bölge meclisinin atama makamı olduğu diğer bölgesel kuruluşlar (aynı Yasaya ekli B listesi) bakımından da uygulanacağı belirtilmiştir.
Yasanın 5. maddesi, atama ve görevlendirme için yapılacak başvurularda uygulanacak hüküm ve şartları düzenlemektedir. Bu madde, başka şeylerin yanında, adayların Hür Masonlardan olmamalarını öngörmektedir. Yasanın 5. maddesi şöyledir:
Madde 5 - Başvurular
1. Başvurular, atama ve görevlendirme için verilen süreden otuz gün öncesine kadar, bölge meclis üyeleri ve meclis grupları ile konuyla ilgili alanda faaliyette bulunan meslek kuruluşları, örgütleri ve dernekleri tarafından Bölge Meclis Başkanına ve Bölge Hükümet Başkanına sunulur.
2. Başvurulara, destekleyici gerekçeleri içeren bir beyan ile aşağıdaki hususları gösteren bir rapor eklenir:
(a) doğum tarihi ve yeri, ikamet ettiği belde;
(b) nitelikleri;
(c) bugüne kadarki kariyeri, genellikle yaptığı iş, çoğunluğu devlete ait şirketlerde ve kamusal tescilli özel şirketlerde geçmişte ve halen bulunduğu makam veya görevler;
(d) atanmak istenen görevle çelişen bir menfaatin bulunmaması;
(e) bir mason locasına üye olmadığına dair bir beyan;
(f) kamu görevini kabul ettiğini ve bu görevde bulunmasını engelleyen cezai, hukuki veya idari bir sebep bulunmadığını ifade eden ve aday tarafından imzalanmış bir beyan;
3. 19 Mart 1990 tarihli 55 sayılı Yasanın daha sonra değişik 15. maddesi de dikkate alınarak kendisinin başvurmasını engelleyen veya başvurmasını imkansız hale getiren herhangi bir sebebin bulunmadığını ifadesini de içeren, aday tarafından imzalanmış onaylı kabul beyanı.
9. Haziran 1999da, Marches Bölge Meclisinin birinci komitesi, 34 sayılı ve 1996 tarihli bu Yasada değişiklikler ve ilaveler yapan bir yasa tasarısını reddetmiştir. Tasarıda, başka şeylerin yanında, 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinde öngörülen beyanın da kaldırılması istenmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
10. Anayasanın 18. maddesi şöyledir:
Vatandaşlar önceden izin almaksızın, ceza kanununda kişiler için yasaklanmamış amaçlar için serbestçe örgütler kurabilirler.
Gizli örgütler ve dolaylı da olsa askeri şekilde teşkilatlanarak siyasal amaç güden örgütler yasaklanır.
25 Ocak 1982 tarihli ve 17 sayılı Yasa, gizli örgütler konusunda Anayasanın 18. madde hükmünün uygulanmasına ve P2 Locası adlı derneğin kapatılmasına dair hükümler içermektedir. Bu Yasanın 1. maddesi, bir örgütün gizli örgüt olarak kabul edilebilmesi için kriterler koymaktadır.
Yasanın 4. maddesi, memur olarak çalışan veya kamu görevine atanan bir kimsenin gizli bir örgüte üyeliğinden şüphelenilmesi halinde alınacak tedbirleri göstermektedir.
Bu madde ayrıca, Bölge Yönetimlerinin kendi kamu görevlileri ile Bölge Yönetimleri tarafından kamu görevlerine atanan veya görevlendirilen kişilerle ilgili bölgesel yasalar çıkarmalarını öngörmektedir. Bu bölgesel yasalar, bu maddede belirtilen prensiplere uymak zorundadır.
Başvurucu dernek tarafından Mahkemeye sunulan bilgiye göre bu tür Yasalar, Tuscany (29 Ağustos 1983 tarihli ve 68 sayılı Yasa), Emilia-Romagna (16 Haziran 1984 tarihli ve 34 sayılı Yasa), Liguria (4 ve 22 Ağustos 1984 tarihli ve 4 sayılı Yasa), Piedmont (24 Aralık 1984 tarihli ve 65 sayılı Yasa) ve Laizo (28 Şubat 1985 tarihli ve 23 sayılı Yasa) bölgelerinde çıkarılmıştır.
Bu bölge yasalarından ikisi, kamu görevine atanan veya görevlendirilen kişilerin, üye oldukları örgütlerin adlarını bildirmelerini gerektirmektedir (Tuscany Yasasının 12 maddesi ve Lazio Yasasının 8. maddesi). Diğer bölgelerin yasaları, bu şekilde atanan veya görevlendirilen kişilerin gizli bir örgüte üye olduklarının anlaşılması halinde verilecek cezaları göstermektedirler (Emilia-Romagna Yasasının 7. maddesi, Liguria Yasasının 8. maddesi ve Piedmont Yasasının 8. maddesi). Emilia-Romagna yasası ayrıca, gizli örgütlerle ilişkisi bulunan kişilerin atanmalarını veya görevlendirilmelerini yasaklayan hükümler içermektedir.
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazı
11. Hükümet, başvurunun kabuledilebilirliği incelenirken, başvurucu derneğin iddia ettiği ihlallerin (bk. yukarıda parag. 3) mağduru olamayacağını savunmuştur. Hükümete göre 1996 tarihli Yasanın 5. maddesi, başvurucu derneğin ne varlığını ve ne de faaliyetlerini tehlikeye sokmaktadır. İddia konusu ihlal, ancak bireyler için mümkün olup, bir dernek üyesini ancak bir kamu görevine başvurması halinde etkiler; bir derneği etkilemez.
Mahkeme 21 Ekim 1999 tarihli kabuledilebilirlik kararında (bk. yukarıda parag. 6), Sözleşmenin 8, 9 ve 10. maddeler bakımından yapılan şikayetler hakkında Hükümetin itirazlarını onaylamış ve bu konudaki şikayetleri kabuledilemez bulmuştur. Ancak Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesiyle ilgili şikayet konusunda, bu olayda mağduriyet statüsüne ilişkin incelemenin, şikayetin esasına ilişkin incelemeyle ve özellikle başvurucu derneğin hakkına bir müdahalenin varlığı sorunuyla yakından ilgili olduğunu düşünmüştür. Bu nedenle Mahkeme, bu meseleye daha sonra geri dönecektir (bk. aşağıda parag. 16).
II. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
12. Başvurucu dernek, 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinin, Sözleşmenin 11. maddesindeki örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bu madde şöyledir:
1. Herkes barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile, kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiçbir sınırlama konulamaz. Bu madde, bu hakların silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi mensupları tarafından kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar konulmasını engellemez.
Başvurucu derneğe göre 1996 tarihli Yasanın 5. maddesi, üyelerini iki seçenekten birini seçmeye zorlamaktadır: ya üyelikten çıkmak veya bir bölgesel kuruluştaki kamu görevinden vazgeçmek. Bu nedenle bu madde, sadece bütün üyelerin örgütlenme özgürlüğünü değil, ama aynı zamanda bizzat derneğin de örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamıştır.
A. Müdahalenin bulunup bulunmadığı
13. Başvurucu dernek, adayları bir mason locasına üye olmadıklarını açıklamakla yükümlü tutmanın iki yönden müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.
İlk olarak bu, bir sosyal grubun varolma ve üyelerinin veya kendisinin yetkililer tarafından haksız yere kısıtlanmadan hareket edebilme hakkı olarak örgütlenme özgürlüğüne bir müdahaledir. Başvurucu dernek üyelerinin hür mason olmadıklarını açıklamalarını istemek, kendilerini bölgesel düzeydeki hiçbir kamu görevine girmekten mahrum etmiştir. Bu da başvurucu derneğin faaliyetlerine bir müdahale oluşturmuştur; çünkü dernek üyeleri, bir mahkumiyet nedeniyle değil ama Marches Bölgesindeki bir kamu görevine başvurmak için yasal yükümlülük nedeniyle dernekten ayrılmaya karar vermeleri derneğin üye kaybetmesi sonucunu doğurmuş; yine dernek üyelerinin kamu görevine başvurmak yerine başvurucu dernekte kalmaya karar vermeleri halinde ise başvurucu dernek üyelerine gayri makul ölçüde bir özveri yüklenmiştir.
Söz konusu yükümlülük ayrıca başvurucu dernek bakımından olumsuz bir imaj yaratmıştır. 1996 tarihli Yasanın 5. maddesi, Hür masonların bir suç örgütü veya en azından İtalyan hukukuyla bağdaşmayan bir örgüt olduğu izlenimi vermektedir. Oysa Hür masonlar, mahkemeler ve Parlamento soruşturma komisyonu tarafından yasal bir dernek olarak tanınmış olmanın yanında, her şeyden öte, Anayasanın 2 ve 18. maddelerinde yer alan güvencelere sahiptir.
Başvurucu dernek yukarıda anlatılanlardan kendisinin 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinden doğrudan doğruya zarar gördüğü sonucunu çıkarsamıştır.
14. Hükümet ise, bir müdahale bulunduğu iddiasına karşı çıkmıştır. Hükümete göre örgütlenme özgürlüğü, bir derneğe katılmak isteyen bireyler tarafından ileri sürülebilir, ama bu özgürlüğün kullanılmasının ürünü olduğunu iddia ettikleri bir dernek tarafından ileri sürülemez. İkinci olarak, Sözleşmenin 11. maddesindeki güvencelerin derneklere de uygulanabilir olduğu varsayılsa bile, bir derneğin üyelerini etkileyen üyelik engelleri dernek tarafından değil ileri sürülemez, çünkü bu engeller kendisini ilgilendirmez.
15. Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin siyasi partiler dahil (bk. 30.01.1998 tarihli Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri - Türkiye kararı, 25.01.1998 tarihli Sosyalist Parti ve Diğerleri - Türkiye kararı), bütün örgütlere uygulanabilir olduğunu hatırlatır. Mahkeme, siyasi parti gibi bir örgütün, sırf ulusal makamlar tarafından faaliyetleri Devletin anayasal yapısını zayıflattığı ve kendisine kısıtlamalar konulması gerektiği düşünüldüğü için, Sözleşmenin sağladığı korumanın dışında tutulamayacağını belirtmiştir (bk. yukarıda geçen Türkiye Birleşik Komünist Partisi, parag. 27). Mahkeme bu düşüncenin, başvurucu dernek gibi anayasal yapıyı zayıflattığından kuşkulanılmayan bir dernek için daha da geçerli olduğu görüşündedir. Mahkeme, söz konusu tedbirin, bunlara ek olarak ve her şeyden öte başvurucu derneğin de dediği gibi, üye ve prestij kaybına sebep olabileceğini kabul etmektedir.
16. Bu nedenle Mahkeme, olayda bir müdahale bulunduğu sonucuna varmaktadır. Buna göre başvurucu dernek, söz konusu ihlalden ötürü mağdur olduğunu iddia edebilir; bu durumda Hükümetin itiraz reddedilmelidir.
B. Müdahalenin haklı olup olmadığı
1. Sözleşmenin 11(2). fıkrasının birinci cümlesi bakımından
17. Bu tür bir müdahale, hukuken öngörülmüş olmadıkça, ikinci fıkradaki amaçlardan en az birini izlemedikçe ve bu amaçları gerçekleştirmek için demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça, Sözleşmenin 11. maddesine bir aykırılık oluşturur.
(a) Hukuken öngörülmüş olma
18. Başvurucu dernek, söz konusu müdahalenin bölgesel bir yasaya (bk. yukarıda parag. 16-17) dayandığını görerek, bu müdahalenin hukuken öngörülmüş olduğuna karşı çıkmamıştır.
(b) Meşru amaç
19. Hükümet, söz konusu tedbirin, 11. maddenin ikinci fıkrasındaki hangi amaca dayandığını belirtmemiştir. Ancak Hükümet, kamu görevlerine atama sisteminin güvenilir olması gerektiğini ve bu görevlere atananların da şahsen itimada layık olmaları gerektiğini savunduktan sonra, bazı adayların Hür mason oldukları için atandıklarına dair halkın duyduğu şüpheden bahsetmiştir. Hükümete göre, bazı Hür masonların, parlamento ve adli soruşturmaların da gösterdiği gibi İtalyan kamusal yaşamının imajının lekelenmesine katkıda bulunmak suretiyle İtalyan demokrasisinde oynadıkları rol akılda tutulduğunda, bu tür şüphelerin sebep olduğu zararlar, ne pahasına olursa olsun bertaraf edilmelidir.
20. Başvurucu dernek ise, müdahalenin Sözleşmenin 11(2). fıkrasında sözü edilen amaçlardan herhangi birini izlemediğini iddia etmiştir. Hükümet özellikle bu tedbiri haklı göstermek için suçun veya düzensizliğin önlenmesine dayanamaz, çünkü başvurucu dernek, kendilerine karşı önleyici veya cezalandırıcı yasaklar konulması gereken bir gizli örgüt veya bir suç örgütü değildir.
21. Mahkeme, Hükümete göre 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinin, bazı Hür masonların ülke yaşamında oynadıkları rol konusunda tartışmanın bulunduğu bir sırada halkın güvenini tazelemek amacıyla getirildiğini kaydeder. Bu nedenle Mahkeme, müdahalenin ulusal güvenliği korumayı ve düzensizliği önlemeyi amaçladığını kabul etmektedir.
(c) Demokratik toplumda gerekli olma
(i) Tarafların iddia ve savunmaları
22. Başvurucu dernek, örgütlenme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamanın makul ve orantılı olmadığını, sonuç olarak şikayet konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu dernek, adaylara Hür mason olmadıklarını beyan etme yükümlülüğü yükleyerek gizli örgüt üyelerinin adaylığını engellemek isteyen 1982 tarihli 17 sayılı Yasanın 4. maddesinde (bk. yukarıda para. 10) bölgelere devredilen yetkiyi kullanan tek bölgenin Marches Bölgesi olmasını delil olarak göstermiştir. Dahası böyle bir yükümlülük, merkezi hükümet için bile bulunmamaktadır; bu nedenle bir başbakanın, bir bakanın, üst düzey kamu görevlisinin ve hatta Cumhurbaşkanının bile Hür mason olmasını engelleyen herhangi bir şey yoktur. Başvurucu dernek ayrıca, Mahkemenin içtihatlarına göre bir yargıcın, objektif tarafsızlığı hakkında kuşku uyandırmadan, bir Hür mason olabileceğini (bk. Kiiskinen - Finlandiya kabuledilebilirlik kararı, Başvuru no. 26323/95) ileri sürmüştür. Buna ek olarak, 1996 tarihli Yasanın Parlamentoda kabulü sırasında yapılan tartışmalar, söz konusu tedbirin gayri makul bir tedbir olduğunu göstermiştir. Son olarak başvurucu dernek, 1805 yılından bu yana ve halen kanunlar çerçevesinde hareket eden bir özel hukuk tüzel kişisi olduğunu ve İtalyada Hür masonluğun yasaklanması şeklinde bir hareket bulunmasına rağmen, kendisinin halen ahlaki bir amaç izleyen, Anayasanın 18. maddesiyle korunmuş olan ve gizli bir örgütle veya bir suç örgütüyle karıştırılmaması gereken bir dernek olduğunu belirtmiştir. Hür masonluğun içinde yanlış bir takım faaliyetler olmuşsa da, bunlar başvurucu dernekle ilgili olmayıp, Hür masonluğun bir bütün olarak lanetlenmesine gerektirmez.
23. Hükümet, örgütlenme özgürlüğünün üstünde kısıtlama bulunmadığını, fakat sadece potansiyel bir ehliyetsizlik bulunduğunu belirtmiştir. Dahası, söz konusu tedbir, bölgesel örgütlenmeyle ilgili bir yasayla getirilmiş olup, Anayasanın 117. maddesiyle bölgelere devredilmiş olan yetki kapsamına girmektedir.
(ii) Mahkemenin kararı
24. Mahkeme, itiraz konusu tedbirin özellikle izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirleyebilmek için, tedbiri olayın bütünlüğü içinde incelemiştir.
25. Orantılılık ilkesi, Sözleşmenin 11(2). fıkrasında sıralanan amaçların gerektirdikleri ile örgütlenme özgürlüğünün serbestçe kullanılması arasında bir dengenin kurulmasını gerektirmektedir. Adil denge kurma arayışı, bireylerin yaptıkları iş başvurularının reddedilmesinden korkarak, örgütlenme haklarını kullanma heveslerinin kırılması sonucunu yaratmamalıdır.
26. Tabi ki, mason olmak ile 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinde belirtilen kamu görevlerine girmeye çalışmak arasında bir seçim yapma ikilemiyle karşılaşabilecek olan fiili veya potansiyel üyelerin sayısı, başvurucu derneğin toplam üye sayısıyla karşılaştırıldığında önemli değildir. Bu durumda başvurucu derneğin uğrayabileceği zarar da azalmaktadır. Ancak Mahkeme, örgütlenme özgürlüğünün, bir kamu görevlisi adayının bile, derneğe üyeliği sebebiyle cezalandırılabilir bir fiil işlemedikçe, herhangi bir şekilde kısıtlanamayacak kadar önemli olduğunu düşünmektedir. Üyelerinin verecekleri kararların sonuçlarından derneğin zarara uğrayacağı da açıktır. Kısacası, şikayet konusu yasak, başvurucu dernek için ne kadar ufak olursa olsun, demokratik bir toplumda gerekli görünmemektedir.
1. Sözleşmenin 11(2). fıkrasının ikinci cümlesi bakımından
27. Mahkeme, yukarıdaki sonuca vardıktan sonra, şimdi Sözleşmenin 11(2). fıkrasının son cümlesinin, söz konusu yasağı haklı kılıp kılmadığını belirlemek durumundadır; çünkü bu cümle devletlere, örgütlenme özgürlüğünün devlet idaresinde bulunanlar dahil, belirli gruplar tarafından kullanılmasına hukuka uygun kısıtlamalar getirme yetkisi vermektedir.
28. Başvurucu dernek, söz konusu fıkranın son cümlesinin bu müdahaleyi haklı kılmadığını, çünkü müdahalenin hukuka uygun olmadığını savunmuştur. Başvurucu derneğe göre Yasanın 5. maddesi, Anayasanın 2, 3, 18 ve 117. maddelerine aykırıdır; 5. madde, kamu hizmetinde bulunan memurların gizli örgütlere üye olmalarını yasaklayan kurallar konulabileceğini öngören 1982 tarihli ve 17 sayılı çerçeve kanunda belirtilen sınırları aşmaktadır; son olarak 5. madde, İtalya iç hukukunun bir parçası olan Sözleşmenin 8, 11 ve 14. maddelerini ihlal etmektedir.
Başvurucu dernek ayrıca, 5. madde tarafından istenen beyanın verilmesinin gerekli görüldüğü görevlerin, dar anlamda devlet idaresinin bir parçasını oluşturmadığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre bu görevler, meslek kuruluşları ve ayrıca bağlantılı alanlarda faaliyet gösteren kuruluşlardaki görevler dahil, çok çeşitli kategorilerdeki görevlerdir. Keza bu görevler, özel hukuk kuruluşlarla veya bölgesel kurumlar karşısında belirli bir özerkliğe sahip kuruluşlarla (üniversiteler, kültürel veya spor kuruluşları gibi) da ilgilidir.
29. Hükümet ise, devlet idaresi deyiminin, bir bütün olarak idari makamları kapsayacak şekilde geniş anlamda anlaşılması gerektiğini belirtmiştir.
30. Mahkeme, bu cümledeki hukuka uygun teriminin, Sözleşmenin özellikle 9-11. maddelerinin ikinci fıkralarında mevcut hukuken öngörülmüş ifadesinde olduğu gibi, aynı veya benzer ifadelerin geçtiği başka yerlerdeki hukukilik kavramıyla aynı kavramı ima ettiğini hatırlatır. Sözleşmede kullanılan hukukilik (lawfulness) kavramı, iç hukuka uygunluğu gerektirmenin yanında, iç hukukun önceden görülebilirlik (foreseeability) ve genel olarak keyifselliğin bulunmaması gibi, niteliksel şartlara sahip olmasını da gerektirmektedir (bk. Rekvenyi kararı, parag 59).
Tartışma konusu kısıtlamanın iç hukukta bir dayanağı bulunmadığına dair başvurucu derneğin eleştirisi konusunda ise Mahkeme, iç hukukta özellikle tereddütlü noktaların aydınlatılmasına ihtiyaç bulunması halinde, iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın öncelikle ulusal makamlara düşen bir görev olduğunu hatırlatır (bk. 22.11.1995 tarihli S.W. - Birleşik Krallık kararı, parag. 36). Ancak mevcut olayda başvurucu dernek, mahkemeler önünde tartışma konusu hükmün anayasa aykırılığına itiraz edemezdi; bu durum, Hükümet tarafından da tartışma konusu yapılmamıştır. Buna göre Mahkeme, hukuki durumun, başvurucu derneğin kendi davranışlarını düzenleyebilmek için yeterince açık olduğu ve önceden görülebilirlik şartının yerine getirilmiş bulunduğu sonucuna varmaktadır. O halde söz konusu kısıtlama, Sözleşmenin 11(2). fıkrası anlamında hukukidir.
31. Mahkeme, 1996 tarihli Yasanın 5. maddesinde belirtilen görevlerin, devlet idaresinin kapsamına girip girmediği konusunda ise, 1995 tarihli Yasaya A ve B eklerinde sıralanan görevlerin, Bölge Yönetiminin teşkilat yapısının kapsamına girmediğini, fakat bölgesel örgütler ile atama ve görevlendirme yetkisinin Bölge Meclisinde olduğu görevler olmak üzere, diğer iki kategori içine girdiğini kaydeder. Mahkemenin içtihatlarına göre, devlet idaresi kavramı, ilgili kişinin işgal ettiği kadro dikkate alınarak, dar yorumlanmalıdır (bk. 26.09.1995 tarihli Vogt kararı, parag. 67). Mahkeme, Vogt kararında, kadrolu bir memur olan öğretmenin, devlet idaresinin bir unsuru olup olmadığı meselesini karara bağlamayı gerekli görmemiştir (aynı karar, parag. 68). Mevcut davada ise Mahkeme, önündeki delillere dayanarak, 1996 tarihli Yasaya ek A ve B listelerinde belirtilen görevlerin Marches Bölgesiyle bağının, kadrolu bir öğretmen olan Bayan Vogt ile işvereni arasında mevcut bağdan, hiç kuşkusuz daha gevşek olduğunu kaydeder.
32. Buna göre, söz konusu müdahale, Sözleşmenin 11(2). fıkrası bakımından haklı görülemez.
33. Sonuç olarak, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 11. maddesiyle birlikte ele alınan 13 ve 14. maddelerin ihlal edildiği iddiası
34. Başvurucu dernek, Sözleşmenin 11. maddesiyle birlikte ele alınan 13 ve 14. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucunun bu şikayeti 11. madde altında incelenen şikayetle aynı olduğundan, Mahkeme bu şikayeti ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.
IV. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
35. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Zarar
36. Başvurucu dernek, manevi tazminat olarak 125,80 Euro talep etmiştir. Başvurucu bu rakama, 12.508 olan üye sayısı ile 10 Euroyu çarparak ulaşmıştır.
37. Hükümet bu olayda bir ihlal tespitinin yeterli olacağını savunmuştur. Hükümet, Mahkemenin içtihatlarına göre derneklerin manevi tazminat talep edemeyeceklerini ilave etmiştir.
38. Mahkeme, kendi içtihatlarına göre tüzel kişilerin, hatta bir ticari şirketin bile, maddi karşılık ödenmesini gerektiren, maddi zarar dışında bir zarara uğrayabileceğini hatırlatır (bk.06.04.2000 tarihli Comingersol S.A. - Portekiz kararı, parag. 31-37). Ancak bu davada Mahkeme, olayın şartlarını göz önünde tutarak, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasının, iddia edilen zararı gidermek için yeterli olduğunu kabul etmektedir.
B. Ücretler ve masraflar
39. Başvurucu dernek, Sözleşme organları önünde sarf edilen 38,291,408 İtalyan Liretinin geri ödenmesini istemiştir.
40. Hükümet bu konuyu Mahkemenin takdirine bırakmıştır.
41. Mahkeme hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, 10,000,000 Liret ödenmesine hükmeder.
C. Gecikme faizi
42. Mahkemenin elindeki bilgiye göre, bu kararın kabul edildiği tarihte İtalyada yıllık faiz yüzde 3.5tir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlaline;
3. Sözleşmenin 11. maddesiyle bağlantılı olarak 13 ve 14. maddeleri bakımından olayın incelemenin gerekli olmadığına;
4. Sözleşmenin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasının başvurucu derneğin gördüğü zararlar için adil bir karşılık oluşturduğuna;
5. davalı devletin başvurucu derneğe bu kararın Sözleşmenin 44(2). fıkrasına göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ücretler ve masraflar için 10,000,000 Liret (on milyon İtalyan Lireti) ödemesine;
(b) yukarıda söz edilen üç ayın geçmesinden itibaren ödeme yapılıncaya kadar yüzde 3.5 basit faiz ödenmesine;
6. Başvurucu derneğin adil karşılık konusundaki diğer taleplerin reddine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy