(AİHS. m. 5, 6, 41, 44) (MANSUR - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire Kararı
Başkan Sir Nicolas Bratza, Üyeler, A. Pastor Ridruejo, R. Türmen, R. Maruste, S. Pavlovschi, L. Garlicki
Başvuru No: 39324/98
Karar Tarihi: 28 Ocak 2003
Bu dava tutukluluk süresinin uzunluğu, Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, güvenlik güçleri tarafından yasal olmayan yollarla elde edilen delillerden hareketle mahkum edilme ve yargılamanın makul sürede sona ermemesi ile ilgilidir.
Başvuru sahibi Halise Demirel 1971 doğumlu olup halen Batman cezaevinde mahpustur. 28 Eylül 1991 günü tutuklanmıştır. 21 Ekim 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bunun üzerine Halise Demirci yukarıdaki gerekçelerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
Mahkeme oybirliğiyle,
1- Başvuru sahibinin makul bir sürede yargılanmaması ve dava boyunca serbest bırakılmaması nedeniyle Sözleşmenin 5/3. Maddesinin ihlaline,
2- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının olmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlaline,
3- Cezaî prosedürün süresi nedeniyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlaline,
4- Sözleşmenin 6. Maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığını,
5-
a- Sözleşmenin 44/2. Maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:
i- maddi ve manevi zarar için 6.000 Euro;
ii- masraf ve harcamalar için 3.200 Euro;
iii- bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödenmesine
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz % 3 oranında artırılarak uygulanacaktır.
4- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1- Wemhoff v. Almanya, 27 Haziran 1968
2- Labita v. İtalya, no: 26772/95
3- W. v. İsviçre, 26 Ocak 1993
4- Assenovve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998
5- Ilijkov c. Bulgaristan, no: 33977/96, 26 Temmuz 2001
6- Letellier v. Fransa, 26 Haziran 1991
7- Tomasi v. Fransa, 27 Ağustos 1992
8- Yagci et Sargin v. Türkiye, 8 Haziran 1995
9- Mansur v. Türkiye, 8 Haziran 1995
10- Zannouti v. Fransa, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001
11- Incal v. Türkiye, 9 Haziran 1998
12- Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998
13- Sadak ve diğerleri v. Türkiye, no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96
14- Doustalyvc. Fransa, 23 Nisan 1998
15- Richard v. Fransa, 22 Nisan 1998
16- Pelissier ve Sassi v. Fransa, no: 25444/94, 1999-II
17- Papachelas v. Yunanistan, no: 31423/96
18- Piccolo v. İtalya, no:45891/99, 7 Kasım 2000
19- Gergouil v. Fransa, no: 40111/98, 21 mart 2000
20- Portington v. Yunanistan, 23 Eylül 1998
21- Christine Goodwin v. Birleşik Krallık, 11 Temmuz 2002
PROSEDÜR
1-3. Bu davanın kaynağında Türk vatandaşı olan Halise Demirel'in Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptığı 39324/98 numaralı başvuru bulunmaktadır. Başvuru sahibi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin eski 25. Maddesi uyarınca 20 Kasım 1997 tarihinde İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuştur.
Başvuru sahibi, Sözleşmenin 5/3. Maddesini ileri sürerek geçici tutuklama süresi hakkında şikayette bulunmaktadır. Sözleşmenin 671. Maddesini ileri sürerek Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığını ve güvenlik güçleri tarafından yasal olmayan yollarla elde edilen delillerden hareketle mahkum edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca başvuru sahibi davasının makul sürede sona erdirilmemesi konusunda şikayette bulunmaktadır.
OLAYLAR
I- DAVANIN ŞARTLARI
8. Başvuru sahibi 1971 doğumlu olup halen Batman cezaevinde tutukludur.
A- Başvuru sahibinin tutuklanması ve gözaltına alınması
9-11. Polis tarafından hazırlanan ve başvuru sahibi tarafından da imzalanan 28 Eylül 1991 tarihli tutuklama zaptına göre PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar esnasında 17 kişi ve başvuru sahibi bir tabanca, bir el bombası, PKK'ya ait dokümanlar ve Halise Ayyıldız adına düzenlenmiş sahte bir kimlikle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 5 Ekim 1991'de Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinin isteği üzerine Van Cumhuriyet Savcısı başvuru sahibinin gözaltı süresini 8 güne uzatmıştır. 6 Ekim 1991'de başvuru sahibi Van Emniyet Müdürlüğüne bağlı polisler tarafından sorgulanmış ve Diyarbakır'a gönderilmiştir.
B- Başvuru sahibinin geçici tutuklanması
12-13. 9 Ekim 1991 günü Savcı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden başvuru sahibinin tutuklanmasını istemiş olup aynı gün başvuru sahibi geçici olarak tutuklanmıştır. 5 Kasım 1991 tarihli iddianameyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Türk Ceza Kanununun 168/1 uyarınca, başvuru sahibinin de aralarında bulunduğu 17 kişi aleyhine ceza davası açmıştır. Başvuru sahibi devlete, kamu güçlerine karşı suç işleyen silahlı çetenin oluşumuna katılma ve ayrılıkçılık suçlamasıyla takibata tabi tutulmuştur.
14-15. Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 Ocak 1994 tarihli ara bir kararla başvuru sahibinin ve 4 davalının dosyalarını bu kişiler hakkında istenen ek bilginin dava süresini uzatacağı gerekçesiyle başlangıçta tutuklanan 17 kişinin dosyalarından ayırmıştır. 8 Nisan 1994 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi "isnad edilen suçun doğasını ve delillerin durumunu hesaba katarak" başvuru sahibinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
16. Başvuru sahibinin kimliğinin resmi olarak tespit edilmesi için 1 Haziran 1994 tarihinde yapılan duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibinin nüfus kaydının bir nüshasını istemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi ayrıca başvuru sahibiyle birlikte yakalanan ve tutuklanan diğer kişilerin Yargıtay önündeki dosyalarının geri dönmesini bekleme karan almıştır.
17. Aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cizre Asliye Mahkemesinden, nadim (pişmanlık duyarak PKK saflarını terk eden) Abdülhâkim Güven'in (A.G.) ifadesinin istinabe yoluyla alınmasını ve 18 Temmuz 1994 tarihli duruşmadan önce kendisine ulaştırılmasını istemiştir.
18-25. 2 Ekim 1994 tarihinde, Cizre Jandarma Komutanlığı Cizre Savcılığına A.G.'nin Diyarbakır Jandarma Komutanlığında görevli olduğunu bildirmiştir.
3 Ekim 1994 tarihinde Cizre Asliye Mahkemesi bu bilgiyi Devlet Güvenlik Mahkemesine iletmiştir.
26 Ekim 1994 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Jandarma Komutanlığına A.G.'nin 14 Aralık 1994 tarihli duruşmaya getirilmesi yönünde talepte bulunmuştur.
15 Kasım 1994'te bu talebe cevap olarak Diyarbakır Jandarma Komutanlığı A.G.'nin artık orada görevli olmadığını, A.G.'nin Cizre'de bulunduğunu ancak adresinin bilinmediğini bildirmiştir.
17 Ocak 1995 tarihinde Cizre Jandarma Komutanlığı Devlet Güvenlik Mahkemesine A.G.'nin bir nadim olduğunu (pişmanlık duyarak PKK saflarını terk ettiğini), PKK tarafından tanınmamak için sık sık adresini değiştirdiğini ve kendisiyle ilgili tüm yazışmaları A.G.'ye ileteceğini belirtmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 1 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığına gönderdiği celpnameyle A.G.'nin 22 mart 1995 tarihli duruşmada hazır bulunmasını istemiştir.
13 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı A.G.'nin kendi Komutanlığında görevli olmadığını belirtmiştir.
22 Mart 1995 tarihli bir kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Jandarma Komutanlığına yeni bir celpname göndererek A.G.'nin 3 Mayıs 1995 tarihli duruşmada hazır bulundurulmasını istemiştir.
26-27. 30 Mart 1995 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı Devlet Güvenlik Mahkemesine A.G.'nin kendi Komutanlığında görevli olmadığını, Jandarma Asayiş Komutanlığına bağlı Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele Tim Komutanlığı'na başvurmasını rica etmiştir. 11 Nisan 1995 tarihinde Diyarbakır Tutukevi, Savcıya A.G.'nin 9 Kasım 1993'de Diyarbakır Merkez Kapalı Cezaevine gönderildiğini belirtmiştir.
28. 3 Mayıs, 7 Haziran ve 10 Temmuz 1995 tarihli kararlarla Devlet Güvenlik Mahkemesi Jandarma Asayiş Komutanlığına bağlı Jandarma istihbarat Terörle Mücadele Tim Komutanlığı'na A.G.'nin 7 Haziran 1995 tarihli duruşmada hazır bulunması için celpname göndermiştir.
29. 12 ve 18 Temmuz 1995 tarihlerinde Jandarma Asayiş Komutanlığına bağlı Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele Tim Komutanlığı Devlet Güvenlik Mahkemesine A.G.'nin kendi servislerinde çalışmadığını belirtmiştir.
30. Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Eylül 1995 tarihli bir kararla Cizre Üçe Emniyet Müdürlüğüne ve Cizre Jandarma Komutanlığı'na A.G.'nin adresinin belirlenmesini ve 8 Kasım 1995 tarihli duruşmadan önce Mahkemeye bildirilmesini istemiştir.
31-32. 6 Kasım 1995 tarihinde Cizre Jandarma Komutanlığı A.G.'nin Diyarbakır Jandarma Komutanlığı'nda çalıştığını bildirmiştir. 21 Aralık 1995 tarihinde Cizre Jandarma Komutanlığı Devlet Güvenlik Mahkemesine A.G.'nin Diyarbakır Jandarma Komutanlığına bağlı Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Tim Komutanlığında çalıştığını bildirmiştir.
33. Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Ocak 1996 tarihinde Savcıya görev yeri belirlenen A.G.'nin 28 Şubat 1996 tarihli duruşmaya getirilmesini talep etmiştir.
34. 29 Ocak 1996 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığına bağlı Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Tim Komutanlığı Devlet Güvenlik Mahkemesine A.G.'nin kendi servislerinde çalışmadığını belirtmiştir.
35. 18 Mart 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesinin talebi üzerine Diyarbakır Jandarma Komutanlığı A.G.'nin ne kendi servislerinde ne de Diyarbakır Jandarma Komutanlığına bağlı Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Tim Komutanlığı'nda çalışmadığını belirtmiştir.
36-39. 15 Mayıs 1996 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi A.G.'nin bulunamaması ve daha da araştırmanın davanın süresini uzatacağından hareketle A.G.'nin dinlenmesinden vazgeçmiştir. 5 Haziran 1996 tarihli duruşmada başvuru sahibinin temsilcisi müvekkiline karşı yapılan suçlamanın bildiri dağıtma ve örgüte yeni üyeler katma olduğunu ifade etmiştir. 10 Eylül 1997 tarihli duruşmada başvuru sahibinin temsilcisi müvekkiline karşı hiçbir delil unsurunun bulunmadığını ve davanın 6 yıldır sürmesinin Sözleşmeye uygun olmadığını belirtmiştir. 25 Eylül 1996 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi diğer davalıların 5 Haziran 1996 tarihinde temyiz talepleri nedeniyle Yargıtay önündeki ilk dosyanın beklenmesini kararlaştırmıştır.
40. Devlet Güvenlik Mahkemesi aşağıdaki tarihlerde ve aşağıdaki gerekçelerle başvuru sahibinin tutukluluk halinin devam etmesini kararlaştırmıştır:
- 8 Nisan, 1 Haziran, 18 Temmuz, 7 Eylül, 26 Ekim ve 14 Aralık 1994, 1 Şubat, 7 Haziran, 7 Temmuz, 13 Eylül ve 8 Aralık 1995, 17 Ocak, 28 Şubat, 3 Nisan, 5 Ağustos, 25 Eylül, 23 Ekim ve 11 Aralık 1996,19 Şubat, 26 Mart, 14 mayıs, 2 Temmuz, 10 ve 22 Eylül 1997 de "isnat edilen suçun doğasını ve delillerin durumunu hesaba katarak";
- 26 Ekim ve 14 Aralık 1994, 22 Mart, 3 Mayıs ve 6 Aralık 1995 ve 15 Mayıs 1996 herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin.
41. 15 Eylül 1997 tarihli ara bir kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi açık bir gerekçe göstermeksizin başvuru sahibinin serbest bırakılması talebini reddetmiştir.
42. Devlet Güvenlik Mahkemesi 1 Haziran, 24 Aralık 1997,25 Şubat, 1 Nisan, 6 Mayıs ve 3 Haziran 1998 tarihli duruşmalarda başvuru sahibiyle birlikte yakalanan ve tutuklanan kişilerin Yargıtay önündeki dosyalarının beklenmesini kararlaştırmıştır. Bu duruşmalar esnasında Devlet Güvenlik Mahkemesi isnat edilen suçun doğasını ve delillerin durumunu hesaba katarak başvuru sahibinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
43. 13 Temmuz 1998 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi ilk dosyanın Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi önüne gönderildiğini tespit etmiştir.
44. Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Haziran, 9 Eylül ve 14 Ekim 1998 tarihli duruşmalarda başvuru sahibinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
45. 21 Ekim 1998 tarihinde 2 sivil ve 1 askeri yargıçtan oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibini Türk Ceza Kanununun 168/2 ve 31713 sayılı yasanın 5. maddeleri uyarınca PKK üyesi olması nedeniyle 22 yıl 6 ay hapse mahkum etmiştir. Kararın gerekçelerinde başvuru sahibinin gözaltındayken alınan ifadesinde isnat edilen suçu kabul ettiği belirtilmektedir; Savcı önünde örgüte 1990 yılında katıldığını kabul etmiştir, arama sırasında üzerinde PKK'ya ait bir silah ve bir bomba yakalanmıştır; Hâkim önünde PKK üyesi olduğunu ancak hiçbir terörist faaliyete katılmadığını belirtmiştir; Jiyan, Gurbat Kod gibi kod adlarını kullandığını ve gözaltı esnasında alınan ifadesinin kısmen doğru olduğunu ifade etmiştir; Örgüte yeni üyeler kazandırmak için Van'a geldiğini kabul etmiştir.
46. 26 Mayıs 1999 tarihinde tebliğ edilen 12 Mayıs 1999 tarihli kararla Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II- İÇ HUKUKTAKİ DURUM
1- Anayasa
2- Türk Ceza Kanunu
3- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
4- Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşuna ve Hâkim ve Savcı Atanmasına İlişkin Kanunlar
HUKUKİ BOYUT
1- SÖZLEŞMENİN 5/3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
52. Başvuru sahibi geçici tutuklama süresi hakkında şikayette bulunmakta ve Sözleşmenin aşağıda metni verilen 5/3 Maddesini dayanak olarak kullanmaktadır: "Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir"
53. Başvuru sahibi kendisini serbest bırakmayı reddeden ve bazen Sözleşmenin 5/3. Maddesine uygun olarak "makul süre" kavramım aşarak kararının gerekçelerim belirtmeyi unutan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin, "sadece suçun karakteri" üzerine kararını kurduğunu ileri sürmektedir, öte yandan başvuru sahibi Devlet Güvenlik Mahkemesinin, gözaltında tutulmasını kamu düzeni, kaçma tehlikesi, delillerin yok edilmesi vs. gibi değerlendirmelere dayanmaksızın "suçun karakterine ve delillerin durumuna" dayanarak gerekçelendirdiğini ileri sürmektedir. Başvuru sahibinin kimliğinin 1 Şubat 1995'te tasdiklendiğini ve bu tarihte tüm delillerin toplandığını dolayısıyla da tutuklanmasını haklı kılan hiçbir neden kalmadığını ileri sürmektedir.
54. Başvuru sahibinin geçici tutuklanma süresini haklı kılmak için Mahkemenin konuyla ilgili içtihadına gönderme yapan Türk Hükümeti, isnat edilen suçun ciddiyetine ve bu suça verilecek cezanın ağırlığına, kaçma tehlikesine, sabit bir ikamet yokluğuna, delillerin yok edilmesine, başvuru sahibinin katıldığı terörist eylemlere ve yakalanan kişi sayısına dikkat çekmektedir. Türk Hükümeti ayrıca sahte kimlikle yakalanan başvuru sahibinin 1 Şubat 1995'te kesinleşen kimliğinin resmiyet kazanmasıyla ilgili güçlükleri ileri sürmektedir.
55. Mahkeme öncelikle başvuru sahibinin tutuklanmasının 28 Eylül 1991'de başladığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiği 21 Ekim 1998'de sona erdiğinin tespitini yapmaktadır.
56. Mahkeme 5/3. Maddede öngörülen periyodun son aşamasının "ilk aşamada dahi olsa suçlamanın haklılık kazandığı gün" olduğunu hatırlatır (bkz, Wemhoff v. Almanya, 27 Haziran 1968, seri A no: 7, s. 23, § 9 ve Labita v. İtalya (GC), no: 26772/95, § 147, CEDH 2000-IV). Dolayısıyla başvuru sahibinin, Sözleşmenin 5/3. Maddesi anlamındaki geçici tutuklanması 21 Ekim 1998'de sona ermiştir. O halde nazarı itibara alınması gereken süre 7 yıl 23 gündür.
57. İkinci olarak Mahkemenin içtihadına göre makul tutukluk süresi soyut değerlendirmelere konu olamaz. Suçlanan bir kişinin tutukluluğunun makul karakteri davanın özel şartlarına göre her davada farklı değerlendirilmelidir (bu konudaki bir çok karardan bkz, W.v. İsviçre, 26 Ocak 1993 tarihli karar, seri A no: 254, s. 15, § 30). Mahkeme, bir davada suçlanan bir kişinin geçici tutuklanma süresinin makul limiti aşıp aşmadığının titizlikle incelenmesinin öncelikle ulusal yargı organlarına düştüğünü hatırlatır. Bu amaçla bu organların suçsuzluk karinesine nazaran bireysel özgürlüklere getirilecek istisnaları haklı kılacak gerçek bir kamusal menfaati gerektirecek tüm şartları incelemeleri ve bu istisnaları genişletme taleplerine karşı verecekleri kararlarda bu şartları hesaba katmaları gerekir. Mahkemenin, özellikle bahsi geçen bu kararlarda yer alan gerekçeler ve ilgilinin başvurusunda çelişkili olmayan olaylar üzerine Sözleşmenin 5/3. Maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemesi gerekir (bkz, Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Recueil deş arrets et decisions 1998-VIII, § 154).
58. Dosyadan elde edilen unsurlardan anlaşıldığına göre Devlet Güvenlik Mahkemesi "isnad edilen suçun tabiatı ve delillerin durumu hesaba katılarak" biçimindeki bir ifadeyi kullanarak 7 kez gerekçe göstermeksizin başvuru sahibinin tutukluluk süresini uzatmıştır (yukarıdaki 37-39. paragraflar). Gözaltına alınan bir kişinin bir suç işlemiş olmasından kuşkulanmaya ilişkin inanılabilir nedenlerin devamı tutuklama süresinin uzatılmasının olmazsa olmaz şartıdır, öte yandan belirli bir süre sonra bu şart artık yeterli olmaz. Bu durumda Mahkemenin adli makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin özgürlük kısıtlamasını meşru kılmaya devam edip etmediğini belirlemesi gerekir. Bu gerekçeler "devamlı" ve "yeterli" oldukları zaman Mahkemenin yetkili ulusal otoritelerin davanın devamında "özel bir özen" gösterip göstermediklerini araştırması gerekir (bu konudaki bir çok karardan bkz, Ilijkov v. Bulgaristan, no: 33977/96, § 77,26 Temmuz 2001, yukarıda geçen Labita kararı, §§ 152 ve 153).
59. Mahkeme Türk Hükümetinin kaçma tehlikesi, sabit bir ikamet yokluğu, delillerin bertaraf edilmesi, başvuru sahibinin katıldığı iddia edilen terörist eylemler ve yakalanan kişi sayısıyla ilgili argümanlarını paylaşmamaktadır. Öte yandan bu tür argümanlar sadece verilecek cezaların ağırlığı açısından dikkate alınabilir (...). Mahkeme Türk Hükümeti tarafından ileri sürülen benzer tehlikelerin iç hukuktaki adli makamlar tarafından muhtemelen nazarı itibara alınmadığını düşünmektedir (bkz, Letellier v. Fransa, 26 Haziran 1991, seri A no: 207, § 43, Tomasi v. Fransa, 27 Ağustos 1992, seri A no: 241, § 98, Yagci ve Sargın v. Türkiye, 8 Haziran 1995, seri A no: 319, § 52 ve Mansur v. Türkiye, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 55).
60. Bu bağlamda Mahkeme, tutukluluk kararlarının gerekçelerinden, bu tür risklerin 7 yıl tutukluluktan sonra nasıl devam ettiğini belirtmeyi adli makamların unuttuklarının ortaya çıktığını ifade eder (bkz, Zannouti v. Fransa, no: 42211/98, §§ 44 ve 45, 31 Temmuz 2001 ve, mutatis mutandis, yukarıda geçen W. v. İsviçre kararı, § 33).
61. Mahkeme ikinci olarak ön soruşturmanın 6 Ekim 1991'de bittiğini, oldukça uzun bir zaman olan 10 Ocak 1992-1 Şubat 1995 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesinin nüfus kaydını isteyerek başvuru sahibinin kimliğini tespit etmeye çalıştığını ve başvuru sahibinin dosyasının suçlanan diğer 5 kişinin dosyalarından ayrıldığını tespit eder (yukarıdaki 14. paragraf). Ciddi suçluluk emarelerinin varlığının ve devamının temel faktörler olduğunu kabul etmekle birlikte, Mahkeme, bu emarelerin tek başına bu kadar uzun süre tutuklamayı açıklayamacağı görüşündedir (bkz, yukarıda geçen Mansur kararı, § 56).
62. Sonuç olarak Mahkemeye göre başvuru sahibinin uyuşmazlık konusu olan süre zarfında tutuklu olarak alıkonulması Sözleşmenin 5/3. maddesini ihlal etmektedir.
63. Dolayısıyla bu hükmün ihlali sözkonusudur.
II- SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
A- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
64. Başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1. Maddesini ileri sürerek Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığından şikayetçidir. Bu maddeye göre:
"Herkes, (...) kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir."
65. Başvuru sahibi 9 Haziran 1998 tarihli Incal v. Türkiye (Recueil 1998-IV, p. 1547) kararını ileri sürerek bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını ileri sürmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşlarına ilişkin kanunun değişmesinin davasına bir etkisi olmadığını, zira davasının aralarında bir askeri yargıcın bulunduğu 3 yargıç tarafından bakıldığını ileri sürmektedir.
66. Türk Hükümeti hâkimlerin atanmasıyla ilgili anayasal hükümleri, Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri hâkimlere ilişkin kanunu ve bu hâkimlerin, yargısal fonksiyonların yerine getirilmesi çerçevesinde yararlandıkları garantileri ileri sürerek bu mahkemelerin Sözleşmenin 6/1. Maddesinde yer alan tarafsızlık ve bağımsızlık şartlarını tamamen yerine getirdiğini iddia etmektedir.
67. Ayrıca Türk Hükümeti Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşlarına ilişkin kanunun, Anayasanın 143. Maddesini değiştiren 18 Haziran 1999 tarihli kanunla değiştirildiğini ileri sürmektedir. Türk Hükümeti bundan böyle hiçbir askeri yargıcın Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer almadığını zira sivil yargıçla değiştirildiğini beyan etmektedir.
68. Mahkeme yukarıda geçen Incal ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar v. Türkiye (Recueil 1998-VII) kararlarında bu davadakine benzer şikayetleri incelediğini hatırlatır. Bu vesilelerle Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri yargıçların statülerinin bazı karakteristikleri bunların bağımsızlıklarım ve tarafsızlıklarını şüpheli kılmaktadır (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1571, § 68). Mahkeme bu kararlarda, bu yargıçların yürütme erkine bağlı orduya mensup kişiler olmaya devam ettiklerine, bu yargıçların askeri disipline tabi olmaya devam ettiklerine, bunların seçimlerinin ve atanmalarının büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirdiğine parmak basmıştır.
69. Mahkeme, Türk Hükümeti tarafından Türk hukukunun Sözleşme şartlarına cevap verecek biçimde değiştirildiği yönünde verilen bilgileri not eder. Mahkeme bununla birlikte görevinin davaya özgü olayların değerlendirilmesiyle sınırlı olduğunu belirtir; dolayısıyla Mahkeme belirli bir dönemden beri ortaya çıkan gelişmeler gerekçesiyle bir davacı için davanın artık bir hukuksal yarar arzetmediği yönünde bir sonuca varmaya davet edilemez (bkz, Sadak ve diğerleri v. Türkiye (n: 1), no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 et 29903/96, § 38, CEDH 2001-VIII).
70. O halde Mahkemeye Devlet Güvenlik Mahkemesinin işleyişinin davacının adil yargılanma hakkına zarar verip vermediğini ve özellikle de ilgilinin kendisini yargılayan yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığından kuşkulanması için meşru bir gerekçesi olup olmadığını incelemek düşer (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1572, §68 ve yukarıda geçen Çıraklar kararı, s. 3072, §38).
Bu noktada Mahkeme, davacı gibi ikisi de sivil olan Bay Incal ve Bay Çıraklar'la ilgili vardığı sonuçtan sapması için hiçbir neden bulamamaktadır. Devlete ve kamu gücüne karşı suç işleyen silahlı bir çetenin oluşumuna katılmakla Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde suçlanan davacının, aralarında askeri yargıya mensup bir yargıcın da bulunduğu yargıçlar önünde yargılanmaktan korkması anlaşılabilir. Bu nedenle, savunmuş olduğu düşüncenin tabiatına yabancı mülahazalarla Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin haksız olarak yönlendirilmiş olabileceğinden davacı gayet tabi olarak korkabilir. Bir başka deyişle, bu yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili başvuru sahibinin kaygıları objektif olarak haklı görülebilir (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1573, § 72 in fine).
71. Dolayısıyla Mahkeme başvuru sahibini yargıladığı ve mahkum ettiği dönemde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleşmenin 6. Maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmaktadır.
B- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki prosedürün hakkaniyeti
72. Başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1. Maddesini ileri sürerek güvenlik güçleri tarafından illegal yollarla elde edilen deliller esas alınarak mahkum olduğunu savunmaktadır. Bu maddeye göre "Herkes, (...) cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, bir mahkeme tarafından davasının (...), hakkaniyete uygun olarak görülmesini istemek baklana sahiptir".
73. Başvuru sahibi, gözaltı esnasında alınan ifadesine ve kendisinin belirttiğine göre illegal biçimde elde edilen ve kendisine karşı ileri sürülen delillere Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde itiraz etmiştir.
74. Türk Hükümeti başvuru sahibinin suçluluğunun yakalanan diğer kişilerin ifadeleriyle de desteklenen kendi ifadesi üzerine kurulduğunu savunmaktadır.
75. Mahkeme yukarıda 68. ve 69. paragraflarda vardığı sonuçlara gönderme yapar ve ulusal mahkemeler önünde başvuru sahibine karşı yürütülen prosedürün hakkaniyetli olmadığı yönündeki şikayetlere temelde yanıt verdiği görüşündedir. Dolayısıyla Mahkeme prosedürün hakkaniyetli olmadığı yönünde 6. maddede temelini bulan diğer şikayetlerle ilgili karar vermeye gerek olmadığı düşüncesindedir (bkz, yukarıda geçen Sadak ve diğerleri (no: 1) kararı, § 69).
C- Davanın süresi
76. Başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1. Maddesini ileri sürerek davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını savunmaktadır. (...).
77. Başvuru sahibi kendisine karşı başlatılan cezaî prosedüre karşı memnuniyetsizliğinin altını çizmekte ve kendisiyle ilgili kararın bir an önce verilmesini isteyen birisini ilgilendirdiği için bu prosedürün süresinin oldukça endişe verici olduğunu belirtmektedir. Başvuru sahibi bu prosedürün kendi davasında 7 yıl, 7 ay, 14 gün sürdüğünü ileri sürmekte ve bu süre zarfındaki tutumu nedeniyle kendisinin eleştirilemeyeceğini savunmaktadır. Tam tersine bu uzun sürenin Devlet Güvenlik Mahkemesinin cezaî prosedürü yürütme biçimi ve ihmalinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.
78. Başvuru sahibi davasının diğer davalıların dosyalarından 19 Ocak 1994 tarihinde ayrıldığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin davasını ancak 1 Haziran 1994'ten itibaren, yani 4 ay 20 gün sonra görmeye başladığını savunmaktadır.
79. Başvuru sahibi nüfus kaydının fotokopisinin Devlet Güvenlik Mahkemesine 26 Ekim 1994'te, yani prosedürün başlangıcından 3 yıl sonra gönderildiğini, bu tarihten sonra da yeni bir yazışmanın olmadığını ve dosyaya yeni bir belge eklenmediğini ileri sürmektedir. Başvuru sahibi davanın esasına ilişkin olarak karar vermede Mahkemenin gecikmesinin titizlik yokluğundan kaynaklandığını savunmaktadır. Başvuru sahibi 1 Haziran 1994 tarihli duruşmada Mahkemenin A.G.'yi dinlemek istediğini, bu kişinin adresinin belli olmasına rağmen 15 Mayıs 1996 tarihli duruşmada askeri makamların reddetmesi nedeniyle A.G.'yi dinlemekten vazgeçtiğini ifade etmektedir.
80. 1 Haziran 1994 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi ilk dava dosyasını istemiştir (yukarıda 16. paragraf). Oysa Yargıtay önündeki bu dosya Devlet Güvenlik Mahkemesine ancak 3 Mayıs 1995 tarihinde, yani 11 ay sonra gönderilmiştir. Bu dosyanın bir kopyasını almayı unutan Mahkeme 5 Haziran 1996 tarihli duruşmada hala Yargıtay önünde beklemekte olan dava dosyasının yeniden istenmesini kararlaştırmıştır. Bu defa dosya Mahkemeye ancak 13 Temmuz 1998 tarihinde (yukarıda 43. paragraf) yani 25 ay sonra gönderilebilmiştir.
Bu çerçevede başvuru sahibi Devlet Güvenlik Mahkemesinin titizlik eksikliğini ve gecikmesini protesto etmektedir. Nüfus kaydının fotokopisinin elde edilmesi veya A.G.'nin şahit olarak dinlenmesi gibi bazı unsurların yada belgelerin elde edilmesinde karşılaşılan güçlüklerin devletin diğer organlarının Devlet Güvenlik Mahkemesiyle işbirliği yapma yönünde pek de istekli olmadıklarını gösterdiğini ifade etmektedir.
81. Nihayet, başvuru sahibi davanın uzun sürmesinin davanın karmaşıklığından kaynaklanmadığını daha ziyade devlet makamlarının davranışlarından kaynaklandığı sonucuna varmaktadır.
82. Bu konuda Türk Hükümeti bir şey söylememektedir.
83. Mahkeme cezaî prosedürün başvuru sahibinin tutuklandığı 28 Eylül 1991'de başladığını ve Yargıtay'ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 12 Mayıs 1999'da sona erdiğini hatırlatır (yukarıda 46. paragraf). Dolayısıyla dava 7 yıl, 7 ay, 14 gün sürmüştür.
84. Mahkeme dava süresinin kendi içtihadı tarafından kabul edilen kriterlere göre -özellikle de davanın karmaşıklığına, başvuru sahibinin ve yetkili makamların tutum ve davranışlarına göre- (birçok karar arasından bkz, Doustaly v. Fransa, 23 Nisan 1998, Recueil 1998-II, § 39, Richard v. Fransa, 22 Nisan 1998, Recueil 1998-II, § 57, Pelissier ve Sassi v. Fransa (GC), no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II ve Papachelas v. Yunanistan (GC), no: 31423/96, § 35, CEDH 1999-II) ve genel bir değerlendirmeyi mümkün kılacak davanın şartlarına göre değerlendirildiğini hatırlatır (bkz, mutatis mutandis, Piccolo v. İtalya, no: 45891/99, § 10, 7 Kasım 2000).
85. Davanın şartlarını göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuru sahibinin davasının, PKK üyesi olmakla suçlanan diğer 4 davalının davalarıyla birlikte görülmesinden dolayı, belirli bir karmaşıklığa sahip olduğunu baştan not eder.
86. İkinci olarak davacının tutum ve davranışının tek başına cezaî prosedürün süresinin bu kadar uzun sürmesini açıklayamayacağını ortaya koyar.
87. Adli makamların tutumuyla ilgili olarak Mahkeme yalnızca devlete isnad edilebilecek yavaşlıkların "makul sürenin" geçirilmesine yol açabileceğini hatırlatır (bkz, özellikle, Gergouil v. Fransa, no:40111/98, § 19, 21 Mart 2000 ve yukarıda geçen Papachelas kararı, § 40). Bu davada Mahkeme başvuru sahibinin 28 Eylül 1991'de gözaltına alındığını, 9 Ekim 1991'de geçici olarak tutuklandığını, 5 Kasım 1991'de kendisine karşı iddianamenin hazırlandığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin davayı 8 Nisan 1994'den itibaren görmeye başladığını tespit eder. Bu noktada Mahkeme başvuru sahibinin nüfus kaydının tespit edilmesi unsurunun, özellikle ön soruşturma esnasında daha titiz ve çabuk davranması gereken devlet makamlarına isnat edilebileceğini düşünmektedir.
88. Ayrıca, Mahkeme 19 Ocak 1994 tarihli bir ara kararla Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibinin dosyasını onunla birlikte gözaltına alman diğer kişilerin dosyalarından ayırdığını (yukarıda 14. paragraf) ve başvuru sahibinin kimliğinin nüfus kaydının 1 Şubat 1995'de resmiyet kazandığını ortaya koyar (yukarıda 23. paragraf).
Mahkeme öncelikle başvuru sahibinin dosyasının temyize giden diğer davalıların dosyalarından ayrıldığını ve 1 Haziran 1994, 25 Eylül 1994, 24 Aralık 1997 ve 25 Şubat, 1 Nisan, 6 Mayıs, 3 Haziran ve 13 Temmuz 1998 tarihli duruşmalarda Devlet Güvenlik Mahkemesinin, Yargıtay'ın önünde bulunan ilk dosyanın beklenmesi yönünde karar verdiğini belirtir. Mahkeme 1 Haziran 1994-13 Temmuz 1998 arası dönemin (yukarıda 16. ve 44. paragraflar), yani 4 yıl 1 aylık dönemin ulusal makamlara isnat edilmesi gereken bir gecikmeyi oluşturduğu sonucuna varmaktadır. Mahkeme ikinci olarak Devlet Güvenlik Mahkemesinin yetkili servislerden nüfus kaydının bir suretini isteyerek başvuru sahibinin kimliğinin tespit edilmesi için gerekli girişimlere 1 Haziran 1994'te başladığını (yukarıda 16. paragraf) tespit eder. Bu da ulusal otoritelere isnat edilmesi gereken 8 aylık bir gecikmeyi açıklamaktadır.
89. Mahkeme dahası Devlet Güvenlik Mahkemesinin A.G.'yi dinlemeye karar verdiği 1 Haziran 1994 tarihli duruşmayla A.G.'yi dinlemekten vazgeçmeye karar verdiği 15 mayıs 1996 tarihli duruşma arasında yaklaşık 2 yılık bir sürenin geçtiğini gözlemler. Mahkeme Devlet Güvenlik Mahkemesinin bir çok defalar değişik ulusal otoritelere başvurmasına rağmen bu şahidi dinlemeyi başaramadığını ortaya koyar. Mahkeme o halde bu gecikmenin de ulusal otoritelerin tutumuna isnat edilmesi gerektiği görüşündedir.
90. Mahkeme Türk Hükümeti tarafından bu sürelere ilişkin olarak hiçbir tatmin edici açıklamanın yapılmadığını hatırlatır. İlgili mahkemenin çok fazla yükü olduğu varsayılsa bile bu geçerli bir açıklama oluşturacak bir argüman değildir. Sözleşmenin 6§1 maddesi taraf devletlere, adli sistemlerini mahkemelerin bu maddenin gereklerini özellikle de makul süre gereğini yerine getirebilecek biçimde organize etmeleri yükümlülüğünü getirmektedir (bkz, Portington v. Yunanistan, 23 Eylül 1998 tarihli karar, Recueil 1998-VI, s. 2633, § 33)
91. Sonuç olarak yetkili otoritelerin tutum ve davranışlarını hesaba katarak Mahkeme iki aşamalı bir yargılama için 7 yıl, 7 ay ve 14 günlük bir sürenin "makul" olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir.
92. Bu noktadan harekede Sözleşmenin 6/1. Maddesinin ihlali sözkonusudur.
II- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
93. Sözleşmenin 41. Maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder"
A- Zarar
94. Başvuru sahibi tutuklu kalması boyunca uğradığı maddi zararın miktarını belirleyebilecek durumda olmadığı görüşündedir. Bu noktayı Mahkemenin takdirine bırakmaktadır. Buna karşılık manevi zararla ilgili olarak Mahkemeden tutukluk ve dava süresini, ulusal organlar önündeki prosedürlerde hakkaniyet eksikliğini hesaba katmasını rica etmektedir. Manevi tazminat için 30.000 Euro istemektedir.
95. Türk Hükümeti başvuru sahibinin bu talebini aşırı bulmakta ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını belirtmektedir. Türk Hükümeti başvuru sahibine sembolik bir tutarın tazminat olarak takdir edilmesinin uygun olacağını düşünmektedir.
96. Davanın şartlarını göz önünde bulundurarak ve hakkaniyet çerçevesinde Sözleşmenin 41. Maddesine uygun olarak, Mahkeme başvuru sahibine maddi ve manevi tazminat için toplam 6.000 Euro'nun verilmesine karar vermiştir.
B- Masraf ve harcamalar
97. Başvuru sahibi Mahkeme önündeki temsiline ilişkin masraf ve harcamalarla ilgili olarak 5410 Euro talep etmektedir. Bu tutar çeviri, iletişim ve avukatının seyahat masraflarına karşılık gelmektedir. Başvuru sahibi bu miktarın Strasbourg'da başvurunun hazırlanması, davanın görülebilirliği ve esasa ilişkin görüşmelerde ve dostane çözüm prosedürü çerçevesindeki çalışmalara karşılık gelen 36 saat 20 dakikalık çalışmaya karşılık geldiğini ileri sürmektedir. Başvuru sahibi, avukatının Mahkeme önüne sunulan başvurularla ilgili olarak izmir, istanbul ve Diyarbakır barolarınca tavsiye edilen saat başına 100 Euro'luk bir ücret uyguladığını ileri sürmektedir.
98. Türk Hükümeti sadece makul miktardaki masrafların ödenebileceğini ileri sürmektedir. Türk Hükümeti bu davada başvuru sahibinin masraf ve harcama olarak istediği tutarın hiçbir belgeye dayanmadığını savunmaktadır.
99. Mahkeme elindeki delillerden hareketle ve hakkaniyete uygun olarak ilgiliye masraf ve harcamalar için 3.200 Euro verilmesine karar vermiştir.
C- Gecikme faizi
100. Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin % 3 oranında artırılarak uygulanması üzerine oturtulmasının uygun olacağına hükmeder (bkz, Christine Goodwin v. Birleşik Krallık, 11 Temmuz 2002 tarihli karar, § 124).
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
1- Başvuru sahibinin makul bir sürede yargılanmaması ve dava boyunca serbest bırakılmaması nedeniyle Sözleşmenin 5/3. Maddesinin ihlaline,
2- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının olmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlaline,
3- Cezaî prosedürün süresi nedeniyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlaline,
4- Sözleşmenin 6. Maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığını;
5-
a- Sözleşmenin 44/2. Maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:
i- maddi ve manevi zarar için 6.000 Euro;
ii- masraf ve harcamalar için 3.200 Euro;
iii- bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödenmesine,
b- 3 aylık surenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz % 3 oranında artırılarak uygulanacaktır.
4- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddine karar vermiştir.
Yorum
Demirel v. Türkiye davası diğer bir çok dava gibi gerek AİHM önünde gerekse daha önceki aşamalarda bir çok eksiklik ve aksaklığın yapıldığı ve bu yüzden yok yere kaybedilen ve Türkiye'nin tazminat ödemeye mahkum olduğu davalardan biridir. Bu yorum çerçevesinde önce davaya yol açan olaylar üzerinde durulacak, ardından davaya yol açan süreçte yapılan göze çarpan aksaklıklar ele alınarak bu yorum bitirilecektir.
Davaya PKK terör örgütünün ileri gelenlerinden olduğu anlaşılan ve örgüte yeni üyeler kazandırma amacıyla Van bölgesinde faaliyet gösteren Halise Demirel'in 28 Eylül 1991 tarihinde üzerinde PKK'ya ait bir silah, bir adet el bombası ve Halise Ayyıldız adına düzenlenmiş sahte bir kimlikle güvenlik güçleri tarafından yakalanması sonrası yaşanan olaylar yol açmıştır. Bu olaylar da kısaca şu 4 başlık altında toplanmaktadır.
1- Tutukluluk süresinin uzunluğu,
2- Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmaması,
3- Güvenlik güçleri tarafından yasal olmayan yollarla elde edilen delillerden hareketle mahkum edilme ve
4- Yargılamanın makul sürede sona ermemesi.
Şimdi sırayla bu başlıklar altında Mahkemenin Türk makamlarına isnat ettiği aksaklıkları ele almak yerinde olacaktır.
1- Tutukluluk süresinin uzunluğu: Bu çerçevede AİHM bir takım noktaları kabul etmekle birlikte (bkz, kararın 56, 57, 55 ve 61. paragrafları) ciddi eksiklikleri de saptamaktadır. Öncelikle Devlet Güvenlik Mahkemesinin her defasında "isnat edilen suçun tabiatı ve delillerin durumu hesaba katılarak" biçiminde bir gerekçeyle ve 7 defa da hiçbir gerekçe göstermeksizin tutukluluk süresini devam ettirmesi AİHM'nin değerlendirmesinde büyük rol oynamıştır (bkz, kararın 58. paragrafı). Bu noktadan hareketle AİHM Türk Hükümetinin kaçma tehlikesi, sabit bir ikamet yokluğu, delillerin bertaraf edilmesi, başvuru sahibinin katıldığı iddia edilen terörist eylemler ve yakalanan kişi sayısıyla ilgili argümanlarını paylaşmamaktadır. Öte yandan AİHM Türk Hükümeti tarafından ileri sürülen benzer tehlikelerin iç hukuktaki adli makamlar tarafından muhtemelen nazarı itibara alınmadığını düşünmektedir. Bu bağlamda AİHM, tutukluluk kararlarının gerekçelerinden, bu tür risklerin 7 yıl tutukluluktan sonra nasıl devam ettiğini belirtmeyi adli makamların unuttuklarının ortaya çıktığını ifade etmektedir. Sonuç olarak AİHM 7 yıl 23 gün süren tutukluluk süresini Sözleşmenin 5/3 maddesine aykırı bulmaktadır.
2- Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmaması: Bu noktada AİHM Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinde askeri yargıçların bulunması nedeniyle bu mahkemelerin önüne gelen bir takım davalarda bağımsız ve tarafsız davranamayacaklarıyla ilgili pek de tatmin edici olmayan ifadesini bu davada da tekrarlayarak bu konuda kararını vermiştir. Sözkonusu ifade kararın 70. paragrafında şu biçimde yer almaktadır: "Devlete ve kamu gücüne karşı suç işleyen silahlı bir çetenin oluşumuna katılmakla Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde suçlanan davacının, aralarında askeri yargıya mensup bir yargıcın da bulunduğu yargıçlar önünde yargılanmaktan korkması anlaşılabilir. Bu nedenle, savunmuş olduğu düşüncenin tabiatına yabancı mülahazalarla Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin haksız olarak yönlendirilmiş olabileceğinden davacı gayet tabi olarak korkabilir. Bir başka deyişle, bu yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili başvuru sahibinin kaygılan objektif olarak haklı görülebilir".
3- Güvenlik güçleri tarafından yasal olmayan yollarla elde edilen delillerden hareketle mahkum edilme: Bu noktayı AİHM ayrıca incelemeye gerek görmemiştir (bkz, kararın 72 ila 75. paragrafları).
4- Yargılamanın makul sürede sona ermemesi: Davanın makul süre de sona ermemesi, daha açık bir ifadeyle 7 yıl, 7 ay, 14 gün sürmesi de gene AİHM tarafından kabul edilemez görülmektedir. Bu noktada ister istemez bir takım süreler kafa karıştırmaktadır. Öncelikle Davacı hakkındaki iddianame Ekim 1991'de hazırlandığı halde yargılamaya ancak 19 Ocak 1994 tarihinde başlandığı anlaşılmaktadır. Buna ek olarak davacının dosyası kimliğinin tespit edilebilmesi gibi ek bilgilere ihtiyaç duyulacağından hareketle diğer davalıların dosyalarından bu tarihte ayrılmıştır. Ne var ki davacının kimliğinin tespitiyle ilgili işlemler ancak 1 Haziran 1994'te yani 4 ay 20 gün sonra başlatılmıştır. Kimlik tespiti ancak 26 Ekim 1994 tarihinde, yani dava açıldıktan tam 3 yıl sonra bitirilebilmiş ve dava görülmeye başlanmıştır. Öte yandan bu davada tanık olarak dinlenilmek istenen bir kişinin varlığı da gene süreyi uzatıcı bir etki yapmıştır. Bu kişinin bir takım nedenlerle Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne getirilemeyişi yaklaşık 2 yıl almıştır. Son olarak Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını verebilmesi için davacıyla birlikte yakalanan kişilerin Yargıtay önündeki dosyalarını beklemesi dava süresini 2 yıl daha uzatmış ve toplam 7 yılı aşkın bir süre bu dava sürmüştür.
Sonuç olarak PKK mensubu bir kişiyi yakalayan ancak makul bir sürede yargılayamayan Türkiye belki de yok yere bu kişiye mahkeme masrafları da dahil olmak üzere toplam 9200 Euro tazminat ödemeye mahkum olmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy