(İfade Özgürlüğünün İhlali İddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire Kararı
Başkan Sir Nicolas Bratza, Üyeler, M. Pellonpää, R. Türmen, J. Casadewall, S. Pavlovschi, J. Borrego Borrego, E. Fura-Sandström
Başvuru No: 42435/98
Karar Tarihi: 9 Mart 2004
Başvuru sahibi 1944 doğumlu Abdullah Aydın, Dünya Barış Günü dolayısıyla 1 Eylül 1996 tarihinde düzenlenen bir toplantıda Ankara Demokrasi Platformunun temsilcisi olarak bir konuşma yapmıştır. Bunun üzerine 21 Ekim 1997 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibini 1 yıl hapis ve 420 000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır. Bunun sonucu olarak başvuru sahibi Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiasıyla Mahkemeye başvurmuştur.
Mahkeme oybirliğiyle,
1- Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığının ve tarafsızlığının olmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3- Sözleşmenin 6. maddesi çerçevesindeki diğer şikâyetleri incelemeye gerek olmadığına;
4- a- Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödemek şartıyla, davalı devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak aşağıdaki miktarları ödemesine:
i- 10 000 Euro (on bin Euro) manevi zarar için;
ii- 3 000 Euro (üç bin Euro) masraf ve harcamalar için;
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faizin, %3 oranında artırılarak uygulanmasına;
5- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1- Zana v. Türkiye, 25 Kasım 1997, 1997-VII
2- İbrahim Aksoy v. Türkiye, başvuru no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000
3- Castells v. İspanya, 23 Nisan 1992, seri A, no 236
4- Fressoz ve Roire v. Fransa, (GC), başvuru no 29183/95, 1999-I
5- Öztürk v. Türkiye, (GC), başvuru no 22479/93, 1999-VI
6- İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998, 1998-IV
7- Sürek v. Türkiye (no 4) başvuru no 24762/94, 8 Temmuz 1999
8- Özel v. Türkiye, başvuru no 42739/98, 7 Kasım 2002
9- Özdemir v. Türkiye, başvuru no 59659/00, 6 Şubat 2003
10- Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998, 1998-VI
11- Işık v. Türkiye, başvuru no 50102/99, 5 Haziran 2003
12- Conka v. Belçika, başvuru no 51564/99, CEDH 2002-1
13- Gençel v. Türkiye, başvuru no 53431/99, 23 Ekim 2003
14- Yağmurdereli v. Türkiye, başvuru no 29590/96, 4 Haziran 2002
15- Ceylan v. Türkiye, (GC), başvuru no 23556/94, 1999-IV
16- Karakoç ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, 15 Ekim 2002
17- Nikolova v. Bulgaristan, (GC) başvuru no 31195/96, 1999-II
PROSEDÜR
1. Bu davanın kaynağında Türk vatandaşı olan Abdullah Aydın'ın Türkiye Cumhuriyetine karşı başvurusu (başvuru no: 42435/98) bulunmaktadır.
3. Başvuru sahibi, Dünya Barış Günü dolayısıyla 1 Eylül 1996 tarihinde düzenlenen bir toplantıda Ankara Demokrasi Platformunun temsilcisi olarak yaptığı bir konuşmadan dolayı aldığı cezai mahkumiyetin, Sözleşmenin 10. maddesine aykırı bir müdahale oluşturduğunu iddia etmektedir. Ayrıca başvuru sahibi, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek kendisini mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmektedir.
OLAYLAR
I- DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
9. Başvuru sahibi 1944'te doğmuş ve Ankara'da ikamet etmektedir.
10. Başvuru sahibi 1 Eylül 1996 tarihinde Dünya Barış Günü dolayısıyla Ankara'da düzenlenen Barış ve Özgürlük konulu bir toplantıya katılmıştır. Bu toplantı esnasında, içinde bir çok sivil toplum kuruluşunu barındıran Ankara Demokrasi Platformu temsilcisi olarak bir konuşma yapmıştır. Yaptığı konuşmanın önemli bölümleri şöyledir:
(çevrilmemiştir)
11. 27 Eylül 1996 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuru sahibine ve aynı toplantıda konuşma yapan 8 kişiye, halkı kine, sosyal, etnik ve bölgesel farklılık üzerine kurulu düşmanlığa kışkırtma suçlamasını yöneltmiştir. Savcı bu kişilerin Türk Ceza Kanunun 312§1 ve 2. maddesi uyarınca mahkumiyetlerini istemiştir.
12. Savcı suçlamalarına destek olarak başvuru sahibi tarafından yapılan konuşmanın şu bölümlerini zikretmiştir: (çevrilmemiştir).
14. Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu savunmasında başvuru sahibi kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş ve sadece barış üzerine görüş açıkladığını belirtmiştir.
15. 21 Ekim 1997 tarihinde, aralarında bir askeri yargıcın bulunduğu 3 yargıçtan oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanununun 312§2. maddesi uyarınca, başvuru sahibini halkı kine, sosyal, etnik ve bölgesel farklılık üzerine kurulu düşmanlığa kışkırttığı gerekçesiyle 1 yıl hapis cezası ve 420 000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır.
16. 1 Eylül 1996 tarihli gösterinin video ve ses kayıtlarının incelenmesi sonucu Devlet Güvenlik Mahkemesi, uyuşmazlık konusu konuşmanın halkı kine, sosyal, etnik ve bölgesel farklılık üzerine kurulu düşmanlığa kışkırttığını belirtmiştir. Mahkeme, kararının gerekçelerinde başvuru sahibinin türk halkıyla-kürt halkı arasında bir ayrım yaptığını ve olağanüstü hal bölgesinde PKK tarafından verilen zararları dile getirmediğini belirtmiştir. Mahkemenin kararının gerekçesi şöyledir: (çevrilmemiştir)
17. 16 Aralık 1997 tarihinde Yargıtay Başsavcısı bu kararın temyizi üzerine görüş bildirmiştir. Bu görüş başvuru sahibine iletilmemiştir.
18. 11 Şubat 1998 tarihinde Yargıtay 21 Ekim 1997 tarihli kararı onamıştır.
II- İÇ HUKUKTAKİ DURUM
19. İç hukuktaki düzenleme ve uygulama, Özel v. Türkiye (başvuru no 42739/98, §20-21, 7 Kasım 2002) ve Özdemir v. Türkiye (başvuru no 59659/00, §21-22, 6 Şubat 2003) kararlarında verilmiştir.
20. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 327. maddesi "kesinleşmiş bir mahkeme kararına konu olan davanın mahkum olan kişi lehine yeniden görülebilmesi" durumlarını saymaktadır. Bu madde 4793 sayılı yasanın 3. maddesiyle değiştirilmiş ve bu maddeye yargılanmanın yenilenmesi durumu eklenmiştir: (çevrilmemiştir)
4793 sayılı yasa, 3 Şubat 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun geçici 1. maddesine göre 3. madde şu iki durumda uygulanacaktır: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce karar vermesi durumunda; bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra açılacak bir davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin karar vermesi durumunda.
HUKUKİ BOYUT
I- SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
21. Başvuru sahibi, topluma açık bir gösteri esnasında yaptığı bir konuşma gerekçesiyle cezaya çarptırılmasının ifade özgürlüğüne gereksiz bir müdahale olduğunu ileri sürmektedir. Başvuru sahibi bu çerçevede Sözleşmenin aşağıda metni verilen 10. maddesini ileri sürmektedir.
22. Türk Hükümeti, başvuru sahibinin yaptığı konuşmanın içeriğinin, o dönemde Türkiye'nin güney doğusunda hüküm süren hassas durum ışığında analiz edilmesinin öneminin altını çizer. Bu noktada Türk Hükümeti uyuşmazlık konusu konuşmanın, dünya barış günü dolayısıyla düzenlenen bir gösteride, siyasi olarak herhangi bir sorumluluğu olmayan bir örgütün temsilcisi tarafından yapıldığını hatırlatır. Dolayısıyla bu konuşma şiddete, düşmanlığa kışkırtma, suça teşvik biçimini almaktadır ve Sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen korumayı öne süremez.
23. Başvuru sahibinin yaptığı konuşmanın şiddet, kışkırtma ve saldırı niteliği çerçevesinde Türk Hükümeti, uyuşmazlık konusu müdahalenin kamu düzenini, milli güvenliği, toprak bütünlüğünü korumaya ve suçu önlemeye yönelik olduğu ve Sözleşmenin 10. maddesinin 2. paragrafına uygun olduğu görüşündedir. Türk Hükümeti bu pozisyonuna destek olarak Mahkemenin içtihadına göndermede bulunmaktadır (bkz, Zana v. Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Recueil, 1997-VII, §61-62)
24. Başvuru sahibi Türk Hükümetinin tezlerine itiraz etmekte ve konuşmasının, Hükümet tarafından yürütülen politikanın bir eleştirisinden ibaret olduğunu ve şiddete teşvikten daha ziyade barışa, özgürlüğe, eşitliğe bir çağrı olduğunu ve ırkçılığa, şeriata, insan hakları ihlallerine karşı olduğunu belirtmektedir. Başvuru sahibi, ayrıca sivil toplumu temsil eden bir kuruluşun yöneticisi olarak devlet meseleleri üzerine görüşlerini açıklama, bu meseleleri çözmek için kullanılan yöntemleri eleştirme olanağının demokratik toplumların gerekleri arasında yer aldığını belirtmektedir.
25. Ayrıca başvuru sahibi Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararının gerekçesine dayanarak mahkum edilmesinin yaptığı konuşmanın içeriği nedeniyle olmadığının, tersine, Türkiye'nin Güney-doğusunda o dönemdeki duruma hiçbir referans içermemesi nedeniyle olduğunun altını çizmektedir. Dolayısıyla mahkumiyeti, yaptığı konuşmada ifade ettiği şeyler nedeniyle değil, ifade etmediği şeyler nedeniyledir.
26. Mahkeme, davanın tarafları arasında uyuşmazlık konusu mahkumiyetin, başvuru sahibinin Sözleşmenin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüne bir müdahale olup olmadığıyla ilgili tartışmaya girmemektedir. Bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve 10§2. madde anlamında kamu düzeninin, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve suçun önlenmesi gibi bir meşru amaç güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz, Yağmurdereli v. Türkiye, başvuru no 29590/96, §40, 4 Haziran 2002).
27. Dolayısıyla, sorun, uyuşmazlık konusu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı" üzerinde yoğunlaşmaktadır.
28. Mahkeme konuyla ilgili içtihadından çıkan genel ilkeleri hatırlatır (konuyla ilgili olarak bkz, 23 Nisan 1992 tarihli Castells v. İspanya kararları, seri A, no 236, s. 23, §46; yukarıda geçen Zana kararı, ss. 2547-2548, §51; Fressoz ve Roire v. Fransa, [GC], no 29183/95, §45, CEDH 1999-I; Ceylan v. Türkiye, [GC], no 23556/94, §32, CEDH 1999-IV; Öztürk v. Türkiye, başvuru no: 22479/93, §64, CEDH 1999-VI; İbrahim Aksoy v. Türkiye, başvuru no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §51-53, 10 Ekim 2000). Mahkeme bu davayı bu ilkelerin ışığında inceleyecektir.
29. Mahkeme uyuşmazlık konusu konuşmanın içeriğine, kullanılan ifadelere ve yapıldığı bağlama özel bir önem atfetmektedir. Bu noktada Mahkeme, incelemesine sunulan davaları çevreleyen şartları, özellikle de terörizmle mücadeleye ilişkin güçlükleri hesaba katmaktadır (bkz, yukarıda zikredilen İbrahim Aksoy kararı, §60, ve 19 Haziran 1998 tarihli Incal v. Türkiye kararı, Recueil 1998-IV, s. 1568, §58).
30. Uyuşmazlık konusu konuşma, sivil toplum kuruşları tarafından dünya barış günü dolayısıyla düzenlenen bir forumda yapılmıştır. Başvuru sahibi burada, demokrasi ve barışı koruma amaçlı sivil toplum kuruluşu olan demokrasi platformunun temsilcisi olarak sözalmıştır. Mahkum edilen konuşma, içeriği ve kullanılan ifadeler gözönünde bulundurulduğunda siyasi bir konuşma biçimini almaktadır. Başvuru sahibi, sivil toplumun tüm aktörlerine (derneklere, sendikalara, öğrencilere vs.) başvurarak Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve siyasal meselelerini değerlendirmiştir. Mahkeme, başvuru sahibinin toplumu ilgilendiren konularda tartışma yaptığının ve görüş belirttiğinin, böylece siyasi sürece katıldığının altını çizer.
31. İçeriği ele alındığında bu konuşma, hükümet tarafından izlenmekte olan politikayı ve eylemleri eleştirmekten ibarettir. "Savaş", "idam", "saldırı" gibi kelimelerin kullanılması bu eleştiriye daha sert bir karakter vermektedir. Başvuru sahibi konuşmasında Hükümeti işbirlikçi ve sorumlu tutarak, fiyatların yükselmesini, işsizliği, yolsuzluğu, şeriatı, ırkçılığı ve insan hakları ihlallerini eleştirmektedir. Bununla birlikte bu eleştiriye paralel olarak konuşma barış, eşitlik ve özgürlük lehine açık ve tekrarlanan çağrılar içermektedir.
32. Mahkeme terörizmle mücadeleye ilişkin güçlükleri gözmezlikten gelmemektedir. Bununla birlikte Mahkeme başvuru sahibinin demokratik bir platformun temsilcisi olarak Türk siyasi hayatının aktörlüğü rolü çerçevesinde kendi kendini ifade ettiğini, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı ayaklanmaya ve ne de isyana kışkırtmadığını gözlemlemektedir (bkz, yukarıda geçen İbrahim Aksoy kararı, §71). Kaldı ki konuşma başvuru sahibinin kendi ifadelerine göre "barış, eşitlik ve özgürlük meşalesini yakmak için toplananlara yönelmişti ve kapanışında da "barış, eşitlik ve özgürlük" için hareket edilmesi gerektiği mesajını vermişti.
33. Devlet Güvenlik Mahkemesinin, başvuru sahibine "terör örgütü PKK'ya karşı yürütülen bir mücadelenin sözkonusu olduğunu ve ayrıca bu terör örgütü tarafından neden olan haksızlıkları belirtmediği yönündeki gerekçesini hatırlatarak Mahkeme, "kürt halkına karşı yönelen ihlalere" karşı yapılan direnme çağrılarının kendi bağlamlarında okunduğunda şiddete teşvik olarak değerlendirilemeyeceğinin ve bu çağrıların siyasi amaçlı şiddete başvuruya hiçbir destek ya da onay ifade etmediğinin altını çizer (yukarıda geçen Zana kararıyla karşılaştırınız, s. 2549, §58).
34. Kaldı ki, Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibini barış için yapılan gösteride yaptığı konuşmada ileri sürdükleri, halkın bir kısmını Kürt halkı olarak tanımladığı için değil, daha ziyade söylemedikleri, Türkiye'nin Güney-doğusundaki PKK eylemlerini eleştirmediği için mahkum ettiğini ortaya koyar. Oysa Mahkemeye göre bu değerlendirme tek başına başvuru sahibinin ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı kılacak yeterli bir neden oluşturmamaktadır (bkz, nutatis mutandis, Sürek v. Türkiye, (no 4), (GC), başvuru no. 24762/94, §58, 8 Temmuz 1999).
35. Nihayet, Mahkeme, yapılan müdahalenin oranlılığını ölçme sözkonusu olduğu zaman, verilen cezanın karakteri ve ağırlığının da nazarı itibare alınması gereken unsurlar arasında olduğunu ortaya koyar. Bu noktada, Mahkeme başvuru sahibinin 1 yıl hapis ve 420.000 Türk Lirası para cezasına çarptırıldığının altını çizer.
36. Yukarıdaki anlatılanlardan hareketle, uyuşmazlık konusu müdahale "demokratik bir toplumda gerekli" olarak değerlendirilemez. Bu noktadan hareketle Mahkeme Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II- SÖZLEŞMENİN 6§1 ve 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
37. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin, içinde bir askeri yargıcın bulunması nedeniyle adil bir yargılamayı garanti edememesinden dolayı "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olmadığını ileri sürmektedir.
Ayrıca başvuru sahibi, Başsavcının görüşünün kendisine iletilmemesi nedeniyle Yargıtay önünde adil yargılanma hakkından yararlanmadığını ileri sürmektedir.
Bu noktada başvuru sahibi Sözleşmenin aşağıda metni verilen 6§1 ve 3 b maddelerinin ihlal edildiğini belirtmektedir: (çevrilmemiştir)
A- Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı
38. Mahkeme bir çok defalar bu davadakine benzer sorunların ortaya çıktığı davalara bakmış ve Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz, yukarıda geçen Özel kararı, §§33-34 ve yukarıda geçen Özdemir kararı, §§35-36).
39. Mahkeme bu davayı incelediğini ve bu davada farklı bir sonuca varması için Türk Hükümetinin kendisine hiçbir belge ya da argüman sunmadığını belirtmektedir. Bu noktada Mahkeme, Türk ceza Kanununda öngörülen ve cezalandırılan suçlardan suçlanan başvuru sahibinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, içlerinde askeri yargıya mensup bir subayın da bulunduğu hakimler tarafından yargılanmaktan endişe duymasının anlaşılabilir olduğunu tespit eder. Bu nedenle, başvuru sahibi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin, davasının doğasına yabancı olan değerlendirmelerle yanlış olarak yönlendirilmiş olabileceğinden meşru olarak endişelenebilir. Bu noktadan hareketle, başvuru sahibinin, bu mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının olmadığıyla ilgili değerlendirmeleri objektif olarak haklı çıkabilecek niteliktedir (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1573, §72 in fine).
40. Mahkeme, başvuru sahibini yargıladığı ve mahkum ettiği dönemde Devlet Güvenlik mahkemesinin Sözleşmenin 6§1. maddesi anlamında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
B- Cezai prosedürün hakkaniyeti üzerine
41. Mahkeme, daha önce benzer davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konan bir mahkemenin, yargı yetkisine tabi kişilere hiçbir biçimde adil bir yargılama hakkını garanti edemeyeceğini ortaya koyduğunu hatırlatır.
42. Başvuru sahibinin davasının, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi hakkının ihlal edildiğini tespit etmesi nedeniyle Mahkeme bu şikayeti incelemeye gerek olmadığı görüşündedir (bu konudaki birçok karardan bkz, Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Recueil 1998-VII, s. 3074, §§44-45 ve Işıklar v. Türkiye, başvuru no 50102/99, §§38-39, 5 Haziran 2003).
III- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A- Zarar
44. Başvuru sahibi mahkumiyeti nedeniyle maddi bir zarar gördüğünü iddia atmektedir. Bu çerçevede maddi tazminat olarak 7 895 Euro, manevi tazminat olarak da 30 000 Euro talep etmektedir.
45. Türk Hükümeti bu talepleri aşırı bulmaktadır.
46. Mahkeme kendisine sunulan belgelerin, başvuru sahibinin Sözleşmeye aykırı olarak mahkum edilmesi sonucu uğradığı gelir kaybının net biçimde belirlenmesine izin vermediğini belirtir (benzer yönde bkz, Karakoç ve Diğerleri v. Türkiye, başvuru no 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, §69, 15 Ekim 2002). Verilen para cezasına gelince, Mahkeme başvuru sahibinin bu cezayı ödediğine dair kendisine herhangi bir belge vermediğini ortaya koyar. Yeniden yargılanmayla ilgili olarak Mahkeme, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin kontrolü altında, Sözleşmenin 46. maddesi çerçevesindeki hukuki yükümlülüğünü yerine getirmek için davalı devletin istediği önlemleri almakta serbest olduğunu hatırlatır, yeter ki bu önlemler Mahkemenin kararında vardığı sonuçlarla bağdaşır olsun (bkz, Conka v. Belçika, başvuru no: 51564/99, §89, CEDH 2002-I). Gençel v. Türkiye (başvuru no 53431/99, §27, 23 Ekim 2003) Aynı zamanda, Mahkeme, bir başvuru sahibinin 6 §1. madde anlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından mahkum edildiği sonucuna varması durumunda, ilke olarak en iyi çözümün, başvuru sahibinin makul süre zarfında bağımsız ve tarafsız bir yargı organı tarafından tekrar yargılanmasının olacağını belirtmiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1- Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığının ve tarafsızlığının olmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3- Sözleşmenin 6. maddesi çerçevesindeki diğer şikâyetleri incelemeye gerek olmadığına;
4- a- Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri ödemek şartıyla, davalı devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak aşağıdaki miktarları ödemesine:
i- 10 000 Euro (on bin Euro) manevi zarar için;
ii- 3 000 Euro (üç bin Euro) masraf ve harcamalar için;
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faizin, %3 oranında artırılarak uygulanmasına;
5- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddine karar vermiştir.
YORUM
Yukarıda özetlenen Abdullah Aydın v. Türkiye kararı, ifade özgürlüğüyle ilgili olup, Dünya Barış Günü dolayısıyla 1 Eylül 1996 tarihinde düzenlenen bir toplantıda Ankara Demokrasi Platformunun temsilcisi olarak yapılan bir konuşma sonucu verilen bir mahkumiyet kararıyla ilgilidir. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi konuşmayı yapan Abdullah Aydın'ı 21 Ekim 1997 tarihinde 1 yıl hapis ve 420 000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır.
Kararın Fransızca orijinalinde yapılan konuşmadan yapılan bir takım alıntılar yer almaktadır. Bu alıntılar baz alınırsa bu konuşma Eşber Yağmurdereli tarafından 1991'de İstanbul Abide-i Hürriyet Meydanında yapılan ve Türkiye'nin 11 500 euroluk bir tazminata mahkum olduğu Yağmurdereli v. Türkiye davasındaki doğaçlama konuşmadan daha az keskin ifadelere yer vermektedir. Bununla birlikte Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı bu konuşmayı halkı kine, sosyal, etnik ve bölgesel farklılık üzerine kurulu düşmanlığa kışkırtıcı bulmuş ve dava açmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi de aynı yönde bir yaklaşımla başvuru sahibini mahkum etmiştir.
Mahkeme Yağmurdereli kararında olduğu gibi bu davada da konuşmanın yapıldığı bağlamı gözönünde bulundurmuştur. Bu noktada konuşmanın Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen bir toplantıda yapılmış olması oldukça önemlidir. Ayrıca Mahkemenin değerlendirmesine göre mahkum edilen konuşma, içeriği ve kullanılan ifadeler gözönünde bulundurulduğunda siyasi bir konuşma biçimini almaktadır.
Bu davada yapılan 2 önemli hata adeta sonu hazırlamış ve Türkiye yok yere 13 000 Euro tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Yapılan hatalardan birincisi başvuru sahibinin yaptığı konuşmada söyledikleri nedeniyle değil, söylemedikleri nedeniyle yargılanması ve mahkum edilmesidir. Bu nokta Mahkemenin kararının yukarıda özeti verilen 16. ve 34. fıkralarında açıkça görülmektedir. İkinci nokta ise başvuru sahibinin temyiz istemiyle ilgili olarak Yargıtay Başsavcısının belirttiği görüşün başvuru sahibine iletilmemiş olmasıdır. Bu da Mahkemenin gözünde adil yargılanma ilkesinin bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Ancak Mahkeme kararında bu noktadan daha ziyade Devlet Güvenlik Mahkemesini oluşturuan yargıçlar arasında askeri yargıcın bulunması nedeniyle bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı ya da olamayacağı üzerinde durmuş ve bağımsız ve tarafsız olmayan bir yargı organının başvuru sahibine adil bir yargılanmayı garanti edemeyeceğini açıkça belirtmiştir (bkz, kararın 39 ila 43. paragrafları).
Sonuç olarak ifade özgürlüğüyle ilgili davalarda oyunu kuralına göre oynamadığı, daha açık bir ifadeyle Mahkemenin bu konudaki içtihadı doğrultusunda hareket etmediği müddetçe Türkiye'nin başı daha çok ağrıyacaktır. Bu noktada daha önce de belirtildiği gibi Hakim ve Savcılarımıza büyük iş düşmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy