(Başvuru no. 47533/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
4 Mayıs 2006
İşbu karar AIHS'nin 44§2. Maddesi'nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Ahmet Ergin'in ("başvuran"), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, 25 Mart 1999 tarihinde yapmış olduğu 47533/99 nolu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu'na bağlı avukat K.T. Sürek tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR DAVANIN OLAYLARI
1973 doğumlu başvuran, İstanbul'da ikamet etmektedir.
Günlük Emek gazetesinin editörü olan başvuran, 1 Eylül 1997 tarihindeki gazetenin 297. sayısında, "Asker uğurlamalar ve toplumsal hafıza" başlıklı ve Barış Avşar imzalı bir makale yayınlamıştır.
4 Aralık 1997 tarihinde Askeri Savcılık, Askeri Ceza Kanunu'nun 58. Maddesi ve Ceza Kanunu'nun 155. Maddesi uyarınca hareket ederek, başvuranı, yukarıda bahsedilen makaleyi yayınlayarak halkı askerlikten soğutmaya teşvik etmekle suçlamıştır.
Başvuran, Askeri Mahkeme'ye, makaleyi Şevki Akbaba'nın yazdığını ve takma adla imzaladığını bildirmiştir.
Askeri Mahkeme 20 Ekim 1998 tarihli kararında, başvuranı, ilk olarak, iki ay hapis cezası ve 60.000 Türk lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır. Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un (647 Sayılı Kanun), editörlere verilen hapis cezalarının para cezasına dönüştürülmesini sağlayan 4. Maddesi'ne dayanarak, başvuran, son olarak, 1.160.000 TL "ağır para cezası" ödemeye mahkum edilmiştir.
Askeri Mahkeme, verdiği kararda, rahatsızlığa yol açan makalenin aşağıdaki bölümüne yer vermiştir:
(...)
Askeri Mahkeme, gözönünde tuttuğu hususlar arasında, askerlik hizmetinin anayasal bir görev olduğuna, başvuranın ise askerliği kötülemiş olmakla, askerleri, polis memurlarını, öğretmenleri ve devlet memurlarını öldüren terör örgütü PKK'ya karşı verilen mücadeleyi de yerdiğine işaret etmiştir. Mahkeme, rahatsızlığa yol açan makalenin ahlaki değerlerle kamu düzenine ters düşen ifadeler barındırdığını savunmuştur.
Başvuran, AİHS'nin 6. ve 10. Maddeleri'ne dayanarak, hukuki hususlarla ilgili Askeri Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuran, Askeri Mahkeme'nin, kararını, kendisinin suçlamanın esaslarıyla ilgili savunmasını dinlemeden verdiğini savunmuştur. Başvuran, bir sivil olarak, bu mahkeme tarafından yargılanmaması gerektiğini belirtip, bu mahkemenin bağımsız ya da tarafsız olmadığını iddia etmiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığının görüşlerinin bir nüshasının, başvurana verilmediği iddia edilmiştir.
10 Şubat 1999 tarihli Askeri Yargıtay'ın nihai kararı ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Askeri Yargıtay, başvuranın esaslarla ilgili savunmasının avukatı tarafından sunulmuş olduğunu ve askeri mahkeme tarafından yargılanmasının kanuna uygun olarak gerçekleştiğini gözlemlemiştir.
HUKUK
AİHS'NİN 10. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, cezai mahkumiyetinin, AİHS'nin 10. Maddesi tarafından güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHM, AİHS'nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde, şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca şikayetin herhangi başka bir nedenle kabuledilmez olmadığını kaydetmekte, bu nedenle şikayetin kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
B. Esaslar
AİHM, başvuranın mahkumiyetinin, yine başvuranın 10 § 1. Madde tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil etmesinin taraflar arasında uyuşmazlık yaratmadığını kaydetmektedir. Ayrıca müdahalenin, kanunda öngörüldüğü ve 10 § 2. Madde'nin amacına, yani kamu düzeninin sağlanmasına yönelik meşru bir gaye güttüğü hususunda da uyuşmazlık bulunmamaktadır (bkz. Yağmurdereli - Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu takdirle mutabıktır. Bu davada uyuşmazlık, müdahalenin "demokratik bir toplumda zorunlu" olup olmadığı meselesiyle ilgilidir.
Hükümet, makalenin yaralılarla askerlik hizmetleri sırasında öldürülen askerlerin ailelerinde rahatsızlık yaratması nedeniyle, başvuranın mahkumiyetinin demokratik bir toplumda zorunlu olduğunu ve askerlik hizmetiyle ilgili eleştirilerin ahlaki değerlerle kamu yararına aykırı olduğunu belirtmiştir.
AİHM, daha önce, bu davadakine benzer meseleleri ortaya koyan ve AİHS'nin 10. Maddesi'nin ihlal edildiği davaları incelemiştir (diğer kararlarla birlikte, bkz. Ceylan -Türkiye (BD), no. 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV; Öztürk - Türkiye (BD), no. 22479/93, § 74, AİHM 1999-VI; İbrahim Aksoy - Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, 10 Ekim 2000; Kar kın - Türkiye, no. 43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak - Türkiye, no. 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
AİHM bu davayı içtihat hukuku ışığında incelemiş ve Hükümet'in davanın seyrini değiştirebilecek herhangi bir delil ya da argüman sunmadığına karar vermiştir. Mahkeme, özellikle, makalede kullanılan ifadelerle makalenin yayınlandığı şartlar ve çevreye dikkat etmiştir. Bununla ilgili olarak Mahkeme, kendisine sunulan davayı çevreleyen olayları, özellikle de terörle mücadeleyle bağlantılı sıkıntıları gözönünde bulundurmuştur (bkz. İbrahim Aksoy, yukarıda anılan, § 60 ve Incal Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Reports o/Judgments and Decisions 1998-IV, s. 1568, § 58).
Rahatsızlık veren makale, geleneksel askere uğurlama törenlerini eleştirmektedir. Yazar, yazı diliyle, bu uğurlamalar çevresinde gelişen coşkunun, ilgili askerlerin bir kısmının yaşadığı ölüm ve sakat kalma gibi trajik sonların inkar edilmesi olduğunu açıklamaktadır.
AİHM, Askeri Mahkeme'nin, rahatsızlık veren makalenin ahlaki değerlerle kamu düzenine aykırı düşen ifadeler içerdiğine karar verdiğini kaydetmektedir.
AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarında temel alınan ve olduğu haliyle başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yeterli olarak addedilemeyecek unsurları incelemiştir (bkz. mutatis mutandis, Sürek - Türkiye (no. 4) (BD), no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM, özellikle, rahatsızlık veren makalede kullanılan sözcükler askerlik hizmeti aleyhinde çağrışımlar uyandırsa da, şiddet kullanımını, silahlı direnişi veya isyanı teşvik etmediğini ve söylemlerin nefret içermediğini, bununsa AİHM'nin nazarında dikkate alınacak temel unsur olduğunu gözetmektedir (bkz. karşılaştırmalı olarak, Sürek -Türkiye (no. 1) (BD), no. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger - Türkiye (BD), no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Ayrıca, düşüncelerin ifade edildiği bağlam, düşüncelerin olası etkileri göz önüne alındığında, pasifıst aktivist başvuranın, kısa süre sonra Kuzey İrlanda'ya gönderilecek birliklerin bulunduğu bir askeri kamptaki askerleri firar etmeye teşvik eden bir broşür dağıttığı Arrowsmith - İngiltere davasından ayrılabilir (bkz. Arrowsmith -İngiltere, no. 7050/75, Komisyon'un 12 Ekim 1978 tarihli raporu, Decisions and Reports (DR) 19, s. 5). Bu davada, rahatsızlık veren makale, genel kamuya açık halde satılan bir gazetede yayınlanmıştır. Makale, ne biçimi ne de içeriği itibarıyla, derhal askerden kaçmaya yönlendirmeyi amaçlamıştır.
AİHM, "zorunlu" sıfatının, AİHS'nin 10 § 2. Maddesi kapsamında, "acil sosyal gerekliliğin" var olduğunu ifade ettiğini yinelemektedir. Sözleşme'ye taraf olan Devletlerin, böyle bir gerekliliğin var olup olmadığını tayin etme konusunda belirli bir takdir payı bulunmaktadır, ancak bu takdir payı, kanunları ve bağımsız mahkemeler tarafından verilmiş olanlar da dahil olmak üzere bu kanunları uygulayan kararları kapsayan bir Avrupa denetim mekanizmasıyla eşgüdümlüdür. Bu nedenle AİHM'ye, "kısıtlama" nın AİHS'nin 10. Maddesi'nce korunan ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında nihai karar verme yetkisi verilmiştir.
AİHM, başvuranın cezai mahkumiyetinin, acil bir sosyal gerekliliği karşılamadığını göz önünde tutmaktadır. Buna göre müdahale, "demokratik bir toplumda zorunlu" değildir. Bu nedenle AİHS'nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran kendisini yargılayan Genel Kurmay Başkanlığı Mahkemesi'nin, Savunma Bakanlığı ve kendilerini atayan Genel Kurmay Başkanlığı'nın emir ve talimatları altında olan iki askeri hakim ve bir subaydan oluşması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, bir sivil olarak askeri hakimlerden oluşan bir Mahkeme huzurunda yargılanmak üzere bulunması zorunluluğu getirilmesinin, 6. maddenin ihlali anlamına geldiğini belirtmiştir. Başvuran ayrıca Askeri Yargıtay'a bağlı Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşlerinin bir nüshasının kendisine iletilmediği hususunda şikayette bulunmuştur. Bu hususun, AİHS'nin ilgili kısımları aşağıda kaydedilmiş olan 6 §§ 1. ve 3. (b) maddelerinin ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmüştür:
"Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından... görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
(b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
A. Kabuledilebilirlik
AİHM şikayetlerin, AİHS'nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez oldukları sonucuna varmak için hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduklarına karar verilmelidir.
B. Esaslar
1. Genelkurmay Başkanlığı Mahkemesi 'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
(a) Genel ilkeler
AİHM öncelikle, bir Mahkeme'nin AİHS'nin 6 § 1. maddesi uyarınca "bağımsız" olup olmadığının tespit edilmesi için diğer durumların yanı sıra (inter alia) üyelerinin atanma biçimine, görev sürelerine, dış baskılara karşı alınan önlemlerin varlığına ve Mahkeme'nin bağımsız olarak görünüp görünmediğine dikkat edilmesi gerektiğini yineler (bkz. Zolotas/Yunanistan, no. 38240/02, § 24, 2 Haziran 2005). Bir Mahkeme'nin tarafsızlığı, sözkonusu davanın özel koşullarında, bu bağlamdaki meşru şüpheleri ortadan kaldıran gerekli teminatların sağlandığını doğrulayan objektif bir yaklaşımla değerlendirilmelidir (bkz. Bulut/Avusturya, 22 Şubat 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-11, sayfa 356, § 31, ve Thomann/İsviçre, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-III, sayfa 815, § 30).
AİHM; bir yandan hukuki takibat ile idari takibat arasında; diğer yandan hukuki takibat ile cezai takibat arasında ayrımların yapılması gerektiğini gözlemlemektedir. Sözkonusu davaya ilişkin koşulların, cezai takibat koşulları ile aynı olması nedeniyle AİHM, incelemesini bu özel alanla sınırlı tutacaktır (hukuki veya idari bir davada askeri Mahkemelerin yargı yetkilerinin incelenmesi için, bkz., örneğin, Aksoy (Eroğlu)/Türkiye (karar), no. 59741/00, 3 Kasım 2005).
AİHM, 6 § 1. madde tarafından koruma altına alınan bağımsızlık ve tarafsızlık teminatlarına saygı duyulması halinde, AİHS'nin askeri Mahkemeleri, askeri personel aleyhinde suçluluk isnadında bulunmaktan alıkoymadığını yineler (bkz. Morris/İngiltere, no. 38784/97, § 59, AİHM 2002-1; Cooper-/İngiltere (BD), no. 48843/99, § 106, AİHM 2003-XII; ye Hakan Önen/Türkiye, (karar), no. 32860/96, 10 Şubat 2004).
Ancak iç mevzuatın, sözkonusu Mahkemelere sivilleri, suçluluk istinadında bulunarak yargılama yetkisini verdiği hallerde durum farklıdır.
AİHM, AİHS'nin, askeri Mahkemelerin yargı yetkilerini, sivil kişilerin dahil olduğu davalarda kullanmalarını kesinlikle sınırladığının varsayılmayacağım gözlemlemektedir. Ancak, bu tür bir yargı yetkisinin mevcudiyeti, özellikle titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır.
Ayrıca AİHM, daha önceki birçok davadan bir sivilin, eğer yalnızca kısmen askeri üyelerden oluşan bir Mahkeme huzuruna çıkmak zorunluluğu altında bulunduğuna özellikle önem vermiştir (bkz., Öcalan/Türkiye (BD), no. 46221/99, § 116, AİHM 2005-..., ve Şahiner/Türkiye, no. 29279/95, § 45, AİHM 2001-IX). Bu tür bir durumun, demokratik bir toplumda Mahkemelerin güven sağladığı kanısını ciddi biçimde sarstığına karar vermiştir (bkz., mutatis mutandis/üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Canevi ve Diğerleri/Türkiye, no. 40395/98, § 33, 10 Kasım 2004).
Bir Mahkemenin, yalnızca askeri üyelerden oluşması durumda geçerli olan bu kanı AİHM'yi, yalnızca çok istisnai durumlarda, bu tür Mahkemelerde siviller aleyhinde yapılan suçluluk isnadının, 6. madde ile uyumlu olduğuna karar verilebileceğini onaylamaya yöneltir.
AİHM bu yaklaşımında son on yıldır, askeri Mahkemelerin, sivillere suçluluk isnadında bulunmalarını sınırlayan bir eğilimin mevcut olduğunu onaylayan uluslararası seviyedeki gelişmelerden destek almaktadır (bkz., paragraf 22-25).
Bu bağlamda, ilgili BM alt komisyonuna sunulan, adaletin askeri Mahkemeler aracılığıyla uygulanması üzerine hazırlanan rapordan bahsedilmelidir. Raporun 4 No.lu maddesinde: "Askeri Mahkemelerin, prensip olarak, sivilleri yargılama konusunda yargı yetkisi bulunmamalıdır. Her koşulda Devlet, herhangi bir nitelikteki cezai bir suçla itham edilen sivillerin, sivil Mahkemelerce yargılanmasını garanti etmelidir" yazılıdır. Askeri Mahkemelerin, silahlı kuvvetler içerisinde düzen ve disiplini sağlama amacıyla çeşitli yasalarca kurulmuş olduğunu vurgulayan Amerika İnsan Hakları Mahkemesi de benzer bir görev üstlenmiştir (bkz., Cantoral Benavides/Peru, 18 Ağustos 2000, C Serisi no. 69, § 75). Bu nedenle, askeri Mahkemelerin yargı yetkileri, görevlerini icra ederken suç işlemiş askeri personeli kapsamalıdır.
AİHM; yargı yetkisinin, prensip olarak bir sivil toplum niteliği olması nedeniyle, ordunun, demokratik Devletlerin anayasal öngörülerinde sahip olduğu özel konumun, ulusal güvenlik alanıyla sınırlı tutulması gerektiğini belirtir. Benzer şekilde, silahlı kuvvetlerin iç düzenini ve hiyerarşik yapısını düzenleyen özel kuralların mevcut olduğunu da gözönünde bulundurur.
Askeri cezai adaletin gücü, bu tür bir durumu haklı çıkaracak, zorlayıcı nedenlerin bulunmadığı ve bulunsa bile, açık ve öngörülebilir yasal bir temele dayanmadığı müddetçe sivil kişileri kapsamamalıdır. Söz konusu nedenlerin mevcudiyeti, herbir özel davada kanıtlanmalıdır. İç mevzuatın, in abstracto, askeri Mahkemelere belli suç türlerini atfetmesi yeterli değildir.
Davaların bu tür bir tutumla, in abstracto, görüldüğü durumlarda, ilgili sivil vatandaşların konumu, sivil Mahkemelerce yargılanan vatandaşların konumundan farklı olabilir. Askeri Mahkemeler, AİHS standartları ile sivil Mahkemelerle aynı seviyede uyumlu olsa bile, farklı niteliklerine ve mevcut olma nedenlerine bağlı olarak muamelede görülen farklılıklar (bkz. paragraf 45), Mahkemeler huzurunda özellikle ceza davalarında mümkün olduğunca kaçınılması gereken eşitsizlik problemlerine yol açabilir.
Son olarak, sivil bir Mahkeme'nin, silahlı kuvvetler aleyhinde bulunmuş olduğu aktiviteler nedeniyle bir sivili yargılama yetkisine sahip olduğu durumlar, sözkonusu Mahkeme'nin tarafsızlığı hususunda makul şüphelerin doğmasına yol açabilir. Askeri bir Mahkeme'nin silahlı kuvvetler mensubu olmayan bir kişiyi yargılama yetkisine sahip olduğu adli bir sistemin, sözkonusu Mahkeme'nin bağımsızlığını temin eden yeterli teminatlar mevcut olsa dahi, Mahkeme ve ceza davasındaki taraflar arasında muhafaza edilmesi gereken mesafeyi sıfıra indirgediği varsayılabilir.
(b) Yukarıda belirtilen ilkelerin bu davaya uygulanması
Bu davada, başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına itiraz ederken ortaya koyduğu iddiaların olaylara ilişkin aynı unsurları temel alması nedeniyle tarafsızlık ve bağımsızlığa ilişkin konulan ayırmak güçtür. Bu nedenle, AİHM, bunları birlikte inceleyecektir (bkz., örneğin, yukarıda anılan, Şahiner § 37).
O amaçla, AİHM, ilk olarak, Türk mevzuatının AİHS ile uyumlu hale getirilmesi amacıyla değiştirilmiş olduğu yönünde Hükümet tarafından temin edilen bilgiyi göz önünde bulundurmaktadır. Ancak, görevinin davanın özel şartlarını değerlendirmekle sınırlı olduğunu belirtmekte; sözkonusu zamandan bu yana yerel mevzuatta değişikliklerin gerçekleşmiş olması sebebiyle davanın başvuran için artık geçerli bir kanuni hak oluşturmadığı kararına varabileceğini değerlendirmemektedir (bkz. Sadak ve Diğerleri - Türkiye, no. 29900/96, no. 29901/96, no. 29902/96 ve no. 29903/96, § 38, AİHM 2001-VIII).
AİHM, Askeri Mahkeme'nin kurumsal olarak yürütmeden bağımsızlığı konusunu daha önce inceleme fırsatı olmuş olduğunu ve askeri hakimlerin görevlendirilmesinin ve görevlerini ifa etmelerinde sağlanan korumaların AİHS'nin 6 § 1. maddesinin gerekleri ile uyumlu olduğu kararını verdiğini gözlemlemektedir (bkz. daha önce anılan, Hakan Önen).
Ancak, bu davanın şartları, Hakan Önen davasındaki şartlardan önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Hakan Önen, askeri hukuku ihlal etme suçundan askeri mahkeme tarafından yargılanmış bir subaydır. Aynı mahkeme suçlamaların benzer olduğu her iki davaya da bakmıştır. Örneğin, her iki dava da askerlik hizmetinden kaçmanın teşvik edilmesine ilişkindir. Ancak, bu davada, başvuran, orduya bağlılık vazifesi olmayan sivil bir kişi, bir gazete editörüdür. Dava dosyası, muhtelif yerel mevzuat hükümlerine bir dizi gönderme ile başvuranın hakkında yargılandığı yayımın "askeri suç" olarak sınıflandırılmış olduğunu ve bunun Askeri Mahkeme'de yargılanmasının tek nedeni olduğunu ortaya koymaktadır.
Yukarıda belirtilenlerin ve özellikle uluslararası düzeyde durumun ışığında, AİHM, askerlik hizmeti aleyhinde propaganda yapmaya ilişkin suçlarla itham edilen sivil bir kişi olarak yalnızca askeri personelden oluşan bir mahkemede yargılanan başvuranın, davada bir taraf olarak nitelendirilebilecek askeri hakimlerin huzuruna çıkmaktan endişe duymasının anlaşılır olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvuran, Askeri Mahkeme'nin gereksiz yere taraflı düşüncelerden etkilenebileceği konusunda haklı bir endişe duyabilir. Bu nedenle, başvuranın, sözkonusu mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin şüpheleri haklı olarak nitelendirilebilir (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan, Incal, s. 1573, § 72 in fine).
Dolayısıyla, AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
2. Cumhuriyet Başsavcısı' nın görüşünün bir nüshasının başvurana iletilmemesi
AİHM, daha önce benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir mahkemenin, yetki alanı içinde bulunan kişilere, hiçbir şekilde, adil yargılama sağlayamayacağı kararını verdiğini gözlemlemektedir.
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının ihlal edildiği kararını gözönünde bulunduran AIHM, AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayeti incelemek için bir gerekçe olmadığını değerlendirmektedir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45).
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
Başvuran 5.000 Euro (Euro) manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet aşırı olarak nitelediği bu talebe itiraz etmiştir.
Manevi tazminata ilişkin olarak, AİHM, başvuranın davanın olayları nedeniyle bir derece rahatsızlık hissetmiş olarak değerlendirilebileceği kanısındadır. Bu zarara karşılık başvurana 2.000 Euro tazminat ödenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
AİHM, kişinin, bu davada olduğu gibi, AİHS'nin gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını sağlamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumda, uygun tazmin yolunun, başvuran talep ettiği takdirde, başvuranın duruşmasının yeniden yapılması veya takibatın yeniden açılması olduğunu değerlendirmektedir (bkz., yukarıda anılan, Öcalan §210 in fine).
B. Mahkeme masrafları
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AİHM'de yaptığı mahkeme masraflarına karşılık 3.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet asılsız olması nedeniyle bu talebe karşı çıkmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu tüm bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde tutan AIHM, başvurana, tüm mahkeme masraflarını kapsamak üzere, 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermeyi makul değerlendirir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE, AIHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Askeri Mahkeme'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 6. maddesi uyarınca olan diğer şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. (a) Sorumlu Devlet'in, başvurana, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat ve mahkeme masraflarına karşılık 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) artı bu miktarlara tabi olabilecek her türlü vergiyi ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na dönüştürmek üzere ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine
KARAR VERİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 4 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy