(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2942 S. K. m. 38) (KADRİYE YILDIZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BÖREKÇİOĞULLARI (ÇÖKMEZ) VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI) (GANİ ÖZCAN - TÜRKİYE DAVASI) (NACARYAN VE DERYAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 53007/99 ve 71347/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (53007/99 ve 71347/01) nolu iki davanın nedeni dört T.C. vatandaşı, Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu, Reşit Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlunun (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 26 Temmuz 1999 ve 29 Eylül 1999 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Şanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1954, 1943, 1953 ve 1963 doğumlu olup Şanlıurfada ikamet etmektedir.
18 Mayıs 1970 tarihinde Şanlıurfa Cavsakta bulunan ve Savunma Bakanlığı tarafından kullanılan 733 parsel numaralı arazi tapuda Hazine adına tescil edilmiştir. Başvuranların babası bu tescilin iptali için Şanlıurfa Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır.
17 Kasım 1989 tarihinde Kadastro Mahkemesi bu talebi yerinde bulmuş ve taşınmazın başvuranların babası adına kaydedilmesine karar vermiştir. Yargıtay tarafından da onanan karar 2 Ocak 1991 tarihinde nihai hale gelmiştir. Bununla birlikte, arazi Savunma Bakanlığı tarafından kullanılmaya devam edilmiştir.
3 Şubat 1997 tarihinde mirasçı sıfatıyla tüm başvuranlar Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Savunma Bakanlığının (Bakanlık) kamulaştırmasız el attığı taşınmaz için tazminat davası açmışlardır. Bu tarihte sözkonusu 733 numaralı parselde Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlunun her biri 85/5760 (3.037 m2) ve Reşit Kahyaoğlu 1037/5760 (37.055 m2) hisseye sahipti.
19 Mart 1998 tarihinde Mahkeme, bilirkişi incelemelerinin ardından Bakanlığı tazminat ödemeye mahkum etmiş, bu bağlamda Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet Kahyaoğluna ayrı ayrı 20.500.000.000 TL (eski TL.) (o dönemde yaklaşık 86.651 ABD Doları) ve Reşit Kahyaoğluna 250.100.000.000 TL (o dönemde yaklaşık 1.057.148 ABD Doları) tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme 3 Şubat 1997 tarihinden sözkonusu ödemelerin yapılacağı tarihe dek geçecek süre için gecikme faizinin uygulanmasını kararlaştırmıştır.
Bakanlık tarafından yapılan temyiz başvurularını müteakip, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay kamulaştırmasız el atmanın 18 Mayıs 1970 tarihine kadar uzandığını ve sonuç itibarıyla, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinde öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı koşuluna uyulmadığına itibar etmiştir. Bu hüküm gereğince bir taşınmaza karşı açılan zilyetlik davası, hak düşürücü süre olan yirmi yılda zaman aşımına uğramakta ve bu süre mezkur taşınmazın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren işlemektedir. Başvuranlar bu süre zarfında başvuruda bulunmadıklarından, talepleri reddedilmiştir.
Mahkeme 17 Kasım 1998 ve 6 Nisan 1999 tarihli iki hüküm ile Yargıtayın kararı ile aynı doğrultuda hareket etmiş ve başvuranların taleplerini reddetmiştir. Başvuranların bu hükümlere karşı yaptıkları temyiz müracaatları sonuçsuz kalmış ve ilk derece mahkemesinin kararları sırasıyla 8 Nisan ve 14 Temmuz 1999 tarihinde nihai hale gelmiştir.
9 Şubat 2000 tarihinde, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinin uygulanmasına istinaden açılan başka bir dava kapsamında Yargıtay Hukuk Dairesi bu madde ile öngörülen zamanaşımı süresinin taşınmazın tapusunun edinildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğine itibar etmiştir.
Yargıtayın bu hükmünü dayanak alan başka bir mirasçı 733 numaralı parsel için mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme yapılan bu talebi dikkate almış ve 15 Mart 2002 tarihinde gerçekleştirilen bilirkişi incelemesine uygun olarak bu kişiye taşınmazın m2 piyasa değerini dikkate alarak 197.000.000 TL (o tarihte 113 Euroya karşılık gelmektedir) tazminat ödenmesine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi 10 Nisan 2003 tarihinde oybirliğiyle almış olduğu bir karar ile 2942 sayılı Kanunun 38. maddesini Anayasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.
25 Nisan 2003 tarihinde 733 numaralı parselin diğer ortak hissedarları da aynı şekilde tazminat talebinde bulunmuş ve Mahkeme taşınmazın m2 değerini 143.048.948 TL (o tarihte 82 Euroya denk gelmektedir) olarak tespit etmiştir.
HUKUK
I. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar mülkiyet haklarının ihlal edildiğinden yakınmakta ve bu bağlamda Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ve AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir. AİHM bu şikayeti yalnızca Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi çerçevesinde inceleyeceğini ifade etmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruların kabuledilemez olduğu itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, Yargıtay Hukuk Dairesinin 16 Mayıs 1956 tarihinde almış olduğu prensip kararına atıfta bulunmakta ve idare tarafından yapılan kamulaştırmasız el atma hallerinde, başvuranların iç hukukta zilyetlik davası ve tazminat davası olmak üzere başvuruda bulunabilecekleri iki ayrı başvuru yolunun mevcut olduğunu, oysa adı geçenlerin bu başvuru yollarını kullanmadıklarını savunmaktadır.
AİHM, hukuki süreç ile öngörülen başvuru yollarının yalnızca, tapu tescilinde yasadışı bir düzenleme olduğunda ya da maliklikle ilgili bir sorunun meydana gelmesi durumunda dava açılmasına imkân tanıdığı değerlendirmesinde bulunarak, geçmişte, benzer davalar çerçevesinde kendisine yapılan sözkonusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 26338/95, 20 Temmuz 2004). Oysa mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. AİHM, önceden ulaştığı sonucu teyit etmekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir. AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Başvuranlar hiçbir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın arazilerine kamulaştırmasız el atma yoluyla el konulduğunu ileri sürmekte, şu ana dek kendilerine herhangi bir tazminat ödenmediğini iddia etmektedir. Başvuranlar Yargıtayın 9 Şubat 2000 tarihli kararına atıfta bulunmakta ve Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, zira yirmi yılda zamanaşımının uygulanmasının yasaya aykırı bir durumu teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu arazinin askeri makamlar tarafından tamamen iyi niyetle kullanıldığını, zira arazinin tapu sicilinde Hazine adına kayıtlı olduğunu kaydetmektedir. Tapu sicilindeki kaydın iptal edilmesinin ardından da başvuranlar arazinin yasal malikleri olmuşlardır. Netice itibarıyla, bu durum hakkında bilgi sahibi olan başvuranların ya kamulaştırma talebinde bulunmaları ya da yirmi yıllık zamanaşımı süresinden önce yetkili mahkemeler nezdinde tazminat davası açmaları gerekirdi. O dönemde iç hukuktaki ilgili 221 sayılı Kanuna ve 2942 sayılı Kanunun 38. maddesine atıfta bulunan Hükümet, taşınmazın idareye tahsis edilmesi ve başvuranların bu araziyi hiçbir zaman kullanmamaları nedeniyle adı geçenlerin şahsi ve ayni haklarını yitirdiklerini savunmaktadır.
AİHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelediğini ve 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin uygulanması nedeniyle mülkiyetten yoksun bırakmadan dolayı Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 73016/01, 10 Ekim 2006, Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 58650/00, 19 Ekim 2006). AİHM, sözkonusu hükmün uygulanması ile ilgili olarak, Hükümetin işbu kararda farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığını tespit etmektedir.
AİHM, 38. maddenin mevcut davaya uygulanmasının, tapularının iptal edilmesi nedeniyle başvuranların tazminat elde etme imkânından yoksun kalmasına yol açtığı kanaatindedir. Kamu yararının gerektirdikleri ile kişisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi koruma imkânı sağlayan hiçbir tazminat işlemi gerçekleştirilmediğinden böylesi bir müdahale ancak keyfi olarak nitelendirilebilir.
Bu itibarla Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Maddi tazminat
Başvuranlar 6 Ekim 2005 tarihli bir yazı ile 733 numaralı parselin başka bir ortak malikinin açtığı dava kapsamında düzenlenen 15 Mart 2002 tarihli bilirkişi incelemesine göndermede bulunarak kamulaştırma tazminatının saptanmasında taşınmazın m2 değerinin 197.000.000 TL olduğunun ve buna gecikme faizinin eklenmesi gerektiğinin dikkate alınmasını talep etmektedir. Başvuranlar Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu için ayrı ayrı 288.706 Euro maddi tazminat ve Reşit Kahyaoğlu için 3.522.557 Euro maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Başvuranlar daha sonra 13 Şubat ve 12 Mart 2008 tarihlerinde maddi tazminat taleplerini düzeltmişler ve Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlunun her birinin güncel maddi kaybının 343.830 Euro ve Reşit Kahyaoğlunun maddi kaybının ise 4.195.000 Euro olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranlar talepleri doğrultusunda Şanlıurfa Emlakçılar Odası tarafından 11 Mart 2008 tarihinde hazırlanan ekspertiz incelemesine göre arazinin m2 değerinin 500 ila 600 Yeni Türk Lirası (YTL)1 (yaklaşık 265 ve 315 Euro) olduğunu ifade etmişlerdir. Buna dayalı olarak Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu arazilerinin mevcut satış değerinin 1.670.000 YTL (869.791 Euroya karşılık gelmektedir) ve Reşit Kahyaoğlu ise taşınmazının satış değerinin 20.652.500 YTL (yaklaşık 10.756.510 Euro) olduğunu öne sürmüştür.
Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.
Öncelikle, başvuranların nakdi kaybını değerlendirmede AİHM açısından ciddi bir güçlüğün bulunduğunu tespit etmek gerekmektedir. Bilahare, AİHM, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alındığı şekli ile başvuranların hakkına yönelik olarak yapılan ihlalin, ulusal mahkemeler tarafından daha önce kabul edilen ve telafi edilen bir sorundan kaynaklandığını gözlemlemektedir. Bu hususta AİHM, yükümlülüğün ötesinde, AİHSnin 13. maddesi uyarınca savunulabilir şikayeti olan her kişiye ulusal bir mahkeme önünde etkili başvuru yolu sunulmasını ve Devletlerin, tespit edilen ihlallerden doğan sorunları çözme genel yükümlülüğünü hatırlatan ulusal başvuru yollarının iyileştirilmesine ilişkin 12 Mayıs 2004 tarihli Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına atıfta bulunmaktadır (Broniowski-Polonya, 31443/96). Bu bağlamda AİHM, durumuna en uygun şekilde başvuranların nakdi kaybını değerlendirmek için ulusal mahkemelerin en uygun mercileri oluşturduğu kanaatindedir. Sonuç olarak AİHM, bir tazminat davasının ya da tazminat ödenmesi ile sonuçlanacak kamulaştırılan taşınmazların değer tespit davasının, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlalinde en uygun telafi yolunu oluşturduğu kanaatine varmaktadır (mutatis, mutandis, Gençel-Türkiye, başvuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
Anayasa Mahkemesinin kararından önceki dönemi kapsayan böyle bir dava sözkonusu olmadığından, AİHM, daha önce, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (başvuru no: 26338/95, 31 Mayıs 2005) kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı taşınmazın başvuranın elinden alınmasının hukuki değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan, idarenin taşınmazların değerini tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada iç hukuktaki mahkemeler 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranların tazminat taleplerini reddetmiş ve hiçbir karşılık vermeksizin AİHMnin ulaştığı Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinin dayanağını oluşturmuşlardır. Sonuç itibarıyla, AİHM mümkün olabildiğince götürü bir meblağa hükmetmenin yerinde bir karar olacağını kaydetmekte ve bu meblağın prensip olarak tazminat edinme meşru beklentilerine yönelik mülk kıymetine karşılık geleceğine itibar etmektedir (Bkz. Gani Özcan-Türkiye kararı, no: 11189/04, 4 Kasım 2008). AİHM bu bağlamda, dosyada bulunan ve taraflarca sunulan kanıt unsurlarının tamamını dikkate alacaktır.
Dava dosyasında yer alan verilerden 19 Mart 1998 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinin bilirkişi incelemelerinin ardından Savunma Bakanlığını tazminat ödemeye mahkum ettiği anlaşılmaktadır. Sonuç itibarıyla AİHM, sunulan deliller ışığında ve hakkaniyete uygun olarak Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet Kahyaoğlunun her birine 90.000 Euro ve Reşit Kahyaoğluna 1.060.000 Euro tazminat ödenmesini uygun görmektedir.
B. Manevi tazminat
Başvuranlar, diğer aile fertlerinin içtihadın yön değiştirmesinden ve yasal değişiklikten yararlandıkları halde kendilerinin uzun yıllar boyunca herhangi bir tazminat elde etmelerinin olanaksız olması dolayısıyla yaşadıkları umutsuzluk ve haksızlığa uğramış hissiyatının telafi edilmesi bakımından manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Bu yönde başvuranların her biri 20.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözü edilen hükümlerin iptaliyle birlikte başvuranlara haklarının tanınmamasının yarattığı tatminsizlik nedeniyle başvuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradıklarını kabul etmektedir. AİHM hakkaniyete uygun olarak başvuranlara ayrı ayrı 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
C. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar yargılama masraf ve giderleri için rakam telaffuz etmeksizin bu konuyu AİHMnin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet ispat edici belgelerin yokluğunda yargılama giderleri için herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığını belirtmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu başvuruda başvuranların öne sürmüş oldukları taleplerini destekleyici bir belgenin yokluğunda ve sözü edilen kıstaslar ışığında AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin bu talebi reddetmektedir (Bkz. Nacaryan ve Deryan-Türkiye (adil tatmin) kararı no: 19558/02 ve 27904/02, 24 Şubat 2009).
D. Gecikme faizi
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine ve başvuruların kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;
i. Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet Kahyaoğlunun her birine 90.000 (doksan bin) Euro ödenmesine;
ii. Reşit Kahyaoğluna 1.060.000 (bir milyon altmış bin) Euro ödenmesine;
iii. başvuranların her birine 1.500 (bin beş yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
iv. belirtilen bu miktarların yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy