(AİHS m. 8, 27, 34, 41, 44)
(Özel Hayatın Dokunulmazlığı Hakkının İhlali İddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire Kararı
Başkan: Nicolas Bratza Üyeler: M. Pellonpää, A. Pastor Ridruejo, E. Palm, M. Fischbach, J. Casadevall ve S. Pavlovschi
Başvuru No: 58496/00
Karar Tarihi: 18 Şubat 2003
(Kararı Fransızca aslından çeviren: Bekir SÖZEN, Raportör, Anayasa Mahkemesi)
Bu davada bir İspanyol vatandaşı olan başvuru sahibinin işlediği bir dizi suç nedeniyle, aralarında kendi telefonu ile suç ortaklarının telefonlarının da bulunduğu, bazı telefon hatları dinlenmiştir. Başvuru sahibi, özel hayatın dokunulmazlığı konusunun düzenlendiği Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
İspanya'da 1988 yılından önce iletişim alanında Ceza Usul Kanununda sadece yazılı posta ve telgraf iletişimi hakkında hükümler bulunmakta iken, 1988 yılında Ceza Usul Kanununun ilgili maddelerinde değişiklikler yapılarak, telefon dinlemesi konusunda da bazı hükümler getirilmiştir.
Mahkeme, önceki yasayı, getirilen bu değişiklikleri ve başvuru sahibinin olayını, Sözleşmenin 8. maddesi ve daha önce bu konudaki kendi içtihatları çerçevesinde incelemiştir.
Kararda atıf yapılan Valenzuela Contreras davasında Mahkeme, olayların geçtiği dönemde İspanyol hukukunda bu alanda yetkililerin takdir yetkisini kullanma genişliğinin ve özelliklerinin yazılı veya yazısız olarak yeterli açıklıkla belirtilmemesi nedeniyle, 8. maddeye aykırılılık saptamıştır. Ancak bu davadaki olaylar, Ceza Usul Kanununda yapılan değişikliklerden sonra gerçekleşmiştir.
Bu kararda iletişimin gizliliği konusunda tespit edilen ihlal; telefon dinleme ile ilgili önlemin yürütülme süresinin sınırlarının belirtilmemesi ve münhasıran mahkemenin kaleminin yetkisine bırakılan görev olan, elde edilen konuşmaları kaydeden tutanakları saptama koşullarıdır. Bu yetersizlikler aynı şekilde, gerçekleştirilen kayıtlara dokunmadan ve tam olarak iletmek için alınması gereken önlemleri de ilgilendirmektedir. Mahkemeye göre Ceza Usul Kanunu bu konuda hiçbir hüküm içermemektedir. Bu durum İspanya Yüksek Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi tarafından da belirtilmiştir.
Her ne kadar bu iki Yüksek Mahkeme, telefon dinlemesi konusunda bir takım ilkeler ortaya koymuş ise de, ortaya konulan bu ilkeler başvuru sahibinin telefonunun dinlenmesinden sonradır.
Mahkeme ise oybirliğiyle;
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Davalı Devletin başvuru sahibine Sözleşmenin 44/2. maddesine göre bu kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde KDV eklenerek 7.000 Euro ödemesine;
b) Yıllık gecikme faizi oranının anılan sürenin bitiminden ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının en düşük kredi faizinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına;
3. Tazminat talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Valenzuela Contreras v. İspanya
2. Kruslin v. Fransa
3. Huvig v. Fransa
4. Christine Goodwin v. Birleşik Krallık
PROSEDÜR
1. Davanın kökeninde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca bir İspanya vatandaşı olan Sayın José Ramón Prado Bugallo (başvuru sahibi) tarafından bu ülkeye karşı 9 Mayıs 2000 tarihinde Mahkemeye yaptığı bir başvuru (no 58496/00) bulunmaktadır.
2. Başvuru sahibi, Mahkemede, Madrid'de bir avukat olan Bayan Emilio Ginés Santidrián tarafından temsil edilmiştir. İspanya Hükümeti (Hükümet) ise Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları Bölümü başkanı olan Sayın Javier Borrego Borrego tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru sahibi özellikle, özel yaşantısına saygı hakkına zarar veren telefon dinlenmesiyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvuru, Mahkeme İçtüzüğünün 52/1. maddesine göre Mahkemenin Dördüncü Dairesine verilmiştir. Sözleşmenin 27/1. maddesine göre davayı görmeye yetkili olan Daire, Mahkeme İçtüzüğünün 26/1. maddesi uyarınca oluşturulmuştur.
5. Daire 6 Eylül 2001 günlü kararıyla Sözleşmenin 8. maddesine göre yapılan şikayetler konusunda Hükümetin mütalaası için tebligat yapılmasına karar vermiş ve bunun dışında kalan hususlar bakımından başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
6. 1 Kasım 2001 tarihinde, Mahkeme, Dairelerin oluşumunda değişikliklere gitmiştir (Mahkeme İçtüzüğünün 25/1. maddesi). Bu dava yine Mahkeme İçtüzüğünün 52/1. maddesine göre Dördüncü Daireye verilmiştir.
7. Daire 16 Nisan 2002 günlü kararıyla başvurunun kalan kısmını kabul edilebilir bulmuştur.
8. Taraflar davanın esası hakkında yazılı mütalaa vermemiştir.
9. 17 Eylül 2002 tarihinde, Hükümet, bu davada dostane çözümüm düşünülmediğini Mahkemeye bildirmiştir.
10. 22 Ekim 2002 tarihinde Daire tarafların görüşünü aldıktan sonra davanın esası hakkında duruşma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
11. 20 Kasım 2002 tarihinde ise, başvuru sahibi adil tatmin konusunda taleplerini sunmuş, Hükümet de, bu bağlamda düşüncesini bildirmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
12. Başvuru sahibi olan José Ramón Prado Bugallo, Kambados'ta ikamet eden 1956 doğumlu bir İspanyol vatandaşıdır.
1. Davanın ortaya çıkışı ve soruşturmanın gelişimi
13. Panama, Galice ve Anvers'de merkezleri bulunan bir çok sigara ithalat ve ihracat şirketinden oluşmuş geniş bir ekonomik yapının başında bulunan başvuru sahibi, İspanya'da geniş bir işbirliği ağına sahip bulunmaktadır.
14. 1990 yılının sonunda, Audiencia Nacional'ın sorgu hakimi uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili olarak bir soruşturma açmıştır. Bu soruşturma çerçevesinde sorgu hakimi, İçişleri Bakanlığının talebi üzerine Ceza Yargılaması Kanununun 579/3. maddesi uyarınca, 28 Eylül 1990 tarihinde, uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılı suç oluşturan eylemlere karıştığından şüphelenilen pek çok kimsenin telefon hatlarının otuz gün boyunca dinlenilmesini emretmiştir. Hakim aynı şekilde, her on beş günde bir ve her defasında süre uzatımının talep edilmesi koşuluyla kayıt bobinlerinin ve bunların kayıtlarının 5 Şubat 1988 tarihli Yüksek Mahkeme kararında belirtilen direktiflere uygun olarak tetkik edilmesi için kaleme teslim edilmesini emretmiştir. Sözü edilen 15 günlük sürede ne bobinleri ve ne de kayıtları alamayan sorgu hakimi 24 Ekim 1990 tarihinde dinlemenin kesilmesini emretmiştir.
15. 23 Kasım 1990 tarihinde sorgu hakimi, başvuru sahibi tarafından yönetilen kokain kaçakçılığı ağına dahil olduklarından şüphelenilen pek çok gerçek ve tüzel kişi adına kayıtlı telefon hatlarının dinlenmesini emretmiştir. Bir kez daha hakim gerçekleştirilen kayıtların teyit edilmesi için her on beş günde bir kaleme verilmesini emretmiştir.
16. 1990 Aralık ve 1991 Ocak aylarında hakim, kayıtların mahkemenin kalemi tarafından kontrolü ile ilgili olarak her defasında aynı koşullara tabi olmak üzere, Ceza Yargılaması Kanununun 579/3. maddesine dayanarak başka telefonları da dinlemeyi emretmiştir.
17. Yoğun polis soruşturması sonucunda 19 ve 20 Ocak 1991 tarihlerinde, başvuru sahibi ve işbirlikçileri polis tarafından yakalanmışlardır. Bu soruşturmaların sonucunda, başvuru sahibinin işbirlikçileri tarafından kullanılan bir araç içinde gizlenmiş ve ayrıca pek çok apartman dairesine önemli miktarda saklanmış kokain polis tarafından ele geçirilmiştir. Bundan başka, başvuru sahibinin işbirlikçileri tarafından kiralanan malların gizlice taşınması için donatılmış bir kamyon da aynı şekilde ortaya çıkarılmıştır.
2. Audiencia Nacional Önündeki İşlemler
18. Soruşturmanın sonunda başvuru sahibi işbirlikçileri ile birlikte Audiencia Nacional'ın ceza dairesi önüne çıkarılmışlardır. Başvuru sahibi birçok cürüm ile suçlanmıştır: uyuşturucu kaçakçılığı, kaçakçılık, mali suçlar, yazıda sahtecilik ve rüşvet verme. Başvuru sahibi savunma dilekçesinde, işlemlerin bazılarının geçersiz olduğunu belirtmiş ve özellikle de hukuka aykırı olarak ele geçirildiğini iddia ettiği telefon dinlenilmesi sonucunda elde edilen kanıtların geçersiz olduğunu iddia etmiştir.
19. Kamuya açık bir duruşma yapılmasından sonra, 26 Haziran 1993 tarihinde vicahi olarak verilen bir kararla, Audiencia Nacional başvuru sahibini uyuşturucu kaçakçılığı, yetkisiz olarak para transferi ve yazıda sahtecilik suçlarından sorumlu tutmuş ve 20 yıl 3 ay hapis cezası ve bir dizi para cezası ile mahkum etmiştir. Bunlardan bir kısmı hapsen tazyik cezasını içermektedir. Mahkeme, başvuru sahibini mahkum ederken, polis tarafından elde edilen telefon dinleme kayıtlarına, yaptırılan bilirkişi incelemesine ve soruşturma sırasında toplanan maddi kanıtlara dayanmıştır.
20. Telefon dinlemelerinin geçersizliği iddiaları hakkındaki savunma ile ilgili olarak, Mahkeme, bu istisnai ön sorunu aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir:
"(
) Şimdiye kadarki deneyimler, değişik iletişim teknikleri ile dinleme uygulamasının, kamu yetkililerinin bu modern suç biçimine (uyuşturucu kaçakçılığına) karşı savaşında etkili bir çıkış yolu oluşturduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, bu metotlar tüm sosyal demokrasiler tarafından garanti altına alınan haklardan olan iletişimin gizliliği konusundaki anayasal hakkı etkileme riski taşımaktadır (
)
2. Bu risk, usul kurallarının eski olması nedeniyle, günümüzdeki durumları öngörmemiş olan bizim yargı sistemlerimiz gibi yargı sistemlerinde açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu durumun, bu konuda yürürlükte olan İspanyol pozitif hukukunu oluşturan 25 Mayıs 1988 tarihli 4/88 sayılı organik kanun ile Ceza Yargılaması Kanununun 579/2-3. maddesinde yapılan değişiklikle müphem ve gecikmeli olarak kısmen düzeltildiği gerçektir (
)
Bu pozitif hukukun eksiklikleri, ulusal ve uluslararası üst hukuk kuralları ile Yüksek Mahkemenin ve Anayasa Mahkemesinin son zamanlardaki kararları ile - özellikle de Yüksek Mahkemenin 2. Dairesinin 18 Haziran 1992 günlü kararıyla, yukarıda anılan içtihatlarla ve (
) 2 Haziran ve 17 Ekim 1992 tarihli kararlarla - giderilmiştir.
(
) Mahkeme incelemesini, duruşma sırasında karşı çıkmalara sunulan deşifrenin aydınlatılan ve çelişkisi ortaya konulan söz konusu kişilerle ilgili telefon dinlemeleri ile sınırlandırmalıdır (
)
Aslında, 25 Mayıs 1988 tarihli 4/1988 sayılı organik kanundan sonra çıkarılan ve İspanyol Anayasanın 18/3. maddesini açıklayan Ceza Usul Kanununun 579. maddesi, eksiksiz bir düzenleme yapmamakta, ancak şunları tespit etmekle yetinmektedir: a) dinleme kararının kapsadığı form (Yargı Yetkisine Dair Organik Kanunun 248/2. maddesi); b) dinlemenin süresi ve gerekçeleri (üç aylık süre, bu süre her defasında 3 aya kadar uzatılabilir); c) söz konusu önlemin amacı (bu yollarla bulguları elde etme) ve d) önlemin kabul edildiği davalar. Yani incelemeye konu olan bir kişinin varlığı veya bu kişi ile ilgili olarak cezai sorumluluğun ipuçlarının varlığı. Bu pozitif kurallar, ilgili içtihatların doğurduğu gerekliliklerle tamamlanmaktadır: 1. kararların içeriği (telefon numarası, abone, konut ve süresi); 2. kalem tarafından teyit edilmesi ve karşılaştırılması suretiyle kasetlerin periyodik olarak sunulması ve deşifresi; 3. dinleme ve kayıtları gerçekleştiren memurlar tarafından onaylama; 4. sanıklar hakkında bilgi ve gerekirse sesin tanınması için bilirkişi incelemesi, 5. kayıtların duruşma sırasında yeniden okunması, diğer ilkeler yanında vicahilik ilkesi, savunmanın hakları; 6. polis memurlarının yemin ile ifadelerinin alınması ve 7. dinlemenin bitirilmesini emreden yargısal kararın ilgili kişiye bildirilmesi veya açıklanması zorunluluğu. Oysa, bu durum karşısında, tüm telefon dinlemeleri karşıt incelemeye tabi kılınmış ve az ya da çok yukarıda anılan koşullar sağlamıştır. Aslında, tüm dinlemeler yeteri kadar gerekçelendirilmiş ve orantılı olarak yargı kararlarıyla gerçekleştirilmiş, soruşturma konusu olan suçun ciddiyeti ve sanıkların muhtemelen suça bulaşmış olmaları göz önüne alınmıştır. Tüm bu detaylar alınan kararlara meşruiyet sağlamaktadır.
Aynı şekilde söz konusu dinlemeler; süre, polise havale edilmesiyle yürütülme biçimi, fiilen yargının kontrolü altında gerçekleştirilmesi, kasetlerin ve bunların deşifresinin ortaya konulması ve yargısal yemin ile teyit edilmesi bakımından yürürlükteki mevzuatın gerektirdiği koşullara uygunluk göstermektedir.
Bununla birlikte, (
) Daire; dosyada bulunan belgeleri inceledikten sonra, ortaya konulan materyal ile ilgili bir kısım objektif donelerin - bobinlerin orijinallerinin mi, yoksa kopyalarının mı söz konusu olduğu, telefon numaralarını ve yerlerini, materyalin tespitini kolaylaştıran diğer tarih ve doneleri belirleme gerçeği gibi - sadece soruşturma sırasında değil, ayrıca, özellikle yargılama aşamasında da dosyada bulunmadığına işaret etmektedir. Böyle olunca, Mahkeme, elde bulunan kasetlerin bütününün sorgu hakimi tarafından gönderildiğini teyit ettikten ve elde bulunan materyal böylece tespit edildikten sonra, başlangıçtaki şüphelerinden vazgeçmiştir.
(
) Bundan başka, Mahkeme, mahkumiyetle ilgili diğer kanıtlarla birlikte duruşmanın başlangıcında kendisine ulaşan kasetlere rağmen, kasetlerin tamamını dinlemenin uygun olduğu kanısında değildir. Çünkü, bu kasetlerin sayısı ve süresi göz önüne alındığında bu durum duruşmaların yapılmasında açık ve zararlı bir gecikmeye neden olabilecek ve böylece duruşmanın normal seyrini gerçekten engelleyen bir ortam oluşturacaktı. Bununla birlikte, taraflar duruşma sırasında ortaya konulan kayıtların dinlenme talebini yenilememişlerdir. Bundan dolayı, yazılı dokümanın okunması, bu konuda uygulanan hükümlerin gereklerini yerine getirmiş olmaktadır.
5. Bu gerekçeler savunma tarafından ileri sürülen butlan talebinin reddini ve yargılama aşamasında kayıtların çelişkili olduğu ile ilgili sanıkları ilgilendiren telefon dinlemelerinin tamamen geçerli olduğunu düşünmeyi gerektirmektedir (
)"
3. Yüksek Mahkemede Temyiz
21. Başvuru sahibi, bu kararı Yüksek Mahkemede temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, özellikle suçsuzluk karinesi ilkesine zarar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının (Anayasanın 24. maddesi) ve davanın esası ile ilgili aklanma konusunda kanıtları kullanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Aynı zamanda, polisin yaptığı soruşturma ve yargılama aşamasında gerçekleştirilen soruşturma sırasında gerçekleştirilen telefon dinlemelerinin iletişimin gizliliği hakkını (Anayasanın 18. maddesi) ihlal ettiğini iddia etmiştir.
22. Yüksek Mahkeme, 31 Ekim 1994 tarihli kararıyla, temyiz edilen kararı borç için hapis cezası ile ilgili kısmı dışında onamıştır. Telefon konuşmalarının yasallığı konusunu incelerken, Yüksek Mahkeme, en başta Anayasanın 18/3. maddesi ile garanti altına alındığı gibi yargısal bir karar ile mektup, telgraf ve telefon gibi iletişimin gizliliği hakkına aykırı hareket edilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme, ayrıca, yetersiz olarak nitelendirdiği uygulanabilecek yasa dışında (Ceza Usul Kanununun 579. maddesi), mahkemelerin Anayasa Mahkemesi tarafından 1984, 1987, 1988, 1990 ve 1992 yıllarında verilen bir çok kararı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Klass, Schenk, Malone, Kruslin ve Huvig davalarında verdiği kararları dikkate aldıklarını da belirtmiştir. Davanın esasında telefon dinlemelerinin oluşturduğu müdahalenin orantılığı konusunu inceleyen Mahkeme; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına atıf yaparak büyük ölçekte ve organize olmuş uyuşturucu kaçakçılığı gibi bir suçun ağırlığına göre söz konusu müdahalenin haklı olduğuna karar vermiştir. Telefon dinlemeleri konusunda yasal koşulları, özellikle de bu önlemin yargısal olarak kontrol edilmesinin gerekliliğini ve elde edilen konuşmaların değerlendirme koşullarını hatırlattıktan sonra, Mahkeme; davanın esasında itiraz edilen önlemin ceza soruşturması çerçevesinde alındığını ve hakim tarafından karar verilerek kontrol edildiği sonucuna varmıştır. Elde edilen konuşmaların deşifresinin mahkemenin kalemi tarafından teyit edildiğini görmüştür. Bunun dışında, Mahkeme, başvuru sahibinin kayıtlı konuşmaları içeren kasetlerin dinlenmesi talebini l'Audiencia Nacional'da yapılan duruşma sırasında yenilememiş olduğunu ve yazılan belgelerin okunmasının yasal olarak yeterli olduğuna karar vermiştir. İletişim alanında iki bilirkişinin telefon konuşmaları hakkında bilirkişi raporu hazırlamaları amacıyla atanması talebinin sorgu hakimi tarafından reddedilmesini inceleyen Mahkeme, başvuru sahibinin bu talebinin reddedilmesine resmi olarak karşı çıkmadığını ileri sürmüştür. Sonunda Mahkeme, başvuru sahibinin yeterli kanıtlara dayanılarak mahkum edilmiş olduğu sonucuna varmıştır.
4. Anayasa Mahkemesi önündeki Amparo Başvurusu
23. Anayasanın 24/1,2. maddesinden (adil yargılanma hakkı ve suçsuzluk karinesi ilkesi) ve 18/3. maddesinden (iletişim hakkına saygı hakkı) söz eden başvuru sahibi, Anayasa Mahkemesi önünde amparo başvurusu yapmıştır. Başvuru sahibi, özellikle, sorgu sırasında, daha sonra da l'Audiencia Nacional önündeki duruşma sırasında elde edilen konuşma kayıtlarını içeren kasetlerin dinlenme isteminin reddedilmesine itiraz etmiştir. Ayrıca, telefon konuşmaları konusunda bir bilirkişi raporu hazırlanması amacıyla iletişim alanında iki bilirkişi atanması talebinin sorgu hakimi tarafından reddedilmesinden de şikayetçi olmuştur. Anayasa Mahkemesi 20 Aralık 1999 tarihli kararı ile amparo başvurusunu reddetmiştir. Anayasanın 18/3. maddesi ile ilgili şikayetle ilgili olarak telefon dinlenmesi konusunda ortaya konulan Anayasal gereklilikleri hatırlattıktan sonra, Yüce Mahkeme, şu gerekçelere yer vermiştir:
"(
) Bu davada, usul işlemlerinin incelenmesi savcılığın belirttiği şekilde telefon dinlemelerinin gerekli koşullara uygun bulunduğunu ortaya koymaktadır. (
) Aslında, 23 Kasım 1990 tarihinde 5 numaralı merkezi sorgu halimliği tarafından karar verildiği gibi, telefon konuşmasının ilk defa elde edilmesi derdest başka bir davada (no 13/90, aynı şekilde uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle başvuru sahibine karşı açılan dava) aynı hakim tarafından gerçekleştirilen işlemler çerçevesinde olduğuna göre gerekçeden yoksun değildir. (
) Bu davada, uyuşturucu kaçakçılığı örgütünün dal budak salması ve muhtemelen önemli miktarda kokain elde edilmesi konusunda soruşturma yapılması için önemli bilgileri toplamayı kolaylaştırabilecek bir önlem olduğu düşüncesiyle telefon numaralarının ve abonelerin belirtilmesi suretiyle pek çok telefonun dinlenmesine izin verilmiştir. Daha sonraki dinlemelere de aynı sorgu hakimi tarafından, her defasında uyuşturucu kaçakçılığı konusunda yargısal bir soruşturma çerçevesinde belli bir süre için (genel olarak bir ay olarak) belirtilen telefon hatları ile ilgili olarak karar verilmiştir.
Dinleme konusunda yetki veren tüm kararlar, polisin yapılan dinlemeleri her on beş günde bir getirmesi yükümlülüğünü ve her defasında uzatma talebinin istenmesini ve mahkemenin kalemi tarafından kasetlerin teyidi için kasetleri ve deşifreyi ortaya koymaktadır (
) Bu bağlamda, işlem dosyası kasetlerin makbuzunu ve kaydedilen kasetlerin ve bunların deşifresinin kalem memuru tarafından teyit edilmesi ile ilgili tutanakları içermektedir (
) Bunun dışında, telefon dinlemelerini uzatma kararları önlemin uzatılmasının gerekliliğini, yani soruşturma konusu olayların karmaşıklığını haklı çıkarmaktadır (
)
Sonuç olarak ve yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi içtihatlarına uygun olarak bu davada, yani mevzuatımızın ciddi olarak kabul ettiği bir suç konusundaki soruşturmada, İspanyol Anayasasının 18/3. maddesinin ihlali söz konusu değildir. Böylece, telefon dinlemeleri, yargısal denetimin, yasalara uygunluğun ve orantılılığın gereklerine uygundur (
)
Bunun dışında, iddia edilen düzensizliklerin hemen hemen tamamı, öncelikle başlangıçta soruşturma sırasında, daha sonra da duruşma esnasında sorgu hakimi tarafından emredilen dinlemelerin sonucu olan usulü ilgilendirmekte, ancak iletişiminin gizliliğinin özüne dokunmamaktadır. (
)"
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Telefon Dinleme ile İlgili Hükümler
a) Anayasa
Anayasanın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 10/2
"Anayasada tanınan temel hak ve özgürlüklerle ilgili kurallar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve İspanya tarafından bu alanda onaylanan uluslararası anlaşma ve sözleşmelere uygun olarak yorumlanacaktır."
Madde 18/3
"İletişimin, özellikle de posta, telgraf ve telefon iletişimi gizliliği, yargısal kararlar dışında garanti altındadır."
Madde 96
"Usulüne uygun olarak sonuçlandırılan uluslararası anlaşmalar İspanya'da resmi olarak yayımlandıktan sonra iç hukukun bir parçasını oluştururular (
)"
b) Ceza Usul Kanunu
25 Mayıs 1988 tarihli 4/1988 sayılı organik Yasanın Yürürlüğe Girmesinden Önce
Kapalı bir yere girme ve arama, kitapların ve yazılı belgelerin incelenmesi, yazılı gönderilerin ve telgraf gönderilerinin açılması ve alınması ile ilgili Ceza Usul Kanununun II. Kitabının VIII. başlığındaki hükümler arasında yazışma ile ilgili olanlar aşağıdaki gibidir:
Madde 579
"Eğer bir davada önemli gerçeklerin veya ayrıntıların ortaya konulması veya teyidi yoluyla elde edilebileceğini düşündüren ipuçları bulunmakta ise; hakim soruşturma konusu kişiye gönderilen veya bu kişi tarafından alınan özel yazışmaların, posta veya telgraf gönderilerinin müsaderesine karar verebilir."
Madde 581
"Yazışmaları müsadere eden memur bunları derhal sorgu hakimine ulaştıracaktır."
Madde 586
"İşlem, yazışmanın bizzat hakim tarafından açılması yolu ile gerçekleştirilecektir (...)"
Madde 588
"Yazışmanın açılması karar ile saptanacaktır (...). Bu karar sorgu hakimi, kalem memuru ve huzurda bulunan diğer kişiler tarafından imzalanacaktır."
25 Mayıs 1988 tarihli, 4/1988 sayılı organik Yasanın Yürürlüğe Girmesinden Sonra 4/1988 sayılı organik Yasa II. kitabın VIII. bölümündeki 553. ve 579. maddelerini değiştirmiştir (yukarıdaki 30 Paragraf). 579. madde şu hükmü taşımaktadır:
"1. Eğer bir davada önemli gerçeklerin veya ayrıntıların ortaya konulması veya teyidi yoluyla elde edilebileceğini düşündüren ipuçları bulunmakta ise; hakim soruşturma konusu kişiye gönderilen veya bu kişi tarafından alınan özel yazışmaların, posta veya telgraf gönderilerinin müsaderesine karar verebilir.
2. Eğer bir davada önemli gerçeklerin veya ayrıntıların ortaya konulması veya teyidi yoluyla elde edilebileceğini düşündüren ipuçları bulunmakta ise; hakim gerekçeli bir karar ile soruşturmaya konu olan kişinin telefon konuşmalarının izlenmesine izin verebilir.
Aynı biçimde, hakim gerekçeli bir karar ile azami üç aylık bir süre için benzer sürelerle uzatılabilecek şekilde, cezai sorumluluğun ipuçları bulunmakta ise, bu konuda kişilerin posta, telgraf ve telefon iletişiminin ve suçluluğun amaçlarına hizmet eden iletişiminin izlenmesine karar verebilir.
(...)"
c. İçtihat
Anayasa Mahkemesi 29 Kasım 1984 günlü, 114/1984 sayılı kararı ile "gizli" kavramının sadece iletişimin içeriğini değil, aynı zamanda muhatapların kimliği gibi diğer şeyleri de kapsadığına karar vermiştir.
21 Şubat 1991 tarihli kararı ile Yüksek Mahkeme, Ceza Usul Kanununun 579. maddesini değiştiren 25 Mayıs 1988 tarihli, 4/1988 sayılı organik yasa değişikliğindeki eksikliği saptamıştır. Bu karar, telefona müdahale edilmesinden sonra kaydedilen kasetlerin kalem tarafından teyit edilmesi gereken tam deşifresi ile birlikte gerekirse duruşma sırasında dinlenilmesi için hakime verilmesi gerektiğini belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca, "579. maddede öngörülen koşullar yerine getirilmiş, hakim kanıtların elde edilmesinin sonuçlarını kontrol etmiş ve duruşma sırasında dinlenmesine izin vermiş ise" telefon iletişiminden elde edilenler kanıtların geçerli olduğunu da eklemiştir.
Yüksek Mahkeme, 18 Haziran 1992 tarihli kararında, bu alanda 25 Mayıs 1988 tarihli, 4/1988 sayılı organik Yasanın (29. ve 31. Paragraflar) yürürlüğe girmesinden sonra bu yasa hükmünün İspanya'da geçerli olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, "yasa koyucunun muhtemel suçların doğası nedeniyle sınırlamalar koymadığını" belirtmiş ve bu yasanın boşluklarının, yetersizliğinin ve belirsizliğinin ulusal hakim tarafından ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından düzeltilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.
24. Bu bağlamda Yüksek Mahkeme aşağıdaki ilkeleri ortaya koymuştur:
"Özet olarak, telefon dinlenmesi ile elde edilen kanıtların geçersizliğine yol açan ihlaller ve bu ihlallerin etkileri aşağıdaki gibidir:
1. Belirtilerin bulunmaması. Gerekçenin yetersizliği
(...) Hakime göre belirtilerin bulunmaması telefon dinlemesinde olduğu kadar, temel hakların sınırlandırılması önlemini haklı çıkarmaya elverişlidir; prensip olarak yargısal bir karara temel teşkil eden polisin basit kuşkuları yeterli değildir.
2. Kontrolün bulunmaması
İlgili telefonun dinlemeye alınmasını somut olarak gerçekleştirme konusunda yargısal kontrolün, örneğin makul sürelerde kaydedilen konuşmaların incelenmesinin, herhangi bir biçimi bulunmamaktadır; Bu durumda aslında bir tarafta, polis soruşturmasının ilerlemesini teyit etmek ve sadece gerekçe ile açık bir biçimde tespit edilebilecek orantılılık ilkesini ortaya koymak gerekmekte, öte yandan da, öngörülen sürelerde Ceza Usul Kanunu ilkelerine göre makul bir biçimde zamanla sınırlı olması gereken takibatı devam ettirmenin gerekliliğine veya devam ettirmemeye karar vermek gerekmektedir.
3. Kontrolün süresi. Etkiler
Konuşmalar kasetlere kaydedildikten sonra, hakim kendi bilgeliği ve olayın ayrıntıları içinde belirleyeceği koşullara göre, kalem memurları da hazır olacak biçimde incelemesini periyodik olarak sürdürme ve daha sonra kayıtları dinledikten sonra, bu önlemi yürüten memurlar için gerektiğinde iyi davranış kuralları tespit ederek dinlemeyi devam ettirme veya ettirmeme konusunda emir vererek önlemin seyrine karar verme durumundadır.
Hakim dinlemeyi sona erdirmeye karar verirse, söz konusu önlem, ilgili kişilerin gerektiğinde haberleşme eylemlerine girişebilmeleri için bilgisine sunulmalıdır (...)
Soruşturma açılmasını gerektiren haklı menfaati tehlikeye atmamak için, soruşturmanın sonuna kadar gizliliğin sağlanabilmesi istisnai bir durum değildir (bakınız: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6 Eylül 1978 tarihli Klass davası). Ancak bununla birlikte, soruşturmanın sonunda bu durum kaldırılmalıdır (...)
4. Yetkilendirme ve Soruşturma Arasında Ayırım
(...) Başlangıçta izin verilen bir dinleme sırasında bir veya daha fazla yeni suç işlendiği muhtemelen ortaya çıkarsa, özel yaşam hakkının, daha basit olarak genel olarak iletişimin gizliliği hakkının, özelde de telefonla iletişim hakkının ihlali söz konusudur. Bu aşamada, (...) polis hakimin kendi yetkisini ve önlemin orantılığını incelemesi amacıyla bu durumdan sorgu hakimini derhal haberdar etmelidir (...) Telefon konuşmalarından ortaya çıkan yeni suçun, başlangıçta yetki verilen suçtan bağımsız olması durumunda; hakimin yeni ve kesin bir yetki vermesinden önce elde edilmeksizin izlemeyi devam ettirme gibi tüm yetkilendirmeler
.? Yeni suçlar hakim tarafından doğrudan kontrol edilemiyorsa, bu gibi durumlar, bu durum karşısında orantılılık ilkesine bu durumda saygı gösterilmemesi halinde ?.....
5. Orijinallerinin Yerine Kopyaların Konulması
Telefon dinlemesi Anayasaya ve yasaların geneline (Ceza Usul Kanununun 579. maddesine) uygun değilse, telefon dinlemenin yasalara uygun olmasının ihlali söz konusudur. Mahkemeye verilen bantların orijinal olmayıp kopya olması durumunda ve bunun da ötesinde yargısal bir denetim bulunmaksızın, polis tarafından yapılan bir seçimin sonucu olması gerçeği, sistemin ciddi bir ihlalini oluşturmaktadır (...) Çünkü, bilirkişilerin yol göstereceği hakimin uygun görmesi halinde kalem memurların hazır bulunmasıyla; dinleme kararı ile hiçbir ilgisi olmayan istenmeyen konuşmaların ifşa edilmesini engellemek için hakimin kendisi tarafından emredilen soruşturma ile ilgili kişileri seçmesi gerekmektedir. Hakim ayrıca, önemli bir ihlalin ortaya çıkarılmasında artık meşru amaç bulunmadığını görüyorsa dinlemeye derhal son vermelidir. Bu önemli ihlalin ciddiyeti devamlı surette özel yaşamda ilke olarak tolere edilebilir orantılılıkta bulunmalıdır (...)
6. Orantılılık Özelliğini Saptama
(...) Burada uygulanan güvenlik önlemleri ile izlenen amaç arasında bulunan orantılılık ilişkisine dikkat etmek gerekmektedir. (...) Temel hak ve özgürlüklerin teminatı olan hakim; soruşturmanın, dava sürecinin ve gerektiğinde mahkumiyetin objektif meşruiyetinin, kişinin onuru, özel hayatı ve özgürlüğü kadar önemli olan istisnai durumlarda imtiyazın fedakarlığı kadar değerli olup olmadığını araştırırken, her bir ihlali kendi muhtevası içinde incelemesi ve kurala bağlaması gerekmektedir (...)
7. Önlemi ve Sınırlarını Belirleme
(...) Önlemin neden ibaret olduğunu belirlemek ve bu önlemin ilgili kişiler için asgari önyargı ile yürütülmesi konusunda dikkatli olmak yargısal otoriteye ait bulunmaktadır (...)"
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
25. Başvuru sahibi, telefon konuşmalarının dinlenmesinin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Sözleşmenin 8. maddesi şu hükmü taşımaktadır:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir."
26. Başvuru sahibi, telefon dinlemeleri ile ilgili olarak İspanya'da uygulanan yasa hükümlerinin 8. maddenin 2. Paragrafında belirtilen öngörülebilirlik koşuluna cevap vermemekte olduğunu iddia etmekte ve Valenzuela Contreras v. İspanya davasında Mahkemenin ortaya koyduğu içtihada atıf yapmaktadır (30 Temmuz 1998 tarihli karar, Recueil des arrêts et décisions 1998-V). Bu bağlamda, 25 Mayıs 1988 tarihli, 4/1988 sayılı organik Yasa ile Ceza Usul Kanununun 579. maddesine eklenen değişikliğin yetersiz olduğunu düşünmektedir. Çünkü bu yasa hükmü dinlemeyi gerektirebilecek ihlallerin niteliğini, elde edilen konuşmaların tutanağa geçirilmesini belirleyen koşullar ile kayıtların kullanımını ve silinmesini açıklıkla belirtmektedir. Başvuru sahibinin görüşüne göre, dinlemeyi emreden yargısal kararların gerekçesi ve kontrolü yetersizdir. 18 Haziran 1992 tarihli Yüksek Mahkemenin kararına atıf yaparak Mahkemenin yasanın tüm eksikliklerini dolduramayacağını iddia etmektedir. Aslında bu durum, Anayasa Mahkemesi tarafından belirtildiği gibi, sadece yasa Anayasa tarafından tanınan temel hak ve özgürlükleri düzenleyebilir. Öyle olsa bile, başvuru sahibi 18 Haziran 1992 tarihli kararda belirtilen güvencelerin kendisine uygulanamayacağını ileri sürmektedir. Böylece hakim kasetlerin orijinallerine değil, kopyalarını almıştır. Bundan başka, Audiencia Nacional, telefon dinleme kontrol sisteminin yeterli olmadığını bizzat kendisi belirtmiştir. Başka bir ihlal de, kayıt yapılana kadar tüm kontrolün hakime değil, kaleme verildiği gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Kasetler hakime verilmemiş olup, soruşturma için gerekli görülen bobinlerin seçimini hakim yapmamıştır.
27. Hükümet ise kendi açısından olaylar vuku bulduğu zaman telefon dinlemesi konusunda İspanya'da uygulanabilecek olan yasa kurallarının Sözleşmenin 8. maddesinin gereklerini yerine getirdiğini iddia etmektedir. 1988 yılında gerçekleştirilen reform, İspanya mahkemelerinin yaptığı yorum ile birlikte Sözleşmenin bu hükmünde bulunan koşulları sağladığının altını çizmektedir. Başvuru sahibinin şikayetinin tamamen biçimsel olduğunu ileri sürmekte ve iletişime saygı hakkının ihlali ile ilgili iddiaları hakkında ulusal mahkemeler tarafından gerçekleştirilen titiz incelemeye dikkat çekmektedir. Hükümet, ulusal yargısal otoritelerin her defasında titiz bir şekilde dinleme ile ilgili kararlarını gerekçeli olarak yazdığını ortaya koymaktadır.
28. Mahkeme, Valenzuela Contreras davasında (yukarıda 61. Paragrafta sözü edilen) olayların geçtiği dönemde İspanyol hukukunda bu alanda yetkililerin takdir yetkisini kullanma genişliğinin ve özelliklerinin yazılı veya yazısız olarak yeterli açıklıkla belirtilmediği gerekçesiyle,
8. maddeye aykırılık bulduğunu hatırlatmaktadır.
29. Bu dava, 25 Mayıs 1988 tarihli, 4/1988 sayılı organik yasa ile Ceza Usul Kanununun 579. maddesinin değiştirilmesi ve telefon dinlemesi konusunda bu maddenin 2. ve 3. Paragraflarındaki kontrol biçimlerinin belirtilmiş olması nedeniyle Valenzuela Contreras davasından ayrılmaktadır. Telefonla iletişimin izlenmesi yoluyla dava için önemli gerçekler veya detayların ortaya çıkarılmasını veya bunların teyit edilmesini sağlayabilecek belirtiler varsa, bu madde hükümlerine göre, telefon iletişimin izlenmesi hakimin gerekçeli kararı ile gerçekleştirilebilir. Aynı garantiler, bu izleme önleminin uzatma kararları için de geçerlidir. Kaydedilen konuşmaların deşifresine gelince, bunlar mahkeme kaleminin kontrolü altında gerçekleşmiştir.
30. Bununla birlikte, Mahkeme kötüye kullanmaktan kaçınmak için, 1988 Yasasının, özellikle Kruslin v. Fransa ve Huvig v. Fransa kararlarındaki içtihatlarında belirtilen tüm koşulları karşılamadığını düşünmektedir. Burada dinlemeye yol açabilen ihlallerin niteliği, önlemin yürütülme süresinin sınırının belirlenmesi ve münhasıran mahkemenin kaleminin yetkisine bırakılan görev olan, elde edilen konuşmaları kaydeden tutanakları saptama koşulları söz konusudur. Bu yetersizlikler aynı şekilde, gerçekleştirilen kayıtları dokunmadan ve tam olarak iletmek için alınması gereken önlemleri de ilgilendirmektedir. Yasa bu bağlamda hiçbir hüküm içermemektedir.
31. Bu boşluklar ayrıca, bu yasa tarafından gerçekleştirilen değişikliklerin, telefon dinlemesi konusunda ortaya konulan garantilere cevap vermede yetersiz olduğunu düşünen İspanya yüksek yargı mercileri tarafından da belirtilmiştir. İşte bu nedenle, bu yasa hükümlerinin dışında Yüksek Mahkeme özellikle 18 Haziran 1992 tarihli kararında (yukarıdaki "İlgili İç Hukuk" bölümüne bakınız) ve ayrıca Anayasa Mahkemesi; hakimin takdir yetkisinin genişliğini belirten bir dizi ek garantinin, elde edilen konuşmaları içeren tutanakları düzenlenme ve bunların sorgu hakimi tarafından kullanılma koşullarının tanımlanması gerekliliğine karar vermişlerdir.
32. Mahkeme; 1988 yasasının inkar edilemeyecek bir ilerleme sağlamış olmasına karşın, dinlemeler gerçekleştirildiğinde önemli boşlukların bulunduğunu tespit etmiştir. Bu eksikliklerin büyük ölçüde özellikle Yüksek Mahkeme tarafından desteklendiği bir gerçektir. Bu böyle olunca, resmi olarak yasanın bu boşluklarını doldurabilmiş olduğu var sayılsa bile, bu yargısal evrim, başvuru sahibi tarafından yönetilen suç eylemine katılan kişilerin telefonlarının dinlenmesini emreden sorgu hakiminin emirlerinden sonra ortaya çıkmıştır. Bu durumda, bu yargısal evrim bu davada göz önünde bulundurulamaz.
33. Bu nedenle, Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
35. Başvuru sahibi maddi ve manevi zarar olarak herhangi bir şey talep etmemektedir. Başvuru sahibinin tazminat hakkını, Mahkeme tarafından ihlal tespit edildikten sonra, iç hukukta varolan değişik davalar yoluyla elde etmek istediği ortaya çıkmaktadır. Başvuru sahibi tarafından talep edilmediğinden bu başlık altında Mahkeme herhangi bir karar vermeye yer olmadığını düşünmektedir.
B. Masraflar ve Harcamalar
36. Başvuru sahibi masraflar ve harcamalar başlığı altında aşağıda detayı belirtilen 15.080 Euro talep etmektedir.
a) Mahkemedeki dava dilekçesinin hazırlanması için 11.200 Euro
b) Mahpus olduğu cezaevindeki masraflar için 1.800 Euro, toplam olarak 13.000 Euro. Bu başlık altında 2.080 Euro olarak KDV talep etmektedir.
37. Hükümet, talep edilen miktarın fazla ve orantısız olduğunu düşünmektedir. Muhtemel bir ihlal bulunmasının başlı başına adil tatmin olduğunu iddia etmektedir.
38. Mahkeme, başvuru sahibinin Sözleşme organları önünde maruz kaldığı toplam giderlerin tazmin edilmesini iddia edeceğini bilemediği kanısındadır. Bu bağlamda, Mahkeme, 6 Eylül 2001 tarihli kararı ile başvuru sahibinin şikayetlerinden bir kısmının kabul edilemezliğine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Binaenaleyh, Mahkeme makul olarak 7.000 Euro verilmesini kararlaştırmıştır. Bu miktara KDV eklenecektir.
C. Gecikme faizi
39. Mahkeme, yıllık gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankasının en düşük kredi faizinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına karar vermiştir. (bakınız Christine Goodwin v. Birleşik Krallık (GC), no 28957/95, § 124, CEDH 2002).
TÜM BU NEDENLERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Davalı Devletin başvuru sahibine Sözleşmenin 44/2. maddesine göre bu kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde KDV eklenerek 7.000 Euro ödemesine;
b) Yıllık gecikme faizi oranının anılan sürenin bitiminden ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının en düşük kredi faizinin yüzde üç fazlası olarak hesaplanmasına;
3. Tazminat talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy