(Başvuru no: 62619/00)
KARAR
STRAZBURG
5 Temmuz 2005
Karakaya/Türkiye Davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),
Nicholas BRATZA, Başkan,
G. BONELLO,
R. TÜRMEN,
K. TRAJA,
S. PAVLOVSCHI,
L. GARLICKI,
D. MIJOVIC, , yargıçlar
ile Bölüm Sekreteri M. O'BOYLE'un katılımı ile 5 Temmuz 2005 tarihinde toplanmış,
12 Nisan 1999 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruya ilişkin olarak,
AİHS'nin 29 § 3. maddesini uygulama ve davanın kabuledilebilirliği ile esaslarını birlikte inceleme kararına ilişkin olarak,
Aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
Başvuran, Ömer Bilal Karakaya 1966 doğumludur ve Bursa'da ikamet etmektedir. AİHM huzurunda Ankara'da görev yapan avukatlar M. Ali Bulut ve Yusuf Akmaz tarafından temsil edilmektedir.
Başvuranın anlattığı şekliyle dava olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, olaylar sırasında Sorgun Anadolu Lisesi'nde öğretmendir.
Belirtilmemiş bir tarihte yayınlanan bir gazete yazısında, başvuranın sınıfta uygun olmayan yorumlarda bulunduğu iddia edilmiştir.
29 Kasım 1995'te Sorgun İlçe Kaymakamlığı başvuran aleyhinde cezai işlemlerin başlatılması için yetki vermiştir.
Dava, Sorgun Asliye Ceza Mahkemesi'ne getirilmiş, bu mahkeme 30 Mayıs 1996'da görevsizlik kararı vermiştir.
27 Aralık 1996'da Yozgat Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaretle suçlamıştır. Başvuranın, Ceza Kanunu'nun 159 § 1. maddesi uyarınca mahkum edilip cezalandırılmasını talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, başvuran tarafından sınıfta, öğrencilere söylendiği iddia edilen aşağıdaki sözlere dayanmıştır.
"Türk Ulusu yoktur, Müslüman Türk Ulusu vardır."
"Ne mutlu Türküm diyene' değil 'Ne mutlu Müslümanım diyene."
"Güneydoğuda ölenler şehit değildir; Allah ve İslam yolunda ölenler şehittir."
Başvuran, 14 Mart 1997'de Yozgat Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazılı savunmasını sunmuştur. Başvuran, savunmasında yukarıdaki ifadeleri kullandığını reddetmiştir. Bir seferinde okulun kantininde bir arkadaşı ile "Ne mutlu Türküm diyene" vecizesinin bir yazar tarafından nasıl "Ne mutlu Müslümanım diyene" şeklinde yorumlandığını tartışmışlardır ve bunlar başvuranın sözleri değildir. Ayrıca bir seferinde öğretmenler odasındayken bir meslektaşının kendisine ölen PKK militanlarının dini açıdan durumunu sorduğunu, kendisinin de bu PKK militanlarının hiçbirinin şehit olmadığını söylediğini iddia etmiştir.
20 Ekim 1997'de Yozgat Ağır Ceza Mahkemesi sözkonusu suçun, Ceza Kanunu'nun dinler arasında ayrım yaparak halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmakla ilişkili 312. maddesinin kapsamında bulunduğu kanısına varmış ve görevsizlik kararı vermiştir.
19 Kasım 1997'de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, sözkonusu suçun Ceza Kanunu'nun 159 § 1. maddesi kapsamına girmesi nedeniyle görevsizlik kararı vermiştir.
26 Aralık 1997'de Yargıtay suçun Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yetki alanında bulunduğuna karar vermiştir.
18 Haziran 1998'de Cumhuriyet Savcısı, esaslara ilişkin görüşlerinde başvuranın Ceza Kanunu'nun 159 § 1. maddesi uyarınca suçlu bulunup cezalandırılmasını talep etmiştir.
7 Temmuz 1998'de Akara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı değişmiştir. Yeni Cumhuriyet Savcısı esaslara ilişkin görüşünü sunmuş ve başvuranın Ceza Kanunu'nun 312 § 2. maddesi uyarınca suçlu bulunup cezalandırılmasını talep etmiştir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki işlemlerde başvuran yukarıda anılan sözleri söylediğini reddetmiştir. Bir seferinde sınıfta şehitliği tartışırken Türkiye'de Türkler bulunduğunu ve inancın da İslam olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Tanıkların ifadelerine de itiraz etmiştir. Başvuran aynı zamanda hakkındaki suçlamaların değiştirilmesinden de şikayetçi olmuştur.
23 Temmuz 1998'de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, çoğu öğrenci olan yetmiş yedi tanığın ifadesini dinledikten sonra, başvuranı Ceza Kanunu'nun 312 § 2. maddesi uyarınca suçlu bulmuş ve kendisini bir yıl hapis ile 220.000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuranın, Türkiye'de yaşayan nüfusun bir İslam Devleti'ne mensup olduğunu kabul etmek suretiyle Müslüman olmayanlar aleyhinde ayrımcılık yaptığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, cezaya karar verirken başvuranın kişiliğini, statüsünü ve suçun işlenme içimini de göz önüne almıştır.
Başvuran, belli olmayan bir tarihte Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını Yargıtay'da temyize götürmüştür. Başvuran, iddia konusu sözleri hiçbir zaman söylemediğini ileri sürmüştür. Aynı zamanda tanıkların ifadelerinin doğru olmadığını iddia etmiştir. Öğrencilerin 10-11 yaşlarında olduğunu ve kolayca etki altında kalabileceklerini savunmuştur. Başvuran, aynı zamanda aleyhindeki suçlamaların son anda değiştirilmesinin savunma haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
Yargıtay, 2 Aralık 1998'de yaptığı bir duruşmada Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını onamıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 19 Şubat 1999'da başvuranın, Yargıtay'ın 2 Aralık 1998 tarihli kararının düzeltilmesine yönelik başvurusunu reddetmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, AİHS'nin 6. maddesine dayanarak, davasının, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir süre içerisinde görülmediğinden şikayetçi olmuştur. Bu açıdan, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin heyetindeki üç yargıçtan birinin askeri bir yargıç olduğunu savunmuştur. Hakkındaki cezai işlemlerin makul bir sürede tamamlanmadığını iddia etmiştir. Son olarak, mahkum edildiği suç ile kendisine yöneltilen suçlamada belirtilen suçun farklı olduğunu belirtmiştir.
USULİ İŞLEMLER
AİHM, 4 Mayıs 2004'te, Hükümet'i, 27 Temmuz 2004 tarihine kadar başvuranın şikayetlerinin kabuledilebilirliği ve esaslarına ilişkin görüş bildirmeye davet etmiştir. Hükümet'in talebi üzerine, bu süre 7 Eylül 2004'e kadar uzatılmıştır. 7 Eylül 2004'te Hükümet, kabuledilebilirlik ve esaslara ilişkin görüşlerini bildirmiştir.
4 Ekim 2004 tarihli bir yazı ile Hükümet'in görüşleri başvurana iletilmiş ve kendisinden 2 Kasım 2004 tarihine kadar görüşlerini ve adil tazmin taleplerini bildirmesi istenmiştir.
Taahhütlü olarak gönderilen 4 Nisan 2005 tarihli bir yazı ile başvuranın temsilcilerine, görüşlerini iletmesi için müvekkillerine tanınan sürenin 2 Kasım 2004'te sona erdiği ve süre uzatımına ilişkin bir talepte bulunulmadığı bildirilmiştir. Başvuranın dikkati, AİHS'nin, şartların başvuranın başvuruyu takip etme niyetinde olmadığını göstermesi halinde AİHM'nin bir davayı kayıttan düşürmeye karar verebileceğini öngören 37 § 1 (a) maddesine çekilmiştir. Bir yanıt alınamamıştır.
HUKUK
AİHM, 4 Nisan 2005'te, müvekkillerinin yazılı görüş bildirme süresinin sona erdiğinin ve davanın kayıttan düşürülmesi olasılığının bulunduğunun başvuranın temsilcilerine hatırlatıldığını not eder. Başvuranın temsilcileri, AİHM'ye herhangi bir yanıt vermemiştir.
AİHM, bu şartlarda, başvuranın AİHS'nin 37 § 1 (a) maddesinin anlamı dahilinde başvurusunu takip etmeyi istemediğinin kabul edilebileceğine karar verir. Ayrıca, 37 § 1 in fine maddesi uyarınca, AİHM, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerektiren, AİHS ve AİHS'ye Ek Protokoller'de tanımlanan insan haklarına ilişkin herhangi bir özel durum görememektedir.
Dolayısıyla, AİHS'nin 29 § 3. maddesinin uygulanmasına son verilmelidir.
Bu nedenlerle AİHM, oybirliği ile,
Başvurunun kayıttan düşülmesine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy