(AİHS m. 6)
(Başvuru no: 64236/01)
KARAR
STRAZBURG
24 Temmuz 2007
Bu karar, AÎHS 'nin 44 § 2 Maddesi 'nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
USULİ İŞLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Mehmed Ali Talipoğlu'nun ("başvuran"), İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. Maddesi uyarınca, 4 Ağustos 2000 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurudur (başvuru no: 64236/01).
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran, 1952 doğumlu olup Erzurum'da ikamet etmektedir.
1. Hınıs Kadastro Mahkemesi huzurunda yapılan ilk takibat (1985/07)
Belirsiz bir tarihte, Tapu Komisyonu, Erzurum'un Hınıs ilçesi Taşbulak Köyü'nde bulunan arsaların Hazine'nin malı olarak kaydedilmesine karar vermiştir. Bu karar, başvuranın arsasını da kapsamaktadır.
14 Ocak 1985'te, Taşbulak köyü belediye başkanı, Hınıs Kadastro Mahkemesi'ne dava açmış ve Tapu Komisyonu kararının iptalini istemiştir.
Başvuran, belirsiz bir tarihte Hınıs Kadastro Mahkemesi'ne benzer bir dava açmıştır. Başvuran, vermiş olduğu dilekçede, sözkonusu arsanın 1946 yılında babası adına kaydedilmiş olduğunu belirtmiştir.
3 Ekim 1986'da, Hınıs Kadastro Mahkemesi, davaların birleştirilmesine karar vermiştir.
21 Mayıs 1987'de, İlk Derece Mahkemesi, ilk oturumunu düzenlemiş ve tarafları dinlemiştir.
Mahkeme, 21 Mayıs 1987 ve 19 Ekim 1999 tarihleri arasında elli üç oturum yapmıştır. Mahkeme, bu süre içerisinde, mülkiyet iddialarıyla ilgili olarak tarafların vermiş olduğu belgeleri incelemiş ve arsalarda yerinde inceleme yapılması emrini vermiştir. Ancak, mahkeme, kötü hava koşulları veya bilirkişilerin olmaması nedeniyle, arsalarda yapılacak olan yerinde incelemeleri ertelemiştir. Mahkemenin Tapu Kadastro Müdürlüğü'ne bilirkişilerin hazır bulunmasının sağlanmasına yönelik mektuplarına rağmen, bilirkişiler yerinde incelemelere katılmamışlardır.
Hınıs Kadastro Mahkemesi huzurunda yapılan takibat hala beklemededir. Arsalarda yerinde inceleme henüz yapılmamıştır.
2. Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda yapılan ikinci takibat
20 Ağustos 1990'da, Hınıs ilçesi Dikili köyü belediye başkanı, Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi'ne Uyanık köyü aleyhinde dava açmıştır. Dava, bir arsa üzerindeki anlaşmazlıkla ilgilidir.
27 Haziran 1991'de, başvuran davaya müdahale etmiş ve sözkonusu arsanın babasına ait olduğunu ileri sürmüştür. Suvaran köyü de takibata müdahale etmiştir.
28 Mayıs 1992'de, İlk Derece Mahkemesi, Kadastro Dairesi'ne bir mektup göndermiş ve Uyanık ve Dikili köylerinin sınırlarının belirlenmesi talebinde bulunmuştur.
9 Temmuz 1992'de, mahkeme, arsada yerinde inceleme yapılmasına karar vermiştir. Mahkeme, bu bağlamda, Tapu Kadastro Müdürlüğü'ne bir mektup göndermiş ve yerinde inceleme için bilirkişilerin hazır bulunmasını talep etmiştir.
9 Temmuz 1992 ile 18 Kasım 1999 tarihleri arasında, mahkeme otuz dokuz oturum düzenlemiştir. Bu süre içerisinde, mahkeme, kötü hava koşulları veya bilirkişilerin olmaması nedeniyle, arsalarda yapılacak olan yerinde incelemeleri ertelemiştir.
18 Temmuz 1996'da, mahkemedeki duruşma sırasında, başvuran mahkemeden arsanın yerinde incelenmesini ve bilirkişilerin orada bulunmasını talep etmiştir.
3 Ekim 1996'da, mahkeme yerinde incelemeyi ertelemiştir. Mahkeme, Bölge Jandarma Komutanlığı'nın mahkemeye bir mektup gönderip bölgedeki güvenlik sebeplerinden dolayı yerinde inceleme yapılamayacağını bildirdiğini belirtmiştir.
28 Haziran 2001'de, Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın davasıyla ilgili olarak yetkili olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, Dikili ve Suvaran köyleriyle ilgili davayı, iddialarının arkasında durmadıkları için iptal etmeye karar vermiştir. Başvuran itiraz etmiştir.
11 Aralık 2001'de, Yargıtay itirazı reddetmiştir. 14 Şubat 2002'de karar kesinleşmiştir.
3. Hınıs Kadastro Mahkemesi huzurunda yapılan üçüncü takibat (no. 1985/423
19 Şubat 1985'te, Suvaran köyü belediye başkanı, Hınıs Kadastro Mahkemesi'ne Dikili köyü aleyhinde dava açmış ve Tapu Komisyonu'nun arsalarla ilgili olarak vermiş olduğu kararın iptalini talep etmiştir.
Başvuran, belirsiz bir tarihte, davaya müdahale etmek için başvuruda bulunmuştur.
25 Mart 1986'da, mahkeme, başvuranın müdahale isteğini kabul etmiş ve 1985/423 ve 1985/07 nolu davaları birleştirmeye karar vermiştir.
2 Eylül 1986 ve 9 Kasım 1999 tarihleri arasında mahkeme elli dokuz oturum düzenlemiştir. Mahkeme, bu süre içerisinde, taraflar tarafından sunulan belgeleri incelemiş ve Devlet makamlarından sözkonusu arsalarla ilgili ek belge sunmalarını talep etmiştir.
24 Mart 1989'da, mahkeme, arsalarda yerinde inceleme yapılması emrini çıkarmıştır. Ancak, bilirkişilerin olmaması ve kötü hava koşulları nedeniyle arsalarda yapılacak olan yerinde incelemeleri ertelemiştir.
Hınıs Kadastro Mahkemesi huzurunda yapılan takibat hala beklemededir. Arsalara ilişkin yapılacak olan yerinde incelemeler ise hala gerçekleşmemiştir.
4. Başvuranın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne Vermiş Olduğu Dilekçe
Başvuran, 7 Şubat 2000'de, Adalet Bakanlığı'na bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne bir dilekçe vermiştir. Başvuran, Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi ile Hınıs Kadastro Mahkemesi hakimlerinin, sözkonusu arsalara ilişkin takibata gereken itinayı göstermediklerinden şikayetçi olmuştur.
Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 18 Mayıs 2000 tarihli bir mektupla başvuranın talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 6 § 1 MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, takibat süresinin AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nde yer alan "makul süre" şartına uymamasından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, bu iddiayı reddetmiştir.
AİHM, sözkonusu davada, farklı tarihlerde başlayan üç ayrı takibat olduğunu belirtmektedir. Buna göre, her takibat için gözönünde bulundurulması gereken süre ayrı ayrı hesaplanmalıdır.
Hala beklemede olan ilk takibatla ilgili olarak, AIHM, sürenin Türkiye'nin bireysel dilekçe hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinde başladığını belirtmektedir (bkz, Şahiner / Türkiye, no. 29279/95, ECHR 2001-IX, § 22). Ancak, o tarihten sonra geçen sürenin makul olup olmadığının değerlendirilmesinde, sözkonusu zamandaki takibatın durumu dikkate alınmalıdır. Sözkonusu takibatlar başlayalı yirmi yıldan fazla olmuştur. Son bahsedilen tarihte, takibat başlayalı iki yıldan fazla bir süre geçmiştir.
İkinci takibat, başvuranın takibata müdahil taraf olduğu 27 Haziran 1991 tarihinde başlayıp 14 Şubat 2002 tarihinde sona ermiştir. Böylelikle, takibat yaklaşık on yıl yedi ay sürmüştür.
Üçüncü takibat, Hınıs Kadastro Mahkemesi'nin başvuranın davaya müdahale etmesinin ardından hala beklemede olan davaları birleştirdiği tarih olan 25 Mart 1986'da başlamıştır. Bu takibat başlayalı yirmi yıldan fazla olmuştur. Yukarıda bahsedildiği üzere, AİHM'nin ratione temporis yetkisi, 28 Ocak 1987 tarihinden sonra geçen süreyi dikkate almasına olanak tanımaktadır. Ancak, yukarıda bahsedilen beyanatın yapıldığı zamanki takibatın durumunu dikkate almalıdır. Bu tarihte, takibat başlayalı dokuz ay olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
AİHM, AİHS'nin 35 § 3 Maddesi uyarınca başvurunun asılsız olmadığını belirtmektedir. AIHM, ayrıca, başvurunun kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar verilmelidir.
B. Esaslar
AİHM, takibat süresinin makul olup olmadığının dava koşullan ışığında ve şu kriterlere dayanarak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir: davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu ve anlaşmazlıkta başvuranın için neyin tehlikede olduğu (bkz, diğer makamlar arasında, Frydlender /Fransa [GC], no. 30979/96, § 43, ECHR 2000-VII).
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nin ihlallerini saptamıştır (bkz, Frydlender, yukarıda kaydedilen).
AİHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet'in kendisini sözkonusu davada farklı bir sonuca ulaşmasına ikna edebilecek herhangi bir kanıt veya iddia ileri sürmediğini belirtmektedir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulundurarak, sözkonusu davada, Hınıs Kadastro Mahkemesi ile Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda yapılan takibat süresinin aşırı olduğu ve "makul süre" şartını yerine getirmediği kanısına varmıştır.
Bu nedenle, AİHS'nin 6 § 1 Maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. Maddesi:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 120,000 Euro (EUR), manevi tazminat olarak ise 100,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM, saptanan ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir nedensel bağ bulunmadığı görüşündedir; bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Diğer yandan, AİHM başvuranın manevi zarar görmüş olabileceği görüşündedir. Buna göre, AİHM, Hınıs Kadastro Mahkemesi huzurunda yapılan takibatın (birlikte incelenen birinci ve üçüncü takibat) süresi için 20,000 Euro, Hınıs Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda yapılan takibat için 9,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
Sonuç olarak, AİHM, adil bir şekilde karar vererek, manevi tazminat olarak 29,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme Masrafları
Başvuran, ayrıca, AİHM huzurunda yapmış olduğu harcamalar için 10,500 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu miktarın aşırı ve asılsız olduğunu ifade etmiştir.
AİHM'nin içtihadına göre, masraf ve giderlerin ancak gerçekten ve gerektiği şekilde yapıldığının kanıtlanması ve miktar olarak makul olması durumunda, bu miktar başvurana geri ödenir. Söz konusu davada, AIHM elindeki bilgiye ve yukarıdaki kriterlere dayanarak, AİHM huzurundaki takibat sırasında yapılan masraf ve giderler için başvurana 3,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nin ihlal edildiğine;
3. (a) davalı Devlet'in, başvurana, AİHS'nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, manevi tazminat olarak 29,000 Euro, mahkeme masrafları için 3,000 Euro ve bu miktara konulabilecek bütün vergileri ödemesine (bu miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilecek);
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası'nın gecikme döneminde uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin ödenmesine karar vermiştir.
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 24 Temmuz 2007 tarihinde, İçtüzüğün 77. Maddesi'nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy