(AİHS. m. 6, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1)
(Başvuru no. 74522/01)
KARAR
STRAZBURG
24 Temmuz 2007
Bu karar AÎHS 'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
USUL
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Ali Esen ("başvuran") isimli bir Türk vatandaşı tarafından, 16 Mayıs 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurudan (no. 74522/01) kaynaklanmaktadır.
Başvuran, Uşak Barosu'na bağlı avukat Vural tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1957 doğumludur ve Uşak'ta ikamet etmektedir.
2 Temmuz 1999 tarihinde, A.Ç., 04 M 3070 kayıt numarasına sahip aracını satmış olduğu M.Y. hakkında Hatay Cumhuriyet Savcısı'na suç duyurusunda bulunmuştur. Satış sırasında M.Y.'nin sahte kimlik belgeleri kullandığını ve aracına karşılık sahte senet verdiğini iddia etmiştir.
4 Ağustos 1999 tarihinde, başvuran, M.O.'dan, mesleki faaliyetlerinde kullanmak üzere 64 AF 984 kayıt numaralı bir araç satın almış ve Trafik Tescil'e kendi adına kaydettirmiştir.
20 Eylül 1999 tarihinde, Hatay Cumhuriyet Savcısı, A.Ç.'den M.Y.'ye satılan aracın daha sonra sahte bir kayıt numarasıyla başvurana satılmış olduğunu tespit etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, dolaysıyla, araca el koyulmasını emretmiştir.
28 Eylül 1999 tarihinde, Hatay Cumhuriyet Savcısı, M.Y. hakkında sahtekarlık ve sahte kimlik belgeleri basma suçundan bir iddianame sunmuştur. Suçlamalar, Ceza Kanunu'nun 503 § 1, 522 ve 350. maddeleri uyarınca yapılmıştır.
8 Ekim 1999 tarihinde, M.Y. hakkındaki cezai kovuşturma Hatay Ceza Mahkemesi'nde başlamış ve başvuran başka üç kişi ile birlikte üçüncü şahıs olarak davaya müdahil olmuştur.
17 Temmuz 2000 tarihinde, başvuran aracının iadesini talep etmiştir. Bu talep, arabanın mülkiyetinin ihtilaf halinde olması gerekçesiyle mahkeme tarafından 18 Temmuz 2000 tarihinde reddedilmiştir.
18 Ekim 2000 tarihinde, ilk derece mahkemesi, yargı yetkisini reddetmiş ve davayı Hatay Ağır Ceza Mahkemesi'ne iletmiştir.
31 Ekim 2000 tarihinde, Hatay Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava başlamıştır.
11 Ocak 2001 tarihinde düzenlenen duruşmada, mahkeme, arabanın mülkiyetinin ihtilaf halinde olması gerekçesiyle hem başvuranın hem de A.Ç.'nin iade taleplerini reddetmiştir.
26 Haziran 2001 tarihinde, mahkeme, ceza davası devam ederken, arabanın kullanması için başvurana iade edilebileceğine karar vermiştir. Depozito miktarını 5.000.000 Türk Lirası olarak belirlemiştir. Başvuran depozitoyu ödeyemediği için arabanın iadesini talep edememiştir.
Belirli olmayan bir tarihte, başvuran, mahkemeden, dava devam ederken arabanın kendisine depozitosuz olarak iade edilmesini talep etmiştir.
19 Eylül 2002 tarihinde, mahkeme, ceza davası devam ederken arabanın depozitosuz olarak başvurana iadesini emretmiştir.
Ceza davası, Hatay Ağır Ceza Mahkemesi'nde halen devam etmektedir; zira tutuklama emrine rağmen M.Y. halen bulunamamıştır.
HUKUK
I. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, davanın süresinin AİHS'nin 6 § 1. maddesinde belirtilen "makul süre" şartıyla uyumlu olmadığını konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:
"Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir".
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
Göz önünde bulundurulacak süreç 8 Ekim 1999 tarihinde başlamış ve halen sona ermemiştir. Dolayısıyla, söz konusu süreç, bir yargı kademesinde hali hazırda yedi yıldan fazla sürmüştür.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, ilk olarak, başvuran hakkında cezai kovuşturma başlatılmadığı için 6. maddenin bu davada geçerli olmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, bu davada, başvuran hakkında bir suç iddiasında bulunulmadığını ve başvuranın, M.Y. hakkındaki cezai kovuşturmaya üçüncü şahıs olarak müdahil olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, arabasına el konulması önleyici bir tedbirdir ve cezai bir yaptırımla mukayese edilemez. Sonuç olarak, bu davada, AİHS'nin 6. maddesi cezai yönden geçerli değildir. Bununla beraber, kovuşturmanın sonucunun başvuran üzerinde parasal etkisinin olacağı gözlemlenmiştir. Bu nedenle, şikayet konusu kovuşturma başvuranın mülkiyet hakkını (AİHM içtihadına göre bu hak medeni bir haktır) etkilemektedir (bkz., Sporrong ve Lönnroth -İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar). Dolayısıyla, AİHM, bu davada 6 § 1. maddenin medeni açıdan geçerli olduğunu değerlendirmiştir (bkz., Yıldırım -İtalya, no. 38602, 10 Nisan 2003). Bu nedenle, Hükümet'in ön itirazını reddetmiştir.
AİHM, bu şikayetin, AİHS'nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esaslar
AİHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın şartları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların davranışı, ve başvuran için neyin tehlikede olduğu kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Frydlender - Fransa (BD), no. 30979/96).
AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Frydlender).
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını değerlendirmiştir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuşturma süresinin aşırı olduğu ve "makul süre" şartına uymadığı kararını vermiştir.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 1 NOLU PROTOKOL'UNUN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, arabasına el konulmasının, AİHS'nin 1 Nolu Protokolü'nün 1. maddesine aykırı olarak, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Arabasına el konulması nedeniyle geçimini sağlayamadığı konusunda da şikayetçi olmuştur.
Hükümet, ilk olarak, başvuranın, AİHS'nin 35. maddesi anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298. maddesi uyarınca, el koyma kararına karşı itirazda bulunabileceğini belirtmiştir. İkinci olarak, bu şikayetin asılsız olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, söz konusu aracın, 2002 yılında başvurana geri verildiğini ve arabanın mülkiyetine ilişkin tartışma olduğu gerekçesiyle verilen el koyma kararının iç hukuka uygun olduğunu ve genel menfaate hizmet ettiğini ifade etmiştir.
AİHM, başvuranın, AİHS'nin 35 § 1. maddesinin şartlarına uyup uymadığına ilişkin karar vermeyi gerekli görmemektedir. Zira bu şikayet, aşağıda belirtilen sebepten ötürü her halükarda kabuledilmez bulunmalıdır.
AİHM, mülkiyetin korunması hakkını garanti altına alan 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinin, üç ayrı kural içerdiğini yinelemiştir: "birinci paragrafın ilk cümlesinde ortaya konan birinci kural, genel nitelikte olup mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi ilkesini içermektedir; aynı paragrafın bir sonraki cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve mülkten yoksun bırakılma durumunu kapsar ve bunu belli koşullara bağlar; ikinci paragrafta belirtilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlerin, diğer şeylerin yanı sıra, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkını tanır... Ancak, bu üç kuralın "ayrı" olması birbirleriyle bağlantısız oldukları anlamında değildir. İkinci ve üçüncü kurallar, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan özel müdahalelere ilişkindir ve dolayısıyla birinci kuralın içerdiği genel ilke ışığında yorumlanmalıdırlar" (bkz., Anheuser-Busch Inc. -Portekiz (BD), no. 73049/01, 11 Ocak 2007).
Bu davada, başvuranın arabasına el konulmasının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiği tartışmasızdır. Ancak, arabaya el koyma kararının, arabanın mülkiyetine ilişkin tartışma olması sebebiyle verildiği kaydedilmiştir. Bu nedenle, her ne kadar söz konusu müdahale mülkten yoksun kalmaya yol açmışsa da, bu karar, 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı anlamı dahilinde, mülkiyetin uygun olarak kullanılmasını düzenlemenin bir örneğidir.
AİHM içtihadına göre, ikinci paragrafta belirtilen amaç doğrultusunda yapılan müdahaleler kanun ile öngörülmüş olmalıdır ve meşru bir amaç izlemelidir. Ayrıca, toplumun genel menfaati ve kişinin temel haklarının korunması arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu dengeyi kurma endişesi, 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesinin genel yapısında yansıtılmaktadır. Söz konusu kişi, kişisel ve aşırı bir yüke maruz kalmışsa gerekli denge kurulmayacaktır (bkz., diğer kararların yanı sıra, yukarıda anılan, Sporrong ve Lönnroth - İsveç).
Bu bağlamda, AIHM, başvuranın arabasına el konulması emrinin, arabanın mülkiyetine ilişkin tartışma olması gerekçesiyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca kanunsuz kullanımını engellemek üzere verildiğini gözlemlemiştir. Bu nedenle, yasayla öngörülen bir müdahaledir ve söz konusu tedbir genel menfaate hizmet etmiştir.
İzlenen amaç ve başvuranın temel hakları arasındaki denge hususunda, AIHM, 19 Eylül 2002 tarihinde, aracın, dava karara bağlanana kadar bedelsiz olarak vekaleten başvurana geri verildiğini kaydetmiştir.
Yukarıda belirtilenler karşısında ve "mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılması"na ilişkin Devletlere tanınan takdir payı göz önünde bulundurarak, AİHM, başvuranın mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına yapılan müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olduğu kararına varmıştır.
AİHM, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
III. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
Başvuran, 35,653.79 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet, talep edilen miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında bir sebep-sonuç ilişkisi görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan, AİHM, başvuranın, kovuşturmanın süresi nedeniyle, acı ve sıkıntı gibi manevi zarar görmüş olabileceğini ve bunun tek başına ihlal tespitiyle tazmin edilemeyeceğini kabul etmiştir. AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana, 4.800 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme masrafları
Başvuran, ayrıca, AİHM'de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 1.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AİHM, talep edilen miktarın ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. 1 Nolu Protokol'ün 1. maddesine ilişkin şikayetin kabuledilmez olduğuna; başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Sorumlu Devlet'in, başvurana, aşağıdaki miktarları, AİHS'nin 44 § 2. maddesine göre kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na dönüştürerek ve tabi olabilecek her türlü vergi veya ücretten muaf olarak ödemesine:
(i) 4.800 Euro (dört bin sekiz yüz Euro) manevi tazminat;
(ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları.
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 24 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy