(AİHS m. 2, 3, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (ABDULLAH YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ATAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (SELİM YILDIRIM VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ VE AYŞE DURAN - TÜRKİYE DAVASI) (SEVTAP VEZNEDAROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BULDAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 75535/01)
KARAR
STRAZBURG
26 Mayıs 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Bu dava, Esat Bayram (başvuran) adlı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 19 Şubat 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 75535/01 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından D. Bayır ve M. Tepe tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I.DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1973 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuranın Kürt kökenli Türk vatandaşı olan kardeşi Halim Bayram, 1998 yılında, 20 yaşında iken askere çağrılmıştır.
Halim Bayram, 23 Mayıs 1998 tarihinde iki aylık acemi eğitimine İzmirde başlamıştır. 10 Ağustos 1998 tarihinde, kendisine on beş günlük izin verilmiştir. Döndüğünde, kendisine Çanakkalede görevlendirileceği bildirilmiştir. 28 Ağustos 1998 tarihinde, Halim Bayram, birliğine katılmak üzere Çanakkaleye gitmiştir. Komutanı, Hüseyin Arabacı idi.
Birkaç gün sonra, kardeşi başvurana telefon etmiş ve komutanının kendine baskı yaptığını söylemiştir. Başvurana, Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini söylemiştir.
7 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşi, nöbete gönderilmiştir. Yaklaşık olarak 12.30da, bir kurşunla ciddi olarak yaralanmış ve derhal Çanakkale Askeri Hastanesine kaldırılarak burada ameliyat edilmiştir. Aynı gün saat 17.00de, Hüseyin Arabacı başvuranı aramış ve kendisine bir kazanın meydana geldiğini ve kardeşinin kendini vurduğunu bildirmiştir. Başvuran derhal Çanakkale Askeri Hastanesine gitmiştir. Hüseyin Arabacı ve başka bir asker, başvuranı hastaneye götürmüştür. Başvuranın kardeşi, yoğun bakım ünitesinde bilinci kapalı olarak yatmakta idi. Başvuran, Hüseyin Arabacıya olayın nasıl meydana geldiğini sorduğunda, Hüseyin Arabacı, başvurana, Halim Bayramın silahı kendisine doğrultup ateş ettiği sırada Halim Bayrama 20-30 metre mesafede olduğunu anlatmıştır. Halim Bayramın derhal hastaneye kaldırıldığını ve ameliyata alındığını izah etmiştir.
8 Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşiyle kısa süre konuşma imkânı bulmuştur. İddia edildiği üzere, Halim Bayram başvurana şöyle demiştir:
Hüseyin Arabacının bana yaklaştığını gördüm ve ölüm tehditlerini hatırladım. Beni vuracağını sandım. Ne olduğunu hatırlamıyorum ama kendimi vurmadığımdan eminim.
Başvuranın kardeşi, başvurana İstanbula gönderilmek istediğini söylemiştir. Ayrıca, bir mektup yazıp bunu yine bir asker olan arkadaşı Kazım Ağına verdiğini de söylemiştir.
Bu sırada, olayın tanıkları olan Barış Tulpar, Celal Elbir ve Kazım Ağının ifadeleri alınmıştır.
Barış Tulpar ifadesinde, öğle yemeğinden sonra dolaşırken bir el silah sesi duyduğunu belirtmiştir. Ne olduğunu görmek için gittiğinde, Halim Bayramı yerde ağır yaralı olarak yatarken görmüştür. Halim Bayram, Yaktın beni Emrah, yanıyorum. Acı çekiyorum diyerek mırıldanmıştır. Barış Tulpar, Halim Bayramın tüfeğinin bacaklarının arasında olduğunu söylemiştir.
Celal Elbir ifadesinde, silah sesini duyduğunda, derhal olay yerine gittiğini söylemiştir. Halim Bayram yerde yatmakta idi. Hala hayattaydı fakat ağır kanaması vardı. Tüfeği bacaklarının arasında idi.
Kazım Ağın ifadesinde, Halim Bayramın kendisine, intihar edeceğini çünkü sevdiği kızın bir başkasıyla evleneceğini anlattığını söylemiştir. Ayrıca, Halim Bayramın, eğer kendisine bir şey olursa, kendisine ailesine gönderilmek üzere bir mektup verdiğini söylemiştir.
Aynı tarihte, başvuran Kazım Ağınla da konuşmuş ve Ağın, iddiaya göre başvurana Halim Bayramın komutanı tarafından baskı gördüğünü anlatmıştır. Başvurana, ayrıca, askerlerin Halim Bayramla konuşmamaları için zorlandıklarını söylemiş ve Halim Bayramın yatağının bulunmadığını, yerde uyuduğunu anlatmıştır. Ağın, Halimin kendisine bir mektup verdiğini teyit etmiş, ancak birisinin bunu çantasından aldığını söylemiştir.
Başvuran, kardeşini başka bir hastaneye yatırmak istemiş fakat doktorlar buna itiraz etmiştir. Başvuran, İstanbula geri dönmüştür.
14 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşinde, disemine intravasküler koagülasyon (yaygın damariçi pıhtılaşması) gelişmiş ve doktorlar kendisinin İstanbul GATA Askeri Hastanesine sevkine karar vermiştir. Sevk esnasında ambulansta iç kanamadan hayatını kaybetmiştir.
15 Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşinin ölümüne dair koşulların açıklığa kavuşturulması amacıyla Çanakkale Cumhuriyet Savcılığına dilekçe yazmıştır. Kardeşinin kendisini vurduğuna dair şüpheleri bulunduğunu belirtmiş ve otopsi talebinde bulunmuştur.
15 Eylül 1998 tarihli ölü muayenesi ve otopsi tutanağına göre:
Her iki meme hattının orta kısmının altından başlayarak göbek altına kadar tahminen 30 cm uzunlukta dikilmiş bir yara görülmüştür. Her iki omuz arasında ve dirseklerde çok sayıda jiletle yapılmış eski yara izleri izlenmiştir. Sol kol dış kısmında jilet veya başka bir kesici objeyle yazılmış Emrah ismi görülmüştür. Sırt kısmında sol böğür bölgesinde 1 cm çapında kurşun çıkış deliği saptanmıştır. Göğüs bölgesindeki yara izi üzerinde bir kurşun deliği giriş izi gözlenmiştir.
Başvuran da bu muayeneye katılmıştır. Kardeşinin ölümüne dair şüphelerinin bulunduğunu belirtmiş ve ikinci bir otopsi talebinde bulunmuştur.
15 Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, olay mahallinde inceleme yapmıştır.
16 Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti, Halim Bayramın ölümüne ilişkin bir soruşturma başlatmıştır. 18 Eylül 1998 tarihinde, heyet, Hüseyin Arabacının ifadesini almıştır. Arabacı, başvuranın kardeşinin kendisini vurduğunu duyduğunda derhal ne olduğunu görmek için gittiğini ve ambulans çağırdığını anlatmıştır. Halim Bayramın batın bölgesinde kan olduğunu görmüştür.
22 Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti raporunu sunmuş ve Arabacıya ya da hastaneye atfedilecek bir hata bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Bu sırada, 17 Eylül 1998 tarihinde, Halim Bayramın cesedi üzerinde Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından ikinci bir otopsi yapılmıştır. Raporda, ceset üzerinde herhangi bir kurşuna rastlanmadığı ve detaylı raporun ileri bir tarihte açıklanacağı belirtilmiştir. Ksifoit1 ve sırttaki yaradan alınan örnekler, daha ileri kimyasal tetkike gönderilmiştir.
18 Eylül 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, bu iki cilt örneğine ilişkin kimyasal tetkik sonuçlarını içeren raporunu sunmuştur. Halim Bayramın sırtından alınan cilt örneğinde, yüksek miktarlarda nitrit-nitrat iyonlarına rastlanırken, ksifoitten alınan cilt örneğinde bu iyonlara rastlanmamıştır.
28 Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Gölcük Askeri Savcısına iletmiştir.
Askeri savcının talebi üzerine, 11 Kasım 1998 tarihinde, olay mahallinde bulunan kovan üzerinde bir bilirkişi incelemesi yapılmıştır. İncelemeyi yaparken, bilirkişi, Halim Bayram tarafından kullanılan tüfekle iki el ateş etmiştir. 13 Kasım 1998 tarihinde, kullanılmış üç mermi kovanı, yani, olay mahallinde bulunan bir kovan ile bilirkişinin elde ettiği iki kovan, İstanbul Kriminal Polis Laboratuarında incelenmiş ve aynı tüfekten çıktıkları sonucuna varılmıştır.
16 Kasım 1998 tarihinde, Emrah Baynal jandarmaya ifade vermiştir. Halim Bayramın intiharı kendisine sorulduğunda, Baynal, Halim Bayramla yaklaşık iki seneden beri arkadaşlıklarının olduğunu söylemiştir. Birbirlerini sevdiklerini belirtmiş ve başka biriyle nişanlandığını inkâr etmiştir.
9 Aralık 1998 tarihinde, başvuran, askeri savcıya ifade vermiştir. Kardeşi Halim Bayramın Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini anlatmıştır.
26 Şubat 1999 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, sağlık raporunu sunmuştur. 17 ve 18 Eylül 1998 tarihli incelemelerine atıfta bulunarak, Halim Bayramın arkadan vurulduğu sonucuna varmıştır. Raporda, bir kurşunun sırtından girdiği ve ksifoitin sağ altından çıktığı belirtilmiştir. Ateşin tam olarak hangi mesafeden edildiğini tespit etmek amacıyla, Halim Bayramın giysilerinin üzerinde yapılacak bir kimyasal tetkik talep edilmiştir.
25 Ekim 1999 tarihli bir raporda, Fizik İncelemeler İhtisas Dairesi bünyesinde bulunan Balistik Şubesi, Halim Bayramın ne gömleğinde ne atletinde ateş izine rastlandığını belirtilmiştir. Raporlarda ayrıca, gömleğin arka kısmında 1x 0.5 cm ebatlarında bir delik olduğu belirtilmiştir.
Ksifoitin tanımı: göğüs kemiği/sternumun ucundaki sivri uçlu kıkırdak, sternumun en küçük ve en alttaki kısmı.
21 Ocak 2000 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, nihai raporunu açıklamıştır. Bu raporda, önceden yapılmış olan tüm adli tıp incelemelerine atıfta bulunulmuştur. Kurşun giriş ve çıkış delikleri incelendiğinde, genellikle küçük deliklerin giriş delikleri, büyüklerin ise çıkış delikleri olduğu anlaşılmakla birlikte, tersi durumların görülmesinin de tıbben mümkün olduğu belirtilmiştir. Raporda, 26 Şubat 1999 tarihli raporda, Halim Bayramın giysilerinde yapılan kimyasal tetkiklerde nitrit ve nitrat iyonlarına rastlanmamasına göre, giriş deliğinin arkada olduğu sonucuna varılmış olmasına rağmen, bu, kurşunun ksifoitten giriş yaptığına işaret etmelidir. Raporda ayrıca, atışın yakın mesafeden veya bitişiğe yakın mesafeden yapıldığının tespitine yönelik hiçbir iz bulunmadığı da belirtilmiştir:
; ön yüzde ksifoidin sol yan alt kısmından vücuda giren mermi çekirdeğinin cilt altı kas geçişiyle batın boşluğuna girdiği, önden arkaya ve hafif yana seyirle sol lomber bölge üst kısımdan çıkmış olduğu, kişiler hareketli olduklarından kurşunun vücutta izlediği trajesinin atışın yapıldığı yön ve seviyeyi tayine medar olamayacağından, atışın hangi yön ve seviyeden yapıldığının tıbben tayininin mümkün olmadığı oybirliği ile mütalaa olunur.
Sonuç olarak, raporda, kurşunun batın boşluğundan girdiği oybirliğiyle kabul edilmiştir.
30 Mart 2000 tarihinde, askeri savcı, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmiştir. 9 Ağustos 2000 tarihinde, askeri mahkeme, başvuranın itirazını reddetmiş ve bu karar başvurana 22 Ağustos 2000 tarihinde bildirilmiştir.
20 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran, Adli Tıp Profesörü ve İngiltere İçişleri Bakanlığı Danışman Patologu Christopher Milroydan tıbbi rapor almıştır. Christopher Milroy mevcut belgeler üzerinde inceleme yaparak sırtta küçük yuvarlak kurşun yarası ile batın boşluğunun ön kısmındaki büyük kurşun yarasının varlığının, giriş yarasının sırtta olduğuna işaret ettiği sonucuna varmıştır. Sırttan alınan deri örneğinde nitrit-nitrat iyonlarının varlığı ile vücudun ön kısmından alınan deri örneğinde bunların bulunmaması, giriş yarasının sırtta olduğuna dair doğrulayıcı kanıt teşkil etmektedir. Ancak, bu bulguların, giysilerde hiçbir atış artığına rastlanmadığı bulgusuyla bağdaşmadığı da belirtilmiştir. Kısaca, Prof. Milroy, kanıtların, giriş yarasının sırtta olduğu teorisini desteklediği sonucuna varmıştır.
HUKUK
I.AİHSNİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 2., 6. ve 13. maddelerine dayanarak, kardeşinin vatani görevi sırasındaki ölümünün ardından başlatılan idari soruşturmadaki aksaklıklardan şikayetçi olmuştur. Başvuran, kardeşinin komutanı tarafından kasten vurularak öldürüldüğüne inanmaktadır, ancak iç hukuk işlemlerinin yetersizliği sebebiyle iddialarını kanıtlaması mümkün olmamıştır. Başvuran ayrıca, kardeşinin Çanakkale Askeri Hastanesinde yeterli tıbbi bakım alamadığını ileri sürmüştür.
AİHM, bu şikâyetlerin 2. madde bağlamında ele alınması gerektiği kanısındadır:
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz: a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın AİHSnin 35/1 maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Anayasanın 125. maddesine atıfta bulunarak, başvuranın, AİHMde dava açmadan önce, hukuk davası ve idari dava açabileceğini belirtmiştir.
AİHM, geçmiş davalarda Hükümet tarafından yapılan benzer ilk itirazları hâlihazırda incelediğini ve reddettiğini hatırlatır (bkz. Abdullah Yılmaz - Türkiye, no. 21899/02, 17 Haziran 2008 ve Salgın - Türkiye, no. 46748/99, 20 Şubat 2007). Bu davada, anılan başvurulardaki bulgularından sapmayı gerektirecek hiçbir koşul tespit etmemiştir. Sonuç olarak, Hükümetin ilk itirazını reddeder.
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35/5. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını not eder. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilemez olmadığını da not eder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.
B. Esas
1. Çanakkale Askeri Hastanesinde başvuranın kardeşine yapılan tıbbi yardıma ilişkin
Hükümet, ciddi biçimde yaralanan başvuranın kardeşine yetkililer tarafından yeterli tıbbi yardım sağlandığını iddia etmiştir. Hükümet, Halim Bayramın hemen hastaneye götürülerek ameliyata alındığını belirtmiştir. Daha sonra, doktorların iç kanama teşhisi koymalarının ardından, Halim Bayram doktoru eşliğinde ambulansla GATA hastanesine gönderilmiştir. Ancak, Halim Bayram nakli sırasında iç kanama nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
AİHM, başvuranın kardeşinin olay sırasında ciddi biçimde yaralandığını ve hemen Çanakkale Askeri Hastanesine gönderilerek ameliyata alındığını gözlemlemektedir. Ameliyattan sekiz gün sonra, 14 Eylül 1998de, başvuranın kardeşinde intravasküler koagülasyon gelişmiş ve doktorlar hastanın İstanbul GATA Askeri Hastanesine gönderilmesine karar vermişlerdir. Başvuranın kardeşi, nakil sırasında iç kanama nedeniyle ambülânsta hayatını kaybetmiştir. AİHM, elindeki belgelere dayanarak, makamların başvuranın kardeşine yeterli tıbbi yardım sağlama konusunda herhangi bir ihmalde bulunmadıklarına karar vermiştir.
AİHM, bu başlık altında AİHSnin 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
2. Halim Bayramın ölümüne ilişkin
Başvuran, kardeşinin askerlik hizmetini tamamlarken bir üstü tarafından kasten vurularak öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Halim Bayramın ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle birçok sorunun cevapsız kaldığını, bu nedenle de iddialarının kanıtlanamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, çelişkili bulgulara yer veren 26 Şubat 1999 ve 21 Ocak 2000 tarihli otopsi raporlarına atıfta bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, hastanede kardeşinin ifadesinin alınmadığını, bunun da makamların konuyla ilgili peşin hükümde bulunarak Halim Bayramın intihara teşebbüs ettiği teorisini sorgulamadan kabul ettikleri anlamına geldiğini belirtmiştir.
Hükümet, başvuranın iddialarını reddetmiştir. Hükümet, Halim Bayramın intihar ettiğini ileri sürmüş ve yerel makamların şahsın ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ifade etmiştir.
a. Genel ilkeler
AİHM, zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölümlerle ilgili önceki kararlarında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır (Abdullah Yılmaz, yukarıda kaydedilen; Kılınç ve Diğerleri / Türkiye, no. 40145/98; Salgın, yukarıda kaydedilen ve Ataman / Türkiye, no. 46252/99). AİHM, ayrıca, ikincil bir role sahip olduğunu ve belirli bir davanın koşulları kendisini bunu yapmaya zorlamadığı sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenme konusunda temkinli olması gerektiğini vurgular (Solomou ve Diğerleri / Türkiye, no. 36832/97). Yerel düzeyde yargılamanın yapılması halinde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerini yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak AİHMnin görevi değildir ve genel bir kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir. Yerel mahkemelerin tespitleri AİHM için bağlayıcı olmamasına rağmen, AİHM, normal şartlarda, bu mahkemelerin vardığı olgusal tespitlerden ayrılmak için ikna edici unsurlara gerek duyar (Selim Yıldırım ve Diğerleri / Türkiye, no. 56154/00). Bununla birlikte, AİHSnin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulması halinde, yerel düzeyde yargılama ve soruşturma yapılmış olsa dahi, AİHMnin özellikle etraflı bir inceleme yapması gerekir (mutatis mutandis, Ribitsch / Avusturya, A Serisi no. 336 ve Avşar / Türkiye, no. 25657/94).
Cinayet veya şüpheli ölümlere ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü AİHM içtihadında açık bir şekilde yer almaktadır (Nachova ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 43577/98). Soruşturma ilk olarak, olayın meydana geldiği koşulları anlamaya, ikinci olarak ise, sorumluların belirlenerek cezalandırılmasını sağlamaya muktedir olmalıdır. Bu, sonuca değil, yönteme ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkililerin, görgü tanığı ifadesi, adli tıp kanıtları ve gerektiği durumlarda yaralama izlerinin tam ve doğru bir kaydını içeren bir otopsi ve ölüm sebebini de kapsayan klinik bulguların objektif bir analizi dâhil olmak üzere olayla ilgili kanıtları elde etmek için mevcut makul adımları atması gerekir (Salman / Türkiye, no. 21986/93; Tanrıkulu / Türkiye, no. 23763/94 ve Gül / Türkiye, no. 22676/93). Soruşturmanın ölüm sebebini ve sorumlu kişiyi belirlemesine engel teşkil eden bir eksiklik, bu standardın karşılanamamasına neden olabilir. Bu bağlamda, bir süratlilik ve ivedilik gereği de bulunmaktadır (Ali ve Ayşe Duran / Türkiye, no. 42942/02).
B. Sözkonusu ilkelerin bu davaya uygulanması
AİHM, ilk olarak, başvuranın kardeşinin ölümüne ilişkin bir soruşturmanın gerçekten yapıldığını kaydeder. Ancak, aşağıda açıklanan gerekçelerle, soruşturmada bazı ciddi tutarsızlıklar ve eksiklikler baş göstermektedir.
AİHM, başvuranın yerel makamlar önünde sürekli olarak kardeşinin intihar ettiğini reddettiğini ve Hüseyin Arabacıyı kardeşini öldürmekle suçladığını gözlemlemektedir. Merminin Halim Bayramın yanında bulunan G3 silahından ateşlendiğini göstermek için silah üzerinde test yapılırken, parmak izi tespiti için silah üzerinde herhangi bir test yapılmamıştır.
AİHM, Halim Bayramın iddia edildiği gibi bir üstü tarafından vurulup vurulmadığının belirlenmesi için bu test sonucunda önemli bir bilgi elde edilebileceği kanaatindedir. Ayrıca, Halil Bayramın ameliyattan sonra bilincinin yerine gelmesine ve konuşabilmesine rağmen, hastanedeyken ifadesi alınmamıştır. Hükümetin görüşlerinde, ameliyattan sonraki gün Halim Bayramın bilincinin yerine geldiği kabul edilmiş, ancak yaşayıp yaşamayacağı belli olmadığından ve her halükarda ölümünün ardından adli soruşturma yapılacağından hastanedeyken ifadesinin alınmadığı belirtilmiştir. Ancak, Hükümetin açıklamaları AİHM için ikna edici olmamıştır. AİHMye göre, hastanedeyken Halim Bayramın ifadesinin alınmaması, soruşturmayı ciddi biçimde aksatmıştır.
Ayrıca, soruşturma sırasında Askeri Cumhuriyet Savcısının tanıklardan, özellikle başvuran tarafından kardeşini öldürmekle suçlanan Hüseyin Arabacıdan, çok kısa ifade alması konusunda AİHMnin tereddütleri vardır. Hüseyin Arabacıya olay hakkında ne bildiği sorulduğunda, başvuranın kardeşinin kendini vurduğunu duyduğunu, hemen ne olduğuna bakmaya gittiğini ve ambulans çağırdığını söylemiştir.
AİHM, son olarak, soruşturma sırasında verilen doktor raporları arasında tutarsızlık olduğunu gözlemlemektedir. 15 Eylül 1998de verilen ilk doktor raporunda, sol bel bölgesinde bir mermi çıkış deliği ve göğüs bölgesinde bir mermi giriş deliği saptandığı kaydedilmiştir. Daha sonra, ksifoit çıkıntısından ve sırttan alınan deri örnekleri kimyasal incelemeye alınmış ve Adli Tıp Kurumu, 18 Eylül 1998de hazırladığı raporda, Halim Bayramın sırtından alınan deri parçası üzerinde çok miktarda nitrit ve nitrat iyonuna rastlandığını kaydetmiştir. AİHM, Adli Tıp Kurumunun 26 Şubat 1999 tarihli rapora dayanarak ikinci bir rapor hazırladığını ve bu kez Halim Bayramın sırtından vurulduğu sonucuna vardığını gözlemlemektedir. Sözkonusu rapora göre, mermi Halim Bayramın sırtından girmiş ve ksifoit çıkıntısının sağ alt tarafından çıkmıştır. Atış mesafesinin belirlenmesi için, Halim Bayramın giysileri de kimyasal incelemeye gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu, 25 Ekim 1999 tarihli raporunda, giysiler üzerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun kalıntısına rastlanmadığını kaydetmiştir. Son olarak, 21 Ocak 2000de, Adli Tıp Laboratuarı, 15 ve 18 Eylül 1998 ve 26 Şubat 1999 tarihlerinde hazırlanan raporlarla çelişen bir nihai rapor çıkarmıştır. Bu raporda, Halim Bayramın giysilerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun kalıntısına rastlanmadığı tespitine atıfta bulunulmuş ve merminin karın bölgesinden girdiği sonucuna varılmıştır. AİHM, bu noktada, otopsinin amacının, klinik bulguların objektif bir analizi dâhil olmak üzere ölümün hangi koşullarda meydana geldiğini açıklığa kavuşturmak olduğunu kaydeder (Gül, yukarıda kaydedilen). AİHM, Adli Tıp Laboratuarının raporunda kaydedilen sonucun kabul edilmesi ve soruşturmanın sonlandırılması aşamasında, bu rapordaki bulgular ile Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan ve açık bir biçimde Halim Bayramın karın bölgesinden değil sırtından vurulduğunu gösteren önceki iki raporda yer alan bulgular (Halim Bayramın gömleği üzerinde yapılan balistik inceleme sonucunda arkada bir mermi deliği tespit edilmiş ve Profesör Christopher Milroy tarafından hazırlanan raporla önceki iki raporda yer alan bulgular doğrulanmıştır) arasındaki çelişkilerin, ilgili makamlar tarafından soruşturulmadığını veya açıklığa kavuşturulmadığını belirtmiştir. AİHM, ayrıca, merminin karından girdiği sonucu, Halim Bayramın yalnızca sırt kısmında kurşun kalıntısına rastlandığı ve giysilerinin başka hiçbir yerinde kurşun izi bulunmadığı yönündeki tespitler arasındaki belirgin tutarsızlığın soruşturulması için ilgili makamlar tarafından gerekli adımların atılmadığına karar vermiştir.
AİHM, yukarıda anlatılanlara dayanarak, başvuranın kardeşinin ölümüne sebebiyet veren koşullarla ilgili olarak ulusal makamlar tarafından yeterli ve etkili bir soruşturma yapılmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Halim Bayramın intihar sonucu mu öldüğünü yoksa bir başka kişi tarafından mı öldürüldüğünü elinde bulunan kanıtlara dayanarak belirlemenin kendi açısından imkânsız olduğu görüşündedir. AİHM, başvuranın kardeşinin öldürüldüğü iddiasının herhangi bir dayanağının olup olmadığını belirlemekte karşılaştığı zorluğun, makamların, AİHSnin 2. maddesinde öngörülen usul yükümlülüklerini ihlal ederek, ölüme sebebiyet veren koşulları yeterince soruşturmamasından kaynaklandığını gözlemlemektedir (mutatis mutandis, Veznedaroğlu / Türkiye, no. 32357/96).
Buna göre, AİHM, AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHSNİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, kardeşinin Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğü konusunda şikâyetçi olmuş ve bu şikâyetini AİHSnin 14. maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, başvuranın bu şikâyetini yerel makamlar önünde dile getirmediğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, elindeki belgelere dayanarak, sözkonusu şikayet çerçevesinde, AİHS veya Protokollerinde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediğine karar vermiştir. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, kendisi ve anne babası için, maddi tazminat olarak 30,000 Euro talep etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Halim Bayramın öldüğünde yirmi yaşında olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ayrıca, manevi tazminat olarak toplam 130,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM bu talebi reddeder (Buldan / Türkiye, no. 28298/95). AİHM, manevi tazminatla ilgili olarak, Halim Bayramın ölümünün makamlar tarafından etkili bir şekilde soruşturulmaması sonucu başvuranın ciddi üzüntü ve sıkıntı çekmiş olabileceğini gözlemlemektedir. Buna göre, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat olarak başvurana 5,000 Euro ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranın avukatı, sözkonusu davanın hazırlanması ve AİHMye sunulması için harcanan elli saat ve diğer yargılama masraf ve giderleri karşılığında, İstanbul Barolar Birliğinin ücret cetveline dayanarak, 33,400 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 17,000 Euro) talebinde bulunmuştur.
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için 1,500 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. AİHSnin 2. maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy