(AİHS m. 34, 41, 44, 1 Nolu Protokol)
(Başvuru no: 19558/02 ve 27904/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
(adil tatmin)
STRAZBURG
24 Şubat 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 19558/02 ve 27904/02 numaralı başvuruların nedeni iki Yunan vatandaşı Yeran-Janet Nacaryan ve Armen Deryanın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 22 Nisan 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
AİHM 8 Ocak 2008 tarihli kararı («esasa ilişkin kararı») ile iç hukuktaki mahkemelerin başvuranların taşınmaz mallar açısından mirasçı sıfatlarını reddetmeleri çerçevesinde AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (Nacaryan ve Deryan-Türkiye kararı, no: 19558/02 ve 27904/02, 8 Ocak 2008).
Başvuranlar AİHSnin 41. maddesine dayalı olarak uğradıkları maddi zarar ve yargılama giderleri ile ilgili olarak çeşitli meblağlar talep etmişlerdir.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanmasının için şartların oluşmamış olması doğrultusunda AİHM bu sürecin saklı tutulmasına ve Hükümet ve başvuranların mevcut kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet etmiştir (esas kararı, par. 65/ 3).
Başvuranlar gibi Hükümet de yazılı görüşlerini iletmiştir.
Taraflar arasında konunun dostane çözümle halline yönelik bir anlaşmaya varılmamıştır.
HUKUK
A. Maddi tazminat
Başvuranlar murisin taşınmaz mallarını edinmekten yoksun bırakılmaları nedeniyle uğradıkları maddi zararın telafi edilmesini talep etmektedirler. Başvuranlar mirasın yarısına sahip olmaları gerektiğini ve en azından taşınmaz malların 2001deki değeri üzerinden tazmin edilmeleri gerektiğini düşünmektedirler. Başvuranların her biri bu doğrultuda 875.000 ABD Doları, yani yaklaşık 547.000 Euro değerinde bir tazminatı telaffuz etmektedir. Başvuranlar istemiş oldukları bu meblağlara ilişkin yasal faiz miktarından feragat etmektedir.
Başvuranlar bu meblağı saptamada miras davası sürecinde asliye hukuk mahkemesinin talebi üzerine düzenlenen 23 Kasım 2001 tarihli bilirkişi raporuna atıfta bulunmaktadır. Bu rapora göre murisin dört binadan oluşan taşınmaz mallarının değeri şu şekildedir: ilki 3 trilyon TL, ikincisi 1,5 trilyon TL, üçüncüsü 600 milyar TL ve sonuncusu 150 milyar TL olmak üzere toplam 5.250 milyar TL (yaklaşık 2.517.000 Euro).
Başvuranlar bu bilirkişi raporu ile yapılan kıymet takdirinin asliye hukuk mahkemesinin 11 Aralık 2001 tarihli kararı ile onandığının altını çizmektedirler. Mahkeme bu tarihte miras hakkındaki ihtiyati tedbir kararını kaldırmış ve terekenin mahkeme tarafından idaresine son vermiştir. Mirasın idaresine dair giderler bu raporda yer alan verilere göre hesaplanmıştır.
Başvuranlar ayrıca Hükümet tarafından sunulan bilirkişi raporunun üç kamu görevlisi tarafından hazırlandığını belirterek raporun bağımsızlığına itiraz etmektedirler. Başvuranlar ayrıca taşınmazların 2007 yılındaki değil 2001deki değerinin dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedirler. Başvuranlar bu noktada sözü edilen taşınmazların bazılarının bu iki tarih aralığında birtakım değişikliklere uğradıklarını belirtmektedir. Örneğin ilk bilirkişi incelemesinde ikinci taşınmazın değeri belirlenirken arsa bedeli ile üzerindeki bina bedeli birlikte hesaplanmışken, ikinci incelemede bina yıkıldığından yalnızca arsa değeri esas alınmıştır.
Taşınmazların satış değeri ile ilgili olarak başvuranlar Hükümetin taşınmazların gerçek piyasa değerinin satış değerinin üzerinde olamayacağı itirazına karşı çıkmaktadır. Başvuranlar bu bağlamda mevcut uygulamada tapu harcını daha az ödemek için gayrimenkullerin beyan edilen satış değerinin gerçek satış değerinin altında olduğunu ifade etmektedirler. Taraflar genel olarak ödenecek emlak vergisine uygun olarak satış bedeli beyan etmektedirler. Esasen taşınmazın piyasa değeri beyan edilen bu son değerden daha yüksektir. Başvuranlar örnek olarak 2007 yılında emlak vergisi için dördüncü taşınmazın 79.830 YTL olarak saptandığını, oysa Hükümetin görevlendirdiği bilirkişilerin aynı yıl içinde bu taşınmazın değerini 109.802 YTL olarak belirlediğini vermektedirler.
Hükümet 2001 tarihli bilirkişi raporuna karşı çıkmakta, başvuranlar tarafından öne sürülen meblağları aşırı ve dayanaktan yoksun nitelendirmektedir. Hükümet başvuranlar tarafından sunulan bilirkişi raporunun çekişmesiz bir yargı süreci kapsamında düzenlendiği açıklamasını yapmaktadır. Hükümete göre bu yolla saptanan değerler taşınmazların gerçek piyasa değerine karşılık gelmemektedir.
Hükümet bu bağlamda 15 ve 28 Kasım 2007 tarihlerinde üç emlak uzmanı kamu görevlisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarına atıfta bulunmaktadır. İlk taşınmaz için 2.930.362 YTL, ikinci taşınmaz için 213.000 YTL, üçüncü taşınmaz için 267.945 YTL ve sonuncusu için 109.802 YTL değer biçilmiştir. Taşınmazların toplam değeri 3.521.109 YTLyi (yaklaşık 1.688.500 Euro) bulmaktadır.
Hükümet ayrıca murisin mirasçılarının taşınmaz malları 15 Şubat 2002 tarihinde kendi mirasçılarına sattıklarını gözlemlemektedir. Bütün bu taşınmazların satış fiyatı toplam 305 milyar TLdir (yaklaşık 146.000 Euro). Hükümete göre taşınmaz malların gerçek piyasa değeri satış fiyatının üzerinde olamaz.
AİHM, ihlalin tespit edildiği bir başvuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Iatridis-Yunanistan (adil tatmin) no: 31107/96). Bir davaya taraf sözleşmeci devletlerin, prensip olarak, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için başvuracakları yolları seçme serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine ilişkin takdir yetkisi ile, sözleşmeci devletlerin, AİHSnin temel yükümlülüğü olan güvence altına alınan hak ve özgürlükleri tanıma (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı kastedilmektedir. İhlalin doğası restitutio in integruma müsaitse, bunu yerine getirmek Savunmacı Devlete düşer, zira AİHMnin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı bulunmaktadır. Buna karşılık ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak tanımıyor ve/veya ancak kısmen giderebiliyorsa, bu durumda AİHSnin 41. maddesi AİHMyi, mağdura uygun göreceği bir telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Bkz. Brumarescu-Romanya (adil tatmin) no: 28342/95).
Mevcut başvuruda AİHM, sözü edilen müdahalenin yasallık ilkesini karşılamadığı sonucuna vardığını hatırlatır. Bu koşullar çerçevesinde, taşınmaz mallar için mirasçı sıfatlarının yeniden tanınması, başvuranları mümkün olduğunca Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin öngördüğü gerekliliklerin ihlal edilmediği bir duruma karşılık gelecek bir konuma getirecektir. Bununla beraber, AİHM bir miras davasının sözkonusu olduğunu hatırlatır; murisin mirası iç hukuktaki mahkemelerce tanınan mirasçılarına geçmiş, bu kişiler ise taşınmazları üçüncü şahıslara devretmişlerdir. Geri verme in integrum bakımından bu davanın koşullarında uygun bir karar gibi görünmemektedir. Kaldı ki başvuranlar zaten bunu talep etmemekte; taşınmazların 2001deki piyasa değerine dayanarak uğradıkları zararın telafi edilmesini istemektedirler.
AİHM bu doğrultuda Hükümetin başvuranlara maddi tazminat olarak taşınmaz malların piyasa değerine dayanılarak hesaplanacak bir meblağı ödemesi gerektiği görüşündedir. Bu bağlamda AİHM taraflarca sunulan iki bilirkişi raporuna göre taşınmaz malların değeri arasında önemli farkın bulunduğunu ve bunun ise bir ölçüde taşınmazlardan biri üzerinde yapılan değişikliklerden kaynaklandığını tespit etmektedir. AİHM 2001 tarihli bilirkişi raporunun çekişmeli gerçekleşmeyen bir yargılama süreci çerçevesinde yalnızca idarenin giderlerinin hesaplanması amacıyla düzenlendiğini not eder.
Ayrıca bu iki bilirkişi raporunda tespit edilen değerler ile taşınmazların satış değerleri arasında önemli fark bulunmaktadır. Başvuranlara göre satış değerleri en azından emlak vergisi ödemeye temel olacak değerlerine tekabül etmektedir.
AİHM, başvuranların murisin mirasının yarısını almaya ehil olduklarını, böylece her bir başvuranın ¼ payının olduğunu vurgular.
AİHM, taşınmazın piyasa değerine ilişkin mahkemeye sunulan bilgiler ve taraflarca sunulan unsurlar ışığında, murisin taşınmaz mallarının mirasçısı olmalarının imkânsız oluşu nedeniyle uğradıkları maddi zararın karşılığı olarak Hükümetin başvuranların her birine 250.000 Euro ödemesi gerektiğini kaydetmektedir.
B. Yargılama gider ve masrafları
Başvuranlar AİHMden avukatlık ücreti için adil bir meblağa hükmetmesini istemektedir. Bu taleplerine ilişkin kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamaktadırlar.
Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliğini, gerekliliğini makul oranlarda ortaya konduğu sürece elde edebilir. Başvuranların kanıtlayıcı belgeyi sunmadıkları göz önüne alındığında ve sözü edilen kıstaslar ışığında, AİHM yargılama gider ve masraflarına ilişkin yapılan bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranların her birine maddi tazminat olarak 250.000 (iki yüz elli bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
2. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 24 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy