(AİHS. m. 2, 3, 8, 9, 14, 15, 29, 34) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KILIÇ - TÜRKİYE DAVASI) (YOUNG, JAMES AND WEBSTER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SOERİNG - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (X. VE Y. - HOLLANDA DAVASI) (DUDGEON - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (LASKEY, JAGGARD VE BROWN - BİRLEŞİK KRALLIK)
(Yaşama Hakkı, Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü, Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması Hakkı ihlali ve Kötü Muamele ve Ayrımcılık Yasağı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 4. Daire Kararı
Başkan; M. Pellonpaa, Üyeler; Sir Nicolas Bratza, E. Palm, J. Makarczyk, M. Fischbach, J. Casadevall ve S. Pavlovschi
Başvuru No: 2346/02
Karar Tarihi: 29 Nisan 2002
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Mehmet ÖZCAN, Yrd. Doç. Dr., Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
43 yaşında bir bayan olan başvuru sahibi 25 yıldan beri kocası ile birlikte kızı ve torunu ile yaşamaktadırlar. Başvuru sahibi "MND" Motor Neourone sinir hastalığından şikayetçidir. Bu hastalık merkezi sinir sistemi içinde yer alan motor hücrelerinin giderek artan şekilde zayıflamasıdır. Başvuru sahibinin hastalığı vücuttaki istemli kasların çalışmasına etki etmektedir. Hastalık zamanla kol ve bacaklar ile nefes alıp vermeyi kontrol eden kaslara ciddi anlamda zarar verir. Nefes alıp vermeyi kontrol eden kasların zayıflaması ile birlikte konuşma ve yutmayı düzenleyen kaslarda meydana gelen zayıflama sonucunda genelde solunum sisteminde ortaya çıkan arızalar nedeniyle ölüm meydana gelmektedir. Hiçbir tedavi hastalığın ilerlemesini durduramamaktadır.
Başvuru sahibinin avukatı 27 Temmuz 2001 de Savcılığa bir mektup yazarak başvuru sahibinin kocasının yardımı ile intihar etmesi durumunda kocasına yardımdan dolayı ceza verilmemesini garanti etmesini talep etmiştir.
8 Ağustos 2001 tarihinde şartlar ne olursa olsun Savcılık istenilen garantiyi vermeyi reddetmiştir.
Bunun üzerine iyileşmesi mümkün olmayan ve felçli olan başvuru sahibi, Savcılığın kendisinin intihar etmesine yardımcı olması durumunda kocasının yargılanmaktan ma'sun kalması talebinin reddedilmesi ve iç hukukta intihar girişimine yardım yapılmasının yasaklanmasının Sözleşmenin 2,3,8, 9 ve 14. maddelerinden kaynaklanan haklarının ihlalini oluşturmakta olduğunu iddia ederek Mahkemeye başvurmuştur.
Mahkeme,
1. Başvuruyu kabul edilebilir ilan etmiştir,
2. Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine; karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DIĞER DAVALAR
1. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978
2. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995,
3. L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998
4. Osman v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998
5. Kiliç v. Türkiye, no. 22492/93
6. Young, James and Webster v. Birleşik Krallık, 13 Ağustos 1981
7. Sigurdur A. Sigurjönsson v. İzlanda, 30 Haziran 1993
8. Soering v. Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1989
9. D. v. Birleşik Krallık, 2 Mayıs 1997
10. A. v. Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998
11. Z. and Diğerleri v. Birleşik Krallık, no. 29392/95
12. V. v. Birleşik Krallık, no. 24888/94
13. Price v. Birleşik Krallık, no. 33394/96
14. Valasinas v.Litvanya, no. 44558/98
15. Bensaid v. Birleşik Krallık, no. 44599/98
16. Keenan v. the United Kingdom
17. X. ve Y. v. Hollanda, 26 Mart 1985
18. B. v. Fransa, 25 Mart 1992
19. Burghartz v. İsviçre, 22 Şubat 1994
20. Dudgeon v. Birleşik Krallık, 22 Ekim 1991
21. Camp ve Bourimi v. Hollanda, no. 28369/95
22. Thlimmenos v. Yunanistan, no. 34369/97
23. Laskey, Jaggard ve Bröven v. Birleşik Krallık, 19 Şubat 1997
DAVANIN ESASI PROSEDÜR
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerini ve Korunmaya Dair Sözleşme (Sözleşme) nin 34. maddesi uyarınca Birleşik Krallık vatandaşı. Diana Pretty'nin 21 Aralık 2001 tarihinde Birleşik Krallık ve İrlanda aleyhine 2346/02 başvuru numaralı müracaatı ile ortaya çıkmıştır.
2. Kendisine yasal yardım yapılan başvuru sahibi Mahkemede Londra'da avukatlık yapan Bayan Chakrabarti tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti (Hükümet) ise Londra'daki yabancı ve Commonvvealth Ofisinden kendi temsilcileri olan Bay Whomerley tarafından temsil edilmiştir.
3. İyileşmesi mümkün olmayan ve felçli olan başvuru sahibine göre, savcılığın kendisinin intihar etmesine yardımcı olması durumunda kocasının yargılanmaktan ma'sun kalması talebinin reddedilmesi ve iç hukukta intihar girişimine yardım yapılmasının yasaklanması Sözleşmenin 2,3,8, 9 ve 14. maddelerinden kaynaklanan haklarının ihlalini oluşturmaktadır.
4. İlgili usul kuralları gereğince başvuru 4. Daireye tevdi edilmiş ve bu daire bünyesinde oluşturulan bir heyet tarafından incelenmeye başlanmıştır.
5. Her iki taraf da davanın kabulü ve esası için değerlendirmelerini sunmuşlardır. Ayrıca 3. taraf olarak Gönüllü Ötenazi Demeği ve İngiltere ve Galler Katolik Piskoposlar Konferansı'nın da başkan tarafından yazılı usule müdahil olarak katılmaları uygun görülmüştür. Başvuru sahibi bu grupların yorumlarına cevap vermiştir.
6.19 Mart 2002 de kamuya açık duruşma İnsan Hakları Binasında yapılmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN GERÇEKLEŞME ŞARTLARI
7. Başvuru sahibi 43 yaşında bir bayandır. 25 yıldan beri kocası ile birlikte kızı ve torunu ile yaşamaktadırlar. Başvuru sahibi "MND" motor sinir hastalığından şikayetçidir. Bu hastalık merkezi sinir sistemi içinde yer alan motor hücrelerinin giderek artan şekilde zayıflamasıdır. Başvuru sahibinin hastalığı vücuttaki istemli kasların çalışmasına etki etmektedir. Hastalık zamanla kol ve bacaklar ile nefes alıp vermeyi kontrol eden kaslar ciddi anlamda zarar görürler. Nefes alıp vermeyi kontrol eden kasların zayıflaması ile birlikte konuşma ve yutmayı düzenleyen kaslarda meydana gelen zayıflama sonucunda genelde solunum sisteminde ortaya çıkan arızalar nedeniyle ölüm meydana gelmektedir. Hiçbir tedavi hastalığın ilerlemesini durduramamaktadır.
8. Hastanın durumu MND'nin teşhis edildiği Kasım 1999'dan bu yana hızlı şekilde kötüleşmektedir. Başlangıçta boynundan aşağı doğru gelişen bir felç geçirmiştir. Hasta konuşamamakta ve ancak tüp ile beslenmektedir. Yaşama ümidi sadece haftalar veya aylarla hesaplanmaktadır. Ancak hastanın zekası ve düşünme yeteneğinde hiçbir zarar meydana gelmemiştir. Hastalığın son durumu aşırı derece stresli ve insan haysiyetine yakışmayacak bir şekildedir. Hastalığın bu şeklide devam etmesi durumunda hasta çektiği acı ve içinde bulunduğu yakışıksız durumdan kurtulmak için nasıl ve nerede öleceğini kontrol etmeyi çok istemektedir.
9. İngiliz hukukunda intihar etmek suç olmamakla birlikte, başvuru sahibi yardım almadan bunu gerçekleştirecek bir durumda bile değildir. Ancak intihar Yasası 2/1 bölümüne göre bir başkasına intihar etmesi için yardım etmek suçtur.
10. Başvuru sahibinin avukatı 27 Temmuz 2001 de Kamu Savcıları Başkanı'na bir mektup yazarak başvuru sahibinin kocasının yardımı ile intihar etmesi durumunda kocasına yardımdan dolayı ceza verilmemesini garanti etmesini talep etmiştir.
11. 8 Ağustos 2001 tarihinde şartlar ne olursa olsun Savcılık istenilen garantiyi vermeyi reddetmiştir.
12. 20 Ağustos 2001 de başvuru sahibi Savcılığın kararına karşı yargı yoluna başvurmuş ve;
- 8 Ağustos 2001 tarihli Savcılığın kararının iptalini;
- Kararın hukuki olmadığının ilan edilmesi ya da Kamu Savcıları Başkanlığının istenilen garantiyi vermesi ile hukuka aykırı davranmış sayılmayacağını;
- Savcılığa istenilen garantiyi vermesi yönünde zorunlu bir talimat veya alternatif olarak;
- 1961 tarihli intihar Yasasının 2. Bölümünün Sözleşmenin 2, 3, 8, 9 ve 14. maddelerine aykırı olduğunun ilanını talep etmiştir.
13. 17 Ekim 2001 de Yerel Mahkeme başvuruyu Savcılığın yargılamama garantisi verme konusunda bir yetkisinin olmadığı ve Sözleşmenin 2, 3, 8, 9 ve 14. maddelerine aykırılık olmadığı gerekçeleriyle reddetmiştir.
14. Başvuru sahibi olayı Lordlar Kamarasına temyiz için götürmüştür. Lordlar Kamarası 29 Kasım 2001 tarihinde başvuruyu reddetmiş ve yerel mahkeme kararını onamıştır. Önemli bir içtihat olan The Queen on the Application of Mrs Dianne Pretty (Appellant) v Director of Public Prosecutions (Respondent) and Secretary of State for the Home Department (Interested Party), davasında Lord Bingham şunları söylemiştir:
4. Bayan Pretty adına yapılan başvuruda Sözleşmenin 2. maddesinin sadece yaşamın bizzat kendisinin değil aynı zamanda yaşama hakkını da koruduğu belirtilmektedir. Maddenin amacı bireyleri 3. kişilerden (devlet ve kamu otoriteleri) korumaktır. Ancak bireyin yaşayıp yaşamayacağına karar vermesinin kendi meselesidir. 2.madde bireyin yaşam ve ölüm konusunda kendi başına karar verme hakkını da korumaktadır. Bu nedenle bir kişi yaşamını uzatacak, kurtaracak bir tıbbi bir tedaviyi kabul etmeme hakkına sahip olduğu gibi intihar etme hakkına da sahiptir. Bazı insanlar yaşamak ister, bazıları ise ölmek ister. 2. madde her ikisini de korumaktadır. Ölme hakkı yaşama hakkının zıddı, alternatifi değildir. Dolayısıyla devlet her iki hakkı da korumakla yükümlüdür.
Sözleşmede Bayan Pretty'nin iddialarını destekleyen herhangi bir içtihat yoktur.
...Bayan Pretty (devletin yaşam hakkını korumakla yükümlü olmasından yola çıkarak) kendi yaşamını uzatma ve hastalığını tedavi ettirme görevinin yanında yaşamına yasal yollardan son verme konusunda da düzenleme yapmakla yükümlü olduğunu iddia etmektedir. Ancak ne lafzi olarak ne de Stasbourg'un içtihat hukukunda; 3. maddeden çıkarılacak böyle bir yükümlülük söz konusu değildir. Devam eden bir tedaviden korunması konusunda devlete düşen pozitif yükümlülük açısından nasıl karar verileceği ilgili tüm çıkarları ve tartışmaları göz önüne almak kaydıyla devletin kendisine aittir. Birleşik krallık konuyu detaylı ele almış, incelemiş ve sonunda mevcut durumun korunmasına ( yardım ile ötenazi-ye izin vermeme) yönünde karar almıştır.
Bayan Pretty'nin avukatı Sözleşmenin 8. maddesinin kişinin kendi başına karar alma yani self-determinasyon hakkı tanıdığından söz etmektedir. (Bakınız: X and Y v Netherlands (1985) 8 EHRR 235; Rodriguez v Attomey General of Canada [1994] 2 LRC 136; in re A (Children) (Conjoined Twins: Surgical Separation) [2001] Fam 147). Bu hak bir kişinin nerede ve nasıl öleceğini de kapsar. Bu yolla kişi acı ve kötü şekilde yaşamaktan kurtulmuş olur. 1961 tarihli Yasanın 2(1) bölümü bu hakkı yani self-determinasyon hakkını engellemektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık engellemenin mahkeme içtihattan ile oluşan, yasallık, gereklilik, orantılılık ve sosyal ihtiyaçlara cevap verme testlerinden geçtiğini göstermelidir, (bakınız: R v A (No 2) [2001] 2 WLR 1546; Johansen v Norvay (1996) 23 EHRR 33; R (P) v Secretary of State for the Home Department [2001] 1 WLR 2002. Eğer engelleme bireyin özel hayatına ilişkin ise engellemeyi mazur gösterecek geçerli nedenler olmalıdır.
Devlet Bakanı Sözleşmenin 8. maddesinde sözü edilen özel yaşam hakkından kişinin nasıl yaşadığını, yaşamını nasıl sürdürdüğünü anlamak gerektiğini belirterek 8. maddenin bireyin yaşamını nasıl sona erdireceğini anlamamak gerektiğini belirtmiştir. 8. madde bireyin fiziksel, moral ve psikolojik bütünlüğünü, bireyin bedeni üzerindeki haklarını da içerir. Ancak bu maddeden bireyin nerede ve nasıl öleceğine karar vermeye ilişkin herhangi bir çıkarsama yapmak mümkün değildir.
8. madde bireysel güvenlik ve özgürlükten söz etmez. Sadece fiziksel ve psikolojik varlığı dahil olmak üzere bireyin özel yaşamını korur. 8. madde doğrudan bireylerin bireysel yaşamlarını sürdürdükleri kişisel otonomiyi korur. Bu koruma içinde bireyin yaşamına son vermesi gibi bir seçenek yoktur.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI
16. 1961 tarihli intihar Yasasına göre İngiltere ve Galler'de intihar suç olmaktan çıkarılmıştır. Bununla birlikte 1961 tarihli intihar Yasasının 2 (1) Bölümüne göre; " Bir kişi bir başkasının intihar etmesine yardım ederse, veya bir başkası tarafından intihar eylemini gerçekleştirmeye çalışırsa ... 14 yılı geçmeyecek şekilde hapis cezasıyla cezalandırılır." 2 (4) Bölüme göre ise;" Bu bölümdeki hiç bir eylem Savcılık tarafından onay verilmedikçe suç teşkil etmez".
17. İçtihat hukukuna göre bireyler yaşamlarını koruyacak veya uzatacak tıbbi tedaviyi reddetme hakkına sahiptir, "öncelikle şu yerleşmiştir ki, eğer aklı başında yetişkin bir hasta, kendi yaşamını uzatacak bir tedaviyi reddederse onu tedavi eden doktorlar onun için iyi olmayacağını öngörseler dahi hastanın self-determinasyon hakkına saygı göstermeli ve hastanın arzusuna göre davranmaları gerekmektedir. Bu bağlamda yaşamın korunma prensibi self-determinasyon prensibine boyun eğmektedir".
18. Bu prensip en son temyiz Mahkemesinin 22 Mart 2002 tarihli Ms. B v. an NHS Hospital kararında yeniden onaylanmıştır.
Yasal Durumun iç Hukuktaki incelenmesi
20. Ceza hukuku Komitesinin 1980 de yayınlamış olduğu 14. Rapora göre, intihara yardım durumunda verilecek cezanın 7 yıla düşürülmesi teklif edilmiştir.
21. 1994 de Lordlar Kamarasının Tıbbi Etik Özel Komitesi,ilgili çıkar gruplarının da etik, felsefi, dini, klinik, yasal ve kamu politikaları açısından değerlendirmelerini alarak gönüllü ötenazi konusunda ileri sürülen tüm argümanların toplumun bilinçli şekilde öldürmeyi yasaklama konusundaki görüşünü zayıflatmadığı kanaatine varmıştır. Yasaklama hukukun ve sosyal ilişkilerin temel taşıdır. Bu korumanın hukukta meydana gelecek değişiklikler ile zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Bazı bireysel olaylarda ötenazinin uygulanması kabul edilebilir. Fakat bireysel olaylar temel politikaların belirleyicisi olamaz.
Ayrıca ölüm sadece bireysel bir olay değildir. Bireyin ölümü çevresine etki eder. Biz ötenazi konusunu bireysel çıkarın genel olarak toplumun çıkarlarından ayrılamayacağı bir alan olarak kabul ediyoruz demektedirler.
Bununla beraber ihtiyarlar ve hastalar gibi zayıf insanların erken ölüm talebi yani gönüllü ötenazi konusunda kendilerini bir baskı altında hissedecekleri de düşünülmektedir.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI MATERYALLER
24. 1999 tarihli Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 1418 sayılı tavsiye kararına göre;
- Ölüme yakın bir kişinin ölme talebi bir başkasının elinde hiçbir zaman hukuki olarak ölme talebi şeklinde değerlendirilemez.
- Ölüme yakın bir kişinin ölme talebi bir başkasının onun ölümüne neden olacak eylemleri gerçekleştirmesinin yasal gerekçesi olamaz.
IV. ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN GÖRÜŞLERİ
A. Gönüllü Ötenazi Derneği
25. İngiltere'de 1935 yılında kurulan bu dernek ölmek isteyen kişilere yardım edilmesi konusunda araştırmalar yapan en önemli kuruluştur. Derneğin genel görüşüne göre bireyler saygın bir şekilde ölme hakkına sahip olmalıdır ve açık irade beyanına rağmen dayanılmaz ölümcül hastalığa müptela bir hastayı itibarsız bir şekilde ölümünün geciktirilmesine neden olan, hastalan bu şekilde yaşamaya zorlayan esnek olmayan bir yasal rejim Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali anlamına gelmektedir. Demek gerekçe olarak insanların niçin böyle bir ölümü istediklerinin dayanılmaz acılar, otonominin kaybı gibi nedenleri göstermişlerdir. Geçici çözümlerin hastaların gereksinimlerine cevap vermediğini ileri sürmüşlerdir.
B. İngiltere ve Galler Katolik Piskoposlar Konferansı
28. Bu Organizasyon Katolik inançlarının en temel kurallarından birinin insan yaşamının Tanrının bir hediyesi olduğu üzerinde durmaktadır. Bir kişiyi ve ya diğerini öldürecek herhangi bir eylem kişinin rızası olsa bile insan değerinin yanlış anlaşıldığının bir göstergesidir. Bu nedenle intihar veya ötenazi, insan yaşamının sona ermesi konusundaki moral açısından kabul edilebilecek sınırların ötesindedir. Bu temel gerçekler hem diğer dinler hem de diğer çoğulcu ve seküler toplumlar tarafından da, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948) nin 1. maddesinde ve Sözleşmenin hükümlerinde özellikle 2. ve 3. maddelerinde belirtildiği gibi kabul edilmektedir.
HUKUKİ BOYUT
I. BAŞVURUNUN KABUL EDİLEBİLİRLİĞİ
32. Tedavi edilemeyen bir hastalığa müptela olan başvuru sahibi olayında savcılık tarafından kendisinin yaşamına son vermek için kocasının yardım etmesi İngiliz hukukuna göre suç teşkil eden intihara yardım etme durumunda kocasının cezalandırılmayacağı konusunda garanti verilmemesinin, Sözleşmedeki temel hakların ihlalini oluşturduğunu iddia etmektedir. Hükümet başvurunun, hem başvuru sahibinin şikayetinin şahsına ait bir hakka ilişkin olmadığı hem de buna ilişkin bir engelin Sözleşmenin hükümleri tarafından izin verilen bir istisnaya ait olmadığı gerekçeleri ile yanlış temellere dayandığını ve kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmektedir.
33. Mahkeme başvurunun tüm olarak hukuki sorunlar ortaya çıkardığını ve bu sorunların başvurunun esastan görüşülmesi için yeterli öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Başvurunun kabul edilemeyeceğine dair herhangi bir gerekçe bulunmamıştır. Bu nedenle başvuru kabul edilebilir olarak ilan edilmiştir. Sözleşmenin 29/3. maddesine göre Mahkeme, başvuru sahibinin şikayetinin esasına inceleyebilir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESININ İHLALİ İDDİALARI
A. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
1. Başvuru sahibi
35. Başvuru sahibi kendisinin intiharında bir başkasının yardım etmesinin Sözleşmenin 2. maddesine aykırı olmaması gerektiğini aksi takdirde yasal olarak buna izin veren diğer ülkelerin (Sözleşmeye taraf olan) bu hükmü ihlal etmiş olacaklarını ileri sürmüştür. Üstelik 2. madde sadece yaşama hakkını korumaz aynı zamanda yaşama hakkının bir uzantısı olan ölme hakkını ve yaşamaya devam edip etmeme konusunda seçim yapmayı da korumaktadır. 2. madde yaşama hakkını korur yoksa yaşamın bizatihi kendini değil. Ve bu maddede söz edilen koruma 3. kişilere karşı yani devlete ve kamu otoritelerine karşı bireylerin yaşam hakkını korur yoksa bireyleri kendilerinden korumaz. 2. madde bireyin engel olunamayan acılar içinde ve itibarsız şekilde yaşamadan kurtulmak için bireyin ölme hakkını korumaktadır. Hükümetin hapishanede intihar etmek isteyen Keenan davasını örnek göstermesine ve onun yaşamının korumasının bir görev olduğunu ileri sürmesine ilişkin olarak ise şu söylenebilin Bu olayda kişi hem akü hastası olduğundan dolayı yaşamını sona erdirecek rasyonel karar alma yetisine sahip değildi hem de mahkum olduğu için hapishane yetkilileri onun yaşam hakkını konuna yükümü altında idi. (bakınız; Keenan v.. Birleşik Krallık [Daire. 3], no. 27229/95, ECHR 2001-m).
2. Hükümet
36. Hükümet başvuru sahibinin 2. maddeye dayanmasını maddenin lafzı ile uyuşmadığını ve geçerli içtihatlar ile desteklenmediğinden dolayı (maddenin) yanlış algılandığını ileri sürmüştür. En önemli temel haklardan birini garanti altına alan 2. madde ilke olarak negatif bir yükümlülük yükler. Bazı olaylarda pozitif bir yükümlülük yüklemiş olsa bile bunlar yaşamı korumaya ilişkin bazı önlemlerdir. Önceki olaylarda Hükümetin bir mahkumu korumaya yönelik 2. madde bağlamındaki sorumluluğu mahkumun intihar etmiş olması gerçeğine rağmen etkilenmemiştir ( bakınız yukarıda zikredilen Keenan Davası) ayrıca Hükümet açlık grevinde olan bir mahkumu yemek yemeye zorlama yetkisine sahiptir. (X. v.Almanya, 9 Mayıs 1984 tarihli 10565/83 sayılı Komisyon kararı) 2. maddenin lafzı kesin olarak, sınırlı durumlar dışında ki bu durumlar derdest davada söz konusu değildir kasten hiç kimsenin yaşamdan yoksun bırakılamayacağını belirtmektedir. Ölme hakkı yaşama hakkını uzantısı, paraleli değil antitezidir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
37. 2. madde Sözleşmede sözü edilen diğer hak ve özgürlüklerden yararlanmayı hükümsüz kılmaksızın yaşama hakkını korumaktadır. Bu madde yaşama hakkından yoksun bırakılacak sınırlı durumları saymış ve Mahkeme bu sınırlı durumların Hükümetler tarafından kullanılması durumunda çok katı bir incelemeye tabi tutmaktadır, (bakınız; McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, öp. çit., §§ 149-150).
38. 2. madde metni açık olarak devlet güçlerinin kasti olarak ve isteyerek güç kullandığı durumları düzenlemektedir. Ancak bu madde sadece kasti öldürmeleri değil aynı zamanda güç kullanımına izin verildiği ancak öldürme eyleminin istenmediği durumlarda da ortaya çıkan öldürme sonuçlarını da kapsar şekilde yorumlanmaktadır. (Mc. Cann ve diğerleri v. Birleşik Krallık). Mahkeme, 2. maddenin 1. fıkrasının 1. cümlesinin Devleti sadece hukuka aykırı ve kasti adam öldürmeden değil aynı zamanda kendi yargı alanı içinde yaşayan bireylerin yaşamlarının güvenliklerini sağlama için gerekli önlemleri almasını da emrettiği düşüncesindedir. (Bakınız; L.C.B. v. Birleşik Krallık davası, 9 Haziran 1998, 1998-III, p. 1403, § 36). Bu yükümlülük sadece bireylerin yaşamlarının yaşama hakkının garanti altına alınmasından da öte, yaşamı bir başka kişinin cezayı gerektiren bir eyleminde dolayı tehlike içinde olan bireyleri korumak için gerekli koruma mekanizmalarını almasını da kapsar. (Bakınız; Osman v. Birleşik Krallık davası, 28 Ekim 1998, 1998-VDI, § 115; Kılıç v. Türkiye, no. 22492/93, (Daire. 1) ECHR 2000-III, §§ 62 and 76).
39. Mahkemenin önüne gelen tüm davalarda Mahkemenin özellikle vurguladığı şey Devletin bireylerin yaşamlarını koruma yükümlülüğü altında olduğudur. Mahkeme 2. madde tarafından garanti altına alınan "yaşama hakkının" negatif bir yükümlülük yüklediği şeklindeki bir yoruma katılmamaktadır. Ancak Sözleşmedeki bazı haklar örneğin 11. maddedeki demek kurma ve toplantı hakkı bir derneğe güme yanında bir demeğe girme konusunda zorlama yapılmamasını da kapsar. Mahkeme özgürlük kavramının, bireyin seçimini uygulamayı da kapsadığı düşüncesindedir. (Bakınız; Young, James ve Webster v. Birleşik Krallık davası, 13 Ağustos 1981, Seri A no. 44, § 52, ve Sigurdur A. Sigurjönsson v.İzlanda davası, 30 Haziran 1993, Seri A no. 264, pp. 15-16, § 35). Fakat 2. madde farklı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle 2. madde lafzına dokunulmaksızın tam ters yorumlanamaz yani 2. Madde ölme hakkı verir şekilde yorumlanamayacağı gibi bireyin yaşamdan ziyade ölmeyi seçmesine izin verme konusunda kendisine self-determinasyon hakkı vermez.
40. Mahkeme Sözleşmenin 2.maddesinden ne üçüncü bir kişinin ne de kamu otoritelerinin yardımıyla ölme hakkının çıkarılamayacağını kabul etmiştir.
41. Başvuru sahibi Sözleşmenin bireylere ölme hakkı vermediği şeklindeki bir yorumda intihara yardımı kabul eden ülkeleri Sözleşmeyi ihlal etmiş sayılacaklarım ileri sürmüştür. Bu durumda bir başka ülkenin hukuki durumunun değerlendirilmesi Mahkemenin görevi değildir.
42. Mahkeme Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediği görüşündedir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI A. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
1. Başvuru sahibi
44. Mahkeme önünde başvuru sahibi şikayetini temel olarak Sözleşmenin 3. maddesine dayandırmıştır. Çekmiş olduğu acıların Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmeye yetecek bir uygulama olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahibi giderek kötüleşen, ağırlaşan ve çekilmez hale gelen ölümün kaçınılmaz olduğu nefes alıp vermeyi kontrol eden kasları etkileyen bir hastalığa maruzdur. Hükümet bundan doğrudan sorumlu olmasa da S.maddeye ilişkin olarak Mahkemenin içtihattan doğrultusunda Devlet vatandaşlarına bu tür tedavilere zorlamadan çekinme yönünde negatif bir sorumluluk yanında aynı zamanda insanları bu tür tedavilerden koruma yönünde pozitif bir yükümlülük altındadır. Bu olayda devletin sorumluluğu hastanın katlanma zorunda kalacağı acılardan korumak için gerekli önlemleri almasıdır.
45. Başvuru sahibi 3. maddenin bağlamında kendinin bireysel Hakları ile toplumun çıkarları arasında çelişen bir durumun olmadığı zira bireysel hakkın mutlak olduğunu ileri sürmektedir. Bireysel durumları göz önüne almadan intihara yardım konusunda İngiliz hukukundaki bu tür yardımlara tümden izin verilmemesi orantılı değildir. Bu bütüncül yaklaşımdan dolayı bireyin zihni melekelerinde bir sorun olmamasına, sağlıklı karar alabilmesine rağmen kocasının yardım etmesinin engellenmiştir.
2. Hükümet
47. Hükümet 3. maddenin olayımızla bir ilgisinin olmadığını ileri sürmektedir. Bu madde tarafından yüklenen sorumluluk negatif bir yükümlülüktür: Devlet insan haysiyetine yaraşmayan işkence, ceza ve kötü muamele yapmama yükümlülüğü altındadır. Başvuru sahibinin olayı daha çok pozitif yükümlülüğe dayanmaktadır. Mahkemenin içtihatlarına bakıldığında devletlere pozitif yüklenildiği durumlarda bu yükümlülüğün mutlak olmadığı ve olduğu durumlarda da kamu otoritelerine yerine getirilmesi imkansız ya da çok zor yükümlülükler yüklediği şekilde yorumlanamaz.
48. 3. maddenin olayımızda uygulanması söz konusu olsa bile bireye yasal anlamda uygulanabilen bir ölme hakkı bahşetmez. Hükümet intihara yardımı yasaklamada toplum menfaatleri ile bireysel çıkarları dengeleme, özellikle zayıfları koruma açısından sonunda gönüllü ötenaziyi geçerek isteksiz gönülsüz ötenaziye neden olma durumundan dolayı yasaklandığını ileri sürmüştür. Avrupa konseyi ülkelerinden Hollanda hariç tümünün intihara yardımı yasaklama konusunda genel bir anlayışa sahip olduklarını belirtmiştir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
49. Sözleşmenin 3. maddesi 2. madde ile birlikte Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerleri olarak Sözleşmenin en temel hükümleri olarak görülmelidir, (bakınız; Soering v. Birleşik Krallık davası, 7 Temmuz 1989, Seri A no. 161, p. 34, § 88) Madde 3 Sözleşmenin diğer hükümlerinin aksine kesin ifadelere sahiptir ve ne 15. maddede belirtilen istisnalar ne de diğer bir istisnaya tabi değildir.
50. Mahkemenin içtihat hukukuna bakıldığında 3. maddenin kamu otoriteleri veya devlet organları tarafından bilinçli davranışları sonucunda zorunlu tedaviye maruz kalma riski altında olan bireyler tarafından en fazla müracaat edilen madde olduğu görülmektedir. (Diğer içtihatlar ile birlikte bakınız; İrlanda v. Birleşik Krallık davası 18 Ocak 1978, Seri A no. 25). Bu genel ifadelerle temelde Devlete kendi yargı yetkisi alanında bulunan bireylere zorla ciddi zararlar vermeme gibi negatif bir yükümlülük yüklediği şeklinde tanımlanabilir. Bununla birlikte Mahkeme 3. maddenin temel öneminden dolayı bu maddenin uygulanmasında kendine yeterli esneklik sağlayacak bir alan bırakmıştır. (D. v. Birleşik Krallık davası, 2 Mayısl997, 1997-III, p. 792, § 49).
51. Mahkeme özellikle Yüksek Taraf Devletlere kendi yargı alanlarında yaşayan bireylerin Sözleşmenin 1. maddesi uyarınca, 3. maddesi ile birlikte Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlüklerinin koruması yükümlülüğünü yükler. 3. maddeye göre Devletler özel bireyler tarafından gerçekleştirilmiş olsa bile kendi yargı alanında yaşayan bireylere karşı işkence, kötü muamele ve cezalandırmalara karşı korunmaları için gerekli önlemleri almaları gerekir. (Bakınız; A. v. Birleşik Krallık davası, 23 Eylül 1998,1998-VI, p. 2699, § 22). Bireylerin işkence, kötü muamele ve cezalandırmalara karşı korunması konusunda Devlete yüklenen pozitif yükümlülük değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Örneğin bir çocuğun üvey annesi tarafından zincirlenmesine ilişkin olan A. v. Birleşik Krallık davası, ve dört çocuğun ebeveyni tarafından kötü muameleye tabi tutulması ve ihmal edilmesi eylemlerine ilişkin olan Z. ve Diğerleri v. the Birleşik Krallık [GC] (no. 29392/95 ECHR 2001-V) davası. Yine bu madde devlete özgürlüğü kısıtlanan bir kişinin sağlığını koruma yükümü yükler. (Bakınız zihinsel özürlü mahkum yeterli tıbbi yardım alamadığından dolayı intihar ettiği, yukarıda zikredilen Keenan v. Birleşik Krallık kararı).
52. Yapılan muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi için Mahkeme içtihatlarına göre "kötü muamelenin" seviyesinin en azından minimum ağırlığa ve şiddete sahip olması, vücuda zarar vermesi veya önemli fiziksel veya ruhsal ıstırap yaratması gerekmektedir (bakınız; İrlanda v. Birleşik Krallık davası, , p. 66, § 167; V. v. Birleşik Krallık [GC] no. 24888/94, ECHR 1999-IX, § 71).Muamelenin kişiyi küçük düşürmesi, saygısızlık anlamına gelmesi, insan şeref ve haysiyetini kinci nitelik taşıması, korku duyulması, kişinin fiziksel ve moral direncinin kırması gibi durumların hepsi bu davranışların 3. madde kapsamına girmesi için yeterlidir. (Diğer yeni içtihatlar ile birlikte bakınız; Price v. Birleşik Krallık, no. 33394/96, (Daire. 3), ECHR 2001-VIII, §§ 24-30, ve Valasinas v. Litvanya, no. 44558/98, (Daire. 3), ECHR 2001-VIII, § 117). Tabi olan fiziksel veya ruhsal bir hastalıktan dolayı ortaya çıkan bir acı eğer muameleden dolayı ağırlaşıyor ve artıyorsa ve bu artışın nedeni yetkili makamların sorumlu tutulabileceği tutukluluk şartlarından, şuur dışı etme veya diğer önlemlerden kaynaklanıyorsa bu durumda bu eylemler 3. madde kapsamında değerlendirilir (bakınız yukarıda zikredilen; D. v. Birleşik Krallık ve Keenan v. Birleşik Krallık davaları ve Bensaid v. Birleşik Krallık, no. 44599/98, (Daire. 3), ECHR 2000-1).
53. Mevcut olayda davalı Hükümetin hiçbir durumda başvuru sahibini kötü bir tedaviye yönlendirme konusunda zorlama yapmadığı tüm şüphelerden varestedir. Ne de başvuru sahibi Devletin tıp otoritelerinden yetersiz tıbbi yardım aldığına ilişkin bir şikayet vardır. Dolayısıyla mevcut davadaki durum kendisine Birleşik Krallıktan çıkarılarak geçici tedavinin olmayacağı ve en kötü durumda ölme riski içinde bulunacağı St. Kitts adasına gönderileceği yönünde tehditler yapılan AİDS hastası O. v. Birleşik Krallık olayındaki durum ile karşılaştırılamaz. Bu durumda Devletin sorumluluğu o şartlar altında kişiyi bir başka yere nakletme eyleminden kaynaklanmaktadır. Bu mevcut durumdaki kişiye uygulanan muamele ile benzer bir durum değildir.
54. Başvuru sahibinin iddiası daha çok savcılık tarafından kendisinin yaşamına son vermek için kocasının yardım etmesi durumunda kocasının cezalandırılmayacağı konusunda garanti verilmemesin talebinin reddi ve kendisinin hastalığının son aşamaya gelinceye kadar kötü bir durumda, insan haysiyetine yakışmayan bir durumda kalmasına neden olan ve ceza hukukunda intihara yardımı yasaklaması nedeniyle Devletin sorumlu olması gerektiği ile ilgilidir. Bununla birlikte bu iddia muamele kavramına yeni bir boyut getirmiştir ancak bu boyut Lordlar Kamarasının da belirttiği gibi kavramın normal anlamının kapsamı dışındadır.
Mahkeme canlı bir organ olarak Sözleşmenin yorumlanmasında dinamik ve esnek bir yaklaşım sergilemek zorundadır. Bu nedenle her türlü yorum insan haklarını koruyan bir sistem olarak Sözleşmeye ve onun temel hedeflerine uygun olmalıdır. Dolayısıyla 3. madde, demokratik toplumlar tarafından kabul edilen temel değerlerin yansıması olan 2. madde ile uyumlu bir şekilde ele alınmak zorundadır. Yukarıda belirtildiği gibi Sözleşmenin 2. maddesi öldürücü kuvvet kullanılmasını veya bir insanın ölümüne neden olacak bir eylemin gerçekleştirilmesinin önündeki en önemli ve birinci engeldir. Ve 2. madde hiçbir şekilde bireye Devletten yaşamına son vermeye gibi yaşamını son vermeyi kolaylaştırıcı bir eyleme de izin verecek bir hak bahşetmez.
55. Başvuru sahibinin fiziksel yetersizliği dolayısıyla intihar edemediği ve ulusal hukuk sistemine göre yardım etmesi durumunda kocasının cezalandırılma olasılığı bir gerçektir. Ancak derdest davada sözü edilen Devletin pozitif yükümlüğü kamu veya özel kurumların kötü muameleleri ile verdikleri zararı ortadan kaldırmasını veya azaltmasını içermez. Sözleşmenin 3. Maddesi devlete hayatı sona erdirmeye yönelik eylemleri onaylama yükümlülüğü yüklemez.
56. Mahkeme tüm bu nedenlerden dolayı, başvuru sahibinin kendisinin yaşamına son vermek için kocasının yardım etmesi durumunda kocasının cezalandırılmayacağı konusunda garanti verilmemesi veya diğer herhangi bir yasal yolla intiharına yardımcı olunması konusunda Sözleşmenin 3. maddesinin Devlete yüklediği herhangi bir pozitif yükümlülük olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla bu maddenin ihlali söz konusu değildir.
IV. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
A. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
1. Başvuru sahibi
58. Başvuru sahibi Sözleşmenin tümünde konuna altına alınan şelf -determinasyon yani kendi başına karar alma hakkı özellikle 8. maddede en açık koruma altına alınmış ve garanti edilmiştir. Self-determinasyon hakkının bir kişinin vücudu hakkında ve onu nasıl kullanacağı konusunda karar vermesi hakkını da kapsadığı gayet açık ve nettir. Başvuru sahibi bu hakkın kişinin ne zaman nerede ve nasıl öleceğine karar vermesini de kapsadığını ve hiçbir şeyin kişinin ölümünü zamanlaması kadar bu hak ile ilintili olamayacağını ileri sürmektedir. Ve savcılık tarafından garanti verme taleplerinin reddedilmesi ve Devletin intihara yardım konusunda tümden yasaklamaya gitmesi 8 maddenin 1. fıkrasından kaynaklanan haklarının engellenmesi anlamına gelmektedir.
2. Hükümet
60. Hükümet 8. maddede belirtilen özel yaşamın korunmasını ilişkin olan hakkın ölme hakkını içermediğini ileri sürmüştür. 8. madde kişinin yaşamını nasıl sürdüreceğini kapsar yaşamına nasıl son vereceğini değil.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Sözleşmenin 8/1. madde hükmünün uygulanabilirliği
61. Mahkemenin daha önceki olaylarda belirttiği gibi "özel yaşam" kavramı geniş anlamda yorumlanmakta ve tanımı yapılırken sınırlayıcı bir tanım yapılmaktan kaçınılmaktadır. Özel yaşam bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü kapsar(A:. ve Y. v. Hollanda davası, 26 Mart 1985, Seri A no. 91, p. 11, § 22). Bazen bireyin fiziksel ve sosyal kimliğini içine alır. (Mikulic v. Hırvatistan, no. 53176/99 [Daire. 1], 7 Şubat 2002, § 53).. Örneğin, cinsel kimlik, seks yaşamı, cinsel özellikler hepsi 8/1. madde kapsamında koruma altına alınan özel yaşamın bir parçasıdır. (Bakınız, e.g. B. v. Fransa davası, 25 Mart 1992, Seri A no. 232-C, § 63; Burghartz v. İsviçre 22 Şubat 1994, Seri A no. 280-B, § 24; Dudgeon v. Birleşik Krallık davası, 22 Ekim 1991, Seri A no. 45, § 41, ve Laskey, Jaggard ve Brown v. Birleşik Krallık davası, 19 Şubat 1997, 1997-1, § 36). 8. madde ayrıca kişisel gelişim ve dış dünya ile iletişim kurma ve geliştirmeyi de kapsar. (Bakınız; örnek olarak,, Burghartz v. İsviçre, Friedl v. Avusturya, Seri A no. 305-B, § 45). Bununla birlikte şimdiye kadar geçen önceki olaylar içinde self-determinasyona ilişkin hiçbir olay bu tür bir hak tesis etmemiştir. Mahkeme kişisel özerklik kavramının 8. Maddenin garanti altına aldığı hususların yorumunun en önemli prensibi olduğu düşüncesindedir.
62. Hükümet özel yaşamın korunması hakkının yardım alarak ölme hakkını kapsamadığını böyle bir hak tanınmasının aslında Sözleşme tarafından garanti altına alınan hakkın ortadan kaldırılması anlamına geleceğini ileri sürmüştür.
64. Mevcut davada tıbbi bir tedavi söz konusu olmasa bile hasta giderek ağırlaşan bir hastalığı maruz kalmakta ve bu hastalık onun durumunun giderek daha da kötüleştirmekte hem fiziksel hem de zihinsel olarak daha fazla acı çekmesine neden olmaktadır. Başvuru sahibi bu acılı durumu hafifletmek için kocasının yardımıyla yaşamına son verme seçeneğim kullanmak istemektedir. Lord Hope'un da belirttiği gibi yaşamının son anlarına ait bu seçim yaşamın kendisinin bir parçasıdır ve başvuru sahibi bu hakkı talep etme yetkisine sahiptir. Ve bu talebe saygı duyulmalıdır.
65. Sözleşmenin en temel esası insan şeref ve haysiyetine ve özgürlüğüne saygı duyulmasıdır. Sözleşme tarafından korunan yaşamın dokunulmazlığı prensibine bir halel gelmeksizin, Mahkeme, daha uzun yaşam standartları ile birlikte gelişen tıptaki basanların geliştiği bir dönemde, bir çok insan artık ihtiyarlık dönemlerinde bireysel kimlik ile çatışan fiziki ve zihinsel yıpranmıştık halinin uzatılması konusunda zorlanmama konusunda hassas davranmaktadırlar.
67. Başvuru sahibi bu davada hukuk tarafından sıkıntılı ve insan haysiyetine yakışmayan bir şekilde devam etmekte olan yaşamına son verme hakkını kullanmaktan alıkonulmuştur. Mahkeme bu durumun başvuru sahibinin Sözleşmenin 8/1. maddesi kapsamında koruma altına alınan özel yaşama saygı duyulması ilkesinden kaynaklanan hakka bir müdahale olmadığı anlamına gelmediğini söylememektedir. Mahkumu, bu engellemenin 8. maddenin ikinci paragrafında belirtilen istisnalar çerçevesinde ele alınıp alınamayacağı açısından olayı değerlendirecektir.
2. Sözleşmenin 8. maddesinin 2. Paragrafına uygunluğu
68. Sözleşmenin 8. Maddesinde uygulanmasına yapılan engellemeler "hukuka uygun " bir amaç veya amaçlar, veya bu paragraf altında hukuka uygun görülmedikçe ve, yukarıda sözü edilen amaç veya amaçlar "demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça" 8/2. maddesine aykırılık teşkil eder (bakınız Dudgeon v. Birleşik Krallık 22 Ekim 1981, Seri A no. 45, p. 19, § 43).
69. Tarafların tartışmalarından ortaya çıkan tek şey engellemenin gerekliliği üzerindeki tartışmalardır. Olayımızdaki hukuk tarafından intihara yardımın kısıtlanması ve yaşamın korunmasının yasal amaçlan için ve dolaylı olarak diğerlerinin haklarını koruma gerekçelerine dayandırılmaktadır.
70. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre gereklilik kavramı müdahalenin, engellemenin ağır sosyal bir gereksinimden kaynaklanması ve özellikle ulaşılmak istenen yasal amaç ile orantılı olması gerektiği anlamına gelmektedir. "Demokratik bir toplumda" yapılan bir engellemenin gerekli olup olmadığına karar verirken Mahkeme, değerlendirme payının Sözleşmenin aradığı şartlara uygunluğunun yine Mahkeme tarafından yapılacağım belirtmekle birlikte ulusal otoritelerin takdirine bırakıldığının hesaba katılması gerektiğini belirtmektedir. Yetkili ulusal otoritelere bırakılan takdir payı, olayların özüne bağlı olarak ve tehlike altında olan hakkın niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
71. Mahkeme bu takdir payının bireyin özel seks yaşamına müdahaleye ilişkin olması durumunda bu payın dar olması gerektiğini yeniden hatırlatır. (Bakınız Dudgeon v. Birleşik Krallık, öp. çit., p. 21, § 52; A.D.T. v. Birleşik Krallık no. 35765/97 (Daire. 3) ECHR 2000-K, § 37). Başvuru sahibi kendi olayında da bu takdir hakkının dar yorumlanması gerektiğini ileri sürse de Mahkeme derdest davadaki olayın söz konusu olay ile aynı niteliklere sahip olmadığını ve dolayısıyla aynı gerekçelerin burada geçerli olmayacağı kanaatine varmıştır.
72. Derdest davada da görüldüğü gibi tarafların asıl tartışma konusu engellemenin orantılılığı ile ilgilidir. Başvuru sahibi özellikle kendisinin zihinsel yeterliliğe sahip kendi zihinsel yeteneğini bilen tüm baskılardan vareste yetişkin bir kişi olmasına ve bu koşullarda gönüllü ötenazi istemesine rağmen ve korunmaya ihtiyacı olmayan ve zayıf biri olmamasına karşın intihara yardım konusunda tümden yasaklamanın kendi özel durumunu hiç göz önüne almadığından şikayet etmektedir.
73. Mahkeme Hükümetin kişiyi zayıf ve korumaya muhtaç bir kişi olarak algılamasına rağmen kişinin bu bağlamda değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
74. Ancak Mahkeme, Devletlerin genel ceza hukukunun bireylerin yaşamı ve diğer bireylerin güvenliğini ilgilendiren uygulanmalarının düzenleme yetkisine sahip olduğunu kabul eder. Derdest davada ilgili olan 1961 tarihli Yasanın 2. maddesi zayıf ve güçsüz kişilerin yaşamlarını korumaya özellikle kendilerine intihara yardım konusunda bilgi verilemeyecek durumda olan kişilerin yaşamlarını korumayı amaçlamaktadır. Fakat asıl olan zayıflık ve güçsüzlük kavramlarının hukuken sınıflandırılmasıdır.
76. Mahkeme intihara yardım konusunda tümden reddeden yasaklamayı orantılı olmadığı şeklinde algılamamaktadır. Hükümet, savcılığın bireysel olaylara ilişkin en yüksek ceza olsa bile eğer durumu uygunsa daha az bir ceza verebilmesi için bir esneklik olduğunu ifade etmiştir..
77. Olayımızda savcılığın başvuru sahibinin eşinin yargılanmaması için talep ettiği garantinin reddedilmesinde herhangi bir orantısızlık görmemiştir.
78. Mahkeme sonuç olarak derdest davadaki engellemenin diğer bireylerin haklarını korumak amacıyla "demokratik toplumun bir gereği" olarak maruz görülebileceğini ve olayda Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 9. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
A. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
I. Başvuru sahibi
80. Başvuru sahibi 9. maddede düzenlenen düşünce özgürlüğünün veganizm ve pasivizm gibi düşünce şekillerini de kapsadığını öne sürmektedir, intihar etmek için kocasının yardımını isterken başvuru sahibi intihara yardımı desteklediğini ve buna inandığını belirtmiştir, savcılığın başvuru sahibinin eşinin yargılanmaması için talep ettiği garantiyi reddetmesinin ve Birleşik Krallığın kendisinin bireysel durumunu göz önüne almayan tümden yasaklamanın hakkının engellenmesi olduğunu belirtmiştir. Sözleşmenin 8. maddesine ilişkin ileri sürülen nedenler çerçevesinde bu engelleme 9. maddenin 2. fıkrası bağlamında değerlendirilemez.
2. Hükümet
81. Hükümet bu madde hükmünden kaynaklanan her türlü konuya itiraz etmektedir. 9. madde düşünce, din ve vicdan hürriyetini ve bu inançların açıklanmasını korur. Ancak bu madde hükmü ne tür bir inanca sahip olursa olsun bu inançlar gereği olan eylemlerin gerçekleştirilmesi için genel bir hak bahşetmez.
Tam aksine Sözleşmenin 3. ve 8. maddelerine ilişkin olduğu gibi burada da 9/1 den kaynaklanan bir kısıtlama olsa bile bu kısıtlama yine 9. maddenin 2. fıkrası kapsamında kabul edilebilir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
82. Mahkeme başvuru sahibinin intihara yardım konusundaki tutarlı görüşleri konusunda bir şüpheye sahip değildir. Ancak her görüş ve düşünce 9/1 kapsamında değerlendirilebilecek bir inanışlar arasında yer almaz. Başvuru sahibinin iddiaları 9. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinde belirtilen, bir dinin veya inanışın ayin veya öğretimine ibadet yapmaya ilişkin değildir. Komisyon tarafından kabul edildiği gibi9/l maddedeki "ibadet etme = uygulama" kavramı bir din veya inanıştan etkilenilerek yapılan her türlü eylemi kapsamaz. (Arrowsmith v. Birleşik Krallık, no. 7050/77, 12 Ekim 1978 tarihli Komisyon kararı, DR 19, p. 5, at p. 19, § 71). Başvuru sahibinin bireysel bağımsızlık ilkesine bağlı olduğu yönündeki iddiaları Sözleşmenin 8. maddesindeki şikayetlerinin bir tekrarından ibarettir.
83. Mahkeme sonuç olarak Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır.
V. SÖZLEŞMENİN 14. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
A. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
1. Başvuru sahibi
85. Başvuru sahibi kendi durumundan çok farklı durumda olanlarla aynı muameleye tabi tutulduğu düşüncesiyle ayırımcılığa maruz kaldığını ileri sürmektedir, intihara yardımın tümden yasaklanmasını her ne kadar tüm bireylere eşit şekilde uygulanmasına rağmen, kendisinin yardım almadan intihar etmesinin mümkün olmaması nedeniyle yasaklamanın kendi üzerindeki etkisi ayırımcılık teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başkalarının sakat olmaması nedeniyle yardım almadan kullanabildikleri bir hakkı kendisi sakat ve yetersiz obuası nedeniyle yardım almaksızın kullanamamaktadır. Dolayısıyla diğerlerine göre çok farklı ve daha kötü şartlarda bir muameleye maruz kalmaktadır. Hükümetin tek haklı nedeni olan zayıfların korunması nedeniyle bu tümden yasaklama uygulamasının, kendi olayında uygulanmaması gerektiğim zira kendisinin zayıf bir durumda olmadığını ve ihtiyaç içinde olmadığını ileri sürmüş ve bu farklı uygulamanın kabul edilebilecek herhangi bir amacının olmadığını iddia etmektedir.
2. Hükümet
86. Hükümet 14. maddenin başvuru sahibi tarafından herhangi bir önemli hak bağlamında başvurulmadığından dolayı bu maddenin gündeme gelmesine gerek yoktur. Tam aksine başvuru sahibi kendi başına intihar edememesi nedeniyle yardım almadan intihar edenler ile aynı şartlarda değerlendirilmemesinden dolayı olayda hiçbir ayırımcılık yoktur.... Ayrıca 3. ve 8. madde bağlamlarında tartışıldığı gibi bu durumdaki kişilere farklı uygulama yapıldığı iddialarının mazur görülebilecek haklı gerekçeleri vardır.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
87. Mahkeme, yukarıda başvuru sahibinin başvurusunu 8. madde bağlamında değerlendirilebilir bulmuştur. Dolayısıyla iç hukukta intihar etme imkanı olan kişiler intihar edebiliyorken yardım almak zorunda olanların intihar edememesinden kaynaklanan durumun 14. Maddede korunan ayırımcılık açısından değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir.
88. 14. madde bağlamında benzer durumda olan veya kıyas yoluyla benzerlik bulunan bireylere yapılan farklı muameleler bakımından bir ayırımcılıktan söz edebilmek için öncelikle bunun bir amacı ve makul bir açıklaması olmaması gerekir. Ayrıca ulaşılmak istenilen amaç ile yapılan işlem arasında orantı olmamalı ve yapılan işlem yasal bir amaç taşımamalıdır. Ayrıca Taraf Devletler benzer durumlarda farklı muamele yapma konusunda belirli bir değerlendirme payına sahiptir, (bakınız; Camp ve Bourimi v. Hollanda, no. 28369/95, ECHR 2000-X, § 37). Farklı durumlardaki bireylere yasal ve makul bir açıklama olmaksızın farklı davranmama durumunda da ayırımcılık ortaya çıkabilir. (Thlimmenos v. Yunanistan[GC], no. 34369/97, ECHR 2000-IV, § 44).
90. Sonuç olarak derdest davada 14. maddenin ihlali yoktur.
BU GEREKÇELER İLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuruyu kabul edilebilir ilan etmiştir,
2. Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine; karar vermiştir.
Yorum
Bayan Pretty'nin durumu normal ötenazi olaylarından çok farklı bir durum an etmektedir. Çünkü maruz kaldığı hastalık nedeniyle vücuttaki istemli kaslar çalışmamakta ve hastalık zamanla kol ve bacaklar ile nefes alıp vermeyi kontrol eden kaslar ciddi anlamda zarar vermektedir. Nefes alıp vermeyi kontrol eden kasların zayıflaması ile birlikte konuşma ve yutmayı düzenleyen kaslarda meydana gelen zayıflama sonucunda genelde solunum sisteminde ortaya çıkan arızalar nedeniyle ölüm meydana gelmektedir. Ancak hastanın zekası ve düşünme yeteneğinde hiçbir zarar meydana gelmemiştir. Düşünme yetisi gayet yerinde ve kendi başına karar alma konusunda hiçbir sorunu yoktur. Sorun son vermek istediği yaşamını kendi fiili ile gerçekleştirememesindedir. Yaşamına son vermeyi kararlaştırmış olduğu halde fiziksel olarak bunu gerçekleştirememekte ve acılar içinde yaşamına devam etmektedir.
İngiliz hukukunda intihara yardım etmenin yasak olası nedeniyle kocasının yardımını alması durumunda kocası cezalandırılacaktır.
Davacı özel yaşamını nasıl sürdüreceğine karar verme hatta onu nasıl ve nerede sona erdireceği konusunda self-determinasyon hakkına sahip olduğunu ileri sürse de Mahkeme, Hükümetin de ileri sürdüğü gibi yaşam hakkının ölmeye imkan tanıyacak şekilde algılanmasına izin vermemiştir.
Mahkeme her ne kadar yapılan uygulamanın Sözleşmenin 8/1. maddesi kapsamında koruma altına alınan özel yaşama saygı duyulması ilkesinden kaynaklanan hakkın engellenmesi anlamına gelmediğini söylememekle birlikte bu uygulamanın 8. maddenin fıkrasında belirtilen istisnalar çerçevesinde ele alınabileceğine karar vermiştir.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre hakkın engellenmesinin gerekliliği konusunda, engellemenin sosyal gereksinimlerden kaynaklanması ve özellikle ulaşılmak istenen yasal amaç ile orantılı olması gerektiğini belirtmiştir. Ancak Mahkeme "Demokratik bir toplumda" yapılan bir engellemenin gerekli olup olmadığına karar verirken, değerlendirme payının Sözleşmenin aradığı şartlara uygunluğunun yine Mahkeme tarafından yapılacağını belirtmekle birlikte ulusal otoritelere bırakıldığının hesaba katılması gerektiğini belirtmektedir. Yetkili ulusal otoritelere bırakılan değerlendirme payı, olayların özüne bağlı olarak ve tehlike altında olan hakkın niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Kanımızca Mahkemenin ulusal otoritelere bıraktığı bu değerlendirme payı sayesinde birbirinden farklı değer yargılarına sahip geniş bir coğrafyada bulunan üye devletlere kendi yargı alanlarında ortak değerler ile çatışmadıkça toplumsal değerlerin korunması açısından önemli bir içtihat olacaktır.
Full & Egal Universal Law Academy