(AİHS. m. 2, 3, 5, 8, 13, 14, 34, 35)
(Başvuru no. 40997/02)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire);
Başkan,
Ineta Ziemele, Hakimler,
David Thór Björgvinsson,
Päivi Hirvelä,
Işıl Karakaş,
Ledi Bianku,
Vincent A. De Gaetano,
PaulMahoney,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos'un katılımıyla oluşan Mahkeme heyeti 7 Mayıs 2013 tarihinde müzakere etmiş olup, 19 Ekim 2002 tarihinde ve takip eden tarihlerde yapılan başvurular ile ilgili olarak tarafların sağladığı bilgiler ışığında aynı tarihte kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı almışlardır.
OLAYLAR HAKKINDA
Başvuranlar ve temsilcilerini gösteren liste ekte bulunmaktadır.
DAVANIN KOŞULLARI
Taraflarca sunulan olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Başvuranlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin (uluslararası anlaşmalar çerçevesinde) Kuzey Kıbrıstaki askeri müdahalesi sonrasında Temmuz-Ağustos aylarında kaybolan Kıbrıs Rum asker veya yedek subaylarının akrabalarıdır. Bu kişiler kayıp kişiler olarak belirtilmişlerdir (Haklarındaki bilgiler Birleşmiş Milletler ve Kızıl Haça iletilmiştir).
Diğer kayıp kişiler Birleşmiş Milletler Kayıp Kişiler Komitesi (CMP) tarafından yapılan aramalar sonucunda gömüldükleri yerden çıkarılmışlar ve 2010 yılından itibaren DNA testleri ve diğer işlemler ile kimlikleri belirlenmiştir.
Hükümet tarafından verilen bilgiye göre, Kasım 2010da polis içerisinde, cesetleri bulunan bu kişilerin ölümleri ile ilgili soruşturmalar yapacak, özel bir birim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başsavcılığının emrinde kurulmuştur. Bu özel bölüm dört tercüman ve teknik destek aldığı uzmanları da içeren 15 kişiden oluşmaktadır. Bazı kişiler ile ilgili olarak dosyalar tekrar açılarak soruşturma başlamıştır (Charalambous ve diğerleri v. Türkiye (dec), no. 46744/07, 3 Nisan 2012 davasında ki kişileri de içeren).
Polis Merkezi, 10 Ocak 2012 tarihinde yerel polis karakollarına bölgelerinde kaybolmuş olan şahısların bilgilerini ve ölümlerin nasıl karşılandığının bildirilmesi yönünde talimat göndermiştir. Polis Özel Birimi 15 Ağustos 2012 tarihinde CMP ile temasa geçerek kimlikleri belirlenen kayıp şahısların tüm dosyalarını, resim ve haritalar ile birlikte talep etmiştir.
Mevcut davada, polis başvuranlar ile temasa geçmeyi denemiş ve ifadelerini almayı talep etmiştir. Başvuranların temsilcileri bu temaslardan haberdar edilmiştir. Bazı temsilciler KKTC polisinin araştırma yetkisini kabul etmeyerek işbirliğinde bulunmayı reddetmişlerdir. Bazı başvuranlar polis karakoluna gitmişler ancak sadece ya önceden hazırlanmış kısa ifadelerini sunmuşlar ya da sadece başvuru formlarının bir kopyasını sunmuşlardır. Kaybolan insanlar ile ilgili olarak bilgisi olan kişilerin temasa geçmesini talep eden ve ulaşım bilgileri de içinde yar alan bir bildiri hazırlanmış ancak halen Güney Kıbrıs Rum Kesimi basının elinde yayınlanmayı beklemektedir. Soruşturmalar devam etmektedir.
Başvuranlar, polis ile iş birliği yaptıklarını, ifade verdiklerini, bilgi sunduklarını veya polis karakollarına çağrılmalarının hiç bir anlamı olmadığını ve bu yüzden haksız bir taciz olduğunu belirten çeşitli beyanlarda bulunmuşlar. Bazı başvuranlar polisin bir kopyayı kendilerinde saklamalarına izin vermedikleri gerekçesiyle yeni ifadelerini imzalamayı reddetmişlerdir. Başvuranlar ve temsilcileri KKTC polisinin iyi niyetli, etkili ve samimi olarak soruşturmaları sürdüreceğinden şüpheleri olduğunu belirtmişlerdir.
ŞİKAYETLER
Tüm Başvuranlar gerek kendi namlarına gerekse kaybolan yakınlarının namlarına Sözleşmenin 3, 5, 8, 13 ve 14 maddeleri ile birlikte madde 2 uyarınca akrabalarının kaybolmaları veya ölmeleri ve bu konular ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmadığından şikayet etmişlerdir.
40997/02 sayılı başvuruda, başvuran, 1974 yılında ki çatışma nedeniyle mülkiyet hakkı kaybı yaşadığını belirterek hem kendi hem de kaybolan ağabeyi adına şikayette bulunmuş ve kendisi ve iki çocuğunun aile evlerini kaybettiklerini belirterek Sözleşmeye Ek Protokol 1 madde 1 ile madde 8 ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
55631/10 sayılı başvuruda ise başvuran akrabalarının kaybından dolayı gelir kaybına uğradıklarını belirterek Sözleşmeye Ek Protokol 1 madde 1 ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
HUKUK İLE ALAKALI OLARAK
A. Başvuranların kayıp akrabaları namına yapılan şikayetler
Başvuranların Sözleşmenin 2, 3, 5, 8, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşmeye Ek Protokol 1 madde 1nin ihlalini ileri sürdükleri ve kayıp akrabaları lehlerine yaptıkları başvurular ile kayıp akrabalarını başvuran olarak göstererek yaptıkları başvurular ile alakalı olarak Mahkeme mevcut uygulama ve Sözleşmenin 34. Maddesini göstererek başvuruların sadece yaşayan kişiler tarafından veya onların namına yapılabileceğini belirtmiştir. (Varnava ve diğerleri v. Türkiye (GC), nos. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 111-113, ECHR 2009-...). Bu şartlarda Mahkeme Sözleşmenin 34. Maddesi kapsamında başvuruları kaybolan kişilerin yakınlarının başvuruları olarak incelemeye devam edeceğini belirtmiştir.
B. 1974 yılında ki veya hemen akabindeki hadiselere ilişkin şikayetler.
Bazı başvuranlar 1974 yılında veya hemen akabindeki hadiselere ilişkin olarak yakınlarının hak ihlalleri ile ilgili şikayetlerde bulunmuşlardır. Mahkeme, Türkiyenin kişisel başvuru hakkını 28 Ocak 1987 tarihinde tanıdığını hatırlatır. Dolayısıyla, Sözleşmenin 2, 3, 5, 8 ve 13. Maddelerini içeren ve 55631/10 numaralı başvuruda iddia edilen Sözleşmeye Ek Protokol 1 madde 1 ile ilgili olarak o tarihten önce meydana gelen kaybolma ve özgürlükten mahrum bırakılma ile ilgili olarak Mahkemenin zamansal anlamda yetkisi bulunmamaktadır (bakınız Blecic v. Hırvatistan (GC), no. 59532/00, § 70, ECHR 2006-III; Varnava ve diğerleri v. Türkiye (GC), nos. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 134, ECHR 2009-...). Başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35 §§ 3 ve maddeleri uyarınca zaman bakımından yetki bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmektedir.
C. 1974 yılında meydana gelen kayıplar hakkında soruşturma yapılmaması ile ilgili şikayetler
Bazı başvuranlar Sözleşmenin 2 ve 5. maddelerine atfen yakınlarının kayıp olmalarına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığından şikayet etmektedirler. Bu kapsamda Sözleşmenin 3. maddesi ile alakalı olarak da şikayet etmişlerdir.
Mahkeme Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca bir başvuru ile ilgili olarak sadece konu ile ilgili kesin kararın alınma tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurulması halinde davayı görme yetkisi olduğunu hatırlatır.
Varnava ve diğerleri v. Türkiye (GC), nos. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18 Eylül 2009, ECHR 2009-...) kararlarında, Mahkeme 1974 yılındaki çatışmalarda kaybolanlar ile ilgili olarak altı ay kuralını değerlendirme fırsatı bulmuştur. Bu bağlamda:
Mevcut olayda ki gibi, uluslararası bir çatışmadan kaynaklanan, karışık bir kayıp hadisesi ve herhangi bir soruşturmanın bulunmaması veya yetkili makamlara kayda değer başvurunun yapılmaması halinde, kayıp yakınlarının olayın meydana gelmesinden yıllar sonra dava açması beklenebilir. Düzensiz veya problemler ile kesintiye uğrayan bir soruşturmanın olması halinde kayıp yakınları tüm umutlar ortadan kalkıncaya kadar bir gelişme sağlanacak umuduyla uzun yıllar bekleyebilirler. On yılın tamamlanmış olmasından sonra başvuranların genel olarak Strasburga gelmelerindeki gecikmeyi ikna edici şekilde haklı gösterecek soruşturmada somut ve ilerlemiş bir başarı şansı olduğunu göstermeleri gerekir.
Şu şekilde sonuca bağlanmıştır (§ 170):
Mahkeme başvuranlar gibi kayıplardan etkilenen geniş bir grubun normal soruşturma faaliyetlerinin olmasının beklenemeyeceği istisnai uluslararası çatışmalarda, kendi Hükümetleri ve Birleşmiş Milletler tarafından alınacak inisiyatiflerin sonuçlarını bekleyebilecekleri kanaatindedir. Bu işlemler yerleri bilinen toplu mezarlar hakkında soruşturma yapılması ve başka önlemler alınması sonucunu doğurabilirler. Ancak Mahkeme 1990 yılının sonunda artık bu problemli, bağlayıcılığı olmayan, gizli karakterli sürecin yakınlarının bedenlerinin bulunacağı veya yakınlarının akıbeti ile ilgili yakın zamanda bir gelişme olma ihtimalinin gerçekçi olmayacağının anlaşılması gerektiği kanaatindedir.
Varnava kararındaki başvuranların Mahkemeye Ocak 1990da başvurmaları Sözleşmenin 35 § 1 maddesi anlamında makul davrandıkları şeklinde bulunmuş ve Hükümetin aksine olan ilk itirazları reddedilmiştir.
1974 yılındaki çatışmalardaki kaybolmalar ile alakalı olan mevcut davalarda, başvuranlar Mahkemeye 19 Kasım 2002 ve 10 Kasım 2010 tarihleri arasında başvurmuşlardır. Varnava kararı ışığında, başvuranların kayıp yakınlarının akıbeti hakkında somut bir ilerleme olmadığı ve CMP prosedürünün faydasız kaldığı 1990 yılının sonunda aşikar hale gelmiştir. (bakınız Varnava, yukarıda alıntı yapılan, §§ 165 - 166). Mevcut başvurularda 1990 yılı sonrasında yakınlarının kaybolmaları ile ilgili herhangi bir gerçekçi ilerleme sağlayan soruşturma faaliyeti olduğuna veya Strasburga gelmek için yirmi yıldan fazla zaman geçmesini haklı gösteren herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
Bu kapsamda başvuranların 1974 yılında meydana gelen ve yakınlarının kaybolmaları ile sonuçlanan olayların etkili bir şekilde soruşturulmadığı yönündeki şikayetleri zamanında başvuru yapılmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmektedir.
D. Başvuranların yakınlarının bedenlerinin bulunmasından sonra etkili bir soruşturma yapılmadığına dair şikayet
Mahkeme başvuranlar tarafından yapılan bedenleri bulunan yakınlarının ölümleriyle ilgi etkili bir soruşturma yapılmadığına ilişkin şikayetler Charalambous ve diğerleri davasında yapılan şikayetler ile aynıdır. Mahkeme bu davada ki KKTC makamlarının yürüttüğü soruşturmalar ile alakalı bulgularına atıfta bulunacaktır.
65. Sonuç olarak, Mahkeme soruşturmaların 2010 yılına kadar sürdüğünü ve bazı soruşturma ile ilgili adımlar atılmış olmasına rağmen somut hiç veya çok az gelişme sağlandığını belirtmektedir. Bu tek başına yetkililerin kötü niyetli olduğunu göstermez. Bu şartlar altında yetkililerin çabalarının etkili olmadığını söylemek için erkendir. Mahkeme bunca zamandan sonra hayatta olan, olayları hatırlayabilen veya geçmiş olaylar ile ilgili bilgi vermek isteyen görgü tanıklarının bulunmasının kolay olmadığını takdir eder. Ancak, yetkililer kanıtları bulmada makul adımlar atarak bu yasadışı şiddeti uygulayan failleri bulmak için gereli işlemleri yapmalıdırlar; en kısa süre içerisinde toplanan kanıtların bir takibat yürütmek için yeterli olup olmadığının tahlilini yapmaları gerekir ve aileler önemli maddi vakıalar, usule ilişkin gelişmeler ve bu kapsamda alınan kararlar ile alakalı bilgilendirilmelidirler. Ancak Mahkeme gibi uluslararası denetleme yetkisine sahip olan bir kurumun alınan önlemlerin değersiz veya yetkililerin isteksiz veya kötü niyetli olduğunu ifade etmek için henüz erkendir. Yetkililerin uzun süre eylemsiz ve sessiz kalması sonuçta böyle bir sonuca ulaşmayı sağlasa dahi bunu şu an söylenmesi mümkün değildir.
Mahkeme mevcut davada da önceki çıkarımlarından ayrılmasını gerektirecek bir sebep görmemektedir.
Başvuranın Sözleşmenin 2. maddesinin usuli yönleri hakkındaki bu şikayetleri erken yapılmış şikayetler olarak değerlendirilmiş ve dolayısıyla, başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
Başvuranların bu kapsamda Sözleşmenin diğer maddelerine atıfta bulunarak yaptıkları şikayetler herhangi bir ihlal oluşturmadığı gerekçesiyle bütün olarak Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
E. Mülkiyet ve evin kaybı ile alakalı olarak 40997/02 numaralı başvuruda yapılan şikayet
İlk başvuranın kendisi ve vefat etmiş abisi adına mülkiyetlerinin kaybı ile alakalı olarak yaptığı başvuruda başvurunun abisinin mirasçısı veya kayyumu sıfatıyla yaptığı kabul edilecektir.
Sözleşmeye Ek Protokol 1 Madde 1 kapsamında garanti altına alınan mülkiyet haklarına müdahale olduğu gerekçesiyle yapılan şikayet ile alakalı olarak Mahkeme Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukukta bulunan etkili olan tüm yolların tüketilmesi gerektiğini hatırlatır. Ayrıca Mahkeme Demopoulos ve diğerleri v. Türkiye (GC) (no. 46113/99 et al, karar 1 Mart 2010, ECHR 2010-...) davasında Büyük Daire, Güney Kıbrıslı mülkiyet sahibi başvuranların Kuzey Kıbrısta şikayetlerini değerlendirecek bir hukuk yolu bulunup bulunmadığını değerlendirdiğini hatırlatır. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi kapsamında, 67/2005 sayılı kanun uyarınca tesis edilen Gayrimenkul Komisyonu (IPC) nezdinde ki prosedür ve KKTC Danıştayı nezdinde ki temyiz prosedürünün Davalı Devletin tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak tanınması ve bu yolun da 35 § 1de belirtilen tüketilmesi gereken yollardan birisi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Söz konusu yolun etkili olup olmadığı hakkında aşağıda ki şekilde belirtmiştir:
127. Mahkeme 67/2005 sayılı kanunun Kıbrıs Rumlarının mülkiyet haklarına müdahale ile ilgili şikayetlerini çözüme ulaştırabilecek ulaşılabilir ve etkili bir tazmin yolu sağladığı kanaatindedir. Mevcut davada mülkiyet sahiplerinin bu yolu kullanmadıkları ve Sözleşmeye Ek Protokol No 1 Madde 1 ile ilgili şikayetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir. Mevcut durum itibarıyla Mahkeme, Türk ordusunun varlığının kendisinin çözüm konusunda yetki alanının dışında olması sebebiyle, 67/2005 sayılı kanunun gerçekçi bir tazmin yolu sunduğu kanaatindedir.
128. Bu karar, başvuru sahiplerinin mutlaka GKya gitmesi gerektiği anlamında yorumlanmamalıdır. Bu yolu seçmeyebilir ve siyasi bir çözümün bulunmasını bekleyebilirler. Ancak bu süre içinde haklarını Konvansiyon çerçevesinde aramak isteyenler olursa, bu başvurular yukarıda belirtilmiş olan prensip ve yaklaşım çerçevesinde ele alınacaktırlar.
Mahkeme birinci başvuranın bu yolu kullanmadığını belirtir. Başvurunun Sözleşmeye Ek Protokol No 1 Madde 1 ile ilgili kısmı Sözleşmenin 35 § 1 ve 4 maddeleri uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
Birinci, ikinci ve üçüncü başvuranların sahip oldukları evlerine geri dönmekten alıkonulma iddiaları ile alakalı olarak Mahkeme mülkiyet hakkı bulunan başvuranların manevi tazminat taleplerini GKna taşıyabileceklerini, 67/2005 sayılı kanun hükümlerinin mülkiyet hak kayıpları/zararları ile ilgili talepleri karşılayacak mahiyette olduğu kanaatindedir (bakınız Demopoulos, yukarıda atıf yapılmış, §§ 37 ve 133). Dolayısıyla birinci başvuranın Sözleşmenin 8. Maddesi ile ilgili şikayetleri söz konusu iddiaları GK nezdine taşımadığı, iç hukuk yolları tüketilmediği, gerekçesiyle reddedilmiştir.
Geri dönülemediği iddia olunan evde mülkiyet hakları bulunmayan ikinci ve üçüncü başvuran ile ilgili olarak Mahkeme bunların GK komisyonuna 8. Madde ile alakalı herhangi bir iddiada bulunamayacaklarını hatırlatır (bakınız Demopoulos, yukarıda atıf yapılmış, § 135).
Ancak Mahkeme Demopoulos kararında (yukarıda atıf yapılmış, § 136) aşağıdaki tespitte bulunmuştur:
... Başvuran için belli bir yer veya mülkün onun evi olduğunu iddia etmesi yeterli değildir.; başvuranın söz konusu mülk ile ilgili somut ve mevcut bir bağ göstermesi de gerekir (bakınız örnek Gillow v. Birleşik Krallık, 24 Kasım 1986, § 46, Series A no. 109). Mahkeme nezdindeki davalarda bir evin varlığını belirlemede en önemli unsur söz konusu malvarlığında mevcut veya yakın zamana kadar ikamet/oturmadır. Ancak, mülkiyet iddia edilen ev üstünde hiç bir zaman veya çok az oturulmuş ise veya uzun zamandır oturma gerçekleşmemişse o malvarlığı ile bağlantı o kadar azalmıştır ki artık madde 8 anlamında bir haktan söz edilemez (bakınız, örneğin, Andreou Papi v. Türkiye, no. 16094/90, § 54, 22 Eylül 2009).
Mahkeme birinci ve ikinci başvuranların 1970 ve 1972 yıllarında doğduklarını belirtir. Bu yüzden 1974 yılında aile evinde yaşamalarının durduğu tarihte çok genç yaştadırlar ve bu tarih Mahkemenin zamansal yetkisinin başlamasından on üç yıl ve başvurularının yapılmasından yirmi sekiz yıl öncedir. Hayatlarının büyük bir bölümünü aileleriyle başka bir yerde yaşayarak geçirmişlerdir. Mahkeme an itibarı ile somut bir bağ tespit edemediğinden başvuranların mülkiyet haklarına mevcut bir müdahale tespit edememiştir.
Başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35 §§ 1 (3a) ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
MAHKEME YUKARIDA BELİRTİLEN SEBEPLER IŞIĞINDA OYBİRLİĞİ İLE;
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy