(AİHS m. 6, 35, 41, 44) (ASHINGDANE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (4. Daire)
(Başvuru No: 54252/07)
16 Haziran 2009
USUL
1. Dava; özel bir limited şirket olan Avukat Ortaklar'ın Slovakya Cumhuriyeti'ne karşı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesine göre Mahkeme'ye yapmış oldukları on beş başvurudan (no. 54252/07, 3274/08, 3377/08, 3505/08, 3526/08, 3741/08, 3786/08, 3807/08, 3824/08, 15055/08, 29548/08, 29551/08, 29552/08, 29555/08, 29557/08) kaynaklanmıştır. Başvuruların yapılış tarihleri Ek 1'de gösterilmektedir.
2. Başvurucu Bratislava'da çalışan bir avukat olan Bay J. Fridrich tarafından, Slovak Hükümeti (Hükümet) ise vekilleri olan Bayan M. Pirosikova tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu, elektronik ortamda vermiş olduğu dava dilekçelerini genel mahkemelerin kayıt altına almayı reddetmesi sonucu, mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
4. 3 Temmuz 2008'de yukarıdaki başvurulara öncelik vermeye karar verdikten sonra (Mahkeme İç Tüzüğü'nün 41. Maddesi), 4. Daire Başkanı başvurulan Hükümet'e bildirmeye karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası üzerine birlikte karar verilebileceği sonucuna varmıştır.
OLGULAR
1. DAVANIN ŞARTLARI
5. Başvurucu tüzel kişilik, merkezi Bratislava'da bulunan özel bir limited şirkettir. Başvurular, Şirket adına yönetim kurulu Başkanı Bay D. Pafko ve yönetim kurulu Başkan yardımcısı Bay M. Morong tarafından yapılmıştır.
A. Dava Konusu Olaylar
6. 15 Temmuz 2005'de başvurucu, bir kamu kuruluşu olan Slovak Radyosu ile bir sözleşme imzalamıştır. Bu sözleşme ve 20 Eylül 2005 ve 27 Ocak 2006'da imzalanan diğer iki sözleşme ile başvurucu, Slovak Radyosu'na ödediği bedel karşılığında, 355.917 adet ödenmemiş yayın alıcısı vergisini, ademi tediyedeki kusurdan doğan ek tutarıyla birlikte tahsil etme hakkını elde etmiştir.
7. 20 Ekim 2008'de Bratislava I. Yerel Mahkemesi yukarıdaki sözleşmelerin geçerliliğini tasdik etmiştir. Hüküm 5 Kasım 2008'de kesinleşmiştir.
B) Başvurucunun hukuk davası açma girişimi
8. Başvurucu, tahsil etmeye hak kazandıkları alacaklarını ödemeyi reddeden borçlulara karşı dava açmak zorunda kalmıştır. Başvurucu birbirinden ayrı olarak, borçlular için ödeme emri çıkarılması için takip talepleri hazırlamıştır. Kişilerin sayısı göz önünde tutularak, dilekçeler bilgisayar programları vasıtasıyla oluşturulmuş ve Sayısal Çok Yönlü Disk'lere (DVD) kaydedilmiştir. DVD'ler, beraberinde açıklayıcı bir dilekçe ilgili yerel mahkemelere gönderilmiştir.
9. Böylece başvurucu, 31 Mart 2006 ve 24 Temmuz 2006'da dava dilekçelerini, elektronik ortamda, bir kaç yerel mahkemeye sunmuştur. 19 Ekim 2006'da, Adalet Bakanlığı memurlarının, mahkemelerin bu türden dilekçeleri de kayıt altına alabilmelerinin mümkün olduğunu ifade etmelerinden sonra başvurucu, dilekçelerin ilk grubunu DVDler ile ilgili mahkemelere tekrar göndermiştir. Mahkemeler, elektronik olarak oluşturulmuş ve imzalanmış belgeleri işleme koymak ve kabul etmek için gerekli donanıma sahip olmadıklarını belirterek bu dilekçeleri kayıt altına almayı reddetmişlerdir. İncelenen başvurular ile ilgili detaylar Ek 1 'de gösterilmiştir.
10. 14 Aralık 2006'da Başvurucu açtığı davalardan birinde, Svidnik Yerel Mahkemesi'nin de kabulüyle, 31 Mart 2006'da DVD'ye kaydetmiş olduğu 379 dilekçenin yazılı şeklini sunmuştur. Taleplere dayanak olan belgeler ise DVD'de kayıtlı kalmaya devam etmiştir. Dosya numaraları, Yerel Mahkeme'nin dava dilekçelerini 2007'de kayıt altına alınmış olarak tescil ettiğini göstermektedir.
11. 15 Kasım 2008'de başvurucu, mahkemenin kayıt altına almayı reddettiği dava dilekçelerine dayanan taleplerinin zaman aşımına uğradığını Mahkeme'ye bildirmiştir.
C. Anayasa Yargısı süreci
12. 2006'da yerel mahkemenin, başvurucunun DVDler ile sunduğu dava dilekçesini kayıt altına almayı reddetmesini takiben, başvurucu her red için ayrı olmak üzere Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. Başvurucu şirket Sözleşme'nin madde 6 § 1 ve onun Anayasal karşılığına dayanarak, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Anayasa Mahkemesi incelenen başvuruları, iki aylık kanuni sürenin dışında yapıldığı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararlarda, başvurucunun, daha önceki elektronik yollarla dava açma girişimleri dolayısıyla yerel mahkemelerin bu türden dava dilekçelerini işleme koyabilmek için gerekli donanımdan yoksun olduklarını öğrendikleri ve Anayasa Mahkemesi'ne süresi içerisinde başvuruda bulunmadıkları ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilgili incelemeye konu olan, yerel mahkemelerin dava dilekçelerini kayıt altına almayı reddettikleri kararlara karşı yapılan başvurunun, yukarıda bahsedilen süre içerisinde yapılmış olmasını ise dikkate almamıştır. (Davalarla ilgili detaylar Ek 1 'de gösterilmiştir.)
D. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan işlemler
14. 31 Mart 2006'da bazı mahkemeler, Adalet Bakanlığı'na başvurucunun elektronik ortamda sunduğu dava dilekçesini nasıl işleme koymaları gerektiği ile ilgili talimatını sormuştur. Bakanlık, mahkemelere durum incelenene kadar beklemelerini tavsiye etmiştir.
15. 3 Nisan 2006'ya ait bir evrakta Bakanlık, genel mahkemelerin, elektronik kayıt vasıtalarına sahip olmadığı ve 2002/215 numaralı Kanun'daki elektronik ortamda dilekçeleri kabul için gereken şartların sağlanamadığını belirtmiştir.
16. 24 Kasım 2006 ve 1-2 Şubat 2007'de yerel ve genel mahkeme başkanları ile yaptığı görüşmeler sonucunda Adalet Bakanlığı, genel mahkemelerin elektronik imza taşıyan dilekçeleri kabul edebilmesi için gereken şekilde donatılmış olduğu sonucuna varmıştır.
17. 16 Ekim 2008 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan bir basın bülteninde Bakanlığın, internet sitesinde her bir mahkemenin elektronik posta adresini ve elektronik olarak imzalanmış dilekçelerin tevdi edilmesi ile ilgili bilgi yayınladığı belirtilmiştir.
II. KONU İLE İLGİLİ ULUSAL HUKUK ve UYGULAMASI
Medeni Usul Kanunu ve 2005/543 No'lu Yönetmelik
18. Medeni Usul Kanunu'nun 42/1. maddesi 1 Mayıs 2002'de yapılan değişiklik sonucunda şu şekildedir:
"Mahkemeye belge sunulması yazılı şekilde, kayıt altına alınarak sözlü şekilde, özel bir kanuna uygun olarak güvenli bir elektronik imza taşıyan belge sunumuna tabi kılınmış elektronik araçlar vasıtasıyla, telgrafla veya faks aracılığıyla yapılabilir"
19. 2005/543 No'lu yönetmelik bunun yanı sıra yerel ve bölgesel mahkemelerindeki kayıt da dahil olmak üzere iş örgütlenmesini düzenlemektedir. Bununla ilgili hüküm şu şekildedir:
"Bölüm 129
Kalem tarafından alınan ve takibatın yürütülmesi için gerekli talebi kapsayan dilekçeler mahkemede gerekli işlemleri yürütmek için tasarlanmış ve Adalet Bakanlığı tarafından onaylanmış yazılım ve teknik araçlar aracılığıyla yapılmalıdır.
Bölüm 132 Güvenli bir elektronik imza taşıyan elektronik vasıtalar aracılığıyla mahkemeye yapılan dilekçe sunumlarının alındı belgeleri.
Elektronik vasıtalar ve güvenli elektronik imza ile yapılan belge sunumları özel bir yasaya uygun olarak incelenir. Bu tür belge sunumları m. 129 'a uygun olarak mahkemenin merkez bürosuna takibat için iletilir."
B. Elektronik İmza Kanunu (Kanun no: 2002/215) ve 2002/542 No'lu Yönetmelik
20. 2002'deki Elektronik İmza Kanunu elektronik imzanın kurulumunu ve kullanımını, bu bağlamdaki kişilerin hak ve yükümlülüklerini ve elektronik olarak imzalanmış belgelerin güvenliğini düzenlemektedir. (Bölüm 1)
21. Dava zamanında 2002/542 No'lu yönetmelik idari ilişkilerde elektronik imza kullanımını düzenlemektedir. Yönetmelik Ulusal Güvenlik Mercii tarafından yayınlanmış ve 1 Ekim 2002'de yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin 6-12 bölümleri, güvenli elektronik imzayı elektronik belgelerin tevdi edilmesinde, işleme konulmasında ve dağıtımında aynı biçimde kullanan ve alıcı ve gönderen arasında ileten resmi makamlarda, elektronik kaydın kurulumunu ve icrasının ayrıntılarını düzenlemektedir.
Anayasa Mahkemesi Kanunu 1993 (Kanun no: 1993/38 değiştirilmiş şekli ile)
Bölüm 53/3e göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir başvuru, ihtilaflı kararın kesinleştiği ve bağlayıcı hale geldiği veya tedbirin tebliğ edildiği veya diğer müdahalelerin ihtar edildiği tarihten başlayarak iki ay içerisinde yapılabilir. Tedbirler ve müdahalelerle ilgili olarak bu süre davacının bunlardan haberdar olabileceği tarihten başlar.
D. Anayasa Mahkemesi Yargılaması
23. 2007 yılında incelenen davaların çoğunluğunda Anayasa Mahkemesi, yukarıda 13. paragrafta belirtilenle aynı yaklaşımı benimsemiştir. Şöyle ki 1993 Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun 53/3 bölümündeki iki aylık kanuni süre, davacı şirketin genel mahkemelerin elektronik ortamda belge sunumlarını kayıt altına alabilecek halde olmadığını ilk kez öğrendiği zaman yani 2006 yılının Nisan ayından sonra olmamak üzere işlemeye başlamıştır.
Anayasa Mahkemesi 4 Ocak 2007 tarihinde verdiği değişik bir kararında, Cadca Yerel Mahkemesi'nin 24 Temmuz 2006'da elektronik olarak oluşturulmuş dilekçelerin kayıt atına alınmasını reddetmesiyle (işlem numarası. III US 7/07) ilgili olan başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur. Anayasa Mahkemesi 20 Aralık 2007 tarihinde davanın esasına ilişkin verdiği kararında, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme, ilgili kanunun tarafları mahkemelerde elektronik olarak dava açmaya yetkili kıldığını karara bağlamıştır. Resmi makamlar bu tür belge sunumlarını işleme koymak ve kabul etmek için gerekli olan tesisleri kurmaya mecbur edilmiştir. Yukarıdaki davada Anayasa Mahkemesi Cadca Yerel Mahkemesine, başvurucunun 24 Haziran 2006'da verdiği DVD'lerle sunulan verilerle devam etmesini emretmiştir. Bundan önce, Başvurucu, Anayasa Mahkemesine Cadca Yerel Mahkemesinin daha önce 31 Mart 2006'da DVD'lerde dosyalanan farklı bir grup davanın kabulünü de reddettiğini bildirmiştir.
2008 yılından bu yana Anayasa Mahkemesi'nin bütün daireleri bundan önceki paragrafta açıklanan yaklaşımı bu tür davalarda sistemli olarak uygulamışlardır. Bu nedenle, 2006'da aynı şikayetlerle sunulan benzer yirmi dört davada, Anayasa Mahkemesi iki aylık kanuni sürenin başlangıcını, başvurucunun her bir belirli elektronik dosya sunumunun kayıt altına alınmasının reddedildiğini öğrendiği tarih olarak kabul etmiştir. Bu yaklaşım benzer belge sunumlarının kaydının ikinci kere reddini ilgilendiren davalarda dahi uygulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, Başvurucunun Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında mahkemeye erişim hakkının, söz konusu davalarda, ilgili kanunun elektronik ortamda sunulan belgelerin kabulünü zorunlu kıldığı ve kayıt altına alma talebinin reddinin herhangi bir haklı gerekçeye dayanmadığı gerekçesiyle ihlal edildiğine karar vermiştir. Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin "başvurucunun davaya ilişkin konu ile ilgili durumu zaten Nisan 2006'da öğrenmiş olduğu gerekçesiyle, elektronik ortamda takip açma konusundaki sonraki teşebbüslerinin dava ile ilgisiz olduğu" yönündeki görüşüne dayanmıştır.
HÜKÜM
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
27. Mahkeme tahkikat aşamasındaki on beş başvurunun aynı konuyu ilgilendirdiğini ifade etmiştir. Bundan dolayı Mahkeme iç tüzüğünün 42/1. maddesindeki kuralın uygulanmasıyla bunların birleştirilmesini uygun bulmuştur.
II. SÖZLEŞME'NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
28. Başvurucu şirket, yerel mahkemelerin elektronik ortamda sunulan dava dilekçesinin kaydının reddine ilişkin kararının, mahkemede dava açma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Sözleşme'nin 6/1 maddesine aşağıda verilen ilgili bölümleri şöyledir:
"Kişinin medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ... veya herkes ...... mahkeme tarafından ..... duruşmaya .... hakkına sahiptir."
A. Kabul Edilebilirlik
Tarafların iddiaları
(a) Hükümet
Hükümet ilk olarak başvurucunun Sözleşme'nin 35/1 maddesinde geçen altı aylık süre sınırına uyup uymadığının sunduğu belgelerden açık olmadığını öne sürerek itiraz etmiştir.
İkinci olarak, Hükümet başvurucu şirketin Sözleşme'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarını tüketmediğini ve ilgili zamanda Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanan ve yorumlanan resmi gerekliliklerini Anayasa'nın 127. maddesine uygun olarak yerine getirmeyip, şikayetini sunmadığını ileri sürmüştür.
Özellikle, Başvurucu 1993 Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun 53/3 bölümündeki iki aylık kanuni süre sınırlamasına uymamıştır. Bu süreç, başvurucunun bazı yerel mahkemelerden 31 Mart 2006'da elektronik ortamda yapılan başvurularını işleme koymadıklarını bildiren cevapları almasıyla yani Nisan 2006'da başlamıştır. Anayasa Mahkemesi, söz konusu genel mahkemelere dava konusu dilekçeleri "yerel mahkemelerin ilk olarak aldıkları ve elektronik imzalı olarak işledikleri tarihte" kayıt altına alınmış olarak kabul edilmesi yönünde talimat vermiştir. Yukarıdaki yaklaşım Anayasa Mahkemesi'nin ilgili zamandaki yerleşik içtihadına da uygundur. Hiç kuşkusuz Ocak 2007'deki III. US 7/07 Kararı bu içtihada zıtlık göstermektedir. Bununla birlikte, bu karar, önemsiz bir istisnadır ve mevcut başvurular kararın verilmesinden daha sonra yapıldığından duruma bir etkisi yoktur. Aynı nedenlerle Anayasa Mahkemesi'nin 2008'den bu yana değişen içtihadı (Bkz. Paragraf 25) ihtilaf konusunun karara bağlanmasıyla ilgisizdir.
Başvurucunun iddialarına göre, şirketin özel hukuka ilişkin iddiaları zamanaşımına uğramıştır. Hükümet resmi makamların uygulamalarından doğan sorumluluğuna bağlı olarak 514/2003 sayılı Kanun'a göre zarar taleplerini karşılayabileceğini ileri sürmüştür.
(b) Başvurucu
34. Başvurucu, başvurularının, Sözleşme'nin 35'inci maddesinde öngörülen altı aylık kanuni süre içerisinde yapıldığını ileri sürmüştür. Bu süre ise dava konusu olay hakkında Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararın ulaşması ile işlemeye başlamıştır.
35. Anayasa Mahkemesi'nin, başvurucunun davasını, süresi içerisinde önlerine getirilmediğinden bahisle reddetmesi yanlıştır. Nitekim, bu durumda, hem Anayasa ve hem de Sözleşme hükümleri ile garanti altına alınan kişilerin özel hak ve yükümlülükleri, bir mahkeme tarafından sınırlandırılmış olmaktadır. Başvurucunun Anayasa Mahkemesi nezdindeki şikayetleri, taleplerini kabul etmeyi ve işleme koymayı reddeden mahkemelere ilişkindir. Bu şikayetlerini ise, genel mahkemenin başvurularını reddettiğini bildirmesini takip eden iki aylık kanuni süre içerisinde ileri sürmüşlerdir. Aslında, benzer gerekçelere ve yasal temele dayanan diğer 24 davada da, Anayasa Mahkemesi, başvurucunun, resmi gereklilikleri yerine getiren şikayetlerinin, bu durumu doğruladığını kabul etmiştir.
36. Başvurucunun Anayasa Mahkemesi'ne hepsi 2006 yılında olmak üzere yaptığı başvuruların hiçbirinde, bu farklı yaklaşımı meşrulaştıracak hiçbir haklı gerekçe bulunmamaktadır. Böyle bir çelişkili yaklaşım, Anayasa Mahkemesi'nin kendisi tarafından da tutarsızlık olarak yorumlanmıştır. Başvurucu ise, başvurularını reddeden Anayasa Mahkemesi üyelerinden birinin de, elektronik yayın alıcısı vergisini ödemeyen borçlular arasında olduğuna dikkat çekmiştir.
37. Sonuç olarak, hükümet tarafından belirtildiği üzere başvurucu 514/2003 sayılı Kanun çerçevesinde tazminat talebini haklı gerekçelere dayandıramamıştır. Kaldı ki böyle bir talep ancak Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu bir kararın kanuna aykırı bulunarak iptal edilmesi halinde mümkün olabilirdi, ancak her nasılsa şimdiki dava ile ilgili karar ne üst denetime konu olmuş ne de iptal edilmiştir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
38. Dayanak belgelere geçmeden önce, Mahkeme, yapılan başvuruların, ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının başvuran şirket temsilcisine tebliğinden itibaren altı aylık kanuni süre içerisinde ileri sürüldüğü konusunda hemfikir olmuştur. Böylelikle madde 35 § 1'de bahsi geçen koşul sağlanmıştır.
39. İç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu itirazına ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme'nin 35 § 1 maddesine göre başvuruların, yerel mahkemelerde ileri sürülmesi, ulusal hukuk sisteminde mevcut ve geçerli olan yasal düzenlemelerdeki sürelere uygun olarak kullanılması gerektiğini yinelemektedir. (Bakınız Akdivar ve diğerleri v. Türkiye Davası, 16 Eylül 1996, §60, Kararlar ve Hükümler Raporu, 1996 -IV). Sürelere ilişkin kurallar, şüphesiz ki, adalete ve yasal kesinliğin tam olarak gerçekleşmesini temin edecek şekilde düzenlenmektedir. İlgililer bu süreleri göz önünde bulundurmalıdır. Bununla beraber, Mahkeme mümkün oldukça farklı bir yaklaşım benimseyerek, içtihatlarında veyahut bu konuların ilişkili olduğu başvurularda, süre koşullarının tarafları mevcut kanun yollarına başvurmaktan alıkoymayacak nitelikte olması gerektiğini düşünmektedir. Sorun "yasal kesinlik" ilkesiyle de ilgili olduğundan, sadece bir kanun hükmünün alışılagelmiş biçimde yorumlanması sorunu değil, aynı zamanda da bir usulü zorunluluğun, davanın esasına girilmesine engel teşkil edebilecek şekilde akla aykırı olarak yorumlanması sorunu da teşkil etmektedir.. (Bakınız Mutatis Mutandis, Melnykv. Ukrayna, No:23436/03 § 23, 26 Mart 2006, Müteakip başvurular ile)
40. Söz konusu başvuruda, başvurucu tümü 2006 yılında olmak üzere Anayasa Mahkemesine yaptıkları yaklaşık kırk şikayetinde, genel mahkeme tarafından elektronik ortamda dava açılması ve dosyalandırılmasına yönelik verdiği kararların hep aynı gerekçe ile reddedildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi ise, başvuruların denetiminde, 1993 Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun 53/3 Bölümü'nde yer verilen iki aylık kanuni başvuru süresi hakkında birbirinden farklı iki yaklaşım geliştirmiştir.
41. Başvurucu şirketin, Anayasa Mahkemesi önünde, yerel mahkemelerin elektronik ortamda yazılmış dilekçeleri işlemek için yeterli ekipmana sahip olmaması sebebiyle, soyut anlamda hak ihlali olduğu yönünde dava açmaya hakkı yoktu ve başvurucu şirket de davayı bu şekilde açmamıştır. Gerçekten de başvurucu şirket, yerel mahkemelerin elektronik ortamda açtıkları çeşitli davaları kayıt altına almayı reddetmeleri dolayısıyla mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle dava açmışlardır. Mahkeme bu sebeple, başvurucunun 1993 tarihli Anayasa Mahkemesi Kanunu madde 53/3'de öngörülen sürenin başvurucu şirketin, yerel mahkemelerin söz konusu dilekçeleri kayıt altına almayı reddettiklerini öğrendiği tarihten itibaren başladığı yönündeki savunmasını uygun bulmaktadır.
42. Anayasa Mahkemesi de başvurucu şirket tarafından mahkeme önüne getirilen davaların çoğunluğunda bu türden bir yaklaşımı benimsemiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin, oldukça kısa bir zaman dilimi içerisinde hepsi 2006 yılında yapılan ve benzer olgulara ve yasal temele dayanan davalara ilişkin farklı koşullar getirmesine dair bir yorum getirilememektedir.
43. Başvurucu, ilk olarak 31 Mart 2006 yılında yaptıkları ve reddedilen başvurularını, daha sonra 19 Ocak 2006 tarihinde birkaç mahkemeye daha tekrar sunmuştur. Bu esnada Adalet Bakanlığı memurları mahkemelerin bu gibi davaları kayıt altına almaları gerektiğini bildirmiştir. Ama her nasılsa, genel mahkeme, elektronik ortamda imzalanan ve sunulan bu davaları işlemek ve kabul etmek için gerekli donanımlardan yoksun oldukları belirterek bu davaları kayıt altına almayı tekrar reddetmiştir. Bunun üzerine başvuran şirket iki aylık kanuni süre içerisinde Anayasa Mahkemesi'nde kararı temyiz etmiştir.
44. Bu çerçevede, hükümetin, başvurucunun anayasal yollara başvurmada gecikmiş olması ve bu sebeple iç hukuk yollarının tüketilmediğinden bahisle yaptığı itirazı kabul edilemez.
45. Hükümetin, kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zararlardan sorumluluğun düzenlendiği 514/2003 sayılı Yönetmelik'e bağlı olarak, başvuran şirketin zarara uğradığını iddia etmesine ilişkin itirazı hakkında Mahkeme, yasal yollarda bir seçim hakkı var ise, Anayasa ile garanti altına alman hak ve özgürlüklere ilişkin etkili bir koruma sağlanabilmesi için, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartının başvurucunun durumunun nesnel gerçeklerine uydurulması gerekliliğini tekrarlar. Kaldı ki, etkili ve uygun kanun yollarına başvuran kişi, diğer mevcut fakat muhtemelen sonuç alınmayacak olan yolları denemek istemez. (Bakınız Adamski v. Polonya (dec), no:6973/04, 27 Ocak 2009, Müteakip başvurular ile)
46. Mahkeme, başvurucunun, çözümü, Anayasa Mahkemesi önünde aramak yönündeki seçiminin yerinde olduğunu düşünmektedir. Slovakya'da insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasında görevli en yüksek otorite olan Anayasa Mahkemesi'nin, başvurucunun mahkeme önündeki şikayetlerinin konusunu teşkil eden hak ihlali iddialarını incelemek ve uygun gördüğü takdirde tazmin hakkını sağlamak görevi vardır. Nitekim başvurucunun bu konunun esasına ilişkin olarak daha önce yargıya taşıdığı diğer 25 dosyada da aynı sonuca varılmıştır (Bkz. Paragraf 24-25). Bu nedenle, başvurucunun hükümet tarafından önerilen diğer kanun yollarına başvurması gerekmemektedir.
47. Yukarıda izah edilen sebepler doğrultusunda, Hükümetin, başvuruların kabul edilebilirliğine karşı yaptığı itirazları reddedilmelidir.
48. Tüm bunlara ek olarak, Mahkeme, tarafların iddiaları çerçevesinde, öne sürülen şikayetlerin, Sözleşme kapsamında olguların ciddiyetini tam olarak anlamak amacıyla davanın esasını incelemek gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme, bu yüzden, Sözleşme'nin 35§3 maddesi anlamında, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığına hükmetmekte ve başkaca sebeplerin bildirilmesinin gerekli olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle bu dava kabul edilebilir olarak değerlendirilmiştir.
B. DAVANIN ESASI
Başvurucu, Medeni Usul Kanunu'nun taraflara, bir mahkemeye başvururken 42 § 1 maddesinde sayılan yollarlardan herhangi birini serbestçe seçme hakkını verdiğini iddia etmiştir. Sunmak istediği aşırı sayıdaki -70,000'den fazla-münferit başvurular göz önüne alındığında, uygulamada tek olanaklı yol davaların elektronik ortamda sunulmasıdır. Her işlem bir takım ekler ve belgelerle birlikte sunulmuştur. Öyle ki DVD'lerde kayıtlı olan bu belgeler yazdırıldıkları takdirde 43.800.000 sayfayı doldurabilecektir.
Anayasa Mahkemesi'nin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin çeşitli kararlarına atfen Hükümet, başvurucunun söz konusu davalardaki şikayetlerinin olgular ve kanun anlamında ciddi sorunlar ortaya çıkardığını ve açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kabul etmiştir. Ancak iç hukukun, davaların elektronik ortam dışında sunulmasına da müsaade ettiği açıktır. Örneğin, başvurucu 14 Aralık 2006'da davalarını Svidnik Bölge Mahkemesi'ne yazılı olarak sunmuştur.
Mahkeme, Sözleşme'nin amacının teorik veya soyut değil, uygulanabilir ve etkili hakları güvence altına almak olduğunu vurgulamaktadır. Bu, özellikle adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumdaki vazgeçilmez yeri açısından, madde 6 § 1 ile ilgilidir. Ayrıca fiili engellemelerin Sözleşme'yi tıpkı yasal bir kısıtlama gibi ihlal edebileceği unutulmamalıdır. (ayrıntılar için bkz. Andrejeva v. Latvia (GC), no 55707/00, § 98, ECHR 2009-...,)
Mahkemeye erişim hakkı, madde 6 tarafından korunan teminatların ayrılmaz bir parçasıdır. Bu, herkesin özel hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir talebini mahkeme önüne getirme- hakkını korur. Kişinin başvurusu kanunun yürürlüğü dolayısıyla veya fiilen kısıtlandığında, mahkeme maruz kalman kısıtlamanın hakkın özüne zarar verip vermediği ile özellikle meşru bir amacı takip edip etmediği ve kullanılan araçlarla alınmak istenen sonuç arasında mantıklı bir orantılılık ilişkisi olup olmadığını araştıracaktır. (konu ile ilgili içtihat özeti için bkz., örneğin, Ashingdane v. Birleşik Krallık, 28.05.1985, § 57, Seri A no. 93 ve Markovic ve diğerleri v. Italy (GC), no. 1398/03, §§ 98-99, AİHM 2006-XIV)
Somut olayda başvurucu çok sayıda dava açmış ya da açmak istemiştir. Bunlar on binlerce kişiyi ilgilendirmektedir ve yazdırıldığı takdirde davalar ekleriyle birlikte kırk milyon sayfadan daha fazlasını doldurabilecektir. Bu durumda başvurucu, dosyaların sunulması vasıtasını seçimi, usulün kötüye kullanılması veya uygunsuz olarak görülemez.
Yerel mahkemeler 2006 yılında başvurucunun davalarını DVD olarak kayıt altına almayı reddetmiştir. Ancak Medeni Usul Kanunu elektronik tevdiyi açıkça öngörmüştür. Başvurucu firmanın bu haktan yararlanmış olması engelleme gerekçesi olarak görülemez. Gerçekten de dava açmada izlediği bu usul, mahkemelerde takip etmek istediği davaların hacmine tamamen uygundur. Her ne kadar yerel mahkemeler başvurucunun davalarını işleme koyacak teknik donanımdan yoksun olduklarını ileri sürseler de Mahkeme, elektronik tevdi imkanının 2002'den beri iç hukukta bulunduğunu hatırlatır.
İç hukukun dosyaların mahkemelere tevdi usulü için başka vasıtalar da öngördüğü doğrudur. Ancak mahkeme, yukarıda belirtilen şartlar altında şikayet konusu reddin, başvurucunun iddialarını bir mahkemeye etkili bir şekilde sunabilme hakkını orantısız olarak kısıtladığı görüşündedir. Yirmiden fazla başka davada Anayasa Mahkemesi de aynı sonuca varmış ve hükümet buna itiraz etmiştir. Ayrıca böyle bir engellemeyi haklı gösterecek hiçbir uygun sebep hükümetçe belirtilmemiş ya da Mahkeme tarafından saptanmamıştır.
Sözü geçen etkenler Mahkeme'nin, mevcut davalarda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına riayet edilmediği sonucuna varması için yeterlidir. Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
57. Sözleşme'nin 41. maddesi şöyledir;
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder"
A) ZARAR
58. Başvurucu Şirket zararına karşılık 506,928,253.43 Avro maddi tazminat talep etmiştir. Şirket ayrıca 4,681,069.49 Avro manevi tazminat talep etmiştir ki bu yerel mahkemeye sunulan her bir başvuru dosyası için yaklaşık olarak 332 Avro'ya karşılık gelmektedir. (Daha fazla detay için bkz. ek 2)
59. Hükümet, ihlali iddia edilen Sözleşme ile maddi tazminat talebi arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle bu talebe itiraz etmiştir. Manevi tazminat talebinin de fahiş olduğu kanaatindedir.
60. Mahkeme mevcut dosyada adil tatmin kararının ancak başvurucu şirketin Sözleşme'nin 6&1 maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkından yararlanamaması durumunda verilebileceğini kaydetmiştir. Mahkeme başvurucu şirketin birtakım olanaklardan yoksun kalması sebebiyle bir zarara uğradığı iddiasını makul sınırlar çerçevesinde değerlendirmediğinden yargılama süreçleri konusunda ortaya çıkacak maddi tazmine ilişkin bir öngörüde bulunmaktan kaçınmıştır (Daha fazla bilgi için ayrıca bkz. Yanakiev v.Bulgaria, no.40476/98, &88, 10 Ağustos 2006). Denkleştirici adalet ilkesi gereğince mahkeme başvuran şirketi 10.000 Avro ile vergiden muaf olarak tüm zarar kalemlerinin birlikte karşılanmasına hükmetmiştir.
61. Mahkeme'nin defalarca tekrarladığı üzere, Sözleşme'ye veya protokollerine aykırılık tespit edilen yargılamalarda davalı devlete bir yasal yükümlülük getirilmesi; sadece ilgililere adil tatmin yoluyla hükmedilen miktarların ödetilmesini değil, ayrıca Bakanlar Kurulu'na birlikte ve/veya ayrı ayrı tedbirler alarak bunları iç hukuk kurallarına uygun hale getirip Mahkemece tespit edilen ihlalin sona erdirilmesini ve buna bağlı sonuçların, hukuka aykırılığın ortaya çıkmasından önce mümkün ölçüde tazmin edilmesini amaçlar (Daha fazla bilgi için Bkz. Lungoci v.Romania, no.62710/00, &55, 26 Ocak2006).
62. Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlali durumunda başvurucu bir an önce, olması gereken konuma getirilmeli, maddenin gereklerinin göz ardı edilmesi engellenmelidir. Mevcut dosyalardaki gibi, başvurucunun mahkemeye başvuru eyleminin gerekçesiz bir şekilde reddedilmesi durumunda en uygun çözüm şekli, esas başvurunun, şirketin ilgili mahkemeye ilk başvurusunu yaptığı zaman yapılmış gibi kayda geçirilmesi ve adil yargılanmanın tüm gereklerinin yerine getirilmesi için uğraşılmasıdır (bkz., mutatis mutandis, Yanakiev v. Bulgaria yukarıda bahsedildi, §§ 89 ve 90). Bu bağlamda Mahkeme, aynı bakış açısının, başvurucu şirketin mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği davalarda Anayasa Mahkemesi tarafından da benimsendiğini ve bununla birlikte Slovak mahkemelerinin şu anda tasarrufları altında elektronik aygıtlarla yapılan başvurulan kaydedecek gerekli donanıma sahip olduğunu belirtmiştir.
Yargılama Masraf ve Giderleri
Davacı şirket iç hukukta yapmış oldukları harcamalar için 924,685.94 Avro, AİHM'de yapılan giderler içinse 96,047.20 Avro masraf yaptıkları iddiasında bulunmuştur (Ayrıntılı bilgi II nolu ektedir.)
Davalı hükümet, davacının yerel mahkeme süresince yaptığını ileri sürdüğü giderlere itiraz etmiş ve Sözleşme'ye göre miktarı fazla bulmuştur.
65. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, davacı yalnızca hayatın olağan akışına göre yapması gerekli ve zaruri olan masraflarının tazminini isteyebilir. Somut olayda mevcut duruma uygun olan makul miktar, tüm giderler dahil olmak üzere 8.000 Avro' dur.
Gecikme Faizi
66. Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın reeskont kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ulusal para birimine çevrilmek suretiyle Hükümet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenme-sine: maddi ve manevi tazminat olarak her türlü vergiden muaf tutularak 10.000 Avro, yargılama masraf ve giderleri olarak her türlü vergiden muaf tutularak 8.000 Avro,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
c) Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış, AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak ilan edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy