(AİHS m. 3, 5, 9, 35, 4 NOLU PROTOKOL) (1710 S. K. m. 11, 50) (ENGEL VE DİĞERLERİ - HOLLANDA DAVASI) (GUZZARDI - İTALYA DAVASI) (KIBRIS - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 9130/09 ve 9143/09)
Başvuru tarihi: 20 Ocak 2009 ve 23 Ocak 2009
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
2 Temmuz 2013 tarihinde,
Başkan
Ineta Ziemele,
Yargıçlar
David Thor Björgvinsson,
Paivi Hirvela,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Vincent A. De Gaetano,
Paul Mahoney ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Fatoş Aracının katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),
Sırasıyla 20 Ocak 2009 ve 23 Ocak 2009 tarihlerinde yapılan yukarıdaki başvuruları dikkate alarak,
Davalı Hükümetin sunduğu görüşleri ve başvuranların cevap olarak sundukları görüşleri dikkate alarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Birinci başvuran, Bay Nicos Pavlides, Kıbrıs vatandaşı olup, 1975 doğumludur ve Lefkoşada ikamet etmektedir. İkinci başvuran, Bay Spyridon Georgakis, Kıbrıs vatandaşı olup, 1971 doğumludur ve Lefkoşaya bağlı Engomi bölgesinde ikamet etmektedir. İkinci başvuran, Kıbrıs Kilisesine bağlı Tamasu ve Orini metropolitliğinin metropolitidir. Başvuranlar, Lefkoşada görev yapan avukat Bay John Mylonas tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti, kendi Temsilcisi tarafından temsil edilmektedir. Kıbrıs Hükümeti, davaya müdahale etme hakkını kullanmamıştır.
A. Davanın Koşulları
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranlar, birinci yüzyıl civarında Saint Barnabas tarafından kurulduğu düşünülen Kıbrıs Kilisesine mensupturlar. Saint Barnabasın geleneksel mezarı, 1974ten beri Türk kuvvetlerinin işgali altında bulunan ve KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) yönetiminde olan, Kıbrısın Gazimağusa şehri yakınlarında bir tepede bulunmaktadır. Söz konusu bölgede, Saint Barnabas Manastırı ve küçük bir kilise de bulunmaktadır. Bu yapılar, günümüzde bir ikon müzesi olarak kullanılmakta ve belirli zamanlarda turist ve ziyaretçileri ağırlamaktadır.
4. 2003 yılında seyahat kısıtlamalarının kısmen kaldırılmasının ardından, Saint Barnabas Kilisesi Başrahibi tarafından, söz konusu bölgede dini ayinlere devam edilmesine yönelik girişimlerde bulunulmuştur ve bu anlamda Birleşmiş Milletler ile müzakereler devam etmiştir. Manastırda ve kilisede ayda bir ayin düzenleme talebi reddedilmiştir. KKTC yetkilileri, başlangıçta, önceden belirlenen ve izin verilen zamanlarda yapılmak kaydıyla, kilisede üç ayda bir ayin düzenlenmesini kabul etmiştir.
5. Bu anlaşmanın ardından, 2008 yılında, kilisede birçok kez ayin düzenlenmiştir.
6. 25 Haziran 2008 tarihinde, BM Kıbrıs Barış Gücü (UNIFCYP), KKTC yetkililerinden, periyodik olarak düzenlenen son kutsal ayinin 8 Mayıs 2008 tarihinde gerçekleştirildiğinin ve bir sonraki ayinin Ağustosun ilk haftasında düzenlenebileceğinin yazılı olduğu bir cevap mektubu almıştır. 26 Haziran 2008 tarihli bir mektupla, Birleşmiş Milletler Sivil İşler Baş Sorumlusu, manastırda 5 Temmuz 2008 tarihinde ayin düzenleme talebinin reddedildiğini Başrahibe bildirmiş; ancak, 2 Ağustos 2008 tarihinde kilisede ayin düzenlenmesine izin verildiğini belirtmiştir. Söz konusu mektubun veya içeriğinin, KKTC yetkililerine iletildiğine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.
7. 2 Ağustos 2008 tarihinde, başvuranların da aralarında bulunduğu 70 kişilik bir grup kiliseye gitmiştir. Ayin, saat 7.00da başlamıştır.
8. Davalı Hükümete göre; ayin hazırlıklarından habersiz olan manastır bekçisi, bir grup Kıbrıslı Rumun geldiğini yetkililere bildirmiştir. Polis, Eski Eserler Müdürü ile irtibata geçmiş ve Müdür, söz konusu tarihte ayin düzenleme izninin verilmediğini belirtmiştir. KKTC polisi, kiliseye girmiş ve söz konusu grubun ayin düzenleme iznini görmek istemiştir. Gruptan birisi, UNIFCYP nin mektubunu getirmesi için Lefkoşaya gönderilmiştir. Polis, saat 8.30da, grubu kiliseden çıkarmıştır.
9. Başvuranlar, polisin, emirlerine karşı gelenleri yakalayıp gözaltına almakla tehdit ettiğini ifade etmiştir. Başvuranlar, polisin kilisedekileri bir avluya çıkardığını ve avlunun giriş bölümlerinde daha fazla sayıda polisin beklemekte olduğunu belirtmiştir. Başvuranların ifadesine göre; polis memurları, avluda bulunan kişilerin isimlerini istemiştir; birinci başvuran ve gruptaki diğer kişiler isimlerini vermeyi reddetmişler ve göz altına alınmakla tehdit edilmişlerdir. Başvuranlar, durumun daha fazla kızışmaması için sonunda polisin emrini yerine getirmişlerdir. İkinci başvuran, Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet Başkanını aramış, Devlet Başkanı da KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile irtibata geçmiştir. Talat, geçerli bir izin mevcutsa, ayine izin verileceğini Devlet Başkanına bildirmiştir. Nihayetinde; bir-bir buçuk saat sonra, başvuranların ve gruptaki diğer kişilerin avludan ayrılmalarına izin verilmiştir. Grup, kiliseden yaklaşık 50 metre uzakta bir alanda toplanmış ve ayinlerine orada devam etmiştir. UNFICYP nin 26 Haziran 2008 tarihli mektubu, Lefkoşadan getirilmiş ve polis memurlarına ibraz edilmiştir. Polis memurları mektubu kabul etmemişler ve KKTC yetkilileri tarafından düzenlenmiş bir izin belgesi istemişlerdir. Bu husustaki itirazların hiçbiri dikkate alınmamıştır. Polis, ayinin söz konusu alanda devam etmesine izin vermemiş ve herkesin alanı terk etmesini istemiştir.
10. Davalı Hükümet, polisin, avluda toplananları orada zorla tutmadığını ve dağılmaları için baskı yapmadığını belirtmiştir. Hükümetin beyanına göre; toplanan grup, ayine izin verildiğini gösteren belgeyi almak üzere gönderilen kişinin geri dönmesini beklerken kilisenin yakınlarında kalmayı tercih etmiştir.
11. Taraflarca sunulan bilgilerde; kilisede, 6 Eylül 2008 ve 1 Kasım 2008 tarihlerinde birer kez, 2009da yedi kez, 2010da on kez ve 2011de her ay olmak üzere, müdahalesiz bir şekilde ayin düzenlendiği görülmektedir. Manastırda ise, Haziran 2008de bir kez, 2009da iki kez ve 2010da da bir kez olmak üzere ayin düzenlenmesine izin verildiği görülmektedir.
12. Başrahip, ayinlerle ilgili genel kısıtlamalara ilişkin olarak, BM Kıbrıs Özel Temsilcisine ve diğer üst düzey yetkililere şikayette bulunmuştur. Müdahale edilen 2 Ağustos 2008 tarihli ayinle ilgili şikayet dilekçelerinin kopyaları ibraz edilmemiştir. Başvuranlar, Başrahibin, kutsal alana daha fazla ziyaret kısıtlaması getirilmesinden korktuğu için dikkatleri bu meseleye çekmek istemediğini belirtmişlerdir. Davalı Hükümet, müdahalenin hemen sonrasında 6 Eylül 2008 tarihinde kilisede düzenlenen ayinin, 2 Ağustos 2008 tarihinde müdahale edilen önceki ayinin yerine geçeceğini belirtmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
13. 13/2001 sayılı yasa ile değiştirilen 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasasının (davalı Hükümet tarafından gayri resmi tercümesi ibraz edilmiştir) ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
Madde 11 § 1: Müdürlük izni olmadan taşınmaz eski eserlere, doğa varlıklarına ve bunların bulunduğu alanlara ve/veya koruma alanlarına her çeşit geçici veya kalıcı inşai ve fiziki müdahalede bulunmak, içlerinde veya korunma alanlarında inşaat ve her türlü kazı yapmak veya herhangi bir amaçla kullanmak, iskan veya işgal etmek, yıkılmalarından veya tahriplerinden ortaya çıkan maddeleri almak, kullanım biçimini değiştirmek, niteliklerini etkileyecek şekil ve surette bölmek ve tahriplerine neden olabilecek biçim ve hizmetlerde kullanmak yasaktır. Buna aykırı hareket edenler suç işlemiş sayılırlar.
Suç ve cezalar
Madde 50 (2) (A) Bu Yasanın 11inci maddesinin (1)inci ve (4)üncü fıkralarının kurallarına, (
) aykırı hakaret edenler, bir suç işlemiş olurlar ve mahkumiyetleri halinde, sekiz yıla kadar hapis cezasına veya iki yüz elli milyon Türk Lirasına kadar para cezasına veya her iki cezaya birden çarptırılabilirler.
(B) İşlenen suç taşınır ve/veya taşınmaz eski eserler ile doğa varlıklarına bir zarar vermemiş ise, üç yıla kadar hapis cezasına veya yüz elli milyon Türk Lirasına kadar para cezasına veya her iki cezaya birden çarptırılabilirler.
ŞİKAYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, ayine müdahale edilmesinin, Kıbrıs Ortodoksları için dini açıdan son derece büyük öneme sahip bir yerde, özellikle kutsal şeylere karşı işlenen bir suç teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre, söz konusu müdahale, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleyi içeren büyük bir aşağılama eylemidir.
15. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesine dayanarak, silahlı kişiler tarafından kilise avlusunda tutulmalarının, keyfi bir şekilde ve haklı gerekçelere dayanılmaksızın özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları anlamına geldiğini ve bu durumun herhangi bir yasal dayanağının olmadığını ileri sürmüşlerdir.
16. Başvuranlar, Sözleşmenin 9. maddesine dayanarak, Türk kuvvetlerinin Saint Barnabas Manastırında ayin yapılmasını sürekli reddetmesinden, manastırda ve kilisede ayin düzenlenmesine getirilen haksız kısıtlamalardan ve daha önceden onay verilmiş olmasına rağmen 2 Ağustos 2008 tarihinde düzenlenen ayine müdahale edilmesinden ve söz konusu ayinin engellenmesinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlara göre; kısıtlamaların kanunda herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır ve zorunlu bir sosyal ihtiyacı da karşılamamaktadır. Polis kuvvetleri, meşru bir amaca hizmet etmeyen ve gerekli olmayan eylemlerini gerçekleştirirken herhangi bir kanuna istinat etmemişlerdir. Barışçıl bir ayin, güvenlik ve emniyet açısından herhangi bir sorun teşkil etmemektedir. Söz konusu kısıtlamalar, başvuranların kilisede ve kilisenin kurucusuna atfedilen mezar alanında dinlerini açıklama özgürlüklerini doğrudan etkilemiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikayetler
17. Başvuranlar, Sözleşmenin 5 § 1 maddesine dayanarak, kilisenin avlusunda bir-bir buçuk saat kadar tutulmak suretiyle özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır. Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(a) Yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine bir kimsenin usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
(b) Bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
(c) Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
18. Hükümet, başvuranların meseleyi yerel mahkemelere taşımadıklarını ve yerel mahkemelere dava konusu olayları tespit etme ve söz konusu hak ihlali iddialarını değerlendirme fırsatı tanımadıklarını belirtmiştir. Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve Mahkeme içtihatlarının Kuzey Kıbrısta uygulandığına değinmiştir. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketildiği varsayılsa bile, başvuranların gözaltına alınmadıklarını veya tutuklanmadıklarını ifade etmiştir. Hükümetin beyanlarına göre; başvuranlar, UNFICYP nin mektubunu getirmek üzere giden grup üyesinin dönmesini kendi iradeleriyle beklemişlerdir. Gruptaki kişilerin evlerine gitmeleri veya kilise etrafında gezinmeleri engellenmemiştir. Herhangi bir arama işlemi yapılmamış, hiç kimsenin cep telefonuna el konulmamıştır.
19. Başvuranlar, davalı Hükümetin, başvurulması gereken herhangi bir mahkeme veya hukuk yolundan bahsetmediğini ve dolayısıyla belirsiz bir şekilde ve genel anlamda sadece iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürdüğünü ve bu ifadenin etkin bir iç yolunun var olduğunu göstermek için yetersiz kaldığını beyan etmiştir. Esas açısından düşünüldüğünde, başvuranlar, etrafı çitle çevrili bir avluda kendi istekleriyle beklemediklerini ve zorla tutulduklarını belirtmişlerdir. Başvuranlara göre; bu durum, haklı gerekçelere dayanmamaktadır ve Sözleşmenin 5. maddesini ihlal etmektedir.
20. Mahkeme, Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin, sadece 4 no lu Ek Protokolün 2. maddesi kapsamındaki serbest dolaşım özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalarla ilgili olmadığını hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin anlamı dahilinde, bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığı hakkında karar verebilmek için, öncelikle söz konusu kişinin mevcut durumu göz önünde bulundurulmalıdır ve söz konusu tedbirin türü, süresi, etkileri ve uygulanma şekli gibi kıstasların tamamı dikkate alınmalıdır. Bir kimseyi özgürlüğünden yoksun bırakmak ile özgürlüğünü kısıtlamak arasındaki fark, söz konusu tedbirin niteliğinden veya esasından ziyade derecesi veya şiddetidir (bkz. yukarıda anılan Engel ve Diğerleri, § 59; Guzzardi, §§ 92-93; Storck, § 71; ve ayrıca daha yakın zamanda, Medvedyev ve Diğerleri / Fransa (BD), no. 3394/03, §§ 73, AİHM 2010; gerekli değişikliklerle, Austin ve Diğerleri/ Birleşik Krallık (BD), no. 39692/09, 40713/09 ve 41008/09, §§ 52-60, AİHM 2012).
21. Somut davada, Mahkeme, davalı Hükümet tarafından belirtildiği üzere, başvuranların herhangi bir resmi makama bizzat şikayette bulunmadıklarını ve kanunsuz ve haksız bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına dair ileri sürdükleri söz konusu şikayetlerini KKTCdeki yerel mahkemelere taşımadıklarını kaydetmektedir. Başvuranların olaylara ilişkin şahsi beyanlarına göre, söz konusu meselenin gündeme getirilmemesinin sebebi, kilisede ileride düzenlenecek ayinlerin tehlikeye gireceği korkusudur. Söz konusu endişe, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca mevcut iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulundan muaf tutulmak için geçerli bir dayanak teşkil etsin ya da etmesin, Mahkeme, olaylarla ilgili inceleme yapılmadığı, örneğin tanıkların sundukları delillerin değerlendirilmediği kanısındadır. Bu sebeple Mahkeme, olayların iki farklı şekilde anlatıldığı, iç hukukta daha önce denenmemiş ve test edilmemiş bir başvuruyla karşı karşıyadır.
22. Bu koşullarda Mahkeme, iki tarafın da beyanlarını değerlendirdiğinde, başvuranların kilise avlusunda zorla tutulduklarına dair iddialarının, Hükümetin, başvuranların ayine kısa zamanda kaldıkları yerden devam edebilmek için kilisenin yakınında kendi istekleriyle kaldıkları şeklindeki ifadesiyle çeliştiğini kaydetmektedir. Aslında başvuranlar, gerçekte gitmek istedikleri başka bir yer olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Başvuranların ifadelerine göre; söz konusu grup, bir-bir buçuk saat sonra, ayinlerini açık havada yapmaya karar vererek başka bir yere gitmiştir. Mahkeme, grubun, üyelerinden birinin istenen izin belgesini getirmesini bekleyişi esnasında, polis memurlarının orada bulunmasının göz korkutucu bir durum olduğundan şüphe duymamaktadır. Ancak, polis memurları tarafından başvuranlardan herhangi birine, evlerine veya başka bir yere gitmelerini engellemek için doğrudan cebir veya kuvvet uygulandığını gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca, söz konusu alanın izin alınmadan kamu erişimine açık olmadığı ve bu erişimin de düzenlemelere tabi olduğu dikkate alınabilir. Mevcut durum, başvuranların ve gruptaki diğer kişilerin, var olduğu iddia edilen yazılı izin belgesini getirecek kişinin geri dönüşünü, belirli yerlerde gözetim altında beklemelerine izin verildiği şeklinde yorumlanabilir.
23. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında ve zorlayıcı tedbirlerin alınmamış olması ve başvuranların avluda bekledikleri sürenin nispeten kısa oluşu dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşmenin 5 § 1 maddesi kapsamında, başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarının ispat edildiğine ikna olmamıştır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 35 §§ 3(a) ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmelidir.
B. Sözleşmenin 9. maddesi kapsamındaki şikayetler
24. Başvuranlar, Saint Barnabas Manastırına ait kilisede düzenledikleri dini ayine polis tarafından müdahale edildiğinden ve kiliseye çok yakın bir alanda ayine devam etmelerinin engellendiğinden ve ayrıca genel olarak KKTC deki dini mekanlara erişimin kısıtlı oluşundan şikayet etmiştir. Başvuranların söz konusu şikayetlerinde istinat ettikleri Sözleşmenin 9. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek basına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.
25. Hükümet, yukarıda belirtildiği üzere, başvuranların şikayetlerini mahkemelere taşımadıklarını ve dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını belirtmiştir. Esas açısından düşünüldüğünde, Hükümet, başvuranların eylemlerinin dini inançlarından kaynaklanmış olmasıyla birlikte, gerekli yasal formalitelerin yerine getirilmemiş olması sebebiyle başvuranların söz konusu tarihte ayin düzenleyememelerinin, Sözleşmenin 9. maddesi ile bağlantılı olmadığını belirtmiştir. Manastırdaki yetkililerin uyguladıkları tedbirler, kültürel ve tarihi eserlerin korunması ve muhafazasına yönelik bir rejim belirleyen Eski Eserler Yasasının gerekliliklerini karşılamaya yöneliktir ve bireylerin dinlerini açıklama özgürlüğüne kısıtlama getirme amacıyla uygulanmamıştır. Hükümet, söz konusu tedbirler Sözleşmenin 9. maddesi ile bağlantılı bile olsa, yetkililer tarafından uygulanan tedbirlerin kanuna uygun ve orantılı olduğunu ve haklı gerekçelere dayandığını belirtmiştir. Tek sorun, tarihi eser olarak koruma altına alınan alanlarda söz konusu özel ayinin düzenlenebilmesi için önceden izin almanın gerekli olmasıdır. İlgili makamlar arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanan somut olay dışında, söz konusu bölgede ayinleri kolaylaştıran düzenlemeler makul bir şekilde ve işbirliği içinde gerçekleştirilmiştir.
26. Başvuranlar, davalı Hükümetin, şikayetleriyle ilgili olarak nasıl bir yola başvurmaları gerektiğini bildirmediğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, ayinlerine müdahale edilmesinin açıkça dini inançlarını yerine getirmelerinin kısıtlandığı anlamına geldiğini ve Ortodoks mekanlarına erişimle ilgili kısıtlamaların da zaten haklarına getirilen bir kısıtlama niteliğinde olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre; uygulanan tedbirler, söz konusu alanların bağları geçmişe dayanan meşru sahiplerinin bahsi geçen alanlarda dinlerini serbestçe açıklama haklarının özünü zedelediğinden, tarihi eserleri koruma amacı açısından tamamen gereksiz olduğundan ve Eski Eserler Yasası hükümlerinin öngörülebilir bir sonucu olmadığından, kanuna aykırı ve orantısızdır.
27. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçelerle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği şeklindeki itirazı hakkında karar vermeye gerek duymamıştır.
28. Bir şekilde dini inançlardan ilham alınan, kaynaklanan veya etkilenilen her eylemin, inancını açıklama anlamına gelmediği doğru olmakla birlikte, din veya inancın genel kabul görmüş bir şekilde uygulanmasının bir parçasını teşkil eden ibadet veya dua etme eyleminin, genel olarak söz konusu ifadenin anlamı kapsamına gireceği kabul edilmektedir (bkz. Kuznetsov ve Diğerleri / Rusya, no. 184/02, §§ 57 ve 62, 11 Ocak 2007; Eweida ve Diğerleri / Birleşik Krallık, no. 48420/10, § 82, 15 Ocak 2013). Mahkemenin değerlendirmesine göre; başvuranların kilisedeki ayine katılımları, inançlarını açıkladıkları anlamına gelmektedir ve dolayısıyla Sözleşmenin 9 § 1 maddesi kapsamında koruma altındadır. KKTC yetkilileri tarafından uygulanan kısıtlamaların kanunda öngörüldüğünün düşünülüp düşünülemeyeceği ve söz konusu kısıtlamaların, Sözleşmenin 9 § 2 maddesinde belirtilen gerekçelerden biri veya birkaçına dayanılarak demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hakkında henüz bir değerlendirme yapılmamıştır (bkz. diğerleri arasında, Moskovadaki Yehovanın Şahitleri / Rusya, no. 302/02, § 108, 10 Haziran 2010).
29. Bu anlamda ilk açıklama olarak, Sözleşmenin 9. maddesinin, tek başına veya Sözleşmenin 11. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, başvuranlara istedikleri yerde toplanarak dini inançlarını açıklama hakkı tanımadığı dikkate alınabilir (bkz. Pendragon / Birleşik Krallık, 31496/98, Komisyon kararı, 19 Ekim 1998). Somut davada, Kuzey Kıbrısın işgaline yol açan ve Kıbrıs Cumhuriyetinin güney kesimindeki toplulukların, 1974 öncesiyle aynı temel üzerinde bulunan işgal altındaki söz konusu kilisenin bina ve eklentilerine erişim sağlayamamalarına sebep olan olaylar hakkında karar vermek Mahkemenin görevi değildir. Şu anda söz konusu kilise, tarihi yerleri korumak ve yaşatmak amacıyla yasal bir çerçeve oluşturan KKTC yetkililerinin yönetimindedir. İlgili mevzuat kapsamında, başkasına ait bir araziye izinsiz girmek bir suç teşkil eder ve dini veya farklı nitelikli herhangi bir grup tarafından düzenlenecek toplantılar Eski Eserler Müdürünün iznine tabidir. Kuzey Kıbrıstaki rejim uluslararası düzeyde tanınmasa da, söz konusu rejimin eylemlerinin fiili olarak tanınması, uygulama açısından gerekli kılınabilir. Bu sebeple, KKTC yetkilileri tarafından medeni kanun veya idare veya ceza kanunu kapsamındaki tedbirlerin alınmasının ve bu tedbirlerin söz konusu bölgede uygulanmasının veya icra edilmesinin, Sözleşmenin amaçları çerçevesinde, iç hukukta yasal bir dayanağının olduğu kabul edilebilir (Foka / Türkiye, no. 28940/95, §§ 83-8, 24 Haziran 2008; Kıbrıs / Türkiye (BD), no. 25781/94, §§ 93-102, AİHM 2001-IV). Mahkeme, somut davanın niteliği ve amacı göz önüne alındığında, bu yaklaşımın, somut davadaki yasal çerçevede aynı şekilde uygulanabileceği kanısındadır. Tedbirlerin Sözleşmenin 9 § 2 maddesinin koşullarına uygun olup olmadığı, yani meşru bir amaca hizmet edip etmediği ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususu hakkında henüz karar verilmemiştir.
30. Mahkeme, Eski Eserler Müdürünün 2 Ağustos 2008de ayin düzenlenmesine izin verdiğini gösteren herhangi bir delilin mevcut olmadığını dikkate almaktadır. Mahkeme, söz konusu olay öncesi ve sonrasındaki düzenlemelerin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, söz konusu meselede UNFICYP ile diğer iki taraf arasında, izin verilen bir sonraki ayinin tarihine ilişkin açık bir iletişim eksikliğinin olduğu kanaatine varmıştır. Bu durumda Mahkeme, KKTC polisinin girişiminin, eski eserlerin korunmasına ilişkin yürürlükteki kanuna uygun olduğu ve söz konusu alanda izinsiz toplantıların düzenlenmesinin engellenmesini amaçladığı kanısındadır.
31. Somut davadaki tedbirlerin gerekli olup olmadığı ve özellikle de polisin kilise içindeki ve dışındaki ayine müdahalesinin orantılı olup olmadığı hususuyla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların iyi niyetle, kendilerine izin verildiğine inanarak orada bulunduklarının doğru olduğu kanısında olmakla birlikte, söz konusu alanı korumakla görevli yetkililer açısından düşünüldüğünde, söz konusu toplanma eyleminin programsız, izinsiz ve kanuna aykırı olduğunu değerlendirmektedir. İç hukuktaki gereklilikler ve söz konusu yerin önemi göz önünde bulundurulduğunda, yetkililerin kanunsuz müdahale olarak düşünülen tedbirleri keyfi veya aşırı değildir. Mahkeme, ön izin sisteminin normalde sorunsuz bir şekilde işlediğini ve uygulamada gereğinden fazla zahmetli olduğunun söylenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, başvuranların ibadet etmek için toplanabilecekleri tek yer söz konusu alan değildir veya söz konusu alan başvuranların düzenli veya sürekli olarak ibadet ettikleri kendi yerel kiliseleri değildir. Zira başvuranlardan biri 1974 tarihinde henüz dünyaya gelmemiştir, diğeri ise bu tarihte henüz küçük bir çocuktur. Ayrıca, özellikle de Kıbrıstaki mevcut durum ve Mahkemenin iki taraf arasında gerginliklerin yaşanmasını ve tırmanmasını önleme konusundaki istekliliği göz önüne alındığında, Mahkeme, mevcut düzenlemelere uygun olarak, izin alınmaksızın gerçekleştirilen söz konusu ayininin somut olay kapsamında yarıda kesilmiş olmasının, başvuranların dinlerini açıklama özgürlüklerine orantısız bir şekilde müdahale edildiği anlamına gelmediği sonucuna varmıştır.
32. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 35 §§ 3(a) ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayetler
33. Başvuranlar, 2 Ağustos 2008 tarihinde düzenledikleri ayine müdahale edilmesinin, diğerleri arasında, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin yasaklandığı, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali anlamına geldiğini ileri sürmüşlerdir.
34. Mahkeme, yukarıda belirtilen bulguları ve davanın kendine özgü koşullarını göz önüne alarak, Sözleşmenin ilgili maddesi kapsamına girebilecek nitelikte bir muamelenin söz konusu olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, söz konusu şikayetler dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35 §§ 3(a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
İşbu gerekçelerle, Mahkeme,
Oybirliğiyle, başvuruları birleştirmeye karar verir;
Oyçokluğuyla, başvuruların kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy