(AİHS m. 6, 34, 35, 44, 1 NOLU PROTOKOL)
(Başvuru no. 57404/08)
KARAR
STRAZBURG
20 Haziran 2013
KESİN
20/09/2013
İş bu karar, Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Lavrechov / Çek Cumhuriyeti davasında,
21 Mayıs 2013 tarihinde,
Başkan, Mark Villiger,
Yargıçlar, Angelika Nußberger,
Bostjan M. Zupancic,
Ganna Yudkivska,
André Potocki
Paul Lemmens,
Ales Pejchal,
ve Daire yazı işleri müdürü Claudia Westerdiekden müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Daire) kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Bu davanın temelinde Çek Cumhuriyeti aleyhine Rus vatandaşı Bay Evgueni Lavrechov (« başvuran ») tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 18 Kasım 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru (no 57404/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran Olomoucda avukatlık yapan Bay R. Rozmánek tarafından temsil edilmiştir. Çek Hükümeti (« Hükümet ») Adalet Bakanlığı görevlisi Bay Vít A. Schorm tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran ödediği kefalet bedeline el konulmasının malvarlığı haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
4. 27 Mart 2012 tarihinde, başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir. Rus Hükümetine dava hakkındaki görüşlerini yazılı olarak Mahkemeye sunmak isteyip istemediği sorulmuştur (Mahkeme İçtüzüğünün 36. maddesi). Rus Hükümeti, bu imkanı kullanmamıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1952de doğmuştur ve Udomlyada (Rusya) ikamet etmektedir.
6. Çek S Şirketinin hisselerinin bir kısmını alan Rus T Şirketinin temsilcisidir. 8 Ağustos 1995 tarihinde, S Şirketinin yönetim kuruluna girmiş ve 27 Şubat 1996 tarihinde buranın başkanı olmuştur. Ancak, 24 Eylülden 3 Aralık 1996 tarihine kadar yönetim kurulunun Çek üyeleri tarafından yasadışı olarak buradan uzak tutulduğu için yetkilerini kullanamamıştır. Bunu takiben, S Şirketi iflas etmiştir.
7. 11 Haziran 2001 tarihinde, başvuran, içeriden öğrenilen bilginin suistimali (insider trading, délit dinitié) ve dolandırıcılık ile suçlanmıştır. Özellikle S Şirketi aleyhine sözleşmeler yapmakla ve 88 milyon Çek Korunası (CZK) (3 520 000 Avro (EUR) tutarında bir zarara sebep olmakla itham edilmiştir. 20 Haziran 2001 tarihinde tutuklanmıştır.
8. 8 Ocak 2002 tarihinde, başvuran kefaletle serbest bırakılmayı talep etmiş ve bunun için 4 milyon CZK (160 000 EUR) ödemeyi teklif etmiştir. Bu talep, kefalete el koymayı gerektirecek koşulları belirten Ceza Usul Kanununun 73. maddesinin 3. fıkrasından haberdar olduğuna dair bir beyan içermektedir. 17 Ocak 2002 tarihinde, Ostrava Bölge Mahkemesi, başvuranı 10 milyon CZK (400 000 EUR) kefalet ödemesi karşılığında serbest bırakmayı kabul etmiştir. Mahkeme, bu miktarı belirlerken başvurana yapılan suçlamaların çok ağır olmasına ve tutuklanmasına temel teşkil eden gerekçelerin önemine, özellikle, kaçma riskinin yüksek olmasına dayanmıştır.
9. 31 Ocak 2002 tarihinde, başvuran avukatına mahkeme tarafından belirlenen kefalet bedelini ödeme yetkisi vermiştir. Ayrıca, Çek Cumhuriyetindeki adresinde ikamet edeceğini, duruşmalara katılacağını taahhüt etmiş ve bu koşullara uymadığı takdirde kefalet bedeline el konulacağından haberdar olduğunu belirtmiştir. 22 Şubat 2002 tarihinde, serbest bırakılmıştır. Söz konusu kefalet bedeline el konulmaması için başvuran, Çek Cumhuriyetindeki adresini terk etmeme ve mektuplarını alma yükümlülüğü altındadır.
10. 7 Haziran 2000 tarihinde, Bölge Mahkemesi, başvurana, 19-21 Haziran 2002 tarihleri arasında yapılacak ilk duruşmada bulunması şartıyla, Çek Cumhuriyetinden ayrılıp, 18 Haziran 2002 tarihine kadar Rusyada kalmasına izin vermiştir. Bu, başvuranın mahkeme nezdindeki dördüncü talebidir. Daha evvel, ilgili, Şubat 2002den Haziran 2002ye kadar Rusyaya üç defa seyahat etmiş ve her defasında dönmüştür.
11. 17 Haziran 2002 tarihinde, başvuran avukatına 14 Haziranda Moskovada, içinde Çek Cumhuriyetine giriş vizesi bulunan pasaportunun çalındığını, yenisini çıkartacağını bildirmiştir. Bu durumda, mahkeme duruşmanın 7-9 Ağustos 2002de yapılmasına karar vermiştir.
12. Çek Cumhuriyetinde bulunan başvuranın adresine duruşmaya katılması için yeni bir celp gönderilmiştir. Ancak, teslim alınmadığı için gönderene geri dönmüştür. Bölge Mahkemesi, celbi başvurana avukatı aracılığıyla tebliğ etmek istemiştir.
13. 8 Temmuz 2002 tarihinde, avukat, aralarında Rus yetkililerin başvuranın Rusyada kayıtlı resmi adresinin Udomlyada olduğunu onayladıkları bir belgenin de bulunduğu bazı evrakları Bölge Mahkemesine göndermiştir.
14. 30 Temmuz 2002 tarihinde, avukat, Rusyada bulunan başvuranın doğrudan iletişim bilgilerine sahip olmadığını, mahkeme celbini diğer sanıkların birinden aldığı adrese gönderdiğini bildirmiştir.
15. Başvuran, yeni pasaportunu henüz alamadığından dolayı duruşmanın gıyabında gerçekleştirilmesine itiraz ettiği için 7-9 Ağustos 2002 tarihlerinde yapılması öngörülen duruşma iptal edilmiştir.
16. 12 Mart 2003 tarihinde, başvurandan hiç haber alamayan Bölge Mahkemesi, İnterpole ve Çek Cumhuriyetindeki Rusya Federasyonu Ticaret Temsilciliğine, başvuranın yeni pasaport talep edip etmediğini öğrenmek için başvurmuştur.
17. Başvuranın Rus yetkililerden pasaportunu aldığı tarihle ilgili olarak taraflar farklı beyanlarda bulunmaktadırlar: Hükümet, 28 Şubat 2003 tarihini ileri sürerken, ilgili, pasaportunu 2 Nisan 2003 tarihinden evvel almadığını belirtmektedir. Ancak, her halükarda, başvuran yeni pasaportunu aldığından mahkemeyi haberdar etmemiştir.
18. Bölge Mahkemesi, 6-8 Eylül 2004 tarihlerinde yeni bir duruşmanın yapılmasına karar vermiştir. 22 Mart 2004 tarihinde, başvuranı, Adalet Bakanlığı aracılığıyla, dosyasında ikametgah adresi olarak Rusya belirtildiği için Podolsk şehrinde olan bir adresten çağırmıştır. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın Çek Cumhuriyetinden vize talep etmediğini, Rusyada yaşadığını ve mahkeme ile irtibat halinde kalmadığını hatırlattıktan sonra, bu durumun kefaletle serbest bırakılma şartlarına uymadığını, soruşmadan kaçtığının varsayılarak kefalet bedeline el konulması sonucunu doğurabileceğini açıklamıştır. Ayrıca, ilgili, gıyaben yargılanma riskinden haberdar edilmiştir.
19. Rus Adalet Bakanlığı, Çek yetkilileri, başvuranın kayıtlı olmadığı, Podolskdaki adresinde oturmadığı ve o an için ikamet ettiği yerin belirlenemediği konusunda bilgilendirmiştir. Sonuç olarak, duruşmaya gelmesi için başvurana celbin ulaştırılması imkansızdır.
20. Ancak, başvuran düzenlenen duruşmadan haberdar olmuş ve 2 Eylül 2004 tarihinden 12 Eylül 2004 tarihine kadar Çek Cumhuriyetinde kalabilmesine imkan sağlayan kısa süreli oturma vizesi almıştır.
21. Yine de, 2 Eylül 2004 tarihinde, mahkemeye bir faks gönderip duruşmanın ertelenmesini talep etmiştir. Ne olduğunu tam olarak belirtmediği sağlık sorunlarını ileri sürmüş, ayrıca, bundan böyle yeni avukatları olduğu için, onların dosyasını incelemeleri için zamana ihtiyaçları olduğunu açıklamıştır. Rusyadaki adresini bildirmemiştir. Bu durumda, mahkeme yine duruşmayı ertelemek zorunda kalmıştır.
22. 28 Şubat 2005 tarihinde, Bölge Mahkemesi, Adalet Bakanlığından, Rus yetkililerden başvuranın Podolsk veya Udomlyadaki adreslerine 21-23 Kasım 2005 tarihlerinde yapılacak duruşmaya gelmesi için celp göndermelerini istemesini talep etmiştir. Ancak, davetiye başvurana, Udomlyada, 16 Ocak 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. 21 Kasım 2005 tarihinde Bölge Mahkemesi duruşmayı tekrar iptal etmiştir.
23. 6 Aralık 2005 tarihinde, Bölge Mahkemesi başvuranı gıyaben yargılamaya karar vermiştir. Başvuranın, Haziran 2002 tarihinden beri Çek Cumhuriyetine geri dönmediğini, Rusyada kalarak davanın gelişimini zorlaştırdığını ve yurtdışında kalarak soruşturmadan kaçtığını bildirmiştir. Ayrıca, mahkeme, başvuranın, 2 Eylül 2004 tarihindeki duruşmaya katılmamak için ileri sürdüğü gerekçenin -sağlık sorunları- uygun olmadığını ileri sürmüştür. Üstelik başvuranın kendisinin kabul ettiği kefaletle serbest bırakılma şartı olan Çek Cumhuriyetindeki ikametgahını terk etmemek ve duruşmalara katılmak yükümlülüklerine riayet etmediğini ortaya koymuştur.
24. 27 Marttan 29 Marta, 5 Hazirandan 7 Hazirana olduğu gibi 11 Eylülden 23 Ekim 2006 tarihine kadar Bölge Mahkemesi başvuranın gıyabında duruşmalar düzenlemiştir.
25. 23 Ekim 2006 tarihinde, Bölge Mahkemesi başvuran hakkında, onun suç teşkil eden bir eylemde bulunmadığını, yalnızca, olağan ve şeffaf ticari faaliyetlerde bulunduğunu tespit ederek beraat kararı vermiştir.
26. 28 Haziran 2007 tarihinde, Olomouc Yüksek Mahkemesi bu kararı onamıştır.
27. 1 Kasım 2007 tarihinde, Bölge Mahkemesi, başvuranın talebi üzerine, kefaletle salıverilmesine bağlı şartlara riayet etmemenin sonuçlarından uygun biçimde haberdar edilmemesinden dolayı kefalet bedelinin kendisine iade edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, Bölge Mahkemesine göre, Ceza Usul Kanununun 73 a) § 4 maddesinde kefalet bedeline el konulmasını gerektiren hiçbir durum olaya uygulanamayacaktır.
28. 5 Aralık 2007 tarihinde Yüksek Mahkeme bu kararı bozmuş ve kefalet bedeline el konulmuştur. Mahkeme, başvuranın, her ne kadar açık bir biçimde bilgilendirilmemişse de, el koyma ihtimalinden kesinlikle haberdar olduğunu, kefaletle serbest bırakılma taleplerinin konulan şartlara uyulmadığı takdirde kefalet bedelinin alıkonulacağını bildiğine dair beyanlarını da içerdiğini göz önünde bulundurmaktadır. Yüksek Mahkeme, başvuranın pasaportunu kaybettiği için Çek Cumhuriyetine bir süre gelemediğini ve Çek yetkililerin kendisine yeni bir vize vermekte geciktiklerini kabul etmiştir. Ancak, başvuranın, savcılığa ilettiği adreslerden biri olan Podolskdaki adresine yapılan gönderiye cevap vermediği gibi, mahkemeden kendisine gönderilen mektupların da zamanında teslim edilemediğini tespit etmiştir. Üstelik Yüksek Mahkemeye göre, yurtdışında kalan başvuranın tavırlarından soruşturmadan kaçtığı açıkça anlaşılmaktadır; şöyle ki, davadan haberdar olmasına rağmen mahkeme ile irtibatta kalmamıştır. Yüksek Mahkemeye göre Ceza Usul Kanununun 73 a) § 4 maddesinde belirtilen el koymanın şartları gerçekleşmiş, özellikle, başvuran saklanmış olup, yetkilileri ikametgahından haberdar etmeyip resmi mektubun kendisine ulaştırılmasını engellemiştir.
29. Başvuran, hiç bir suç işlememesine rağmen o kadar yüksek bir miktara el konulmasına itiraz ederek anayasal başvuru yoluyla bu karara itiraz etmiştir. Ayrıca, Yüksek Mahkemenin görüşlerine de itiraz etmiştir.
30. 3 Haziran 2008 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, bu itirazı dayanaksız olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
31. Ceza Usul Kanununun 73 a) §§ 1 ve 2 maddesi tutuklanan birinin en az 10 000 CZK ödemesi halinde kefaletle serbest bırakılmadan faydalanabileceğini düzenlemektedir. Söz konusu efektif miktar sanığa ve olaya özgü durumlara bağlı olarak mahkeme tarafından belirlenmektedir.
32. Bu hükmün 4. fıkrası (olayların olduğu dönemdeki 3. fıkra) sanığın kaçtığı, saklandığı, yetkilileri resmi bir mektubun teslim edilmesini engelleyecek şekilde ikametgah yeri değişikliğinden haberdar etmediği hallerde kefalet bedeline el konulmasını öngörmektedir. 9. fıkra gereğince (olayların olduğu dönemde 6. fıkra), sanığın kefalet bedeline el konulma koşullarından önceden haberdar edilmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, beraat etmesinden sonra kefalet bedeline el konulmasının 1 no.lu Protokolün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Bu madde aşağıdaki gibidir:
« Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.»
A. Kabul edilebilirlik hakkında
34. Mahkeme başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Öte yandan Mahkeme başvurunun başkaca hiçbir kabul edilemezlik engeli olmadığını da tespit etmektedir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
35. Başvuran, öncelikle, kefalet bedeline el konulmasının, böyle bir uygulama olasılığından uygun bir şekilde haberdar edilmediğinden dolayı yasadışı olduğunu iddia etmektedir. Kaçmadığını, gönderilen yazının Bölge Mahkemesi tarafından Rusyadaki doğru adresine -Udomlyada olan- teslim edilmeyişinin ona yüklenemeyeceğini savunmaktadır. Ona göre mahkemeye çıkmayışının pasaportunu kaybetmesi, kendisine vize verilmemesi ve hastalığı gibi objektif sebepleri bulunmaktadır.
36. Yüksek Mahkemenin son derece yüksek bir miktardaki kefalet bedeline el koymasının ölçüsüz bir tedbir olduğunu savunmaktadır. Genel bir kural olarak, kefaletin amacı suçu işleyenin cezadan kaçmasını engellemek ve ceza davasının amacına ulaşmasıdır. Ona göre ceza davası onun gıyabında düzgün bir şekilde devam etmiş ve amacına ulaşmıştır. Bu durumda, el koyma, kendisi her ne kadar kefaletle serbest kalma şartlarını ihlal etmiş olsa bile, malvarlığına karşı uygun olmayan bir zarar olarak nitelendirilebilecektir.
37. Son olarak, başvuran, ilgili kişinin beraat etmesine, yani masum olmasına rağmen kefalet bedeline el konulmasını sağduyunun aksine haksız bir uygulama olarak kabul etmektedir.
38. Hükümet ise, şikayetin dayanaksız olduğu kanaatindedir. Ona göre, müdahale, malların kullanımının düzenlenmesi ile ilgili 1 no.lu Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası ışığında değerlendirilmelidir. Ayrıca, ulusal yargı makamları tarafından karar verilen el koyma yasaldır.
39. Hükümet için, Bölge Mahkemesi, başvuranın mahkemeye çıkmasını sağlamak için dört yıl boyunca çok çaba sarf etmiştir. Bu süre boyunca, ilgili, mahkemeye bazı belgeler sunmuştur; ancak, bunlardan hiçbiri yargılama ile ilgili belgelerin gönderilebileceği bir adres hakkında bilgi içermemektedir. Her ne kadar başvuranın 19 Haziran 2002 tarihli duruşmaya katılmamasına izin verilmiş ise de, ceza yargılaması çerçevesinde daha sonra sergilediği hareketlerinden duruşmaya katılmak yerine yurtdışında kalarak soruşturmadan kaçma niyetinde olduğu açıkça tespit edildiğinden, Bölge Mahkemesi, başvuranı gıyabında yargılamaya devam etmek zorunda kalmıştır. Uzun yıllar boyunca, başvuranın Bölge Mahkemesi ile doğrudan irtibata geçebileceği, yargılamaya ilişkin belgelerin kendisine tebliğ edileceği Rusyadaki adresini belirtebileceği, duruşmaya katılması için Çek Cumhuriyetine geleceği bir tarihi önerebileceği uygun zamanı olmuştur. Fakat o hiçbir şey yapmamıştır.
40. Hükümet, kefalet bedeline el konulması ile beraat kararı arasında doğrudan bir bağ olmadığını varsaymaktadır. Kefaletin amacı, tutuklamanın yerini alarak sanığın ceza yargılamasına köstek olmasına ve kaçmasına engel olmaktır. Ona göre, ilgili uygun davranmaz ise, bunun sonucu, mülkiyetinden yasal olarak yoksun bırakılarak kefalet bedeline el konulmasıdır. Sanığın beraat etmesi, onun yasal olarak tutuklanmış olmasını kesinlikle haksız çıkarmaz. Kefaletin amacı ile cezanınki birbirinden tamamıyla farklı iki şeydir. Hükümet, kefalet bedelini kanunlarda öngörülen şartlara uyulduğu takdirde geri iade edileceğini eklemektedir. Kefalet, işlenilen bir suçun cezası değil, bir teminat şeklidir.
41. Kefalet miktarının başvuranın maddi durumuna orantılı olduğu, onun bunu ödeyebilecek durumda olduğunun açıkça görülüyor olmasından anlaşılır. Bir sanığın, ceza alanındaki yetkililer ile işbirliğini sağlayan bir araç olan kefalet, yoksun kalındığı takdirde, onu ödeyen kişinin malvarlığına önemli bir zarar verecek seviyede belirlenir. Böyle olmadığı takdirde kefalet amacına ulaşamaz.
42. Son olarak, Hükümet, başvuranın kefalet bedeline el konulmasının onun üzerinde yarattığı aşırı maddi yükü tam olarak belirtemediğini ortaya koymaktadır. İlgili, maddi olarak zor bir durumda olduğunu hiçbir belgeye dayandıramamıştır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
43. Öncelikle, Mahkeme, kefalet bedeline el konulmasının başvuranın malvarlığı haklarına Devletin verdiği bir zarar olduğunu varsaymaktadır. Söz konusu zararı, Hükümetin öngördüğü gibi, 1 no.lu Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde incelemenin gerekli olmadığı yargısına varmıştır. Çünkü her halükarda, 1 no.lu Protokolün 1. maddesindeki üç norm birbiriyle bağlantılı olup, uygulanan ilkeler birbirine benzemektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, § 37, seri A no 98). Böylelikle, Mahkeme ihtilaflı durumu 1 no.lu Protokolün 1. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel normun ışığında inceleyecektir (bakınız, mutatis mutandis, Broniowski/Polonya (BD), no 31443/96, § 136, AİHM 2004 V, ve Gladysheva/Rusya, no 7097/10, § 71, 6 Aralık 2011).
44. Mahkeme, bu hükümle bağdaşması için müdahalenin yasal olması, genel menfaate uygun olması ve ölçülü olması yani kişinin temel haklarının korunması zorunlulukları ile toplumun genel menfaatinin gerekleri arasında « adil bir denge » kurması gerektiğini hatırlatmıştır (bakınız, diğerleri arasında, Beyeler/İtalya (BD), no 33202/96, § 107, AİHM 2000 I, ve yukarıda adı geçen Gladysheva, § 65). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirmek için Mahkeme, bir yandan, takip edilen amacın önemini, diğer yandan başvurana dayatılan yükümlülük gibi müdahalenin şekli, başvuranın ve devlet yetkililerinin tavrını dikkate almak zorundadır (Yildirim/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), no 38602/02, AİHM 2003-IV, ve Forminster Limited Şirketleri (Forminster Enterprises Limited) /Çek Cumhuriyeti, no 38238/04, § 75, 9 Ekim 2008).
45. « Kanunilik » ilkesine gelince, Mahkeme, söz konusu olayda, Yüksek Mahkemenin Ceza Usul Kanununun 73 a) § 3 maddesini olduğu gibi, yasal düzenlemeleri de yanlış ve keyfi uyguladığının hiçbir şekilde belirtilmediğini gözlemlemiştir. Aynı şekilde, hiçbir şey, söz konusu hükümlerin ulaşılır, açık ve öngörülebilir olmadıklarını düşündüremez (yukarıda adı geçen Beyeler, §§ 108-109). Öyleyse, kefalet bedeline el koyma kanunilik ilkesine uygundur.
46. Mahkeme, ayrıca, el koymanın, meşru bir amaca hizmet ettiğini göz önünde tutmaktadır. Söz konusu meşru amaç, 1 no.lu Protokolün 1. maddesinde öngörülen genel menfaate reddedilemez biçimde bağlı olan ceza yargılamasının düzgün yürütülmesini sağlamak ve daha geniş kapsamda suçları engellemek ve onlarla mücadele etmektir (yukarıda adı geçen Yildirim ve Denisova ve Moiseyeva/Rusya, no 16903/03, § 58, 1 Nisan 2010). Üstelik bu menfaat özel bir öneme sahiptir.
47. Ölçülülük ilkesi ile ilgili olarak, Mahkeme, öncelikle, yaklaşık 400 000 EURluk kefalet bedelinin ciddi bir miktar olduğunu gözlemlemiştir. Ancak, kefalet bedelinin ölçülülüğünün tartışılacağı uygun an, ona el konulduğu değil, miktarın belirlendiği andır (Mangouras/ İspanya (BD), no 12050/04, §§ 78 et 80, AİHM 2010 kararında olduğu gibi). Olayda, başvuran, baştaki kefalet bedelinin miktarının aşırı olduğunu iddia etmemiş ve üstelik Mahkeme, bunu hızlı bir şekilde ve aşırı bir zorluğa katlanmadan ödeyebilecek gibi göründüğünü tespit etmiştir.
48. Bu olayda, cevaplandırılması gereken temel soru, beraat kararının kefalet bedeline el konulması kararında rolü olup olmadığıdır. Bu bağlamda, Mahkeme, kefaletin, özellikle sanığın duruşmaya katılmasını sağlayarak ceza davasının iyi bir şekilde yürütülmesini temin etmek olduğunu belirlemektedir (kefalet miktarını belirleme ile ilgili olarak, bakınız, yukarıda adı geçen Mangouras, § 78).
49. Ancak, ceza davası süreci, başvuranın kefaletle serbest bırakılmaya bağlı koşullara riayet etme konusundaki ihmali nedeniyle ciddi şekilde engellenmiştir. İlgili, koyulan şartlarla ihtilafa düştüğünü kesin olarak bilmesine rağmen, düzenlenen hiçbir duruşmada katılmamış ve mahkemeye hiçbir yardımda bulunmamıştır. Duruşmalar birçok defa iptal olmuş ve sonuç olarak dava fark edilecek derecede uzamış ve mahkemenin bazı belgeleri başvurana ulaştırma girişimleri ciddi zorluklarla karşılaşmıştır.
50. Ayrıca, başvuranın sonradan beraat etmesi ona karşı yapılan soruşturmanın yasadışı olduğu veya başka kusurlarla zedelendiği anlamına gelmemektedir. Mahkûmiyet (genellikle, makul her şüphenin ötesinde kanıt) ve soruşturma (genellikle, bir suçun işlendiğine dair makul şüphe) için farklı derecelerde kanıt gerekmektedir. Bu durumda, makul bir şüphenin, bir dava sonunda, bunun ötesine geçememesi mümkündür. Böyle bir durumda, Devlet, yine de, yargılamanın düzgün bir biçimde yürütülebilmesi, suç işlediğinden makul bir şekilde şüphelenilen kişinin adaletten kaçmaya yeltenememesi veya onun suçluluğunu veya masumiyetini değerlendirecek olan duruşmanın gidişatını bozmaması için yasal bir menfaate sahiptir.
51. Davanın sonucu, kefalete el konulması sorunu ile doğrudan bağlantılı değildir. Burada daha çok kefaletle salıverilme şartlarının dava sırasında ihlal edilmesi bakımından bu tedbirin ölçülü olup olmadığının belirlenmesi söz konusudur.
52. Mahkeme, olayda, kefalet bedeline, sadece bir belgenin başvurana ulaştırılamamasından dolayı el konulmadığını gözlemlemiştir. Yüksek Mahkeme, başvuranın uzun yıllar boyunca yurtdışında kalarak soruşturmadan kaçtığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvuranın ilk başta duruşmaya katılamamasının objektif sebepleri olduğunu ama yeni pasaportunu almasından sonraki dönem için aynı şeyin söylenemeyeceğini varsaymaktadır.
53. İlgili, dava sürecine rahatlıkla katılabilirdi. Duruşmalar birçok defa yeniden düzenlenmiştir. Başvuran, onun olayları anlatışına göre, yeni pasaportunu Nisan 2003 tarihinde almış, gıyabında yargılamanın yapılması kararı ise Aralık 2005 tarihinde alınmıştır. Öyle ki, Çek Cumhuriyetine gelerek duruşmaya katılması için Bölge Mahkemesi ile irtibata geçebileceği iki yıl ve sekiz aylık bir süresi olmuştur. Öyleyse, Yüksek Mahkemenin, başvuranın kendi davranışıyla yargılamadan kaçtığı sonucu yanlış değildir.
54. Başvuranın küçümsenmeyecek bir süre boyunca kesinlikle bilinçli bir şekilde kefaletle salıverilme koşullarını ihlal ettiği durumlarda, mahkemeye açıkça ve şüphe götürmez şekilde Rusyadaki adresini bildirmek ve Rusyadaki resmi belgelerin teslimatı ile ilgili zorlukları -ki bunlar Ceza İşlerinde Karşılıklı Adlî Yardım Sözleşmesi çerçevesinde incelenecektir- telafi etmek için yargı organı ile düzenli iletişim kurmak ilgiliye düşmektedir. Ancak, başvuran, hiçbir şey yapmamıştır. Bu koşullarda, 8 Temmuz 2002 tarihli avukatının mektubu yeterli sayılamayacaktır. Çünkü bu mektup, sadece ilgilinin Rusyada resmi olarak kayıtlı adresiyle bağlantılı yeri belirtmekte, ancak, kesinlikle mektupları teslim almayı istediği adresi belirtmemektedir. Ayrıca, 2 Eylül 2004 tarihinde, başvuran mahkemeye yaşadığı sağlık sorunları sebebiyle duruşmaya katılmasının imkansız olduğunu ve yeni avukatlar tarafından temsil edildiğini bildirmiş, ama yine de Rusyada tebliğ yapılacak adresini bildirmeyi ihmal etmiştir.
55. Son olarak, Mahkeme, el koymanın -şikayet konusu müdahale-, başvuranın rahatlıkla delillerini sunabileceği vakte sahip olduğu tamamıyla çekişmeli bir yargılamadan doğduğunu, ulusal yargı makamlarının yerinde soruları özenli bir şekilde incelediklerini ve kararlarını eksiksiz bir şekilde gerekçelendirdiklerini eklemiştir (G./Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), no 10577/83, 6 Mayıs 1985). Bu durumda, 1 no.lu Protokolün 1. maddesinden doğan yargılama usulünün gerekleri yerine getirilmiştir (AGOSI/Birleşik Krallık, 24 Ekim 1986 § 55, seri A no 108).
56. Yukarıda açıklanan mülahazalara bakıldığında, Mahkeme, kefalet bedeline el konulmasının olayın koşullarında, toplumun genel menfaatinin gerekleri ile başvuranın hakkına bağlı zorunluluklar arasında adil bir denge sağladığını varsaymıştır.
57. Böylece, 1 no.lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmemiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
58. Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, başvuran, iç hukukta kefalet ile ilgili olarak verilen kararlara itiraz edip, onların yeterli derecede gerekçelendirilmediklerini iddia etmiştir.
59. Sahip olduğu bilgilerin tamamını göz önünde bulundurarak ve bununla birlikte, ihtilaf konusu sorunların kendi yetki alanında olduğunu varsayarak, Mahkeme, bunların, Sözleşmede ve ona bağlı protokollerde güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal ettiklerine dair hiçbir bulgu tespit etmemiştir. Bu durumda, açıkça dayanaktan yoksun olan bu şikayetin, Sözleşmenin 35 §§ 3 a) ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
1. 1 no.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında sunulan şikayetin kabul edilebilir olduğuna, diğer taleplerin kabul edilebilir olmadığına oybirliğiyle;
2. 1 no.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine altı oya karşı bir oyla karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş, Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 20 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy