(AİHS. m. 2, 34, 35, 44)
(Başvuru No. 32432/13)
KARAR
STRAZBURG
8 Ekim 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sellal / Fransa davasında,
Başkan
Angelika NuBberger,
Yargıçlar
Ganna Yudkivska,
Vincent A. De Gaetano,
André Potocki,
Helena Jaderblom,
Ale Pejchal,
Síofra OLeary
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Claudia Westerdiekin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Bölüm), 15 Eylül 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, iki Fransız vatandaşı olan, Karima ve Fatima Sellalin (başvuranlar), İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 21 Mayıs 2013 tarihinde Fransa Cumhuriyeti aleyhinde Mahkemeye yapmış olduğu bir başvuru (No. 32432/13) yer almaktadır.
2. Başvuranlar, Lyon Barosuna bağlı Avukat M. Bescou tarafından temsil edilmişlerdir. Fransa Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi olan ve Dışişleri Bakanlığında Hukuk İşleri Müdürü olarak görev yapan M. F. Alabrune tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, ulusal makamların, A.S. isimli erkek kardeşlerinin, Sözleşmenin 2. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkını korumaya yönelik uygun tedbirleri almadıklarını iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 22 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1986 ve 1982 doğumlu olup Chazay-dAzerguesde ikamet etmektedirler.
A. Başvuranların Erkek Kardeşinin Cezaevine Konulması ve Ölümü
6. A.S., 27 Mart 2002 tarihinde, 2001 ve 2002 yılında aleyhinde hükmedilen bir dizi hapis cezasını çekmek için cezaevine konulmuştur. Öte yandan, ilgilinin tutuklu bulunduğu esnada, 2002 ve 2003 yılında verilen yeni mahkumiyet kararları uygulanmıştır.
7. Viyana Asliye Hukuk Mahkemesi (AHM) İnfaz Hakimi (infaz hakimi), 23 Aralık 2003 tarihinde, özellikle ilgiliye mesleki bir faaliyet icra etme veya bir eğitime ya da mesleki bir formasyona katılma ve hastanede kalma durumunda bile, tıbbi muayene, tedavi veya bakım tedbirlerine tabi tutulma zorunluluğunu getirme ile birlikte, 29 Aralık 2003 tarihinden itibaren kendisi hakkında şartlı tahliye tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir. İnfaz hakimi, belirtilen bu son zorunluluğun mecbur kılınmasını, 11 Aralık 2003 tarihinde gerçekleştirilen bir bilirkişi incelemesi esnasında G.R. isimli bir psikiyatri doktoru tarafından ilgilide psişik alanda tespit edilen hassasiyeti esas alarak gerekçelendirmiştir. Nitekim, ilgili doktor, A.S.de sıkıntılara tahammül gösterememe, değişkenlik, asi davranışlar ile hetero (dış) saldırganlık düzeyde eylemde bulunma (yani başkalarına karşı saldırgan bir tutum gösterme) ve sürekli şikayette bulunma hali, paranoyak durumu ve buna bağlı bir kişilik sergileme ile birlikte uyuşturucu madde bağımlılığı durumu ile nitelendirilen psikopatik bir kişilik tespit etmiştir.
8. Villefranche-sur-Saone AHM İnfaz Hakimi, 30 Ocak 2004 tarihinde, aynı tarihte düzenlenen, ilgilinin çalışma ve tedavi yükümlülüklerine riayet etmediği ve 23 Ocak 2004 tarihinde komşulara rahatsızlık vermesi nedeniyle polis merkezinin bir uygulamasına tabi tutulduğuna dair topluma geri kazandırma ve denetim, gözetim cezaevi biriminin (ilgili cezaevi birimi) raporunun ardından A. S.nin tutuklanmasına karar vermiştir. Sosyal hizmetler teknik danışmanı, A. S.nin tutumunun tam bir depresyondan ifadelerinin tutarsız olduğu zihin bulanıklığına kadar değişiklik gösterdiğini, kendisini ve çevresindeki kişileri korumanın gerekli olduğunu ve aynı zamanda, şartlı salıverilme tedbirinin uygun olmadığını tespit etmiştir. Sosyal hizmetler teknik danışmanı, şiddet nedeniyle daha önce mahkum edilen A. S.nin taşkınlık yapabileceği yönündeki endişesini belirterek, polis raporlarında, ilgilinin, komşuları ve hayat arkadaşı ile gerginlik yaşadığının ortaya çıktığını hatırlatmıştır.
9. Aynı gün, A.S. yakalanarak Villefranche-sur-Saönede bulunan bir cezaevine konulmuştur.
10. A.S., 2 Şubat 2004 tarihinde, cezaevi biriminin müdürü tarafından kabul edilmiş ve ilgili müdür tarafından, intihar riski bulunan tutuklu kişileri belirten yardım kılavuzu doldurulmuştur. A.S.de, davranış bozuklukları ve ilgilinin cezaevine konulmasının birlikteliği üzerindeki etkisi ile ilgili olarak kaygıları ve asabiyet, odaklanma yetersizliği tespit edilmiştir. Buna karşın, herhangi bir bağımlılık veya daha önce intihara teşebbüs ettiği belirtilmemiştir. Ayrıca, aynı tarihte yapılan ve girişte gerçekleşen görüşme esnasında düzenlenen kişisel bilgi formunda ilgilinin davranış bozukluklarının olduğu belirtilmiştir.
11. Villefranche-sur-Saone AHM İnfaz Hakimi tarafından, 18 Şubat 2004 tarihinde, başvuranların erkek kardeşi hakkında verilen şartlı salıverilme kararı iptal edilmiştir. Villefranche-sur-Saoe AHM infaz Hakimi, bilhassa A.S.nin davranış bozukluklarının tutuklu bulunduğunda düzeltilmiş olması halinde bile, ilgilinin kendisine yüklenen yükümlülüklere riayet edecek durumda olmadığını gözlemlemiştir. Bunun yanı sıra, söz konusu hakim, ilgilinin, bir mahkumun topluma geri kazandırılması arzusuyla uyumlu olmayan ve güç ilişki kurulduğunun belirtisi olarak, komşulara rahatsızlık vermesi nedeniyle polis birimlerinin dikkatini çektiğini tespit etmiştir. Bu karar, A.S.ye 23 Şubat 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. A.S., 26 Şubat 2004 tarihinde, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
12. Cezaevi gardiyanları, 7 Nisan 2004 tarihinde, saat 07.05de, sabah yoklamasında, A.S.yi hücresinde bulunan radyatöre bir çarşaf yardımıyla asılı vaziyette bulmuşlardır. A.S.ye ilk yardım uygulanmıştır ancak bu müdahale sonuçsuz kalmıştır. A.S.nin hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
B. İlk Soruşturma
13. Savcılık, ilgilinin intihar ettiğinden haberdar edilmiş ve Villefranche-sur-Saöne Karakolu tarafından bir inceleme derhal başlatılmıştır.
14. İlk araştırmalar, A.S.nin tek kişilik hücrede tutuklu kaldığını ve bulunduğu davranışı açıklamak için herhangi bir yazılı belge bırakmadığını tespit etmeye imkan vermiştir. 6 Nisanı 7 Nisan 2004 tarihine bağlayan gecenin son yoklaması saat 05.32de gerçekleştirilmiş ve herhangi bir sıra dışı durum tespit edilmemiştir. İlgili, her ay A.P. isimli bir psikiyatri uzmanı tarafından takip edilmiş ve bir antidepresan (Deroxat), bir anksiyolitik (Xanax) ve bir nöroleptikten (Modecate) oluşan psikotrop tedaviden yararlanmıştır. Tutukluluk esnasında doldurulan bilgi formunda, ilgilinin, kendisi hakkında verilen şartlı salıverilme kararından önce, Saint-Quentin tutukevine konulduğu ve burada davranış bozuklukları gösterdiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, ilgili, intihar riski olan bir tutuklu olarak gözlemlenmemiş ve dolayısıyla, listede yüksek riskte bulunan tutuklular arasında yer almamaktaydı. G.P. isimli Doktor, 10 Şubat 2004 tarihinde, ilgilinin paranoid bozukluğa sahip olduğunu ve ilaçlarını almayı reddettiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla, ilgili, Saint Cyr au Mont dOr Hastanesine yatırılmıştır. Bu tedbir, 12 Şubat 2004 tarihinde, tedavi altında A.S.nin psişik durumunun dengelendiğini tespit eden A.P. isimli doktorun sunduğu rapor üzerine kaldırılmıştır. Bu husus, ilgilinin cezaevine dönmesini mümkün kılmıştır. Cezaevi bünyesindeki sağlık biriminin hemşiresine göre, söz konusu tarihten bu yana, ilgili daha sakin görünmekteydi ve sorunsuz bir şekilde ilaçlarını almaktaydı. İlaçları kendisine günlük olarak verilmiş ve hatta bu bağlamda bir itirazla karşılaşılmaksın, tutuklu ilaçlarını kendisine verilmesini her gün sabırsızlıkla beklemiştir. İlgili, 8 Nisan 2004 tarihinde, Doktor A.P.nin muayenesinden geçecekti.
15. J.G. isimli gardiyan, tutuklunun girişte çok istekli bir tavır sergilediğini ve daha sonra sakinleştiğini dile getirmiştir. Söz konusu gardiyan, ilgilinin görüşme odasını kullanabilme imkanı hakkında sıkça sorular yönelttiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, araştırmalardan, tutuklu bulunduğu sırada A.S.nin annesi ve kız kardeşlerinden biri tarafından sadece bir defa 23 Mart 2004 tarihinde ziyaret edildiği tespit edilmiş ve ilgililer, tutukluyu perişan bir halde bulmuşlardır. Hayat arkadaşı Y.M., ilgiliden cezaevine konulmasının ardından ayrıldığını belirtmiştir. Hayat arkadaşı ve ilgilinin ortak bir erkek çocukları vardı ve çocuklarının, bir pedagog tarafından babası ile görüşmesinin sağlanması gerekmekteydi. A.S., 6 Nisan 2004 tarihinde, ailesiyle yapılması öngörülen görüşmenin iptal edildiğine dair bilgi edinmiştir.
16. Müteveffanın bedeninde yapılan otopside, anatomo patolojik incelemelerde olduğu gibi, ölümün asılma sonucu meydana geldiği ve dışarıdan gelen bir müdahaleyi ortaya koyacak nitelikteki emarelerin bulunmadığı doğrulanmıştır.
17. Savcılık tarafından, 4 Haziran 2004 tarihinde, soruşturmanın bir suçun işlendiğini tespit etmeye imkan vermediğini değerlendirilerek, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verilmiştir.
C. Adli Soruşturma
18. 21 Şubat 2005 tarihli bir yazı ile, A.S.nin ebeveynleri, erkek ve kız kardeşleri, müdahil taraf olarak katılarak, AHM sorgu hakimlerinin en kıdemlisi huzurunda kasıtsız adam öldürme ve tehlikede bulunan kişiye yardım etmeme nedeniyle şikayette bulunmuşlardır.
19. Le Progrès isimli gazetenin 29 Nisan 2004 tarihli sayısında yer alan makalede, başvuranların yapmış olduğu şikayet kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Gazeteci özellikle, A.S.nin ailesinin, asılarak intihar edildiği sonucuna varan yargı organlarının savına itiraz ettiğini ve ilgilinin davranışının intihar etmeye meyilli olduğunu gösterecek nitelikte olmadığını değerlendirdiğini belirtmiştir.
20. Bu suçlamalar nedeniyle adli bir soruşturma ismi belirtilmemiş kişiye karşı 18 Mayıs 2005 tarihinde açılmıştır.
21. Mağdurdan alınan kan örneklerinden yola çıkılarak gerçekleşen toksikolojik bilirkişi raporunda, benzodiazepinler için pozitif bir tarama sonucu ve laboratuarda genellikle aranılan ilaç veya uyuşturucu maddelerinin bulunmadığını ortaya konulmuştur.
22. Cezaevi müdür yardımcısı, 6 Nisan 2004 tarihinde kullanılacak olan görüşme odasından faydalanabilmenin iptal edilmesinin 5 Nisan 2004 tarihinden itibaren tüm tutuklulara uygulanabilir olan kurumun işleyiş şekline getirilen bir değişiklikten kaynaklandığı ve bu durumun görüşme odalarının pazartesi ve salı günleri açık olmamasına yol açtığı ve 6 Nisan tarihinin tam olarak bir salı gününe denk geldiği yönünde açıklamada bulunmuştur. 2 Mart 2004 tarihli bir yazı ile, bu yeni düzenleme ailelerin dikkatine sunulmuştur. Aynı şekilde, 31 Mart 2004 tarihli bir yazı ile, görüşme odalarının kapalı olduğu hatırlatılmıştır.
23. A.S.nin tıbbi dosyasıyla ilgili psikiyatrik inceleme Doktor Y.J.ye teslim edilmiştir. Doktor Y.J., 8 Şubat 2006 tarihli raporunda, ilgilinin şizofreniden muzdarip olduğunu değerlendirmiştir. Doktor Y.J., hastanın hastalık özgeçmişinin bilinmemesi nedeniyle raporu tanzim eden doktor tarafından konulan delilik teşhisinin hatalı olması durumunda bile 10 Şubat 2004 tarihinde ilgilinin hastaneye yatırılmasının tedaviyi reddetmesiyle haklı gösterildiğini gözlemlemiştir. Aynı şekilde, Doktor Y.J., hastanın tedaviye yeniden başlaması ve 1997 yılından bu yana A.S.yi tanıyan Doktor A.P.nin, şizofren bir hastada nöbet süresi geçtikten sonra eylemde bulunma riskinin daha az şiddetli olduğunu tespit ederek ve bu hastada konfüzyonel bir hal saptayarak, ilgili doktorun, Doktor G.P.nin değerlendirmesini yeniden gözden geçirebilmesi nedeniyle 12 Şubat 2004 tarihli ilgilinin hastaneye yatırılması tedbirinin kaldırılması yönündeki Doktor A.P.nin tavsiyesini uygun bulmuştur. Bilirkişi, ilgilinin Doktor A.P. tarafından 3 ve 18 Mart 2004 tarihlerinde muayeneye alındığını gözlemlemiştir. İlgili doktor, 18 Mart 2004 tarihinde, hastanın gelecekle ilgili planlar yaptığını ve tedaviyi kabul ettiğini tespit etmiştir. Bilirkişi, ilgilinin durumunun cezaevine konulmasıyla tamamıyla uyumlu olduğu ve cezaevinde reçete edilen ilaçların alınmasının mümkün olduğu sonucuna varmıştır.
24. Bilirkişi, A.S.nin dosyasında, 24 Şubat 1998 tarihine ait sayfada, ilgilinin duygusal bir ayrılığın ardından Loxapac alımıyla intihar girişiminde bulunduğu ile ilgili olarak bir ibarenin bulunmasının dışında, 2000 yılının Haziran ve Ağustos aylarında olduğu gibi, daha önce gerçekleşen bazı hastaneye yatırılma durumlarında intihar unsurları belirtilmiş olsa da intihar düşüncelerinden bahsedilmediğini gözlemlemiştir. Bilirkişi, ilgilinin Doktor M.P. ile 13 Haziran 2000 tarihinde yaptığı görüşme esnasında intihar düşünceleri olduğunu kabul etmediğini ve dolayısıyla, psikoz manik depresif tanısının bertaraf edilmesi gerektiğinden, intihar riskinden endişe edebilecek unsurların gerçekten ilgilinin dosyasında bulunmadığını altını çizmiştir. Aynı şekilde, 2004 yılının Şubat ayında düzenlenen hastane dosyasında yer alan hiçbir emare intihar riskinin bulunduğunu düşündürecek unsurların bulmasına imkan vermemektedir.
25. Bilirkişinin değerlendirmesinde, aşağıda belirtilen hususlar yer almaktadır:
Dolayısıyla, ilgilinin cezaevine konulması, hiçbir şekilde, M.S.nin hastalığı bakımından sakıncalı bir durum teşkil etmemektedir. Aksine, tıbbi ve sosyal yönden müdahalede bulunan kişilerin büyük bir kısmı, M.S.nin cezaevine konulmasının ilgilinin davranışları açısından olumlu etkileri olduğunu kaydetmektedir.
26. Bilirkişiye göre, şizofreni hastalarda intihar riski oldukça yaygın olsa da, intihar eyleminin genel olarak ruhsal bir çöküşün yaşanması ile bağlantısı olması nedeniyle söz konusu risk çoğunlukla hezeyan epizodları dışında hastanın durumunun daha iyi olduğu zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Bilirkişi, çelişkili bir şekilde, taşkınlığın bu ruhsal çöküşün yaşanmasına karşı koruyucu işlevi olması nedeniyle şizofreni hastalarının daha az tutarsız davranışlar sergilemeleri durumunda intihar riskinin yüksek olduğunu belirtmiştir. Böylelikle, Doktor A.P. tarafından gözlemlenen rahatsızlıkların görünür biçimde iyileşmesi sonucunda, taşkınlığın mevcut olmaması ve ruhsal çatışmaların aniden fark edilmesi nedeniyle intihar riskinden kesin olarak endişe edilip edilemeyeceğini sorgulayarak, bilirkişi, bu riskin şizofreni hastalarında düzenli bir takip gerektirdiğini ve hastalığın bilincinde olunmasının intihar riskine rağmen hastalık olarak değerlendirilememesinden dolayı bu tür ruhsal sorunlarda hastanın zorla hastaneye yatırılmasının tavsiye edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla bilirkişi, A.S.'nin intihar etmesini depresyonun bir sonucu olarak değil, hastalığını ansızın öğrenmesi ile bu durumla yüzleşmesinin sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, ilgilinin, tedavi edilmeyi sabırsızlıkla beklemesinin, hastalığının sıkıntılarını muhtemelen dikkate almaya başladığını düşündürebileceğini belirtmiştir.
27. Son olarak, söz konusu maddelerin, kullanılan toksikolojik araştırmalar yardımıyla kanda bulunamaması nedeniyle toksikolojik bilirkişi rapor sonuçlarının A.S.nin tedavisine uymadığını doğrulamaya imkan vermediğini eklemiştir. Bilirkişi, intihar riskinin şizofreni hastalarında sürekli bir takip gerektirmesi nedeniyle ilgilinin bakımını üstlenmenin insancıl bir davranış ve hastayı dinlemeyi gerektirdiğini ifade etmiştir.
28. Sorgu hakimi tarafından, 4 Mayıs 2006 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Hakim, A.S.nin durumunda, ilgilinin intihar edeceğini işaret eden herhangi bir unsurun bulunmaması nedeniyle kasıtsız adam öldürme suçunu nitelendirebilecek herhangi bir kusurun tespit edilmediğini ve tehlikede bulunan kişiye yardım etmeme suçunun oluşmadığını değerlendirmiştir.
29. Müteveffanın ailesi, 15 Mayıs 2006 tarihinde, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.
30. Lyon İstinaf Mahkemesi Sorgu Dairesi, 13 Aralık 2006 tarihinde, sorgu hakiminin kararını onamıştır.
D. İdari Yargılama
31. A.S.nin ebeveyn, erkek ve kız kardeşleri, 10 Ekim 2005 tarihinde, Adalet Bakanlığından ilgilinin intihar etmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesini talep etmişlerdir. Adalet Bakanlığı, ilgilinin ailesinin bu doğrultudaki talebini 8 Aralık 2005 tarihinde reddetmiştir.
32. A.S.nin ailesi, 9 Şubat 2006 tarihinde, Lyon İdare Mahkemesi önünde tazminat talebinde bulunmuştur.
33. Lyon İdare Mahkemesi, 24 Şubat 2009 tarihli bir karar ile, ilgilinin tedavi altındaki tutumunun intihar eyleminde bulunacağının tahmin edilemeyeceği ve cezaevi idaresinin bu türden bir riski değerlendirmemesi ve göz önünde bulundurmamasından dolayı kusurlu olarak sayılamayacağı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.
34. A.S.nin ailesi, 30 Nisan 2009 tarihli bir başvuru ile, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.
35. Lyon İstinaf İdare Mahkemesi, 17 Şubat 2011 tarihli bir karar ile, İdare Mahkemesinin kararını onamıştır. Hakimler, A.S. kalıcı şekilde ruhsal bir hastalıktan muzdarip olsa da, dosyada yer alan tıbbi görüşlerden hastalığına bağlı olarak intihar eğilimlerinin bulunmadığını ve gerek hastalık özgeçmişine gerekse yakın zamanda sergilediği davranışlara bakıldığında hiçbir unsurun intihar eylemini öngöremeyeceğini değerlendirmişlerdir. Hakimler, idarenin bilgisine sunulan unsurlar ve ilgilinin sergilediği davranış bakımından, ek bir güvenlik tedbirinin alınmamasından ya da bunun yanı sıra, A.S.nin çevresine karşı saldırgan eğilimler sergilemesinden dolayı öngörülen ve kural olan tek kişilik hücrede tutulmasından dolayı cezaevi idaresinin suçlanamayacağını eklemişlerdir. Son olarak, hakimler, olayla ilgili incelemeden, ilgilinin tedaviden kaçındığı sonucu ortaya çıkmadığı ve dolayısıyla, ilaçlarını düzgün bir şekilde kullanıp kullanmadığı takibi konusunda cezaevi idaresinin suçlanamayacağını değerlendirmişlerdir.
36. Başvuranlar, 29 Ağustos 2011 ve 28 Kasım 2011 tarihlerinde, temyize başvurmuşlardır.
37. Danıştay, 21 Kasım 2012 tarihli bir kararla, başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
38. 26 Nisan 2002 tarihli Adalet Bakanlığının ve Sağlık Bakanlığı Temsilcisinin genelgesinde, cezaevlerinde intihan önleme hususuna yer verilmiştir. Genelge özellikle, cezaevine giren her birey için, intihar riski bulunan tutuklu kişilerin belirtilmesine yardım etmeye yönelik inceleme formunun kullanımını altı ay boyunca deneyerek, tutuklukta intihar riskinin saptanmasının sağlanmasını öngörmekteydi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN ESAS YÖNDEN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
39. Başvuranlar, erkek kardeşlerinin yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikayet etmekte ve Sözleşmenin 2. maddesi ileri sürmektedirler. Sözleşmenin 2. maddesi aşağıdaki şekildedir:
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
40. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
41. Mahkeme, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını da tespit etmiş ve kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
a) Başvuranlar
42. Başvuranlar, başvurularında, ulusal makamları, 26 Nisan 2002 tarihli genelgede belirtilen değerlendirme formunu doldurmak suretiyle, erkek kardeşlerinin intihar etme riskinin değerlendirmesini uygulamaya koymamalarından dolayı suçlamaktadırlar. Başvuranlar, bu tür bir değerlendirmenin metinlerde zorunlu kılındığını ve A.S. bakımından intihar önleme planının uygulanmasına imkan verebileceğini değerlendirmişlerdir.
43. Başvuranlar özellikle, Hükümetin görüşlerinin ekinde bulunan, A.S.nin tutuklanmasının başlangıcında doldurulan intihar riski bulunan tutuklu kişilerin belirtilmesine imkan sağlayan formu dikkate alarak, bu formun yeni bir unsur teşkil ettiğini ve belgenin okunamaz halde, eksik, kısmen hatalı olduğunu ve 2003 yılının Aralık ayında hazırlanan raporda belirtilen formla uygun olmadığını ileri sürmektedirler (Adalet Bakanının talebi üzerine Jean-Louis Terra tarafından düzenlenen tutuklu kişilerin intihar etmesinin önlenmesi hakkında görev raporu). Başvuranlar, dosyada yer alan objektif unsurların, A.S.de intihar riskinin var olduğunu gösterdiğini eklemektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, müdahalede bulunan çeşitli şahıslar tarafından tespit edilen rahatsızlıkları, ilgilinin psikiyatri bakımından yararlandığı tedavileri, 1998 yılının şubat ayında intihar girişiminde bulunduğunu, hayat arkadaşı ile yaşadığı duygusal ayrılığı, şartlı salıverilme kararının iptal edilmesini haklı gösteren ilgili cezaevi birimi tarafından tanzim edilen raporda yer alan bilgileri, tavsiye edilen tedaviyi uygulamayı reddetmesinin ardından hastaneye yatırılmasına yönelik kararı, toksikolojik bilirkişi raporunda benzodiazepinlerden başka ilaç maddesi bulunduğunun ortaya konulmadığını ve 6 Nisan 2004 tarihinde, görüşme odalarının kullanıma kapatıldığını hatırlamaktadırlar.
b) Hükümet
44. Hükümet, cezaevine konulduğunda başvuranların erkek kardeşinin, cezaevi biriminin müdürü ile görüştüğünü ve bu nitelikte herhangi bir risk ortaya konulmadan, intihar riski bulunan tutuklu kişilerin belirtilmesine imkan sağlayan formun bu vesileyle doldurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, somut olayda bu yöntemin kullanılmasına rağmen, bunun kullanılmasının hiçbir şekilde zorunlu olmadığını gözlemlemiştir. Hükümet, ulusal makamların ilgilinin daha önce intihar girişiminde bulunduğundan haberdar olmadıklarını ve cezaevi bünyesinde müdahalede bulunan psikiyatri uzmanlarından veya 2004 yılının şubat ayında A.S.yi kabul eden psikiyatri hastanesi tarafından herhangi bir özel bilgi almadıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, ilgilinin sergilediği davranışın kendisine karşı eylemde bulunacağının öngörülmesine imkan vermediğini eklemiştir.
45. Öte yandan Hükümet, olayla ilgili yapılan inceleme esnasında gerçekleşen ve hastaneye yatırılması ile ilgili dosyada ilgilide intihar riskinin bulunduğunu belirten unsurların mevcut olmadığına dair psikiyatrik bilirkişi rapor sonuçlarını hatırlatmaktadır. Hükümet, ailesinin, ilgilinin davranışının intihar etmeye meyilli olduğunu gösterecek nitelikte olmadığını değerlendirerek, yerel bir gazetede intihar savına itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Bunun yanı sıra Hükümet, A.S.nin, hastaneye yatırıldıktan sonra yapılan psikiyatrik görüşmelerde gelecekle ilgili planları olduğunu dile getirdiğini tespit etmektedir. Hükümet, cezaevi idaresinin intihar riski hakkında bir bilgisinin bulunamayacağı sonucuna varmaktadır. Son olarak Hükümet, başvuranların erkek kardeşinin uygun tedaviden yararlandığını ve tek kişilik hücreye yerleştirilmesinin, başkalarına karşı saldırgan davranışlar sergilemesi nedeniyle haklı görüldüğünü hatırlatmaktadır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Genel İlkeler
46. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin, Devlete kasıtlı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmayı ve aynı zamanda, kendi yargı yetkisi altında bulunan tabi kişilerin yaşam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III). Bu madde böylelikle, bazı belirli koşullarda, makamlara, bireyi başkalarına veya bazı özel koşullarda kendisine karşı korumak için pratik koruyucu tedbirler alma yönünde pozitif yükümlülük getirmektedir (Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 70, 16 Kasım 2000).
47. Bununla birlikte, bu yükümlülüğü, makamlara aşırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekir. Dolayısıyla, yaşama karşı iddia edilen her türlü tehdit, makamları somut tedbirler almayı zorunlu kılmamaktadır. Dolayısıyla, yaşama karşı iddia edilen her türlü tehdidin, makamlara, bu tehdidin meydana gelmesini önlemek için somut tedbirler almayı zorunlu kılmamaktadır. Böylelikle, cezaevindeki intihar riskine özgü durumlarda, yalnızca, yetkililerin bir bireyin yaşamına zarar vereceğine dair yakın ve gerçek bir riskin bulunduğunu anında bilmesi veya bilmesi gerektiği durumlarda, bu türden bir pozitif yükümlülük bulunmaktadır. Ardından bu yükümlülüğe riayet edilmemesinin tespit edilmesi için, yetkililerin, kendi yetkileri çerçevesinde, makul bir bakış açısıyla kuşkusuz bu riski engelleyecek tedbirleri almayı ihmal ettiklerinin ortaya konulması gerekir. Somut bir şekilde, başvuran tarafından, yetkililerin davanın koşullarında, yaşama yönelik bildikleri ya da bilmeleri gerektiği gerçek ve yakın tehlikenin meydana gelmesini engellemek için kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirmediklerinin kanıtlanması gerekmekte ve bu husus da yeterli gelecektir (yukarıda anılan Tanrıbilir, § 72, Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, § 93, AGHM 2001-III, Renolde/Fransa, No. 5608/05, § 83, AGHM 2008 (özetler) ve Ketreb/Fransa, No. 38447/09, § 71, 19 Temmuz 2012).
48. Son olarak, ruhsal bozuklukları bulunan kişilerin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerekir (yukarıda anılan Keenan, § 111 ve yukarıda anılan Renolde, § 84).
b) Söz Konusu İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
49. Somut olayda Mahkeme, başvuranların erkek kardeşinin intihar etme riski bulunduğunu ulusal makamlar tarafından saptanmamasından dolayı ilgili şahsın olağan rejim altında tutuklu kaldığını tespit etmektedir. Mahkeme tarafından, ulusal makamların elinde mevcut olan unsurları dikkate alması halinde, bu türden bir riskin gerçekliliği ve yakınlığını tespit edip etmemesi gerektiğinin araştırılması gerekir.
50. Mahkeme bu bağlamda, özgürlüğünden yoksun bırakılan ve dahası, ruhsal bozukluktan muzdarip bir kişi olarak A.S.nin iki yönden hassas olduğunun ortaya çıktığını tespit etmektedir (De Donder et De Clippel/ Belçika, No. 8595/06, § 75, 6 Aralık 2011). Mahkeme, cezaevine konulmasından önce hükümlünün ruhsal bakımından çok zayıf olduğunu tespit eden infaz hakiminin hükmettiği şartlı salıverilme kararı çerçevesinde bakım zorunluluğun getirilmesini haklı göstermeleri nedeniyle ulusal makamların söz konusu rahatsızlıklardan haberdar olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme özellikle, bu tespitin, A.S.nin psikopatik bir kişiliğe sahip olduğunun belirtildiği 11 Aralık 2003 tarihli psikiyatrik bilirkişi raporunun sonuçlarına dayandığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 7. paragraf).
51. Öte yandan Mahkeme, A.S.nin ruhsal bozukluklarının, ilgilinin psikotrop tedavisini reddetmesi nedeniyle haklı gösterilen hastaneye yatırılmasına yönelik tedbirin, 2004 yılının şubat ayında, cezaevine konulduktan on iki gün sonra, ulusal makamlar tarafından uygulanmasına yol açtığını gözlemlemektedir. Son olarak Mahkeme, olayla ilgili inceleme esnasında yapılan ekspertiz sonuçlarına göre, ilgiliye ait tıbbi dosyanın içeriğinin şizofreni teşhisinin konulmasına imkan verdiğini hatırlatmaktadır. Oysa, Mahkemenin daha önce vurguladığı gibi, şizofren kişilerde intihar riskinin var olduğu bilinmekte ve söz konusu kişilerde bu risk yüksek olmaktadır (yukarıda anılan Keenan, § 94; yukarıda anılan De Donder ve De Clippel, § 75).
52. Bununla birlikte Mahkeme, aynı bilirkişinin görüşü doğrultusunda, 2004 yılının şubat ayında ilgilinin hastaneye yatırılmasıyla ilgili sağlık dosyasında intihar riskini belirten herhangi bir unsurun bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, intihar girişimi ile ilgili olarak bir ibare başvuranların erkek kardeşinin ruhsal hastalık özgeçmişi arasında yer alsa da, bu ibarenin nispeten eski olduğunu (şubat 1998) ve bu hususun duygusal bir ayrılıktan sonra eklendiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bilirkişi, A.S.nin dosyasını bir bütün olarak ele alarak ve hastanın 2000 yılının Haziran ayında intihar etme düşüncesi olduğuna itiraz ettiğini hatırlatarak, bu tür bir riskten fiilen endişe duyduracak unsurların dosyada yer almadığını değerlendirmiştir (aksi yönde (a contrario) bir karar için bk., Shumkova/Rusya, No. 9296/06, § 93, 14 şubat 2012).
53. Öte yandan Mahkeme, aynı bilirkişi görüşünün doğrultusunda, ilgilinin tedaviye yeniden başladığını dikkate alarak, hastaneye yatırılmasına yönelik tedbirin kaldırılmasının uygun olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, raporda, ilgilinin cezaevine konulmasının hiçbir şekilde hastalığı bakımından sakıncalı bir durum teşkil etmediğinin belirtildiğini ve aksine, tıbbi ve sosyal yönden müdahalede bulunan kişilerin büyük bir kısmının, ilgilinin cezaevine konulmasının davranışları açısından olumlu etkileri olduğunu kaydettiklerinin vurgulandığını tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, bu değerlendirmenin, şartlı salıverilme kararının iptal edilmesine yönelik kararda infaz hakimi tarafından yapılan, cezaevi ortamının A.S.nin rahatsızlıklarını düzeltebilecek nitelikte olduğuna yönündeki tespiti güçlendirebileceğimi kaydetmektedir. Mahkeme, bu unsurun, cezaevine dönüşünün ardından ilgilinin durumunun stabilize olacağı yönünde bir ümidin beslenmesine imkan verebileceğini değerlendirmektedir.
54. Diğer taraftan, Mahkeme, tutuklunun ceza dosyasında, davranış bozuklukların ötesinde intihar riskinden endişe duyulacak unsurların bulunmadığını gözlemlemektedir. Cezaevi topluluğu içerisinde bu davranışların sık şekilde görülmesi nedeniyle bu davranışlar intihar sorunun bulunduğunu ifade etmemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların erkek kardeşinde, 11 Aralık 2003 tarihli ekspertiz esnasında ve sosyal hizmetler biriminin teknik danışmanı tarafından gözlemlenen bozuklukların, kendisi dışında başkalarına karşı saldırgan davranışlar sergilemesi ile uygun düştüğünü hatırlatmaktadır.
55. Bununla birlikte, A.S.de intihar riskinin ortaya konulup konulamayacağının teyit edilmesi için ulusal makamlar tarafından gösterilen çaba ile ilgili olarak, Mahkeme, 2004 yılının şubat ayında, ilgilinin cezaevine döndüğü süreçte, cezaevi birimi müdürü tarafından, intihar riskinin varlığının kesin şekilde ve bu riskin boyutunun tespit edilmesine yarayan intihar riski bulunan tutuklu kişilerin belirtilmesine imkan sağlayan formun doldurulduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, ilgilinin birçok soruya verdiği cevaplara dayanılarak, bu formun hastalık özgeçmişinin ve bir tutuklunun durumunun eksiksiz ve kesin şekilde tespit edilmesine yönelik bir dizi başlıktan oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Oysa Mahkeme, somut olayda, bu yöntem ile sağlanan sonuçta, yalnızca asabi olma durumu ve odaklanma yetersizliği yönündeki tespitin ötesinde A.S.de bu türden bir intihar riskinin bulunduğunun belirtilmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, bağımlılık eğiliminin bulunmaması ile ilgili olan olası hataların veya daha önceki intihar girişiminin, tutuklunun bir dizi sorulara verdiği cevaplara dayalı olan bu yöntemin uygunluğunu söz konusu etmediğini değerlendirmiştir.
56. Öte yandan Mahkeme, başvuranların erkek kardeşinin cezaevine konulmasının ardından, intihar etme riskinin mevcut olmaması hakkında yapılan değerlendirmenin yeniden gözden geçirilmesine yol açan bir olayda bulunmadığını tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, ilgilinin tedaviyi reddetmesi nedeniyle hastaneye yatırılması durumunda bile, bu tedbirin, ilgilinin ilaçlarını tekrar almaya başladığı ve Doktor A.P.nin söz konusu hastanın özel sorunlarından haberdar olduğu dikkate alınarak, iki gün sonra kaldırıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme, aynı psikiyatri uzmanı tarafından ilgilinin cezaevine dönmesine müteakip bir zamanda tespit edilen unsurların, A.S.nin gelecekle ilgili planlar yapması ve tedaviyi kabul etmesi nedeniyle rahatlatıcı etki yarattığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, dosyada ölümcül hareket esnasında tutuklunun ilaçlarını almayı bıraktığını ortaya koyacak nitelikte hiçbir unsurun bulunmaması nedeniyle ilaçlarının ilgiliye günlük olarak verildiğini ve kendisinin herhangi bir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 27. paragraf). Aksine, ilgilinin her gün ilaçlarını sabırsızlıkla beklediği tespit edilmiştir.
57. Son olarak Mahkeme, 6 Nisan tarihinde aile görüşme odasının kullanıma kapatılması ve aynı zamanda, tutuklu ve hayat arkadaşının ayrılması durumlarının, intihar riskinin mevcut olup olmadığı ile ilgili olarak ulusal makamların yaptığı değerlendirmeyi değiştirecek nitelikte olmadığını değerlendirmektedir. Böylelikle, Mahkeme, 6 Nisan tarihinde gerçekleşecek olan görüşmelerin iptal edilmesinin, cezaevinin genelinde uygulanabilir olan yeni bir genel düzenleme tedbirine uygun düştüğünü gözlemlemiştir. Bu husus, 2 Mart 2004 tarihi itibarıyla, ailelerin dikkatine sunulmuştur. Görüşmelerin iptal edilmesinin tek etkisi, tutuklunun yakınlarıyla görüşmesini yasaklamak değil görüşmelerin daha sonraki bir tarihe alınmasıdır. Mahkeme özellikle, bir pedagog tarafından A.S.nin oğlu ile görüşmesinin yakın zamanda sağlanacağının hayat arkadaşı tarafından dile getirilmesinin bu bağlamda yeterli şekilde kesin olmaması nedeniyle ulusal makamların A.S. ve oğlunun annesi arasında yaşanan ayrılıktan bilgi edindiklerinin ortaya konulmadığını da tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu unsur bakımından söz konusu riskin yeniden değerlendirilmesinin ulusal makamlar tarafından beklenemeyeceği kanısına varmaktadır.
58. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, ulusal mahkemelerin daha önce olduğu gibi, yine başvuranların erkek kardeşinin intihara meyilli olduğunu gösterebilecek bir davranış sergilemediğini tespit edebilecekleri kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, ulusal makamların, A.S.nin eyleme geçiş sırasında intihar edeceğine dair gerçek ve yakın bir risk bulunduğunu bilmeleri gerektiği ileri sürülemeyecektir. Dolayısıyla, ulusal makamların, somut olayda fiilen gerçekleştirilen tıbbi desteğin ötesinde özel tedbirler alması gerekmezdi.
59. Dolayısıyla, Sözleşmenin 2. maddesi esas yönden ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 8 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy