(AİHS m. 5, 6, 50)
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar
Başvurucu, diğer iki ortağı ile birlikte taşınmaz mallar ile ilgili muamelelerde bulunan, taşınmaz alımı için kredi temin eden, taşınmazlarla ilgili uyuşmazlıkları çözen bir şirketin sahibidir.
Başvurucu Tefecilik Yasasındaki suçları işlediği gerekçesiyle gözaltına alınmış, kaçma tehlikesi ve delilleri karartma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle ertesi gün tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında hazırlık soruşturması başlatılmış, bir ay 18 gün tutuklu kaldıktan sonra Ceza Usul Kanununun 191. maddesine göre sadece yemin verdikten sonra geçici olarak salıverilmiştir. Başvurucu salıverildikten sonra işlerine devam etmiş, bu arada meslek değiştirerek pilotluk yapmaya başlamış, ülke içine ve ülke dışına uçuşlar yapmıştır.
İki ay kadar sonra başvurucu hakkında sahtekarlık yapma, bazı fonları zimmete geçirme ve vurgunculuk yapma suçlarından ikinci bir soruşturma başlatılmış, ancak başvurucunun soruşturma yerinin değiştirilmesi konusundaki talebi doğrultusunda yer değişikliği yapılmıştır. Başvurucu, bu ikinci soruşturmanın başlamasından yaklaşık iki yıl sonra soruşturmanın içeriğinden haberdar edilmiştir. Başvurucu bu arada yurt dışına çıkışlar yapmış ve geri dönmüştür. Soruşturma yargıcı kendisini ifade vermek üzere çağırmış, ancak yurtdışında olan başvurucu babasına telefon ederek avukatına haber vermesini ve ifade gününü üç gün ertelemesini istemiştir. Soruşturma yargıcı ertelemeyi kabul etmiştir. Başvurucu yurtdışından döner dönmez soruşturma yargıcına gitmiş ve ancak yargıç ifade almak için zamanı olmadığı gerekçesiyle ifade alma işlemini bir ay sonraya ertelemiştir.
Savcı aynı gün başvurucu hakkındaki hazırlık soruşturmasının genişletilmesi gereğini, başvurucu salıverilirken verdiği yemine aykırı olarak izinsiz bir biçimde yurtdışına çıktığı için kaçma tehlikesi bulunduğunu ve bu arada başka suçlar işlediğini ve suçta tekerrür tehlikesi bulunduğunu belirterek, soruşturma yargıcının başvurucu hakkında tutuklama kararı vermesini istemiştir. Soruşturma yargıcı talebe uyarak tutuklama kararı vermiştir. Başvurucu gözaltına alınmasının ertesi günü müzekkerede yazılı sebeplerle tutuklanmıştır.
Başvurucu bir kaç gün sonra tutuklamaya itiraz ederek salıverilme talebinde bulunmuştur. Başvurucu Viyana'da ikamet edip, işyerinin Linz'de olduğunu, sık sık yolculuk yapması gerektiğini, her defasında yargıçtan izin almasının gerekip gerekmediğini soruşturma yargıcına sorduğunu, yargıcın sadece bulunduğu yerin adresini işyerine veya ailesine bırakmasının yeterli olduğunu söylediğini, pilotluk yapmak istediğini yargıca söylediğini ve yargıcın buna itiraz etmediğini, kendisinin yurtdışına kaçabileceğinden yargıcın kuşkulanmadığını, ifade gününün sadece bir kaç kez ertelendiğini ve yurtdışından döner dönmez ifade vermek için geldiğini; ayrıca işyerini noter aracılığıyla devrettiği için suçta tekerrür tehlikesi bulunmadığını belirtmiştir. Bu talebe karşılık savcıdan alınan mütalaada savcı başvurucunun tutukluluğa itirazının reddedilmesini istenmiştir. Salıverilme talebini inceleyen mahkeme heyeti, yurtdışına çıkabilmesi için başvurucuya genel bir izin verilmediğini, başvurucunun yurtdışından her defasında dönmüş olmasının konuyla ilgisi bulunmadığını, Ceza Usul Kanununun 191. maddesindeki yemin ile ilgili hükmün ihlal edilmesi halinde kişinin tutuklanması gerektiğini belirterek, tutuklamaya itirazı bir ay yirmi gün sonra reddetmiştir. Başvurucu bu karara karşı Üst Mahkemede itirazda bulunmuş, ancak Üst Mahkeme de itirazı reddetmiştir.
Başvurucunun yaklaşık üç buçuk ay sonra yaptığı ikinci salıverilme talebi de benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucunun üçüncü salıverilme talebi kefalet bedelinin yatırılmasından ve Ceza Usul Kanununun 191. maddesine göre yemin alınmasından sonra kabul edilmiştir. Böylece başvurucunun ikinci tutukluluğu iki yıl bir gün sürmüş, toplam tutukluluk dönemi iki yıl yedi haftayı bulmuştur.
İlk soruşturma, soruşturmanın başlamasından yaklaşık beş buçuk yıl sonra, başvurucunun salıverilmesinden yaklaşık üç yıl sonra bitmiş, 20 bin sayfalık dosya savcılığa gönderilmiş, soruşturma 80 muameleyi kapsamış, daha sonra bu sayı 45'e inmiştir. Değişik yerlerde işlenen suçlar hakkında değişik yerlerde soruşturma yapılmış, 179 tanık dinlenmiştir. Bir yıl kadar sonra tamamlanan 140 sayfalık iddianamede başvurucunun birinci sırada yer aldığı üç sanık gösterilmiştir. Sekiz ay sonra başlayan duruşmalar bir yıldan fazla sürmüştür. Başvurucu 19 olayda suçlu görülerek toplam dört yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkum edilmiştir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu ikinci kez tutuklanmasından bir yıl sonra, salıverilmesinden bir yıl kadar önce İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak kişi özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon Sözleşme'nin 5(3). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
Hükümet, Mahkeme'nin daha önceki kararlarında olduğu gibi, tutukluluğu değerlendirirken başvurucunun salıverilme taleplerinde gösterdiği maddi olayları ve bu taleplere karşı verilen kararlarda gösterilen gerekçeleri inceleyerek karar verme yönteminin, tutuklama konusunda ulusal makamlar tarafından verilen son kararın denetlenmesi anlamına geldiğini belirterek böyle bir yöntemin Sözleşme'ye aykırı olduğu itirazında bulunmuştur.
Mahkeme ise, ulusal mahkemeler tarafından belirlenen etmenlere ve başvurucuların salıverilme taleplerinde gösterdikleri maddi olaylara dayanarak karar verememesi halinde, Sözleşme'nin 5(3). fıkrasına göre yapacağı incelemenin bir anlamı kalmayacağı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir.
Hükümet ayrıca 'tutuklama sebepleri' ile 'tutukluluğun uzunluğu' konusunda Mahkeme tarafından bir ayrım yapılarak, birincisinin Sözleşme'nin 5(1)(c) bendine göre, ikincisinin de 5(3). fıkrasına göre incelenmesini istemiştir.
Mahkeme'ye göre bu ayrım kabul edilemez. Sözleşme'nin 5(1)(c) bendinde gözaltına almak için aranan 'suç işlediğinden makul kuşku' duyma şartı, bir kimsenin tutukluluğunun geçerliliği için olmazsa olmaz koşuludur. Gözaltına almanın dayanağı olan kuşkunun ortadan kalkması halinde tutukluluğun 5(1). fıkrasını mı yoksa üçüncü fıkrasını mı ihlal ettiğini incelemek gereksizdir. Ancak 5(3). fıkrasına göre, tutukluluğu devam ettirmek için makul kuşkunun sürmesi, belirli bir süre geçtikten sonra yeterli değildir. Buradaki makul süre gün, hafta veya ay cinsinden belirli bir süreye dönüştürülmeye elverişli değildir. Bu durum, yargısal makamları kişi özgürlüğüne saygı ve masumluk karinesinden ayrılmaya sevk eden sebeplerin dikkate alınmasını ve bu sebeplerin makullüğünün incelenmesini gerektirir. Öte yandan 5(3). fıkrasındaki 'makul süre' ile 6(1). fıkrasındaki 'makul süre' birbirine karışmaz. Sözleşme'nin 6. maddesindeki makul süre her türlü davaya uygulanır; bu hükmün amacı davanın taraflarının usulden kaynaklanan gecikmelere karşı korumaktır; özellikle cezai konularda bir suç isnadı ile karşılaşan bir kimsenin akıbeti hakkında uzun süre belirsiz bir durum içinde kalmasını önler. Sözleşme'nin 5(3). fıkrasındaki makul süre ise, tutuklu bulunan kimselerle ilgilidir. Bu hüküm, tutuklu kimselerle ilgili olayların kovuşturulmasında özel bir özen gösterilmesini ima etmektedir. Hazırlık soruşturmasının süresinin şikayet konusu olmadığı hallerde bile tutukluluk dönemi makul süreyi aşmamalıdır. Bu nedenle gözaltına alma hangi sebebe dayanırsa dayansın ve soruşturma süresi ne kadar uzun sürerse sürsün, 5(3). fıkrası kendi sonuçlarını doğuran bağımsız bir hükümdür. Bir Devletin az sayıda soruşturma görevlisinin bulunması veya yargıçların iş yükünün soruşturma sisteminin süratle işlemesine engel olması gibi sebepler, tutukluluk süresinin makullüğünün değerlendirilmesinde önemli olamaz.
Hükümet, tutuklamanın başlangıcından salıverilme tarihine kadar başvurucunun tutuklu kaldığı dönemin değil, başvurunun yapıldığı tarihe kadar geçen tutukluluk döneminin dikkate alınmasını istemiştir.
Mahkeme, ilk başvurunun yapılmasından sonra başvurunun konusuyla ilgili olayları da ele alabilir. Mahkeme Lawless davasında gözaltı süresinin, Neumeister davasında da tutukluluk süresinin tamamını, yani başvuru yapıldıktan sonraki dönemleri de dikkate almıştır. Ulusal ve uluslararası tatbikata göre bir mahkeme, yargılama sırasında meydana gelen ve başlangıçtaki şikayetin devamı niteliğindeki olayları incelemekle yetkilidir. Tutukluluk hallerinde de durum böyledir. Salıverilme talebini inceleyen mahkemeler, inceleme zamanında varolan durumun ışığında karar verirler. Uluslararası yargısal makamlar, bir Devletin hukuka aykırı tasarrufundan doğan tazminatı, başvurucunun uluslararası yargı yerine başvurmasından sonra uğradığı zararları da kapsayacak şekilde karar vermektedirler. Bu nedenle başvurucunun bütün tutukluluk dönemi incelenmelidir.
Hükümet, başvurucunun Strasbourg'a başvuru yaptıktan sonraki dönem için iç hukuk yollarını tüketmediği itirazında bulunmuştur.
Mahkeme'ye göre, Hükümet bu konudaki itirazını kabuledilebilirlik aşamasında ve esasın incelenmesi sırasında yapmamıştır. Ancak Komisyon, Mahkeme önündeki yargılama sırasında Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itiraz hakkının düştüğünü ileri sürmemiştir. Ayrıca, Hükümetin bu itirazını önemli görüp incelemesinde yarar gören Mahkeme, itiraz hakkının düşmediğini kabul etmiş ve incelemeye devam etmiştir. Mahkeme'ye göre, başvurucu kabuledilebilirlik kararından önce iç hukuk yollarını bir kez tüketmiş ise, tutukluluğun devamının makullüğünün uluslararası düzeyde incelenmesini sağlamak için daha önce ulusal mahkemelere başka başvurucular yapmış olmasının gerekip gerekmediği sorunu, her olayın özel şartları içinde değerlendirilir.
Hükümet, başvurucunun tutukluluğu konusunda ulusal yargı yerlerinin gösterdikleri 'suçta tekerrür tehlikesi' ve 'kaçma tehlikesi' gerekçelerinin yerinde olduğunu ve Sözleşme'nin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.
Mahkeme'ye göre, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin tutuklanmasına veya tutukluluğun devamına karar verilirken suçta tekerrür tehlikesi Avusturya hukukunda haklı bir sebep olup, başvuru hakkındaki kararlarda bu sebep yer almaktadır. Ancak başvurucunun ilk tutukluluktan salıverildikten sonra benzer suçları işlediği yolunda ihbarlar bulunmasına rağmen savcılık bunlardan sadece iki tanesini kovuşturmaya almıştır; suçta tekerrür tehlikesiyle tutukluluğun devamına karar verilirken başvurucunun alıştığı yaşam tarzını devam ettirebilmek için yeterli mali imkana sahip olmadığı ve yeniden suç işleyebileceği belirtildiği halde başvurucu pilot olabilmek için faizcilik işini bıraktığından suçta tekerrür tehlikesi de kalmamıştır. Bu nedenlerle olayda suçta tekerrür tehlikesi bulunduğu söylenmez. Öte yandan başlangıçta başvurucunun ağır ceza alabilecek durumda olması, pilotluk lisansı bulunması ve babasının uçaklara sahip olması kaçma tehlikesinin varlığına delil olarak gösterilmiştir. Ne var ki Mahkeme'ye göre sanığın kaçma tehlikesi, sanığın sadece sınırı geçmesinin mümkün ve kolay olmasıyla açıklanamaz; tutuklunun kalmaktansa kaçması halinde doğacak sonuçların kendisine daha az kötü gelebileceğini düşünmek için sebepler bulunmalıdır; özellikle ağır bir ceza alma riski, sanığın tutukluluğa gösterdiği uyumsuzluk, ülke içinde kurulmuş bağlantılar bulunmaması gibi bir dizi koşul varolmalıdır. Olayda başvurucu ilk salıverilmesinden sonra bir çok kez yurtdışına çıkmış ve sonra geri dönmüştür. Başvurucunun davranışı kaçma tehlikesi bulunduğunu göstermemektedir. Başvurucunun kefalet vermeyi de önerdiği ikinci salıverilme talebi kabul edilmesi gerekirken reddedilmiştir. Bu nedenlerle Mahkeme olayda, tutuklunun makul sürede salıverilme hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Tazminat talebinde bulunulmadığı için bu konuda bir karar verilmemiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Oybirliğiyle, bu davada Sözleşme'nin 5(3). fıkrasının ihlaline;
2. Durumun gerektirmesi halinde başvurucunun adil karşılık için başvurma hakkının saklı tutulmasına
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy