(AİHS m. 5, 6)
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar
Uluslararası bir taşımacılık firmasının sahibi olan başvurucu ile diğer beş kişi hakkında, 6 yıl boyunca usule aykırı olarak vergi iadesi alarak vergi sahtekarlığı suçu işledikleri gerekçesiyle hazırlık soruşturması açılması istenmiştir. Başvurucu bir kaç ay sonra, soruşturma yargıcı tarafından sorgulanmış ve bir ay kadar sonra da yargıç, başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu iki buçuk ay tutuklu kaldıktan sonra geçici olarak salıverilmiştir.
Soruşturma yargıcı başvurucuyu bir yıl sonra, vergi müfettişlerinin önünde yeniden sorgulamıştır. Başvurucu bu sorgu sırasında aleyhindeki bir çok tanık ifadesini ve bir suç ortağının ifadesini reddetmiştir. Sorgu tutanağı 50 sayfayı bulmuştur. Yargıç başvurucunun kaçma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu 26 ay daha tutuklu kaldıktan sonra kefaletle salıverilmiştir.
Başvurucu ikinci tutukluluk dönemi sırasında beş kez salıverilme talebinde (tutukluluğa itirazda) bulunmuştur. Başvurucu bu taleplerin reddine ilişkin kararlara karşı Üst Mahkemelere başvurmuş, bu mahkemeler de itirazlarını reddetmişlerdir. Başvurucu şirketinin, evinin ve ailesinin bu kentte olduğunu, kaçma tehlikesi bulunduğuna inanmak için hiç bir sebep olmadığını, istemiş olsaydı daha önce salıverildikten sonra kaçabileceğini belirtmiştir. Başvurucu Ceza Usul Kanununun 175(1) ve (2). fıkralarının 'kaçma ihtimali' bulunmasını değil, 'kaçma tehlikesi' bulunmasını aradığını, kendisinin kaçma tehlikesi olmadığını ısrarla vurgulamıştır. Başvurucu ikinci salıverilme talebiyle birlikte kefalet vermeyi de önermiştir. Ancak ulusal mahkemeler, başvurucunun mahkum olması halinde alabileceği cezanın (5 -10 yıl hapis) yüksekliğini, önerilen kefalet miktarının yetersizliğini vurgulamışlardır.
Başvurucunun tutukluluğu ile ilgili kararların çoğu, Ceza Usul Kanununun 113(2) ve 114(2). fıkralarına göre, aleni olmayan ve savcının bulunduğu ancak başvurucunun veya avukatının bulunmadığı bir yargılama sonunda verilmiştir.
Başvurucu hakkında soruşturma açılmasına ve ilk kez tutuklanmasına karar verildiği tarihten iki yıl sekiz buçuk ay sonra ilk soruşturma tamamlanmıştır. Soruşturma dosyası her biri 500 sayfadan oluşan 21 cilt ve pek çok sayıda belgeden meydana gelmekte ve 22 sanığı kapsamaktadır. Toplam 219 sayfadan oluşan iddianame üç buçuk ay içinde yazılıp başvurucuya tebliğ edilmiştir. Tebliğ tarihinden yaklaşık 6 buçuk ay sonra ilk duruşma yapılmış, 102 gün süren duruşmaya, soruşturmayla ilgili bazı taleplerin karşılanması için ara verilmiştir. Ek soruşturma iki yıl sürmüş ve duruşmaya yeniden başlanmıştır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'na başvurarak, tutuklunun makul sürede salıverilme hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvuru süresi içinde Mahkeme önüne getirilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin bu davayla ilgili kararını verdiği 27.06.1968 tarihinde, başvurucu hakkında ulusal mahkeme henüz bir karar vermemiştir. Strasbourg Mahkemesi'nin kararından sonra başvurucu ulusal mahkeme tarafından ağır dolandırıcılık suçundan beş yıl hapse mahkum edilmiş, tutukluluk süresi hapis cezasından düşülmüştür.
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
Komisyon başvurucunun tutuklunun makul sürede salıverilme hakkının ihlal edildiği görüşünü bildirmiş; Hükümet ise ihlal bulunmadığını savunmuştur.
Mahkeme önce Sözleşme'nin 5(3). fıkrasının ikinci hükmünü yorumlamıştır. Mahkeme'ye göre bu hükümdeki aksine ifade tarzına rağmen, yargılaması süren sanığın salıverilmesi ile yargılamanın makul bir sürede bitirilmesi arasında Devletin bir tercih yapması mümkün değildir; tutuklulukta geçirilen sürenin makullüğü değerlendirilirken sanığın mahkum oluncaya kadar masum sayılması ilkesi dikkate alınır; üçüncü fıkradaki hükmün amacı, bir kimsenin tutukluluğunun makullüğü ortadan kalktığı zaman kedisinin salıverilmesidir; ulusal makamlar tutukluluğun makul sınırları aşıp aşmadığına karar verirken, tutukluluk için kamu yararının gerçekten bulunup bulunmadığı konusunda lehte ve aleyhte bütün şartları dikkate almak zorundadırlar. Mahkeme tutukluluğun Sözleşme'yi ihlal edip etmediğine karar verirken, salıverilme talepleri üzerine yargısal makamların verdikleri kararlardaki gerekçelere ve tutukluluğa karşı yapılan itirazda gösterilen maddi olaylara dayanır.
Mahkeme'ye göre başvurucu iki ay kadar süren birinci tutukluluk dönemi için değil ama iki yıl dört ay kadar süren ikinci tutukluluk dönemi için Strasbourg organlarına başvurduğu için bu ikinci dönemin makullüğü incelenmiş, ama birinci dönem cezadan düşüldüğü için dikkate alınmıştır. Hükümet sadece başvurucunun tutuklu bulunduğu sırada Strasbourg'a başvuru tarihine kadar olan dönemin incelenmesini istemiştir. Mahkeme'ye göre başvurucu ferdi bir tasarrufa karşı değil ama içinde bulunduğu tutukluluk durumuna karşı Strasbourg'a başvurmuş olup, salıverileceği tarihe kadar geçecek tutukluluk süresi aleyhine şikayette bulunmuştur; her bir tutukluluğa itirazın reddi kararına karşı ayrı ayrı Strasbourg'a başvurmasını istemek aşırı şekilcilik olur.
Mahkeme, başvurucunun tutukluluğunun devamı için gerekçe olarak gösterilen kaçma tehlikesinin olayda bulunup bulunmadığını incelemiştir. Mahkeme'ye göre kaçma tehlikesi sadece, sanığın mahkumiyet halinde alabileceği cezanın ağırlığına dayanmaz; sanığın karakteri, ahlaki durumu, evi, mesleği, aile bağları, kovuşturulduğu ülke ile bağlantıları gibi, bu tehlikenin varlığını teyid eden veya salıverilmesini gerektiren diğer faktörlere dayanır. Tutukluluk uzadıkça kaçma tehlikesi azalır.
Mahkeme'ye göre başvurucu, kendisini kaçma düşüncesinden alıkoyacak sebepleri göstermiştir; duruşmada dinlenen soruşturma yargıcının başvurucunun kaçacağına kişisel olarak inanmadığını söylemesi önemlidir; bu koşullarda başvurucunun kaçma tehlikesi, kefaletle salıverilme talebinin reddedilmesini gerektirecek kadar büyük değildir. Mahkeme'ye göre, önerilen kefalet miktarı, sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak için konulmuştur; duruşmaya gelmemesi halinde ödediği kefaleti kaybedeceğinden, bu miktarın sanığı kaçmaktan caydıracak kadar olup olmadığını değerlendirmek için sanığın durumuna, malvarlığına ve bunu sağlayacak kişilerle olan ilişkisine bakılmalıdır. Olayda başvurucunun önerdiği kefalet miktarı kendisinin duruşmaya gelmesini sağlayacak miktarda iken yargısal makamların bunu reddetmeleri yerinde değildir. Bu nedenlerle Mahkeme olayda, tutuklunun makul sürede salıverilme hakkı nın ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu tutukluluk ile ilgili kararların yazılı salıverilme talepleri üzerine kendisinin ve avukatının yokluğunda ve savcının görüşü alındıktan sonra verilmesinin silahlarda eşitlik ilkesine aykırı düştüğünü ileri sürmüştür.
Mahkeme'ye göre silahlarda eşitlik ilkesi Sözleşme'nin 6. maddesindeki 'adil muhakeme' (fair hearing) şartının içinde yer almakta olup, bu ilke 5. madde bakımından yapılan salıverilme taleplerine uygulanmaz. Gerçi 5. maddenin dördüncü fıkrası hukukilik denetimi yapacak olan makamın 'mahkeme' olmasını aramaktadır; ancak dördüncü fıkradaki 'mahkeme' kavramı, denetimi yapacak olan makamın bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri niteliğine sahip olmasını aramakta olup, tutukluluğun muhakeme usulü ile bir ilgisi yoktur. Tutukluluk muhakemesi sırasında bütünüyle yazılı veya tarafların dinlendiği bir usul gecikmeye sebebiyet verebilir. Bu nedenle Mahkeme olayda başvurucunun, tutulmanın hukukilik denetimi için başvuruma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu ilk yaptığı başvuru sırasında Sözleşme'nin 6. maddesini açıkça belirttiğinden, olayda makul sürede yargılanma hakkına aykırılık bulunup bulunmadığı da incelenecektir.
Mahkeme'ye göre bir ceza davasında makullüğü incelenecek olan yargılama süresinin başlangıcı, kişiye ilk kez suç isnad edildiği tarihtir. Bu dönemin bitişi, isnadın kesin olarak karara bağlandığı tarihtir. Eğer isnad, temyizden sonra kesinleşmiş ise, makul süre, temyiz dönemini de kapsar. İç hukukta başvurucu aleyhine olan dava henüz sonuçlanmamıştır. Mahkeme kendi karar tarihine kadar, yani yedi yıllık bir yargılama süresini dikkate almıştır. Mahkeme bu olayda yargılama süresinin makullüğünü değerlendirirken, (a) olayın aşırı ölçüde karmaşık olup olmadığına, (b) alternatif tedbirlerin soruşturmayı hızlandıracak olup olmamasına, (c) yargısal makamlar ve hukuki temsilciler tarafından tam ve dikkatli inceleme yapılıp yapılmadığına bakmıştır.
Mahkeme'ye göre bu olayda geçen yedi yıllık süre makul görülemeyecek kadar uzun bir süredir. İlk soruşturma döneminde on beş aylık bir süre boyunca soruşturma yargıcı, başvurucuyu sorgulama veya yüzleştirme gibi bir soruşturma işlemi yapmamıştır; ilk soruşturmanın sona ermesinden son soruşturmanın açılmasına kadar bir yıl gibi bir süre geçmiştir; duruşmaların başlamasından aylar sonra ikinci soruşturma için duruşmalara ara verilmiştir. Mahkeme'ye göre bunlara rağmen, yurtdışına yazılan yazıların cevaplarının gelmesi için beklenmesi, başvurucunun dosyasının diğer suç ortaklarının dosyasından ayrılmasının adalet dağıtımı için gerekli olduğunu gösteren bir sebep bulunmaması, çok sayıda belgenin okunması gerekmiştir. Bu nedenlerle Mahkeme, bu olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 5(3). fıkrasının ihlaline;
2. İkiye karşı beş oyla, başvurucu aleyhine açılmış olan davanın süresi bakımından Sözleşme'nin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
3. Oybirliğiyle, başvurucu tarafından geçici salıverilme talebinin incelenmesi usulü bakımından Sözleşme'nin 5(4). fıkrasının veya 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
4. Buna göre Avusturya Cumhuriyetinin ileri sürülen üç noktadan sadece biri bakımından Sözleşme'ye göre üstlendiği yükümlülüğünü ihlal ettiğine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy