(AİHS m. 5, 6)
Başvuru no: 2178/64
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar
Çeşitli olaylar ve hastalıklar sonucu bir ayağı kalçasından kesilen, bir kulağı sağır olan ve kalp rahatsızlığı bulunan başvurucu ticaret doktoru unvanı aldıktan sonra Viyana bölgesi Mali Müdürlüğünde çalışmış, görevi sırasında hesaplarını denetlediği bir firmaya, görevinden ayrıldıktan sonra danışman ve yönetici olmuştur. Başvurucu bu dönemde gelirine oranla lüks bir yaşam sürmüştür.
Viyana mali polisi, firma sahiplerinden iki kişinin basit iflas ve hileli dolandırıcılık suçlarını işlediklerinden ve başvurucunun da bu suçların işlenmesine yardım ettiğinden kuşkulanmıştır. Avusturya hukukuna göre bu suçların cezasının ağırlığı, mali kaybın miktarına göre artmakta ve beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilebilmektedir. Polis mahkemeden başvurucu ve diğerleri hakkında gözaltı müzekkeresi vermesini istemiş, zanlıların ağır ceza alabilme ihtimali nedeniyle tutuklanmamaları halinde kaçabilecekleri, diğer firma sahiplerinin Angola'da çiftlikleri bulunduğu için kaçma tehlikesinin arttığı, ayrıca zanlıların ve tanıkların ifadeleri henüz alınmadığı için delilleri karartma tehlikesi bulunduğu belirtilmiştir. Aynı tarihte savcı, soruşturma yargıcından hazırlık soruşturması açılması talebinde bulunmuştur.
Soruşturma yargıcı, başvurucunun kaçma tehlikesini ve delilleri karartma tehlikesini ve suçta tekerrür tehlikesini gerekçe göstererek, aynı tarihte gözaltına alma müzekkeresi vermiştir. Buna dayanan mali polis başvurucuyu sorgulamış, ertesi gün başvurucu, önüne çıkarıldığı yargıç tarafından Ceza Usul Kanununun 176(1). fıkrası gereğince tutuklanmıştır.
Başvurucu altı buçuk ay kadar sonra salıverilme talebinde bulunmuştur. Başvurucu bu talebinde, danışmanı olduğu firmanın başka bir firma tarafından şikayet edildiğini gazete okuduğu halde kaçmayı düşünmediğini, hakkında gözaltı müzekkeresi verildiği gün kendi iradesiyle polise gitmediğini çünkü eşine haber vermeyi düşündüğünü ve avukatını beklediğini, tutuklanmasından sonra polise ve yargıca her türlü bilgiyi verdiğini, yüzde 80 oranında malul olduğunu, ailesinin Viyana'da yaşadığını, üç çocuğuna bakacak kimse olmadığını, mali güçlük nedeniyle çocuklarını özel okuldan almak durumunda kaldığını, yurtdışında malvarlığı veya parası olmadığını, borç içine düştüğünü, daha önce suç işlemediğini ve sabıka kaydının bulunmadığını, kaçacak olması halinde itibarını, evini ve özel yaşamını kaybedeceğini belirterek kaçma tehlikesi olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca polisin ve mahkemenin soruşturma için gerekli tüm belgelere el koyduğunu, soruşturma ile ilgili kişilerin sorgulandığını belirterek delilleri karartma tehlikesi de olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, firmaya geçici olarak başka bir idareci atandığı için, suçta tekerrür tehlikesi bulunmadığını belirtmiştir.
Başvurucunun salıverilme talebi yirmi gün sonra karara bağlanmış, yargıç başvurucunun kaçma tehlikesinin ve suçta tekerrür tehlikesinin ortadan kalkmadığını belirtmiştir. Bu red kararına karşı başvurucu itiraz etmiş, ancak mahkeme bu itirazı reddetmiştir. Bu mahkemeye göre başvurucunun başkalarının güvenini suiistimal ettiği göz önünde tutulacak olursa, kendisi ağır bir ceza alma riski ile karşı karşıyadır; gözaltına alma koşulları kendisinin kaçmak istediğini göstermekte olup, tam bir kovalamadan sonra yakalanmıştır; başvurucunun yurtdışı ile bağlantısı vardır; daha önce Angola'daki eve gitmiş ve sık sık yurt dışına çıkmıştır; borçlarına rağmen mali durumu iyi görünmektedir; suçta tekerrür tehlikesi de vardır, çünkü kusurlu davranışlarına çok önceden başlamış ve yoğun bir biçimde devam etmiş, yol açtığı kayıplara aldırmamıştır; serbest kalacak olursa bu faaliyetlerine devam edebilecektir. Bu karara karşı itiraz da sonuç vermemiş ve başvurucunun tutukluluğu sürmüştür.
Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurduktan yedi ay on gün sonra bir kez daha salıverilme talebiyle ulusal mahkemeye başvurmuş, Sözleşme'nin 5(3). fıkrasını ve 6(2). fıkrasını ileri sürmüştür. Bu mahkeme de başvurucunun pasaportu ile birlikte yakalandığını ve kaçma tehlikesi bulunduğunu belirterek salıverilme talebini reddetmiştir. Bu red kararına karşı itiraz da sonuç vermemiştir.
Başvurucu üçüncü kez salıverilme talebinde bulunmuş bu kez kefalet önermiştir. Başvurucu kaçma tehlikesi bulunmadığını anlatırken, diğer sanıkların salıverilmiş olmasının kendisinin transfer edilen parayla ilgisi olmadığını gösterdiğini, şirketler üzerinde etkisi kalmadığından suçta tekerrür tehlikesinin de ortadan kalktığını, sağlık sorunları bulunduğunu belirtmiştir. Edinilen 7 sayfalık sağlık raporunda başvurucunun ciddi sağlık sorunları olduğu ve tutuklu kalmasının sakıncalı olduğu söylenmiştir. Ulusal mahkeme başvurucuya yemin verdirerek salıverilmesine karar vermiştir. Böylece başvurucunun tutukluluğu kesintisiz olarak 25 ay 23 gün sürmüştür.
İlk soruşturma, başvurucunun salıverilmesinden iki ay kadar önce sonuçlanmıştır. Soruşturma dosyası yaklaşık 17 bin sayfayı bulmuştur. Soruşturma yargıcı çok karmaşık olayları incelemiştir. Soruşturma başlangıçta 19 kişi hakkında bir çok isnadı kapsamıştır. Söz konusu firmanın gelişim çizgisi izlenmiştir. Bilirkişilerden 500 sayfayı aşkın rapor alınmıştır. Başvurucu kırk kez sorgu yargıcının karşısına çıkmış, 11 kez polis tarafından ifadesi alınmıştır. Başvurucu hakkındaki iddianamenin hazırlanması 10 ay sürmüştür. Toplam 365 sayfalık iddianamede yedi kişi suçlanmıştır. Yirmi üç gün süren duruşmalar sonunda başvurucu yedi yıl hapis cezasına mahkum olmuş, tutuklulukta geçen süre hapis cezasından düşülmüştür. Yüksek Mahkeme temyiz talebini reddetmiş, ancak cezayı altı yıla düşürmüştür.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak kişi özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
Hükümet, Mahkeme'nin tutukluluk ile ilgili inceleme yöntemine bu davada da itiraz etmiştir. Mahkeme, tutukluluğun ulusal yargı yerleri tarafından gösterilen gerekçelere ve başvurucunun tutuklamaya itiraz veya salıverilme taleplerinde belirttiği olaylara bakarak inceleme yöntemini Wemhoff, Neumeister ve Stögmüller kararlarında kullandığı, bu kararlarındaki inceleme yönteminden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığı gerekçesiyle bu itirazları reddetmiştir.
Hükümet bu davada da, başvuru tarihine kadar geçen tutukluluk süresinin incelenebileceğini ileri sürmüş, Komisyona başvuru tarihinden sonra geçen tutukluluk döneminin Mahkeme tarafından incelenmemesini istemiştir. Hükümet ayrıca, Komisyon'a başvuru yapıldıktan sonra geçen tutukluluk süresi bakımından da iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur.
Mahkeme bu konuda daha önce Neumeister kararında verdiği gerekçelere dayanmış, yargılama sırasında meydana gelen ve başlangıçta ileri sürülen şikayetlerin devamı niteliğindeki olayları inceleme yetkisi bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusundaki itirazı da Stögmüller kararındaki gerekçelerine dayanarak reddetmiştir.
Mahkeme daha sonra, Avusturya mahkemelerinin tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarının gerekçelerini incelemiştir. Bu kararlarda kaçma tehlikesi ve suçta tekerrür tehlikesi gerekçe olarak gösterilmiştir. Mahkeme'ye göre ulusal mahkemeler, başvurucunun gözaltına alınma zamanındaki şartlara, ülke dışına para transfer edilmiş olmasına, başvurucunun yurtdışı gezilerine ve yurtdışı bağlantılarına bakarak kaçma tehlikesinin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Mahkeme'ye göre bu gerekçe yerindedir. Mahkeme, Avusturya hukukunda bulunan suçta tekerrür tehlikesi nedeniyle tutuklama sebebinin haklı bir neden olabileceğini belirtmiştir. Mahkeme'ye göre ulusal yargıç, bu sebeple tutukluluğun devamına karar verirken, işlenmesi muhtemel suçların ağırlığını dikkate alabilir; cezalandırılabilir faaliyetlerin uzun süre devam etmiş olması, mağdurların büyük miktarda kayıplarının bulunması, hakkında suç isnad edilen kişinin kurnazlığı gibi unsurları da dikkate alabilir.
Mahkeme tutukluluk süresinin makul olup olmadığını incelerken, ulusal düzeydeki yargısal makamların tutuklu işe özen gösterip göstermedikleri de bakmıştır. Mahkeme'ye göre iki yıl kadar süren hazırlık soruşturmasının uzunluğu soruşturmanın yavaşlığına değil, olayın olağanüstü karmaşıklığına bağlanabilir. Ayrıca Mahkeme'ye göre, yetkili makamların bazı isnatları başvurucunun davasından ayırmaları ve bir savcıyı sadece bu olayla görevlendirmeleri, yargılamanın uzamaması için gösterdikleri özeni ortaya koymaktadır. Bu nedenlerle Mahkeme bu olayda, tutuklunun makul sürede salıverilme hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, salıverilme talepleri hakkında kendisinin yokluğunda ve fakat savcının mütalaası alındıktan sonra kararlar verilmiş olmasının, silahlarda eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme tutulmanın hukukilik denetimi için mahkemeye başvurma hakkı bakımından silahlarda eşitlik ilkesinin uygulanmayacağı konusundaki Neumeister kararında belirttiği gerekçeleri bu kararda yinelemiştir. Mahkeme bu olayda tutulmanın hukukilik denetimi için başvurma hakkı ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. İkiye karşı beş oyla, Sözleşme'nin 5(3). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 5(4). fıkrasının ve 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine; ve
3. Buna göre bu davadaki olayların Avusturya Cumhuriyeti'nin Sözleşme'den doğan yükümlülüklerine aykırılık ortaya koymadığına
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy