(AİHS m. 6)
Karar Tarihi: 17.01.1970
Başvuru no: 2689/65
DAVANIN ESASI (Özet)
I. Dava Konusu Olaylar
Başvurucu hakkında zimmet, evrakta sahtekarlık, karşılıksız çek düzenlemek gibi suçlarla ilgili 41 fiili nedeniyle açılan davada 36 fiil sabit görülerek, Ceza Mahkemesi tarafından kendisine bir yıl hapis ve 2 bin Frank para cezası verilmiştir.
Başvurucu ile savcı, birinci derece mahkemesinin kararına karşı Üst Mahkemeye başvurmuşlardır. Üst Mahkeme başvurucuyu bütün fiillerden dolayı suçlu görmüş ve başvurucunun hapis cezasını beş yıla çıkarmış, 10 yıl da kamu hizmetinde çalışma cezası vermiştir.
Başvurucu birinci derece ve Üst derece mahkemelerinin kararını temyiz etmiştir. Üst Mahkeme savcılığı temyiz dilekçesine karşı mütalaa vermemiştir.
Temyiz Mahkemesinin 2. Dairesi, temyiz başvurusuyla ilgili aleni bir duruşma yapmıştır. Bu duruşmaya başvurucu gelmiş, ancak avukatı katılmamıştır. Bu duruşmada Temyiz Mahkemesi raportörünün hazırladığı rapor okunmuş ve ardından Temyiz Mahkemesi Başsavcılığından bir savcının mütalaası dinlenmiştir. Savcı başvurucunun temyiz taleplerinin reddedilmesini istemiştir. Aynı gün Temyiz Mahkemesi heyeti kapalı bir müzakere toplantısı yapmış ve başvurucunun temyiz talebini reddetmiştir. Temyiz Mahkemesi savcısı oy hakkı bulunmaksızın, Temyiz Mahkemesinin bu kapalı müzakeresine katılmış ve kendi görüşlerini sunmuştur.
II. Konuyla İlgili İç hukuk
Temyiz Mahkemesinden bir savcının Temyiz Mahkemesinin müzakerelerine katılması, 1815 sayılı Kraliyet kararnamesinde ve daha sonra bunun yerini alan Yargılama Yargı Kanununun 1109. maddesinde yer almaktadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak, Temyiz Mahkemesinden bir savcının Temyiz Mahkemesinin kapalı müzakeresine katılarak mütalaa vermesinin savunma hakkını ve özellikle silahlarda eşitlik ilkesinin ihlal ettiğini ileri sürmüş; başvurucu başvuru tarihinden iki yıl kadar daha sonra Strasbourg organları önünde, Temyiz Mahkemesi savcısının mütalaasından bilgi sahibi olmadığını ve savunmaya son sözün verilmediğini belirtmiştir.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
Hükümet, Belçika Temyiz Mahkemesinin Belçika Anayasası gereğince davanın esasına girmediğini, temyiz talebiyle önüne gelen bir davada kişisel hak ve yükümlülükler veya suç isnadı hakkında bir karar vermediğini (determination), bu nedenle temyiz yargılaması bakımından Sözleşme'nin 6. maddesinin uygulanabilir olmadığını iddia etmiştir. Komisyon ise olayda 6. maddenin uygulanabilir olduğunu ileri sürmüştür.(21-22)
A. Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilirliği
Mahkeme'ye göre, Temyiz Mahkemesinin bir davanın esasına girememesi, bu mahkemenin bir suç isnadının "karara bağlanması"na karışmadığı anlamına gelmez. Temyiz Mahkemesinin görevi, dava mahkemesinin kararını onamak veya bozmak ile sınırlı olmakla birlikte verdiği karar, kişinin statüsünü "mahkum" veya "aklanmış" kişi olarak değiştirebilmekte veya sanık hakkındaki isnada konu olan suçların kovuşturulmasını sona erdirebilmektedir. Ceza yargılaması bütünsel bir yapı olup, icrai bir kararla sona erer; Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama bu sürecin özel bir aşamasını oluşturduğundan Sözleşmenin 6(1). fıkrasının dışında kaldığını düşünmek zordur. Sözleşme'nin 6(1). fıkrası Sözleşmeci Devletleri Üst derece mahkemeleri veya Temyiz Mahkemesi kurmaya zorlamamaktadır; ancak bu tür mahkemeler kurmuş olan Devletler, bu mahkemeler önünde yargılanan kişilere 6. maddedeki hakları sağlamak zorundadırlar. Sözleşmedeki anlamıyla demokratik bir toplumda adil yargılanma hakkı öylesine öncelikli bir role sahiptir ki, 6(1). fıkranın dar yorumlanması bu maddenin amacına uygun düşmez. Bu nedenlerle Mahkeme, temyiz yargılamasında da 6. maddenin uygulanabilir olduğu sonucuna varmış, ancak uygulanma tarzının her davanın özel koşullarına bağlı olduğunu belirtmiştir.(22-26)
B. Başvurucunun ilk şikayeti
Başvurucu, Temyiz Mahkemesi Başsavcılığından bir savcının duruşmada mütalaasını bildirdikten sonra heyetin kapalı müzakeresine katılmasının iç hukuka uygun olduğunu, ancak iç hukukta buna imkan veren sistemin Sözleşme'ye aykırı olduğunu iddia etmiştir. Hükümet ise bu sistemin Sözleşme'ye aykırı olmadığını savunmuştur. Mahkeme'ye göre, kendisinden öncelikle söz konusu Kararnamenin 39. maddesinin Sözleşme'ye uygunluğunun incelenmesi istenmiştir. Komisyon ve Hükümet sadece silahlarda eşitlik ilkesi bakımından sorunu ele almışlar ise de, Mahkeme'ye göre Sözleşme'nin 6(1). fıkrası 'silahlarda eşitlik' ilkesinden ibaret olmayıp bu ilke adil yargılanma hakkı kavramının sadece bir unsurunu oluştur. Bu nedenle Mahkeme sorunu maddenin bütünlüğü içinde incelemiştir. Mahkeme'ye göre başvurucu, Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama sırasında diğer taraf ile, yani birinci ve üst derece mahkemelerinin savcılarıyla eşit muamele görmeyi talep etme hakkına sahiptir. Ancak olayda bu taraflar arasında ayrımcı bir muamele yapıldığına dair her hangi bir kanıt yoktur. Öte yandan Temyiz Mahkemesi savcılığının kovuşturma yapmadığı, bu mahkemeye dava açmadığı veya davalı karakterine sahip olmadığı için, 'davanın tarafı' olarak görülemez. Temyiz Mahkemesi savcılığı ile alt mahkemelerin savcılıkları arasında bir ayrım bulunduğu iddia edilmiştir ama, bu ayrım yasa metninin incelenmesinden ve sistemin uygulamadaki durumuna yüzeysel bir bakıştan anlaşılamadığı için, bazı dava sahiplerinin Temyiz Mahkemesindeki savcılığı, özellikle yargıçlarla birlikte müzakereye çekilirken gördüklerinde bir muhalif olarak kavramaları anlaşılabilir bir durumdur. Bu sistemin yüzeysel olarak analizi, 'adalet sadece gerçekleştirilmemeli, gerçekleştirileceği de görülmeli' özdeyişine saygı gösterilmediği sonucuna varmaya yol açabilecek nitelikte ise de, bu durum adil muhakeme (fair hearing) hakkının ihlal edildiğini kanıtlamaz. Mahkeme'ye göre olaya daha yakından bakıldığında şu gerekçelerle adil muhakeme hakkının ihlal edilmediği söylenebilir: (a) Temyiz Mahkemesi savcılığı Adalet Bakanlığından bağımsızdır; (b) Temyiz Mahkemesine bağlı Başsavcılığın alt derece mahkemelerindeki savcılıklar üzerinde çok sınırlı bir denetim yetkisine sahip olması; (c) Temyiz Mahkemesindeki savcının sanığın muhalifi olmaması. Temyiz Mahkemesi Başsavcılığının görevi mahkemelerden verilen kararların kanuna uygunluğu konusunda görüş bildirmek olduğu halde, birinci ve üst derece mahkemelerindeki savcıların görevi toplumun güvenliğini sağlamak üzere suçların soruşturmasını ve kovuşturmasını yapmaktır. Sanığı haksız yere dezavantajlı bir duruma sokan bir yargılamada iddia makamı yer almasa bile, o yargılama adil sayılamaz. Temyiz Mahkemesi danışmanı gibi hareket eden Başsavcılığın, sık sık sanık lehine mütalaada bulunduğu da göz önünde tutulacak olursa, uygulamadaki sistemde sanığa adaletsiz bir muamele yapılmadığı söylenebilir. Temyiz Mahkemesi Başsavcılığının kendisi tarafsız ve bağımsız bir konumda olduğu için, Temyiz Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı savcının müzakerelere katılmasından ötürü ters yönde etkilenmez. Öte yandan bir yasa hükmünün uzun süredir uygulanmakta oluşu uluslararası hukukun gereklerine uygunluğunu haklı göstermemekle birlikte, bazı özel durumlarda uluslararası hukuka aykırılık olmadığını destekleyici bir delil olabilir. Bu nedenlerle Mahkeme, olayda adil muhakeme hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.(27-38)
C. Başvurucunun "yeni şikayetleri"
Başvurucu ayrıca, Temyiz Mahkemesi savcısının bu mahkemenin kapalı müzakeresinde söylediklerine karşı bir görüş bildirme fırsatının kendisine verilmediğini, böylece son sözü söyleyemediğini ileri sürmüştür. Hükümet başvurucunun yeni şikayetinin reddedilmesi gerektiğini, çünkü başvurucunun bu şikayetini Komisyon önünde kabuledilebilirlik kararından önce ileri sürmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme'ye göre, başvurucunun ileri sürdüğü bu ihlal sebepleri daha önce açıkça dile getirilmemiş olmakla birlikte, başvurucu başından beri savcının Temyiz Mahkemesinin müzakerelerine katılmasının 6(1). fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucunun kabuledilebilirlik kararından sonra bu konuda Mahkeme önünde yeni şikayetler ileri sürmesi engellenemez; çünkü başvurucunun ileri sürdüğü bu yeni şikayetlerin Temyiz Mahkemesi Başsavcılığının işlevi ile açık bir alakası olup, bu nedenle ilk şikayetleri ile içsel bir bağlantısı bulunmaktadır. Mahkeme'ye göre bu son şikayetin dikkate alınmaması aşırı bir biçimsellik olacağından, Hükümetin iddianın genişletilmesi itirazının reddedilmesi gerekir. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun bu yeni şikayetlerini temelsiz bularak reddetmiştir. Çünkü Temyiz Mahkemesi Başsavcılığından duruşmanın sonunda kapalı müzakerede başvurucuya iletilmeyen görüşlerini bildirmiş olması, bu savcılığın özel rolü ile açıklanabilir. Mahkeme'ye göre Sözleşme'nin 6(1). fıkrası, Temyiz Mahkemesine yardımcı veya danışman olarak görev yapan bağımsız görevlinin sadece hukuki konularda verdiği mütalaası hakkında sanığın görüşünün sorulmasını gerektirmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, olayda bu noktada adil muhakeme hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.(39-42)
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
Bu davada Sözleşme'nin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy