(AİHS m. 5, 35, 41, 48, 50)
Başvuru no: 2832/66
USUL VE ESAS (Özet)
Mahkeme esas hakkında verdiği 18 Haziran 1971 tarihli kararında (bk. sıra no. 13) üç başvurucunun serseri olarak tutulmalarına karar veren Magistra kararlarına karşı yargı yolu bulunmamasının, Sözleşmenin 5(4). fıkrasını ihlal ettiğine karar vermişti.
Başvurucuların avukatı bu karara dayanarak, başvurucuların tutulu kaldıkları süreler için Adalet Bakanlığından tazminat talebinde bulunmuştur. Adalet Bakanlığı bu talebe olumsuz yanıt vermiş ve bunu uluslararası Sözleşme hukukunun iç hukuka üstünlüğü prensibine aykırı gördüğünü ve konuyu yetkili makamlar önüne götüreceğini Bakanlığa bildirmiştir.
Başvurucuların avukatı, önce Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine durumu bildirmiş ve sonra Komisyon'a başvurarak, Sözleşmenin 5(5). fıkrasının, 48 ve 50. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talep etmiştir.
Hükümet Mahkemeye gönderdiği yazıda, Mahkemenin Esas hakkındaki kararına uyum sağlamak amacıyla, 1891 tarihli yasanın kaldırılıp yerine yeni bir yasanın çıkarılması için Parlamentoya bir tasarı sunulduğunu; bu yasanın çıkması beklenmeden, 1891 tarihli yasada değişiklikler yapan yasanın Parlamentoda kabul edildiğini belirtmiştir. İki maddelik değişiklik, 1891 tarihli yasaya göre tutulan kişilere temyiz de dahil, Ceza Usul Kanununda yer alan bütün kanun yollarına başvurma hakkı tanımıştır. İnsan Hakları Avrupa Komisyonu başvurucuların adil karşılık talepleri hakkında Mahkeme'nin karar vermesini istemiştir.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 41 ve 35 (Eski 50 ve 26). maddeleri
Hükümet, başvurucuların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna karar verilmesini istemiştir. Hükümete göre iç hukuk yollarını tüketme hükmü sadece başvurucuların Komisyon'a yaptıkları ilk başvuru bakımından değil, fakat Mahkemenin ihlal tespit etmesinden sonra tazminat talepleri için de uygulanır.
Mahkeme'ye göre, Sözleşmenin 26. maddesi, yeni bir davanın açılmasıyla ilgilidir. Bu olaydaki tazminat talebiyle ilgili başvuru ise yeni dava olmayıp, Mahkemenin önüne daha önce gelmiş bir davanın son aşamasına ilişkindir. Başvurucuların tazminat talepleri, Mahkemenin daha önce verdiği ihlal kararına dayanılarak mağduriyetin giderilmesi ile ilgilidir. Bu nedenlerle Mahkeme, bu konuda Sözleşmenin 26. maddesinin uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır.
Hükümet, kabuledilemezlik savunması desteklemek için 50. maddeye dayanarak bir başka argüman daha ileri sürmüştür. Hükümete göre başvurucular iç hukuk yollarını tüketmedikleri için, Mahkemenin Esas hakkındaki kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarının Belçika iç hukukunda, Sözleşmenin 50. maddesine göre "ancak kısmen onarmaya imkan verdiğini" ortaya koyamamışlardır.
Mahkeme'ye göre Sözleşmenin 50. maddesinin bu hükmü sadece davanın esası ile ilgili bir kural getirmiştir. Eğer Sözleşmeyi hazırlayanlar, adil karşılık için yapılan taleplerin kabuledilebilirliğini, önceden iç hukuk yollarının kullanılmış olmasına bağlamak istemiş olsalardı, bunu 50. maddede gösterirlerdi. Oysa Sözleşme'de böyle açık bir hüküm yoktur. Sözleşmenin 50. maddesi klasik türdeki antlaşma hükümlerinden kaynaklanmaktadır; iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı ile bir ilgisi yoktur. Ayrıca mağdur, Mahkemenin hükmedeceği adil karşılığı alabilmek için ikinci kez iç hukuk yollarını tüketmeye zorlanacak olursa, Sözleşme organları önündeki yargılamanın toplam süresi, İnsan Haklarının etkili bir biçimde korunması düşüncesiyle uyuşmayacaktır. Böyle bir şart, Sözleşmenin amacına uygun düşmeyen bir durumun meydana gelmesine yol açacaktır. Bu nedenlerle Mahkeme, adil karşılık talepleri bakımından iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddine karar vermiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Hükümet, iç hukukun veya uluslararası hukukun ihlal edilmesi halinde, Belçika iç hukukunun ulusal mahkemelere Devleti bu zararı gidermeye mahkum etme yetkisi verdiğini; bu nedenle başvurucuların ulusal mahkemelerde dava açmaları gerektiğini; iç hukukta mahkemelerde tazminat talebinde bulunmadıkları için adil karşılık taleplerinin temelsiz olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme bu görüşe katılmamıştır. Sözleşmenin 50. maddesi, özellikle bir ihlalin sonuçlarının iç hukukta tamamen temizlenemediği, fakat ihlalin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması gereken durumlar için öngörülmüştür. Mahkemeye adil bir karşılığa hükmetme yetkisi veren Sözleşmenin 50. maddesi, mağduriyetin niteliği gereği zararın tam olarak giderilmesinin (restitutio in integrum) mümkün olmadığı durumları da kapsar. Mahkemenin, zararın tam olarak giderilmesinin mümkün olmadığı hallerde olduğu gibi, davalı Devletten adil bir karşılık alamayan zarar görmüş kişiler için de adil bir karşılık verilmesine hükmetme yetkisi vardır. Bu olayda, ne Belçika iç hukuku ne de başka bir hukuk sistemi, Sözleşmenin 5(4). fıkrası ihlalinden kaynaklanan sonuçların temizlenmesini mümkün kılabilirdi. Bu nedenle, başvurucuların uğradıkları zararlardan ötürü Belçika mahkemelerine dava açabilecek olmaları, Mahkemenin bu talepleri yersiz bularak reddetmesini gerektirmez.
Mahkeme'ye göre bir ihlalin sonuçları, iç hukukta ancak kısmen giderilmeye elveriyor ise, Sözleşmenin 50. maddesindeki adil karşılık hükmünün uygulanması şu şartları gerektirir: 1) Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin makamları tarafından alınan bir kararın veya yapılan bir tasarrufun Sözleşme'den doğan yükümlülükleri ihlal ettiğini tespit etmiş olmalı; 2) Zarar gören bir taraf bulunmalı; 3) Mahkeme, adil bir karşılık verilmesini gerekli görmelidir.
Hükümet, Esas hakkındaki kararın iç hukuktaki belirli bir karar veya tasarrufa değil, mevzuat ve içtihatlardaki kusura yöneldiğini iddia etmiş, bu nedenle birinci koşulun gerçekleşmediğini belirtmiştir.
Mahkeme bu görüşü kabul etmemiştir. Bu davada Mahkemeden Belçika mevzuat hükümlerinin Sözleşmeye uygunluğu gibi soyut bir problem üzerinde karar verilmesi istenmemiş, fakat bazı hükümlerinin başvuruculara uygulanması gibi belirli bir konuda karar vermesi istenmiştir. Sözleşmeye uymamaktan kaynaklanan sorumlulukla ilgili sorunlar karşısında, eylem ve ihmaller arasında bir ayrım yapma olanağı yoktur. İkinci olarak zarar gören tarafın varlığı da inkar edilemez. Sözleşmenin 50. maddesi bağlamında zarar gören taraf terimi, 25. maddedeki mağdur kavramı ile anlamdaş görülmelidir. Bu terimler, tartışma konusu eylem ve işlemden doğrudan etkilenen kişiyi kasteder. Komisyon'un başvurularını kabuledilebilir bulduğu başvurucular, bu suretle zarar gören taraftır.
Hükümet zararın bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucuların her biri adil karşılık olarak, tutulu kaldıkları gün başına 300 Belçika Frangı talep etmişlerdir.
Mahkeme'ye göre başvurucuların talebinin haklı olabilmesi için, başvurucuların özgürlükten yoksun kalmalarına, tutulmalarının hukukiliğini denetleyebilecek bir mahkemeye dava açma hakkının bulunmamasının neden olması gerekir. Oysa olayda böyle bir durum yoktur. Mahkeme 18 Haziran 1971 tarihli kararında her üç başvurucunun Hükümet gözetimine sokulmasında her hangi bir uygunsuzluk veya keyfilik tespit etmemiş ve Sözleşmenin 5(1)(e) bendine aykırılık görmemiştir. Bu nedenle 5. maddenin dördüncü fıkrasındaki hukukiliğin denetimi ile ilgili şartların test edilmesi için dava açamamış olmalarının, başvurucuların salıverilmelerini engellediği söylenemez. Başvurucular maddi zarara uğramamışlardır. Başvurucuların 5. maddenin dördüncü fıkrasının ihlali nedeniyle manevi zarara uğradıkları da tespit edilememiştir. Bu nedenlerle Mahkeme, tazminat taleplerinin reddine karar vermiş, ancak Belçikanın Hükümetinin serserilik' konusunda Sözleşmenin uygulanması amacıyla aldığı yasal tedbirleri not etmiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme
1.Oybirliğiyle, başvurucunun tazimat taleplerinin kabuledilebilir olduğuna ve
2. Bire karşı on dört oyla, başvurucunun tazminat taleplerinin temelsiz olduğuna
Karar Vermiştir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: C (72) 3; 19.01.1972
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Belçika'da 27 Kasım 1891 tarihli Serserilerle ilgili Yasayı değiştiren 6 Ağustos 1971 tarihli bir yasa kabul edilmiş ve bu yasa 4 Eylül 1971 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasa serserilik nedeniyle tutulan bir kimseye mahkemeye itirazda bulunma hakkı vermektedir. Geçici bir hükümle, yasanın yürürlüğe girdiği sırada tutulan kişilere de bu hak tanınmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy