(AİHS m. 8, 9, 10, 14, 32, 37, 1 Nolu Protokol)
Başvuru no: 5095/71
DAVANIN ESASI (Özet)
Başvurucu anne ve babalar Danimarka vatandaşı olup, öğretmenlik veya din adamlığı yapmaktadırlar. Okul çağında çocukları bulunan başvurucu üç çift, Devlet Okulları Kanununu değiştiren 27 Mayıs 1970 tarihli ve 235 sayılı Yasa ile Devlet ilköğretim okullarında zorunlu cinsel eğitim verilmesine karşı çıkmaktadırlar. (14)
I. Konuyla İlgili İç Hukuk
Devlet okullarında ilköğretim: Danimarka Anayasasının 76. maddesine göre bütün çocukların ücretsiz ilköğretim görme hakları vardır. Aileler çocuklarını Devlet okullarına kaydettirmek zorunda olmayıp, özel okullara gönderebilir veya evde öğretim verebilirler. 1970-71 öğretim yılında toplam 716 bin 665 öğrenci, toplam 2 bin 471 okulda öğretim görmüştür. Bu öğrencilerden 43 bin 689u, 277 özel okula devam etmişlerdir. (15)
İlköğretim dokuz yıl sürmektedir; onuncu yıl ile beş-altı yaşlardaki çocuklar için okul öncesi eğitim isteğe bağlıdır. İlköğretimin ilk dört yılında, yazı, aritmetik, Hıristiyanlık din bilgisi, tarih, coğrafya, biyoloji, beden eğitimi, müzik, yaratıcı sanatlar ve iğne işleri dersleri verilmektedir. Bunlara beşinci ve altıncı yıllarda İngilizce ve ağaç işleri dersleri, yedinci yılda Almanca, matematik, fen bilgisi ve ev idaresi dersleri eklenmektedir. Sekizinci yıldan itibaren öğrenciler bu derslerden bazılarını seçimlik olarak görmektedirler. (16)
Yasaya göre, Eğitim Bakanlığı eğitimin genel amaçlarını tespit etmektedir. Yerel okul yetkilileri de müfredatı ve görülecek dersleri serbestçe belirlemektedirler. Bu kuralın iki istisnası vardır: Birincisi, din eğitimi Milli Kilisenin Lutherci Protestan mezhebine uygun olmak zorundadır; ancak öğrenciler bu dersten muaf tutulabilirler. İkincisi, okutulan geleneksel dersler içinde trafik, yurttaşlık bilgisi, temizlik ve cinsel eğitim konularının işlenmesi öngörülmüştür. (16)
Danimarkada Devlet okullarının yönetimi büyük ölçüde yerel makamlara bırakılmıştır. Okullar, ülkenin 274 beldesinde bulunan ve eğitim alanında o beldenin en yüksek makamı olan belediye meclisi, beldenin okul Komisyonu ve okul kurulları tarafından yönetilmektedir. Kural olarak 11 kişiden oluşan okul Komisyonunun altı üyesi belediye meclisi, beş üyesi de veliler tarafından seçilmektedir. Okul Komisyonu, öğretmenler kuruluna danışarak yasanın sınırları içinde, o bölgedeki okullarda okutulacak müfredatı tespit etmektedir. Bu müfredat belediye meclisi tarafından onaylanır. Eğitim Bakanlığı, bu komisyonlara yardımcı olmak üzere, 1958de kurulan Devlet Okulları Müfredat Komitesi tarafından hazırlanan yönergeleri okullara göndermektedir. Her Devlet okulunda, üç veya beş üyeden oluşan ve üyelerinden biri belediye meclisi, diğerleri veliler tarafından seçilen bir okul kurulu bulunmaktadır. Bu kurul okulu denetler; okul ile veliler arasındaki ilişkiyi düzenler; ne tür öğretim yardımları yapılacağına ve özellikle okulda hangi kitapların okutulacağına karar verir; öğretmenler arasında ders dağılımı yapar. (17)
Özel okullarda ve evde verilen eğitim, Devlet okullarındaki standartların altında olamaz. Özel okulların açılması önceden izne tabi değildir; ancak bu okullar daha sonra okul komisyonları tarafından denetlenir. Evde verilen eğitim de komisyonlarca denetlenir. Buralarda özellikle yeterli düzeyde Danimarka dili, yazma ve aritmetik öğretimi yapılıp yapılmadığı denetlenir. Okul komisyonları evde verilen öğretimin ard arda iki kez yetersiz olduğunu tespit ederse, anne ve babalar çocuklarını Devlet veya özel okullara göndermek zorundadırlar. (18)
Devlet, her sınıfta 10dan az, toplamda ise 20den az öğrencisi bulunmayan özel okulları desteklemektedir. Devlet, özel okulların (müdür ve öğretmen maaşı, bina bakımı, ısınma, elektrik, su, temizlik, sigorta vd.) giderlerinin yüzde 85ini karşılamaktadır. Özel okullara ayrıca, okul yapımı ve büyütülmesi için uygun koşullarla kamu kredileri verilmektedir. Sonuç olarak, çocuklarını özel okullara veren velilerin, her çocuk için giderleri yıllık 1.200 Kronu aşmamaktadır. 1973-74 yılında ortalama 1.050 Kron ödemişlerdir. Danimarka Parlamentosu 1976 yılında, özel okullara giden çocukların taşıma ücretlerinin büyük oranının belediyeler tarafından karşılanmasını öngören bir karar almıştır. (18)
Özel okullarla ilgili 1973-74 öğretim yılına ait istatistikler, 70 tane serbest okul, 101 tane belirli bir din eğitimi vermeyen hazırlık okulu, 25 tane Katolik okulu, 19 tane Alman azınlık okulu, 10 tane diğer din topluluklarına ait okul, 8 tane serbest Hıristiyanlık okulu ve 35 tane diğer türlerde okullar bulunduğunu göstermektedir. (18)
Başvurucular yeterli özel okulun bulunmadığından, çocuklarının özel okula gitmek için çok uzun mesafe katetmek zorunda kaldıklarından ve çocuklarını Kopenhagdaki özel okullarda okutmak isteyen velilerin üç yıl öncesinden ön kayıt yaptırmaları gerektiğinden şikayetçi olmuşlardır. (18)
Cinsel eğitim: Danimarkada Devlet okullarında cinsel eğitim yıllardır tartışma konusudur. Daha 1945 yılında Kopenhagdaki Devlet okullarında cinsel eğitim verilmeye başlanmış, başkent dışındaki diğer okullar da bu örneği kopya etmişlerdir. Ancak 1958de Eğitim Bakanı zorunlu cinsel eğitime karşı olduğunu açıklamıştır. (19)
Müfredat Komitesi 1960 yılında yayınladığı Devlet okullarında öğretim Rehberinde, insanın üremesi konusundaki öğretim ile cinsel eğitimi birbirinden ayırmıştır. Komite, insanın üremesi konusunun biyoloji dersinde verilmesini, sağlık uzmanları tarafından hazırlanacak olan cinsel eğitimin ise öğrenciler ve öğretmenler için seçimlik olmasını tavsiye etmiştir. Komite ayrıca, okullarda verilecek cinsel eğitimin içeriğinin ve kullanılacak terminolojinin düzenlenmesini tavsiye etmiştir. Eğitim Bakanlığı 8 Nisan 1960 tarihli tebliğiyle, Komitenin görüşünü kabul etmiştir. 1960-61 öğretim yılından itibaren üreme konusu biyoloji dersinin bir konusu yapılmıştır. Bakanlığın Eylül 1961 tarihli yönergesine göre cinsel eğitim, rıza gösteren velilerin çocuklarına verilecektir. (19)
İstenmeyen gebeliklerdeki artışın yarattığı rahatsızlığı gidermek isteyen Danimarka Hükümeti, 1961 yılında cinsel eğitim sorununu incelemek üzere bir komite kurmuştur. Bu komitenin kuruluşuna, Parlamento üyesi Else-Merete Rossun başkanı olduğu Danimarka Kadınları Milli Konseyi, Annelere Yardım Kurumları Heyeti ve diğer kuruluşlar destek olmuşlardır. Bu kuruluşlar her yıl 6 bin dolayında evli olmayan anneden, yardım isteyen dilekçeler almaktadır. Bu annelerden yarısının yaşı 20nin, dörtte birinin yaşı 17nin altındadır. Ayrıca, çoğunluğu genç anne-babaya sahip olan çok sayıda bebek, evlilikten sonra ilk dokuz ayda doğmaktadır. Yıllık doğum sayısı 70 bin dolayında iken, her yıl yasal kürtaj sayısı 4 bini, yasal olmayan kürtaj sayısı ise 15 bini bulmaktadır. (20)
Doktorlardan, eğitimcilerden, hukukçulardan, teologlardan ve Hükümet uzmanlarından oluşan Komite, sorunu her yönüyle inceledikten sonra 1968 yılında Devlet Okullarında Cinsel Eğitim başlıklı bir rapor sunmuştur. Komite bu raporunda Devlet okullarının müfredatında zorunlu cinsel eğitim konularının yer alması gerektiğini tavsiye etmiştir. Rapora göre cinsel eğitim çocukların farklı olgunluk derecelerine göre ve diğer konular bağlamında, örneğin çocukların sordukları sorular dolayısıyla uygun fırsat çıktığında verilmelidir. Komiteye göre bu yöntem, sorunun hassaslaşmasını veya spekülatif hale gelmesini önleyecektir. Raporda, bu konudaki eğitimin öğretmenler ve öğrenciler arasında tartışmalar ve gayri resmi konuşmalar biçiminde yapılması vurgulanmaktadır. Raporda, cinsel eğitimin içeriğinin genel hatları gösterilmekte ve Devlet okulları için yeni bir rehberin hazırlanması tavsiye edilmektedir. (21)
Eğitim Bakanlığı Mart 1970te, Devlet Okulları Kanununu değiştiren bir tasarı sunmuştur. Bu tasarıya göre, Devlet ilköğretim okullarında cinsel eğitim zorunlu hale gelmekte ve verilen genel öğretimin bütünleyici bir parçası olmaktadır. Tasarıda öğretmenlere, bu konuda öğretim vermekten muaf olmak gibi genel bir hak verilmemektedir. Tasarı sadece Ulusal Öğretmenler Derneğinin değil, ulusal düzeyde eğitim komitelerini, okul kurullarını ve veli derneklerini temsil eden Okul ve Aile Ulusal Derneğinin ve Belediye Konseyleri Derneğinin desteğini almıştır. (22)
27 Mayıs 1970 tarihinde Parlamentoda oybirliğiyle kabul edilen Yasa, Devlet Okulları Yasasına bir madde eklemektedir. Buna göre, ilk öğretim şekli Eğitim Bakanlığı tarafında belirlenecek olan trafik, kütüphane düzenlemesi ve cinsel eğitim konuları, öğretimin bütünlüğü içinde yer almaktadır.Yasa 1 Ağustos 1970te yürürlüğe girmiştir.(22)
Eğitim Bakanlığı daha sonra Müfredat Komitesinden, Devlet okullarından cinsel eğitimle ilgili 1961 tarihli rehberin yerine konulacak yeni bir rehber hazırlamasını istemiş, bu rehber Nisan 1971de tamamlanmıştır. Eğitim Bakanı yeni rehberdeki tavsiyelere dayanarak, 8 Haziran 1971 tarihli ve 274 sayılı Bakanlık Genelgesini (Executive Order) yayınlamıştır. (23)
Genelge, Kopenhag dışındaki Devlet ilköğretim okullarında ve ikinci öğretimin ilk kademesinde uygulanır. Genelgenin 1(1). fıkrası cinsel eğitimin amacını öğrencilere: a) karşılaşabilecekleri problemlerin neden olabileceği korku ve güvensizlikten kurtulmaları için yardımcı olacak, b) cinsel yaşam, aşk yaşamı ve genel insan ilişkileri arasındaki bağlantıyı kavramalarını sağlayacak, c) her bir öğrencinin kendi kişiliğini en iyi noktaya ulaştırabilecek, d) cinsel konularda sorumluluğun ve saygının önemini vurgulayacak, bilgilerin verilmesi şeklinde tanımlamaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası cinsel eğitimin okulda okutulan genel derslerin, özellikle Danimarka dili, Hıristiyanlık bilgisi, biyoloji (temizlik), tarih (yurttaşlık bilgisi) ve ev idaresi öğretiminin bütünleyici konuları olarak verilmesini öngörmekte, ayrıca altıncı ve dokuzuncu sınıflarda cinsel eğitimin kapsadığı temel konularda genel araştırma ödevleri verilebileceğini belirtmektedir. Genelgenin 2. maddesi, cinsel eğitimin kapsamı ve organizasyonunun müfredatın içinde veya müfredata göre hazırlanacağını, bu konuda Müfredat Komitesinden yardım alınabileceğini söylemektedir. Aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, ele alınan konular üzerinde cinsel eğitimin amacının yerine getirilmesini önleyici biçimde kısıtlamalar konulamayacağını, ancak cinsel eğitimin verilmesi sırasında, Rehberin 4. bölümünde getirilen kısıtlamaların istisna olduğunu belirtmektedir. Genelgenin 3. maddesi cinsel eğitimin, konuları itibariyle cinsel eğitimin bütünleyici olabileceği derslere giren öğretmenler tarafından ve okul müdürünün isteğine göre verilmesini öngörmektedir. Yine aynı maddeye göre, hangi konuların hangi derslerde verileceğine ilişkin müfredatta açıklık bulunmaması halinde, öğretmenler kurulunun tavsiyesi üzerine sınıf öğretmenleri tarafından konular dağıtılacak, bu program okul kurulu tarafından onaylanacaktır. Bu maddenin ikinci fıkrası, öğretmenlerin altıncı ve dokuzuncu sınıflarda belirli bir konuyu anlatmaya zorlanamayacaklarını ifade etmektedir. Genelgenin 4. maddesinde, çocuklarını okullarda verilen cinsel eğitimden muaf tutturan velilerin bu haklarının sona erdiği, ancak okul müdürüne başvurarak, Genelgenin 1(2). fıkrasındaki bazı derslerden çocuklarının muaf tutulmasını isteyebilecekleri öngörülmektedir. (24)
Eğitim Bakanlığı tarafından ayrıca yayınlanan 8 Haziran 1971 tarihli bir Tebliğde (Circular), Devlet okullarında bu konudaki müfredatın bazı noktalarına dikkat çekilmektedir. Bu tebliğe göre beldedeki okul Komisyonu, öğretmenler kurulu ile konuyu tartıştıktan sonra, beldedeki okulların müfredatlarına konacak cinsel eğitimi düzenleyen taslağı hazırlayacaktır. Tebliğ, okul Komisyonunun Rehberdeki tavsiyelere göndermede bulunmakla yetinebileceğini, bu durumda konu üzerinde öğretmenler kurulunun karar vereceğini belirtmektedir. Genelgede yer alan amaçlar tebliğde de yer almakta, ayrıca okulların, öğrencilerin insan yaşamının cinsel yönü üzerindeki açıklığını geliştirmesi gerektiği belirtilmektedir. Tebliğde ayrıca, Bakanlık Genelgesinin 1(2). fıkrasındaki bütünleştirme ilkesini açıklamaktadır. Buna göre "bütünleştirmenin temel gayesi, cinsel rehberliği, insan cinselliğini çok özel bir fenomen şeklinde göstermeyecek bir bağlama yerleştirmektir; cinsellik ne sadece fiziksel, ne sadece teknik bir konudur; öte yandan cinsellik, objektif ve ölçülü tartışmaların içinde yer almadığı duygusal bir konu da değildir. Bu nedenle bu konu, okul eğitiminin bütünselliği içinde yer almaktadır. (25-27)
Müfredat Komitesinin hazırladığı Rehber (Guide), cinsel eğitimin tarzı ve kapsamı ile ilgili olarak, Devlet okulları müfredatında yer verilebilecek konuları belirtmektedir. Buna göre eğitimin ilk dört yılında, konular aile kavramı ile başlamakta, daha sonra cinsler arasındaki farklılık, doğum, çocuğun gelişmesi, aile planlaması, çocukların tanımadıkları yetişkinlerle ilişkileri ve ergenlik konularıyla devam etmektedir. Beşinci sınıftan yedinci sınıfa kadar işlenmesi önerilen konular şöyle sıralanmaktadır: cinsel organlar, ergenlik, hormonlar, kalıtım, cinsel faaliyetler (mastürbasyon, cinsel ilişki, orgazm), döllenme, gebelikten korunma metotları, zührevi hastalıklar, cinsel sapmalar (özellikle eşcinsellik) ve pornografi. Sekizinci yıldan onuncu yıla kadar verilen öğretimde, aynı konularda, cinsel yaşamın ahlaki, sosyal ve ailevi yönleri ele alınmaktadır. Rehberde ayrıca, cinsel ahlak ve cinsel manevi değerler; evlilik öncesi cinsel yaşam hakkında farklı görüşler; çeşitli dinler ve siyasal görüşler açısından cinsellik ve evlilik sorunu; cinslerin rolleri; evlilikte aşk, cinsellik ve sadakat; boşanma gibi konulara yer verilmektedir. (28)
Rehberde, cinsel konularda öğretmenler ile öğrenciler arasında gayri resmi konuşmalar şeklinde bir öğretim metodunun uygulanması savunulmaktadır. Rehberde eğitimin, çocuğu kırmayacak veya korkutmayacak bir nezaketle ve her çocuğun kendi geliştirdiği görüşlerine saygı gösterilecek şekilde yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Rehber, cinsel yaşamın ahlaki ve manevi değerler ile ilgili sorunların tartışılmasında öğretmenlerin objektif bir tutum almaları, öğretmenin kendisini tartışılan konularla ne özdeşleştirmesi ve ne de kendini konulardan tamamen yalıtması gerektiği, ama öğretmenin kendi kişisel görüşünü de söylemesini engellemediği belirtilmektedir. Rehbere göre okullarda her sosyal sınıftan öğrenci bulunması, objektifliğin alanını genişletmektedir; bu yaklaşım aileleri, çocuklarının evdeki fikirlerden sapabilecek şekilde tek yönlü etkilenmediklerine inandırıcı olmalı; anne-babalar temel ahlaki noktaların objektif ve ılımlı olarak verildiğine güvenebilmelidirler. Rehberde ayrıca öğretmenlerin basit bir terminoloji kullanmamaları, erotik fotoğraflar göstermemeleri, grup dışında tek bir öğrenci ile cinsel konuları konuşmamaları ve cinsel ilişki teknikleri konusunda öğrencilere bilgi aktarmamaları gerektiği belirtilmektedir. (29)
Oysa başvurucular, uygulamada geniş ölçüde basit bir terminolojinin kullanıldığını belirtmekte ve Danimarkada 55 bin adet satılan bend H. Claessonun kitabını örnek olarak göstermektedirler. Başvuruculara göre bu kitapta sıklıkla basit bir terminoloji kullanılmakta, çiftleşme teknikleri açıklanmakta ve erotik durumları resmeden fotoğraflar yer almaktadır. (29)
Rehberde ayrıca okul ile veliler arasındaki ilişki de ele alınmaktadır. Rehbere göre, cinsel eğitim konusunda okul ile ev arasında karşılıklı etkileşimi sağlamak için, okulda verilen cinsel eğitimin kapsamı ve yöntemi hakkında velileri bilgilendirmenin önemi büyüktür. Okul ile veliler arasında bu ilişkinin kurulması için veli toplantıları uygun bir zemindir. Bu toplantılarda yapılacak tartışmalar, okuldaki cinsel eğitimin amacını vurgulamak ve bütün tarafların yararına işbirliği sağlamak için bir fırsat oluşturacaktır. (30)
Eğitim Bakanlığının 15 Haziran 1972 tarihli ve 313 sayılı Genelgesi 1 Ağustos 1972de yürürlüğe girmiş ve 8 Haziran 1971 tarihli Genelgeyi yürürlükten kaldırmıştır. Bu yeni Genelgenin 1(1). fıkrasında cinsel eğitimin amacı, öğrencilerin kendilerine dikkat etmeleri ve aynı konuda başkalarına saygı göstermelerini sağlamak için cinsel yaşam hakkında yeterli bilginin verilmesi, şeklinde açıklanmıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, üreme organlarının anatomisi, gebelik ve gebelikten korunma, zührevi hastalıklar konusunda, öğrencilerin daha sonraki yaşamlarında bilgisizlikleri nedeniyle güçlük çekmelerini önleyecek ölçüde asgari bilgiler verilmesi öngörülmektedir. Yine bu maddenin 3. fıkrasında, cinsel eğitimin en geç üçüncü sınıfta başlaması, genel derslerin bütünleyici bir parçası olması, altıncı veya yedinci sınıflar ile dokuzuncu sınıfta cinsel eğitimin içerdiği temel konularda ödev verilebileceği belirtilmektedir. Genelgenin 2. maddesinde, cinsel eğitimin organizasyon ve kapsamının müfredat ile veya müfredata göre belirleneceği söylenmektedir. Genelgenin 3(1). fıkrasında, cinsel eğitimin bütünleştiği derslere giren öğretmenler tarafından, okul müdürünün direktiflerine göre verileceği belirtilmektedir. Hangi derslerin öğretilecek konularla bağlantılı olduğu konusunda müfredatta açıklık bulunmaması halinde bu konular, öğretmenler kurulunun tavsiyesi üzerine sınıf öğretmenleri tarafından öğretmenler arasında dağıtılır; tavsiye kararı okul kurulu tarafından onaylanır. Yine 3(2). fıkrasında bir öğretmenin 1(3). fıkrasında belirtilen cinsel eğitim konularında öğretim vermeye zorlanamayacağı veya bir öğretmenin öğrencilere çiftleşme teknikleri hakkında bilgi verme veya erotik durumları resmeden fotoğraflar gösterme yükümünde olmadığı söylenmektedir. Genelgenin 4. maddesinde, velilerin okul müdürlüğüne başvurarak, Genelgenin 1(3). fıkrasındaki derslerden çocuklarının muaf tutulmasını isteyebilecekleri belirtilmektedir. (31)
15 Haziran 1972 tarihli bir Tebliğde de, yeni Genelgenin amacının okul yetkililerine ve velilere cinsel öğretimin organizasyonunda daha fazla etkinlik kazandırmak olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca okul eğitiminin bütünleyici bir parçası olmaya, yani zorunlu öğretim konularının bir kısmını oluşturmaya devam eden cinsel eğitimin, daha sınırlı bir amacı bulunduğu ve daha çok somut bilgi vermeye dayandığı belirtilmektedir. Tebliğe göre, Müfredat Komitesinin hazırladığı Rehber hala yürürlüktedir; ancak Genelge bu Rehbere atıfta bulunmadığından, Rehber sadece, okul yetkililerinin müfredatı hazırlarken başvurabilecekleri bir yardımcı niteliğindedir. Tebliğde son olarak öğretmenlerin görevleri üzerinde durulmaktadır. Tebliğe göre eğer bir öğretmen, cinsel eğitim konularında yeterli bir biçimde öğretim yapamayacağına inanıyorsa, Öğretmenler Öğretim Koleji tarafından verilen bilgilendirme kurslarına katılması sağlanmalıdır. Tebliğde cinsel eğitim ile ilgili derslerin dağıtımında öğretmenlerin kişisel ve mesleki niteliklerine özel bir önem verilmesi tavsiye edilmektedir. (32)
Danimarka Parlamentosu 26 Haziran 1975te yeni bir Devlet Okulları Yasasını kabul etmiş, bu yasa 1 Ağustos 1976da tam olarak yürürlüğe girmiştir. Ancak bu yeni yasa cinsel eğitimin, ilköğretimde verilen öğretimin bütünleyici ve zorunlu olması konusunda önceki hükümde bir değişiklik yapmamıştır. Yeni yasa, velilerin Devlet okullarının idaresi ve denetimi konusundaki etkinlikleri ile ilgili önceki hükümlerde de bir değişiklik yapmamıştır. Yeni yasa Parlamentoda tartışılırken Hıristiyan Halk Partisinin, velilerin çocuklarının cinsel eğitimden muaf tutulmasını isteyebilmelerine ilişkin verdiği değişiklik önergesi, 24e karşı 103 oyla reddedilmiştir. (33)
Özel okullar: İlköğretim özel okullarında, kural olarak Devlet okullarındaki bütün zorunlu dersler yer almaktadır; ancak cinsel eğitim bu kuralın bir istisnasını oluşturmaktadır. Özel okullar bu alanda verdikleri öğretimin, Devlet okullarında uygulanan kurallarla hangi oranda paralellik taşıması gerektiği konusunda serbestçe karar verebilirler. Ancak özel okullar da 1960tan bu yana biyoloji ders programlarında, Devlet okullarında olduğu gibi, insanın üremesi konusuna zorunlu olarak yer vermek durumundadırlar. (34)
Başvurucuların iddiasına göre, zorunlu cinsel eğitimin getirilmesi, nüfusun genel isteğini yansıtmamaktadır. Nyborg kentinde bir müdür kısa sürede bunu protesto eden 36 bin imza toplamıştır. Aynı şekilde Oberva adlı Enstitünün 18 ve daha yukarı yaştaki 1.532 kişi arasında yaptığı ve 30 Ocak 1972de bir gazetede yayınlanan anket sonuçlarına göre, cinsel eğitimin seçimlik olmasını isteyenlerin oranı yüzde 41, ilk öğretimde cinsel eğitim verilmemesini isteyenlerin oranı yüzde 15tir; 1970 Yasası ile getirilen sistemi sadece yüzde 35lik bir kesim onaylamaktadır. Öte yandan 1975te yayınlan ve Mahkemeye sunulan iki makaleye göre ilk öğretimde cinsel eğitim, yasakoyucunun istediği sonuçları henüz vermemiştir. Tam tersine, 1970 ile 1974 arasında, istenmeyen gebeliklerin sayısında önemli ölçüde artış vardır. Hükümete göre ise, 1970 ile 1974 arasındaki istatistiklerin, ya sanın etkisini yansıttığı söylenemez; çünkü bu yasa Ağustos 1973ten itibaren uygulanmaya başlanmıştır. (35)
II. Dava Konusu Olaylar
Başvurucular Bay ve Bayan Kjeldsenin 1962 doğumlu olan kızları Karen, Vardedeki St. Jacobi belediye okuluna gitmektedir. Bu şehirdeki bütün belediye okulları 1972-73 öğretim yılına kadar, 1969da kabul edilmiş olan müfredatı uygulamaktadırlar. Vardedeki müfredat 1973-74 öğretim yılında uygulanmaya başlamak üzere değiştirilmiştir. Başvurucular 25 Nisan 1971de Eğitim Bakanlığından kızlarının cinsel eğitim derslerinden muaf tutulmasını istemişlerdir. Bakanlık 6 Mayıs 1971 tarihli karşılık yazısında, Devlet okullarında cinsel eğitim hakkında yeni bir Genelge hazırlanmakta olduğunu bildirmiştir. Başvurucular Danimarka Parlamentosuna ve Parlamentodaki Ombudsmana durumdan şikayetçi olmuşlar, ancak Ombudsman bu konuda yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir. Eğitim Bakanlığından 14 Temmuz 1971de başvuruculara gönderilen yazıda, 274 sayılı Genelgenin yayınlandığı ve pratik nedenlerle çocuklarının cinsel öğretimden muaf tutulmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Başvurucular 5 Ağustosta, Eğitim Bakanlığından bu kez özel okullarda cinsel eğitimin verilip verilmediğini sormuşlardır. Bakanlıktan 20 Eylülde verilen yanıtta, özel okulların cinsel eğitim verme zorunluluğu bulunmadığı, ancak 1960 yılından bu yana biyoloji ders programı içinde bazı konuların işlenmesinin zorunlu olduğu belirilmiştir. Bundan bir süre önce, yani 31 Ağustos 1971de, Varde okul Komisyonu, başvurucu ailenin kızlarına serbest özel eğitim verilmesi yönündeki talebini reddetmiştir. (36-38)
Başvurucu ailenin 6 Eylül tarihli bir başka yazısı üzerine Eğitim Bakanlığının 13 Ekim 1971 tarihli cevabında, cinsel öğretim içermeyen ve serbest eğitim sağlayan bir yasa tasarısı hazırlamadıklarını belirtilmiş ve kız çocuklarının ayrı bir eğitim alması konusundaki talebi de reddedilmiştir. Bakanlık yazısında ayrıca, aynı konuda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin Birinci Protokolünün 2. maddesini ileri süren bir başka aileye verdiği yanıta dayanarak, cinsel eğitim ile ilgili Yasanın, özellikle özel okulların bulunduğu dikkate alınarak, Protokole uygun olduğu belirtilmiştir. Bu arada başvurucular çocuklarını St. Jacobi okulundan almışlar ve 1971-72 öğretim yılında evde öğrenim görmesini sağlamışlardır. Ağustos 1972de çocuklarını yeniden Vardedeki bir okula göndermişlerdir. (39-40)
Başvurucular Komisyona yaptıkları başvuruda, en yakın özel okulun evlerinden 19 kilometre uzaklıkta olduğunu, çocuklarının diyabeti bulunduğunu, evden uzun bir süre ayrı kalamayacağını belirtmişlerdir. Hükümet, bu konuda bir itirazda bulunmamıştır. (40)
Diğer başvuruculardan Bay ve Bayan Busk Madsenin dört çocuğu vardır; en büyüğü 1972 yılında Abenradaki bir Devlet okuluna başlamıştır. Bu başvurucuların çocuklarının cinsel eğitimden muaf tutulması için yaptıkları başvuru da olumsuz sonuçlanmıştır. (41)
Öteki başvurucular Bay ve Bayan Pedersenin beş çocuğu vardır; bunlardan üçü 1972 yılında okul çağındadır. İki çocuk, cinsel eğitim ile ilgili dersleri almamaları için özel okula gönderilmiştir; üçüncüsü Alborgdaki belediye okuluna gitmektedir. Bu başvurucular da yetkili makamlara çocuklarının cinsel öğretimden muaf tutulmaları için başvurmuşlar, ancak olumsuz sonuç almışlardır. İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptıkları başvuruda, eğer Komisyon kendileri için olumlu bir sonuca varmayacak olursa, üçüncü çocuklarını da özel okula göndereceklerini belirtmişlerdir. (42)
Başvurucular Mart 1972de, bu okullarda cinsel eğitimle ilgili olarak kullanılan bazı kitapların okutulmasından şikayetçi olmuşlardır. Şikayet konusu kitapların okutulmasına, okullardaki öğretmenlere danışıldıktan sonra okul kurulu tarafından onay verildiği anlaşılmaktadır.(43)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucular 4 Nisan 1971 ve 7 Ekim 1972 tarihlerinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurmuşlar, Komisyon 19 Temmuz 1973 tarihinden bu başvuruları birleştirmiştir. Başvurucular, 1970 tarihli Yasayla Devlet okullarında bütünleştirilmiş bir biçimde zorunlu cinsel eğitim verilmesinin, Hıristiyan anne-babalar olarak sahip oldukları inançlara aykırı olduğunu ve Birinci Protokolün ikinci maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Komisyon bu başvuruları, Birinci Protokolün ikinci maddesi bakımından kabuledilebilir bulmuş; ancak başvurucuların Danimarka makamlarının cinsel eğitim verilmesinin tarzı konusunda yayınladıkları direktifler ve yaptıkları idari tasarruflar hakkındaki şikayetler bakımından iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Komisyonun 21 Mart 1975 tarihli raporunda, Birinci Protokolün ikinci maddesi ile Sözleşmenin 8. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediği yönünde görüş bildirmiştir. (44-45)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Ön sorunlar
A. Sözleşmenin 37 (Mahkeme Eski İçtüzüğünün 47). maddesi
Birinci başvurucu aile görülmekte olan davadan çekildiklerini beyan ederek, kendileri ile ilgili ayrı bir yargılama yapılmasını istemişlerdir. (47)
Mahkemeye göre, Sözleşmede başvurucuların davayı Mahkeme önüne getirme hakkı bulunmadığı için, bu davanın durdurulmasını isteme hakları da yoktur. Bu olayda Mahkeme İçtüzüğünün 47(1). fıkrası uygulanamaz; çünkü bu fıkra sadece davayı Mahkeme önüne getiren Tarafın, yani bu olayda davayı Mahkeme önüne getiren Sözleşmeci Devletin talebini kapsamaktadır. (47)
Mahkeme, İçtüzüğün 47(3). fıkrasına göre davanın düşmesine karar verebilir. Ancak İçtüzüğün 47(2). fıkrası, davanın düşmesine karar verilebilmesi için dostane çözüm, sorunun halledilmesine ilişkin bir düzenleme veya başka bir sonucun varlığını gerektirmektedir. Ancak birinci başvurucu aile bakımından böyle bir durum yoktur. Ayrıca, Mahkeme önündeki davanın birinci başvurucu bakımından düşmesine karar verilmesinin pratik yararı da yoktur; çünkü diğer başvurucuların aynı problemlerle ilgili olan başvuruları Mahkeme önünde devam edecektir. (47) Bu nedenlerle Mahkeme olayda, davanın düşmesi talebinin reddine karar vermiştir.
B. Sözleşmenin 32 (Eski 45. maddesi)
Komisyon başvuruları, cinsel eğitimi Devlet okullarında zorunlu duruma getiren 27 Mayıs 1970 tarihli Yasanın, Birinci Protokolün ikinci maddesine uygunluğu bakımından kabuledilebilir bulmuş, Danimarka makamlarının direktifleri ve diğer idari işlemler bakımından yapılan şikayetleri ise, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Komisyon daha sonra raporunda kendi görevinin, cinsel eğitimi bütünleştiren Danimarka mevzuatı ile ilgili olduğunu, çeşitli okullarda verilen öğretim tarzı ile ilgili olmadığını belirtmiştir. Komisyon, bu mevzuat terimi ile 27 Mayıs 1970 tarihli 235 sayılı Yasayı, 8 Haziran 1971 tarihli ve 274 sayılı Genelgeyi, 15 Haziran 1972 tarihli ve 313 sayılı Genelgeyi, Müfredat Komitesinin hazırladığı Nisan 1971 tarihli Rehberi ve 8 Haziran 1971 tarihli Bakanlık Tebliğini kastetmiştir. Komisyon Mahkemeden, okulların cinsel eğitimin verilmesi ile ilgili olarak yaptıkları belirli tasarrufları yani yerel makamların ve veli derneklerinin işlemlerini değil, Hükümet tarafından yapılan genel nitelikteki tasarrufları dikkate almasını istemiştir. (48)
Hükümet de, ayrıca, 8 Haziran 1971 ve 15 Haziran 1972 tarihli Talimatnameleri, Nisan 1971 tarihli Rehberi, Mahkemenin inceleme yapması için sunmuştur. (48)
Mahkeme de bu çerçevede kendisinden, 27 Mayıs 1970 tarihli Yasa ve bu Yasayla verilen yetkiye dayanılarak çıkarılmış mevzuatın Sözleşmeye ve Birinci Protokole aykırı olup olmadığına karar vermesinin istendiği, her bir belde veya eğitim kurumu düzeyinde alınan bazı uygulama tasarruflarının ise, Mahkeme denetiminin dışında kaldığı sonucuna varmıştır. (48)
27 Mayıs 1970 tarihli Yasanın 1(25). fıkrası, bütünleştirilmiş zorunlu öğretim konuları listesine cinsel eğitim terimini eklemekle yetinmiştir. Eğitim Bakanlığına, bu prensibin uygulanma tarzını tespit etme yetkisi verilmiştir. Bu yetki hükmü doğrultusunda Eğitim Bakanlığının yayınladığı 8 Haziran 1971 ve 15 Haziran 1972 tarihli Talimatnameler ve Genelgeler, Yasayla bir bütün oluşturur. Mahkeme bunlara dayanarak Yasanın bir değerlendirmesini yapabilir; aksi takdirde Mahkemenin incelemesi yararlı bir amaca hizmet etmeyecektir. (48)
Nisan 1971 tarihli Rehber, bir mevzuat veya yönetmelik metni olmayıp, yerel okul yetkililerine yardımcı olan ve tavsiyelerde bulunan bir çalışma belgesidir. 8 Haziran 1971 tarihli Talimatname ve Genelge bu Rehberden söz etmişlerdir; ancak 15 Haziran 1972 tarihli Talimatname ve Genelge, Rehberden söz etmemiştir. Bununla beraber, Nisan 1971 Rehberi bütün ülkede kullanılan bir belge olup, Mahkeme önünde sık sık zikredilmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, tartışma konusu mevzuatın anlamının aydınlatılmasına katkıda bulunduğu ölçüde Rehberi de dikkate alır. (48)
Öte yandan, Mahkemenin denetimi bu olayda cinsel eğitim konusunda özel ve seçimlik derslerle ilgili hükümleri kapsamaz; bu denetim sadece, zorunlu derslerle bütünleştirilmiş cinsel eğitimle ilgili hükümleri kapsar. (48) Böylece Mahkeme yapacağı denetimin kapsamını belirlemiştir.
II. Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlali iddiası
Hükümet, önce 2. maddenin ikinci cümlesinin Devlet okullarına uygulanamayacağını ileri sürmüş, daha sonra ise, özel okulların varlığı nedeniyle hemen her olayda bu cümlenin ihlal edilmezliği sonucu çıkarılamayacağı görüşünü kabul etmiştir. Hükümet ayrıca, anne-babaların çocuklarını Devlet okullarına göndermeye zorlanmadıklarını; anne-babaların çocuklarına evde öğrenim verebilmelerine, Devletin desteklediği özel okullara gönderebilmelerine imkan tanındığını; böylece Devletin 2. madde bakımından eğitim ve öğretimle ilgili bir görev üstlendiğini belirtmiştir. Hükümete göre Devlet, ikinci cümledeki hükümden çıkan yükümlülüğünü yerine getirmiştir. (50)
Mahkeme, Danimarkada özel okulların kamu eğitim sistemi ile birlikte varolduğunu not etmiştir. Söz konusu 2. maddenin ikinci cümlesi Sözleşmeci Devletleri, eğitim ve öğretim alanında üstlendikleri her türlü görev bakımından bağlar; kamu eğitiminin organizasyonu ve finansmanı da bu görev içinde yer alır. (50)
İkinci maddenin ikinci cümlesi, herkese eğitim hakkı tanıyan birinci cümlesi ile birlikte okunmalıdır. İkinci cümle, birinci cümledeki bu temel hakkın üzerine anne-babaların dinsel ve felsefi kanaatlerine saygı isteme hakkını eklemiştir. İkinci maddenin birinci cümlesi, ikinci cümlede olduğu gibi, Devlet ve özel öğretim arasında bir ayrım yapmamıştır. (50)
Kısacası, ikinci maddenin ikinci cümlesi, Sözleşmenin kabul ettiği tarzdaki demokratik bir toplumun muhafaza edilmesinde başlıca unsurlardan biri olan eğitimde çoğulculuğu güvence altına almayı amaçlamaktadır.(50)
Mahkeme de Komisyon gibi, Danimarkada Devlet okullarının Birinci Protokolün uygulama alanı dışında kalmadığı sonucuna varmaktadır.(50)
Mahkeme ayrıca, ikinci maddenin ihlal edilip edilmediğini incelerken, Danimarka Devleti tarafından eğitim ve öğretim alanında üstlenilen yükümlülüklerin, özel okullara önemli derecede yardım yapılmasını içerdiğini de unutmaz. Özel okullar vasıtasıyla sağlanan alternatif çözüm, bu davada görmezlikten gelinemez.(50) Bu nedenlerle Mahkeme olayda, Birinci Protokolün ikinci maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.
Hükümet ikinci olarak, 2. maddenin gidilmesi zorunlu olmayan Devlet okullarına uygulanabilirliği kabul edilse bile, bu maddenin anne-babalara sadece mezhepsel nitelikte bir dinsel eğitimin verildiği derslerden çocuklarını muaf saydırma hakkı verdiğini ileri sürmüştür. (51)
Mahkeme bu görüşe katılmamıştır. Devletin eğitim ve öğretim alanındaki her bir fonksiyonuna uygulanan 2. madde, din eğitimi ile diğer konuların eğitimi arasında bir ayrım yapmaya izin vermemektedir. Bu madde Devlete, eğitim programının bütününde, anne-babaların dinsel veya felsefi kanaatlerine saygı göstermeyi emretmektedir. (51)
Birinci Protokolün 2. maddesi, birinci cümlenin egemen olduğu bir bütünü oluşturmaktadır. Eğitim hakkından yoksun bırakmama yükümlüğü ile kendilerini bağlayan Sözleşmeci Devletler, kendi egemenlik yetkisi içinde bulunan herkes için, belirli bir zamanda varolan bir eğitim kurumuna girme ve tamamladıkları çalışmaların resmen tanınması suretiyle, aldıkları eğitimden bir menfaat sağlama hakkını (bk. 23.07.1968 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı) güvence altına almışlardır. (52)
İkinci maddenin ikinci cümlesinde düzenlenen hak, birinci cümledeki temel eğitim hakkının uzantısıdır. Çocuklarının eğitim ve öğretiminden asıl sorumlu olan anne ve babalar bu sorumluluklarını yerine getirirken, Devletten kendilerinin dinsel ve felsefi kanaatlerine saygı gösterilmesini isteyebilirler. Bu nedenle anne-babaların hakları, eğitim hakkından yararlanma ve bunu kullanma ile yakından ilişki kurulabilecek bir sorumluluğa karşılık gelmektedir. (52)
Öte yandan Sözleşme ve Protokol hükümleri bir bütün olarak okunmalıdır (bk. 23.07.1968 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı). Buna göre 2. maddenin hükümleri, sadece bu maddede yer alan hükümlerin ışığında değil, ama özellikle Sözleşmenin anne-babalar ve çocuklar da dahil, herkesin 8. maddedeki (özel ve aile yaşamına saygı hakkı), 9. maddedeki (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) ile 10. maddedeki (haber ve fikirleri elde etme ve ulaştırma özgürlüğü) hakları ışığında okunmalıdır.(52)
Buradan çıkan sonuca göre, müfredatı hazırlamak ve planlamak, ilk önce Sözleşmeci Devletlerin yetkisine girmektedir. Bu konu, amaca ulaşmak için izlenecek yolun tespiti ile ilgili sorunları kapsamaktadır; bu sorun üzerinde Mahkeme karar veremez; bu sorunların çözümü tabi ki ülkeye ve zamana göre değişmektedir. (53)
Birinci Protokolün 2. maddesi, Devletlerin eğitim ve öğretim yoluyla, doğrudan veya dolaylı olarak, dinsel veya felsefi türden bilgi vermelerini engellememektedir. Bu madde, anne-babaların bu türden bir öğretimin müfredata konulmasına karşı çıkmalarına da izin vermemektedir; çünkü aksi takdirde, kurumsallaşmış bütünsel eğitim uygulanamaz hale gelebilecektir. Aslında, okullarda okutulan bir çok dersin az ya da çok felsefe ile bir bağlantısı olmadığını söylemek zordur. Felsefi, kozmolojik veya ahlaki nitelikteki her soruya bir yanıtı olan geniş bir dogmatik ve ahlaki bütün oluşturan dinlerin varlığı hatırlanacak olursa, aynı şey dinsel eğilimler bakımından da geçerlidir. (53)
Öte yandan 2. maddenin ikinci cümlesi, Devletin eğitim ve öğretim alanında üstlendiği görevleri yerine getirirken, müfredata dahil edilen bilgilerin objektif, eleştirel ve çoğulcu bir tarzda nakledilmesine dikkat etmek zorunda olduğunu ima etmektedir. Devletin, anne-babaların dinsel ve felsefi kanaatlerine saygı göstermeyip, fikir aşılama (indoctrination) amacını izlemesi yasaktır. Geçilmemesi zorunlu olan sınır budur. Böyle bir yorum, Protokolün 2. maddesinin birinci cümlesi ile birlikte, Sözleşmenin 8-10. maddeleri ve demokratik bir toplumun ideallerini ve değerlerini korumak ve geliştirmek için düzenlenmiş bir belge olan Sözleşmenin genel esprisine de uygundur. (53)
Mahkemeye göre tartışma konusu mevzuat, yukarıda yorumu yapıldığı şekilde Protokolün 2. maddesine uygun olup olmadığı incelenirken, bir yandan yasama politikasını değerlendirmekten kaçınmak, öte yandan da yasakoyucunun çözüm aradığı somut sorunu göz önünde tutmak gerekir. (54)
Yasayı çıkartmadan önce nitelikli uzmanların görüşlerini almayı ihmal etmeyen Danimarka yasakoyucusu, o sıralarda Danimarkada çocukların hiç zahmetsiz ve bir çok kaynaktan cinsel yaşamlarını ilgilendiren bilgileri aldıkları olgusundan hareket etmiştir. Konu üzerinde Devlet okullarında verilen eğitimin amacı, bu konudaki bilgileri daha doğru, açık, objektif ve bilimsel bir tarzda vermektir. Şikayet konusu mevzuat tarafından sağlanan ve düzenlenen bu öğretim, prensip olarak öğrencilere daha iyi bilgi vermeyi amaçlamaktadır. Bu amaç, diğer belgelerle birlikte Nisan 1971 tarihli Rehberin başlangıç bölümünden çıkmaktadır. (54)
Konu bu çerçevede ele alınsa bile, bu tür bir eğitim, öğretmenlerin dinsel ve felsefi alana taşan bazı bilgiler vermelerini imkansız kılamaz; çünkü bu konu, maddi bilgilerin verilmesi sırasında kolaylıkla değer yargılarının da ifade edilebileceği türden konulardır. Mahkemenin önündeki belgelere göre Danimarka Devleti, gerekli görülen bilgilerin uygun zamanda çocuklara verilmesi suretiyle, örneğin evlilik dışında doğan çocuk sayısındaki fazlalık, kürtaj ve zührevi hastalıklar gibi rahatsızlık verici bir çok fenomen karşısında kendilerini uyarmaya çalışmıştır. Kamu makamları, günü geldiğinde çocukların kendilerine bakabilmeleri ve aynı konuda başkalarına dikkat etmeleri ve bilgisizlik nedeniyle kendilerini ve başkalarını güç durumda bırakmamaları için yeterli bilgiyle donatmak istemiştir. Bu konular aslında ahlaki düzen içinde yer alır; ancak bunlar çok genel nitelikte olup, demokratik bir Devletin kamu yararı kapsamında görebileceği konulardır. (54)
Tartışma konusu mevzuat hiç bir biçimde, belirli bir tarzda cinsel bir davranışı savunmak suretiyle, fikir aşılamayı (indoctrination) amaçlamamaktadır. Bu mevzuat, cinselliği kışkırtan veya öğrencilerin dengelerini bozabilecek, sağlıkları veya gelecekleri için tehlikeli olabilecek bir yaşantıya girmelerini teşvik edecek veya anne-babaların kınamasına sebep olacak bir görüş savunmamaktadır. Bu mevzuat, çocukların doğal eğitimcileri olan anne-babaların onları aydınlatmalarını ve onlara tavsiyelerde bulunmalarını veya kendi dinsel veya felsefi kanaatleri çizgisinde yönlendirmelerini de etkilememektedir. (54)
Mevzuatın uygulanması sırasında bir okul veya öğretmen tarafından kötüye kullanma olabilir; ancak yetkililer bu kötüye kullanmayı görmek ve dikkatsizlik, yetersizlik veya öğrencileri kendi dinine sokmaya çalışmak suretiyle anne-babaların dinsel ve felsefi kanaatlerine saygısızlık yapılmamasına azami özen göstermek zorundadırlar. Komisyonun kabuledilebilirlik kararlarında böyle bir sorunun bulunmadığı anlaşılmaktadır (bk. 23.07.1968 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı). (54)
Bu nedenlerle Mahkeme, tartışma konusu mevzuat nedeniyle, başvurucu ailelerin dinsel ve felsefi kanaatlerine uygun eğitim verilmesini isteme hakkının hiç bir biçimde ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
III. Birinci Protokolün 2. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddenin ihlali iddiası
Başvurucular, Danimarka mevzuatının anne-babaların çocuklarını din derslerinden muaf saydırma imkanı verdiği halde, bütünleştirilmiş cinsel eğitimden muaf saydırma imkanı vermediğini, bunun da Sözleşmenin 14. maddesine aykırı olarak dine dayanan bir ayrımcılık oluşturduğunu iddia etmişlerdir. (56)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 14. maddesi, güvence altına alınan hak ve özgürlükler alanında, kişileri veya grupları bir diğerinden ayrılabildiği kişisel bir nitelik (statü) temeline veya sebebine dayanan ayrımcı muameleleri yasaklamaktadır. Tartışma konusu mevzuatta böyle bir muamelenin bulunduğunu ima eden bir şey yoktur. (56)
Ayrıca, dinsel eğitim ile cinsel eğitim arasında fark vardır. Dinsel eğitim sadece bilgi değil, bir öğreti yayar; oysa cinsel eğitim böyle değildir. Bu nedenle başvurucular tarafından itiraz konusu yapılan dinsel eğitim-cinsel eğitim ayrımı, birbirinin benzeri olmayan maddi esaslara dayanır. Bu nedenlerle Mahkeme, eğitim hakkı bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(56)
IV. Sözleşmenin 8 ve 9. maddelerinin ihlali iddiası
Başvurucular ayrıntı vermeden Sözleşmenin 8 ve 9. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, Birinci Protokolün 2. maddesini yorumlarken ele aldığı gerekçesiyle Sözleşmenin 8 ve 9. maddelerinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(57)
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Bir karşı altı oyla, Sözleşmenin 14. maddesiyle birlikte ele alındığında, Birinci Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle, Birinci Protokolün 2. maddesiyle birlikte ele alındığında Sözleşmenin 8 ve 9. maddelerinin ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy