(AİHS m. 11, 13, 14)
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar - Konuyla İlgili İç Hukuk
Başvurucu İsveç Makinistler Sendikası, 1958 yılında kurulmuştur. Bu sendika, İsveç Devlet Demiryollarında çalışan beş - altı bin kadar işçinin üyeliğine açıktır. 1975 yılında sendikanın 1.100 üyesi vardır. Sendikanın üye oranı, üye olabileceklerin yüzde yirmi - yirmi beşi arasındadır. İşçilerin yüzde sekseni, Devlet İşçileri Sendikasının üç önemli federasyonundan biri olan Demiryolları Federasyonuna üyedir.
İsveçte özel sektörde çalışan işçiler yaklaşık yüz yıldır, sendika kurma, sendikalara üye olma ve Devletin müdahalesine maruz kalmadan mesleki menfaatlerini korumak için faaliyette bulunma haklarını kullanmaktadır. İş hukukunun pratikte gelişen prensipleri, Toplu Sözleşme Yasası (1928), İş Mahkemeleri Yasası (1928), Teşkilatlanma ve Müzakere Hakkına dair Yasa (1936) ile düzenlenmiştir.
1936 tarihli yasanın 3. maddesi sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkını düzenlemektedir. Bir sendika üyesinin sendika hakkının başka bir kişi tarafından ihlal edilmesi, üyesi bulunduğu sendikanın ilişkilerine müdahale sayılabilecek nitelikte ise, sendika bu yasanın korumasından yararlanır ve zararları tazmin edilir. Yasanın 4. maddesi müzakere hakkını düzenlemekte ve bu hakkı, "çalışma koşulları ve işçi ile işveren ilişkileri konusunda müzakere başlatmak" şeklinde tanımlamaktadır. Müzakere hakkı, diğer tarafa müzakerelere girme, müzakere için yapılan toplantılara katılma ve gerekiyorsa, anlaşmazlık konuları üzerinde önerilerde bulunma yükümlülüğü yüklemektedir. Bu hüküm, başvurucu sendika da dahil, bütün sendikalara uygulanmaktadır. İş Mahkemesinin 1972 tarihli bir kararına göre, müzakerenin bir anlaşma ile sonuçlanması zorunlu değildir.
Sözü edilen üç yasa, 1 Ocak 1966 tarihinden itibaren yürürlüğe giren bir yasa ile kamu sektöründe de uygulanmaya başlanmıştır. Bu yasa ayrıca, bazı istisnalar dışında, İsveç Milli Toplu Sözleşme Müdürlüğü ile Devlet çalışanlarının üye oldukları sendikalar arasında toplu sözleşmeler yapılmasını da öngörmektedir. İsveç sendikal hareketinin merkezileşmiş yapısı, bu reformun yapılmasını kolaylaştırmıştır. Aralık 1965te Toplu Sözleşme Müdürlüğü ile Devlet çalışanlarını temsil eden federasyon veya konfederasyon şeklindeki bu dört büyük teşkilat arasında yapılan Temel Sözleşme, bu reformun gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur.
Kamu kesiminde 500 bin kadar çalışanın 450 bin kadarı bu büyük teşkilatlara üyedir. Bunun yanında 40 kadar sendika da bu teşkilatlarla bağlantılıdır. Başvurucu sendika gibi bir kaç bağımsız sendikanın toplam 2 bin kadar üyesi vardır.
Sözü edilen Temel Sözleşmenin 4. maddesine göre, Toplu Sözleşme Müdürlüğü ile büyük teşkilatlar aksine karar vermedikçe, bir toplu sözleşme yapmak amacıyla Toplu Sözleşme Müdürlüğü ile çalışanlar adına bu büyük teşkilatlar arasında müzakereler yürütülür. Ancak bu, belirli bir örgütle kendisini ilgilendiren konularda müzakere yapılmasını engellemez. Buna göre, bazı bağımsız sendikalarla ayrı bir toplu sözleşme de yapılabilmiştir.
Bazı kamu sektörlerinin Toplu Sözleşmeleriyle ilgili 30 Haziran 1965 tarihli Kraliyet Kararnamesi, yapılan bir toplu sözleşmenin, bu sözleşmenin kapsamadığı işçilere de teşmil edilmesine imkan vermektedir.
İşçi temsilciliğinin belirli biçimleri, toplu sözleşmenin tarafları ile sınırlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu sendika, Merkez Çalışma Konseyinde ve Çalışma Saatleri Konseyinde temsil edilememektedir. Başvurucu sendika ayrıca, 31 Mayıs 1974 tarihli, İşyerlerinde Sendika Temsilcilerinin Statüsü Hakkındaki Yasada öngörülen işyerlerinde sendika temsilcisi görevlendirmemektedir.
Yukarıda sözü edilen yasalar yakın tarihlerde bir çok değişikliğe uğramıştır. 1975 tarihli yeni İsveç Anayasası, kamu ve özel sektörde sendikal hakları tanımıştır. İş uyuşmazlıklarının çözüm usulüne dair 31 Mayıs 1974 tarihli yasa 1928 tarihli İş Mahkemeleri Yasasını kaldırmıştır. 1 Temmuz 1974 tarihinden itibaren, bir sendika toplu sözleşmenin tarafı olsun veya olmasın, bu tür toplu sözleşme hükümlerinin yorumlanması ile ilgili uyuşmazlıkları mahkemenin önüne getirebilmektedir.
1 Temmuz 1966 ile 31 Aralık 1968 tarihleri arasındaki dönem için Devlet çalışanlarının iş ve çalışma şartları konusunda Toplu Sözleşme Müdürlüğü ile dört büyük federasyon arasında bir toplu sözleşme imzalanmış, Müdürlüğün başvurucu sendika ile yaptığı ek bir anlaşma ile söz konusu sözleşme, bu sendikaya üye olan işçilere de teşmil edilmiştir.
Başvurucu sendika Temmuz 1968de, Müdürlük ile yaptığı ek sözleşmeyi yıl sonundan itibaren sona erdirdiğini bildirmiş ve Müdürlüğün kendisi ile ayrı bir toplu sözleşme yapmasını istemiştir. Toplu Sözleşme Müdürlüğü başvurucu sendika ile ayrı bir toplu sözleşme yapmayı kabul etmemiş, ancak bu sendika ile görüşmeyi sürdürmek istediğini bildirmiştir. Başvurucu sendika 27 Nisan 1969 tarihinde grev ilan etmiş ve 9 Mayıstan itibaren iş bırakılmasına karar vermiştir. Müdürlük ise 13 Mayıstan itibaren geçerli olmak üzere lokavt ilan etmiştir.
Grev kararı 9 Mayısta uygulamaya girmiş, ancak 11 Mayısta greve son verilmiş, böylece lokavt kararını uygulamaya gerek kalmamıştır. Ancak, yapılan greve misilleme olarak Devlet, dört federasyonla aralarında yaptıkları yeni toplu sözleşmenin hükümlerini, geriye yürürlü olarak başvurucu sendika üyelerine uygulamayı reddetmiştir. Bu nedenle başvurucu sendikaya üye her bir işçinin yaklaşık 400 - 600 kron arasında bir kaybı olmuştur. 12 Temmuz 1969da Müdürlük ile dört büyük federasyon arasında 1969 ile 1970 yıllarına ilişkin bir toplu sözleşme yapılmıştır. Bu sözleşmenin hükümleri, kamu kesimindeki belirli toplu sözleşmelerle ilgili Kraliyet Kararnamesinin 4. maddesi gereğince, başvurucu sendika üyelerine de teşmil edilmiştir. 28 Haziran 1971de Müdürlük iki büyük federasyon ile yeni bir toplu sözleşme yapmış, bu sözleşme hükümleri başvurucu sendika üyelerine de teşmil edilmiştir.
Bu dönem için başvurucu sendika, Müdürlüğün kendisi ile ayrı bir toplu sözleşme yapması için isteklerde bulunmuş, ancak bu istekler reddedilmiştir. Başvurucu sendika 18 Haziran 1971de İş Mahkemesinde dava açarak, Müdürlüğün kendisi ile bir toplu sözleşme yapmak üzere müzakereye girme ve tarafların temel noktalarda uzlaşmaları halinde kendisi ile toplu sözleşme yapma yükümlülüğü bulunduğuna karar verilmesini istemiştir. İş Mahkemesi başvurucu sendikanın taleplerini 18 Şubat 1972 tarihli kararıyla reddetmiştir. Mahkeme'ye göre 1936 tarihli yasa, müzakerelerin başlangıcında taraflardan birinin toplu sözleşme yapmayacağını beyan etmesini engellememekte ve müzakerelerden sonra tarafları toplu sözleşme yapma yükümü altına sokmamaktadır. İş Mahkemesine göre, başvurucunun dayandığı uluslararası belgelere İsveç hukukunun yorumlanması sırasında dayanılabilir; bu belgeler İsveç hukukuna içselleştirilmemiş olsalar da, İsveç hukukunun bu belgelere saygı duyduğu kabul edilmelidir.
Başvurucu sendika toplu sözleşme yapmak amacıyla bir çok kez girişimde bulunmuş, ancak bunlardan bir sonuç alamamıştır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu sendika, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'na başvurarak, Sözleşme'nin 11, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon 20 Temmuz 1972de başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 27 Mayıs 1974 tarihli raporunda Sözleşmenin ihlal edilmediği görüşünü belirtmiştir.(9-34)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu sendikaya göre, İsveç Milli Toplu Sözleşme Müdürlüğünün büyük sendika federasyonlarıyla ve nadiren de olsa bağımsız sendikalarla toplu sözleşme yaptığı halde, kendisi ile toplu sözleşme yapmayı reddetmemiştir. Müdürlüğün kendisiyle toplu sözleşme yapmayı reddetmesi, sendika bakımından çeşitli olumsuz sonuçlara yol açmaktadır; başvurucu sendikanın örneğin, işyerlerine resmen sendika temsilcisi, güvenlik müfettişi ve çeşitli komitelere temsilci atama imkanı bulunmamaktadır; 1 Temmuz 1974 tarihli yasanın çıkmasından önce, sendikanın İş Mahkemesine başvurma hakkı dahi bulunmamakta idi. Başvurucu sendikaya göre bu uygulama, makinistleri sendikadan uzaklaştırmayı ve böylece sendikanın zayıflamasını ve kapanmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle başvurucu sendika, Sözleşmenin 11. maddesinin ve 14. madde ile birlikte yine 11. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sendikaya göre Hükümet, Sözleşmeyi İsveç hukukuna içselleştirmediği için Sözleşmenin 13. maddesi de ihlal edilmiştir.(34)
Hükümete göre Sözleşme'nin temel amacı, kamu gücünü elinde bulunduran Devlete karşı bireyleri korumaktır; Sözleşme, Devleti bireylerle olan özel hukuk ilişkilerinde Sözleşme hükümlerine uymakla yükümlü tutmamaktadır. Ayrıca başvurucu sendika, İsveç yasalarına, yürütme veya yargısal makamların tasarruflarına muhalefet etmemekte, İsveç Milli Toplu Sözleşme Müdürlüğünün, yani işveren olarak Devletin tasarrufundan şikayet etmektedir. Sözleşme özel sektör işverenlerine yüklemediği bir yükümlülüğü Devlete yükleyemez. (36)
Mahkeme'ye göre, Sözleşme'nin hiç bir yerinde Sözleşmeci Devletlerin kamu gücünü kullanan sıfatı ile işveren sıfatları arasında açık bir ayrım yapılmamıştır. Sözleşme'nin 11(2). fıkrası ayrıca, Sözleşmeci Devletlerin çalışanlarının toplanma ve örgütlenme özgürlüklerine saygı göstermekle yükümlü olduklarını belirtmektedir. Devletin işçileriyle ilişkisi ister özel hukuk isterse kamu hukuku alanına girsin, 11. madde işveren olarak Devleti bağlar. İşçilerin şikayetlerini kamu gücünü kullanan İsveç Devletine veya Toplu Sözleşme Müdürlüğüne yöneltilmiş olmasını dikkate almak gerekmez. Sözleşme'nin 11. maddesinin bireyler arasındaki ilişkide doğrudan veya dolaylı olarak uygulanabilirliği sorunu üzerinde karar verilmesi de gerekli değildir. (37)
Komisyon çoğunluğu, Sözleşme'nin 11. maddesinde sendikaların toplu sözleşmelere katılma ve üyeleri yararına toplu sözleşme yapma hakkının yer aldığı görüşündedir. (38)
Mahkeme'ye göre, bu haklar veya yetkiler tartışma konusu değildir; her ikisi de İsveç hukukuna göre başvurucu sendikaya tanınmıştır; başvurucu sendika bu hakların ihlal edildiğini ileri sürmemiştir. Mahkeme, 11(1). fıkrasının, işveren olarak Devletin işçilerini temsil eden bir sendika ile toplu sözleşme yapmaya girmesini gerektirip gerektirmediğini belirlemelidir. (39)
Mahkeme'ye göre, Sözleşme'nin 11(1). fıkrası sendika özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünün özel bir yönü olarak tanımaktadır. Bu madde, toplu sözleşme hakkı gibi, Devletin sendikalara veya üyelerine belirli biçimde davranmasını güvence altına almamaktadır. Bu hak 11. maddede yer almadığı gibi, bütün Sözleşmeci Devletlerin ulusal hukuklarında veya uygulamalarına bu hakkı içselleştirdiklerini, veya etkili bir sendika hakkının kullanılması için bu hakkı tanımanın kaçınılmaz olduğunu söylemek de mümkün değildir. Bu nedenle toplu sözleşme hakkı, Sözleşme'yle güvence altına alınmış bir hak değildir. (39)
Mahkeme'ye göre, sendikal konular Avrupa Konseyi tarafından 18 Ekim 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartın 6(2). fıkrasında düzenlenmiştir. Hükümetin ve Komisyon'un doğru bir biçimde belirttikleri gibi, Sosyal Şart toplu müzakere ve toplu sözleşmenin ihtiyari niteliğini teyit etmektedir. Sosyal Şart, yapılan bir müzakerede hiç bir uyuşmazlık bulunmadığı varsayılsa bile, bunun toplu sözleşme ile sonuçlanması şeklinde gerçek bir hak vermemektedir. Bunun yanında Sosyal Şartın 29. maddesi, Şartı onaylayan bir Devlete 6(2). fıkrasındaki kuralı kabul etmeme hakkı tanımıştır. Bu nedenle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11. maddesinde üstü örtülü olarak toplu sözleşme hakkının tanındığı sonucuna varılamaz. (39)
Mahkeme'ye göre öte yandan, Sözleşmenin 11. maddesindeki menfaatlerini korumak için ifadesi fazladan söylenmiş sözler değildir. Bu sözler Sözleşme'nin, sendikal faaliyetler yoluyla sendika üyelerinin mesleki menfaatlerinin korunmasını istediğini göstermektedir; bu korumanın tarzını belirlemek Sözleşmeci Devletlere bırakılmıştır. Mahkeme'ye göre, sendika üyelerinin menfaatlerinin korunması için, sendikanın Devlet tarafından dinlenme hakkı vardır. Bu amaç yönünde kullanılabilecek vasıtaları Sözleşmeci Devletler serbestçe seçebilirler. Toplu sözleşme yapmak bu vasıtalardan biridir; ancak başka vasıtalar da vardır. (40)
Mahkeme'ye göre, başvurucu sendikanın Hükümet ile karşı karşıya gelerek çeşitli yollarla faaliyette bulunabileceği tartışma konusu değildir. Başvurucu sendika, örneğin Toplu Sözleşme Müdürlüğüne taleplerini sunabilmekte, üyelerinin menfaatlerini korumak için bazı yerlerde temsil edilebilmekte ve Müdürlükle müzakere edebilmektedir. Başvurucu sendika giriştiği faaliyetlerin Devlet tarafından ihmal edildiğini de söylememektedir. Bu nedenlerle, Müdürlüğün başvurucu sendika ile son yıllarda toplu sözleşme yapmayı reddetmesi, tek başına Sözleşme'nin 11(1). fıkrasını ihlal etmez. (41)
Mahkeme'ye göre öte yandan, sendikanın üye saysında düşme, Müdürlüğün başvurucu sendika ile toplu sözleşme yapmaması ve bu nedenle sendikanın dezavantajlı durumu ile kısmen açıklanabilir. Müdürlüğün, toplu sözleşme yapılacak olan sendikaları sınırlama politikası, kendi başına sendika özgürlüğüne aykırı değildir. (42) Bu nedenlerle Mahkeme olayda, sendika özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 11. maddesiyle birlikte ele alınan 14. maddesinin ihlali iddiası
Mahkeme'ye göre 11(1). fıkrasında toplu sözleşme yapma hakkı, kural olarak Sözleşmeci Devletlerin takdirine bırakılmıştır. Ancak bu olayda toplu sözleşme yapma, sendika üyelerinin mesleki menfaatlerini koruma özgürlüğü ile ilişkilidir. İsveç Hükümeti, toplu sözleşme yapmayı, kamu ve özel sektörde sendikal faaliyetlerin bir aracı olarak getirmiştir. Buna göre Sözleşme'nin 14. maddesi bu bağlamla ilgilidir. Mahkeme Sözleşme'nin 14. maddesi ile ilgili sorunlar ve dayanılacak kriterler bakımından, Belçika'da Eğitim Dili davasına ve Belçika Ulusal Polis Sendika davasına atıfta bulunur. (45)
Başvurucu sendika, Toplu Sözleşme Müdürlüğünün diğer büyük sendikalarla toplu sözleşme yapmasına rağmen, kendisiyle toplu sözleşme yapmamasından şikayet etmektedir. (46)
Mahkeme'ye göre hiç kuşkusuz uygulanan politika, başvurucu sendika gibi bir çok bağımsız sendikanın zararına olarak eşitlikçi olmayan muameleyle sonuçlanmaktadır. Ancak bu politika, Hükümet tarafından ileri sürülen ve Mahkeme tarafından da göz ardı edilemeyen argümanlar ile açıklanabilir: Buna göre İsveçteki sendikal harekette yüksek bir merkezileşme vardır. Bunun sonucu olarak Toplu Sözleşme Müdürlüğü, genel bir kural olarak en fazla temsil kabiliyetine sahip sendikalarla toplu sözleşme yapmayı yeğlemektedir. Böylece Müdürlük, somut bir sonuca kolaylıkla varabilmek için, çok sayıda müzakereci tarafla karşılaşmaktan uzak durmaktadır. Mahkeme bu amacı meşru bulmakta ve Hükümetin kötü niyeti bulunduğunu düşünmek için bir neden görememektedir. (46)
Başvurucu sendika ikinci olarak, Müdürlüğün orman işçileri sendikası ile olduğu gibi bazen bağımsız sendikalarla anlaşmaya vardığını belirtmektedir. Hükümetin yanıtına göre söz konusu sendika, aynı işkolunda daha büyük sendika federasyonlarının bulunmadığı bir alanda faaliyet göstermektedir. Mahkeme, Müdürlüğün tutumunun objektif ve makul olduğu kanaatine varmıştır. Mahkeme'ye göre İsveç Hükümeti, kendisine bırakılan takdir alanını aşmamıştır.(47)
Mahkeme, daha önce atıfta bulunulan iki karadaki orantılılık prensibinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(48)
Bu nedenlerle Mahkeme, sendika özgürlüğü bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
III. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
Mahkeme İsveç mevzuatının, başvurucu sendikanın kullandığı bir hak olarak İş Mahkemesine dava açma hakkı verdiğini not etmiştir. Mahkeme'ye göre, başvurucu sendikanın talebinin İş Mahkemesi tarafından reddedilmiş olması, kendi başına bu hukuk yolunun etkisiz olduğunu ortaya koymaz. Öte yandan İş Mahkemesinin 18 Şubat 1972 tarihli kararı, önüne getirilen şikayeti yürürlükteki mevzuata ve İsveçin uluslararası yükümlülüklerine göre incelemiştir. Ayrıca, ne genel olarak Sözleşme, ne de Sözleşme'nin 13. maddesi, Sözleşme hükümlerinin etkili bir biçimde uygulanması için Sözleşmeci Devletlerin iç hukukta bu hakları belirli bir tarzda güvence altına almalarını öngörmemektedir.(50)
Bu nedenlerle Mahkeme olayda, etkili bir hukuki yola başvurma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
Sözleşme'nin 11. maddesinin veya birlikte ele alındığında 11 ve 14. maddelerinin veya 13. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy