(AİHS m. 3, 50)
DAVANIN ESASI (Özet)
I. Dava Konusu Olaylar
Başvurucu Tyrer 15 yaşında bir öğrenci olup, Birleşik Krallık vatandaşıdır. Başvurucu Man Adasında yaşamaktadır.
Başvurucu ve diğer üç arkadaşı okula bira soktukları gerekçesiyle, bir başka öğrenci tarafından okul idaresine şikayet edilmişlerdir. Okul yetkilileri, bu davranışları nedeniyle başvurucu ve arkadaşlarına kamışla vurmuşlardır. Daha sonra başvurucu ve arkadaşları kendilerini şikayet eden öğrenciyi yakalayıp dövmüşlerdir. Çocuk Mahkemesi 7 Mart 1972 tarihinde verdiği kararda başvurucuyu aynı okuldaki bir öğrenciye müessir fiilde bulunmaktan suçlu bulmuş ve kaba etine üç kez sopa ile vurulma cezasına çarptırmıştır. Bu cezaya karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Man Adası Yüksek Mahkemesi 28 Nisan 1972de temyizi görüşmüş ve reddetmiştir. Yüksek Mahkemeye göre, haksız tahrik olmadan uygulanan ağır müessir fiil her zaman ciddi bir suç olarak kabul edilir; dolayısıyla kararı bozmak gerekli değildir.
Temyiz incelemesinden önce başvurucu, sopa ile vurulma cezasının infazına dayanıp dayanamayacağı belirlenmek üzere doktor kontrolünden geçirilmiştir. Doktor, başvurucunun bu cezayı kaldırabileceği görüşünü belirtmiştir. Yüksek Mahkemenin kararını verdiği gün öğlenden sonra, başvurucu polis karakoluna götürülmüş ve kendisine babası da eşlik etmiştir. Karakolda uzun bir süre doktorun gelmesi beklendikten sonra, başvurucuya babasının ve doktorun önünde polisler tarafından sopa ile vurulma cezası uygulanmıştır.
Pantolonu ve külotu sıyrılan başvurucu, masanın üzerine doğru eğdirilmiştir. İki polis Tyreri tutmuş, üçüncü polis sopa ile vurmuştur. Birinci vuruşta sopanın ucu kırılmıştır. Sopa vuran polisi engellememesi için Tyrerin babasını bir başka polis tutmuştur. Başvurucunun derisi kabarmış, fakat kanamamıştır. Sopanın vurulduğu yerin acısı bir buçuk hafta süreyle devam etmiştir.
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
1927 tarihli olup 1960 tarihli yasa ile değiştirilen Kısa Yargılama Yasasının 56(1). fıkrası, müessir fiil ve hakaret suçlarına ve huzuru bozan fiillere 30 Pound para cezası veya altı aya kadar hapis cezası verilmesini, bu suçların 10-13 yaşları arasındaki erkek çocuklar veya 14-16 yaşları arasındaki genç erkekler tarafından işlenmesi halinde bu cezalara ek olarak veya bu cezaların yerine kırbaç (whip) cezası verilmesini öngörmektedir.
Kısa Yargılama Yasasında değişiklik yapan 1960 tarihli yasanın 10. maddesi, bu cezanın çocuklara uygulanırken kamış kullanılmasını, genç erkekler için ise sopa kullanılmasını öngörmektedir. Mahkeme kaç kez vurulacağına da karar verecektir; çocuklara altı, gençlere 12 sopadan fazla vurulmasına karar verilemez. Bu ceza aleni olmayacak bir biçimde; karardan sonra mümkün olan en kısa süre içinde uygulanır. Karar tarihinden itibaren altı ay geçtikten sonra ceza uygulanamaz. Ceza bir polis tarafından, daha yüksek rütbeli bir polisin önünde uygulanır; çocuğun istemesi halinde anne-babası veya vasisi de bulunabilir. Bir Başkanlık Kararnamesinde, cezanın uygulanmasında kullanılacak sopanın boyutları ve ağırlığı ayrıntılı bir biçimde belirtilmiştir.
Genel olarak ardalan: Man Adası Birleşik Krallığın bir parçası değildir, ancak Kraliyetin bir unsurudur (dependency). Man Adasının kendi Hükümeti, yasama organı, adalet sistemi, idari teşkilatı, mali ve hukuki sistemi vardır. Ancak Adanın yönetiminde, nihai aşamada Kraliyet de yetkilidir. Kraliyet, Birleşik Krallık Hükümeti Bakanlarının ve özellikle Man Adası ile ilişkilerden sorumlu İçişleri Bakanının Privy Council üyesi sıfatıyla verdiği tavsiyeler üzerine hareket etmektedir. Adanın yasama organı olan Tynwald, Kraliyet tarafından atanan ve Kraliyeti temsil eden Başkan yardımcısı, Yasama Konseyi veya Yüksek Meclis ile, Temsilciler Meclisinden oluşmaktadır. Bu yasama organının çıkardığı yasalar, Kraliyet Konseyinin onayına tabidir. Anayasal geleneklere göre Birleşik Krallık Parlamentosu, ceza politikası gibi iç konularda, Adadaki yasama organının rızası olmadan yasa çıkarmaz. Uluslararası yükümlülüklere aykırı düşmedikçe, bu gelenek sürdürülür. 1950 yılından bu yana Birleşik Krallık, uluslararası sözleşmelerle ilgili açık bir beyanı bulunmadıkça, bu sözleşmelerin Man Adasında da uygulanmasını kabul etmemiştir. Birleşik Krallık Hükümeti 1953 yılında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 63. maddesine göre Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir mektup göndererek, bu Sözleşmenin Man Adasında da uygulanacağını kabul etmiştir.
Bedensel Ceza hakkında Bakanlık Komitesinin (Cadogan Komitesi) 1938 tarihli raporundaki tavsiyeler dikkate alınarak, 1948de Britanyada, 1968de de Kuzey İrlandada bedensel ceza kaldırılmıştır. Man Adasının yasama organı olan Tynwald, 1963 ve 1965 yıllarında bedensel ceza konusunu ele almış ve Adaya gelen holiganları caydırıcı nitelikte olduğu ve daha genel olarak düzenin korunması için gerekli olduğu düşüncesiyle, bu cezanın sürdürülmesine karar vermiştir. Kırk beş bin seçmenin bulunduğu Adada yapılan özel bir imza kampanyasında, bedensel cezanın sürdürülmesi için otuz bir bin imza toplanmıştır. Uygulamada bu ceza sadece şiddet içeren suçlar için verilmektedir. Yasama organı Tynwaldın kısa bir süre içinde, bu cezayı sadece genç erkeklerin işledikleri çok daha ciddi şiddet suçlarıyla sınırlayan, başvurucunun işlediği şekildeki suçlara verilmemesini öngören bir tasarıyı görüşeceği belirtilmiştir. Bu cezaya mahkum olan küçüklerin adları ve adresleri yayınlanmamaktadır.
Yargısal bedensel ceza, 1966da iki, 1967de dört, 1968de bir, 1969da yedi, 1970te üç, 1972de dört, 1974te iki, 1975te bir, 1976da bir kişiye uygulanmış; 1971, 1973, 1977 yıllarında ise hiç uygulanmamıştır. Kişilere karşı şiddet içeren suçların yıllık ortalaması 1966-1968 yıllarında otuz beş, 1969-1971 yıllarında elli iki, 1972-1974 yılları arasında elli dokuz, 1975-1977 yıllarında elli altıdır. Adanın 1976 yılındaki nüfusu 60 bin 496dır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu Antony M. Tyrer, 21 Eylül 1972de İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı başvuruda, kendisine uygulanan sopalama cezasının Sözleşmenin 3. maddesindeki işkence ve insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Komisyon bire karşı on dört oyla, bunun aşağılayıcı bir ceza olduğu dolayısıyla 3. maddeyi ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
Man Adası Hükümeti, Mahkeme İçtüzüğünün 38(2). fıkrası gereğince Mahkeme Heyetini, Adadaki hal ve şartlar hakkında daha yakından bilgilenmek ve Adada yaşayan toplumun önde gelenleri ile görüşüp Sözleşmenin 63(3). fıkrası bakımından inceleme yapmak üzere Adaya davet etmiştir. Mahkeme, davanın esası hakkında Mahkemenin tam olarak bilgilendirilmiş olduğu gerekçesiyle, ayrıca Adaya gidip bir inceleme yapmanın gerekli olmadığı şeklinde bir ara karar vermiştir.
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 48 (Mahkeme Eski İçtüzüğünün 46). maddesi
Hükümet, Mahkeme önündeki 17 Ocak 1978 tarihli duruşmada, Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisini tanıyan Hükümet beyanı Man Adası bakımından 13 Ocak 1976 tarihinde sona erdiği halde, Komisyonun bu davayı 11 Mart 1977de Mahkeme önüne getirdiğini belirtmiş ve bu davada Mahkemenin yargılama yetkisinin olup olmadığı sorunu ortaya atmıştır.(23)
Komisyon, bu beyanın çeşitli tarihlerde yenilenmesine ilişkin beyanları ve özellikle 21 Nisan 1972 tarihli yenileme beyanını dikkate aldığını belirtmiştir. Hükümet ise duruşmada Mahkemenin yargılama yetkisine itiraz etmiştir.(23)
Mahkeme, Hükümetin Mahkeme İçtüzüğünün 46. maddesine göre ilk itirazda bulunmadığı gerekçesiyle, Sözleşmenin 48. maddesine göre Mahkemenin yargılama yetkisi bulunduğu sonucuna varmıştır.(23)
II. Sözleşmenin 37(1)(b) (Mahkeme Eski İçtüzüğünün 47(2)). Maddesi
Başvurunun geri alınması nedeniyle: Man Adası Başsavcısı, başvuru yaptığı tarihte henüz reşit olmayan Tyrerin, başvurunun Komisyonda görüşülmesi sırasında reşit olduktan sonra başvurusunu geri aldığı gerekçesiyle, Mahkemeden davanın düşmesine karar vermesini talep etmiştir.(24)
Komisyon önce kendisine yapılan bu talebi 9 Mart 1976da reddetmiştir. Komisyona göre bu başvurudaki olayın konusu, daha fazla inceleme yapmayı gerektirecek şekilde, Sözleşmeye saygı konusunu ilgilendiren genel nitelikte sorunlar ortaya çıkarmıştır. Komisyon temsilcisi, Mahkeme önündeki yargılama sırasında Sözleşmede tanımlanan insan haklarına saygı bakımından genel yarara, başvurucunun davanın düşürülmesi talebi karşısında üstünlük tanınması gerektiğini ifade etmiştir.(24)
Mahkeme İçtüzüğünün 47(1). fıkrası bu olayda uygulanamaz: Çünkü ilk olarak, Tyrer başvurusunu geri alma talebinde bulunduğu sırada, başvuru halen Komisyon önünde görülmekte idi. İkinci olarak, Sözleşmeye göre davayı Mahkeme önüne getirme yetkisi bulunmayan bir başvurucunun şikayetini geri alma talebi, bu yargılamanın durması sonucunu doğuramaz (bk. 27.03.1962 tarihli De Becker --Belçika kararı, s. 17, parag. 4). Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğünün 47(1). fıkrası, sadece davayı Mahkeme önüne getiren Sözleşmeci Devlet tarafından davanın durdurulması taleplerini kapsamaktadır (bk. 07.12.1976 tarihli Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 47).(25)
Mahkeme İçtüzüğünün 47(2). fıkrasına göre Mahkeme, Komisyon tarafından davanın düşürülmesine ilişkin talebi kabul edebilir; ancak Mahkemenin buna karar verebilmesi için dostane çözüm, düzenleme ve sorunu çözen başka bir sonucun gerçekleştiği konusunda kendisine bilgi verilmesi gereklidir. Oysa Komisyon, başvurucunun talebi ile ilgili şartları dahi incelememiştir; başvurucunun talebinin şartları ile ilgili olarak Mahkemeye başka bir bilgi de verilmemiştir. Başvurucunun şikayetini geri alması, sorunun çözüldüğünü göstermemektedir.(25)
İç hukukta yasa değişikliği tasarısı nedeniyle: Man Adası Başsavcısı, başvurucuya verilen mahkumiyet kararına konu olan türden müessir fiillere bedensel ceza verilmesini kaldıran bir yasa değişikliği tasarısının Adanın yasama organı tarafından kabul edildiği gerekçesiyle, Mahkemenin davanın düşmesine karar vermesi gerektiğini belirtmiştir. Komisyon temsilcisine göre, yargısal bedensel cezayı bütünüyle kaldırmayan bir yasa değişikliğinin, Mahkeme İçtüzüğünün 47(2). fıkrası bağlamında sorunun çözümünü sağlayan türden bir sonuç sayılamayacağını belirtmiştir.(26)
Mahkeme bu değişiklik tasarısının, sorunu çözdüğünü kabul edemez. Tasarının bir kanun haline gelip gelmeyeceği veya ne zaman geleceği konusunda bir belirginlik yoktur. Dahası, değişikliği tasarısı, Mahkeme önündeki sorunun esasını, yani Man Adasında mevzuatın öngördüğü yargısal bedensel cezanın Sözleşmeye uygun olup olmadığı sorunu ele almaktadır.(26)
Mahkeme her iki nedenle davanın düşmesi talebinin reddine karar vermiştir.(27)
III. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu, olayda Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon ise rapordaki görüşünde, yargısal bedensel cezanın aşağılayıcı ceza (degrading punishment) olduğunu, bu nedenle bu cezanın uygulanmasının Sözleşmeyi ihlal ettiğini belirtmiştir.(28)
Mahkeme, başvurucunun bu olayda çektiği acının düzeyinin, İrlanda-Birleşik Krallık kararında (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 167 ve 174) yorumladığı ve uyguladığı anlamıyla, işkence kavramında varolan acı düzeyine ulaştığını kabul etmemektedir. Mahkeme, başvurucu Tyrere verilen cezanın Sözleşmenin 3. maddesi anlamında işkence olmadığı yönündeki Komisyon görüşüne katılmaktadır.(29)
İrlanda-Birleşik Krallık kararında insanlıkdışı muamele ve aşağılayıcı muamele kavramları bakımından bazı tespitler vardır; ancak o kararda insanlıkdışı ceza ve aşağılayıcı ceza kavramlarına ilişkin bir tespit yoktur. Bu nedenle İrlanda kararında yapılan tespitler bu davada kullanılamaz.(29)
Bir cezanın Sözleşmenin 3. maddesi anlamında insanlıkdışı ceza olarak kabul edilebilmesi için, çekilen acının belirli bir düzeyde olması gerekir. Mahkeme bu olayda çekilen acının insanlıkdışı ceza düzeyine ulaştığını kabul etmemekte, Tyrere uygulanan cezanın insanlıkdışı ceza olmadığı yönündeki Komisyon görüşüne katılmaktadır. Buna göre bu olayda Tyrerin sadece aşağılayıcı cezaya maruz kalıp kalmadığına karar verilmelidir.(29)
Mahkeme ilkin bir kimsenin, sadece bir cezaya mahkum edilmekle de aşağılanabileceğini not etmektedir. Ancak, Sözleşmenin 3. maddesini ilgilendiren şey, bir kimsenin sadece mahkum edilerek aşağılanması değil, fakat verilen cezanın infaz edilmesidir.(30)
Mahkemenin İrlanda-Birleşik Krallık kararında (bk. 18.01.1978 tarihli İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 164) işaret ettiği gibi, Sözleşmenin 3. maddesinin içerdiği yasak, mutlaktır; bu kurala hiç bir istisna getirilemez; olağanüstü hallerde bile Sözleşmenin 3. maddesindeki yükümlülükte azaltma yapılamaz.(30)
Yargı organları tarafından verilen cezaların hemen hepsinde kaçınılmaz olarak bir aşağılama unsuru bulunduğu için, genel olarak cezaların Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmak anlamsız olur. Aslında Sözleşmenin 3. maddesi, açıkça insanlıkdışı ve aşağılayıcı cezaları yasakladığından, bu tür cezalar ile genel olarak ceza arasındaki farka da işaret etmektedir. Mahkemeye göre, bir cezanın 3. madde anlamında aşağılayıcı olabilmesi için, cezadaki aşağılama veya küçümsemenin belirli bir düzeye ulaşması ve her halükarda bir cezada genel olarak bulunan aşağılamadan başka olması gerekir. Bu konudaki değerlendirme görecelidir; her olayın şartlarına ve özellikle cezanın ve infaz tarzının şekline göre değişir.(30)
Man Adası Başsavcısına göre bu olaydaki yargısal bedensel ceza, Sözleşmeye aykırı değildir; çünkü bu ceza Ada halkının inançlarına tecavüz etmemektedir.(31)
Mahkemeye göre, Ada halkından yargısal bedensel cezanın yanında olanların bu cezayı etkili görme sebeplerinden biri, bu cezanın içindeki aşağılayıcılık unsuru olabilir. Öte yandan bir cezanın etkili bir caydırıcı unsur olması ve suçların kontrol altına alınmasında yardımcı olması veya buna inanılması, o cezanın aşağılayıcılık özelliğini ortadan kaldırmaz. Hepsinden öte, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı cezaların caydırıcılık etkisi ne olursa olsun, bu türden cezalar uygulanamaz.(31)
Mahkeme, Sözleşmenin yaşayan bir belge olduğunu ve günün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini hatırlatır. Mahkeme, ceza politikası alanında Avrupa Konseyine üye Devletlerde meydana gelen gelişmelerin ve üye Devletlerin kabul ettikleri ortak standartların etkisinden uzak duramaz. Aslında Man Adasında da yargısal bedensel ceza ile ilgili mevzuatın bir süreden beri inceleme altında olduğu belirtilmiştir. Yargısal bedensel cezanın aleni olmayan bir tarzda infaz edilmesi, cezanın aşağılayıcılık kategorisine girmesini engellemez. Aşağılayıcı bir ceza için, mağdurun başkalarının gözünde olmasa bile kendi gözünde aşağılanması yeterlidir.(32)
Kurumsal şiddet: Yargısal bedensel cezanın özelliği, bir insanın diğer bir insana fiziksel şiddet kullanmasıdır. Dahası, bu olayda bedensel ceza, kanunla düzenlendiği, yargısal makamlar tarafından karar verildiği ve Devletin polisi tarafından yerine getirildiği için kurumsallaştırılmış bir şiddettir. Başvurucu, bu cezanın kendisine uygulanması sonucu çok uzun süreli ağır fiziksel acılar çekmemiştir, ancak bu ceza, 3. maddenin korumayı amaçladığı insan onuruna ve insanın fiziksel bütünlüğüne açık bir saldırı oluşturmuştur. Bu cezanın olumsuz psikolojik sonuçları da gözden uzak tutulamaz.(33)
Bedensel cezayı düzenleyen mevzuat, kararın verilmesinden itibaren altı ay içinde uygulanmaması halinde sopa ile vurma cezasının uygulanmayacağını öngörmektedir. Ancak bu durum, Çocuk Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı ile cezanın infaz edilmesi arasında haftalar geçmesini ve cezanın uygulanacağı polis karakolunda uzun süre beklenilmesini önlememiştir. Buna göre başvurucu Tyrer yaşadığı fiziksel acının yanında bir de, cezanın infaz edilmesini beklemekten ötürü şiddetli ruhsal acılar çekmeye maruz bırakılmıştır.(33)
Yargısal bedensel cezanın, başvurucunun müessir fiil suçu işlemesi nedeniyle verilmiş olmasının hiç bir önemi yoktur. Tyrere sopa ile vurma cezasının, kendisine verilecek hapis cezasına bir alternatif olmasının da önemi yoktur. Bir cezanın bir diğer cezaya göre daha az olumsuz sonuçları bulunduğu veya daha hafif olduğu için tercih edilmesi, bu cezanın 3. madde anlamında aşağılayıcı bir ceza olmadığı anlamına gelmez.(34)
Bütün bu şartları göz önünde tutan Mahkeme, başvurucunun, aşağılayıcı ceza kavramında içkin bulunan aşağılama unsurunun bulunduğu bir cezaya maruz bırakıldığını tespit etmiştir. Bu nedenlerle Mahkeme, başvurucuya uygulanan bedensel cezanın, Sözleşmenin 3. maddesindeki aşağılayıcı ceza oluşturduğu sonucuna varmıştır.(35)
IV. Sözleşmenin 63(3). fıkrasının uygulanması talebi
Man Adası Başsavcısı, bu bölgede yaşayanların büyük çoğunluğunun, yargısal bedensel cezanın sürdürülmesi görüşünde olduğunu belirtmiştir. Başsavcıya göre büyük çoğunluk bedensel cezayı aşağılayıcı bir ceza olarak kabul etmemekte, öte yandan bu cezanın etkili ve caydırıcı bir unsur, hukukun ve düzenin korunması için gerekli bir güvence olduğunu düşünmektedir. Komisyon temsilcisine göre ise, 3. maddenin ihlalini meşru göstermek için yerel şartların ileri sürülmesini anlamak güçtür; Man Adasında yaşayanların bedensel cezanın etkili ve caydırıcı bir unsur olduğuna inanmaları dışında, her hangi bir yerel şart gösterilmemiştir; bunun bir yerel şart olduğu kabul edilse bile, 3. maddenin ihlal edilmesini önlemez. Komisyon temsilcisi 3. maddenin uygulanması bakımından Man Adası ile Birleşik Krallık arasında önemli bir sosyal veya kültürel farklılık da bulunmadığını belirtmiştir.(37)
Mahkemeye göre karar verilmesi gereken sorun, söz konusu yargısal bedensel cezanın aşağılayıcı özelliğine rağmen, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalini ortadan kaldıracak türden Sözleşmenin 63(3). fıkrası anlamında bir yerel gerekliliğin bulunup bulunmadığıdır.(38)
Mahkemeye göre ilkin, Başsavcının ileri sürdüğü şeyler, Adanın gerekliliklerinden çok, içinde bulunduğu hal ve şartlardır. Yerel nüfusun samimi inançları, yargısal bedensel cezanın Man Adasında gerekli olduğunu kabul etmeleri bakımından bir gösterge olabilir. Ancak Sözleşmenin 63(3). fıkrasının uygulanabilmesi için gereklilik bakımından daha somut ve belirleyici kanıtların bulunması gerekir. Yerel inançlar ve kamuoyunun görüşü, kendi başına böyle bir kanıt oluşturmaz.(38)
Yargısal bedensel cezanın, yerel halkın atfettiği bir takım avantajları olduğu kabul edilse bile, Man Adasında asayiş ve düzenin bedensel cezaya başvurmaksızın sağlanamayacağına dair hiç bir kanıt yoktur.(38)
Avrupa Konseyine üye Devletlerin büyük çoğunluğunda bedensel cezanın kullanılmadığı, bir kısmında ise böyle bir cezanın modern zamanlardan itibaren bulunmadığı not edilmelidir. Man Adasında ise, bu ceza bir süreden beri tartışma konusudur. Bu durum, Man Adası gibi bir Avrupa ülkesinde böyle bir cezanın en azından gerekliliği konusunda kuşku doğurur. Man Adası toplumu, uzun bir zamandan beri, sadece gelişmiş bir siyasal, sosyal ve kültürel geleneklere sahip bir toplum değil, aynı zamanda çağdaş bir toplumdur. Ada toplumu tarihsel, coğrafi ve kültürel bakımdan Avrupa uluslar ailesinin bir üyesidir; bu toplum, Sözleşmenin Başlangıcında belirtilen siyasal gelenekler, idealler, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü bakımından ortak mirası paylaşan bir toplum olarak görülmelidir.(38)
Bu bağlamda Mahkeme Sözleşmenin 63. maddesiyle getirilen sistemin, Sözleşmenin hazırlandığı dönemde varolan bazı koloni ülkelerinin uygarlık düzeyleri nedeniyle, Sözleşmenin tam olarak uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülerek kabul edildiğini not etmektedir. (38)
Son olarak, yargısal bedensel cezaya başvurmadan Man Adasında asayiş ve düzen sağlanamayacak olsa bile, bu durum, bedensel cezanın kullanılmasını Sözleşmeye uygun duruma getirmez. Çünkü Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan yasak mutlaktır; ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü hallerde bile 3. maddedeki yükümlülükten azaltma yapılamaz. Asayişin ve düzenin sürdürülmesi ile ilgili hiç bir yerel gereklilik, 3. maddeye aykırı bir cezanın kullanılmasını haklı göstermez.(38)
Bu nedenlerle Mahkeme, Man Adasında Sözleşmenin 3. maddesinin uygulanmasını etkileyen bir yerel gereklilik bulunmadığı ve başvurucunun yargısal bedensel cezaya tabi tutulmasının 3. maddeyi ihlal ettiği sonucuna varmıştır.(39)
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Başvurucu Tyrer Komisyona yaptığı başvuruda tazminat talep etmiştir. Ancak 17 Ocak 1978 tarihli duruşmada Komisyon temsilcisi, başvurucunun davayla ilgilenmediğini ve bu nedenle 50. maddenin uygulanmasının gerekli olmadığını belirtmiştir.(45)
Mahkeme sorunun karara hazır olduğunu görmektedir. Mahkeme, Komisyonun görüşüne katılarak, bu davada 50. maddenin uygulamasına gerek olmadığını kabul etmektedir.(45)
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, davanın düşürülmesi talebinin reddine;
2. Bire karşı altı oyla, Bay Tyrere yargı kararıyla uygulanan bedensel cezanın 3. madde anlamında aşağılayıcı bir ceza olduğuna,
3. Oybirliğiyle bu davada, Sözleşmenin 3. maddesini etkileyecek türden Sözleşmenin 63(3). fıkrası anlamında bir yerel gereklilik bulunmadığına,
4. Bire karşı altı oyla, sözü edilen ceza nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlaline,
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesiyle birlikte alınarak 14. maddeye muhtemel bir aykırılığın bulunması sorununu incelemeye gerek olmadığına ve
6. Oybirliğiyle, bu davada 50. maddeyi uygulamaya gerek olmadığına,
Karar Vermiştir.
SON KARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (78) 39; 13.10.1978
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Başvurucu Tyrer bakımından alınması gereken bir uygulama tedbiri yoktur. Ancak Mahkemenin kararı genel bir sorunu ortaya koyduğundan, başka sopalama cezaları verilip uygulanması halinde yeni başvurularla karşılaşma riski bulunduğundan, şu tedbirler alınmıştır: Birleşik Krallık Hükümeti Mahkemenin kararından hemen sonra bunu Man Adası Hükümetine iletmiş ve 13 Haziranda bu Adanın Devlet Başkanvekiline Mahkemenin kararına göre, Man Adasında yargısal bedensel cezanın İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğuna karar verilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Daha sonra Man Adası Başyargıcı, Mahkemenin kararını adadaki Yüksek Mahkemenin, Yüksek meclisin ve yargıçların, sopalama cezası verebilecek kişilerin dikkatine sunmuştur. Başyargıç, Mahkemenin bu kararının sonucu olarak, bedensel cezanın İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğu konusunda kendilerini bilgilendirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy