(AİHS m. 6, 8, 10, 13, 50)
Başvuru no: 5947/72
Yedi başvurucunun hepsinin başlıca şikayeti, mektuplarının cezaevi yetkilileri tarafından kontrol edilmesinin, Sözleşmenin 8. maddesindeki haberleşme hakkını ve 10. maddesindeki ifade özgürlüğünü ihlal etmiş olmasıdır. Başvurucular ayrıca, Sözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak, söz konusu ihlallere karşı etkili hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir. Başvurucu Silver bunlara ek olarak, hukuk davası açmak için avukatla görüşme izni isteyen iki dilekçesinin reddedilmiş olması nedeniyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki mahkeme hakkından (right to a court) yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.(9)
I. Her bir başvurucuyla ilgili olaylar
Birinci başvurucu bay Reuben Silver, 1915 doğumlu bir İngiliz vatandaşı olup, Komisyona başvuruda bulunduğu 20 Kasım 1972 cezaevinde hükümlüdür. Şubat 1974te salıverilmiş, Mart 1979da ölmüştür. Ocak 1972den Mart 1973e kadar 7 mektubu, aşağıda 59, 62, 66, 68 ve 69. paragraflardaki nedenlerle, cezaevi yetkililerince adreslerine gönderilmemiştir. Bu başvurucu, mektuplarının gönderilmemesi nedeniyle cezaevinin iç usullerine (bk. aşağıda parag. 51-53) göre şikayette bulunmamıştır; başvurucuya göre cezaevi müdürü, her bir olayı İçişleri Bakanlığına dilekçeyle bildirmesini engellemiştir, çünkü başvurucu bu zamanlarda, önemli dilekçeler yazmıştır.(10-11)
Başvurucu Silver, 20 Kasım 1972de Bakanlığa gönderdiği dilekçede, cezaevindeki ihmalkar muamelelerle ilgili dava açmak üzere hukuki yardım almak için izin istemiş, başka şeylerle birlikte, gördüğü tıbbi ve diş tedavisinden de şikayet etmiştir. İstenen izin 18 Nisan 1973te reddedilmiştir. 30 Temmuz 1973te önceki dilekçesine göndermede bulunarak, bir dilekçe daha göndermiş ve diş tedavisiyle ilgili olarak hukuki yardım talep etmiştir. İkinci dilekçesi 1 Ekim 1973te kabul edilmiştir; ancak Silver, bundan kendisinin haberdar edilmediğini iddia etmiştir. Her iki dilekçenin gönderildiği dönemde de Bakanlığın izni olmaksızın, hukuk davası açmak üzere hukuki yardım alma imkanı tanınmamıştı (bk. aşağıda parag. 32).(12)
İkinci başvurucu bay Clifford Dixon Noe, 1930 doğumlu bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup, Komisyona başvuruda bulunduğu 1 Şubat 1973te, dolandırıcılıktan mahkum edildikten sonra İngilterede hapis cezasını çekmektedir. 31 Ocak 1977de salıverilmiş ve sonra İngiltereden sınırdışı edilmiştir. Mayıs 1972 ile Nisan 1975 arasında bu başvurucunun 4 mektubu, aşağıda 60, 61, 67 ve 71. paragraflardaki nedenlerle cezaevi yetkilileri tarafından gönderilmemiş, daha sonraki bir mektubunun postaya verilmesi üç hafta geciktirilmiştir. Başvurucu bu muameleye karşı cezaevi iç usulleri yoluyla şikayette bulunmuş, ancak sonuç alamamıştır.(13-14)
Üçüncü başvurucu bayan Judith Colne, 1927 doğumlu bir Avustralya vatandaşı olup, Londrada ikamet eden bir öğretmendir. Mayıs 1974te hükümlü bir arkadaşının ağabeyi olan Michael Williams ile mektuplaşmaya başlamıştır. Bay Williams daha sonra tutuklanmış ve Albany cezaevinin "A kategori" ayrılmıştır; burası, kaçmaları halinde, halk veya polis veya Devlet güvenliği için yüksek derecede tehlikeli olan kişilerin tutulduğu bir bölümdür. Temmuz 1974te Hull cezaevine nakledildikten sonra, aralarındaki mektuplaşmaların farkına varılmış ve aşağıda 59. paragraftaki nedenlerle durdurulmuştur. Wakefield cezaevine naklinden sonra mektuplaşma yeniden başlamış, fakat ertesi ay fark edilince, mektuplaşma durdurulmuştur; bundan sonra ve aynı nedenlerle aralarındaki bütün mektuplaşmalar önlenmiştir. Bu başvurucu durumu hem doğrudan ve hem de bir milletvekili aracılığıyla Bakanlığa iletmiş, ancak sonuç elde edememiştir.(15-16)
Dördüncü başvurucu James Henry Tuttle, 1914 doğumlu bir İngiliz vatandaşı olup, Komisyona başvuruda bulunduğu 20 Mart 1975te, İngilterede bir cezaevinde hükümlüdür. 5 Ocak 1981 tarihinde salıverilmiştir. Mart 1975te başvurucunun iki mektubu aşağıda 62, 64 ve 68. paragraflardaki nedenlerle cezaevi yetkilileri tarafından gönderilmemiştir. Başvurucu Bakanlığa dilekçeyle şikayette bulunmuş, ancak sonuç alamamıştır.(17-18)
Beşinci başvurucu Gary Cooper, 1946 doğumlu bir İngiliz vatandaşıdır. Komisyona başvuruda bulunduğu 28 Ekim 1974te İngilterede bir cezaevinde hapis yatmaktadır. 14 Aralık 1981de salıverilmiş, fakat daha sonra yeniden cezaevine konmuştur. Nisan 1974 ile Mart 1976 arasında başvurucunu on dört mektubu, aşağıda 60, 65, 67 ve 71. paragraflardaki nedenlerle, cezaevi yetkilileri tarafından gönderilmemiştir. Bu başvurucu cezaevi iç usullerine göre altı mektubu bakımından şikayetçi olmuş, ancak sonuç alamamıştır.(19-20)
Altıncı başvurucu Michael McMahon, 1944 doğumlu bir İngiliz vatandaşıdır. Komisyona başvuruda bulunduğu 8 Temmuz 1975te, İngilterede bir cezaevinde cinayetten mahkum "A kategori" hükümlüsü olarak cezasını çekmektedir. 18 Temmuz 1980de salıverilmiştir. Mart 1975 ile Şubat 1976 arasında başvurucunun göndermek istediği on bir mektup ve kendisine gelen bir mektup cezaevi yetkilileri tarafından iletilmemiştir. Bu başvurucu Bakanlığa üç şikayette bulunmuş, ancak biri sonuç vermiştir. Gönderilmeyen mektuplardan birinin alıcısı bir milletvekili olduğundan, gönderilmiş olması gerektiği kabul edilmiş ve bu başvurucuda bu konudaki şikayetinden vazgeçmiştir. Geri kalan on bir mektubun gönderilmeme veya kendisine iletilmeme sebepleri, aşağıda 59, 61, 66 ve 70. paragraflarda belirtilmiştir.(22)
Yedinci başvurucu Desmond Roy Carne, 1945 doğumlu bir İngiliz vatandaşıdır. Komisyona başvuruda bulunduğu 5 Nisan 1975te, hırsızlık suçundan hükümlü olarak cezaevinde cezasını çekmektedir. 30 Ağustos 1977de salıverilmiştir. Kasım 1974 ile Mayıs 1976 arasında, başvurucunun yirmi iki mektubu aşağıda 59, 60, 64, 67 ve 68. paragraflardaki nedenlerle gönderilmemiştir. Bu başvurucu cezaevi iç usullerine göre ilgili makamlara veya Parlamento İdari İşler Komisyonu'na durumu bildirmiş, ancak sonuç alamamıştır.(23-24)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk ve Uygulama
İngiltere ve Gallerde cezaevleri (prison) ile mahpusların (prisioner - hükümlü veya tutuklu) kontrolü ve sorumluluğu, 1952 tarihli Cezaevleri Yasasıyla İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Bakanlık bu Yasanın 47(1). fıkrası gereğince, "cezaevlerinin düzeni ve yönetimi için ... ve buralarda tutulmaları gerekli kişilerin sınıflandırılmaları, ıslahı (treatment), çalıştırılmaları, disiplini ve kontrolü için" Tüzük (rules) çıkarma yetkisine sahiptir. Bu Tüzükler, Parlamento önündeki yasama belgeleri arasında yer alırlar ve negatif karar usulüne göre yapılmışlardır; yani Parlamento aksine karar vermedikçe yürürlüktedirler. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılmış olan mahpusların haberleşmesiyle ilgili 1964 tarihli Tüzük, halen yürürlüktedir.(25)
Bakanlık, cezaevlerinde tek tip uygulamayı sağlamak amacıyla, cezaevleri yönetimlerine Sürekli Emirler (Standing Orders) ve Talimat Genelgeleri (Circular Instructions) biçiminde rehber ve direktifler gönderir. Cezaevleri yönetimleri, başka türlü yetkilendirilmemişlerse, bu rehberlere uymak zorundadırlar; ancak bunların kanun gücü yoktur. Bu davaya konu olayların geçtiği dönemde ve 30 Kasım 1981e kadar Emirler ve Talimatlar, mahpusların haberleşmelerinin kontrolü hakkında direktiflere ek olarak, cezaevinin günlük yönetimiyle ilgili genel nitelikte kuralları ve rehber ilkeleri de kapsamışlardır. Bu Emirler ve Talimatlar Parlamento üyelerine açıktır, halka veya mahpuslara ise açık değildir; ancak mahpuslar oda kartları vasıtasıyla, haberleşmenin kontrolünün bazı yönleri hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Mahpusların haberleşmelerinin kontrolü hakkındaki direktifler 1 Aralık 1981 tarihinden geçerli olmak üzere, esaslı surette değiştirilmiştir. Haberleşmeyle ilgili Emirler ayrıca bir bütünlük içinde yayınlamıştır; ancak mahpusların haberleşmesiyle ilgili olmayan ve yayınlanmasına gerek duyulmayan, cezaevlerinin işletilmesi veya idaresiyle ilgili konulara yer verilmemiştir. Tüzüğün kendisi değiştirilmemiştir; Hükümet Tüzüğün 34(8). fıkrasının, haberleşmeyi etkilediği ölçüde en kısa sürede değiştirileceğini söylemiştir (bk. aşağıda parag. 29).(26)
Bakanlığın cezaevleri yönetimlerine mahpusların haberleşmesiyle ilgili olarak verdiği direktiflerin, ikili işlev görmesi amaçlanmıştır: bir yandan cezaevleri yöneticilerine Tüzükle verilen takdir yetkisini çerçevelendirmek; öte yandan Bakanlığın bizzat kendisine verilen takdir yetkisini belirli konularda kullanma tarzını bildirmek. Tüzüğün konuyla ilgili başlıca hükümleri, Emirler ve Talimatların 30 Kasım 1981 tarihine kadar yürürlükte olan hükümleri ile bunlarda daha sonra yapılan değişiklerin özeti aşağıdır.(27)
A. Genel hükümler
Tüzüğün aşağıdaki hükümleri, 25 Mart 1964 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, halen yürürlüktedir: "33(1) -- Bakanlık, düzeni ve disiplini korumak veya suçun işlenmesini önlemek veya her bir kimsenin menfaatlerini korumak amacıyla, genel olarak veya belirli bir olay için, bir mahpusun diğer bir mahpusla ve diğer kişilerle haberleşmesini kısıtlayabilir. ... (3) -- Bu Tüzükte aksi belirtilmedikçe, bir mahpustan giden veya kendisine gelen bir her mektup veya ileti, cezaevi yöneticisi veya yardımcısı tarafından okunur veya incelenir (1 Haziran 1974ten itibaren "okunabilir veya incelenebilir"), ve yönetici, içeriğine itirazı kabil (objectionable) gördüğü veya aşırı uzun bulduğu mektupları veya iletileri göndermeyebilir".(28)
B. Alıcının kimliğiyle ilgili hükümler
Bir mahpusun haberleşeceği kişilerin kimliğiyle ilgili şu hükümler de, 25 Mart 1964 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, halen yürürlüktedir: "33(2) - Bir Kararnamede veya bu Tüzükte belirtilmedikçe, bir mahpus Bakanlığın izni olmaksızın dışarıdaki bir kimseyle haberleşmesine izin verilmez. 34(8) -- İletinin niceliğini düzenleyen 34. madde gereğince mahpus, Bakanlık izin vermedikçe, hukuki veya diğer bir işle ilgili olarak bir kimseyle veya akraba veya arkadaş dışında başka bir kimseyle haberleşemez."(29)
1. 01 Aralık 1981 tarihinden önceki durum
Tüzüğün 34(8) fıkrası ve bunu tamamlayan 5A 22, 5A 23 ve 5A 30 sayılı Emirler gereğince mahpuslar, yakın ilişkide oldukları kişilerden başkalarıyla haberleşebilmek için Bakanlığın iznini almak zorundadırlar; diğer yakınlarıyla veya arkadaşlarıyla da böyle bir izne gerek kalmaksızın haberleşmelerine normal olarak imkan sağlanır; ancak yöneticinin, düzen ve disiplin sağlamak veya bir suçun işlenmesini önlemek veya caydırmak gerekçesiyle haberleşmeyi yasaklama yetkisi vardır. Yöneticilerin, mahpusun cezaevine gelmeden önce şahsen tanımadığı kişilerle haberleşmesine izin verme yetkisi vardır (bu yetkisini A kategorideki mahpuslar için kullanması pek mümkün değildir); ancak mahpus genel olarak diğer mahpuslara, eski mahpuslara, "Malum (Monomark) adreslere" veya belirli kategorideki mektup arkadaşlarına mektup gönderemez. Ayrıca, aşağıda 31-36. paragraflarda açıklandığı üzere, bazı özel kategorilere giren haberleşmelere sürekli izin verilebilir.(30)
(a) Avukatlarla haberleşme
1 Ocak 1973 tarihinden itibaren, Tüzüğün 37A(1) maddesi gereğince, mahpusların taraf bulundukları medeni veya cezai davalar konusunda sansürsüz olarak haberleşmelerine izin verilmiştir. Bu maddeye göre: "Bir davada taraf bulunan bir mahpus, bu davayla ilgili olarak avukatıyla haberleşebilir ve cezaevi yöneticisinin bu tür bir iletinin davayla ilgisi olmayan şeyler içerdiğinden kuşkulanması için sebep bulunmadıkça, bu ileti Tüzüğün 33(3). fıkrasına göre okunamaz veya iletilmesi durdurulamaz".(31)
6 Ağustos 1975 tarihine kadar, mahpusların (inmate) bir medeni hukuk davası açmak üzere avukata talimat verebilmek için Bakanlıktan izin almaları gerekirdi. Daha sonra yapılan değişikliklikle, 26 Nisan 1976 tarihinden itibaren 37A(4). fıkrası şöyle olmuştur: "Bir mahpus, Bakanlığın direktifleri çerçevesinde, taraf olabileceği bir hukuk davasıyla ilgili olarak hukuki danışma almak üzere veya böyle bir davada avukatına talimat vermek üzere avukatıyla haberleşebilir". Değişiklik getiren 17A sayılı Emir şunları içermektedir: (i) bir mahpusa dava açma izni verilmeden önce, kendisi bir avukatın görüşünü almış olmalıdır; (ii) başvuru her aşamada gerekçeli olarak, gerekli kolaylıkların sağlanması için cezaevi yöneticisine yapılır; hapislikle ilgili veya bağlantılı olarak Bakanlık aleyhine dava açılması ihtimali dışında, ön bildirim kuralı (prior ventilation rule) (bk. aşağıda parag. 47) genel olarak uygulanarak, izin hemen verilir ". Bu kategorideki haberleşmelerin içeriğine de, aşağıda 41-47. paragraflardaki kısıtlamalar uygulanır.(32)
(b) Parlamento Üyeleriyle haberleşme
Haberleşmenin içeriğiyle ilgili aşağıda 41-47. paragraflardaki kısıtlamalar dışında, bir mahpus Parlamento üyeleriyle haberleşmekte serbesttir.(33)
(c) Konsolosluklarla ve Commonwealth görevlileriyle haberleşme
Yabancı ülke uyruğunda bulunan veya İrlanda Cumhuriyeti veya bir Commonwealth ülkesi vatandaşı olan mahpuslar, haberleşmenin içeriğiyle ilgili aşağıda 41-47. paragraflardaki kısıtlamalara tabi olarak, kendi ülkelerinin Birleşik Krallıktaki temsilcileriyle serbestçe haberleşebilirler.(34)
(d) Belirli örgütlerle haberleşme
Bir mahpus, 5A 31(2) b. sayılı Emir gereğince, önceden Bakanlıktan veya cezaevi yöneticisinden izin almadan, mahkumiyetiyle, cezasıyla veya genel konularla ilgili olarak, "National Council for Civil Liberties", "Justice", "Release" veya "Howard League for Penal Reform" adlı örgütlere yazabilir. Mahpus ayrıca, açılacak bir davayla ilgili olarak ve kendisine yapılan muamelelerle ilgili olarak bu örgütlere yazabilir. Bu konudaki haberleşmeler de aşağıda 41-47. paragraflardaki kısıtlamalara tabidir.(35)
(e) İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurular
Komisyona başvurular için özel hükümler uygulanır; başvurunun yapılması veya bununla ilgili hukuki tavsiye almak üzere haberleşme için Bakanlıktan izin alınması gerekmez; burada "ön bildirim kuralı" uygulanmaz.(36)
2. 01 Aralık 1981 tarihinden sonraki durum
Daha önceki Emirlerde ve Talimatlarda yer alan iletinin kimliği hakkındaki bir çok kısıtlama artık kaldırılmıştır. Tüzük değiştirilmemiş olmakla birlikte, haberleşmenin içeriğiyle ilgili hükümlere uygun olmak şartıyla (bk. aşağıda parag. 48), bir mahpus her hangi bir kimse veya örgütle, başlıca şu istisnalar dışında haberleşebilir: (a) Eşler hariç, alıcının, artık kendisine ileti gönderilmemesini istemesi halinde; (b) mahpusun yakınlarından olmayan diğer mahpuslarla, haberleşmenin mahpusun rehabilitasyonunu ciddi surette engelleyecek olması veya düzen ve disiplin için haberleşmenin engellenmesinin gerekli olması halinde; (c) eski hükümlülerle, haberleşmenin ciddi surette rehabilitasyonu engelleyecek olması halinde; (d) yakın akraba hariç, bir kimseyle veya örgütle, cezaevinin güvenliğini ve düzenini ciddi surette tehdit eden faaliyetlerin planlandığına veya bu tür faaliyetlere karışıldığına kanaat getirilmesi halinde.(37)
C. Haberleşmenin niceliğiyle ilgili hükümler
Konuyla ilgili hükümler 25 Mart 1964 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, halen yürürlüktedir: "34(1) - Bir tutuklu (unconvicted prisoner), Bakanlığın genel olarak veya özel bir olayla ilgili olarak öngöreceği sınırlar içinde, dilediği kadar mektup gönderebilir ve alabilir. (2) Bir hükümlü (convicted prisoner): (a) cezaevine girdikten sonra haftada bir mektup alabilir ve bir mektup gönderebilir; ... (3) cezaevi yöneticisi, mahpusun veya ailesinin iyiliği için gerekli gördüğü takdirde, mahpusa bir tane daha mektup gönderme ve alma izni verebilir. (4) cezaevi yöneticisi, bir mahpusa bir mektup alma ve gönderme yerine bir ziyaretçi kabul etme hakkı verebilir. ... (6) cezaevi denetim kurulu (the board of visitors) bir mahpusa, özel durumlarda, bir mektup daha gönderme ve alma izni verebilir. ... (7) Bakanlık, sınıfı ne olursa olsun, bir mahpusa ilave sayıda mektup gönderme ve alma hakkı tanıyabilir".( 38)
1. 01 Aralık 1981 tarihinden önceki durum
Tüzüğün 34(2). f ıkrasına göre bir mahpusun, masrafı devlete ait olmak üzere haftada bir kez bir mektup gönderme ve bir mektup olma hakkına ek olarak, kendi cebinden haftada bir mektup gönderme ve yanıt alma imkanı verilmişti. Cezaevi yöneticilerine 34(3), (6) ve (7). fıkralarla, mümkün olduğu takdirde daha fazla mektuplaşma izni verme yetkisi tanınmıştı.(39)
2. 01 Aralık 1981 tarihinden sonraki durum
Düzeltmeler getiren 5B7 ve 5B14 sayılı Emirler, bu haklarla ilgili temel noktaları değiştirmemiş, ancak mümkün olduğu takdirde daha fazla mektuplaşmaya izin verilebileceği belirtilmiştir.(40)
D. Haberleşmenin içeriğiyle ilgili hükümler
Madde metni yukarıda 28. paragrafta verilen Yönetmeliğin 33(3). fıkrasına ek olarak, mahpusların haberleşmesinin içeriğiyle ilgili şu temel kural 25 Mart 1964 tarihinden beri yürürlüktedir: "34(8) - Bir mahpus, 34. madde gereğince, Bakanlık tarafından izin verilmedikçe, hukuki veya başka bir işle bağlantılı olarak bir kimseyle haberleşemez".(41)
1. 01 Aralık 1981 tarihinden önceki durum
Tüzüğün 33(3) ve 34(8). fıkraları, çeşitli Emirler ve Talimatlarla tamamlanmıştır. Bir Emre göre bir mahpus, yargılanması, mahkumiyeti veya cezasıyla ilgili olarak bir yargıca, kamu makamına, Commonwealth temsilcisine veya yabancı bir yönetime veya resmi olmayan bir örgüte mektup yazamaz. Bu tür mektuplar sadece Bakanlığa yazılabilir. Bir diğer Emre göre, mahpusların doğrudan haberleşmelerine izin verilmeyen kişilerle bağlantı kurmasını bir başka kişiden isteyen veya mevzuatı dolanmaya çalışan mektuplar gönderilmez.(42-44)
Bazı Emirlere göre mahpuslar, Parlamento üyelerine veya Konsoloslara veya Commonwealth görevlileri dışında bir kimseye gönderdikleri mektuplarda, şu konulara yer veremezler: (i) kamuoyu tarafından bilinen kişilere itirazı kabil referanslarda bulunulması; (ii) bir suçun ve suç işleme yönteminin veya başkalarının işledikleri suçların anlatılması; (iii) bilerek ve isteyerek saygısızlık oluşturacak şekilde mahkemeler, polisler ve cezaevi yöneticileri hakkında bir şikayette bulunulması; (iv) cebir tehdidi veya cebre teşvik; (v) radyo veya televizyonda yayınlanmak veya kullanılmak üzere materyal gönderilmesi (bu kural belirli bazı yayınlar için gevşetilmiştir); (vi) ağır yakışıksız bir dil kullanılması; (vii) özel şahıslar hakkında açıkça lekeleyici veya iftira şeklinde veya onlara zarar vermeyi amaçlayan beyanlarda bulunulması; (viii) para veya değerli eşya talep edilmesi; (ix) cezaevindeki treatmandan şikayet edilmesi; (x) cezaevi görevlileri hakkında iddialarda bulunulması; (xı) kamuoyunu kışkırtıcı girişimlerde bulunulması. Aynı kurallar mahpusa gelen mektuplar için de uygulanır. Yukarıda 32 ve 35. paragraflarda belirtildiği gibi, cezaevindeki treatman veya cezaevi görevlileri aleyhindeki şikayetlere yer verilmemesi yasağı, "ön bildirim kuralı" yerine getirilmiş olmak koşuluyla, avukatlarla ve belirli bazı örgütlerle haberleşmelerde uygulanmamıştır.(45/a)
28 Kasım 1975 tarihine kadar, büyük ölçüde benzer bir yasaklar listesi, "ön bildirim kuralı"nın uygulandığı cezaevindeki tretman ve cezaevi görevlileri hakkındaki şikayetleri içeren mektuplar hariç, Parlamento üyelerine gönderilen mektuplar için de uygulanmıştır. Bu tarihten sonra, bir Parlamento üyesine yazılan mektup, sadece ön bildirim kuralına uyulmadan yapılan bir şikayeti içermesi halinde gönderilmemiştir. Uygulamanın değiştirilmesi sırasında mahpusları bilgilendirme amacıyla, Parlamento üyelerine gönderilen mektuplarla ilgili düzenlemeleri özetleyen bir yazı çıkarılmıştır Bu yazıda şu pasaj yer almıştır: "Cezaevi treatmanı hakkında bir şikayet veya talep, cezaevi yöneticisine, Cezaevi Denetim Kuruluna veya denetim görevlisine veya dilekçeyle Bakanlığa yapılır. ... Cezaevi görevlisiyle ilgili bir şikayet, cezaevi yöneticisine yapılır. Bu konularda bir şikayet, resmi işlem tamamlanmadan Parlamento üyesine yapılamaz".(45/b)
Yabancı uyruklu veya İrlanda Cumhuriyeti veya Commonwealth ülkesi vatandaşı olan mahpuslar tarafından Konsolosluklara veya Commonwealth görevlilerine gönderilen mektupların içerikleri, 3 Eylül 1975 tarihine kadar, Parlamento üyelerine gönderilen mektupların içerikleriyle aynı kurallara tabi idi. Bu tarihte bu kısıtlamalar kaldırılmıştır.(45/c)
Tüzüğün 34(8). fıkrası, yukarıda 31, 32 ve 35. paragraflarda izah edilen hukuki işlerle ilgili olarak sürekli iznin verildiği belirli haberleşmeler hariç, Bakanlıktan önceden izin alınmaksızın, her hangi bir hukuki veya diğer işlerle ilgili olarak yapılan her türlü haberleşmeyi yasaklamaktadır. Mahpusların işlerini yürütmeleri, daha sonra bir Emirle düzenlenmiştir. Bu konudaki temel kural, "hükümlü olsun veya olmasın bir mahpus, cezaevinden her hangi bir iş yürütemez; ancak kendi namına yürütülmesini sağlamak için makul kolaylıklar tanınır". Ancak bu genel kural çerçevesinde cezaevi yöneticileri, bir mahpusun özel mülkleri üzerinde tasarrufta bulunma, çek imzalama, vasiyetname düzenleme veya imzalama gibi, sınırlı şahsi işler yapmasına izin verebilir. Bu düzenlemelerin sonucu olarak bir mahpusa, sürekli olarak şahsen iş yapamamakla birlikte, kendisinin ve ailesinin menfaati için özel mülkünün ve işinin değerini korumak amacıyla düzenlemeler yapmasına imkan tanınmıştır.(46)
Yukarıda 45. paragrafta belirtildiği gibi, cezaevindeki tretman veya bir cezaevi görevlisi hakkındaki şikayetler, sadece avukata, belirli örgütlere, Parlamento üyelerine veya Konsoloslara veya Commonwealth görevlilerine gönderilen iletilerde yer alabilir. Dahası, özellikle 17A sayılı Emirde gösterilen "ön bildirim kuralı"na göre bu kategorilere giren ve bu tür konuları ima eden bir mektup, bazı istisnalar dışında, şikayetini dilekçeyle Bakanlığa veya Cezaevi Denetim Kuruluna veya denetim görevlisine veya cezaevi yönetimine başvuru yoluyla bildirip kesin bir yanıt almadıkça ve alıncaya kadar gönderilmez. Bundan sonra, sonuç ne olursa olsun, ileti gönderilir.(47)
2. 01 Aralık 1981den sonraki durum
Tüzüğün 33(3) ve 34(8). fıkraları yeni Emirlerle tamamlanmıştır. Mevcut durum şöyledir: (a) Yargılama, mahkumiyet veya ceza hakkında mektup yazma yasağı (bk. yukarıda parag. 43) kaldırılmıştır. (b) Hile yapılmasını veya mevzuatı dolanmayı engellemek üzere düzenlenmiş hükümler (bk. yukarıda parag. 44) yürürlüktedir. (c) Yasaklanmış içerik listesi (bk. yukarıda parag. 45/a) değiştirilmiştir; gelen veya gönderilen mektuplarda bulunmaması gereken başlıca unsurlar şu şekilde özetlenebilir: (i) cezaevinin güvenliğini tehlikeye sokacak materyaller; (ii) cezai veya disiplin suçunun işlenmesine yardım veya teşvik eden materyaller; (iii) milli güvenliği tehlikeye sokacak materyaller; (iv) tahrip edici belirli araçların yapımının anlatılması; (v) belirli kodlanmış veya gizli mesajlar gönderilmesi; (vi) mektubun alıcısında kaygı uyandıracak şekilde, şahıs üzerinde cebir veya mala zarar verme tehdidinde bulunulması; (vii) şantaj veya zorbalık; (viii) belirli gayri ahlaki veya müstehcen materyal; (ix) bir kimseye karşı açık bir tehdit veya mevcut şiddet tehlikesi oluşturacak bir bilgi; (x) "eşzamanlı bildirim kuralına" (bk. yukarıda parag. 49) uyulmadan, cezaevi tretmanı hakkında yapılan şikayetler; (xi) şahsi ceza takibatını tahrik eden materyal; (xii) radyo veya televizyonda yayınlanması veya kullanılması amacıyla gönderilen belirli bazı materyaller; (xiii) hükümlüler bakımından, belirli şahsi işlemleri hariç tutacak şekilde tanımı yapılmak suretiyle iş faaliyetlerinin yürütülmesini oluşturan materyaller. Yukarıdaki liste, Konsolosluklarla, Commenwealth görevlileriyle veya yukarıdaki (x) bendindeki istisnasıyla Birleşik Krallık Parlamentosu üyeleriyle haberleşmeye uygulanmaz. Yukarıdaki (xiii) bendiyle ilgili olarak, mahpusların cezaevinden bir iş faaliyetinde bulunamayacaklarına dair temel kural sürmektedir; ancak bu kural, bu tür konularda kısıtlanmadan haberleşebilen tutuklulara uygulanmamaktadır.(48)
"Ön bildirim kuralı"nın (bk. yukarıda parag. 47) yerine artık "eşzamanlı bildirim kuralı" getirilmiştir. Cezaevi tretmanıyla ilgili bir şikayet, öngörülen usullerle dile getirildikten hemen sonra ve iç araştırmanın sonucu beklenmeden yapılabilir. Bu kural, araştırmayı gerektirmeyen veya örneğin aşırı kalabalıktan şikayet gibi düzeltmeci veya çare bulucu bir işlemin mümkün olmadığı genel şikayetler için uygulanmaz. Dahası, yeni Emirlerin bir sonucu olarak önceki durumun tersine, usulüne göre alenileştirilmiş bir şikayete, alıcının kimliği ne olursa olsun, mektupta yer verilebilir.(49)
E. Sansür uygulaması (01 Aralık 1981 tarihinden önce ve sonra)
Tüzüğün 37A(1) maddesinde olduğu gibi (bk. yukarıda parag. 31) aksi öngörülmedikçe, 1 Haziran 1974 tarihine kadar, mahpusun gelen ve giden bütün mektupları okunur ve incelenirdi. Bu tarihten sonra yürürlüğe girecek şekilde 33(3) madde yapılan değişiklik, mektubu okumayı ve incelemeyi ihtiyari hale getirmiş, ancak cezaevi yöneticileri bu konuda Bakanlığın direktiflerine tabi kalmışlardır. Halen, açık cezaevlerinde gönderilen mektuplar, normal şartlarda okunup incelenmemektedir; diğer cezaevlerinde ise, bütün iletiler incelenmekte fakat mutlaka okunması gerekmemektedir. İçeriği nedeniyle mektubu gönderilmeyen bir mahpusa yeniden yazma imkanı verilir. Mektubun gönderilmemesinin nedeni alıcının kimliği ise, mahpus bu hakkını başka bir kimseye mektup yazarak kullanabilir.(50)
F. Sansürle ilgili şikayetler (01 Aralık 1981 tarihinden öncesi ve sonrası)
1. İç şikayet yolları
Mektubunun iletilmemesine veya sansür edilmesine karar verilmek suretiyle mağdur edilen bir mahpus cezaevi yöneticisine, Cezaevi Denetim Kuruluna veya Bakanlığın denetim görevlisine veya doğrudan Bakanlığa şikayette bulunabilir. Bir mahpus, bu yollardan birini veya hepsini dilediği sırayla kullanarak, şikayetini alenileştirebilir.(51)
(a) Cezaevi Denetim Kurulu
Denetim Kurulu, şikayet konusu kararın Tüzüğe ve Bakanlığın direktiflerine uygunluğunu inceleyebilir. Kurul her hangi bir aykırılığa cezaevi yöneticisinin dikkatini çeker veya Bakanlığa bildirir; Kurulun yetkisi tavsiyede bulunma niteliğinde ise de, istisnai haller dışında tavsiyelerine uyulur.(52)
(b) Bakanlığa başvuru
Mahpuslar her konuda, örneğin cezaevi yönetiminin vermeye yetkili olmadığı veya reddettiği bir izni almak veya cezaevi tretmanından şikayet etmek amacıyla Bakanlığa başvurma hakkına sahiptirler. Bir mahpusun mektubunun, cezaevi yetkilileri tarafından durdurulma veya sansür edilme kararından şikayetçi olan bir başvuruda bulunması halinde, Bakanlık ilgili Emrin cezaevi yetkilileri tarafından gereği gibi yorumlanıp uygulanmadığı sonucuna varırsa, uygunluğu sağlamaları için kendilerine direktif gönderir. Bakanlığın belirli bir olayda Emirlerinden ayrılması mümkün ise de, bu çok nadiren gerçekleşir; çünkü bu direktiflerin amacı uygulama birliğini sağlamak ve haberleşmeyle ilgili keyfi müdahalelerden kaçınmaktır. 01 Aralık 1981den önce, dilekçeyle başvuruyla ilgili direktifler, 5B Emrinde yer almıştı. Burada, bir mahpusun önceki bir dilekçesinin cevabını beklerken bir dilekçe daha gönderemeyeceği belirtilmiştir. 01 Aralık 1981 tarihinden itibaren, 5B Emrinin hükümleri yeni Emirlerle yumuşatılmıştır. Bunun yanında, önceki dilekçe sürmekte olsa bile, bir mahpus haberleşmesine müdahale edilmesi de dahil, belirli konularda tekrar dilekçe verebilir.(53)
2. Parlamentodaki idare denetçisi (Commissioner for Administration)
Haberleşmenin kontrolüyle ilgili şikayetler Parlamentodaki idare denetçisine (Ombudsman) de yapılabilir. 1967 tarihli Parlamento Denetçiliği Yasasının 5. maddesine göre, Kraliyet tarafından atanan bu görevli, bir kimsenin "kötü idare"nin (maladministration) bir sonucu olarak idari bir makam tarafından idari görevlerin yerine getirilmesi sırasında adaletsizliğe uğradığı şikayeti üzerine bir milletvekili tarafından istenmesi halinde, bu tasarruf hakkında soruşturma yapabilir. Bu tür bir soruşturma, genellikle, hakkında bir davanın mevcut olduğu bir olay hakkında yapılmaz. Yasanın 12 maddesi açıkça, Ombudsmanın kötü idarede bulunmaksızın alınan takdiri bir kararın esasını sorgulayamayacağını belirtmektedir; buna göre Ombudsmanın yetkisi, Tüzükle veya İçişleri Bakanlığının direktifleriyle verilen takdir yetkisinin doğru biçimde kullanılarak mahpusun haberleşmesine yapılan müdahaleyi inceleyecek kadar geniş değildir. Dahası Ombudsman, kötü idareye karşı bir giderim sağlayamaz; çünkü onun yetkisi, kendisinden soruşturma talep eden Parlamento üyesine yaptığı soruşturmanın sonucunu haber vermekle sınırlıdır (md. 10). 23 Ağustos 1979 tarihine kadar, mahpuslar Ombudsman ile sadece, kendilerine yardım etmek isteyen bir Parlamento üyesi aracılığıyla iletişim kurabilirdi. Bu hala normal yaklaşım metodu olarak durmakta ise de, şimdi artık doğrudan Ombudsmana yazabilirler; ancak Ombudsmana mektup yazma, Parlamento üyesiyle haberleşme gibi, cezaevi tretmanı hakkındaki şikayetlerin eşzamanlı alenileştirilmesi konusunda aynı sınırlamalara tabidir (bk. yukarıda parag. 48 ve 49); Ombudsman, mahpusun seçim bölgesinden bir milletvekili istemedikçe soruşturma yürütemez.(54)
3. Ulusal mahkemelere başvurma
Haberleşmeyi kontrol etmeyle ilgili Tüzük hükümlerine göre cezaevi yöneticilerinin yetkilerini kullanmaları, yargısal denetim davası (proceedings for judicial review) yoluyla İngiliz mahkemelerinin kontrolüne tabidir. Mahkemeler bu yetkilerini kullanırken cezaevi yetkililerinin, mahpuslara mektup gönderme ve alma hakkı veren Tüzüğe uygun davranmalarını sağlamak (bk. yukarıda parag. 31; örneğin madde 37 (A) 1) ve Tüzükle verilen haberleşmeyi kısıtlama yetkilerini keyfi, kötü niyetle, uygunsuz bir saikle veya yetkisiz bir tarzda kullanmamalarını sağlamak üzere olaya müdahale ederler. Mahkeme bu bağlamda, Yargıç Wilberforceun 1982 tarihli Raymond v. Honey kararında, "bir hükümlünün, hapsedilmiş olmasına rağmen, açıkça veya dolaylı olarak (by necessary implication) elinden alınmadıkça, bütün medeni haklara sahip olmayı sürdürmesinin", İngiliz hukukunun bir prensibi olduğuna işaret ettiğini not etmektedir. (55)
4. Kötü niyetli (malicious) veya temelsiz şikayetler
Disiplin suçu işleyen mahpuslara yaptırım uygulanabilir. Tüzüğün 47. maddesine göre, "bir görevli hakkında yanlış ve kötü niyetli iddialarda bulunmak" ve bir dilekçeyle veya başka tür bir iletiyle tekrar ve tekrar "temelsiz şikayetlerde" bulunmak, disiplin suçları arasında yer alır. Bir cezaevi görevlisi hakkında böyle bir iddiada bulunan bir mahpus, buna göre uyarılır.(56)
III. Bu davada haberleşmenin kontrolüyle ilgili iç hukukun uygulanması
Bu dava, Silverın 7, Noenin 4, Colnenin 3, Tuttlenin 2, Cooperın 14, McMahonun 10 ve Carnenin 22 olmak üzere, başvurucular tarafından yazılmış toplam 62 mektubun gönderilmemesinden kaynaklanmıştır. Ayrıca, bay Noe yazdığı bir mektubun gönderilmesinin geciktirilmesinden ve bay McMahon de kendisine gelen bir mektubun verilmemesinden şikayetçi olmuştur. Hükümetin Mahkemeye verdiği bilgiye göre, İngiltere ve Gallerde bir yılda mahpusların aldıkları ve gönderdikleri mektup sayısı on milyonu bulmaktadır. Başvurucuların mahpus bulundukları dönemlerde yazdıkları mektup sayıları şöyledir: Silver 419 (20 Mart 1968 - 2 Ağustos 1973); Noe 149 (yaklaşık iki yılı dışarıda, 14 Kasım 1972 - 15 Nisan 1975), Tuttle 94 (2 Ocak - 29 Aralık 1975), Cooper 299 (8 Ağustos 1974 - 24 Haziran 1976), McMahon 492 (5 Aralık 1974 - 8 Şubat 1977), Carne 480 (14 Ekim 1974 - 9 Şubat 1977).(57)
1 Aralık 1981 tarihinden önce yürürlükteki kanun ve mevzuat hükümleri gereğince gönderilmeyen veya geciktirilen 64 mektup aşağıda izah edilmiştir. Bir mektubun birden fazla sebeple gönderilmemiş olması halinde, ikinci sebep de ayrıca belirtilmiştir. Bu mektuplardan 59 tanesinin kopyası dosyada mevcuttur; bunlardan numarayla, diğerlerinden ise tarihle söz edilmiştir.(58)
A. Alıcıların kimliğiyle ilgili hükümler
Bir yakınla veya arkadaştan başka kişilerle haberleşmenin kısıtlanması (bk. yukarıda parag. 29-30).
Şu mektuplar, bir yakına veya mevcut bir arkadaşa gönderilmediği için durdurulmuştur: (a) bayan Colneden bay Willamsa üç mektup (bk. ayrıca yukarıda parag. 16); (b) bay McMahonun biri haber kuruluşuna, biri avukata, biri televizyon sunucusuna, biri gazeteciye, bir kendisiyle ilgili soruşturmadan sorumlu polise, biri hukuk profesörüne ve biri Islington belediye başkanına olmak üzere, gönderilmiş yedi mektubu. Başvurucunun önceden tanımadığı söz konusu avukatla üç mektup alışverişi olmuş, ancak bunun genel bir araştırmadan öteye gittiğinin anlaşılması üzerine aralarındaki haberleşme yasaklanmıştır. Silverın ve Carnenin birer mektubunun başka sebepleri de vardır (bk. aşağıda parag. 68).(59)
B. Mektupların içeriğiyle ilgili hükümler
1. Hukuki veya diğer işlerle bağlantılı iletilerin kısıtlanması (bk. yukarıda parag. 32, 35, 41 ve 46). (a) Carnenin hukuki danışma almak için daha önce cezaevi yöneticine başvurmadığı gerekçesiyle, bir avukata ve bir de National Council for Civil Liberties adlı kuruluşa yazdığı mektuplar gönderilmemiştir. Her iki mektup da 45/1975 sayılı Talimatın (bk. yukarıda parag. 32) yürürlüğe girmesinden sonra yazılmıştır. (b) Cooperın hakkındaki kovuşturmayla ilgili olarak bir avukata yazdığı mektubun, yeterli hukuki danışma aldığı gerekçesiyle gönderilmemesi; bu da aynı talimattan sonradır. (c) Şu mektuplar, önceden Bakanlığın izni alınmadığı için gönderilmemiştir: (i) Noenin avukatına yazdığı ve şu ifadeleri içeren mektubu: "...çabuk hareket etmediğin takdirde malın bir değeri kalmayacaktır; rayici 100-125 Sterlinken, 50-75 Sterline düşecektir"; (ii) Carnenin yargılama sırasında, sağlık raporunun kendisiyle ilgili Parlamento üyesine de gönderilmesini istediği Devon mahkemesine yazdığı mektup.(60)
2. Mahpusun yargılanması, mahkumiyeti ve cezasıyla ilgili beyanda bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 43). Noenin Adalet Bakanına yazdığı, fakat aslında başvurucunun temyizinde hukuki temsille ilgili mektup. İçişleri Bakanlığı tarafından bu mektubu gönderme izninin, temyizin görülmesinden sonra verildiği anlaşılmaktadır. Bu sebep, McMahonun iki mektubunun gönderilmemesinde tali sebeplerdir (bk. yukarıda parag. 59).(61)
3. Hile veya mevzuatı dolanan mektuplar üzerindeki yasaklar (bk. yukarıda parag. 44). İki talimattan önce (bk. yukarıda parag. 32 ve 35), Silverın ve Tuttlein mektuplarının, kendilerinin yapmalarına izin verilmediği şeyleri eşlerinden yapmalarını istedikleri için gönderilmemesi. Biricisinde, mahpus tretmanı konusunda Bakanlığa karşı bir tedbir kararı (injuction) ile ilgili olarak bir avukatla bağlantı kurması; ikincisinde ise, mektupların kontrolüyle ilgili olarak National Council for Civil Liberties kuruluşundan hukuki tavsiye alınması istenmiştir.(62)
4. Başkalarının suçlarının anlatılması yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (ii)). Silverın eşine yazdığı bir mektupta şu ifade yer aldığı için gönderilmemiştir: "... cezaevindeki yakın komşularımdan biri bir tren soyguncusu... Bir diğeri, ... McKayi öldürdüğü söylenen Asyalı iki kardeşten biri olup, geçen hafta Çarşamba günü buraya geldi... ".(63)
5. Yetkililere saygısızlığa varan şikayette bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (iii)). Tuttlenin eşine yazdığı bir mektup, cezaevi yetkililerine saygısızlığı içeren ifadelere yer verdiği için gönderilmemiştir. Bu sebep Carnenin bir mektubunun da gönderilmemesinde de ikincil sebeptir (bk. aşağıda parag. 68).(64)
6. Cebir tehdidi veya ağır yakışıksız bir dil kullanma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (iv) ve (vi)). Cooperın ailesine yazdığı dört mektup, cebir tehdidi ve ağır yakışıksız bir dil kullanıldığı gerekçesiyle gönderilmemiştir.(65)
7. Yayınlanacak materyal yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (v)). Şu mektuplar yayınlanacak materyal içerdikleri için gönderilmemiştir: (a) Silverın baş Hahama yazdığı ve perhiz tavsiyesi isteyen mektubu, cezaevi kuralları gereği hiçbir tarafının yayınlanmamasına dair açık bir ifade yer almasına rağmen gönderilmemiştir. (b) McMahonun iki tanesi televizyon yapımcısına, biri gazeteye olmak üzere üç mektubu gönderilmemiştir. Bu sebep, ayrıca McMahonun bir mektubunun ve Carnenin iki mektubunun gönderilmemesinde de tali sebeptir (bk. aşağıda parag. 68).(66)
8. Avukatlara ve Parlamento üyelerine cezaevindeki tretman hakkında daha önce iç yollardan dile getirilmemiş şikayete yer verilmesi (bk. yukarıda parag. 45/a ve b ve 47). Hepsi Parlamento üyelerine yazılan şu mektuplar, "ön bildirim kuralına" uymadan cezaevi tretmanı hakkındı şikayette bulundukları için gönderilmemiştir: (a) Noenin iki mektubu, (b) Cooperın altı mektubu, (c) Carnenin sekiz mektubu. Carnenin tutukluyken yazdığı bir mektup Bakanlığa dilekçe mahiyetinde olup, gönderilmemesinin bir yanlışlık olduğu, Hükümet tarafından kabul edilmiştir. Aynı yasak gereği, Carnenin avukatına yazdığı bir mektup gönderilmemiştir. Bu sebep, Noenin iki mektubunun gönderilmemesinde de tali sebeptir.(67)
9. Genel nitelikteki mektuplarda cezaevi tretmanı hakkında şikayetlere yer verilmesi (bk. yukarıda parag. 45/a (ix)). Şu mektuplar, cezaevi tretmanı hakkında şikayetler içerdikleri için gönderilmemişlerdir: (a) Silverın baş Hahama ve eşine yazdığı altı mektup, (b) Tuttlenin eşine gönderdiği bir mektup, (c) Carnenin örgütlere, doktora, Sağlık denetçisine ve gazeteciye yazdığı on mektup.(68)
10. Cezaevi yöneticileri hakkında iddiada bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (iii). Silverın bir mektubu için tali sebeptir.(69)
11. Kamuoyunu kışkırtıcı girişimlerde bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (xi)). McMahonun iki mektubunun gönderilmemesinde tali sebeplerdir.(70)
12. Çeşitli sebepler. Noenin, haberleşmenin kontrolüne dair şikayetleri içeren Birleşik Devletler Konsolosuna yazdığı bir mektup, Bakanlığın talimatı alınmak üzere üç hafta bekletilmiştir. Bu mektup, Konsolosluğa yazılan mektupların sansürünün kaldırılmasından önce yazılmıştır (bk. yukarıda parag. 45/c). Cooperın yakınlarına gönderdiği üç mektup, resmi bir gerekçe gösterilmeden, sadece Tüzüğün 33(3). fıkrasına göre "itirazı kabil" mektuplar olarak görülerek, gönderilmemiştir. Komisyon, bu işlemle ilgili yetkinin açık olmadığını gözlemlemiştir.(71)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Silver 20 Kasım 1972de, Noe 1 Şubat 1973te, Colne 2 Haziran 1975te, Tuttle 20 Mart 1975te, Cooper 28 Ekim 1974te, McMahon 8 Temmuz 1975te ve Carne 5 Nisan 1975te İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurmuşlardır. Başvurucular cezaevi yetkililerin tarafından haberleşmelerinin kontrol edilmesinin, Sözleşmenin 8 ve 10. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Silver ayrıca, hukuki danışma almak üzere Bakanlıktan izin isteyen iki dilekçesinin reddedilmesinin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki mahkemeye başvurma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Komisyon, bazı ek talepleri kabuledilemez bulmuş, 11 Mart 1977de başvurucuları birleştirdikten sonra 4 Ekim 1977 tarihinde verdiği kararla, yukarıdaki talepleri kabuledilebilir bulmuştur. Başvurucular daha sonra, Sözleşmenin 13. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.(72)
Silverın avukatı 3 Nisan 1979 tarihinde başvurucunun öldüğünü bildirmiştir. Silverın en yakın akrabasının davaya devam edilmesi talebinin bulunması ve davanın genel nitelikte sorunlar ortaya çıkarması nedeniyle, Komisyon 8 Mayıs 1989da, davaya devam edilmesi kararı vermiştir. Bugün artık yakın akrabaların "başvurucu" statüsüne sahip oldukları kabul edilmekle birlikte (bk. 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 37), bu davada başvurucu olarak Silver adı kullanılmaya devam edilmiştir.(73)
İnsan Hakları Avrupa Komisyonu 11 Ekim 1980 tarihli raporunda, altı mektup dışında, başvurucuların yazdıkların mektupların gönderilmemesinin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiği, sorunu 10. madde bakımından incelemenin gerekli olmadığı, Silverın 6(1). fıkradaki mahkemeye başvurma hakkının ihlal edildiği, etkili iç hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(74)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Bu davanın kapsamı
76. Başvurucular temel olarak, mektuplarının gönderilmemesinden veya geciktirilmesinden şikayet etmişler, ancak bu konuda Sözleşmeye aykırı bir pratiğin devam ettiğini de iddia etmişlerdir.
77. Mahkemenin bu ilave iddiayı incelemesi gerekli değildir. Çünkü Komisyonun kabuledilebilirlik kararı, Mahkemenin önüne getirilen davanın konusunu belirlemektedir (bk. diğerleri arasında 18.01.1978 tarihli İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 157). Komisyon bu davada verdiği kabuledilebilirlik kararında, bir çok olayda mektupların sansür edilmesiyle oluşan müdahalenin, Sözleşmenin 8(2). fıkrasına göre haklı olup olmadığının esastan incelenmesi gereken sorunlar olduğunu belirtmiştir. Komisyonun daha sonraki görüşleri bu sorunların ötesine geçmemiştir.
78. Yukarıda 25-56. paragraflarda kaydedildiği gibi, Komisyon raporunun kabul edildiği tarihten sonra, İngiltere ve Gallerde mahpusların haberleşmesinin kontrolü konusunda esaslı değişikler yapılmıştır. Bu nedenle Hükümet, Komisyonun tespitlerinin bir çoğuna itiraz etmemiştir. Hükümet, değişiklik getiren Emirlerin şimdi yayınlanmış olduğunu ve bu davaya konu olan bir çok mektubun yeni rejim altında durdurulmayacağını vurgulamıştır. Bu koşullarda Mahkeme Başkanı, halen tartışmalı olan konularda duruşma yapılmasına dair 22 Temmuz 1982 tarihli kararını vermiştir (bk. yukarıda parag. 6).
Başvurucular yeni kontrol sistemini çeşitli yönlerden eleştirmişlerdir. Hükümet, 1975 ve 1981 yıllarında yürürlüğe giren değişiklikleri (bk. yukarıda parag. 32) not etmesini istemiştir. Hükümet dilekçesinde, yeni rejimin en azından Sözleşmeye aykırılıkları giderecek şekilde Mahkeme tarafından dikkate alınmasını önermiş ise de, duruşmada bu yeni rejimin Sözleşmeye uygunluğu hakkında bir karar istemediklerini belirtmiştir.
79. Mevzuat hakkında soyut olarak (in abstracto) karar vermek, genellikle Mahkemenin görevi değildir; aslında bu davaya yol açan olaylar sırasında yeni rejim henüz yürürlükte değildi. Bu nedenle yeni rejimin Sözleşmeye uygunluğu Mahkeme tarafından incelemez (bk. özellikle ayrıntılardaki faklılıklarla birlikte, 27 Ekim 1975 tarihli Belçika Ulusal Polis Sendikası kararı, parag. 36 ve yukarıda geçen İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 189). Bununla birlikte Mahkeme, 21 Şubat 1975 tarihli Golder kararından sonra ve ayrıca bu başvuruların sonucu olarak, Birleşik Krallık tarafından Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla esaslı değişiklikler yapıldığını memnuniyetle kaydeder.
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
80. Başvurucu Silver, hukuki danışma almak için Bakanlığa gönderdiği 1972 ve 1973 yıllardaki dilekçelerin reddedilmesinin, Mahkemenin yukarıda geçen Golder kararında yorumladığı Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki mahkemeye başvurma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ilgili hükmü şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir."
Mahkeme 1972 tarihli dilekçeyi incelemekle yetinecektir. Komisyon 1973 tarihli dilekçenin reddedildiğini tespit edememiş ve bu sorun Mahkeme önünde izlenmemiştir.
81. Hükümetin bu konudaki başlıca savunması, Golder kararından sonra mevzuatta ve uygulamada yapılan değişiklikler ışığında (bk. yukarıda parag. 32) bu konu hakkında Mahkemenin karar vermesinin gerekli olmadığını şeklindedir.
Mahkeme bu savunmayı kabul edememektedir. Söz konu değişiklikler, ilk önce Golder kararına etki kazandırmak ve ikinci olarak da bu davanın Komisyon önündeki aşamasının bir sonucu olarak yapılmıştır. Bununla birlikte, 1975ten 1981e kadar uzanan dönemde yapılan değişiklikler, Silverın Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki hakkının ihlal edildiği iddiasına karşılık yapılmış olamazdı. Bu nedenle, "sorunun" kısmen de olsa "çözümünden" söz etmek mümkün değildir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 05.11.1981 tarihli X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 64). Ayrıca başvurucunun 22 Eylül 1982 tarihli dilekçesinde Sözleşmenin 50. maddesindeki adil karşılık talebinde bulunulmuş ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ilgili bir karar verilmesi istenmiştir.
82. Hükümet alternatif olarak, Golder kararının ışığında, Komisyonun mevcut davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine dair vardığı sonuca itiraz etmediğini belirtmiştir. Silverın olayı ile Golderın olayı arasında bir fark bulunmadığından, Mahkeme varılan bu sonucu teyit etmiştir.
III. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası
83. Başvurucuların iddiasına göre, söz konusu 64 mektubun gönderilmemesi veya geciktirilmesi, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmiştir. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."
84. Sözleşmenin 8(1). fıkrasında güvence altına alınmış olan haberleşme hakkının başvurucular tarafından kullanılmasına "yetkili bir makam tarafından müdahale" bulunduğu açıktır ve aslında bu nokta tartışmalı değildir. Bu müdahaleler, bu maddenin 2. fıkrasındaki istisnalardan birine girmedikçe, madde ihlal edilmiş olur. Bu nedenle Mahkeme sırasıyla, müdahalelerin "hukuka göre" yapılmış olup olmadıklarını, 8(2). fıkrasındaki meşru amaç veya amaçlardan birine sahip olup olmadıklarını ve sözü edilen amaç veya amaçlar bakımından "demokratik toplumda gerekli" olup olmadıklarını inceleyecektir (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 26.04.1979 tarihli Sunday Times kararı, parag. 45).
A. Müdahalelerin "hukuka göre" yapılmış olup olmadıkları
1. Genel prensipler
85. Mahkeme, 26 Nisan 1979 tarihli Sunday Times kararında"hukuken öngörülmüş" ifadesinin anlamını, Sözleşmenin 8, 9, 10 ve 11. maddelerinde ve Birinci Protokolün 1. maddesinde ve Dördüncü Protokolün 2. maddesindeki Fransızca ve İngilizce metinlerdeki belirli farklılıklarla birlikte incelemiştir (bk. aynı karar, parag. 48).
Hükümet, söz konusu kararda Sözleşmenin 10. maddesindeki "hukuken öngörülmüş" ifadesiyle ilgili olarak açıklanan ilkelerin, 8. maddedeki "hukuka göre" ifadesine de uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir. Gerçekten de bu böyle olmalıdır, çünkü özellikle haberleşme yoluyla ifade özgürlüğü konusunda bu iki hüküm örtüşmektedir; bunlara aynı anlamı vermemek, aynı müdahale bakımından değişik sonuçlara yol açabilir.
86. Sunday Times kararından çıkan ilk prensip, tartışma konusu müdahalenin iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğidir (bk. aynı karar, parag. 47). Mevcut davada müdahalenin dayanağının Cezaevi Yasasında ve Tüzükte bulunduğu, ancak hukuki güce sahip olmayan Emirlerde ve Talimatlarda (bk. yukarıda parag. 26) bulunmadığı konusunda Hükümet, Komisyon ve başvurucular hemfikirdirler. Şikayet konusu işlemlerin İngiliz hukukuna uygun olduğu konusunda da bir uyuşmazlık yoktur.
87. İkinci prensip, "hukuk yeterince ulaşılabilir olmalıdır, yani vatandaşlar belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmelidirler (bk. aynı karar, parag. 49). Açıktır ki, Cezaevleri Yasası ve Tüzük bu kriteri yerine getirmektedir, fakat Emirler ve Talimatlar yayınlanmış değildir.
88. Üçüncü prensibe göre, "vatandaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta (precise) düzenlenmemiş bir norm, hukuk kuralı olarak kabul edilemez: vatandaşlar belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçları, durumun makul saydığı ölçüde ve eğer gerekiyorsa uygun bir danışmayla önceden görebilmelidir (foresee) (bk. aynı yer).
Takdir yetkisi veren bir yasa, bu yetkinin sınırlarını da göstermelidir. Ancak Mahkeme, yasaların çerçevelendirmesinin mutlak bir belirginlik kazanmasının mümkün olmadığını ve belirginlik arayışının aşırı derecede katılığa varabileceği riskini daha önce görmüştür (bk. aynı yer). Bu tespitler, yılda yaklaşık on milyon mektubun tarandığı (bk. yukarıda parag. 57) hapisliğin özel bağlamında olduğu gibi, bu davanın özel şartlarında daha büyük bir ağırlığa sahiptir. Her durumu kapsayacak bir kanun formüle etmek pek mümkün değildir. Aslında başvurucular da yetkililere bir ölçüde takdir yetkisi tanınmasına karşı çıkmamışlardır. Bu tespitler ışığında Mahkeme, "bir çok yasanın az ya da çok, kaçınılmaz olarak muğlak terimlerle ifade edildiğine; bunların yorumunun ve uygulanmasının hukuk tatbikatının sorunu" olduğuna işaret etmiştir. (bk. aynı yer). Mevcut davada haberleşmeyi kontrol sisteminın işleyişi, her bir münferit olayda değişen sadece bir tatbikat sorunu değildir: Emirler ve Talimatlar, istisnai durumlar dışında (bk. yukarıda parag. 26 ve 27), izlenmesi gereken bir tatbikatı yerleştirmiştir. Bu koşullarda Mahkemeye göre direktifler, kendi başına hukuk gücüne sahip olmamalarına rağmen, tabi ki içeriklerinden ilgililer yeterince haberdar edildikleri ölçüde, Tüzüğün uygulanmasında önceden görülebilirlik kriterinin yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken dikkate alınabilirler.
89. Bu nedenle Mahkeme başvurucuların, haberleşmeye müdahaleyi düzenleyen şartların, usullerin, özellikle de Emirler ve Talimatlarda yer alan direktiflerin, aslında kanunun kendisinde yer alması gerektiği şeklindeki ilave itirazını kabul edememektedir.
90. Başvurucular ayrıca, kötüye kullanmaya karşı kanunun kendisinin koruyucular içermesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet, haberleşmeyi kontrol sisteminin kendisinin de gözden geçirilmesi gerektiğini kabul etmiş ve Mahkeme de bazı koruyucuların bulunması gerektiği sonucuna varmıştır. Sözleşmenin temeli oluşturan prensiplerden biri, hukukun üstünlüğüdür; hukukun üstünlüğü de yetkililer tarafından bireylerin haklarına yapılan bir müdahalenin etkili bir denetime tabi tutulmasını ima eder (bk. diğerleri arasında, 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 55). Bu, mevcut davada olduğu gibi, kanunun idari makamlara, Parlamentonun yakından denetimine tabi olmayan ama kolaylıkla değiştirilebilen bir tatbikatın işi olan geniş takdir yetkisi bıraktığı durumlarda özellikle geçerlidir (bk. yukarıda parag. 26).
Bununla beraber Mahkeme, "hukuka göre" ifadesini, kısıtlamalara yetki veren metnin, koruyucuları da içermesi gerektiği anlamına gelecek şekilde yorumlamamaktadır. Aslında kötüye kullanmaya karşı koruyucular sorunu, etkili hukuk yolları sorunuyla yakından ilişkili olup, Mahkeme bu sorunu Sözleşmenin 13. maddesi bağlamında daha geniş bir biçimde ele almayı uygun görmektedir (bk. aşağıda parag. 111-119).
2. Yukarıdaki prensiplerin olaya uygulanması
(a) İtiraz konusu olmayan bendler
91. Komisyonun, birincil veya ikincil sebeplerle, gönderilmemesinin önceden görülebilir bulunmadığı ve bu nedenle "hukuka göre" olmadığını belirttiği mektuplar şunlardır:
(a) başvurucunun daha önce yeterli hukuki danışma aldığı gerekçesiyle avukatla haberleşmesinin kısıtlanması (bk. yukarıda parag. 32 ve 60): Cooperın 27. numaralı mektubu;
(b) mahpusun yargılanması, mahkumiyeti veya cezasıyla ilgili beyanda bulunmasının yasaklanması (bk. yukarıda parag. 43 ve 61): Noenin 8 ve McMahonun 35 ve 37 numaralı mektupları;
(c) ağır yakışıksız bir dil kullanma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (vi) ve 65): Cooperın 28-31 numaralı mektupları;
(d) yayınlanması amacıyla materyal yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (v) ve 66): Silverın 5, McMahonun 32, 34, 37 ve 42 ve Carnenin 60 ve 61 numaralı mektupları;
(e) cezaevi tretmanı hakkında iç usullere göre bildirilmemiş şikayetlere, avukata ve Parlamento üyelerine yazılan mektuplarda yer verme yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, b, 47 ve 67): Noenin 9 ve 11, Cooperın 20, 22, 23, 24 ve 26 ve 3 Nisan 1974 tarihli, ve Carnenin 43, 45, 53, 54 ve 56 numaralı ve 27 Aralık 1974 ve 11 Ocak 1975 tarihli mektupları;
(f) cezaevi tretmanı hakkındaki şikayetlere genel mektuplarda yer verme yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (ix) ve 68): Silverın 1, 2, 3, 4 ve 6, ve Tuttlenin 18, ve Carnenin 44, 46, 47, 48, 50, 51, 52, 55, 60 ve 61 numaralı mektupları;
(g) cezaevi görevlileri hakkında iddialarda bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (x) ve 69): Silverın 6 numaralı mektubu;
(h) dilekçeyle kamuoyunu kışkırtma girişiminde bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (xi) ve 70): McMahonun 32 ve 34 numaralı mektupları;
(i) "itirazı kabil" mektupların genel kontrolü (bk. yukarıda parag. 71, bu konuda resmi bir izah verilmemiştir): Cooperın 19, 21 ve 25 numaralı mektupları.
Komisyon yukarıda (a) ve (i) bendleriyle ilgili olarak, şikayet konusu müdahalenin önceden görülebilir olmadığını kabul etmiştir; diğerlerinde ise, mektupların gönderilmemesini sağlayan kuralın kendisi, önceden görülebilir değildir.
Komisyonun bu tespitlerine Hükümet itiraz etmemiş ve Mahkeme de buna katılmamak için bir sebep görmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, bu mektupların işaret edilen sebeplerle gönderilmemesinin "hukuka göre" yapılmış bir müdahale olmadığı sonucuna varmaktadır.
(b) İtiraz konusu bendler
92. Komisyonun "hukuka göre"lik sorunuyla ilgili olarak vardığı sonuçlara, üç ayrı grup mektup bakımından Hükümet veya başvurucular itirazda bulunmuşlardır. Mahkeme Başkanının 22 Temmuz 1982 tarihli kararı gereğince taraflar, bu bendler hakkındaki iddialarını duruşmada dile getirmişlerdir; bunlar sırasıyla ele alınacaktır.
93. Birinci grup, Colnenin 13-15, McMahonun 35-41 numaralı mektuplarından ve bir gazeteciden kendisine gelen 31 Aralık 1975 tarihli iletilmeyen mektuptan meydana gelmektedir; bütün bunlar bir yakına veya mevcut bir arkadaşa yazılmadıkları veya bunlardan gelmedikleri gerekçesiyle iletilmemişlerdir (bk. yukarıda parag. 29-30 ve 59). Hükümet, Tüzüğün 34(8) ile 33(1) maddeleri bağlantılı olarak ele alındığında iyi kişilerle haberleşme engelinin makul bir surette çıkarsanamayacağı ve buna göre mektupların iletilmemesinin "hukuka göre" olmadığı şeklindeki Komisyon görüşüne itiraz etmiştir.
Bu noktada, önceden görebilirlik kriterinin yerine getirilmiş olup olmadığına karar verirken, Tüzüğün 34(8). fıkrasını tamamlayan Emirler dikkate alınamaz; çünkü Emirler mahpuslara yazılı olarak verilmediği gibi, içeriklerinin oda kartlarında izah edildiği de görülmemektedir (bk. yukarıda parag. 26, 30 ve 88). Ancak Tüzüğün 34(8). fıkra hükmünün (bk. yukarıda parag. 29) ifade tarzı açıktır. Bu maddeyi okuyan bir kimse, arkadaşlardan ve yakınlardan başkalarıyla haberleşmeye belirli istisnalara tabi olarak izin verildiğini değil, Bakanlığın izin verdiği haller saklı kalmak kaydıyla yasaklandığını görecektir. Dahası Mahkemeye göre, 34(8). fıkradaki yasağa benzer bir yasağı içeren 33(2). fıkra ile, hükümlülerin haberleşmesinin niceliği üzerinde sınırlamalar getirdiği belli olan 34(2). fıkrası (bk. yukarıda parag. 29 ve 38) da dikkate alınmalıdır.
Bu nedenlerle Mahkeme, söz konusu müdahalelerin "hukuka göre" yapıldığı sonucuna varmaktadır.
94. İkinci grup, Carnenin 58 ve 59 numaralı ve 12 Aralık 1975 ve 2 Ocak 1976 tarihli olup bir Parlamento üyesine gönderilen mektupları kapsamaktadır; bu mektuplar, "ön bildirim kuralı"na (bk. yukarıda parag. 45/b, 47, 67) uyulmadan, cezaevi tretmanı hakkında şikayetler içerdiği gerekçesiyle gönderilmemiştir. Hükümet, Komisyonun aynı kategorideki diğer bazı mektupların iletilmemesinin "ön bildirim kuralı" Tüzüğünde yer almadığı için önceden görülebilir olmadığı görüşüne itiraz etmemekle birlikte, bu iki bend bakımından durumun başka olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, iki mektubun yazılmasından önce Kasım 1975te mahpusları bilgilendirmek amacıyla çıkarılan açıklayıcı uyarıya (bk. yukarıda parag. 45/b) dayanmıştır.
Mahkeme, söz konusu uyarı metninin, ilgili kişileri bu konudaki tatbikat (bk. yukarıda parag. 88) hakkında yeterince bilgilendirici olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle bu mektupların iletilmemesi, Tüzüğün önceden görülebilir bir uygulaması olup, sonuç olarak "hukuka göre"dir.
95. Üçüncü grup, birincil veya ikincil sebeplerle iletilmeyen veya geciktirilen aşağıdaki mektupları kapsamaktadır:
(a) hukuki veya diğer işlerle ilgili olarak haberleşmenin kısıtlanması (bk. yukarıda parag. 32, 35, 41, 46 ve 60): Noenin 10 ve Carnenin 49 ve 57 numaralı ve National Council for Civil Liberties adlı örgüte yazılan 15 Eylül 1975 tarihli mektuplar;
(b) mevzuata karşı hile veya dolanmada bulunan mektupların yasaklanması (bk. yukarıda parag. 44 ve 62): Silverın 1 ve Tuttlenin 18 numaralı mektupları;
(c) başkalarının suçlarını anlatma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (ii) ve 63): Silverın 7 numaralı mektubu
(d) yetkililere saygısızlık oluşturacak nitelikte şikayette bulunma yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a (iii) ve 64): Tuttlenin 17 numaralı mektubu;
(e) cebir tehdidi yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a, (iv) ve 65): Cooperın 28-31 numaralı mektupları;
(f) Bakanlıktan talimat gelinceye kadar bekletilen Noenin 12. numaralı mektubu (bk. yukarıda parag. 71).
Komisyon, yukarıdaki her bir müdahalenin Tüzük metnine bakılarak önceden görülebilir bulunduğu ve böylece "hukuka göre" olduğu sonucuna varmıştır. Başvurucular ise, bu ifadeden çıkan diğer iki şartın (bk. yukarıda parag. 89 ve 90) yerine getirilmemiş olduğu gerekçesiyle buna karşı çıkmışlardır.
Başvurucuların iddiaları üzerine o paragraflarda kabul ettiği görüş nedeniyle Mahkeme, Komisyonun vardığı sonuçlara katılmaktadır.
B. Müdahaleler Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki meşru amaçlara sahip midir?
96. Başvurucular, bu davada sözü edilen kısıtlamaların, Sözleşmenin 8(2). fıkrasında sıralanan meşru amaçlar dışında bir amaçla tasarlandığını ve uygulandığını iddia etmemişlerdir. Hükümet, Komisyondaki yargılama sırasında, izlenen amacın "düzensizliğin önlenmesi", "suçun önlenmesi", "ahlakın korunması" ve/veya "başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması" olduğunu belirtmiş, Komisyon da her bir müdahalenin bir veya birden fazla amaç bakımından "gerekli" olup olmadığını ele almıştır.
Bu konu Mahkeme önünde tartışılmamıştır. Mahkeme, her bir müdahalenin Sözleşmenin 8. maddesindeki meşru amaçlardan birine girdiğinden kuşku duyulması için bir sebep görmemektedir.
C. Müdahaleler "demokratik bir toplumda gerekli" midir?
1. Genel prensipler
97. Mahkeme, "demokratik bir toplumda gerekli" deyiminden ne anladığını, bu deyim üzerinde dönen sorunların incelenmesinde Mahkemenin işlevinin niteliğini ve bu işlevleri nasıl yerine getireceğini bir kaç kez belirtmiştir. Burada belirli prensipleri özetlemek yeterlidir:
(a) "gerekli" sıfatı, "zorunlu" sıfatıyla anlamdaş olmadığı gibi, "kabuledilebilir", "olağan", "yararlı", "makul" veya "arzu edilebilir" gibi ifadelerin esnekliğine de sahip değildir (bk. 07.12.1976 tarihli Handyside kararı, parag. 48);
(b) Sözleşmeci Devletler kısıtlamalar getirirken sınırsız olmayan, belirli bir takdir alanı kullanırlar; kısıtlamaların Sözleşmeyle bağdaşır olup olmadığı konusunda son sözü söylemek, Mahkemenin görevdir (bk. aynı karar, parag. 49);
(c) "demokratik bir toplumda gerekli" deyimi, bir müdahalenin Sözleşmeye uygun olabilmesi için, diğer şeylerle birlikte, "toplumsal ihtiyaç baskısı"nı karşılamak ve "izlenen meşru amaçla orantılı" olmak zorunda olduğu anlamına gelir (bk. aynı karar, parag. 48-49);
(d) Sözleşmenin güvence altına aldığı bir hakka istisna getiren hükümler, dar yorumlanmalıdır (bk. yukarıda geçen Klass ve diğerleri kararı, parag. 42).
98. Mahkeme ayrıca, bir hükümlünün haberleşmeye saygı hakkını kullanırken yapılan bir müdahalenin, 8(2). fıkrasındaki amaçlar bakımından "gerekli" olup olmadığını değerlendirirken, hapisliğin olağan ve makul gereklerinin göz önünde tutulması gerektiğini belirtmiştir (bk. yukarıda geçen Golder kararı, parag. 45). Gerçekten de Mahkeme, mahpusların haberleşmesi üzerinde bazı kontrol tedbirlerinin bulunmasının gerekli olduğunu ve bu tedbirlerin kendiliğinden Sözleşmeyle bağdaşmaz olmadığını görmektedir.
2. Yukarıdaki prensiplerin olaya uygulanması
(a) İtiraz konusu olmayan bendler
99. Komisyon, aşağıdaki birincil veya ikincil sebeplerle şu mektupların iletilmemesinin, "demokratik toplumda gerekli" olmadığı görüşünde olduğunu açıklamıştır:
(a) bir yakın veya arkadaştan başka bir kimseyle haberleşmenin kısıtlanması (bk. yukarıda parag. 29-30 ve 59): Colnenin 13-15, McMahonun 35-41 numaralı mektupları ve bir gazeteciden kendisine gönderilen 31 Aralık 1975 tarihli mektup, Silverın 4 ve Carnenin 48 numaralı mektupları;
(b) hukuki veya başka bir işle bağlantılı haberleşme üzerinde kısıtlama (bk. yukarıda parag. 32, 35, 41 ve 60): Cooperın 27, Carnenin 49 ve 57 numaralı mektupları ile yine kendisinin National Council for Civil Liberties adlı örgüte gönderdiği 15 Eylül 1975 tarihli mektup;
(c) yetkililere saygısızlığa varan şikayetler hakkında yasak (bk. yukarıda parag. 45/a, (iii) ve 64): Tuttlenin 17 ve Carnenin 51 numaralı mektupları;
(d) cezaevi tretmanı hakkında iç usullere göre sunulmamış şikayetlere, avukatlara ve Parlamento üyelerine yazılan mektuplarda yer verilmesi yasağı (bk. yukarıda parag. 45/a ve b, 47 ve 67): Noenin 9 ve 11, Cooperın 20, 22, 23, 24 ve 26 numaralı mektupları ile yine kendisinin 3 Nisan 1974 tarihli mektubu, ve Carnenin 43, 45, 53, 54, 56, 58 ve 59 numaralı mektupları ile 27 Kasım 1974 ve 11 Ocak 1975 tarihli mektupları;
(e) kamuoyunu kışkırtma girişiminde bulunan dilekçeler (bk. yukarıda parag. 45/a (xi) ve 70): McMahonun 32 ve 34 numaralı mektupları;
(f) mevzuata karşı hile ve dolanma içeren mektup yasağı (bk. yukarıda parag. 44 ve 62): Silverın 1 ve Tuttlenin 18 numaralı mektupları.
Komisyon (f) bendindeki müdahalenin, esasen meşru bir sebebe dayanılarak yapılmış olmasına rağmen, aşırı bir müdahale olduğunu kabul etmiştir. Diğer hallerde ise, sebebin kendisi ile birlikte işlem de Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki gerekliliği karşılamamaktadır. Komisyon, yukarıda 91. paragrafın (b), (c), (d), (f) ve (g) bendlerindeki mektupların birincil veya ikincil sebeplerle iletilmemesi konusunda da aynı görüşte olduğunu ifade etmiştir. Son olarak Komisyon, Cooperın 19, 21 ve 25 numaralı mektuplarının (bk. yukarıda parag. 71) iletilmemesinin "gerekli" olmadığını kabul etmiştir.
Hükümet, Komisyonun vardığı bu sonuçlara itiraz etmemiş, Mahkeme de bu görüşe katılmamak için bir sebep görmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu mektupların iletilmemesinin "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığı sonucuna varmıştır.
(b) İtiraz konusu bendler
100. Hükümet veya başvurucular, Komisyonun bazı mektuplar hakkında "gereklilik" konusunda vardığı sonuçlara itiraz etmişlerdir. Mahkeme Başkanının 22 Temmuz 1982 tarihli kararı gereğince taraflar, bu bendler hakkındaki iddialarını Mahkemedeki duruşmada dile getirmişlerdir. Mahkeme bunları sırasıyla inceleyecektir.
101. Noenin bir avukata yazdığı 10 numaralı mektup, bir iş muamelesinden söz ettiği için (bk. yukarıda parag. 41, 46 ve 60), iletilmemiştir. Komisyon bu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olduğunun kanıtlanamadığını, çünkü özellikle bunu destekleyen bir delil bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet bu sonuca itiraz etmiştir.
Mahkeme, dolandırıcılıktan hükümlü bir mahpus (bk. yukarıda parag. 13) tarafından yazılmış bu mektubun sadece hukuki sorunlarla ilgili olmadığını ama hukuki yorumları da içerdiğini (bk. yukarıda parag. 60) not etmektedir. Mahkeme o dönemde yürürlükte bulunan mahpusların iş faaliyetleri üzerine konan kısıtlamalar hakkında genel bir görüş belirtmeksizin, Birleşik Krallığa gerekli takdir alanı bıraktığında, yetkililerin, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki "suç ve düzensizliğin önlenmesi" için bu mektubun iletilmemesinin gerekli olduğunu düşünmekte haklı olduklarını kabul etmektedir.
102. Silverın 7 numaralı mektubu, kaldığı cezaevinde belirli bazı suçluların mevcudiyetinden söz ettiği için iletilmemiştir (bk. yukarıda parag. 45/a, (ii) ve 63). Komisyon, Silverın itiraza konu pasajı çıkardıktan sonra mektubu yeniden yazabileceği gerekçesiyle müdahalenin "gerekli" olarak görülebileceğini kabul etmiştir. Başvurucunun avukatı, Hükümetin yeniden yazma imkanının sağlanmış olduğunu kanıtlayamadığını ve Hükümetin Aralık 1981den bu yana yürürlükteki rejime göre bu mektubun durdurulmayacağının beyan etmesinin, 1973te yapılan işlemin "gerekli" olmadığını gösterdiğini iddia etmiştir.
Aksine delil bulunmadığından, Mahkeme Silvera olağan usule göre (bk. yukarıda parag. 50) yukarıdaki imkanın tanınmış olduğunu kabul etmek durumundadır. Sözü geçen diğer suçluların "A kategorisi" suçlular olduğunu (bk. yukarıda parag. 16) akılda tutan Mahkeme, yetkililerin, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki "kamu düzeninin korunması" ve "suç ve düzensizliğin önlenmesi" için bu mektubun iletilmemesinin gerekli olduğunu düşünmekte haklı oldukları sonucuna varmaktadır.
103. Cooperın 28-31 numaralı mektupları, sadece ağır yakışıksız bir dil kullanıldığı için değil, ama aynı zamanda cebir tehditleri de (bk. yukarıda parag. 45/a (iv) ve 65) içerdiği için iletilmemiştir. Başvurucunun avukatı, müdahalenin ikinci sebeple de "gerekli" olduğu şeklindeki Komisyon görüşüne itiraz etmiştir.
Mahkeme, Komisyonun görüşüne katılmaktadır. Başvurucunun 28-30 numaralı mektupları açıkça tehditler içermektedir; 30 numaralı mektupta bunların devamı şeklinde görülebilir. Mahkemenin değerlendirmesine göre yetkililer, Sözleşmenin 8(2). fıkrasındaki "suç ve düzensizliğin önlenmesi" amacıyla bu mektupların iletilmemesinin gerekli olduğunu düşünmek için yeterli gerekçeye sahiptirler.
104. Son olarak, Noenin Birleşik Devletler Konsolosluğuna yazdığı 12 numaralı mektup, postaya verilmeden önce üç hafta geciktirilmiştir (bk. yukarıda parag. 71). Başvurucunun avukatı bu müdahalenin gerekliliğini sorgulamış, Komisyon ise Sözleşmenin 8(2). fıkrasında yer alan amaçlardan biri veya bir kaçı bakımından "gerekli" olmadığını gösterecek bir delil bulunmadığı gerekçesiyle, 8. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Mahkemenin görüşüne göre, alt düzeydeki cezaevi yetkilileri, mahpusların haberleşmeleriyle ilgili gözetim yetkilerini nasıl kullanmaları gerektiği konusunda tereddüde düşmeleri halinde, daha yüksek bir makamdan talimat alabilmelidirler. Noenin 12 numaralı mektubu konusunda cezaevi yetkilileri, o sırada uygulanabilir nitelikte olan hukuk ve tatbikatın ışığında, talimat vermesi için mektubu Bakanlığa göndermeyi gerekli bulmuşlardır; Bakanlık mektubun gönderilmesine karar vermiştir. Bu koşulları ve mektubun konusunun gerçekten acil olmadığını dikkate alan Mahkeme, mektubun gönderilmesindeki üç haftalık gecikmeyi, Sözleşmenin 8. maddesine aykırılık oluşturacak kadar ağır görmemektedir.
D. Sözleşmenin 8. maddesiyle ilgili sonuçlar
105. Özet olarak, Silverın 7, Noenin 10 ve Cooperın 28-31 numaralı mektuplarının iletilmemesi, hem "hukuka göre"dir ve hem de "demokratik bir toplumda gerekli"dir (bk. yukarıda parag. 95, 101, 102 ve 103). Bu nedenle bu müdahaleler, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmemektedir. Aynı şey, Noenin 12. numaralı mektubu için de (bk. yukarıda parag. 95 ve 104) geçerlidir.
Öte yandan, diğer 57 mektubun iletilmemesi "demokratik bir toplumda gerekli" değildir (bk. yukarıda parag. 99); bu nedenle her bir olayda Sözleşmenin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali iddiası
106. Başvurucular ayrıca, mektuplarının cezaevi yetkilileri tarafından kontrol edilmesinin, Sözleşmenin 10. maddesinde güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
107. Komisyon, haberleşme bağlamında ifadede bulunmanın Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınmış olması nedeniyle, konuyu Sözleşmenin 10. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
Hükümet ve başvurucular, bu görüşe itiraz etmemişlerdir; Mahkeme de bu görüşe katılmıştır.
V. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
108. Başvurucular, Sözleşmenin 6(1), 8 ve 10. maddeleri bakımından şikayetleri bakımından Birleşik Krallıkta etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ve bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu madde şöyledir:
"Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir."
A. Sözleşmenin 6(1) ve 10. maddeleriyle bağlantılı olarak ele alınan 13. madde
109. Komisyonun, başvurucu tarafından Mahkeme önünde itiraz edilmeyen bu konudaki görüşleri şöyledir:
- Silverın 1972 tarihli dilekçesinin reddedilmesiyle ilgili olarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulunduğu şikayeti bakımından Sözleşmenin 13. maddesi bağlamında ayrı bir sorun bulunmadığı;
- başvurucunun 10. maddesi konusundaki şikayetinin (bk. yukarıda parag. 107), 13. madde bakımından incelemeyi gerektirmemesi.
110. Mahkeme, Komisyonun görüşünü paylaşmaktadır. Sözleşmenin 6(1). fıkrasını bakımından verdiği kararı (bk. yukarıda parag. 80-82) göz önünde tutan Mahkeme, Silverın 13. madde bakımından şikayetini incelemeyi gerekli görmemektedir; çünkü, Sözleşmenin 13. maddesinin aradığı şartlar, 6(1). fıkrasının aradığı şartlardan daha az katı olup, 13. maddenin şartları, 6(1). fıkranın şartları arasında zaten yer almaktadır (bk. diğerleri arasında 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 88). Yine, Sözleşmenin 10. maddesi konusundaki şikayetleri 13. maddeye göre incelemek gerekli değildir; çünkü, 8 ve 10. maddeler bu olayda örtüşmektedir (bk. yukarıda parag. 107).
B. Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 13. madde
111. Mahkeme, özellikle mahpusların haberleşmelerinin kontrol yetkilerinin kötüye kullanılmasına karşı koruyucular sorununu 13. madde bağlamında incelemeye karar verdiğinden (bk. yukarıda parag. 90), aynı şey başvurucuların şikayetlerinin 8. maddesi yönünden de geçerli değildir.
Muhtemel çeşitli şikayet usullerini inceleyen Komisyon, etkili hukuk yolu bulunmadığı ve böylece Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucunu varmıştır. Hükümet ise Mahkemeden, bu maddenin ihlal edilmediği kararı vermesini veya alternatif olarak, Emirlerdeki değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra böyle bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varmasını talep etmiştir.
112. Bu davanın konusu, Aralık 1981den itibaren yürürlükte olan haberleşme kontrol sistemini kapsamadığından (bk. yukarıda parag. 79), Mahkeme Hükümetin alternatif savunmasını inceleyemeyecektir.
113. Mahkemenin Sözleşmenin 13. maddesinin yorumlanması konusunda içtihatlarından ortaya çıkan prensipler şöyledir:
(a) bir kimsenin, Sözleşmede yer alan haklarının ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğuna dair savunulabilir bir iddiası bulunması halinde, bu kimsenin hem iddiası hakkında karar verilmesi ve hem de gerektiği takdirde bir giderim elde etmesi için, bir hukuk yoluna sahip olması gerekir (bk. yukarıda geçen Klass ve diğerleri kararı, parag. 64);
(b) Sözleşmenin 13. maddesinde sözü edilen makamın, yargısal bir makam olması gerekmez, ancak yargısal makam değilse, sahip olduğu yetkiler ve sağladığı güvenceler, izlediği usulün etkili olup olmadığına karar verilirken önem taşır (bk. aynı karar, parag. 67).
(c) tek bir hukuk yolu, kendi başına Sözleşmenin 13. maddesindeki şartları bütünüyle yerine getiremese bile, bir araya gelen iç hukuk yolları bunu gerçekleştirebilir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen X. - Birleşik Krallık kararı, parag. 60 ve 24.06.1982 tarihli Van Droogenbroeck kararı, parag. 56);
(d) genel olarak Sözleşmede ve özel olarak Sözleşmenin 13. maddesinde, Sözleşmenin her hangi bir hükmünün Sözleşmeci Devletlerin iç hukuklarında etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için, Sözleşmenin iç hukuka içselleştirilmesi gibi belirli bir tarz yer almamıştır (bk. 06.02.1976 tarihli İsveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 50).
Bu son prensipten çıkan sonuca göre, Sözleşmenin 13. maddesinin belirli bir olayda uygulanması, ilgili Sözleşmeci Devletin Sözleşmenin birinci bölümünde yer alan hak ve özgürlükleri kendi egemenlik alanında bulunan herkes için doğrudan tanıma yükümlülüğünü yerine getirmede seçtiği tarza bağlıdır (bk. yukarıda geçen İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 239).
114. Bu davada, Komisyon tarafından incelenmiş olan dört şikayet usulünden, yani Denetim Kuruluna başvuru, Parlamentodaki idare denetçisine başvuru, Bakanlığa dilekçe verme ve İngiliz mahkemelerine dava açmaktan başka, başvuruculara açık olan bir hukuk yolunun bulunduğu dile getirilmemiştir.
115. Mahkeme, Komisyon gibi, ilk iki yolun "etkili hukuk yolu" oluşturmadığı görüşündedir.
Denetim Kurulu ne vardığı sonuçların uygulanmasını sağlayabilir, ne de cezaevinde olmayan Colne gibi bireylerin başvurularını inceleyebilir.
Mahkemenin, Parlamentodaki Denetçinin giderim sağlayan bağlayıcı bir karar verme yetkisi bulunmadığını (bk. yukarıda parag. 54) not etmesi yeterlidir.
116. Haberleşmenin kontrolüyle ilgili bir işlemin yapılmasına dayanak oluşturan bir Emir veya Talimatın geçerliliği hakkında bir şikayetin Bakanlığa yapılması halinde, Bakanlık, Sözleşmenin 13. maddesindeki şartlar bakımından yeterince bağımsız bir makam olarak görülemez (bk. ayrıntılardaki farklılıklar ile birlikte, yukarıda geçen Klass ve Diğerleri kararı, parag. 56); çünkü söz konusu direktifleri veren Bakanlık olduğundan, gerçekte kendisinin sebep olduğu bir şey hakkında hüküm vermek durumunda olacaktır. Ancak şikayetçinin, bir kontrol işleminin bu direktiflerin yanlış uygulanmasından kaynaklandığını iddia etmesi halinde, o zaman durum başka olur. Mahkeme, bu tür durumlarda Bakanlığa bir dilekçeyle başvurulmasının, şikayetin temeli bulunması halinde, direktife uygunluğu sağlamak için genel olarak etkili olacağına kanaat getirmiştir. Ancak Mahkemeye göre, en azından 1 Aralık 1981den önce bu tür durumlarda bile bu gibi dilekçelerle başvurmak için varolan şartlar, bazı koşullarda bu hukuk yolunun kullanılabilirliği üzerine kısıtlamalar getirmiştir (bk. yukarıda parag. 53).
117. Öte yandan İngiliz mahkemelerine, Cezaevleri Yasası ve Tüzükle Bakanlığa ve cezaevi yetkililerine verilen yetkilerin kullanılması üzerinde belirli bir denetim yetkisi verilmiştir (bk. yukarıda parag. 55). Ancak mahkemelerin yargı yetkisi, bu yetkilerin keyfi, kötü niyetle, uygunsuz bir saikle veya yetkisiz bir tarzda kullanılıp kullanılmadığına karar vermekle sınırlıdır.
Bu bağlamda başvurucular, iç hukuka içselleştirilmemiş olan Sözleşmenin İngiliz mahkemeleri önünde doğrudan ileri sürülemeyeceğini vurgulamışlardır. Ancak başvurucular, ulusal mevzuatın Birleşik Krallığın andlaşmalardan doğan yükümlülüklerine uygun olduğu karinesi gereğince, iç hukuktaki muğlak hükümlerin yorumunda Sözleşmenin önemli olduğunu kabul etmişledir.
118. Başvurucular, haberleşmelerine yapılan müdahalelerin İngiliz hukukuna aykırı olduğunu iddia etmemişlerdir (bk. yukarıda parag. 86). Komisyon gibi Mahkeme de, bu davada şikayet konusu olan işlemlerin çoğunun Sözleşmeye uygun olmadığı sonucuna varmıştır (bk. yukarıda parag. 105). Hükümet bir çok olayda Komisyonun vardığı sonuçlara itiraz etmemiştir. Hükümet, İngiliz mahkemelerinin bu işlemlerin keyfi olarak, kötü niyetle, uygunsuz bir saikle veya yetkisiz bir tarzda yapılmış olduğuna karar verebileceklerini de ileri sürmüş değildir.
Mahkemenin görüşüne göre, ister Tüzükte isterse Emirlerde veya Talimatlarda yer alsın, olaya uygulanabilir normlar Sözleşmeye aykırı oldukları ölçüde, Sözleşmenin 13. maddesinin aradığı etkili hukuk yolu söz konusu olamazdı ve sonuç olarak 13. madde ihlal edilmiştir.
Ancak, söz konusu normların Sözleşmenin 8. maddesine uygun olduğu ölçüde, bir araya gelen mevcut hukuk yolları Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerini yerine getirmiştir; bu en azından, Bakanlığa dilekçeyle başvurmanın mümkün olduğu (bk. yukarıda parag. 116) haller için geçerlidir. Bakanlığa gönderilen bir dilekçe, Bakanlık tarafından çıkarılan direktiflere uygunluğu sağlayabilir; Tüzüğe uygunluğun sağlanması konusunda ise, İngiliz mahkemeleri yukarıda 117. paragrafta anlatılan denetim yetkisine sahiptir.
119. Özetle, söz konusu normların Sözleşmeye uygun olmadığı ve Mahkemenin Sözleşmenin 8. maddesine ihlal kararı verdiği hallerde, etkili hukuk yolu yoktur ve bu nedenle 13. madde ihlal edilmiştir. Diğer olaylarda ise, başvurucuların şikayetlerinin Bakanlık ve/veya İngiliz mahkemeleri tarafından gereği gibi incelenmeyeceğini varsaymak için bir sebep yoktur; bu nedenle bu hallerde Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir; ancak, Bakanlığa başvurma yolunun bulunmadığı Silverın 7. mektubu bakımından (bk. yukarıda parag. 11 ve 53) bir istisna vardır.
VI. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
120. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, Sözleşmeci Tarafların resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuk u, bu karar veya tasarrufun sonuçlarını kısmen onarmaya imkan veriyorsa ve gerekli gördüğü zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödenmesine hükmedebilir."
121. Başvurucular, 22 Eylül 1982 tarihli dilekçelerinde, haklarının ihlal edilmesinden dolayı "genel" zararlar için tazminat ile belirli hukuki giderler ve masrafların geri ödenmesini talep etmişlerdir; ayrıca Silver, McMahon ve Carne namına "özel" zararlar için tazminat talep edilmiştir.
122. Bu konudaki yazılı usul henüz tamamlanmamıştır. Bu koşullarda, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması karara hazır olmayıp, saklı tutulmalıdır. Mahkeme, bu konuda Başkana bundan sonraki usulü tayin etme yetkisi tanımıştır.
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Silverın Bakanlığa yazdığı 20 Kasım 1972 tarihli dilekçesinin reddedilmesi nedeniyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğine;
2. Silverın 7, Noenin 10 ve 12 ve Cooperın 28-31 numaralı mektupları dışında, başvurucuların yazdıkları veya kendilerine gönderilen bütün mektupların iletilmemesi veya geciktirilmesi nedeniyle, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Olayı Sözleşmenin 10. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
4. Başvurucuların Sözleşmenin 6(1) ve 10. maddeleri yönünden yaptıkları şikayetlerin, Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. Kararın 119. paragrafında belirtildiği ölçüde Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına ve buna göre,
(a) bu sorunun bütünüyle saklı tutulmasına
(b) bundan sonra izlenecek usulü tayin etmek üzere Daire Başkanını yetkili kılmaya
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy