(AİHS m. 6, 14, 50)
Başvuru no: 6210/73
DAVANIN ESASI (Özet)
Başvurucular Gerhad W. Luedicke, Mohammed Belkacem ve Arif Koç Komisyona başvurularını yaptıkları sırada Almanyada ikamet etmekte idiler. Bu üç başvurucu hakkında Alman mahkemelerinde çeşitli suçlardan ceza davaları açılmıştır. Başvurucular bu ülkenin dilini pek iyi bilmediklerinden, Alman hukukuna göre çevirmenden yararlanmışlardır. Başvurucular mahkum edildikten sonra, başka şeylerin yanında, çeviri masrafları ile birlikte yargılama giderlerini de ödemelerine karar verilmiştir. Başvurucular çeviri masraflarına ilişkin hüküm fıkralarının, Sözleşmenin 6(3). fıkrasının (e) bendine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.(10)
I. Konuyla İlgili İç Hukuk
Ceza davalarında mahkemeler, sanığın Almanca bilmemesi halinde bir çevirmen kullanmak durumundadırlar. Mahkemelerin Kuruluş Kanununun 185(1). fıkrasının birinci cümlesi şöyle demektedir: "Mahkemedeki bir davaya Almancaya hakim olmayan kişilerin katılması halinde bir çevirmen görevlendirilir". Bu hüküm gereğince yargılama sırasında, milliyetleri ne olursa olsun, Almanca bilmeyen veya konuşamayan sanıklara çevirmen sağlanır. Almancaya hakim olmayan tanıkların sorgulanması sırasında da aynı kural uygulanır.(11)
Ceza Usul Kanununun 464 (a)(1) bendinin birinci cümlesine göre çeviri giderleri yargılama giderlerinden sayılır. Bu giderler, ücretleri ve Hazinenin harcamalarını kapsar. Mahkeme Masrafları Yasasının ve Tanık ve Bilirkişiler Yasasının ilgili hükümlerine göre, tazminat bakımından çevirmenler bilirkişi sayılırlar. Ceza Usul Kanununun 465(1). fıkrasının ilk cümlesine göre "Sanık, mahkumiyetine sebep olan yargılamadaki giderlerin kendisiyle ilgili kısmını öder." Bu hükme göre sanık nihai kararla suçlu bulunduktan sonra yargılama giderlerini ödeme sorunu ortaya çıkar; bir sanıktan bu giderleri önceden ödemesi istenemez. Sanığın beraat etmesi halinde veya yargılamanın tatiline karar verilmesi halinde, giderler Hazine tarafından karşılanır. Öte yandan ilgili kişinin mahkum olması halinde, bu kişi giderlerin kendisiyle ilgili kısmını ödemekle yükümlüdür.(12)
Çeviri ücretleri bakımından, iç hukukun bir parçası olan Sözleşmenin 6(3)(c) bendi konusunda ulusal mahkemelerin farklı yorumları vardır. Bazı mahkemeler bu hükmü, bütün davalarda her zaman masrafların Hazine tarafından karşılanacağı şeklinde yorumlarken, diğer bazı mahkemeler ve bu arada Yüksek Mahkemeler, Ceza Usul Kanunu gibi, Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin de sanığı çevirmen ücretini peşin ödemekten muaf tutuğu, mahkumiyet halinde ise masrafları ödemesine engel olmadığı şeklinde yorumlamışlardır.(13)
Çeviri ücretleri, çevirmelerin kendileri tarafından değil, kanunla tespit edilen tarifeye göre, bütün yargılama giderleri tespit edilirken mahkeme görevlisi tarafından takdir edilmektedir.(14)
II. Başvurucularla ilgili olaylar
Birinci başvurucu, Birleşik Krallık vatandaşı olup Almanyada konuşlandırılmış olan İngiliz Kuvvetlerinde görevli bulunduğu sırada işlediği bir trafik suçundan ötürü mahkeme tarafından mahkum olmuş ve 900 DM para cezası ile birlikte yargılama giderlerini ödemesine karar verilmiştir. Başvurucunun ödeyeceği yargılama giderleri arasında 225.40 Alman Markı çeviri masrafı da yer almıştır.(15-16)
Başvurucu bu kararın çevirmen ücreti ile ilgili kesimine itiraz etmiş ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6(3)(e) bendine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bölge Mahkemesi, Sözleşmenin bu hükmünü, sanığın çeviri ücretini peşin ödemekten muaf tutan bir hüküm olarak nitelendirmiş ve tıpkı Alman vatandaşı sağır ve dilsiz sanıkların mahkum olmaları halinde sonradan çeviri ücretlerini ödemeleri gibi, Almanca bilmeyen yabancı sanıkların mahkum olmaları halinde de çeviri ücretlerini ödemelerinin Sözleşmeye uygun olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle Bölge Mahkemesi başvurucunun itirazını reddetmiş, Üst Mahkeme de bu kararı onamıştır. Başvurucu çevirmen ücretini de kapsayan yargılama giderlerini ödemiştir.(17)
Cezayir vatandaşı olan ikinci başvurucu, bir gece kulübünde hırsızlık ve müessir fiil suçları işlediği gerekçesiyle, dört hafta hapis cezasına, 500 Mark para cezasına ve yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmiştir. Mahkumiyet kararının kesinleşmesinden sonra başvurucunun ödeyeceği yargılama giderleri arasında 321.95 Mark çeviri ücreti yer almıştır. Bu çeviri ücretleri başvurucunun hakim karşısına çıkarılması, tutukluğa itirazda bulunması, iddianamenin çevrilmesi ve duruşma sırasında yapılan çevirileri kapsamaktadır. Başvurucunun çeviri ücretlerine karşı yaptığı itirazlar, Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin, mahkum olan sanıklar için çeviri ücreti ödettirilmesine engel olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonunun çeviri ücretleri ile ilgili görüşü ortaya çıkıncaya kadar bu masrafları ödememeyi talep etmiş ve bu talep kabul edilmiş, başvurucudan çeviri masrafları henüz tahsil edilmemiştir.(19-23)
Türk vatandaşı olan üçüncü başvurucu, ağır müessir fiil suçundan hapis cezasına mahkum olmuş, ancak tutuklu kaldığı süre infaz kanununa göre yatması gereken süreyi aştığı için salıverilmiştir. Bu mahkeme yargılama sırasında yapılan çeviri ücretinin Hazine tarafından karşılanması gerektiğini, çünkü Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin mahkemedeki dili anlamayan bütün sanıklar için çevirinin ücretsiz olmasını öngördüğünü belirtmiştir.(24-25)
Savcılığın bu karara karşı yaptığı itiraz üzerine Üst Mahkeme, kararın çeviri ücreti ile ilgili kısmını bozmuştur. Bu mahkemenin verdiği gerekçeli kararda, söz konusu bendin sanıktan sadece peşin çeviri ücreti alınmasını engellediği, Sözleşmenin amacının keyfi Devlet tasarruflarına karışı insan haklarını ve özgürlükleri korumak olduğu, Sözleşmenin amacının ulusal hukuk sistemini değiştirmek olmadığı, Sözleşmenin 6. maddesindeki usul güvencelerinin adil bir yargılama için kişilerin haklarını ve Devletin yükümlülüklerini içerdiği, bunun da bir sanığın veya hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin mahkemede kullanılan dili anlamaması halinde kendisinin bir çevirmen yardımından yararlanmasını gerektirdiği, çevirmen ücretini peşin ödemesinin şart koşulamayacağı, ancak bunun mahkum edilen sanıkların bile çevirmen ücreti ödemeyecekleri anlamına gelmediği, sanığa çevirmen temin edildiğinde adil yargılanma hakkının güvence altına alınmış olduğu, sanığın daha sonra çevirmen ücretini ödemeye mahkum edilmesinin insan haklarının güvence altına alınması ile ilgili bir problem olmadığı, Sözleşmenin ceza yargılamalarında ücretler konusunda parçalardan oluşmuş bir çözümü amaçlamadığı, yine masraflar konusunda yabancıların bir vatandaştan daha kötü bir duruma sokulmaması düşüncesinin sürekli olarak masraflardan muaf tutulması sonucuna vardırılmaması gerektiği, bu tür bir mali dezavantajı yasaklayarak Sözleşmenin amacına ulaşmış olamayacağı ifade edilmiştir. Bu karara karşı Alman Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz, başvurunun başarı şansı olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.(24-26)
Yapılan hesaplamaya göre bu başvurucunun, üç duruşmada yapılan çeviriler için 934.50 Mark ödemesi gerekmektedir. Ancak başvurucunun ödeme gücü bulunmadığı gerekçesiyle kendisine ödeme tebligatı yapılmamıştır. İki yıl sonra başvurucunun Türkiyeye geri döndüğü ve adresinin bilinmediği gerekçesiyle yargılama giderlerinin alınmasından feragat edilmesine karar verilmiştir.(27-28)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
İnsan Hakları Avrupa Komisyonu 18 Mayıs 1977 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin ihlal edildiğine, bire karşı on iki oyla 14. madde bakımından inceleme yapmanın gerekli olmadığına karar vermiştir.(29)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Başvurucu Koçun davasının ayrılması ve düşürülmesi talebi
Hükümet davayı Mahkeme önüne getirirken, başvurucu Koçun 25(1). fıkrası anlamında mağdurluk statüsünün kalmadığını, çünkü yetkili makamların kendisinden çeviri ücretleri de dahil mahkeme masraflarını almaktan vazgeçtiklerini belirtmiş ve ayrıca Mahkeme İçtüzüğünün 47(2). fıkrasına göre başvurucu Koç bakımından davanın ayrılması talebini ileri sürmeyi saklı tutmuştur. Hükümet daha sonra Mahkemeye verdiği dilekçede, başvurucu Koç bakımından davanın ayrılması ve düşürülmesi talebinde bulunmuştur. Hükümet, başvurucu Koç Almanyaya dönse bile bu masrafların kendisinden alınmayacağını belirtmiş, başvurucunun hukuki durumunda meydana gelen değişiklik nedeniyle davayı izlemesinde de bir menfaati kalmadığını ileri sürmüştür.(33)
Komisyon temsilcileri Hükümetin bu görüşüne önce karşı çıkmışlar, sonra başvurucu Koçun davayı izlemek niyetinde olmadığını ve Hükümetin görüşünü kabul ettiğini belirten bir notu Mahkemeye iletmişlerdir. Duruşmada ise Daire Başkanının sorduğu bir soruya karşılık Komisyon temsilcisi, Mahkemenin bu davanın Koç ile ilgili kısmını incelemeyi sürdürmesinde yarar görmediklerini ifade etmiştir.(34)
Mahkeme, başvurucu Koç bakımından davanın diğerlerinden ayrılması ve bu kısım bakımından davanın düşürülmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığına karar vermek durumundadır. Mahkeme İçtüzüğünün 47(1). fıkrasına göre, davayı Mahkemenin önüne getiren tarafın davayı izleme niyetinde olmadığını belirtmesi halinde Mahkeme, "Komisyonun görüşünü aldıktan sonra, davaya devam etmemeyi ve düşürmeyi kabul etmenin uygun olup olmadığına karar verir". Mahkemeye göre Hükümetin önerisi, İçtüzüğün 47(1). fıkrasına değil ikinci fıkrasına girmektedir. İkinci fıkra ancak Komisyon tarafından Mahkemeye "bir dostane çözüme ulaşıldığı, düzenleme yapıldığı veya soruna başka bir şekilde çözüm getiren bir olayın bulunduğu" yolunda bilgi vermesi halinde, Mahkemenin davanın düşmesine karar vermesini öngörmektedir. Bu dava Mahkemenin önüne Komisyon ve Hükümet tarafından getirilmiş olduğundan, ikinci fıkradaki şartların yerine getirilmiş olması halinde Mahkeme, davanın başvurucu Koç ile kısmının düşmesine karar verebilir. Bu nedenle Mahkeme, başvurucu Koçun durumunda bir dostane çözüm, düzenleme veya soruna çözüm getiren bir olay bulunup bulunmadığını tespit etmelidir.(35)
Mahkeme, başvurucu Koçun Almanyaya dönmesi halinde bile mahkeme masraflarının kendisinden tahsil edilmeyeceğine dair Hükümetin kararını kaydeder. Bununla beraber Hükümetin bu tek taraflı beyanı, Mahkemenin görüşüne göre İçtüzüğün 47(2). fıkrası bakımından bir dostane çözüm veya bir düzenleme veya sorunu başka bir şekilde çözen bir olay değildir. Başvurucu Koça ilişkin masrafları tahsil etmekten feragat edilmesi Sözleşmenin 6(3)(e) bendinden kaynaklanan bir sebeple olmamıştır. Feragat, başvurucunun ailevi ve mali durumu gibi, masrafların geri alınmasındaki pratik güçlüklerden kaynaklanmıştır. Dahası, masrafları geri almaktan feragat, başvurucunun kendisini çeviri masraflarını ödemeye mahkum eden ulusal mahkeme kararının Sözleşmeye uygun olmadığının tespit edilmesi konusundaki hukuki menfaatini ortadan kaldırmamaktadır. Hükümet yukarıda sözü edilen beyanında, çeviri ücretleri konusundaki Alman hukukunun ve başvurucu Koça uygulanmasının Sözleşmenin 6(3)(e) bendine aykırı olduğunu kabul etmiş değildir. Hükümet tam tersine, iç hukukun ve uygulamanın Sözleşmeyle bağdaşır olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu Koç bu dava için yaptığı ek giderlerin de geri ödenmesini talep ettiğinden, Mahkemenin bu başvurucu bakımından davayı sürdürmesi, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanabilirliği için de gereklidir.(36)
Mahkemenin davayı bir bütün olarak görmeye devam etmesi, bu konuda Mahkeme tarafından Sözleşmenin yorumlanmasını isteyen Hükümete, tartışma konusu hükümlerin anlamı üzerinde çatışan görüşler hakkında bütünsel bir cevap verilmesini de kolaylaştıracaktır. Komisyon temsilcilerinin haklı olarak vurguladıkları gibi, bu çatışma bütün davanın temelinde yer almaktadır.(36)
Sonuç olarak Mahkeme başvurucu Koçun davasının diğer iki başvurucunun davasından ayrılmamasına ve düşürülmemesine karar verir.(37)
II. Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin ihlali iddiası
Başvurucular yaptıkları sunuşlarda, ulusal mahkemeler tarafından çeviri ücretlerini ödemekle yükümlü tutulmalarının Sözleşmenin 6(3)(e) bendini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Komisyon oybirliğiyle, başvurucuların şikayet ettikleri söz konusu kararların Sözleşmenin aynı bendine aykırı olduğunu kabul etmiştir. Komisyon Sözleşmenin bu hükmünü, mahkemede kullanılan dili anlamayan veya konuşamayan her sanığın çevirmenden ücretsiz olarak yararlandırılması ve daha sonra kendisinden ücret istenmemesi şeklinde anlamıştır. Hükümet bu görüşe karşı çıkmıştır. Hükümete göre (e) bendi, sanığı çevirmen kullanmaktan doğan masrafları peşin ödemekten muaf tutarken, mahkum olduktan sonra bu tür masraflara katlanmasını engellememektedir.(38)
Mahkeme, Sözleşmenin 6(3)(e) bendi yorumlarken, Sözleşmeler Hukukuna dair 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Sözleşmesinin 31 ve 33. maddelerinin rehberliğinden yararlanır (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 29). Bu nedenle Mahkeme (e) bendinin anlamını tespit etmek için, kendi bağlamı içinde ve konusu ve amacı ışığında terimin olağan anlamını araştırır.(39)
Komisyon gibi Mahkeme de, 6(3)(e) bendindeki ücretsiz (gratuitement-free) teriminin açık ve kesin bir anlama sahip olduğunu tespit etmektedir. Fransızcada olduğu gibi ücretsiz terimi ücret ödemeden, karşılıksız (bk. Shorter Oxford Dictionary), hiç bir bedel veya masraf olmadan, bedel veya masraf alınmadan (bk. Websters Third New International Dictionary ) anlamına gelir.(40)
Sonuç olarak Mahkeme ücretsiz terimine, hiç bir niteleme yapmadan Konseyin iki resmi dili olan Fransızca ve İngilizcedeki olağan anlamlarını verir. Bu terim şartlı bir feragat, geçici bir muafiyet, askıya alma anlamına gelmemekte, fakat tek ve tam bir muafiyet veya beraat anlamına gelmektedir. Bununla beraber, Hükümetin ileri sürdüğü gibi, (e) bendi hükmünün bağlamı, konusu ve amacı bakımından bu dilsel yorumu olumsuz duruma getirip getirmediği tespit edilmelidir.(40)
Hükümete göre Sözleşmenin 6(3). fıkrasında sayılan haklar ceza yargılamasıyla ilgili olup, yargılama nihai ve bağlayıcı bir kararla sona erdiğinde, adil yargılamayı sağlayan haklar da sona erer. Bu haklar, sanığa tanınmış hakladır; masumluk karinesi son bulduğunda, bu haklar da sona erer. Hükümetin görüşüne göre yargılama giderleri mahkumiyetin bir sonucu olup 6. maddenin tamamen dışında kalır.(41)
Mahkeme, Sözleşmenin 6(3). fıkrasının adil yargılanma hakkını sağlamak amacıyla sanığa (veya hakkında suç isnadı bulunan kimseye) tanınan asgari hakları saydığını kaydeder. Ancak buradan, (e) bendi söz konusu olduğunda, sanığın mahkum olması halinde çeviri masraflarını ödeyeceği sonucu çıkmaz. Bu bendi ulusal mahkemelerin mahkum edilen kişilere masrafları ödettirmesine izin verecek şekilde yorumlamak, maddenin sağladığı yararı zaman bakımından sınırlamak ve her nasılsa mahkum edilmiş kişilere bu hakkı tanımamak anlamına gelir. Böyle bir yorum 6(3)(e) bendini etkililikten yoksun bırakacaktır, çünkü mahkemede kullanılan dili anlamayan veya konuşamayan bir sanığın, bu dili bilen kişi karşısındaki dezavantajı sürecektir; oysa (e) bendi özel olarak bu dezavantajı gidermek için getirilmiştir. Dahası, mahkum bir kimsenin çeviri masraflarını ödemekle yükümlü kılınmasının, adil yargılanma hakkının kullanılması üzerinde ters sonuçları olacağı da gözden uzak tutulamaz (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 36). Almanyada olduğu gibi, dili anlamayan her sanığa çevirmen tayin edilmesi, bu dili pek iyi bilmeyen ve kendini bizzat savunacak olan sanık bakımından ciddi kötü sonuçları kural olarak tasfiye eder. Bununla beraber, bazı önemli davalarda çevirmen atanması veya atanmaması, bu atamanın mali sonuçlarından çekinen sanığın tutumunu etkileyebilir. Sonuç olarak, (e) bendini çeviri ücretinden geçici bir muafiyet şeklinde daraltmak, ücretsiz teriminin sadece olağan anlamına değil, amacına ve gayesine de aykırı düşecektir; çünkü 6. maddenin korumak istediği adil yargılanma hakkının kendisi de olumsuz şekilde etkilenecektir.(42)
Hükümet, Sözleşmenin 6(3)(c) bendindeki ücretsiz terimi ile (e) bendindeki ücretsiz teriminin aynı anlama gelmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümete göre (c) bendinin yazılış tarzında, sanığın aldığı ücretsiz hukuki yardımı mahkum olduktan sonra ödemekten kendisinin muaf tutulacağını gösteren hiç bir şey yoktur. Yine Hükümete göre üçüncü fıkranın (c), (d) ve (e) bendleri mali sonuçları nedeniyle ilk iki bendden farklılaşmaktadır; mali sonuçları olan hükümler arasında Sözleşmenin keyfi bir ayrım yapabileceğini kabul etmek yanlış olur.(43)
Mahkeme bu savunmayı kabul etmemektedir. Bu davada Mahkemeden (c) ve (d) bendlerini yorumlaması istenmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu hükümlerin öngördüğü harcamaların hangi şartlarda ve ne zaman sanık tarafından ödeneceği konusunda bir tespit yapmaya niyetli değildir. Bunun yerine Mahkeme şu noktaya işaret etmekle yetinir: (c) ve (d) bendlerinin yorumu nedeniyle ortaya çıkan tereddüt ne olursa olsun, (e) bendinde ücretsiz sıfatının açık anlamına karşı çıkmak için, bu tereddüde dayanılamaz.(44)
Hükümet son olarak, mahkum olan bir şahıs son soruşturma sırasında yapılan çeviri giderlerini ödemekten muaf tutulurken, birinci fıkranın (a) bendindeki çeviri masraflarının kendisine yüklenmesinin tutarsızlık olacağını ileri sürmüştür. Mahkemeye göre bu argüman, üçüncü fıkranın (e) bendindeki ücretsiz çevirmenden yararlanma hakkının sadece son soruşturmadaki duruşma sırasında yapılan masrafları kapsadığı varsayımına dayanmaktadır. Oysa 6(3)(e) bendinin, aynı fıkranın (a) bendine göre ve 5(2). fıkrasındaki bilgilenme hakkının kullanılması sırasında yapılan çeviri masraflarını kapsamadığı hemen ilk bakışta söylenemez. Mahkeme bu soruna aşağıda 48 ve 49. paragraflarda tekrar dönecektir.(45)
Mahkeme, Sözleşmenin 6(3)(e) bendindeki hakkın, mahkemenin dilini konuşamayan veya anlamayan herkesin, yapılan masrafların daha sonra kendisinden istenmeyeceği şekilde çevirmenin ücretsiz yardımından yararlanmasını kapsadığı sonucuna varmaktadır.(46)
Şimdi Alman mahkemelerinin tartışma konusu kararlarındaki yorumların, 6(3)(e) bendi ile uyuşup uyuşmadığını veya hangi ölçüye kadar uyuştuğunu tespit etmek gerekir.(47)
Hükümet ile Komisyon 6(3)(e) bendinin hangi çeviri ücretlerini kapsadığı konusunda farklı düşünmektedirler. Hükümetin sunuşuna göre (e) bendi muğlak olmayan ve açık bir tarzda sadece duruşmadaki çevirmen yardımını kapsamakta olup, bu hüküm diğer çeviri ücretlerini kapsamamaktadır.(48)
Mahkemeye göre (e) bendi, her sanığın duruşmada bir çevirmenin ücretsiz yardımından yararlanma hakkı bulunduğunu söylememektedir; bu hüküm, sanığın mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyor olması halinde bu haktan yararlanacağını söylemektedir. Komisyon temsilcisinin işaret ettiği gibi bu son sözler, çevirmen yardımından ücretsiz yararlanmanın şartlarını ima etmektedir. Ayrıca İngilizce metindeki mahkemede kullanılan terimi, Fransızcadaki employee a laudience (kelimesi kelimesine çevrildiğinde duruşmada kullanılan - used at the hearing) teriminden daha geniş bir anlama sahiptir. Sözleşmenin 6(3)(e) bendindeki bu terim adil yargılanma hakkı bağlamında yorumlandığında, mahkemede kullanılan dili anlamayan veya konuşamayan bir sanığın, kendisine karşı açılan davada adil yargılanma hakkından yararlanması için gerekli her türlü belge ve beyanın çevrilmesi için bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkına sahip olduğu anlamına gelmektedir.(48)
Bu bağlamda her üç başvurucu bakımından farklılık vardır. Başvurucu Luedickee yüklenen ücretin bir kısmı duruşmadaki çeviri giderleri olup diğer kısmı belirsizdir; Mahkeme bu belirsiz kısmın, (e) bendinin dışında kaldığına hükmedemez. Başvurucu Koç hakkındaki çeviri giderleri duruşmada yapılan çeviriler içindir; bu sebeple bu giderler (e) bendine girmektedir. Başvurucu Belkacem için dört ayrı usul aşamasında çeviri masrafı yapılmıştır. Bunlar, sanığın yargıç önüne çıkarılması, tutukluluğun denetiminin yapılması, iddianamenin çevrilmesi ve duruşlardaki çeviri için ödenen ücretlerdir. Mahkemenin görüşüne göre (e) bendi, bütün bu masrafları kapsar.(49)
Buna göre Mahkeme, Alman mahkemelerinin itiraz konusu kararlarının 6(3)(e) bendini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.(50)
III. Sözleşmenin 14. maddesinin ihlali iddiası
İlk iki başvurucu, davalı Devletin vatandaşı karşısında Almancaya hakim olmayan bir yabancının mahkum edilmesi halinde çeviri masraflarını ödemek suretiyle daha ağır bir mali külfet altına girmesi nedeniyle, ayrımcılık yapıldığını iddia etmişlerdir.(51)
Komisyon 11 Mart 1976 ve 4 Ekim 1976 tarihlerinde verdiği kabuledilebilirlik kararlarında 14. madde bakımından da bir sorun bulunduğunu söylemiş, ancak 18 Mayıs 1977 tarihli raporunda, Sözleşmenin 6(3)(e) bendi hükmü bakımından vardığı sonuç nedeniyle ayrıca 14. madde bakımından inceleme yapmanın gerekli olmadığını söylemiştir. Komisyon daha sonra davayı Mahkemenin önüne getiren 10 Ekim 1977 dilekçesinde, Mahkemenin 14. madde bakımından da karar vermesini istemiştir. Hükümet ise başvurucuların 14. maddeyi ihlal eden bir ayrımcılık ile karşılaşmadıklarını belirtmiştir.(52)
Mahkeme, Komisyon görüşüne katılarak, bu davanın özel koşullarında davayı bir de 14. madde bakımından inceleme gereği bulunmadığını kabul etmiştir. Mahkemeye göre bu dava, sadece 6(3)(e) bend ile ilgilidir. Bu fıkranın (e) bendi adil yargılanma hakkını sağlamak için, mahkemede kullanılan dile hakim olmayan bir sanık ile bu dili konuşan veya anlayan bir sanık arasında her hangi bir eşitsizlik meydana gelmesini önlemek istemektedir. Bu nedenle (e) bendi, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile birlikte ele alınan 14. maddenin genel hükmüne göre özel bir hükümdür. Buna göre bu davada 14. maddenin uygulama alanı bulunmamaktadır.(53)
IV. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Sözleşmenin 50. maddesi adil karşılık hükmünü düzenlemektedir. Mahkeme İçtüzüğü, Mahkemenin bir davada ihlal tespit etmesi halinde aynı kararda, İçtüzüğün 47ek maddesi gereğince talep edildikten sonra bu konu karara hazır ise, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasını öngörmektedir.(54)
Başvurucu Luedicke iç hukuktaki davada ödediği çevirmen ücretlerinin kendisine geri ödenmesini ve bu davadaki masraflarının karşılanması istemiş; başvurucu Belkacem şu ana kadar çeviri ücreti ödemediğini, bu davadaki avukat masraflarının da ancak genel olarak kayıp sayılabileceğini söylemiştir. Başvurucu Koç, Hükümetin masraflardan feragat konusundaki beyanı karşısında tazminat talebinde bulunmadığını, ancak bu davada temsil bakımından yaptığı ek masrafların ödenmesini talep etmiştir.(55)
Hükümet temsilcisi ise yaptığı sunuşta, Mahkemenin Sözleşmeye aykırılık tespit etmesi halinde 50. madde bakımından ayrıca bir karar verilmeden, Alman Hükümetinin Sözleşmeden kaynaklanan bütün yükümlülüklerini yerine getirmeye hazır olduğunu, yürürlükteki yasanın değiştirilmesi yönünde Hükümetin Meclise bir yasa tasarısı sunmakla kalmayıp, başvurucuların bu dava dolayısıyla uğradıkları tüm zararları da karşılayacağını bildirmiştir. Hükümet temsilcisi, başvurucuların yaptıkları gerekli giderlerin adilane bir tarzda yetkili makamlar tarafından ödeneceğini belirtmiştir. Komisyon ise Hükümetin bu tavrı karşısında, bu bağlamda ayrı bir sunuşta bulunmayacağını ifade etmiştir.(56)
Mahkeme, Hükümetin beyanını not ettikten sonra, 50. maddenin uygulanmasıyla ilgili sorunun başvurucu Ludickein ödediği çeviri ücreti bakımından karara hazır olduğuna, ancak diğer talepleri konusunda sorunun karara hazır olmadığına, dolayısıyla sorunun bu kısmını saklı tutmaya karar vermiştir.(56)
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
1. Başvurucu Koçu ilgilendiren kısmı bakımından davanın düşürülmemesine;
2. Sözleşmenin 6(3)(e) bendinin ihlaline;
3. Davayı 14. madde bakımından incelemeye gerek olmadığına;
4. Alman Hükümetinin başvurucu Luedicketen çevirmen masrafı olarak aldığı miktarı geri ödemesine;
5. Bu başvurucunun 50. maddenin uygulanması bakımından diğer taleplerinin karara hazır olmadığına;
a) söz konusu talepler bakımından sorunun saklı tutulmasına;
b) tarafları, bu kararın verilmesinden itibaren üç ay içinde Hükümet ile başvurucuların varabilecekleri bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeleri için davet etmeye,
c) bu sorun bakımından izlenecek diğer usulün saklı tutulmasına
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy