(AİHS m. 6, 50)
Başvuru no: 6232/73
USUL VE ESAS (Özet)
Mahkeme esas hakkında verdiği 28 Haziran 1979 kararında (bk. sıra no. 29), başvurucu tarafından İdare Mahkemesinde açılan davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki makul sürenin aşıldığını tespit etmiş, 50. maddenin uygulanması sorununu saklı tutmuştur.(2)
Mahkeme, Komisyonun, başvurucunun avukatının ve Hükümetin konuyla ilgili görüşlerini aldıktan sonra duruşma günü tespit etmiştir.(3-6)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Mahkemeye göre, bu aşamada çözümlenmesi gereken tek sorun, Sözleşmenin 50. maddesinin olaya uygulanmasıdır. Esas hakkındaki davanın konusu, başvurucunun klinik işletme ruhsatını geri alan ve kendisine doktorluk mesleğini icra etme yasağı getiren kararların iptali için İdare Mahkemesine 1967 ve 1971 yıllarında açtığı davalardır. Ruhsat ile ilgili olarak 1967de açılan dava, 1979 yılı Eylül ve Ekim aylarında verilen kesin kararlarla sonuçlanmıştır. Klinik işletme ile ilgili 1971de açılan dava ise halen Üst Mahkeme önünde sürmektedir.(8-9)
Mahkemenin 28 Haziran 1978 tarihli esas hakkındaki kararından sonra Hükümet ve başvurucu dostane çözüme ulaşmak için girişimde bulunmuşlar, ancak başvurucu Hükümetin önerdiği 20 bin Mark tazminatı yeterli görmemiştir.(10)
Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali nedeniyle uğradığını iddia ettiği iki tür zarar için maddi tazminat istemektedir: Başvurucu ilk olarak, mali ve mesleki durumunun onarılamayacak şekilde çöküntüye uğradığını, ikinci olarak, kişisel ve mesleki şöhretinin dolaylı biçimde düştüğünü ileri sürmüştür. Başvurucu bu bağlamda uğradığını iddia ettiği zararları hakkında rakam telaffuz etmeden, doktor ve klinik işleticisi olarak kazanmayı ümit ettiği yıllık muhtemel gelirin tazminat olarak verilmesini istemiş ve ayrıca hem Almanyada hem de Strasbourg organları önünde yaptığı giderlerin karşılanmasını istemiştir. Başvurucu, kendisine ödenecek miktarın takdirini Mahkemeye bırakmıştır.(11)
Komisyon, başvurucunun iddia konusu maddi kayıplarının Mahkemenin ihlal tespitiyle ilgili olaylara yüklenmesinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Öte yandan Komisyon, başvurucunun mesleki kariyerinin doruğunda ve 49 ile 60 yaşları arasında bulunduğu sırada mesleki geleceği bakımından belirsizlik içinde tutulmuş olmasının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Komisyon, iç hukuktaki davaların hızlandırılması için başvurucunun ödemek durumunda kaldığı yargılama giderleri ile davasını Strasbourg organları önüne getirmek için yaptığı harcamaların bu davayla ilgili olduğunu kabul etmektedir. Ancak Komisyon, başvurucunun mesleği icra izninin geri alınmasına karşı yaptığı itirazın icrayı durdurucu etkisini canlandırmak için Alman mahkemelerine yaptığı başvuru konusundaki harcamaların bu konuya girmediğini söylemiştir. Komisyona göre, bu başvurular yargılamayı hızlandırmak için değil, yargılamanın aşırı uzunluğunun menfi sonuçlarını kısıtlamak için yapılmıştır.(12)
Hükümete göre, Mahkemenin ihlal tespitiyle başvurucunun iddia ettiği mesleki kariyerinin zarar görmesi arasında hiç bir nedensellik ilişkisi yoktur. Ayrıca, iç hukuk yollarının kullanılmasından kaynaklanan makul, gerekli ve kanıtlanmış masraflar sadece, bu hukuk yollarının yargılamayı süratlendirmeyi amaçlamış olması halinde tazmin edilebilir. Dahası, Sözleşme organları önündeki yargılama ile bağlantılı olarak yapılan makul giderler geri ödenebilir. Son olarak, başvurucunun sadece makul sürenin aşılmasından kaynaklanan manevi zararlarının mali karşılığının başvurucuya ödenip ödenmeyeceğinin takdiri Mahkemeye aittir.(13)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 50. maddesi, 28 Haziran 1978 tarihli kararda tespit edilen ihlalin sonuçlarının Alman iç hukukunda sadece kısmen giderilmesi halinde, adil karşılığa hükmedilmesine yetki vermektedir. Bu davada durum tam da böyledir. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında öngörülen makul süreye rağmen yargılamanın devam etmesi halinde, olayın doğasında yer alan sakatlık, zararın tam olarak giderilmesini (restitutio in integrium) önler. Bu durumda başvurucunun talep edebileceği tek şey adil karşılıktır. Başvurucu bu tür bir davayı kendi ülkesindeki mahkemeler önüne getirebilmiş veya getirebiliyor olsa bile, Mahkeme, De Wilde, Ooms ve Versyp kararındaki gerekçelerle (bk. 10.03.1972 tarihli karar, parag. 16 ve 20) adil karşılıkla ilgili talepleri reddetmeyecektir. Ayrıca Mahkemenin önündeki veriler, Alman hukukunun bu koşullarda başvurucuya her hangi bir tazminat ödemesine imkan vermediğini göstermektedir.(15)
Başvurucu çeşitli başlıklar altında tazminat istemiştir. Komisyona göre, başvurucunun talepleri hakkında karar verilebilmesi için öncelikle, iç hukuktaki iki davanın hangi ölçüde makul süreyi aştığı tespit edilmelidir. Komisyona göre dört yıldan fazla süren bir davanın 6(1). fıkrasına uygun olduğu kabul edilemez. Başvurucuya göre ise, iç hukuktaki dava 1973 yılından bile önce sona ermiş olmalıydı. Mahkeme, esas hakkında verdiği kararda makul olmayan sürenin niceliğini tespit etmeye girişmemiştir. Mahkemeye göre bu davada, başvurucuya yüklenebilecek gecikmelerden ayrı olarak Alman İdare Mahkemelerinin yargılamadaki tutumunu (bk. 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 107-111) etkileyen şartların dışında, 6(1). fıkrasındaki gereklerin yerine getirilmesini engelleyen başka şartların bulunduğunu düşünmek zordur.(17)
Bu çerçevede, klinik işletme ruhsatının geri alınmasıyla ilgili davada ilk dilekçelerin taraflarca alış verişi on yedi ay sürmüş, ilk soruşturma işlemi davanın açılmasından itibaren yirmi bir ay sonra yapılabilmiş, İdare Mahkemelerinin mesleki kurullardan delilleri alabilmesi için on yedi ay daha geçmiştir. Dördüncü İdare Mahkemesi önündeki davanın başlamasından sonra, İkinci İdare Mahkemesi önündeki davanın sonuçlanması için yedi yıl beklenmiştir (bk. aynı karar, parag. 104).(17)
Meslek icrasının yasaklanması ile ilgili davada ise İkinci İdare Mahkemesi, tanıkların dinlenmesi ve sözlü sunuşların yapılması için, ancak üç yıl yedi ay sonra duruşma yapmıştır. Aynı Dairenin, mesleki kurullara şikayette bulunan ve böylece başvurucunun iki ruhsatının geri alınmasına sebep olan Sağlık Bölge Meslek Heyetinin davaya katılması konusunda karar vermesi için on ay geçmiştir. Dava dosyasının çeşitli makamlara ve mahkemelere gönderilmesi de gecikmelere sebep olmuştur. Her şeyden öte, davanın açılmasından yirmi üç ay sonra Daire, başvurucu hakkında bir yıl önce başlatılan cezai soruşturmanın sonucunu öğrenme gerekçesiyle, kendi kararını yirmi bir ay geciktirmiştir (bk. aynı karar, parag. 110).(17)
Mahkemeye göre, üst üste gelen ve birbirleriyle bağlantılı olan bu gecikmeler yargılamanın bir parçası olmayıp, davayı uzun yıllar sürüncemede bırakmıştır. Mahkeme bu nedenlerle Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulmuş olup, şimdi 50. maddenin kendisine yüklediği görevi yapmak durumundadır.(17)
Mahkeme, bu davada esas hakkında verdiği kararın başvurucunun ruhsatlarının geri alınması ile ilgili olmayıp, İdare Mahkemeleri önündeki yargılamalarla ilgili olduğunu hatırlatır. Bu nedenle, ruhsatların geri alınmasından doğmuş olabilecek çeşitli zararlar bu davayla alakalı konular değildir. Adil karşılığa yol açabilecek tek zararlar, eğer iç hukuktaki iki dava makul süre içinde görülmüş olsaydı, başvurucunun katlanmak zorunda kalmayacak olduğu zararlardır.(18)
Başvurucu, çeşitli başlıklar altında zarar gördüğünü belirtmiş, ancak bu zararların varlığını ve kapsamını kanıtlamamıştır. Başvurucu bu zararların miktarını da söylememiştir. İç hukuktaki yargılamanın uzunluğundan kaynaklanan zararları tespit etmenin güçlüğü inkar edilemez. Kural olarak başvurucu, talep ettiği miktarı belirtmelidir; ancak Mahkeme başvurucunun bu konuda karşılaştığı problemleri dikkate almayacak olursa, Sözleşmenin 50. maddesindeki hakkaniyet prensibini göz ardı etmiş olur. Bu nedenle Mahkeme, başvurucu Königin talep ettiği miktarı kesin olarak belirtmiş olmasını istemenin uygun olmadığı görüşündedir.(19)
Mahkemeye göre, makul sürenin aşılmış olması, başvurucunun şöhretini kendiliğinden zarara uğratmaz ama, söz konusu iki davanın geciktirici özelliği nedeniyle bütün bu süre boyunca başvurucu sürekli belirsizlik içinde tutulmuştur. Esas hakkındaki kararın verildiği 28 Haziran 1978 tarihinde, iç hukuktaki ilk dava on yıl on ay, ikinci dava yedi yıl bir aydır sürmektedir. Böyle bir durum başvurucunun bu yaşta alternatif bir meslek aramasını aşırı derecede ertelemesi sonucunu doğurmuş olmalıdır. Başvurucunun başka bir mesleği icra etmesinin mümkün olmadığı kanıtlansa bile, Mahkeme bu durumu dikkate almak durumundadır. Ayrıca davaların uzun sürmesi, başvurucunun kliniği satma veya kiralama teşebbüsüne de zarar vermiş olmalıdır. Son olarak, davaların sonucunu beklerken içinde bulunulan sürekli belirsizlik, kendisi için daimi ve derin bir huzursuzluk kaynağı olmuştur; sadece bu bile kendisinin manevi zarar görmesine neden olmuştur.(19)
Yukarıdaki zararların hiç biri, hesaplanmaya elverişli değildir. Bu zararları, 50. maddenin öngördüğü gibi hakkaniyet esasına göre ele alan Mahkeme, başvurucuya bu başlık altında 30 bin DM ödenmesine hükmetmiştir.(19)
Başvurucu, Alman mahkemeleri ve Strasbourg organları önünde yaptığı harcamaların ödenmesini talep edebilir. Bu talep, Mahkemenin Neumeister (50. Md) kararında (bk. 07.05.1974 tarihli karar, parag. 43) ortaya koyduğu, Sözleşmenin bir ihlali ile başvurucunun bu ihlali önlemek ve zararları ödettirmek için yaptığı harcamalar arasındaki ayrıma da uygun düşmektedir.(20)
Buna göre başvurucu ilk olarak, davaları hızlandırmak amacıyla iç hukuk yollarını kullanırken yaptığı harcamaların geri ödenmesini isteyebilir. Başvurucu, bu konuda yaptığı on başvuruyu sıralamıştır. Ancak Mahkeme, bu başvurulardan beş tanesinin davaları hızlandırma amacıyla değil, ruhsat iptallerinin hemen uygulanmasından kurtulmak için yapılmış olduğunu tespit etmiştir. Bu vesileyle yapılan harcamalar 50. maddenin konusu değildir; Mahkeme bu noktada Hükümetin görüşüne katılmaktadır.(21)
Hükümet, iç hukukta yapılan diğer beş başvurunun görülmekte olan davaları hızlandırmak amacıyla yapılmış olduklarına itiraz etmemekte ancak bu başvurulardan sadece gerekli ve makul olanlarının konuyla ilgili görülmesini ve başvurucunun talep ettiği 2 bin 875 DM değil, Avukatlık Ücret Tarifesine göre 2 bin 200 DM ödenmesini istemiştir.(22)
Mahkeme, başvurucu Königin taleplerinin ancak, iç hukuk yollarını kullanmış olması ve yaptığı masrafların davanın şartları içinde makul olması halinde, 50. madde bakımından haklı bulunabileceği görüşündedir (bk. 07.05.1974 tarihli Neumeister (50. Madde) kararı, parag. 43).(23)
İç hukukta yapılan iki başvuruda da bu şartlar yerine getirilmemiştir. Çünkü aynı konuda bir ay arayla iki anayasal başvuru yapılmış, daha birinci başvurucu hakkında Anayasa Mahkemesi karar vermeden ikinci başvuru bulunulmuştur. Bu nedenle ikinci başvuru için Königin ödediği bin DM, talep ettiği miktardan düşülmelidir. Başvurucuya 1,875 Mark ödenmelidir. Bu miktar, Hükümetin Avukatlık ücret tarifesine göre hesapladığı miktardan biraz fazladır. Mahkeme Neumeister kararında, o dönemde yürürlükte olan adli yardım tarifesine göre karar vermişti (bk. 07.05.1974 tarihli Neumeister (50. Madde) kararı, parag. 44); ancak o davada başvurucu, yaptığı ödemelerin ayrıntılı bir dökümünü vermemişti. Oysa bu davada başvurucu König yaptığı ödemelerin dökümünü vermektedir.(23)
Başvurucu, Sözleşme organları önündeki yargılama için adli yardım almamıştır. Başvurucu Komisyon önündeki yargılama için iki avukattan birincisine 1,075 DM ve ikincisine 1,738 DM ödeme yapmıştır. Mahkeme önündeki yargılama için ise, iki avukattan birincisine 1,000 DM ikincisine 2,140 DM, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması ile olarak Komisyona yardımcı olan avukata 2,832 DM ödeme yapmıştır.(24)
Hükümet ve Komisyon temsilcileri başvurucu Königin yaptığı harcamaların Sözleşmenin 50. maddesiyle ilgili olduğunu kabul etmişler, ancak hesaplama yöntemi konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hükümete göre, Komisyonun tespit ettiği adli yardım tarifesini tek bir Avrupa kuralı olarak uygulamak yerinde olur. Hükümet bu konuda Neumeister kararını örnek göstermiştir. Komisyon temsilcilerine göre ise, adaletin daha ucuz olduğu ülke vatandaşı olan başvurucuların masrafları tam olarak almaları, buna karşılık diğer başvurucuların daha fazla külfete girmeleri hakkaniyete uygun olmayacaktır. Mahkeme, atıfta bulunulan Neumeister kararında varılan sonucun o davadaki olaylarla açıklanabileceği görüşündedir (bk. yukarıda parag. 23). Bu davada ise Mahkeme, yapılan bütün masrafların tamamen geri ödenmesi talebini reddetmek için bir sebep görmemektedir.(24)
Hükümet, başvurucu tarafından 50. madde ile ilgili olarak avukatlara ödenen ücretlerin Almanyadaki ücret tarifesine uymadığını, bu ücretlerin ikiye katlandığını ileri sürmüştür. Mahkemenin görüşüne göre bu ücretler orantısız değildir.(25)
Başvurucu König, 1973 ile 1978 yılları arasında Strasbourga yolculuklar için yaptığı 1,269 Mark masrafının da geri ödenmesini istemiştir. Komisyon İçtüzüğünün 26(3). fıkrasına göre başvurucu ve vekili Komisyon duruşmalarına katılabilirler. Başvurucunun Mahkeme önünde taraf statüsü bulunmadığı halde, kendisinin Mahkeme salonunda bulunması büyük önem taşımaktadır; çünkü başvurucu Mahkemeye doğrudan veya Temsilcilere yardımcı olan avukatları aracılığıyla bilgi verebilir.(26)
Bunları dikkate alan Mahkeme, başvurucu Könige 30 bin DM tazminat yanında, masrafları ve şahsi giderleri için 9,789 DM ödenmesine karar vermiştir.(27)
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
Almanyanın, Könige 39.789.095 (otuz dokuz bin yedi yüz seksen dokuz bin doksan beş) DM ödemesine
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy