(AİHS m. 6, 50)
Başvuru no: 6232/73
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar
Bir Alman vatandaşı olan başvurucu König, kulak-burun-boğaz doktorudur. Başvurucu 1960 yılında Almanyanın Bad Homburg kentinde, sahibi olduğu bir klinik açmıştır. Klinikteki tek doktor kendisi olup, burada plastik cerrahi faaliyetleri de yürütmektedir.(15)
16 Ekim 1962 tarihinde Dr. König hakkında, mesleğe aykırı davranışları nedeniyle, Bölge Sağlık Derneği tarafından Frankfurt İdare Mahkemesine bağlı Sağlık Meslek Kuruluna dava açılmıştır. Bu Kurul 9 Temmuz 1964 tarihinde başvurucunun mesleğe uygun davranmadığına karar vermiştir. Başvurucunun bu karar aleyhine yaptığı temyiz, Hassen Üst İdare Mahkemesine bağlı Bölge Sağlık Meslek Kurulu tarafından 14 Ekim 1970te reddedilmiştir. König aleyhine yapılan ve Bölge Kurulu tarafından kabul edilen iddialar arasında şunlar yer almaktadır: Aldığı ücretin yüzde yirmisini bir güzellik uzmanına ve hastalarından birine de kendisine getirdiği başka bir hasta için 100 Mark vermek; daha etkili metotlar kullanabilmek için hastalarından birini sosyal güvenlik sigortası dışında bir tedavi şekline ikna etmek; hastalarından birinin ödediği gerçek miktarı gösteren fatura vermemek; kendisi kulak-burun-boğaz uzmanı olduğu halde, kendi uzmanlık alanına girmeyen alanlarda ameliyatlar yapmak; ameliyatlar sırasında bir güzellik uzmanının yardımından yararlanmak; yaptığı faaliyetleri günlük ve haftalık basında geniş ölçüde duyurmak; sağlık meslek kurallarına aykırı olarak kendi isminin yer aldığı tabaklar, not defterleri ve reçete kağıtları çıkarmak.(16)
Başvurucunun klinik işletme yetkisi 1967 yılında, doktorluk yapma yetkisi de 1971 yılında iptal edilmiştir. Yasadışı olarak doktorluk yaptığı gerekçesiyle 1972 yılında başvurucu hakkında bir de ceza davası açılmıştır. Yetkilerini elinden alan kararlara karşı Dr. Königin 1967 Kasım ve 1971 Ekim aylarında iç hukukta açtığı iki iptal davası, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin kararını verdiği 1978 yılına kadar sonuçlanmamıştır.(17)
Başvurucu, yetkilerini elinden alan kararın iptali için açtığı davaların uzun sürmesinden şikayet etmektedir. Başvurucu, aleyhindeki disiplin ve ceza davaları hakkında şikayette bulunmamıştır.(18)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu, İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı 3 Temmuz 1973 tarihli başvuruda, Frankfurt İdare Mahkemesinde açtığı davaların uzun sürmesi nedeniyle, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Komisyon bu başvuruyu 27 Mayıs 1975te kabuledilebilir bulmuş, 14 Aralık 1976 tarihli raporunda da, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının bu olayda uygulanabilir olduğunu ve aynı fıkranın ihlal edildiğini belirtmiştir.(82-83)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
Komisyondaki çoğunluk görüşü, başvurucunun Frankfurt İdare Mahkemesine açtığı davalarda talep ettiği haklara, yani klinik işletme ve doktorluk mesleğini icra etme haklarına Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabileceğini, çünkü bu hakların kişisel haklar olduğunu belirtmiştir. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.(86)
Mahkeme, başvurucunun Alman mahkemeleri önünde açtığı davalarla ilgili mevzuatın hakları ilgilendirdiği konusunda Komisyon ve Hükümetin farklı düşünmediğini not etmektedir. Komisyon ve Hükümetin farklı düşündükleri nokta, bu davada, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında bir uyuşmazlık (dispute, contestations) bulunup bulunmadığı sorunu ile ilgilidir.(87)
Sözleşmedeki kavramların özerkliği: Komisyon ve Hükümet, kişisel haklar ve yükümlülükler kavramının sadece davalı Devletin iç hukukuna dayanılarak yorumlanamayacağı görüşündedirler. Sözleşmede kullanılan ifadelerin anlamlarının, iç hukuktaki anlamlarından özerkliği sorunu daha önce Mahkemenin önüne gelmiştir. Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan isnad kavramının Sözleşmedeki anlamıyla anlaşılması gerektiğini belirtmiştir (bk. 27.06.1968 tarihli Neumeister kararı, parag. 18; ayrıca, 27.06.1968 tarihli Wemhoff kararı, parag. (39); 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 110; 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 81). Mahkeme ayrıca Engel ve Diğerleri davasında suç kavramının özerkliğini kabul etmiştir (bk. 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 81). Mahkeme kişisel haklar ve yükümlülükler kavramının özerk olduğunu zımni olarak kabul etmiştir (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94) . (88)
Mahkeme bu görüşlerini bu davada da teyid etmektedir. Özerklik ilkesi, bu davada tartışma konusu uyuşmazlık kavramına da uygulanır. Başka bir çözüm şekli, Sözleşmenin gayesine ve amacına uygun olmayan sonuçlara yol açacaktır (bk. 08.06.1976 Engel ve Diğerleri kararı, parag. 81).(88)
Mahkeme kişisel haklar ve yükümlülükler kavramının özerk olduğu sonucuna varırken, ilgili Devletin mevzuatının önemsiz olduğunu düşünmemektedir. Bir hakkın Sözleşmedeki anlamıyla bir kişisel hak olup olmadığına, iç hukukta hangi hukuk içinde sınıflandırıldığına değil, hakkın maddi içeriğine ve etkilerine bakılarak karar verilir. Mahkeme bu denetim görevini yerine getirirken, Sözleşmenin amaç ve gayesi ile birlikte, diğer Sözleşmeci Devletlerin ulusal hukuk sistemlerini de göz önünde tutar (bk. 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 82).(89)
Hükümet, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının geleneksel anlamdaki özel hukuk uyuşmazlıkları, yani bireyler arasındaki veya birey ile özel hukuk kişisi olarak hareket eden Devlet arasındaki özel hukuka tabi uyuşmazlıkları kapsadığını, bireyler ile egemenlik sıfatıyla hareket eden Devlet arasındaki uyuşmazlıkları kapsamadığını ileri sürmüştür. Mahkeme Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanması ile ilgili olarak Ringeisen kararında şöyle demiştir: "Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilmesi için, bir uyuşmazlıkta her iki tarafın da özel kişiler olması gerekmez. Bu fıkranın ifade tarzı daha geniştir. Fransızca metindeki ifade, kişisel haklar ve yükümlülüklerden doğan bütün davaları kapsamaktadır. İngilizce metindeki kişisel haklar ve yükümlülükler ifadesi de bu yorumu desteklemektedir. Bu fıkra, kişisel hak ve yükümlülükler bakımından belirleyici olan her türlü yargılamayı kapsamaktadır. Bu nedenle, bir konu hakkında nasıl karar verileceğini düzenleyen yasanın medeni, ticaret veya idare hukuku kapsamına girmesinin ve bu konuda karar veren yetkili otoritenin olağan mahkeme veya idari bir kuruluş olmasının pek fazla önemi yoktur" (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94). Bu nedenle eğer bir dava, birey ile kamu makamı arasındaki bir uyuşmazlığı ilgilendiriyorsa, kamu makamının özel kişi sıfatıyla veya egemenlik sıfatıyla hareket etmesi belirleyici değildir. Buna göre bir uyuşmazlığın kişisel bir hakkı ilgilendirip ilgilendirmediğine karar verirken, sadece tartışma konusu hakkın niteliği önem taşır.(90)
Klinik işletme ve doktorluk mesleğini icranın kişisel hak niteliği: Mahkeme Dr. Königin özel bir klinik işletmeye devam etme hakkı ile doktorluk mesleğini icraya devam etme hakkının, 6(1). fıkrası anlamında kişisel haklar olup olmadığını tespit etmelidir.(91)
Almanyada özel bir klinik işletmek, bazı bakımlardan kar amacıyla yürütülen ticari bir faaliyettir. Bu faaliyet, klinik ile hastalar arasında sözleşme yapılarak özel sektör alanında yürütülmekte ve mülkiyet hakkı ile yakınlığı olan özel bir hakkın kullanımına benzemektedir. Özel klinikler, sağlığın korunması için kamu makamları tarafından kamu yararıyla yürütülen bir denetime tabidir. Avrupa Konseyine üye Devletlerde kural olarak bütün özel mesleki faaliyetler bakımından kamu yararıyla denetim yapılması, özel klinik işletilmesini kendiliğinden kamu hukuku faaliyeti şekline sokmaz. Bu Devletlerin iç hukuklarına göre söz konusu faaliyetlerin özel faaliyet niteliği, bu faaliyetlere idari makamlar tarafından izin vermesi veya faaliyetlerin idari makamlar tarafından denetlenmesi veya yetkinin geri alınması nedeniyle, otomatik olarak bir kamu hukuku faaliyetine dönüşmez. Mahkeme bu bağlamda Ringeisen davasında özel kişiler arasında yapılan satış sözleşmesinin kamu makamları tarafından denetlenmesinde, tartışma konusu hakkın kişisel nitelikte olduğu sonucuna vardığını hatırlatır (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen, parag. 94).(92)
Almanyada doktorluk mesleği, geleneksel serbest meslekler arasında yer almaktadır. Federal Yasanın 1(2). fıkrası de bunu açıkça belirtmektedir. Ulusal sağlık planına göre de doktorluk bir kamu hizmeti sayılmamıştır. Doktorlar bir kez doktorluk yapma yetkisini aldıktan sonra, bu mesleği icra edip etmemekte serbesttirler. Doktorlar hastalarıyla yaptıkları sözleşmeye dayanarak onlar tedavi etmektedirler. Öte yandan tabi ki doktorlar, bir bütün olarak toplumun sağlığını gözetmekle yükümlüdürler. Doktorların bu şekildeki genel sorumluluğu, doktorluk faaliyetlerinin özel niteliğini değiştirmez. Toplumsal bakımdan bu sorumluluğun önemi büyük olmakla birlikte, bu sorumluluk doktorluk faaliyetlerine yardımcı niteliktedir ve özel olduğu tartışmasız olan mesleklerde de benzeri sorumluluklar görülür.(93)
Bu şartlar altında olayda kamu yetkilerini kullanan yetkili makamlar tarafından idari tasarruflarda bulunulmuş olmasının pek bir önemi yoktur. İlgili Devletin iç hukukunun, iç hukuktaki davalarda İdare Mahkemelerini karar vermekle görevli kılması da konuyla alakalı değildir. Sözleşmenin 6(1). fıkrasını ilgilendiren şey, iç hukuktaki davaların konusunu özel nitelikteki hakların karara bağlanması olmasıdır.(94)
Mahkeme, yetkilerin geri alınması kararlarının ve İdare Mahkemelerin önündeki davaların özel hakları etkilediğini kabul ettiğinden, bu davada 6(1). fıkrasının uygulanabilirliğine karar vermektedir.(95)
Başvurucu ayrıca, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında bir de suç isnadı ile karşılaştığını ileri sürmüştür. Mahkeme başvurucunun bu iddiasının, Alman mahkemeleri önünde kişisel haklarla ilgili davalardaki olaylarla aynı olduğunu not etmiştir. Bu nedenle bu iddia ayrı bir şikayet olmayıp, sadece şekli bir sunuş veya bir hukuki argümandır.(96)
Bununla beraber dava, Mahkemenin önüne bir kez usulüne uygun olarak getirildi mi, Mahkeme, yargılama sırasında doğan tüm hukuki sorunları ve Komisyon ile davalı Devlet tarafından kendisinin incelemesine sunulan olaylarla ilgili sorunları ele alabilir. Olayların hukuki nitelendirilmesinde patron konumunda olan Mahkeme, gerekli gördüğü takdirde resen araştırma yaparak, olayları Sözleşmenin bütünselliği ışığında incelemeye yetkilidir (bk. 09.02.1967 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı, parag. 3e).(96)
Mahkemenin, bu davanın Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki suç isnadı ile ilgili olup olmadığını incelemesi gerekmemektedir. Çünkü, 6. maddede kişisel haklarla ilgili uyuşmazlıklar konusundaki şartlar, suç isnadı ile ilgili şartlara göre daha az ağır olmasına rağmen, bu farklılık bu noktada bir sonuç doğurmamaktadır; Alman mahkemeleri tarafından hala görülmekte olan davalar, 6. madde kapsamındaki makul süre kapsamına girmektedir.(96)
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
İdari davalarda makullüğü incelenecek dönem: Komisyona göre başvurucunun İdare Mahkemeleri önünde açtığı davalardaki süre, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında ifade edilen makul süreyi aşmıştır. Hükümet de bu davaların uzunluğunun ciddi olduğunu kabul etmiş, idari davalardaki süreyi hızlandırmak için getirilen bazı önerilerden söz etmiş ve bu olayda sürenin değerlendirilmesini Mahkemeye bırakmıştır.(97)
Yargılama süresinin uzunluğu konusunda Mahkemenin bir karar verebilmesi için önce, yargılamada makullüğü incelenecek dönemi tespit etmesi gerekir.(98)
Sürenin başlangıcı: Hükümete ve Komisyona göre bu süre, ilk derece İdare Mahkemesine yapılan temyiz tarihinde başlamaktadır. Mahkeme bu görüşü kabul etmemektedir. Mahkemenin Golder kararında dediği gibi, "kişisel haklar konusunda makul sürenin, bazı şartlarda, davacının uyuşmazlığı önüne getirdiği mahkemenin yargılamayı başlatan yazısını yazmasından önce başlayabileceğini düşünmek de mümkündür (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 32). Başvurucunun durumu böyledir. Çünkü başvurucu, tartışma konusu idari tasarrufların hukukiliğinin ve yerindeliğinin idari makamlar tarafından bir ön muhakeme yoluyla incelemesi yapılmadan önce yetkili mahkemenin olaya el atmasını sağlayamamaktadır. Sonuç olarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında sözü edilen süre bu davada, Dr. Königin yetkilerinin kaldırılmasına karşı itirazda bulunduğu gün başlamaktadır.(98)
Mahkeme, cezai konularda makul sürenin, temyiz muhakemesi dönemi dahil, tartışma konusu muhakemenin bütününü kapsadığına karar vermiştir (bk. 27.06.1968 tarihli Wemhoff kararı, parag. 65 ve 20; 27.06.1968 tarihli Neumeister kararı, parag. gerekçe 19; 17.01.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 25-26). Kişisel haklar ve yükümlülükler bakımından durum farklı değildir; çünkü 6(1). fıkrası ilk derece (first instance), üst (istinaf) veya temyiz (cassation) olsun, bir karara bağlamayı (determination) gerektirmektedir.(98)
İdare Mahkemeleri önündeki yargılama süresinin makullüğü: Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kapsadığı yargılama süresinin makullüğü her bir olayın şartlarına göre ayrı ayrı değerlendirilir. Mahkeme, ceza davasında sürenin makullüğünü, başka şeyler ile birlikte, olayın karmaşıklığını, başvurucunun tavrını ve idari ve yargısal makamların konuyla ilgileniş tarzlarını dikkate alarak değerlendirmiştir (bk. 27.06.1968 tarihli Neumeister kararı, parag. 20-21; 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 110). Mahkeme, makul sürenin aşılması değerlendirilirken daha önceki davalarda uygulanan bu ölçülerin, İdare Mahkemesi önündeki yargılamada da kullanılabileceğini kabul etmektedir.(99)
Mahkeme bu değerlendirmeye girmeden önce, Alman İdare Mahkemeleri yargılama usulü hakkında görüş bildirme görevi olmadığını belirtir. Bu sistem, bir çok mahkemenin ve hukuk yolunun bulunması nedeniyle karmaşık görünebilir; Mahkeme bu durumun, kişisel hakların güvence altına alınmasını güçlendirme kaygısıyla açıklanabileceğinin farkındadır. Ancak bu çabaların bir usul labirenti meydana getirmesi halinde, bundan bir sonuç çıkarmak ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluğu sağlamak amacıyla sistemi basitleştirmek, Devletin görevdir.(100)
1. Klinik işletme ruhsatının iptaliyle ilgili dava
Bu konudaki dava, başvurucunun ruhsatının iptaline karşı itiraz ettiği 13 Temmuz 1967de başlamış ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin karar verdiği 28 Haziran 1978 tarihine kadar henüz sonuçlanmamıştır. Hessen Üst İdare Mahkemesi, Dr. Königin Frankfurt 4. İdare Mahkemesinin 22 Haziran 1977 tarihli kararına karşı yaptığı itirazı henüz sonuçlandırmamıştır.(101)
Hükümetin de kabul ettiği gibi, davanın esası hakkında bir karar verilmeden tam on yıl on ay geçmesi ve İlk Derece Mahkemesinin hükmü verebilmesi için on yıl geçmiş olması kaygı verici bir durumdur.(102)
Hükümetin belirttiği gibi, 4. İdare Mahkemesi o dönemde adlarını ve adreslerini değiştiren tanıkları bulma ve dinleme konusunda güçlüklerle karşılaştığı, özellikle Xymenes adlı tanığın duruşmada dinlenmesinden önce 33 ay geçtiği doğrudur. Ancak Hükümet, bu davanın istisnai her hangi bir biçimde derecede karmaşık maddi ve hukuki sorunlar doğurduğunu ileri sürmüş değildir.(102)
Mahkeme, klinik işletme ruhsatının iptali hakkındaki bu dava ile 2. İdare Mahkemesi önünde görülen doktorluk yapma yetkisinin iptaliyle ilgili davanın belirli bir iç ilişkisi bulunduğunu, çünkü başvurucunun klinik işletmecisi olarak faaliyetlerinin doktorluk mesleğini icra faaliyetinden ayrılamayacak durumda olduğunu takdir etmektedir. Ancak bu durum, hiç de karmaşıklığa yol açmamıştır. Tam tersine, Sağlık Meslek Bölge Kurulunun Dr. Königin doktorluk yapamayacağını beyan ettiği dosya, 4. İdare Mahkemesinin elindedir. Bu bağlamda Mahkeme, iki İdare Mahkemesi arasında daha iyi bir işbirliğinin bulunması gerektiği yönündeki Hükümet temsilcisin görüşünü not etmektedir.(102)
Hükümete göre, dava süresinin uzunluğunun yaklaşık yarısından fazlasından, başvurucunun kendisi sorumludur; çünkü başvurucu sık sık avukat değiştirmiş, birbirine benzer bir çok itirazda bulunmuş ve yargılamanın çeşitli aşamalarında yeni deliller sunmuştur.(102)
Mahkemeye göre başvurucunun hakkı olan avukat değiştirmesi, davanın uzamasında kısmi bir rol oynamıştır; çünkü avukatlar dava dosyası hakkında bilgi sahibi olabilmek için zamana ihtiyaç duymuşlardır. Ancak Hükümetin ileri sürdüğü bu gecikme, toplam bir kaç aydan ibarettir. Üstelik başvurucu ilk avukatını 24 Mayıs 1971de, yani yargılamanın başlamasından dört yıl sonra azletmiştir. İkinci olarak Mahkeme, başvurucunun çeşitli itirazlarının biraz gecikmeye neden olduğunu kabul etmektedir. Ancak bu itirazların hepsi, yargılamanın başlamasından altı yıl sonra, yani Dr. Königin doktorluk yapma yetkisinden yoksun bırakıldıktan iki yıl sonra yapılmıştır. Bu itirazlardan ikisi yargıçların reddi ile ilgilidir. Bunlardan birincisi, raportör yargıca yönelik red talebinin kabulü ile sonuçlanmıştır. Üçüncü olarak Mahkeme, tanıklar dinlendikten sonra başvurucunun yeni deliller göstermesinin yargılamayı geciktirici bir unsur olduğu görüşüne pek katılmamaktadır. Başvurucu Eylül 1970, Şubat 1973 ve Ağustos 1974 tarihlerinde olmak üzere, toplam üç kez yeni tanık göstermiştir. Bunlardan birincisi, karşı tarafın yeni tanık göstermemesi halinde başvurucunun tanık gösterme talebini hükümsüz kılacak olan şartlı bir taleptir. Bunlardan sadece biri, yeni bir tanık gösterme şeklindedir.(103)
İç hukuktaki yargılamanın şaşırtıcı ölçüde uzun olması karşısında Mahkeme, 4. İdare Mahkemesinin bu davadaki tutumunu ayrıntılı biçimde incelemiştir. Bu davada dilekçelerin değişimi on yedi ay sürmüş, tanıkların adreslerinin araştırılması ve meslek heyetinden dosyanın istenmesi işlemleri hariç, İdare Mahkemesi ilk kez 26 Ağustos 1969da, delillerin sunulmasına karar vererek bir ilk soruşturma işlemi yapmıştır. İdare Mahkemesi, meslek örgütlerinin ellerindeki dosyaları vermelerini istemek için on yedi ay beklemiştir. Yetkili makamın, önündeki dosyayı tamamlamak için başka dosyaya ihtiyaç duyması halinde, o dosyanın bir kopyasının alınması ihtimalini düşünmesi gerekirdi. 4. İdare Mahkemesi Şubat 1975te, yani davaya el koyduktan yaklaşık yedi yıl sonra, kendi vereceği kararı, 2. İdare Mahkemesinin baktığı doktorluk mesleğini icra ile ilgili davanın sonuna bırakmıştır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 4. İdare Mahkemesinin, 2. İdare Mahkemesi önünde görülmekte olan davanın sonucundan neyi beklediğini anlayamamıştır. Bu arada 2. İdare Mahkemesi önündeki yargılama da, ceza davasının sonucunu beklemek üzere durmuştur. Bu şartlarda Mahkeme, başvurucunun rızası olduğu dikkate alınsa bile, 4. İdare Mahkemesinin yargılamayı uzatmak için yeterli makul nedenleri bulunmadığı sonucuna varmıştır.(104)
Yargılamayı etkileyen faktörleri bir bütün olarak değerlendiren Mahkemeye göre, soruşturmadaki güçlükler ile başvurucunun tavrı, yargılamanın uzunluğunu haklı göstermeye yetmemiştir. Mahkeme, yargılamanın uzun sürmesinin başlıca nedeni olarak, davanın yürütülmesini görmektedir. Mahkeme, 4. İdare Mahkemesinin yargılamayı çok daha önce bitirebileceğini tespit etmiştir. Davanın 13 Temmuz 1967de başlayıp 22 Haziran 1977de sona ermesini dikkate alan Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan makul sürenin aşıldığı sonucuna varmıştır.(105)
2. Doktorluk mesleğini icra yetkisinin iptaliyle ilgili dava
Bu yargılama, başvurucunun 18 Mayıs 1971 tarihinde yetkisini elinden alan karara karşı yaptığı itiraz ile başlamıştır. Frankfurt 2. İdare Mahkemesi 9 Haziran 1976da, yani beş yıl geçtikten sonra, Hessen Üst İdare Mahkemesi de 2 Mayıs 1978de karar vermişlerdir.(106 )
Bu yargılamadaki süre, klinik işletme ile ilgili davadaki süre kadar uzun olmadığı halde, Mahkemeye göre bu ikinci yargılamadaki sürenin uzunluğu daha az ciddi değildir. Bu dava daha az karmaşık olup, tanık dinleme ile ilgili çok daha az güçlük çıkmıştır. Üstelik Sağlık Bölge Meslek Kurulunun 14 Ekim 1970te Dr. Königin meslekten yasaklanmasına ilişkin kararı, bu davadaki araştırmayı çok daha kolaylaştırmıştır.(107)
Başvurucunun bu yargılamadaki tutumu, bir kaç noktada diğer yargılamadaki tutumundan farklıdır. Başvurucu ilk avukatını, yargılamanın başlamasından on altı ay sonra değiştirmiştir. Başvurucu iki kez yargıçları reddetmiştir. Yine başvurucu davanın uzunluğu ile ilgili olarak üç kez anayasal şikayette bulunmuştur. Delil gösterme konusunda da başvurucu 4. İdare Mahkemesi önünde davrandığından farklı davranmıştır. Başvurucunun davranışı belirli bir gecikmeye sebep olmuştur. Özellikle avukatların değiştirilmesi nedeniyle meydana gelen gecikme bu yargılamada daha fazla önem taşımaktadır.(108)
Frankfurt İdare Mahkemesinin tavrı konusuna dönülecek olursa, doktorluk mesleğini icra yetkisinin geri alanması ile klinik işletme yetkisinin kaldırılması davalarının birleştirilmemesi, her iki davanın da uzamasına yol açmıştır. Daha sonra her iki dava da Hessen Üst İdare Mahkemesinin aynı dairesinde görülmüştür.(109 )
Frankfurt 2. İdare Mahkemesi önündeki yargılamada tanıkların dinlenmesine, ancak 14 Temmuz 1975 tarihinde karar verilmiştir. 2. İdare Mahkemesi olaya el koyduğu 25 Ekim 1971 ile Temmuz 1975 tarihi arasında yaptığı soruşturma işlemi sadece, 2 Kasım 1971de karşı taraftan ilgili dosyaların sunulmasını ve 5 Eylül 1972de bazı ceza dosyalarının ve Sağlık Bölge Kurul kararının gönderilmesini istemekle sınırlıdır. 2. İdare Mahkemesi, Sağlık Bölge Meslek Kurulunu yargılamaya kabul etmek için 10 ay beklemiştir. Bazı dosyaların yetkili makamlara ve mahkemelere getirilmesi, önemli ölçüde zaman kaybına yol açmıştır.(110)
Ancak bu davanın uzamasında başlıca neden, 2. İdare Mahkemesinin 25 Eylül 1973ten 30 Haziran 1975 tarihine kadar, başvurucu hakkında açılan ceza davasının sonucunu beklemesidir. Başvurucu hakkında verilecek mahkumiyet kararı, 2. İdare Mahkemesi önündeki davada yapılan soruşturmayı bir ölçüde ilgilendirebilir. Ancak başvurucu hakkındaki suçlamalara konu olan olaylar, doktorluk mesleğini icra yetkisinin elinden alındığı tarihten sonra meydana gelmiştir. 2. İdare Mahkemesi, ceza davasının hangi aşamada olduğunu defalarca sormuş, ancak aldığı bilgilerden sonuç çıkarmayı zamanında yapamamıştır. 2. İdare Mahkemesi en azından 16 Şubat 1974te, ceza davasının yıl sonuna dek sonuçlanmayacağını bilmektedir. Ceza davasının sonuçlanma zamanı konusunda belirsizlik bulunmasına rağmen, 2. İdare Mahkemesi 30 Haziran 1975 tarihinde, ceza davasının sonucunun beklenmemesine karar verinceye kadar, önündeki davayı bir yıl süreyle ertelemeye devam etmiştir. Mahkemeye göre, bu şartlarda 2. İdare Mahkemesinin 21 ay süreyle elindeki davayı bekletmesi yerinde değildir.(110)
Mahkeme, çeşitli faktörleri ve başvurucunun mesleki yaşamının tehlikeye girmesini dikkate alarak, yaptığı bütünsel değerlendirme sonunda, başvurucuya atfedilebilecek gecikmeler olmasına rağmen, davadaki soruşturmanın gerekli süratte yapılmadığını tespit etmiştir. Mahkeme bu olayda Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki makul sürenin aşıldığı sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Sözleşmenin 50. maddesi bazı şartlarda Mahkemenin adil bir karşılığa hükmedebileceğini, Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesi de sorunun karara hazır olması halinde aynı dava içinde Mahkemenin adil karşılığa hükmedebileceğini belirtmektedir. Eğer sorun karara hazır değilse, Mahkeme adil karşılık konusundaki kararını saklı tutabilir.(112)
Mahkeme 17 Kasım 1977 tarihli duruşmada, tarafları Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması konusunda görüşlerini bildirmeye davet etmiştir. Başvurucu 10 yılı aşan bir süre mesleğini icra edememiş olması nedeniyle uğradığı bütün zararlarının tazmin edilmesini istemiş değildir. Başvurucu, 50. maddeye göre verilebilecek bir tazminatın ve Komisyon ile Mahkeme önündeki yargılamada yaptığı masrafların takdirini Mahkemeye bırakmıştır. Hükümet sorunun saklı tutulmasını istemiştir.(113)
Mahkeme, kendisine verilen bilgilere göre sorunun karara hazır olmadığını tespit etmiş ve Sözleşmenin 50. maddenin uygulanması konusunda vereceği kararını saklı tutmuştur.(114)
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Bire karşı on beş oyla, başvurucunun klinik işletme yetkisinin iptali ile ilgili davaya Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğuna;
2. İkiye karşı on dört oyla, başvurucunun mesleğini icra yetkisinin iptali ile ilgili davaya 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğuna;
3. Bire karşı on beş oyla, klinik işletme ruhsatının iptali ile ilgili davanın süresi konusunda Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Bire karşı on beş oyla, mesleği icra yetkisinin iptali ile ilgili davanın süresi bakımından 6(1). fıkrasının ihlaline;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasıyla ilgili sorunun karara hazır olmadığına;
Buna göre,
a) Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması ile ilgili sorunun saklı tutulmasına;
b) Komisyon temsilcilerini bu kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurucu tarafından yapılabilecek olan talepler ile bunlar üzerinde temsilcilerin görüşlerini Mahkemeye sunmalar için davet etmeye;
c) Yazı İşleri Müdürünün bu görüşleri Hükümete göndermesinden itibaren iki ay içinde Hükümetin bunları yanıtlama hakkı bulunduğuna;
Bu konu hakkında izlenebilecek olan diğer usulleri saklı tutulmasına;
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy