(AİHS m. 6, 8, 13, 14, 50)
DAVANIN ESASI (Özet)
I. Dava Konusu Olaylar
İrlanda vatandaşı olan başvurucu bayan Airey, küçük yaşlardan itibaren tezgahtar olarak çalışmış, 1953te evlendikten sonra dört tane çocuğu olmuştur. Komisyona başvuru yaptığı tarihte işsizlik sigortasından aldığı maaş ile geçinmekte olan başvurucu, 1978den itibaren çalışmaya başlamıştır. Başvurucu, 1974ten itibaren kocasından haftalık 20 Pound nafaka almaya başlamış, bu nafaka 1977de 27, 1978de 32 Pounda çıkarılmıştır. Kamyon şoförü olan eşi bay Airey işsiz kalmış ve nafaka borcunu ödememeye başlamıştır. Başvurucu eşinin alkolik olduğunu iddia etmiş ve 1972den önce kocası tarafından şiddete maruz kaldığını ve bu nedenle 1972de kocasına karşı açtığı davada, kocasının müessir fiil nedeniyle para cezasına mahkum olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun eşi 1972 Haziran ayında evden ayrılmış ve geri dönmemiştir. Ancak başvurucu eşinin geri döneceğinden korkmaktadır.(8)
Başvurucu 1972den önce eşiyle bir ayrılık anlaşması yapmak istemiş, ancak eşi buna yanaşmamıştır. Başvurucu, eşinin kendisine ve çocuklara fiziksel ve ruhsal şiddet kullandığı gerekçesiyle, Haziran 1972den itibaren yargısal yolla ayrılık kararı almak istemiş, bu nedenle bir çok avukata danışmıştır. Ancak bu konuda adli yardım verilmemesi ve masrafları karşılama gücü bulunmaması nedeniyle, kendisini temsil edecek avukat bulamamıştır.(9)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
İrlandada belirli koşullar altında, evliliğin hükümsüz (null and void) olduğuna dair Yüksek Mahkemeden bir karar elde etmek mümkün olsa da, evliliğin sona erdirilmesi şeklinde bir boşanma mümkün değildir. İrlanda Anayasasının 41(3)(2). bendi şöyle demektedir: "Evliliğin sona erdirilmesini sağlayan bir yasa çıkarılamaz". Ne var ki eşler, aralarında yaptıkları hukuken bağlayıcı bir ayrılık anlaşmasıyla veya mahkemeden alacakları bir ayrılık kararıyla, birlikte yaşama yükümlüğünden kurtulabilirler. Böyle bir kararın evliliğin hukuki varlığı üzerinde bir etkisi olmaz. Böyle bir karar zina, şiddet veya doğal olmayan uygulama hallerinden biri kanıtlandığı takdirde verilebilir. Bu karar için taraflar ve tanıklar dinlenir. 1965 tarihli mirasçılık (succession) yasasına göre aleyhine yargısal ayrılık kararı verilen eş, diğer eşin malvarlığı üzerinde mirasçılık haklarını kaybeder.(10)
Yargısal ayrılığa, sadece Yüksek Mahkeme tarafından karar verilebilir. Eşler böyle bir davayı kendileri açabilirler. Ancak edinilen bilgiye göre 1972 ile 1978 tarihleri arasında bu konuda açılan 255 davada istisnasız, davacılar bir avukat tarafından temsil edilmişlerdir. Yine edinilen bilgiye göre, ihtilafsız davalarda masraf 500-700 Pound, ihtilaflı davalarda 800-1200 Pound arasındadır; kesin masraf miktarı, tanık sayısına ve sorunun karmaşıklığına göre değişmektedir. Genel kural, davayı bayan eşin kazanması halinde, bayanın yaptığı makul ve usule uygun masrafların koca tarafından ödenmesine karar verilmesidir. Bu tarihlerde İrlandada yargısal ayrılık kararı için hukuki yardım verilmemektedir; aslında hiç bir hukuk davasında hukuki yardım verilmemektedir. 1974te kurulan ve 1977nin Aralık ayında Hükümete raporunu veren Hukuk Davalarında Adli Yardım ve Danışmanlık Hakkında Komite, bu alanda önemli miktarları bulacak olan bir adli yardım tarifesi sunmuştur. 1979da Hükümetin Mahkemeye verdiği bilgiye göre Hükümet, aile hukuku sorunlarıyla ilgili olarak adli yardım verilmesine başlanmasını kural olarak kabul etmiş ve 1979 yılı bitmeden gerekli tedbirlerin alınabileceğini ümit ettiğini bildirmiştir.(11)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak, diğer şikayetlerinin yanı sıra, dava masraflarının yüksekliği nedeniyle yargısal ayrılık kararı alamadığı için, mahkemeye başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon 9 Mart 1978 tarihli raporunda, başvurucunun yargısal ayrılık kararı alabilmek için mahkemeye başvurma hakkını etkili bir biçimde kullanması sağlanmadığından, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(13)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 35(3) (Eski 27(2)). maddesi
Hükümet başvurunun açıkça temelsiz olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği şeklinde iki tane ilk itirazda bulunmuştur. Komisyon, kabuledilebilirlik şartlarıyla ilgili olarak Mahkemenin inceleme yapma yetkisi bulunmadığını ileri sürmüştür.(16)
Mahkeme, kabuledilebilirlik şartlarının incelenmesi konusunda iki ilke kurmuştur. Birincisi, bir başvuru Komisyon tarafından kabuledilemez bulunduğu takdirde, bu nihai karara Mahkemede itiraz edilemez; karar kesindir. İkincisi, bir dava bir kez usulüne göre Mahkemenin önüne getirildi mi, Mahkeme, daha önce Komisyon önünde ileri sürülen kabuledilebilirlik şartlarıyla ilgili sorunları da inceleyebilir. Bu nedenle Mahkeme, Komisyonun yetki itirazını reddetmiştir.(17)
Mahkemeye göre başvurunun açıkça temelsiz olduğu iddiası, kabuledilebilirlik şartlarıyla ilgili bir sorun ortaya çıkarmamaktadır. Böyle bir itirazı Komisyon kabuledilebilirlik kararı vermeden önce dikkate almalıdır. Ancak Mahkeme bakımından, bir başvurunun açıkça temelsiz olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ile ihlal bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi arasında bir ayrım yapılmasının anlamı yoktur. Mahkeme, Sözleşmenin ihlal edilip edilmediği konusunda karar vermek durumundadır. Bu nedenle Mahkeme, başvurunun açıkça temelsiz olduğu itirazının reddine karar vermiştir. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı bakımından ise, aynı şey geçerli değildir.(18)
II. Sözleşmenin 35(1) (Eski 26). Maddesi
Hükümet, başvurucunun eşiyle ayrılık anlaşması yapabilme imkanı bulunduğu ve eşinin eve yaklaşmasını önleyici tedbir aldırabileceğini ileri sürerek, başvurucunun iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur.
Mahkemeye göre tüketilmesi gereken iç hukuk yolları, ihlal iddiasıyla ilgili iç hukuk yollarıdır. Başvurucunun şikayeti, eşinden ayrılık kararı alabilmek için mahkemeye başvuramamasıdır. Ayrılık anlaşması veya eve yaklaştırmama kararı bu amacı sağlayacak hukuki yollar değildir.
Öte yandan Hükümet, başvurucunun Yüksek Mahkemeye bir avukat yardımı almadan kendisinin de başvurabileceğini, üstelik başvurucunun ayrılık kararı almakla hiç bir şey kazanamayacağını ileri sürmüştür.
Mahkemeye göre, Sözleşmenin 26. maddesinin atıfta bulunduğu uluslararası hukuk kavramı, ilgili kişi bakımından kullanılabilir (mevcut - available) olan ve şikayetler için bir giderim sağlamak üzere yeterli (sufficient) olan iç hukuk yollarının tüketilmesini gerektirir. Ne var ki Mahkeme, bu davada başvurucunun kendi başına dava açmasının, bu anlamda bir iç hukuk yolu olup olmadığına, olayın esasına girip Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelemeden karar verebilecek durumda değildir. Yine başvurucunun ayrılık kararıyla hiç bir şey kazanmayacağı iddiası, şikayetin bir başka yönüyle, yani başvurucunun gerçek bir zarara maruz kalıp kalmadığıyla ilgilidir. Bu da esastan inceleme yapmayı gerektirmektedir. Bu nedenlerle Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının reddine karar vermiştir.(19)
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kişisel haklar ve yükümlülükler için mahkemeye başvurma hakkını içerdiği sonucuna varılan Golder kararına atıfta bulunmuştur. Başvurucu dava masraflarının, dava açmayı engelleyici miktarda olması nedeniyle Yüksek Mahkemeye dava açamadığını, bu nedenle 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.(20)
Mahkeme önce, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının olayda uygulanabilir olup olmadığı sorununu ele almıştır. Mahkemeye göre başvurucu, bir yargısal ayrılık kararı almak istemektedir; ayrılık davasının sonucunun başvurucunun kişisel hak ve yükümlülükleri üzerinde belirleyici olacağından kuşku yoktur (bk. 28.06. 1978 tarihli König kararı, parag. 90 ve 95). Bu nedenle Mahkeme olayda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır.(21)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 6(1). fıkrası, herkese kişisel hak ve yükümlülükleri için mahkemeye başvurma hakkı vermektedir (bk. Golder kararı, parag. 36). Mahkeme bu hakkın olayda ihlal edilip edilmediğini incelerken önce, başvurucunun ayrılık kararıyla hiç bir şey elde etmeyeceğine dair Hükümetin iddiasını ele almıştır. Mahkemeye göre ayrılık kararı, İrlanda hukukunda tanınmış olan ve gerekli şartları taşıyan herkesin kullanabileceği bir hukuk yoludur. Hangi hukuk yoluna başvuracağı kişinin kendisini ilgilendirir. Bir başvurucunun, durumuna daha az uygun bir hukuk yolunu seçmesi nedeniyle tercihi başarısız kalsa bile, bunun bir önemi yoktur.(23)
Hükümet, başvurucunun bir avukat yardımı almadan da Yüksek Mahkemeye başvurabileceğini, bu nedenle mahkemeye başvurma hakkının ihlal edilmediğini savunmuştur.
Mahkeme Hükümetin sözünü ettiği bu imkanı, ele alınan sorunu çözücü nitelikte görmemiştir. Mahkemeye göre Sözleşme, hakları teorik ve görüntüde değil, ama pratik ve etkili bir biçimde güvence altına almaktadır (bk. 23.07.1968 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı, parag. 31; 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 35; 28.11.1978 tarihli Luedicke, Belkacem ve Koç (Esas hk) karar, parag. 42; 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 31). Bu yaklaşım, adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda öncelikli bir yere sahip olduğu göz önünde tutulduğunda, mahkemeye başvurma hakkı bakımından özellikle geçerlidir (bk. 17.11.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 25). Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun Yüksek Mahkemeye bir avukat yardımı olmaksızın yapacağı başvurunun, davasını gereği gibi ve tatmin edici bir şekilde savunma anlamında, etkili olup olamayacağı sorunu üzerinde durmuştur.(24)
Bu konuda Hükümet ve Komisyon karşıt görüşler ileri sürmüşlerdir. Mahkemeye göre, başvurucu bir avukatla temsil edilmediği halde eşinin avukatla temsil edilmesi, başvurucuyu dezavantajlı bir duruma sokacaktır. Yine Mahkemeye göre bu nitelikteki bir uyuşmazlıkta, davalarını bizzat savunan kişilere yargıçlar yardım etse bile, başvurucunun kendi davasını etkili bir biçimde savunabileceğini düşünmek gerçekçi değildir.(24)
İrlandada bir yargısal ayrılık kararı, izlediği usul göreli olarak daha basit olan Bölge Mahkemesinden değil ve fakat Yüksek Mahkemeden alınabilir. İrlandada aile hukuku konusunda uzman bir hukukçuya göre Yüksek Mahkeme az başvurulan bir mahkemedir; bunun nedeni, sadece bu mahkeme önündeki temsil ücretlerinin yüksekliği değil, ama aynı zamanda ayrılık davalarında olduğu gibi izlediği usulün karmaşıklığıdır. Ayrıca bu tür bir uyuşmazlık, karmaşık hukuki noktaları içermesinin yanında, zina, doğal olmayan uygulamalar veya bu davada olduğu gibi, şiddetin kanıtlanmasını gerektirmektedir; ayrıca maddi olayların ortaya konabilmesi için bilirkişi raporu alınması, tanık bulunması, dinletilmesi ve sorgulanması gerekecektir. Dahası, aile uyuşmazlıkları çoğunlukla, mahkemede savunmanlığın gerektirdiği objektiflikle hiçte bağdaşmayan duygusallıklara sahne olur. Bu nedenlerle Mahkeme, bayan Aireyin konumundaki bir davacının davasını etkili bir şekilde savunabileceğini düşünmemektedir. 1972 ile 1978 yılları arasında yargısal ayrılık kararı için açılan 255 davanın tümünde davacıların avukatla temsil edilmiş olmaları, Mahkemenin bu görüşünü teyit etmektedir. Böylece Mahkeme, Yüksek Mahkeme önüne kişinin bizzat kendisinin çıkma imkanının, başvurucuya etkili bir biçimde mahkemeye başvurma hakkı sağlamadığı, ayrıca bu imkanın Sözleşmenin 26. maddesinin aradığı etkili bir iç hukuk yolu olmadığı sonucuna varmaktadır.(24)
Hükümet, bu davanın Golder davasının olaylarından farklı olduğunu, Golder davasındaki başvurucunun mahkemeye ulaşma hakkının Bakanlık kararı gibi bir engelle karşılaştığını, oysa bu davada Devletten kaynaklanan bir engel bulunmadığını, mahkemeye ulaşma imkanı bulunmaması konusundaki şikayetin kamu makamlarının bir tasarrufundan değil, ama başvurucu Aireyin kişisel koşullarından kaynaklandığını, bu durum nedeniyle Devletin Sözleşmeye göre sorumlu görülemeyeceğini ileri sürmüştür.(25)
Mahkemeye göre, maddi engel gibi hukuki engel de Sözleşmeye aykırılık oluşturabilir (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 26). Ayrıca Sözleşmedeki yükümlülükleri yerine getirmek bazen Devletin pozitif tedbirler almasını gerektirebilir; bu tür durumlarda Devlet pasif kalamaz; Devletin tasarrufu ile ihmali arasında bir ayrım yapılamaz (bk. 13.06.1979 tarihli Marckx kararı, parag. 31; 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 22). Mahkemeye ulaşma hakkını etkili bir biçimde koruma yükümlülüğü, bu tür bir yükümlüktür.(25)
Hükümete göre, bütün hukuk davalarında adli yardım verilmesi mümkün değildir; aslında hukuki yardım, Sözleşmenin sadece 6(3)(c) bendinde açıkça düzenlenmiş olup, birinci fıkrada bu tür bir adli yardım düzenlenmemiştir. Aslında İrlanda, ceza davalarında adli yardım öngören Sözleşmenin 6(3)(c) bendine çekince koyduğu için, bu çekince evleviyetle hukuk davalarına da uygulanır. Hükümete göre Sözleşme, bir Sözleşmeci Devlette sosyal ve ekonomik değişmeyi gerçekleştirmek için yorumlanamaz.(26)
Mahkemeye göre, sosyal ve ekonomik hakların daha fazla gerçekleştirilmesi büyük ölçüde o devletin durumuna bağlıdır. Öte yandan Sözleşme günün koşullarına göre yorumlanmalıdır (bk. 13.06. 1979 tarihli Makckx kararı, parag. 41). Sözleşme, düzenlediği haklar alanında bireyi gerçek ve pratik olarak korumayı amaçlamaktadır. Sözleşme asıl olarak kişisel ve siyasal hakları düzenlemekle birlikte, bunların bir çoğunun sosyal ve ekonomik sonuçları da vardır. Bu nedenle Sözleşmenin bir yorumunun sosyal ve ekonomik haklar alanında genişletme yapması, böyle bir yoruma karşı belirleyici bir etmen olarak kabul edilmemelidir.(26)
Mahkeme, Hükümetin bir genelleme yaparak bütün hukuk davalarında adli yardım verilmesi gerekeceği gibi bir sonuca varmasını hatalı bulmuştur. Belirli durumlarda bir mahkemenin, hatta bazen Yüksek Mahkemenin önüne bir avukatın yardımını almadan bizzat çıkabilme imkanı, 6(1). fıkrasının gereklerini yerine getirir. Sözleşmenin 6(1). fıkrası kişisel hak ve yükümlülüklerin karara bağlanmasında uyuşmazlığın taraflarına etkili bir biçimde mahkemeye ulaşma hakkı tanırken, bu hedefin gerçekleştirilmesinde uygun araçların seçilmesini Devletlere bırakmaktadır. Adli yardım bu araçlardan biridir; ancak usulün basitleştirilmesi gibi daha başka yollar da vardır. Her halükarda hangi tedbirlerin alınması gerektiğini Devlete göstermek ya da dikte ettirmek Mahkemenin görevi değildir.(26)
O halde Mahkemeye göre, yukarıda 24. paragrafın sonunda varılan sonuç, kişisel haklar ile ilgili her uyuşmazlıkta Devletin ücretsiz adli yardım vermesi gerektiği anlamına gelmez. Ceza davaları bakımından adli yardım verilmesine dair hükme benzer bir hükmün hukuki uyuşmazlıkları bakımından bulunmamasına rağmen, Sözleşmenin 6(1). fıkrası Devletleri hukuk davalarında avukat sağlamaya zorlayabilir; özellikle bazı Devletlerde hukuki temsilin zorunlu kılındığı çeşitli dava türlerinde veya usulün karmaşık olduğu yargılamalarda, mahkemeye etkili bir biçimde başvurmanın kaçınılmaz kıldığı durumlarda adli yardım verilmesi gerekebilir. İrlanda Hükümetinin Sözleşmenin 6(3)(c) bendi bakımından koyduğu çekince, 6(1). fıkrası bakımından etkili değildir; bu nedenle bu davada da etkili değildir.(26)
Başvurucu yargısal ayrılık davasında kendi adına hareket edecek bir avukat bulamamıştır. Komisyona göre, avukatların başvurucuya hukuki yardım vermemelerinin nedeni, başvurucunun masrafları ve ücretleri karşılayamayacak olmasıdır. Hükümet bu konuda itiraz etmiştir. Ancak Mahkeme, Komisyonun yaklaşımını ikna edici bulmuştur.(27)
Bu nedenlerle Mahkeme, başvurucunun yargısal ayrılık kararı almak için Yüksek Mahkemeye dava açmak üzere etkili bir biçimde mahkemeye başvurma hakkını kullanamadığı ve olayda mahkemeye başvurma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(28)
IV. Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla birlikte ele alınan 14. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu, yargısal ayrılık kararı almak için hukuk yoluna başvurmanın, maddi kaynakları bulunan kişiler bakımından olmayanlara göre çok daha kolay olduğunu, bu nedenle kendisinin, mülkiyete dayanan bir ayrımcılığın mağduru olduğunu iddia etmiştir.(29)
Mahkemeye göre, Sözleşmenin 14. maddesinin bağımsız bir varlığı yoktur; bu madde Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakları tamamlayıcı bir unsurdur. Eğer Mahkeme ihlal edildiği ileri sürülen normatif haklardan birinin tek başına ihlal edilmediği sonucuna varırsa, bu durumda 14. maddeyle birlikte ele alarak inceleme yapar. Öte yandan Mahkemenin normatif haklardan birinin ihlal edildiği sonucuna varması halinde, kural olarak 14. maddeyle birlikte inceleme yapmasına gerek yoktur. Ancak, varolan açıkça eşitsiz bir muamele olayın temel yönlerinden biriyse, Mahkeme normatif hakkın tek başına ihlal edildiğine karar verse bile, 14. maddeyle birlikte ele alınarak inceleme yapılabilir. Fakat bu olayda böyle bir durum yoktur.(30)
Bu nedenle Mahkeme olayda, ayrımcılık yasağı bakımından incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
V. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu, İrlandanın, aile hukuku sorunlarıyla ilgili olarak yargısal yollara ulaşma imkanı sağlamamış olması nedeniyle aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.(31)
Mahkemeye göre olayda, İrlandanın başvurucunun aile yaşamına veya özel yaşamına müdahale ettiği söylenemez. Ancak başvurucunun şikayeti Devletin tasarrufuna değil, tasarrufta bulunmamasına karşıdır. Sözleşmenin 8. maddesi amacı asıl olarak kişileri kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korumak ise de, bu madde sadece Devleti bu tür müdahalelerden kaçınmaya zorlamakla kalmaz; bu negatif yükümlülüğe ek olarak, aile yaşamına saygı hakkının etkili bir biçimde korunması, olumlu yükümlülükleri de içerebilir.(32)
Mahkemeye göre, etkili özel ve aile yaşamına saygı hakkı, İrlandanın, gerektiği takdirde herkesin başvurabileceği koruma araçlarına ulaşmasını sağlamasını gerektirir. Ancak başvurucu, Yüksek Mahkemeye başvurabilecek durumda olmadığından, bu yol başvurucu için etkili bir biçimde ulaşılabilir değildir. Başvurucu, eşinden fiilen ayrılığının hukuken tanınmasını sağlamak için başvuramamaktadır.(33) Bu nedenle Mahkeme olayda, aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(33)
VI. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu ulusal makam önünde etkili bir hukuk yoluna başvurma imkanından yoksun olduğunu, bu nedenle 13. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.(34)
Mahkemeye göre, bu olayda Sözleşmenin 13. maddesi ile 6(1). fıkrasındaki haklar örtüşmektedir. Sözleşmenin 13. maddesinin şartları 6(1). fıkrasının şartlarına göre daha hafiftir; bu olayda 13. maddedeki şartların tümü, 6(1). fıkranın şartları içinde yer almaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 95). Bu nedenle Mahkeme olayda, etkili bir hukuki yola başvurma hakkı bakımından incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
VII. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Başvurucu evliliğin sona erdirilmesi için bir hukuk yoluna başvurabilmek amacıyla maddi tazminat, çektiği sıkıntı ve üzüntü için manevi tazminat ve yapılan masrafları istemiştir. Hükümet bir görüş belirtmemiştir.
Bu talepler Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine göre ileri sürülmüş olmasına rağmen, Mahkeme karara hazır olmaması nedeniyle adil karşılık sorununun saklı tutulmasına karar vermiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme,
I. Hükümetin ilk itirazlarıyla ilgili olarak:
1. Oybirliğiyle, başvurunun açıkça temelsiz olduğuna dair Hükümet itirazının reddine;
2. Bire karşı altı oyla, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itirazının birinci kısmının reddine;
3. Oybirliğiyle, ilk itirazın ikinci kısmının davanın esasıyla birleştirilmesine, ancak bire karşı altı oyla, esas hakkındaki incelemeden sonra reddine;
II. Davanın esasıyla ilgili olarak:
4. İkiye karşı dört oyla, tek başına ele alınan Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
5. Üçe karşı beş oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağlantılı olarak ayrıca 14. madde bakımından inceleme yapmanın gerekli olmadığına;
6. Üçe karşı dört oyla, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
7. Üçe karşı dört oyla, olayı bir kez de Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
8. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına;
(a) bu sorunun bütünüyle saklı tutulmasına;
(b) Komisyonu, bu kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde, bu sorun hakkında görüş bildirmeye, Hükümet ile başvurucu arasında bir anlaşmanın yapılması halinde bunu Mahkemeye bildirmeye davet etmeye;
(c) diğer usul işlemlerin saklı tutulmasına
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy