(AİHS m. 3, 8, 12, 14, 25, 50, 1 Nolu Protokol)
Başvuru no: 6833/74
DAVANIN ESASI (Özet)
I. Dava Konusu Olaylar
Birinci başvurucu Paula Marckx evli olmayan anne, ikinci başvurucu Alexandra Marckx ise, bu annenin nesebi belirsiz (illegitimate, gayrimeşru) küçük çocuğudur.
Anne, doğum yaptıktan sonra çocuğu nüfusa kayddettirmek üzere başvurmuştur. Nüfus müdürlüğü, Belçika Medeni Kanununun 57ek maddesi gereceğince, bu nesebi belirsiz doğumu yargıca bildirmiştir.(8)
Yargıç, çocuğun velayeti konusunda karar vermek için bilgi almak üzere anneyi mahkemeye davet etmiştir. Yargıç, anneden bilgi almış, aynı zamanda annenin çocuğu tanıması (recognition) için varolan yolları (bk. aşağıda parag. 14) ve böyle bir tanımanın hukuki sonuçlarını anlatmıştır. Yargıç ayrıca, anneye Medeni Kanunun çeşitli hükümlerinden ve istisnai mirasçılık biçimleriyle ilgili 756. madde hükmünden söz etmiştir.(9)
Bir kaç gün sonra anne, Medeni Kanunun 334. maddesine göre çocuğunu tanımış ve otomatik olarak çocuğun vasisi (guardian) durumuna girmiştir. Yargıcın başkanlığında, çocuğun kanuni menfaatlerini korumakla görevli olan ve kız kardeş ile bazı akrabalardan oluşan aile konseyi kurulmuştur.(10)
Bir yıl kadar sonra anne, Medeni Kanunun 349. maddesine göre çocuğunu evlat edinmek (adoption) için başvurmuştur. Bu usul bazı araştırmaların ve masrafların yapılmasını gerektirmiştir. Evlat edinme işlemi beş buçuk ay sonra yargıç tarafından geriye yürürlü olarak onanmıştır.(11)
Başvurucular, nesebi belirsiz bir çocuğun anneyle ilişki kurma tarzını ve bu ilişkinin çocuğun annesinin ailesiyle ilişkilerinin boyutları ile miras haklarının intikali üzerindeki sonuçlarıyla ilgili Medeni Kanun hükümlerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular ayrıca, annenin çocuğun haklarını artırmak için çocuğunu evlat edinmesinin gerekli görülmesini de bir sorun olarak dile getirmişlerdir.(12)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
Belçikada yürürlükte olan mevzuata göre, evli olmayan bir kadının doğurduğu çocuk ile arasında, sadece doğum nedeniyle her hangi bir hukuki bağ kurulmaz. Nesebi belirsiz çocuğun anneyle ilişkisi, ya annenin çocuğu tanımasıyla veya bu amaçla açılacak dava yoluyla kurulur. Bununla birlikte, evlilik dışında doğan çocuğun doğum belgesinde annenin soyadı yer alır. Tanıma, doğum belgesine geçirilmemiş ise, resmi bir senet ile meydana getirilir; tanıma bir beyan (declaratory) niteliğindedir; çocuk için bir statü yaratmayıp, varolan durumu belgeler ve doğum tarihine kadar geriye yürürlü etkiye sahiptir. Ancak tanımada bulunan kişinin çocuğun gerçekten annesi olduğu sonucu çıkmaz; menfaati bulunan kişiler tanımanın gerçeği karşılamadığını iddia edebilirler. Hükümetin verdiği bilgiye göre, evli olmayan bayanların yüzde yirmi beşi, çocuklarını tanımamaktadırlar. Öte yandan mirasçılık ilişkisinin kurulmasıyla ilgili dava, çocuk rüşt yaşına geldikten sonra beş yıl içinde veya çocuk henüz küçük ise aile konseyinin rızasıyla hukuki temsilcisi tarafından açılabilir.(14)
Nesebi belirsiz çocuğun annesiyle ilişkisinin kurmuş olmasının, annenin ailesiyle çocuk arasındaki ilişkinin boyutları, çocuğun ve annenin kanuni mirasçılık (inheritance on intestacy) veya ölüme bağlı tasarruf (voluntary disposition) hakları üzerinde sınırlı bir etkiye sahiptir.(15)
Belçika mevzuatı, nesebi belirsiz çocuğun anneyle ilişkisi bağlamında aile veya akraba kavramını kullanmamaktadır. Annenin aileyle mirasın intikali ilişkisi kurulduktan sonra bile, çocuk ailenin bir üyesi olmamaktadır. Yasa bu çocuğu kanuni mirasçı saymamaktadır. Çocuk anne ve babasının ölümü veya kısıtlanmaları halinde, 21 yaşına gelmeden veya vasileri tarafından rıza gösterilmedikçe evlenemez; nesebi belirli çocuk ise büyük anne veya babanın rızasıyla evlenebilir. Yasada büyük anne-baba ile nesebi belirsiz çocuk arasında bakım yükümlülüğü öngörülmemiştir. Ancak bazı hukuk metinleri bazı istisnalar getirmiş olup, Belçika Temyiz Mahkemesi bu metinlerden, büyük anne-babanın çocukla ilişki kurma hakkı bulunduğu sonucunu çıkarmıştır.(16)
Tanınmış nesebi belirsiz çocuğun kanuni mirasçılık hakları (inheritance on intestacy), nesebi belirli çocuğa göre daha göre azdır. Medeni Kanunun bazı maddelerinden anlaşıldığına göre, tanınmış nesebi belirsiz çocuk, annesinin ölümü halinde onun kanuni mirasçısı olmaz; istisnai mirasçı olur. Bu çocuğun annesinin malvarlığını kazanabilmesi için bir mahkeme kararına ihtiyaç vardır. Annenin miras hakkı bulunan her hangi bir yakını bulunmaması halinde, nesebi belirsiz çocuk mirasçı olabilir; alt ve üst soyu ile kardeşleri olmayan annenin ölmesi halinde ise, nesebi belirli çocuk olsaydı alabileceği mirasın dörtte üçünü alabilir. Anne kendi mirasını bunun yarısına indirebilir. Medeni Kanun ayrıca, nesebi belirsiz çocuğa annenin akrabalarının kanuni mirasçısı olma hakkı vermemiştir.(17)
Tanınmış nesebi belirsiz çocuk, ölüme bağlı tasarruflar (voluntary dispositions) bakımından da dezavantajlı durumdadır. Medeni Kanun, nesebi belirsiz çocuğun ölüme bağlı tasarruf ile veya vasiyetnameyle, kanuni mirasçılık yoluyla alabileceği paydan daha fazlasını alamayacağını öngörmektedir. Anne yaşarken, kendisinin kanuni mirasçısı bulunmaması halinde, malvarlığının sadece bir kısmını nesebi belirsiz çocuğuna geçirebilir. Öte yandan çocukla ilişkisi kurulmamış ise anne, kanuni mirasçılarının bulunmadığını kanıtlamak koşuluyla, malvarlığını tümünü çocuğuna bırakabilir. Böylece anne şu ikilemle karşı karşıya kalmaktadır: ya çocuğunu tanıyacak ve bütün malvarlığını çocuğuna bırakma imkanından yoksun kalacaktır; veya tıpkı bir yabancı gibi, çocuğuna bütün malvarlığını bırakabilmek için çocuğu ile hukuki bakımdan aile ilişkisi kurmaktan vazgeçecektir.(18)
Tanınmış çocuğun annesinin evli olmadan kalması halinde, çocuğunu evlat edinerek, çocuğun durumunu iyileştirebilir. Evlat edinme yaşı Medeni Kanunda düzenlenmiştir. Evlat edinilmiş çocuk, evlat edinenin mirasını tıpkı nesebi belirli çocuk gibi hak kazanır, ancak annesinin akrabasından intikal edecek mirası edinemez. Nesebi belirsiz çocuk sadece, meşrulaştırma veya evlat edinme yoluyla nesebi belirli çocuk ile aynı duruma gelir; bu haller, annenin evli olduğu ön kabulüne dayanır.(19)
Belçika, 12 Eylül 1962 tarihli Doğal Çocukların Aile Bağlantılarının Kurulmasına dair Brüksel Sözleşmesini imzalamış ama henüz onaylamamaştır. Belçika, Evlilikdışı Doğan Çocukların Hukuki Statüsüne dair 15 Ekim 1975 tarihli Avrupa Konseyi Sözleşmesini ise ne imzalamış ne de onaylamıştır. Her iki belge de "mater semper certa est" ilkesine dayanmaktadır.(20)
Bununla birlikte Belçika Hükümeti 15 Şubat 1978de Parlamentoya bir tasarı sunmuş, bu tasarının gerekçesinde yukarıdaki belgelere atıfta bulunmuş ve "bütün çocuklar arasında hukuki eşitliği sağlamayı amaçladığını" belirtmiştir. Buna göre doğum belgesine adı yazılan anneyle annelik ilişkisi kurulmuş olacak, tanıma beyanına gerek kalmayacak, evlilik dışında doğan çocuklar evlilik içinde doğan çocuklarla aynı haklara sahip olacaklardır.(22)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucular İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak, aile yaşamına saygı hakkının, ayrımcılık yasağının, mülkiyet hakkının, aşağılayıcı muamele yasağının, evlenme ve aile kurma hakkının ihlal edildiğinin ileri sürmüşlerdir. Komisyon 16 Mart 1975 ve 29 Eylül 1975 tarihli kararlarında başvurunun bir kısmını kabuledilebilir bulmuş, 10 Aralık 1977 tarihli raporunda Sözleşmenin 8. maddesinin ve 14. maddeyle birlikte alınan Birinci Protokolün 1. maddesinin çeşitli yönlerden ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 34 (Eski 25). maddesi
Hükümet, başvurucular hakkında yapılan her hangi bir işlem olmadığı için başvurucuların mağdurluk statüsü bulunmadığını, başvurucuların Mahkemeden soyut norm denetimi yapmasını istediklerini ileri sürmüştür (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 39).(26)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 25. maddesi, bir yasadan doğrudan etkilenme riski altında bulunan kişilere, haklarında her hangi bir işlem yapılmamış olsa bile, yasanın varlığı nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri sürme hakkı tanımıştır (bk. 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 33). Başvurucular Medeni Kanunun kendilerine otomatik olarak uygulanmış veya uygulanabilecek hükümlerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular böyle yapmakla Mahkemeden soyut norm denetimi yapmasını istemiş olmayıp, kendilerini kişisel olarak etkileyen evli olmayan annenin ve evlilik dışında doğan çocuğun hukuki durumuna itiraz etmektedirler (bk. yukarıda belirtilen kararlara ek olarak 27.03.1962 tarihli De Becker; 10.03.1972 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp (50. Madde) kararı, parag. 22). Hükümet başvurucuların aleyhine bir durum bulunmadığını belirtmiş ise de, Mahkemeye göre başvurucuların bu yasanın varlığından zarar görüp görmedikleri 25. maddeyle ilgili bir sorun değildir; Sözleşmenin 25. maddesindeki mağdur kavramı, eylem veya ihmallerden doğrudan etkilenen kişiyi ifade etmektedir (bk. 10.03.1972 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp (50. Madde) kararı, parag. 23-24). Bu nedenlerle Mahkeme olayda, mağdurluk statüsü nün bulunmadığı itirazını reddetmiştir.(27)
II. Esasa ilişkin şikayetler
Mahkeme, Komisyon tarafından önüne getirilen sorunun üç yönü üzerinde durmuştur: annelik ilişkisinin kurulma tarzı, çocuğun aileyle ilişkisinin boyutları ve çocuk ile annesinin intikal haklarıdır.(28-30)
Mahkeme önce, çocuk ile anne arasındaki doğal bağın, Sözleşmenin 8. maddesinde korunan aile yaşamı kavramına girip girmediği üzerinde durmuştur. Mahkemeye göre Sözleşmenin 8. maddesindeki aile yaşamı kavramı, önce bir ailenin bulunmasını gerektirir. Bu madde evlilikiçi (meşru) aile veya evlilikdışı (gayri meşru) aile yaşamı ayrımı yapmamıştır. Hakların öznesi herkes olduğundan ve 14. maddeye göre doğum esasına dayalı ayrımcılık yapılamayacağından, böyle bir ayrım uygun olmazdı. Ayrıca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de çocuklu tek kadını, bir aile biçimi olarak kabul etmektedir (bk. Evli olmayan annelerin ve çocuklarının korunmasına dair Bakanlar Komitesinin (70) 15 sayılı ve 15 Mayıs 1970 tarihli Tavsiye Kararı). Dahası, olayda annenin çocuğuna doğumundan itibaren ona baktığı ve gerçek bir ailenin varlığı konusunda bir itiraz yoktur.(31)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 8. maddesi, ikinci fıkrada yer alan sınırlı koşullar dışında, Devletin aile yaşamına müdahale etmemesini güvence altına almaktadır. Bu maddenin temel amacı, bireyleri kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korumaktır (bk. 23.07.1968 tarihli Belçikada Eğitim Dili Davası kararı, parag. 7). Ancak bu madde, bir Devleti aile yaşamına sadece müdahale etmemeye zorlamakla kalmamaktadır; aile yaşamına saygı kavramının içinde bazen pozitif yükümlülükler de bulunabilir. Bu demektir ki, evli olmayan anne ile çocuğu arasındaki ilişkiyi düzenleyen iç hukuk hükümleri, bu kişilerin normal bir aile gibi yaşamalarına olanak verecek şekilde, yani çocuğun doğumundan itibaren aileyle bütünleşmesini sağlayacak biçimde düzenlemesi gerekir. Bu bağlamda Devlet bu amacı gerçekleştirmek için çeşitli araçlar kullanabilir; ancak bu gereği yerine getirmeyen bir yasa hükmü, Sözleşmenin 8(2). fıkrasına göre incelemeye geçilmeden, birinci fıkrasını ihlal eder. Bu nedenlerle Mahkeme, başvurucuların durumu Sözleşmenin 8(1). fıkrasıyla ilgili görmüş ve bu fıkra altında incelemeye karar vermiş, bir başka deyişle evlilikdışı aileye de 8. maddenin uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır.(31)
Mahkeme, Sözleşmenin 14. maddesindeki ayrımcılık yasağının uygulanabilirliğini incelemiştir. Mahkemeye göre, 14. maddenin bağımsız bir varlığı bulunmamakla birlikte, Sözleşmenin normatif hükümlerini tamamlayıcı nitelikte önemli bir rol oynayabilir. Sözleşmenin 14. maddesi, haklarını kullanmakta olan aynı durumdaki kişileri ayrımcı bir muameleye karşı korumaktadır. Bir muamele, kendi başına ele alındığında Sözleşmeye uygun olsa bile, 14. madde ile birlikte ele alındığında ayrımcılık yasağını ihlal edebilir. Bu nedenle Sözleşmenin 14. maddesi hak ve özgürlükleri düzenleyen her bir maddenin bütünleyici bir parçasıdır. Buna göre 8. madde bu davayla ilgili olduğundan, 8. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddenin de ele alınması gerekir.(32)
Mahkemenin içtihatlarına göre farklı bir muamele, farklılaştırmanın objektif ve haklı bir sebebi bulunmaması halinde, örneğin meşru bir amaca sahip olmaması veya meşru amaçla kullanılan araç arasında bir orantı bulunmaması durumunda ayrımcı bir muamele sayılır. Evli olmayan anne ile çocuğu arasındaki aile yaşamını düzenleyen Devletin, doğuma dayanan bir ayrımcılıktan kaçınması gerekir.(33-34)
Bu nedenle Mahkeme, olayda 8. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddenin uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır.
A. Çocuk Alexandranın anneyle ilişkisinin kurulma tarzı
Belçika hukukunda nesebi belirsiz çocuk ile annesi arasında annelik ilişkisi doğumla veya çocuğun doğum belgesine annesinin adının yazılmasıyla kurulmamaktadır. Bu ilişkinin kurulabilmesi için annenin resmi tanıma beyanında bulunması veya mahkemenin anneliği kabul beyanı gerekmektedir. Öte yandan evli annenin çocukla annelik ilişkisi doğum belgesiyle kanıtlanmakta ve nüfus Siciline kaydedilmektedir. Başvurucular bu sistemin, tek başına veya 14. madde ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir. Hükümet buna karşı çıkmıştır. Komisyon, hem tek başına ve hem de 14. maddeyle bağlantı olarak 8. maddenin ihlal edildiği görüşüne varmıştır.(35)
Mahkeme, bu sorunu önce sadece 8. madde bakımından sonra 14. maddeyle birlikte, birinci başvurucu anne ve ikinci başvurucu çocuk bakımından incelemiştir.
1. Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ihlali iddiası
Evli olmayan anne, çocuğu ile hukuki ilişki kurabilmek için tanıma beyanında bulunmak zorundadır. Ancak bu beyan hukuki ilişki yaratmamakta, sadece çocuğun statüsünü kaydetmektedir. Bu durum anne bakımından bir güçlük yaratmaktadır. Ayrıca evli olmayan anne bir ikilemle karşı karşıya kalmaktadır. Eğer anne çocuğunu tanımayı tercih ederse, çocuğunun miras hakkı kısıtlanmış olacaktır; tanımayı tercih etmemesi halinde ise hukuken aile ilişkisi kurmaktan feragat etmiş sayılacaktır. Bu ikilem aile yaşamına saygı hakkıyla bağdaşmaz; aile yaşamının normal biçimde gelişmesini engeller. Bu nedenle Mahkeme, olayda birinci başvurucu anne bakımından aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(36)
Nesebi belirsiz çocuğun annesiyle hukuki ilişki kurabilmesi için dava açması gereklidir. Bu davanın sonucu annenin tanıma beyanıyla aynı hükmü taşır. Ancak izlenecek usul karmaşıktır. Annelik ilişkisinin kanıtlanmasıyla ilgili şartların yerine getirilmesinin yanında, küçüğün hukuki temsilcisinin böyle bir dava açabilmek için aile konseyinden izin alması gerekir. Çocuk sadece rüşt yaşına vardıktan sonra kendisi dava açabilir. Annelik ilişkisinin kurulması için zaman harcanmakta olup bu dönem içinde çocuk hukuken annesinden ayrı kalmaktadır. Mahkeme bu sistem nedeniyle, hukuken annesiz kalan ikinci başvurucu çocuk açısından aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(37)
2. Sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlali iddiası
Hükümet, evli anne ile evli olmayan annenin durumlarının farklı olduğunu belirterek şu iddiayı ileri sürmüştür: evli anne, babayla birlikte çocuğu beslemek, ona bakmak ve eğitim vermek yüküml ülüğünü üstlenmiş olduğu halde, evli olmayan annenin bu yükümlülükleri üstleneceği konusunda bir kesinlik yoktur. Hükümete göre yasa, anneyi çocuğunu tanıyıp tanımama seçeneği ile karşı karşıya bırakırken çocuğun haklarını korumayı amaçlamıştır; çünkü çocuğuna bakma iradesi göstermeyen bir anneye çocuğun velayetini bırakmak tehlikeli olacaktır.(39/1)
Mahkemeye göre, bu davadaki annenin dışında bazı evli olmayan annelerin çocuklarına bakmak istememiş olmaları, annelik ilişkisini tanıma beyanına veya mahkeme kararına tabi tutan bir kuralı haklı göstermez; aslında Hükümetin sözünü ettiği tavır, evli olmayan anne ile çocuk arasında olağan bir ilişki değildir. Komisyonun da belirttiği gibi evli bir anne de çocuğuna bakmak istemeyebilir. Yine nesebi belirsiz çocukların menfaatleri nesebi belirli çocuklara göre daha az değildir. Ancak nesebi belirsiz çocuk, Belçika hukuku nazarında annesiz bir çocuk olarak kalmaktadır. (39/2-3)
Hükümet, bu yasa hükümlerinin geleneksel ailenin teşvik edilmesi için öngörüldüğünü ve bu nedenle objektif ve makul temellere dayandığını ileri sürmüştür. Mahkemeye göre, geleneksel ailenin desteklenmesi ve teşvik edilmesi kendiliğinden haklı olduğu halde, bu haklılık evlilikdışı (gayri meşru) ailenin zararına olarak alınan tedbirlerle elde edilemez; gayri meşru ailenin mensupları da geleneksel ailenin mensupları gibi Sözleşmenin 8. maddesindeki güvencelerden yararlanır.(40)
Hükümet, söz konusu yasanın bazı yönlerden eleştiriye açık olduğunu, ancak bu konudaki sorunların İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden yıllar sonra ortaya çıktığını belirtmiştir. Mahkemeye göre, Sözleşmenin yapıldığı 1950de aile ile gayri meşru aile arasında bir ayrım yapmak mümkün idi. Ancak Sözleşme günün koşullarına göre yorumlanmalıdır. Avrupa Konseyine üye bir çok Devlet iç hukukunu "mater semper certa est" özdeyişini tam olarak tanıma yönünde gelişmektedir.(41)
Hükümet, söz konusu özdeyişin hukuk sistemine girmesi halinde, bunun ardından iç hukukta bir reform yapılması gerektiğini, aksi takdirde evli olmayan anneler bakımından tek yönlü sorumluluk artışı olacağını ileri sürmüştür. Bu nedenle Hükümete göre bir çok sorun yaşanacak ve yüzeysel çözümler tehlike yaratacaktır. Mahkemeye göre burada sadece, Belçika iç hukukunda nesebi belirsiz çocukların anneleriyle ilişki kurmalarının çeşitli yönleri üzerinde durulması gerekmektedir. Mahkemenin bir kararında Sözleşmeye aykırılık tespit edilmesi, Mahkeme önüne getirilmeyen bazı konularda da reformlar yapılmasını gerektirebilir. İç hukuku Sözleşmeye uygun duruma getirmek için gerekli tedbirleri almak, sadece ve sadece davalı Devlete ait bir görevdir.(42)
Mahkemeye göre şikayet konusu farklı muamele, objektif ve makul bir sebepten yoksundur.(43)
Bu nedenlerle Mahkeme olayda, annelik ilişkisinin kurulma tarzı nedeniyle anne ve çocuk açısından aile yaşamına saygı hakkı bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
B. Çocuk Alexandranın aile ilişkisinin hukuki boyutları konusunda
Belçika hukukuna göre, nesebi belirli çocuk doğumundan itibaren anne ve babasının aileleriyle tam olarak bütünleştiği halde, nesebi belirsiz çocuk anne ve babasının aileleri için hukuken tam bir yabancıdır. Bazı istisnalar bulunmakla birlikte, yürürlükteki hukuka göre nesebi belirsiz çocuğun annesinin ve babasının akrabalarının malvarlığı üzerinde bir hakkı ve akrabaların bu çocuğa bakma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Olayda da çocuk ile anneannesi ve teyzesi arasında hiç bir hukuki ilişkisi kurulmamıştır. Başvurucular bu durumun tek başına ve 14. madde ile birlikte ele alınan 8. maddeye aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hükümet buna karşı çıkmıştır. Komisyon ise durumu 8 ve 14. maddelere aykırı görmüştür. Mahkeme bu sorunu 8. madde bakımından tek başına ve ayrıca 14. maddeyle birlikte ele almıştır.(44)
1. Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ihlali iddiası
Mahkemeye göre aile yaşamı kavramı, büyükanne ve büyükbaba gibi yakın akrabalarla olan ilişkileri de içerir. Bu şekilde anlaşılan aile yaşamına saygı hakkı, Devlete bu ilişkilerin normal biçimde gelişmesine imkan verme yükümlülüğünü yükler. Evli olmayan anne ile tanıdığı çocuğu arasındaki ilişki, eğer çocuk annenin ailesinin bir üyesi haline gelmeyecek olursa ve ilişki sadece anne ve çocuk arasında kurulacak olursa, ailenin gelişimi engellenmiş olacaktır.(45)
Hükümet, çocuğun büyük anne ve büyük babasının bu davaya taraf olmadığı, çocuğun kendileriyle fiilen ilişki kurup kurmadığı konusunda Mahkemenin önünde bir delil bulunmadığı gerekçesiyle bu görüşe karşı çıkmıştır. Mahkemeye göre büyükannenin Komisyona başvurmamış olması, başvurucuların kendi açılarından aileden dışlanma konusunda şikayette bulunmalarını engellememektedir. Ayrıca çocuk ile ölmeden önce büyükanne arasında ilişki kurulduğunu kanıtlayan bir şey de yoktur. Mahkemeye ulaşan bilgiye göre, teyzesi ile arasında fiili bir ilişki vardır. Bu nedenlerle Mahkeme bu bağlamda, her iki başvurucu bakımından aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(46-47)
2. Sözleşnin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlali iddiası
Mahkemeye göre bu bağlamda nesebi belirli çocuk ile nesebi belirsiz çocuk arasındaki farklı muamelelerden biri, kanuni mirasçılık konusundadır. Diğer farklı muameleler konusunda da Hükümet her hangi bir haklı sebep göstermemiştir. Mahkeme nesebi belirli çocuk ile nesebi belirsiz çocuk arasındaki farklı muameleleri haklı kılacak her hangi bir objektif ve makul sebep görmemiştir. Bazen nesebi belirsiz çocuğun annenin ailesine girmesi nedeniyle meşru ailenin huzuru bozulabileceği halde, bu durum nesebi belirsiz çocuğun haklardan yoksun bırakılmasını haklı kılmaz. Bu nedenlerle Mahkeme, hem annenin ve hem de çocuğun aile yaşamına saygı hakkı bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(48)
C. Başvurucuların dayandıkları ailesel hakları hakkında
Mahkemeye göre, yakın akrabalar arasında kanuni mirasçılık ve vasiyet yoluyla mirasçılık, Sözleşmenin 8. maddesinin korumasını gerektirecek kadar aile yaşamıyla ilgilidir. Ne var ki 8. madde, nesebi belirsiz bir çocuğun anne-babasının veya yakın akrabalarının malvarlığından pay almasını veya bir annenin nesebi belirsiz çocuğu lehine vasiyette bulunurken tamamen serbest olmasını zorunlu kılmamaktadır. Bu nedenle Belçika hukuku, gayri meşru çocuğun miras haklarının kısıtlanması gibi tedbirler tek başına ele alındığında 8. maddeye kendiliğinden aykırı düşmez. Ancak bu tedbirler: a) gayri meşru çocuğun annesinden miras edinmesini kısıtlamakta, b) annesi tarafından yakın akrabalarının vasiyet bırakmadan ölmeleri halinde bunların malvarlıkları üzerinde tamamen miras hakkından yoksun bırakmakta, c) annenin gayri meşru çocuğuna miras bırakmasını kısıtlamakta olup, bu tedbirlerin hiç bir objektif ve makul sebebi yoktur. Bu nedenlerle Mahkeme, 8. madde ile birlikte ele alındığında, annenin ve nesebi belirsiz çocuğun aile yaşamına saygı hakkı bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(52-55)
1. Alexendranın dayandığı ailesel haklar
Belçika hukukuna göre, nesebi belirli çocuk doğuşundan itibaren veraset veya intikal yoluyla bütün miras haklarına sahip olduğu halde, nesebi belirsiz çocuk bakımından bu haklar bulunmamaktadır. Başvuruculara göre bu sistem, özel yaşama saygı hakkı ile birlikte mülkiyet hakkına ve ayrımcılık yasağına aykırı bulunmaktadır. Mahkemeye göre, Birinci Protokolün 1. maddesindeki mülkiyet hakkı, herkesin mülkiyetini barışçı biçimde kullanma hakkını içermektedir. Bu madde sadece mülkiyeti bulunan kişilere uygulanabilir. Bu madde mülkiyetin miras veya başka bir yolla kazanılmasını güvence altına almamaktadır. Bu nedenle Mahkeme, tek başına ele alındığında olayda nesebi belirsiz çocuk bakımından mülkiyet hakkının uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır.(50-59)
2. Paula Marckxın dayandığı ailesel haklar hakkında
Belçika hukukuna göre evli olmayan annenin nesebi belirsiz çocuğuna çok sınırlı bir biçimde miras bırakabilme imkanı vardır. Birinci Protokolün birinci maddesi mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bir kimsenin mülkiyeti üzerinde tasarrufta bulunabilmesi mülkiyet hakkının geleneksel ve temel bir yönüdür. Olayda evli olmayan bir annenin çocuğu lehine bağışta bulunmasını yasayla kısıtlanmıştır. Bu nedenle Mahkeme, mülkiyet hakkı bakımından ayrımcılık yasağının ihlal edildiği soncuna varmıştır. Öte yandan davalı Hükümet, Mahkemenin gayri meşru çocuklarla ilgili Belçika mevzuatını Sözleşmeye aykırı görmesi halinde Mahkemenin kararının verildiği tarihinden itibaren iç hukukta sonuç doğurması ve geriye yürürlü sonuç doğurmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemeye göre, Sözleşmede var olan hukuki kesinlik Belçika Devletini bu kararın verildiği tarihten önceki hukuki işlemleri ve olayları yeniden ele almaktan kurtarmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, Mahkeme kararının verildiği tarihten itibaren iç hukukta hüküm doğurduğu sonucuna ulaşmıştır.(60-65)
D. Sözleşmenin 3 ve 12. maddelerinin ihlali iddiası
Mahkemeye göre, başvurucuların söz konusu mevzuat hükümleri nedeniyle, kendilerini bir ölçüye kadar aşağılanmış hissetmiş olmaları mümkündür. Ancak bu muamele 3. maddenin kapsamına girecek nitelikte değildir. Bu nedenle Mahkeme, olayda aşağılayıcı muamele yasağının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(66)
Başvuruculara göre, Belçika hukuku evli olmayan annenin, Sözleşmenin 12. maddesine içkin bulunan evlenmeme hakkına saygı göstermemektedir. Başvuruculara göre nesebi belirsiz bir çocuğu, nesebi belirli duruma getirebilmek için annenin evlenmesi gerekmektedir. Mahkemeye göre birinci başvurucu evli olmayan annenin evlenmesinin veya tek yaşasımanın önünde hukuki bir engel yoktur. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşmenin 12. maddesinin evlenmeme hakkını içerip içermediğini inceleme gereği duymamıştır. Yine öte yandan başvuruculara göre nesebi belirsiz çocuğun anne ve babasının nesebi belirli çocuğun anne ve babasının haklarıyla aynı olmadığını ileri sürerek, 12. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak Mahkeme olayda, 12. maddenin uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır.
E. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Mahkeme, olayın şartları içinde ihlal tespitinin yeterli bir adil karşılık oluşturduğuna ve tazminata hükmedilmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
I. Hükümetin itirazları konusunda:
1. Bire karşı on dört oyla, başvurucuların Sözleşmenin 25. maddesi anlamında mağdur olduklarını iddia edebileceklerine;
II. Alexandra Marckxın annelik ilişkisini kurma tarzı konusunda:
2. Beşe karşı on oyla, Paula Marckx bakımından tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
3. Dörde karşı on bir oyla, bu başvurucu bakımından, 8. maddeyle bağlantılı olarak ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin de ihlaline;
4. Üçe karşı on iki oyla, Alexandra Marcx bakımından, tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
5. İkiye karşı on üç oyla, bu başvurucu bakımından 8. maddeyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddenin ihlaline;
III. Alexandra Marckxın hukuki düzeyde aile ilişkileri konusunda:
6. Üçe karşı on iki oyla, her iki başvurucu bakımından, tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesinin ihlaline;
7. İkiye karşı on üç oyla; her iki başvurucu bakımından, 8. maddeyle bağlantılı olarak ele alınan 14. maddenin de ihlaline;
IV. Alexandra Marckxın dayandığı ailesel haklar konusunda:
8. Oybirliğiyle, Birinci Protokolün 1. maddesinin Alexandra Marckxın iddiaları bakımından uygulanabilir olmadığına;
9. Oybirliğiyle, bu başvurucu bakımından, tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
10. İkiye karşı on üç oyla, aynı başvurucu bakımından, 8. maddeyle bağlantılı olarak ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlaline;
V. Paula Marckxın dayandığı ailesel haklar konusunda:
11. Oybirliğiyle, Paula Marckx bakımından, tek başına ele alınan Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
12. İkiye karşı on üç oyla, bu başvurucu bakımından, 8. maddeyle bağlantılı olarak ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlaline;
13. Beşe karşı on oyla, Paula Marckxın iddiaları bakımından Birinci Protokolün 1. maddesinin uygulanabilir olduğuna;
14. Altıya karşı dokuz oyla, aynı başvurucu bakımından, tek başına ele alınan bu maddenin ihlal edilmediğine;
15. Beşe karşı on oyla, bu başvurucu bakımından, Birinci Protokolün 1. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan Sözleşmenin 14. maddesinin ihlaline;
VI. Sözleşmenin 3 ve 12. maddelerinin ihlali konusunda:
16. Oybirliğiyle, bu davada Sözleşmenin 3 ve 12. maddelerinin ihlal edilmediğine
VII. 50. madde konusunda:
17. Altıya karşı dokuz oyla, bizzat yukarıda varılan sonuçların, Sözleşmenin 50. maddesi bakımından adil bir karşılık oluşturduğuna
Karar Vermiştir.
Yargıçlar Balladore Pallieri, Pedersen, Ganshof van der Meerch, Evrigenis, Pinheiro Farinha ve Garcia Enterrianın Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması konusunda birleşik karşı oy görüşleri, Yargıç ODonoghueun kısmen karşı oy görüşü, Yargıç Thor Vilhjalmssonun kısmen karşı oy görüşü, Yargıç Sir Gerald Fitzmauricein karşı oy görüşü, Yargıç Bindschedler-Robertin kısmen karşı oy görüşü, Yargıç Matcherin kısmen karşı oy görüşü; Yargıç Pinheiro Farinhanın kısmen karşı oy görüşü, karara eklenmiştir. Ayrıca yargıçlar Balladore Pallieri, Zekia, Pedersen, Ganshof van der Meersch, Evrigenis ve Lagergren, kararın 14. hüküm fıkrasına karşı olduklarını beyan etmişler ve Paula Marckx bakımından Birinci Protokolün 1. maddesinin tek başına veya birlikte ele alındığında ihlal edildiğini bildirmişlerdir.
SONKARARIN YERİNE GETİRİLMESİ
BAKANLAR KOMİTESİ: DH (88) 3; 04.03.1988
Hükümetin verdiği bilgiye göre: Aile ile ilgili çeşitli hükümlerde değişiklik yapan 31 Mart 1987 tarihli yasa 27 Mayıs 1987de yayınlanmış olup, Belçika mevzuatını İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin Marckx kararında yorumlandığı şekliyle Sözleşmeye uygun duruma getirmiştir.
Annelik ilişkisinin kurulmasıyla ilgili ihlaller bakımından yeni yasanın 38. maddesi Medeni Kanunun Birinci Kitabının 312-342.b maddelerinin yerini almıştır. Medeni Kanunun yeni 312. maddesine göre bir çocuğun annesi, doğum belgesinde adı yazılı olan kişidir. Buna göre anne tarafından iradi olarak tanıma beyanında bulunulması gerekli değildir. Aile hukuku ve aile hakları ile ilgili diğer ihlaller bakımından ise, Medeni Kanunun yeni 334. maddesi ailevi ilişki tarzları arasında genel bir eşitlik prensibi getirmiştir. 31 Mart 1987 tarihli yasanın 66-74. maddeleri Medeni Kanunun miras hukuku ile ilgili hükümlerini değiştirmiştir. Bu yeni hükümlerin kabulüyle, nesebi belirsiz çocukları miras bakımından ayrımcı muameleye tabi tutan Medeni Kanunun 756-766. maddeleri kaldırılmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy