(AİHS m. 5, 50)
Başvuru no: 7215/75
DAVANIN ESASI (Özet)
1939 doğumlu Birleşik Krallık vatandaşı olan başvurucu, 1979 yılında ölmüştür. Başvurucu Komisyona başvuru yaptığı sırada, hükümlü hastalar (criminally insane) için özel güvenlikli bir hastane olan Broadmoor Hastanesinde yatmaktadır. Başvurucu, üç yıl gibi bir süre şartlı olarak dışarıda geçirdikten sonra, Nisan 1974te yeniden hastaneye yatırılması nedeniyle şikayetçi olmuştur. Başvurucu, yeniden yatırılmasının haklı olmadığını, yeniden tutulmasının sebebi konusunda yeterli bilgi verilmediğini, yetkililerin bu işlemine itiraz için etkili bir yol bulunmadığını iddia etmiştir.(8)
I. Konuyla İlgili İç Hukuk
İngiltere ve Gallerde akıl sağlığı yerinde olmayan kişilerin muhafazası (confinement), daha açıkçası, ceza yargılamasıyla ilgili olarak bir hastanın zorunlu tutulması (compulsory detention), 1959 tarihli Akıl Sağlığı Yasasında (Mental Health Act) düzenlenmiştir. Bu yasada "hasta", "akli dengesizlikten şikayetçi olan veya şikayetçi görünen kişi"; "akli dengesizlik (mental disorder)", "yakalanılan akıl hastalığı ve aklın yeterli gelişmemesi, psikopatik düzensizlik veya başka bir akli düzensizlik veya yetersizlik"; "sorumlu sağlık görevlisi", "hastanın tedavisinden sorumlu olan hekim" olarak tanımlanmıştır.(9)
Yasanın ilgili maddesi ceza mahkemelerine, bir suçtan mahkum olan bir kimseye ceza yerine, gerekirse suçlu hastalar için akıl hastanelerinin özel güvenlik servisinde tedavi görmesine karar verme yetkisi tanımıştır. Buna göre yargıç, "hastane kararı" denilen, bu kimsenin hastaneye kabul edilmesine ve hastanede tutulmasına (muhafaza ve tedaviye) karar verir. Yargıcın bu kararı verebilmesi için, en az iki doktorun yazılı veya sözlü beyanlarına göre, suçlunun aklı hastası, psikopatik düzensizlik, normaldışı gibi bir durumunun bulunduğuna ve bu akıl hastalığının hastanede tedavi görmesini gerektirdiğine ikna olmalı ve bu davayı sonuçlandırmanın en iyi yolunun bir hastane kararı verilmesi gerektiğine kanaat getirmelidir.(10)
Yargıç, kişinin işlediği suçun niteliğini ve başka suçlar işleme olasılığını da dikkate alınarak, cezalandırmak yerine topluma korumak için, ayrıca "kısıtlama kararı" (restriction order) da verebilir. Kısıtlama kararı verilmesi halinde hastanın kontrolü İçişleri Bakanlığı tarafından yapılır. İçişleri Bakanlığının kısıtlı hastalar üzerinde bu yasaya göre özel yetkileri vardır. Bakanlık gerekli görmediği takdirde tamamen veya şarta tabi olarak, kısıtlama kararını kaldırabilir ve hasta salıverilebilir. Salıverme şarta tabi ise, kısıtlama kararının yürürlükte olduğu dönemde, Bakanlık uygun gördüğü her an, hastayı yeniden hastaneye yatırabilir.(11-12)
Bakanlık, Akıl Sağlığı Denetim Kurulunun tavsiyesini almak üzere her zaman Kurula başvurabilir; hastanın Kurula doğrudan başvurma hakkı yoktur. Ancak Bakanlığa dilekçeyle başvurarak, durumunun Kurul tarafından incelenmesini talep edebilir. Belirli süreler geçmedikçe talepte bulunulamaz. Kurul bir hukukçu, bir psikaytr ve nitelikleri uygun üçüncü bir kişiden oluşur. Bakanlık, Kurulun tavsiyeleriyle bağlı değildir. Kurulun tavsiye kararları ve hastanın dosyası gizlidir. Dosya hastaya verilmez, varsa avukatına kısmen verilebilir.(13-14)
II. Dava Konusu Olaylar
Başvurucu 1964 ile 1966 yılları arasında kuruntulu olmaktan (delusions) tedavi görmüş ve kendisine paranoid psikoz teşhisi konmuştur. Başvurucu 1968 yılında ağır müessir fiilden suçlu olduğunu mahkeme önünde kabul etmiştir. Mahkeme kendisini suçlu bulduktan sonra, doktor raporları üzerine hastaneye yatırılmasına ve kısıtlanmasına karar vermiştir. Başvurucunun salıverilme talebi, Ocak 1970te Kurul tarafından yapılan inceleme sonucunda reddedilmiştir. Bakanlık Mayıs 1971 başvurucunun şartlı olarak salıverilmesine karar vermiştir. Bu şarta göre başvurucu, ailesinin yanında kalacak, denetim görevlisinin denetiminde olacak ve sorumlu hekimin belirttiği şekilde kliniğe gelecektir.(20-21)
Nisan 1974te bir sabah denetim görevlisiyle görüşen başvurucunun eşi, başvurucunun durumunun ağırlaştığını, kendisine küfürler ettiğini, ahlaksızlıkla suçladığını, çok miktarda içtiğini, tahammül gücünün kalmadığını, ertesi günü evden ayrılacağını, ancak bir gece daha eşiyle aynı evde kalmaktan korktuğunu söylemiştir. Denetim görevlisi durumu sorumlu hekime aktarmış, olayı hatırlayan hekim, eşinin kendisini terk edeceğini öğrendiği takdirde, başvurucunun şiddete başvurabileceğinden kaygılanmıştır. Hekim, şikayetin varlığını ve denetim görevlisinin bunları güvenilir bulmasını yeterli görmüş, bu iddiaların doğrulanmasını gerekli görmemiştir. Sorumlu hekim durumu hemen Bakanlığa bildirmiş, Bakanlık hekimin tavsiyesi üzerine, başvurucunun acilen hastaneye yatırılmasına karar vermiştir.(22-23)
Aynı gün öğleden sonra işten gelen başvurucu, kendi iddiasına göre, bir açıklama yapılmadan polis tarafından evinden gözaltına alınmış, bir gün tutulduktan sonra ertesi gün hastaneye yatırılmıştır. Başvurucunun iddiasına göre, hastaneye kabulünde de kendisine bilgi verilmemiş, ancak sorumlu hekimle bir süre sonra yaptığı görüşmede eşinin şikayeti üzerine yeniden yatırıldığını anlamıştır. Hükümet ise, kendisine bilgi verildiğini, ancak başvurucunun direngen ve kötü durumu nedeniyle anlamamış olabileceğini savunmuştur.(24-25)
Başvurucu avukatı aracılığıyla, tutulmasının hukukilik denetimi için mahkemeye başvurmuş, gerekli bilgiler toplanıp iki buçuk ay sonra salıverilme talebi reddedilmiştir. Red kararı önemli ölçüde Bakanlığın takdirine dayanmıştır. Başvurucu Temmuz 1975te İçişleri Bakanlığından durumunun Akıl Sağlığı Denetim Kurulu tarafından incelenmesini talep etmiştir. Yapılan inceleme sonunda, başvurucunun durumunda iyileşme tespit edilmiş, Şubat 1976da başvurucu hastaneden çıkmıştır.(26-30)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu, 14 Temmuz 1974te İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı başvuruda, üç yıl normal yaşantı sürdürdükten sonra, yargısal bir makam karar vermeden ve hiçbir doktorun kendisi hakkında akli dengesinin yerinde olmadığı görüşü bulunmadan yeniden hastaneye yatırıldığından şikayet etmiştir. Başvurucu ayrıca habeas corpus yargılamasının, kendisinin yeniden yatırılması kararının esasını bütünüyle ele almadığını, sadece kararın yasaya uygunluğunu incelediğini savunmuştur. Başvurucu, Sözleşmenin 3, 5(1), 5(2) v 5(4). fıkralarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Komisyon 11 Mart 1976 ve 14 Mayıs 1977 tarihlerinde verdiği kararlarda, 3. madde dışındaki iddiaları kabuledilebilir bulmuştur.(31)
Başvurucunun ölmesi üzerine, kız kardeşinin başvuruyu sürdürme isteği kabul edilmiştir.(32)
Komisyon, 16 Temmuz 1980 tarihli raporunda, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediği, 5(2) ve 5(4). fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(33)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
Başvuruya konu olan olaylar üzerinde bir tartışma yoktur. Başvurucu 7 Kasım 1968de ağır müessir fiil suçundan mahkum olmuş, Ceza Mahkemesi başvurucunun süresiz olarak hastanede muhafaza ve tedavi altında tutulmasına karar vermiş, İçişleri Bakanlığı 19 Mayıs 1971de başvurucuyu şartla tahliye etmiş, 5 Nisan 1974te başvurucu yeniden hastaneye yatırılmış ve burada Şubat 1976ya kadar tutulmuştur.(37)
A. Sözleşmenin 5(1)(a) ve 5(1)(e) maddelerinin uygulanabilirliği
Hükümet, başvurucunun Sözleşmenin 5(1)(a) bendine uygun olarak yetkili mahkemenin mahkumiyet kararından sonra tutulduğunu iddia etmiştir. Komisyon ise, akli dengesi yerinde olmayan bir sanığın cezai yaptırım yerine tedavi için hastaneye yatırıldığı zaman (a) bendi dışında (e) bendinin uygulanacağını savunmuştur.(38)
Mahkemeye göre, olayda kelimenin tam anlamıyla bir "mahkumiyet" vardır (bk. Guzzardi kararı, parag. 100). Yani "yetkili mahkeme" tarafından suçlu bulma ve bu mahkumiyete dayanan ve mahkumiyet kararını izleyen bir "hukuka uygun hapsetme" vardır. Bu nedenle olayda (a) bendi uygulanır. Ne var ki, yerel mahkeme başvurucunun cezalandırılmasını ele almamış, akıl hastanesine yatırılmasını gerektiren bir akıl bozukluğu bulunması nedeniyle, hastaneye yatırılmasına karar vermiştir. Bu nedenle (e) bendi de uygulanır. Buna göre en azından başlangıçta başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılması her iki bende de girer. Başvurucunun 1974te yeniden hastaneye yatırılması ve 1976ya kadar tutulması sebepleri göz önünde tutulduğunda, özgürlükten yoksun bırakma (e) bendine girer. Başvurucunun uzun bir süre serbest kalması (a) bendinin halen uygulanabilir olduğuna dair tereddüt yaratabilir. Mahkeme bunun üzerinde durmamış ve (e) bendindeki şartların yerine getirilip getirilmediğine bakmış ve bu olayda (a) bendine uygunluk sorununun bulunmadığını belirtmiştir.(39)
B. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
Mahkemeye göre hiç kimse, acil durumlar dışında, akıl zayıflığı bulunduğu güvenilir bir biçimde gösterilmedikçe, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Kişinin gerçekten akli dengesizliğinin yerinde olup olmadığını ulusal makamlar önünde ortaya koyan şey, objektif uzman raporlarıdır. Ayrıca akli dengesizlik, zorunlu kapatmayı gerektirecek ölçüde olmalıdır. Dahası, zorunlu kapatmanın devamı, böyle bir dengesizliğin sürmesine bağlıdır (bk. Winterwerp kararı, parag. 39).(40)
Başvurucunun avukatı, yeniden yatırma usulünün temel güvenceleri barındırmadığını ve Bakanlığa sınırsız yetki verdiğini iddia etmiş; Hükümet ise "kısıtlı hastalar"ı Bakanlığın her zaman yeniden yatırma yetkisinin bulunduğunu, ancak bunun sınırsız olmadığını savunmuştur.(41)
Mahkemeye göre iç hukukun kendisi, Sözleşmede açıklanan veya ima edilen genel prensiplere uygun olmalıdır (bk.Winterwerp kararı, parag. 45). Olaydaki iç hukuk hükümlerinin, kamunun korunması için hastaneden salıverilmesi kısıtlanmış olan hastaların yeniden yatırılmasıyla ilgili olduğu unutulmamalıdır. Winterwerp kararı "acil durumların", "kişinin akli yetersizliği güvenilir bir şekilde gösterilmedikçe" özgürlüğünden yoksun bırakılmaması prensibine istisna oluşturduğunu açıkça belirlemiştir. Bu karardan, her türlü olayda "objektif bir sağlık raporunun" akıl dengesizliği gerekçesiyle bir kimsenin kapatılmasından sonra değil de önce elde edilmesi gerektiği sonucu çıkarılamaz. Başkalarına zarar verebilecek bir kimsenin kapatılmasına acilen karar verme yetkisini düzenleyen bir iç hukuk hükmünün, gözaltına alma veya tutmadan önce tam bir sağlık incelemesini gerekli görmesi halinde, uygulanabilir olmayacağı açıktır. İşin doğası gereği, bu tür acil kapatmaya emir verme yetkisine sahip ulusal makamların geniş bir takdir yetkisi kullanmaları gerekir. Mahkemenin görüşüne göre Akıl Sağlığı Yasasının ilgili hükümleri, İçişleri Bakanlığına keyfi olarak kullanılabileceği bir yetki tanımamaktadır; Winterwerp kararında ifade edilen prensiplerin belirli bir olayda göz ardı edilmesine yol açacak nitelikte değildir (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 240). Yukarıda anlatılanları ışığında, 1959 tarihli yasanın kısıtlanmış hastaların hastaneye yeniden yatırılmalarını düzenleyen hükümlerinin, Sözleşmenin "akli dengesi yerinde olmayanları hukuka uygun olarak tutma" hükmüyle bağdaşmaz olmadığı görülmektedir.(41)
Mahkeme bundan sonra, iç hukuk hükümlerinin olayda uygulanma tarzının Sözleşmenin 5(1)(e) hükmünü ihlal edip etmediğini incelemiştir. Mahkeme öncelikle, başvurucunun "hukukun öngördüğü usule uygun olarak" özgürlüğünden yoksun bırakıldığı ve bunun iç hukuk hükümleri anlamında "hukuka uygun" olduğu konusunda bir tartışma olmadığını tespit etmiştir. Ancak başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, Sözleşmenin 5(1)(e) bendine göre haklı olmayan, keyfi ve hukuka aykırı bir tutma olduğu, çünkü yeniden yatırılma sırasında objektif sağlık raporuyla kendisinin akli dengesinin yerinde olmadığının "güvenilir" biçimde gösterilmediği iddia edilmiştir.(42)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 5(1). fıkrasının amacı, hiç kimsenin keyfi bir tarzda özgürlüğünden yoksun bırakılmamasını sağlamaktır; iç hukuka uygunluktan ayrı olarak, "keyfi bir tutma hiçbir zaman hukuki sayılamaz" (bk. Winterwerp, parag. 43). "Akli dengesi yerinde olmayan bir kimsenin hukuka uygun olarak tutulması" için gerekli asgari üç şart, yukarıda 40. paragrafta gösterilmiştir. Mahkeme bu şartların yerine getirilip getirilmediğini doğrulama yetkisine sahip olmakla birlikte, Sözleşme ile oluşturulan koruma sisteminin mantığı, bu kontrole sınırlama getirmektedir. Ulusal makamlar, kendilerine sunulan delilleri değerlendirirken daha iyi bir konumda olduklarından, kendileri konu üzerinde belirli bir takdir alanına sahiptirler ve Mahkemenin ulusal makamların aldıkları kararları Sözleşmeye göre denetim görevi sınırlıdır (bk. Winterwerp kararı, parag. 40, 46).(43)
Mahkeme, başvurucunun psikiyatrik sorunlarının gelişimini ele alarak incelemeye başlamış, hakkındaki kararların verildiği şartları gözden geçirmiştir. Mahkeme incelediği koşullarda, kamunun korunması gereğinin, acil kapatılmayı haklı kıldığı ölçüde, bireyin özgürlüğüne üstün geldiği sonucuna varmıştır. Mahkemeye göre olayın şartları içinde İçişleri Bakanlığının başvurucunun serbestliğinin devam etmesinin kamuya ve özellikle eşine karşı tehlike oluşturacağını düşünmesi için yeterli gerekçe bulunmaktadır.(44-45)
Mahkemeye göre bu düşünceler, başvurucunun acil bir tedbir olarak yeniden hastaneye yatırılması ve kısa süreyle tutulması için yeterli olduğu halde, kendisinin Şubat 1976ya kadar hastanede tutulması da gerekli asgari şartları taşımalıdır. Mahkeme, başvurucunun hastaneye yeniden yatışından sonra sorumlu hekimlerin tedavi için tutulması gerektiği görüşünde olduklarını, durumunda iyileşmenin görüldüğü Aralık 1975 tarihine kadar bu görüşün sürdürüldüğünü belirterek, bu tıbbi kararın objektifliğinden ve güvenirliğinden kuşkulanmak için bir sebep olmadığını belirtmiştir.(46)
Buna göre Mahkeme, olayda Sözleşmenin akıl hastalığı nedeniyle tutma sebebinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, hastaneye yeniden yatırılmasının hukukiliği hakkında yargısal denetim yaptırma imkanı bulamadığından şikayet etmiştir.(48)
Mahkeme, mahkumiyet kararından sonra İçişleri Bakanlığının eline geçen başvurucunun Mayıs 1971de salıverilip Nisan 1974te yeniden yatırıldıktan sonra, 1959 tarihli yasa hükümlerinin aradığı şartların tutma süresince devam edip etmediği konusunda periyodik bir yargısal denetim bulunmadığını belirtmiştir.(49)
Hükümet, Sözleşmenin 5(4). fıkrasında aranan şartların, başvurucuyu mahkum eden 1968 tarihli mahkeme kararıyla yerine getirildiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, Mahkemenin De Wilde, Ooms ve Versyp kararının 76. paragrafına dayanarak, özgürlükten yoksun bırakma kararının bir "mahkeme" tarafından verilmesi halinde, 4. fıkranın aradığı yargısal denetimin mahkeme kararına içselleşmiş olduğunu savunmuştur.(50)
Mahkeme ise, söz konusu paragrafın sadece "kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakan karardan" söz ettiğini, tutmanın hukukiliğini etkileyebilecek yeni durumların daha sonra ortaya çıktığı bütün bir tutma dönemini ele aldığı anlamına gelmediğini belirtmiştir. Ayrıca 5(4). fıkrayla Sözleşmeci Devletlere yüklenen yükümlülüğün içeriği, her koşulda ve her kategorideki özgürlükten yoksun bırakma için mutlaka aynı değildir. "Akli dengesizliği bulunan kişilerin tutulması" kendi sorunları bulunan özel bir kategori oluşturur (bk. Winterwerp kararı, parag. 57, 60). Ayrıca, "bu türden bir kapatmayı haklı kılan başlangıçtaki gerekçeler ortadan kalkabilir. Bu durum Winterwerp kararındaki şu görüşe yol açmıştır: "...akıl zayıflığı gibi bir nedenle ilk tutma kararının bir mahkeme tarafından verildiği gerekçesiyle, bu tutma kararını daha sonra da hukukilik denetiminden muaf tutmak, Sözleşmenin 5. maddesinin amacına aykırı düşer. İncelenmekte olan özgürlükten yoksun bırakmanın makul aralıklarla hukukilik denetiminin yapılması gerekir" (bk. Winterwerp kararı, parag. 55).(52/1)
Akli dengesi yerinden olmayıp zorunlu olarak bir akıl hastanesine belirsiz veya uzum bir süre için kapatılmış olan bir kimse, otomatik ve periyodik yargısal denetimin bulunmadığı yerde, tutulmasına ister hukuk veya ceza mahkemeleri isterse idari bir makam tarafından karar verilmiş olsun, Sözleşmenin 5(4). fıkrası vasıtasıyla tutulmasının hukukilik denetimi için makul aralıklarla bir mahkemeye başvurabilir.(52/2)
Mahkemeye göre, Sözleşmeci Devletler yükümlülüklerini yerine getirirken farklı yöntemleri seçmekte serbesttirler. Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki "mahkeme" kelimesinden, ülkenin yargısal sistemiyle bütünleşmiş klasik anlamda bir mahkemeyi anlamak gerekmez. Sözleşmenin bir çok yerinde geçen "mahkeme" kelimesinden, "yürütmeden ve davanın taraflarından bağımsızlık gibi sadece ortak temel bazı özellikleri gösteren değil, ... özgürlükten yoksun bırakma türüne uygun yargısal bir usul güvencesi gösteren organlar" anlaşılmalıdır (bk. De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 76, 78).(53)
Özetle başvurucu, Nisan 1974te hastaneye yeniden yatırılmasından sonraki dönemde, bu tür güvencelerin sağlandığı bir başvuru hakkına sahip olmalıydı. Bu aşamada Ceza Mahkemesinde 1968de yapılan yargılama, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerinin yerine getirilmesi için yeterli değildir.(54)
Öte yandan Hükümet, başvurucunun tutulmasının "hukukiliği" hakkında habeas corpus başvurusu yoluyla "bir mahkeme tarafından süratle karar verildiği"ni ileri sürmüştür. Komisyon, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının aklı dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle zorunlu olarak tutulan kişiye, tutulmasının hem maddi ve hem de şekli hukukiliğinin yargısal denetim hakkı verdiğini, habeas corpus başvuru yolunun ise bu kadar geniş bir denetime olanak vermediğini savunmuştur.(55)
Mahkeme, habeas corpus denetim usulünü kullanan başvurucunun, avukatı tarafından sunulan belgelere göre denetim yapıldığını, İçişleri Bakanlığının başvurucunun tutulmasını haklı göstermek için delil göstermek zorunda olmadığını belirtmiştir. Buna göre bu usulde mahkeme, bir idari makam tarafından verilen kararın temelini veya esasını inceleyemeyecektir; çünkü bu konular yasaya göre münhasıran idari makamların belirleyebileceği konulardır. Bu davanın çok iyi örneklediği gibi, bir yasanın hükmü yürütmeye dar veya geniş bir takdir alanı verdiği zaman, habeas corpus usulünde mahkemeler tarafından yapılabilecek olan denetim sadece, takdir yetkisinin kullanılmasının yetki veren yasaya uygunluğunu denetmekle sınırlıdır.(56)
Bu olayda, başvurucunun kısıtlama kararına tabi olan ve şartlı olarak salıverilmiş bulunan bir hasta olduğu ortaya konduktan sonra, kendisini yeniden hastaneye yatırmak için yasal gerekler yerine getirilmiş olmaktadır. Böyle olunca, yasal olan tutmanın hangi gerekçeyle hukuka aykırı olduğunu göstermek, başvurucuya düşmektedir. Başvurucu tarafından gösterilen deliller böyle bir gerekçeyi ortaya koymadığından, habeas corpus denetimi yapan mahkemenin başvuruyu reddetmekten başka çaresi yoktur.(56)
Sonuç olarak Mahkeme, başvurucu tarafından 1974te kullanılan habeas corpus usulünün Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla güvence altına alınan hakkın kullanılmasını sağlayacak nitelikte olmadığını, daha sonraki bir tarihte de başvurmuş olsaydı, durumun değişmeyeceğini tespit etmiştir.(57-59)
Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer denetim yollarının da etkisiz olduğu görüşüyle, olayda tutulmanın hukukilik denetimi için başvurma hakkı nın ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(60-62)
III. Sözleşmenin 5(2). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, ne gözaltına alındığında polis tarafından, ne de daha sonra hastaneye yatırıldığında sorumlu doktor tarafından, yeniden yatırılmasının sebebi hakkında yeterli ve hemen bilgi verilmediğinden şikayet etmiştir.(63)
Hükümet, Mahkemenin konuyla ilgili mevzuatta yapılan değişiklikleri inceleyerek, bu sorun hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı sonucuna varmasını istemiştir. Mahkeme ise, değişikliklerin 1980 yılından sonraya ilişkin olduğunu ve başvurucunun şikayet konusu hakkı bakımından bir giderim sağlamadığını belirtmiştir (bk. Deweer kararı, parag. 37; Luedicke, Belkacem ve Koç kararı, parag. 36). Bu nedenle sorun hakkında bir çözümün meydana geldiğinden söz edilemez (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Guzzardi kararı, parag. 85).(64)
Hükümet, Sözleşmenin 5(2). fıkrasındaki "gözaltına alma" sözcüğü nedeniyle fıkranın kısıtlı bir hastanın yeniden yatırılması olayına uygulanabilir olmadığını ileri sürmüştür. Komisyon ise, fıkranın bu şekilde sınırlandırılmasına karşı çıkmış, böyle bir durumda fıkranın sadece suç nedeniyle gözaltına alınanlara uygulanabileceğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, başvurucuya ve daha sonra avukatına verilen bilginin yeterli olduğunu iddia etmiş; Komisyon ise, başvurucunun kendisine verilen bilgi ne olursa olsun, avukatına resmi ve ayrıntılı açıklama yapılmamasının hiçbir haklı temeli olmadığını, Bakanlığın muğlak beyanlarının 5(4). fıkradaki hakkın etkili bir şekilde kullanılması için yeterli olmadığını belirtmiştir.(65)
Mahkeme ilk önce, başvurucuya bilgi verilmesi gereğinin 4. fıkranın bir sonucu olduğunu belirtmiş, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın olayları ve hukuki dayanağına ilişkin hemen ve yeterli bir şekilde bilgi verilmedikçe, hukukiliğin denetimi için süratle başvurma hakkının etkili bir şekilde kullanılamayacağını ifade etmiştir. Mahkeme olayda, bizzat habeas corpus başvurusunu inceleyen mahkemenin dahi yeterli bilgiye sahip olmadığı için duruşmayı ertelediğini, daha sonra tutma kararı kanuni olduğu için, Bakanlığın kararının hukuka uygun olmadığını kanıtlama külfetinin başvurucuya geçtiğini belirtmiştir. Bununla birlikte, yeniden hastaneye yatırma için özel gerekçelerin sadece Bakanlığın elinde bulunması, başvurucunun avukatının ve yerel mahkemenin daha öteye gitmesini engellemiştir. Sonuç olarak 2. fıkraya ilişkin şikayet, bu olayın özel şartları içinde, Mahkemenin daha önce incelediği 4. fıkrayla ilgili şikayetin özel bir yönünü oluşturmaktadır. Mahkemenin daha geniş bir sorunun içinde yer alan bu sorunun esası hakkında karar vermesi gerekli değildir (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, Deweer kararı, parag. 69).(66)
IV. Sözleşmenin 50. Maddenin uygulanması
Başvurucunun avukatı, Mahkemenin ihlal tespit etmesi halinde adil karşılık talebinde bulunacaklarını belirtmiştir. Mahkeme, sorun karara hazır olmadığından saklı tutulmasına karar vermiştir.(67)
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine,
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlaline,
3. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 5(2). fıkrası bakımından incelemenin gerekli olmadığına,
4. Oybirliğiyle, 50. maddenin uygulanmasıyla ilgili sorun karara hazır olmadığından saklı tutulmasına
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy