(AİHS m. 3, 6, 11, 50)
I. Dava konusu olaylar
Birinci başvurucu Alfred Albert 1908 doğumlu, Belçika vatandaşı bir hekimdir.(8)
Brabant Tabipler Odası başvurucuya 9 Nisan 1974 tarihli bir yazı göndererek, kendisi hakkında soruşturma açıldığını, verdiği bazı iş göremezlik raporlarıyla ilgili olarak soruları cevaplandırmak üzere, 8 Mayısta Oda binasına gelmesi ve gelirken de ilgili hastaların sağlık dosyalarını getirmesi gerektiğini bildirmiştir. Başvurucu belirlenen günde gelmiş ve gerçeğe aykırı raporlar düzenlemekten suçlandığı kendisine bildirilmiştir. Tabipler Odası İl Başkanı imzalı 16 Mayıs tarihli yazıda, başvurucunun 4 Haziran 1974 günü akşam 8:30da gelip, vermiş olduğu üç rapor hakkında savunma vermesi istenmiştir. Bu yazıda başvurucunun, kesin bir surette kanaat getirmesine sağlayacak tarzda hastaları yeterince muayene etmeden ve hastalarla ilgili her hangi bir tıbbı belge elinde olmadan söz konusu raporları verdiği, bu durumun tıp mesleğinin gerektirdiği dürüstlükle, mesleğin itibar ve haysiyetiyle bağdaşmadığı konusundaki şikayetler hakkında savunması istenmiştir. Başvurucunun çalışma saatleri içinde Odaya gelip, hakkındaki dosyaya bakabileceği bildirilmiştir. Tabipler Odası 4 Haziran günü başvurucunun savunmasını dinlemiş ve aynı gün iki yıl süreyle başvurucuya meslekten men cezası vermiştir. Bu kararda başvurucunun iş göremezlik durumunu tespit edebileceği bir muayene yapmadığı, böyle bir durumu kanıtlayacak belge bulunmadığı, kendisinin bu durumu haklı gösterecek bir şey hatırlamadığı belirtilmiştir. Kararda, daha önce iki cezai mahkumiyetinden sonra iki kez meslekten men cezası alan başvurucunun, ciddi disiplin sabıkası bulunması nedeniyle, bu kez ağır bir yaptırım uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu karar 11 Haziranda başvurucuya tebliğ edilmiştir.(9)
Başvurucu 18 Haziranda, bu karara karşı İtiraz Kuruluna itirazda bulunmuştur. Tabipler Odası İl hukuk danışmanı da cezanın ağırlaştırılması için başvurmuştur. İtiraz Kurulu 19 Kasımda kararı onamıştır. Başvurucu bu karara karşı, savunma haklarının ve Anayasanın 97. maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle Temyiz Mahkemesine yaptığı başvuru, 12 Haziran 1975 tarihinde reddedilmiştir.(10-11)
İkinci başvurucu Herman Le Compte, 1929 doğumlu Belçika vatandaşı bir hekimdir.(12)
22 Şubat 1974te Batı Flanders Tabipler Odası tarafından başvurucu hakkında, dergilere verdiği üç mülakatta ve Odaya gönderdiği bir mektupta "usulsüz ifşada bulunmak" ve "Odaya karşı saygısızlıkta bulunmak" fiillerinden soruşturma açıldığı bildirilmiştir. Başvurucu 26 Martta Tabipler Odası yönetim kurulunun bütün üyelerini, 6 Şubat 1970 tarihli Kararnamenin 40 ve 41. maddelerine göre reddetmiştir. Oda 27 Mart tarihinde verdiği kararla başvurucunun itirazını reddetmiş ve iki yıl süreyle meslekten men cezası vermiştir.(13)
Başvurucu bu karara karşı İtiraz Kuruluna başvurmuştur. Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı olarak Oda tarafından aleni surette yargılanmadığını, ayrıca ceza veren kurulu oluşturan üyelerin yarısının hekimlerden oluşması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri olmadığını ileri sürmüştür. İtiraz Kurulu 28 Ekimde bu itirazı reddetmiştir. Başvurucu bu karara karşı 4 Kasımda itirazda bulunmuş, aynı Kurul 16 Aralıktaki duruşmaya davet etmiş, ancak başvurucu 6 Aralık tarihli dilekçesiyle, İtiraz Kurulunu bütünüyle reddetmiştir. İtiraz Kurulu 6 Ocak 1975 tarihli kararla başvurucunun itirazını reddetmiş ve iki yıl meslekten men cezasını, Tabipler Odasından kaydının silinmesi şeklinde değiştirmiştir.(14)
Bu karara karşı başvurucunun Temyiz Mahkemesine yaptığı başvuru, 7 Kasım 1975te reddedilmiş, karar 25 Kasımda tebliğ edilmiştir.(15)
Başvurucunun Odadan kaydının silinmesi 26 Aralık tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1967 tarihli kararnameye göre kaydın silinmesi, mesleği icra edememe sonucunu doğurmuştur.(16)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
Tabipler Odasının özellikle organları ve disiplin yargılama usulü, Mahkemenin 23 Haziran 1981 tarihli Le Compte Van Leuven ve De Meyere kararının 20-34. paragraflarında anlatılmıştır. Mahkeme bu kararının ilgili bu paragraflarına atıfta bulunmakla yetinmiştir.(17)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Birinci başvurucu 10 Aralık 1975te, ikinci başvurucu 6 Mayıs 1976da İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki adil ve aleni yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Ayrıca birinci başvurucu Sözleşmenin 6(2) ve 6(3). fıkralarını, ikinci başvurucu Odadan kaydının silinmesi cezasının Sözleşmenin 3. maddesindeki insanlık dışı ceza yasağını ve Odaya kayıt zorunluluğunun Sözleşmenin 11. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.(18)
Komisyon, başvurular hakkında 4 Aralık 1979da kabuledilebilirlik kararı verdikten sonra, 10 Temmuz 1979 tarihinde başvurucuların birleştirilmelerine karar vermiştir. Komisyon 14 Aralık 1981 tarihli raporunda, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediği, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında başvurucular hakkında bir "suç isnadı" bulunmadığı, ancak "kişisel hak ve yükümlülükler" konusunda bir "uyuşmazlık" bulunduğu, Oda organlarının "hukuken kurulmuş" ve "bağımsız" organlar oldukları, başvurucuların " tarafsız yargı" yeri tarafından yargılanma haklarının ihlal edilmediği, ancak başvurucuların Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "aleni yargılanma" haklarının ihlal edildiği, 11. madde bakımından şikayetler hakkında ise, Mahkemenin 23 Haziran 1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararının 62-66. paragraflarına atıfta bulunarak örgütlenme özgürlüğünün ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.(19)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
21. Başvuruculardan Dr. Le Compte Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu madde şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz."
Başvurucu, Tabipler Odasından kaydının silinmesinin, hem niteliği ve hem de özel, mesleki ve aile yaşamına etkileri bakımından, insanlık dışı olmasa bile aşağılayıcı bir ceza oluşturduğunu ileri sürmüştür.
22. Mahkeme, aksi görüşte olduğunu açıklayan Komisyon raporunun 57. paragrafındaki görüşe esas itibarıyla katılmaktadır. Mahkeme, bir disiplin cezası olarak mesleği icra etme hakkına son verme işleminin, tıp mesleğini icra etmek için gerekli koşulları artık yerine getirmediğini gösteren ve ağır suiistimalde bulunan bir doktoru cezalandırma amacı taşıdığını gözlemlemektedir. Mahkeme, Avrupa Konseyine üye Devletlerin çoğunluğunda varolan bu tür tedbirlerin meşruluğunu tartışmak için bir sebep görmemektedir. Ayrıca, bu tedbirin bu olayda haklı olup olmadığına karar vermesi de Mahkemeden istenmemiştir.
Kendi başına ele alındığında şikayet konusu işe son verme işlem, Dr. Le Compteun kişiliğini aşağılama amacı değil, isnad edilen suiistimale karşı uygulanmış bir yaptırım olma amacını taşımaktadır. Bu işlemin sonuçları da dikkate alındığında, kişiliğini Sözleşmenin 3. maddesiyle bağdaşmayacak bir tarzda olumsuz yönde etkilemiş de değildir.
Buna göre Sözleşmenin 3. maddesine aykırılık yoktur.
II. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
23. Doktor Albert ve doktor Le Compte, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlallerinden mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde, ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir."
24. Karar verilecek ilk konu, bu hükmün uygulanabilir olup olmadığı konusudur; Komisyon ve başvurucular uygulanabilir olduğunu belirtmişler, ancak Hükümet buna itiraz etmiştir.
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
25. Sözleşmenin 6(1). fıkrası sadece "kişisel haklar ve yükümlülükler ile bir suç isnadı" hakkında karar verilmesinde uygulanır. Mahkemenin bir çok defa belirttiği gibi, bu kategorilerden birinin içinde yer almayan ve böylece Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kapsamı dışında kalan bir çok durum vardır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 41 ve burada gönderme yapılan önceki kararlar).
Disiplin yargılaması kural olarak, "kişisel haklar ve yükümlülükler" üzerinde bir uyuşmazlığa yol açmaz; ancak bazı koşullarda durum tersine olabilir (bk. aynı karar, parag. 42). Yine disiplin yargılaması "cezai" olarak nitelendirilebilecek bir yargılama da değildir; ancak belirli bazı olaylarda bu kurala da uymayabilir (bk. 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 80-85).
26. Le Compte, Van Leuven ve De Meyere davasında olduğu gibi Sözleşmenin 6(1). fıkrasının, birer disiplin organı olan İl Kurulu ve İtiraz Kurulu ile, daha sonra Temyiz Mahkemesi önünde cereyan eden muhakemenin tamamına veya bir kısmına uygulanıp uygulanmayacağına karar vermek gereklidir.
1. "Kişisel haklar ve yükümlülükler" üzerinde bir "uyuşmazlığın" varlığı
27. Dr. Le Compte ve alternatif sunuşunda Dr. Albert, kendilerine karşı açılan disiplin yargılamasının, "kişisel hakları ve yükümlülükleri" üzerinde bir "uyuşmazlık" doğurduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bu surette ortaya atılan sorun büyük ölçüde, Mahkemenin Genel Kurul olarak verdiği 23 Haziran 1981 tarihli kararındaki sorun ile aynıdır. Mahkeme, özellikle Dr. Le Compteun, Hükümetin ve Komisyonun dayandırdıkları Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararından ayrılmak için bir sebep görmemektedir.
O davada olduğu gibi bu davadaki deliller de gerçek bir "uyuşmazlığın" varlığını ortaya koymaktadır. Tabipler Odası başvurucuların kendilerine yaptırım uygulanmasını gerektiren mesleki suiistimallerde bulunduklarını iddia etmiş, onlarda bu iddiaları reddetmişlerdir. İl Kurulu kendilerini suçlu bulduktan ve meslekten men edilmelerine karar verdikten sonra, - ki bu kararlar Dr. Albertin maddi ve hukuki noktalarda savunması dinlendikten sonra, Dr. Le Compteun ise yokluğunda verilmiştir -, başvurucular İtiraz Kuruluna başvurmuşlardır. İtirazların lehlerine sonuç vermemesi üzerine, başvurucular Temyiz Mahkemesine başvurmuşlardır (bk. yukarıda parag. 11 ve 15).
28. Buna ek olarak, "uyuşmazlığın" (dispute) "kişisel haklar ve yükümlülükler" ile ilgili olduğu, bir başka deyişle "yargılamanın sonucunun" böyle bir hak bakımından "belirleyici" (decisive) olduğu gösterilmelidir (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94).
(a) Mahkeme, "uyuşmazlık" ile bir hak arasında doğrudan ilişki noktasında ince bir bağlantının veya uzak sonuçların Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yeterli olmadığını hatırlatır. Bir hak, "uyuşmazlığın" konusu veya konularından biri olmalıdır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 47).
Hükümete göre "disiplin yargılamasının tek amacı", "hakkında soruşturma yapılan kişinin mesleki kurullara ayrı davranıp davranmadığı"nı veya "mesleğin onur ve itibarını zedeleyip zedelemediği"ni "araştırmak" ve "böyle ise, kendisine disiplin cezası vermek"tir.
Mahkeme bu görüşe katılamamaktadır. Tabipler Odası İl Kurulu tarafından Dr. Albert hakkında 4 Haziran 1974te ve Dr. Le Compte hakkında 27 Mart 1974te verilen meslekten men cezaları, kendilerini geçici bir süre doktorluk yapma haklarından yoksun bırakmıştır. Başvurucuların bu kararlara karşı itirazları temel olarak, bu tedbirlerin iptalini sağlamayı amaçlamıştır. Bu nedenle mesleği icra hakkı, İtiraz Kurulunun önündeki doğrudan bir sorun olmuş, dahası Dr. Le Compte olayında olduğu gibi bu Kurul yaptırımı ağırlaştırabilmiştir. Temyiz Mahkemesine, yargı yetkisinin sınırları içinde, başvurucuların kendilerini etkileyen şikayetlerini incelemek kalmıştır.
(b) Bunun bir kişisel hak olup olmadığı şeklindeki ikinci nokta hakkında Mahkeme, König davasında ve Le Compte, Van Leuven ve De Meyere davasında olduğu gibi, söz konusu olan hakkın tıp mesleğini icraya devam etme hakkı olduğunu not etmektedir. Mahkeme 28 Haziran 1978 ve 23 Haziran 1981 tarihli kararlarında, o davaların özel şartları içinde, bunun özel bir hak olduğunu ve dolayısıyla Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel bir hakkın bulunduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır (bk. yukarıda geçen König kararı, parag. 95 ve Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 48).
Söz konusu disiplin yaptırımları, başvurucuların usulüne göre kazandıkları ve mesleki yaşamlarındaki hedefleri gerçekleştirmelerine imkan veren yukarıdaki sözü edilen haktan Dr. Albertin geçici olarak, Dr. Le Compteu sürekli olarak mahrum bırakma sonucunu doğurmuştur.
Kendisinin incelemesine sunulan olayların ardına geçmek ve tıp mesleğini icra etmenin Sözleşmenin 6(1). fıkrası bağlamında kişisel bir hak olup olmadığına karar vermek, Mahkemeye düşen bir görev değildir (bk. özellikle ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 39). Başvurucular gibi ferden çalışan doktorların, müşterileri veya hastalarıyla şahsi ilişkileri vasıtasıyla mesleği icra etmeyi sürdürme haklarını kullandıklarını not etmek yeterlidir; Belçikada bu tür ilişkiler genellikle sözleşme niteliğine sahip olup, her halükarda bireyler arasında şahsi temele dayalı olarak doğrudan kurulmaktadır. Buna göre başvurucuların durumunda olduğu gibi mesleği icra etmeyi sürdürme hakkı, kamu yararına yapılan bir meslek olarak tıp mesleğinin özgün bir niteliğe sahip olmasına ve mensuplarına özel bazı ödevler yüklemesine rağmen, şahsi (private) ve dolayısıyla Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel (sivil, medeni) bir hak oluşturmaktadır.
29. Başvurucular hakkında kararların verildiği "uyuşmazlığın" konusu bir "kişisel hak"la ilgili olduğundan, başvurucular davalarının Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki şartları taşıyan bir "yargı yerinde" (tribunal) görülmesini isteme hakkına sahiptirler (bk. yukarıda geçen Golder kararı, parag. 36). Avrupa Konseyine üye Devletlerin bir çoğunda, disiplin suçlarını yargılama görevi, meslek kuruluşlarının yargısal yetkili organlarına (jurisdictional organs) bırakılmıştır. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğu hallerde bile bu tür yetkilerin tanınması, kendiliğinden Sözleşmeyi ihlal etmez (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. ..). Ne var ki böylesi durumlarda, Sözleşme şu iki sistemden en az birinin uygulanmasını gerektirir: ya yargısal yetkili organların kendileri Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine uyum sağlarlar; ya da bu şekilde uyum sağlayamıyorlarsa, daha sonra tam yetkili ve 6(1). fıkrasının güvencelerini sağlayan bir yargısal bir organın denetimine tabi olurlar.
Başvurucularla ilgili olaylar Tabipler Odası İl Kurulu, İtiraz Kurulu ve Temyiz Mahkemesi olmak üzere üç organ tarafından ele alınmıştır. Le Compte, Van Leuven ve De Meyere davasında olduğu gibi Mahkeme, bu görüşü Tabipler Odası İl Kurulu bakımından sürdürmenin kaçınılmaz olduğunu kabul etmemektedir. Öte yandan Mahkeme Dr. Albert ve Dr. Le Compteun, İtiraz Kurulu, o olmazsa Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada, hem maddi ve hem de hukuki sorunlar konusunda "mahkeme hakkı"ndan (bk. yukarıda geçen Golder kararı, parag. 36) ve uyuşmazlık hakkında bir yargı yeri tarafından yargılanma hakkından (bk. yukarıda geçen König kararı, parag. 98) yararlandıklarına kanaat getirmiştir.
2. "Suç isnadı"nın varlığı
30. Dr. Le Compteun değil ama Dr. Albertin temel iddiası, Tabipler Odası organlarının bir "suç isnadı" hakkında karar vermek zorunda kaldıklarıdır. Hükümet bu görüşe karşı çıkmıştır. Hükümet, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olduğu kabul edilse bile, tek ve aynı olayda, bu fıkranın hem "kişisel haklar ve yükümlülükler" ve hem de "suç isnadı" başlıkları altında kullanılamayacağını savunmuştur.
Komisyon başvuruların kabuledilebilirliği konusunda karar verirken, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının cezai yönü hakkında beyanda bulunmamıştır. Komisyon daha sonra, fiillerden bazıları ceza soruşturmaya yol açabilecek olan başvurucuların suçlandıkları suiistimallerin niteliğini ve verilen cezaların ağırlığını incelemiştir. Ancak Komisyon raporunda, ne Dr. Albertin ne de Dr. Le Compteun bir "suç isnadı" ile karşılaşmadıkları sonucuna varmıştır.
Mahkeme ise Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kişisel ve cezai yönlerinin zorunlu olarak birbirlerini sınırladıklarına inanmamaktadır (bk. yukarıda geçen Engel ve Diğerleri kararı, parag. 87; König kararı parag. 96; ve Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 52-53). Bununla birlikte Mahkeme, olayın özel şartları içinde, ortada bir "suç isnadı" bulunup bulunmadığı konusunda karar vermeyi gerekli görmemektedir. Aslında her iki başvurucu tarafından iddia edilen ihlale, Sözleşmenin 6(1). fıkrası, kişisel alanda olduğu gibi cezai alanda da uygulanmaktadır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 53). Dr. Albert ayrıca, Sözleşmenin 6(2). fıkrasının ve 3. fıkrasının (a), (b) ve (d) bendlerinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür; ancak Mahkemeye göre bu hükümlerde yer alan ilkeler, mevcut amaç bakımından, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında zaten yer almaktadır. Bu nedenle Mahkeme, bu ilkeleri Sözleşmenin 6(1). fıkrası bağlamında dikkate alacaktır (bk. aşağıda parag. 38-42).
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
31. Mahkeme, Le Compte, Van Leuvenve De Meyere davasında İtiraz Kurulunun ve Temyiz Mahkemesinin gerçekten "hukuken kurulmuş", "bağımsız" ve "tarafsız" birer "yargı yeri" olup olmadıklarını ve başvurucuların "aleni olarak" yargılayıp yargılamadıklarını incelemiştir. Mahkeme mevcut davada üç nokta üzerinde (yargı yeri, hukuken kurulmuş olma, bağımsızlık) yeniden inceleme yapmayı gerekli görmemektedir; Komisyon gibi Mahkeme de bu noktalarda ihlal oluşmadığı sonucuna varmıştır.
Bu nedenle geriyi, tarafsızlık ve alenilik güvenceleri kalmıştır.
1. Tarafsızlık
32. Temyiz Mahkemesinin tarafsızlığı ile ilgili olarak ele alınacak bir sorun bulunmamaktadır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 58).
İtiraz Kurulu konusunda ise, Komisyon bu Kurulun tıp üyelerinin, davanın taraflarından birinin menfaatine çok yakın menfaatlere sahip oldukları gerekçesiyle başvurucuların aleyhine olduklarının kabul edilmesi gerektiği görüşünü artık sürdürmemiştir. Komisyon daha sonra, Dr. Albert değil ama Dr. Le Compteun İtiraz Kurulunun tıp üyelerinin bir bütün olarak reddedilmesi için çaba gösterdiğini, ancak bunlardan biri veya diğeri aleyhinde belirli bir şikayette bulunmadığını kaydetmiştir (bk. yukarıda parag. 14). Komisyon, bu tür bir eğitimin tarafsızlığı konusundaki çekincesine rağmen, bunun Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık oluşturmadığı görüşünü ifade etmiştir.
Mahkeme bu sonuca katılmaktadır. Kural olarak, aksi kanıtlanmadıkça bir "yargı yeri"nin üyelerinin tarafsızlığı kabul edilmelidir (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, aynı yer); Dr. Le Compte, gerçekten de üyeleri red hakkını kullanmıştır, ancak bunu öylesine muğlak bir tarzda yapmıştır ki, reddin bir temeli bulunduğu kabul edilemez (bk. yukarıda parag. 14). Tarafsızlık, objektiflik ve organizasyon açısından değerlendirildiğinde ise (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 01.10.1982 tarihli Piersack kararı, parag. 30), Mahkemeye sunulan belgeler arasında bunu bir sorun haline getirmeye yol açan her hangi bir şey yoktur. Özellikle İtiraz Kurulunda yer alan hekimlerin Tabipler Odaları İl Kurulları tarafından seçilmelerine rağmen, atanma tarzları, bu kişilerin tarafgir olduklarını düşünmek için hiçbir sebep oluşturmamaktadır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 26). Bu kişiler Tabipler Odasının temsilcileri olarak değil, Kraliyetin atadığı hukuk üyeleri gibi, şahsi sıfatlarıyla hareket ederler.
2. Alenilik
33. Belçika hukukuna göre mesleki kurullar ve Temyiz Mahkemesi, alenilik konusunda değişik kurallara tabidirler.
(a) İtiraz Kurulunda
34. 6 Şubat 1970 tarihli Kraliyet Kararnamesine göre İtiraz Kurulundaki hem yargılamanın ve hem de kararın aleni olmaması öngörülmüştür. Böylesi bir yasak, muhakemenin sonraki bir aşamasında giderilmedikçe, ilgili kişiyi Sözleşmenin 6(1). fıkrasının birinci cümlesindeki haklardan yoksun bırakabilir. Bir davalı hekim, ikinci cümledeki istisnalara tabi olarak, aleyhine açılmış bir disiplin yargılamasında kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlık ortaya çıkması halinde, birinci cümledeki aleniyet hakkına sahiptir (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 59).
Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki istisnalar, Dr. Le Compte bakımından yerine gelmemiştir. Mahkeme Le Compte, Van Leuven ve De Meyere davasında olduğu gibi (bk. aynı yer), Dr. Le Compte aleyhinde ileri sürülen suiistimallerin ve kendisinin Oda hakkındaki şikayetlerinin niteliğinin, hastalarının tıbbi tedavisiyle ilgili olmadığını kaydeder. Olayda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ikinci cümlesindeki sebeplerden biriyle kapalı oturum yapmayı haklı gösterecek bir şey yoktur.
Dr. Albert bakımından durum farklıdır; çünkü kendisine isnad edilen fiiller (bk. yukarıda parag. 9) doğrudan tıp mesleğinin icrasıyla ilgili olup, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki istisnalardan birine giren sorunlar doğurabilirdi. Ancak Mahkemeye sunulan belgeler, aleniliğin bulunmamasını gerektirecek türden şartların varlığını göstermek için yeterli değildir.
35. Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki aleni yargılamayı gerektiren kural, belirli bazı koşullarda ilgili kişinin rızasını kabul etmeyi gerektirebilir. Tabi ki Sözleşmenin güvence altına aldığı bazı hakların niteliği, bu hakların kullanılmasından feragat edilmesine izin vermez (bk. 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 65), fakat aynı şey, diğer bazı haklar için geçerli değildir. Bu nedenle, ne hakkın niteliği ve ne de Sözleşmenin 6(1). fıkrası, bir hekimin kendi isteğiyle ve tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla, davasının aleni bir surette görülmesi hakkından feragat etmesini engellemez; bu tür bir disiplin yargılamasını kapalı olarak yürütmek, iç hukukun buna izin vermesi ve ilgili kişinin iradesinin bu yönde olması halinde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı düşmez (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 59).
Ne var ki, böyle bir anlaşmanın bulunması bir yana, Dr. Le Compte aleni yargılama yapılmasını istemiştir (bk. yukarıda parag. 14). Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ikinci cümlesindeki koşullardan hiçbiri bulunmadığı için, bu fıkra bu başvurucuyu böyle bir yargılamadan yoksun bırakmayı haklı kılmamaktadır (bk. yukarıda parag. 34). Dr. Albert, benzer bir talepte bulunmamıştır; ancak Mahkemenin önündeki deliller, kendisinin Sözleşmeye göre sahip olduğu alenilikten feragat etmeye niyetli olduğunu ortaya koymamaktadır.
(b) Temyiz Mahkemesinde
36. Temyiz muhakemesinin alenilik niteliği, disiplin yargılaması aşamasında varlığı tespit edilen kusurları gidermeye yetmemektedir. Temyiz Mahkemesi olayın maddi tarafını incelemeye almamaktadır; bu demektir ki, "kişisel haklar ve yükümlülüklerle" ilgili "uyuşmazlığın", olayların denetimi ve kusurla yaptırım arasındaki orantılılık gibi bir çok yönü, yargı yetkisi dışında kalmaktadır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 33).
37. Özetle, Dr. Albert ile Dr. Le Compteun davaları, sorunun her yönü hakkında karar vermeye yetkili bir yargı yeri tarafından aleni olarak görülmemiş ve karar aleni olarak verilmemiştir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulunmaktadır.
III. Sözleşmenin 6(2). fıkrası ile 6(3) (a), (b) ve (d) bendlerinin ihlali iddiası
38. İki başvurucudan biri olan Dr. Albert, Sözleşmenin 6(2) ile 6(3) (a), (b), (d) maddelerindeki güvencelerden yararlanamadığını iddia etmiştir. Bu hükümler şöyledir:
"2. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır.
3. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse asgari şu haklara sahiptir:
a) kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında anlayabileceği dilde ve ayrıntılı olarak derhal bilgilendirilme;
b) savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma;
c) kendisini bizzat veya seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma; avukata ödeme yapabilmek için yeterli imkanı yoksa ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz hukuki yardım alma;
d) aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama;
..."
Başvurucuların bir "suç isnadı"yla karşılaşmadıkları sonucuna varan Komisyon (bk. yukarıda parag. 19), bu talepler hakkında görüş bildirmemiş, Hükümet ise karşı koymuştur.
39. Mahkeme ise, başvurucuların Sözleşmenin 6(2) ve 6(3). fıkraları bakımından yaptıkları şikayetleri, 6(1). fıkrasının cezai başlığı altında uygulanabilirliği konusunda karar vermeyi gerekli görmemiş, fakat 6(1). fıkrasındaki "adil yargılama" kavramının yorumu bağlamında incelemeye karara vermiştir (bk. yukarıda parag. 30). Mahkemeye göre Dr. Albertin ileri sürdüğü Sözleşmenin 6(2). fıkrası ile 6(3)(a), (b) ve (d) bendlerinde yer alan ilkeler, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki sınırlara tabi olarak, tıpkı hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin olayında olduğu gibi, disiplin yargılamasında da uygulanır.
40. Dr. Albert masumiyet karinesinin gözetilmesi konusunda, Brabant Tabipler Odası İl Kurulu hakkında üç eleştiride bulunmaktadır: kendisi hakkındaki önceki sabıka kayıtlarından etkilenmesi, kararını yetersiz delillere dayandırması ve bunları çürütebilecek delilleri dinlememesi.
Bu iddialardan hiç biri incelenmeyi hak etmemektedir. İl Kurulu, 4 Temmuz 1974 tarihli kararında gösterdiği gibi, gerçekten de başvurucunun sabıka kayıtlarını, verilecek cezayı tespit etmek için dikkate almıştır; ancak Sözleşmenin 6(2). fıkrasındaki ilke bunu engellememektedir (bk. yukarıda geçen Engel ve Diğerleri kararı, parag. 90). İl Kurulu kararını. Dr. Albertin kendi ifadesi dahil, birbiriyle tutarlı bir çok unsura dayandırmıştır. Son olarak, Dr. Albert hiçbir aşamada iddiayı çürütücü delil sunmamıştır.
41. Başvurucu Sözleşmenin 6(3). fıkrasına göre hakkındaki suçlamalardan ayrıntılı bir biçimde haberdar edilmediğini, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman bulamadığını ve lehine olan tanıkları gelmesini ve sorgulanması sağlama hakkından yararlanmadığını iddia etmiştir. Bu iddialar temelsizdir. İl Kurulu Başkanı tarafından başvurucuya yazılan ve kendisini Odada ifade vermeye davet eden yazı, Oda tarafından aleyhine yapılan şikayetlerin sebebini ve niteliğini göstermektedir (bk. yukarıda parag. 9). Buna ek olarak, başvurucunun savunmasını hazırlamak için 15 günden fazla zamanı bulunmaktaydı. 6 Şubat 1970 tarihli Kraliyet Kararnamesinin 25. maddesinde yer alan böylesi bir süre, özellikle olayın karmaşık olmadığı dikkate alındığında, makul görünmektedir. Son olarak deliller arasında Dr. Albertin kendi lehine tanık dinletmeye ve sorgulanmasını sağlamaya yönelik çaba gösterdiğine ve bunun da reddedildiğine dair bir şey bulunmamaktadır.
42. Buna göre Mahkeme, bu konuda Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğini kabul etmektedir.
IV. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
43. Başvuruculardan Dr. Le Compte, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur. Bu madde şöyledir:
"1. Herkes barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile, kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiç bir sınırlama konulamaz. Bu madde, bu hakların silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi mensupları tarafından kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar konulmasını engellemez."
Dr. Le Comptea göre Tabipler Odasına üye olma yükümlülüğü (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 21), örgütlenme özgürlüğünü - ki bu örgüte girmeme özgürlüğünü de ima etmektedir -- daraltmış ve Sözleşmenin 11(2). fıkrasında yer alan sınırlamaların ötesine geçmiştir; dahası, Tabipler Odasının bizatihi varlığı, örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran bir etkiye sahip olmuştur.
Komisyon, Le Compte, Van Leuven ve De Meyerenin başvurularıyla ilgili olarak 14 Aralık 1979 tarihli görüşünü dikkate alarak, bu olayda Sözleşmenin 11. maddesine uygunlukla ilgili yeni bir argüman dinlemenin yararsız olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle taraflar, Komisyon ve Mahkeme önünde daha önce ileri sürdükleri görüşlere atıfta bulunmuşlardır. Mahkeme önündeki 28 Eylül 1982 tarihli duruşmada yer alanlar ve özellikle Dr. Le Compteun avukatı, bu soruna dönmemiştir.
44. Mahkeme, 23 Haziran 1981 tarihli kararından (bk. aynı yerde, parag. 64-66) ayrılmak için bir sebep görmemektedir. Şunu hatırlatmak yeterlidir: Tabipler Odası Sözleşmenin 11. maddesi anlamında bir örgüt olarak görülemez; Tabipler Odasının varlığı ve hekimlerin Odaya kayıt olma yükümlülüğü bulunması ve Oda organlarına tabi olunması, Sözleşmenin 11. maddesinde korunan hakkın kısıtlanması ve hatta bastırılması amacını taşımadığı açıktır; ve bu nedenle Sözleşmenin 11(2). fıkrası bakımından olayı incelemek veya Sözleşmenin örgüte girmeme özgürlüğünü tanıyıp tanımadığı konusunda karar vermek için bir sebep yoktur.
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
45. Dr. Le Compteun avukatı duruşmada Mahkemeden, Sözleşmenin ihlalini tespit etmesi halinde müvekillerine Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık verilmesini talep etmiştir. Ancak avukat, sorunun karara hazır olmadığı görüşünde olduğunu belirtmiştir.
Komisyon temsilcileri, Dr. Albert ile avukat tarafından bir ayrıntı verilmediği için bu sorun hakkında kararın ertelenmesini talep etmiştir.
Hükümet bu konuda görüş belirtmemiştir.
46. Buna göre, Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine göre talep edildiği halde, bu sorun karar için hazır olmadığından saklı tutulmalıdır; bu koşullarda Mahkeme, İçtüzüğün 50(4). fıkrasına göre sorunun Daireye geri gönderilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
bu gerekçelerle mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Dr. Le Compte bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Dörde karşı on altı oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının her iki başvurucunun davasının görülmesine uygulanabilir olduğuna;
3. Dörde karşı on altı oyla, başvurucuların davalarının İtiraz Kurulu tarafından aleni olarak görülmediği ve Kurul verdiği kararı alenen tefhim etmediği için Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Oybirliğiyle, başvurucuların Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili diğer şikayetleri bakımından ve 11. maddesi bakımından ihlal bulunmadığına;
5. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına; buna göre,
(a) bu sorunun saklı tutulmasına;
(b) sorunu Daireye geri göndermeye
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy