(AİHS m. 3, 50, 1 Nolu Protokol)
Başvuru no: 7511/76
DAVANIN ESASI (Özet)
Bayan Campbell ve bayan Cosans, İskoçyada yaşamaktadırlar. Komisyona başvuru yaptıkları tarihlerde, her ikisinin de zorunlu eğitim çağında birer çocukları bulunmaktadır. Başvurucular İskoçyada Devlet okullarında disiplin tedbiri olarak bedensel cezanın uygulanmasıyla ilgili olarak şikayette bulunmuşlardır. Mali ve pratik sorunlar nedeniyle, başvurucuların çocuklarını Devlet okullarından başka bir okula gönderme seçenekleri bulunmamaktadır.(8)
I. Dava Konusu Olaylar
Birinci başvurucu Komisyona başvuruda bulunduğu 30 Mart 1976 tarihinde, 7 yaşındaki oğlunu Katolik İlkokula kaydettirmiştir. Bu okulda disiplin amacıyla bedensel ceza uygulanmaktadır. 8 yaşın altındaki çocuklara bu cezanın uygulanıp uygulanmadığı tartışmalıdır. Başvurucu çocuğuna bedensel ceza verilmeyeceği konusunda okuldan güvence istemiş, okul böyle bir güvence vermeyi reddetmiştir. 1979 yılına kadar, öğrenim gördüğü bu okulda çocuğa bedensel ceza uygulanmamıştır.(9)
İkinci başvurucunun oğlu ortaokul öğrencisidir. Evinin yolunu kısaltmak amacıyla yol üzerindeki mezarlıktan geçtiği gerekçesiyle, kendisine bedensel ceza uygulanması için ertesi günü müdür yardımcısının odasına gelmesi gerektiği 23 Eylül 1976da söylenmiştir. Babasının tavsiyesi üzerine müdür yardımcısının odasına gitmiş, ancak bedensel ceza uygulamasına razı olmamıştır. Bu nedenle aynı gün, cezasının uygulanmasına razı oluncaya kadar okuldan uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.(10)
Bu aileye 1 Ekim 1976da çocuğun okuldan uzaklaştırıldığı resmen bildirilmiştir. 18 Ekimde okul idaresiyle yaptıkları görüşmede bedensel cezaya karşı olduklarını söylemişlerdir. 14 Ocak 1977de okul idaresi aileye mektup yazarak, çocuğun uzun süre okuldan uzaklaşmış olmasının yeterli bir ceza oluşturduğu gerekçesiyle, okuldan uzaklaştırma cezasını kaldıracağını bildirmiştir. Yine aynı mektupta, çocuklarının "kurallara, yönetmeliklere ve disiplin şartlarına uyacağının" kendileri tarafından kabul edilmesinin şart olduğu bildirilmiştir. Anne ve baba bunu, çocuklarının bedensel ceza ile karşılaşmayacağı şeklinde anladıklarını belirtmişlerdir. Müdür bunun yukarıdaki şartı reddetmek olduğunu ve uzaklaştırma cezasını kaldırmadığını, eğer çocuklarını okula göndermeyecek olurlarsa kovuşturulabileceklerini belirtmiştir. Başvurucunun çocuğu bir daha okula dönmemiş ve on altı yaşına girince de zorunlu okul çağından çıkmıştır.(11)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
Bedensel ceza, İskoç hukuk sisteminde common law tarafından düzenlenmekte ve müessir fiiller kapsamında yer almaktadır. Genel kural olarak müessir fiil, zararların karşılanması için hukuk davasına ve suç olarak cezai kovuşturmaya konu olur. Ancak common law tarafından, Devlet okullarında ve diğer okullarda öğretmenlere, öğretmenlik statüleri gereğince, bir disiplin tedbiri olarak bedensel ceza uygulama yetkisi tanınmıştır. Bir öğretmen tarafından aşırı, keyfi veya zalimane bir biçimde veya gereksiz bir saikle bedensel ceza uygulanması, müessir fiil oluşturur. Öğretmenin döverek cezalandırma yetkisi, anne-baba gibi, gözetimi altındaki çocuklarla ilişkisinden kaynaklanmakta olup, Devlet tarafından verilmiş bir yetki değildir. Böylece bedensel cezanın uygulanması yukarıdaki sınırlara tabi olup, öğretmenlerin okulla yaptıkları sözleşme şartları arasında yer alıp almaması öğretmenin takdirine bırakılmıştır.(12)
Söz konusu iki okulda bedensel ceza, öğrencinin avuç işine kayışla vurulma şeklinde uygulanmaktadır. Sınıftaki kötü bir davranıştan ötürü ceza sınıfta ve öğrencilerin önünde uygulanır; başka yerlerdeki veya daha ağır kötü davranışlardan dolayı bedensel ceza, okul müdürü veya yardımcı tarafından odasında uygulanır. Okullarında bedensel ceza uygulanmasından dolayı başvurucuların çocukların psikolojik olarak olumsuz yönde etkilendikleri saptanamamıştır.(13)
Eğitimde disiplin tedbiri niteliğindeki bedensel cezanın tedrici bir biçimde kaldırılması eğilimine uygun olarak Eğitim Bakanlığı, Eğitim müdürleri ve öğretmenlerin katıldığı eğitim şurası 1968 yılında, "Okullarda Bedensel Cezanın Tasfiyesi: Prensipler ve Davranış Kuralları" adıyla bir kitapçık hazırlamıştır. Bu kitapçığa göre:(16)
"Bedensel ceza tasfiye edilinceye kadar, uygulanması aşağıdaki kurallara tabidir:
i) Bedensel ceza, ödevleri yapmama veya başarısızlık gibi nedenlerle uygulanmamalıdır; başarısızlık disiplin sorunundan çok eğitsel veya sosyal bir sorun olabilir; cezalandırma yerine çözüm bulmayı gerektirebilir.
ii) bedensel ceza küçük sınıflardaki çocuklara uygulanmamalıdır. Küçük sınıflardan kaldırılmasından sonra ilkokulun diğer sınıflarında da kaldırılmalıdır.
iii) Ortaokullarda öğrenciye sadece istisnai durumlarda ve karşı cinsten bir öğretmen tarafından vurulmalıdır.
iv) Ailenin değil de çocuğun kendi kusuruyla okula gelmediği veya geç geldiği okul müdürü tarafından anlaşılmadıkça, bedensel ceza uygulanmama lıdır.
v) Bedensel cezanın uygulanması dışında, kayış gösterilmemelidir.
vi) Bedensel ceza sadece son çare olarak, okuldaki ve sınıftaki düzenin şartları sağlamak için kusurlu öğrenciye uygulanmalıdır.
vii) Daha önceki kötü davranışın tekrarlanması halinde bu cezanın uygulanacağı konusunda açık bir uyarı yapılmalıdır.
viii) Bedensel ceza çocuğun avucuna kayışla vurulması suretiyle uygulanır; başka şekilde uygulanmaz.
Bu kitapçık 1968de bütün okullara gönderilmiş, 1972de yeniden yayınlanmıştır. Bağlayıcı bir yönü yoktur. Ancak mahkemeler hukuk ve ceza davalarında, bedensel cezanın hukuka aykırı bir şekilde uygulandığı iddiaları karşısında bu Kuralları dikkate alabilirler; buna aykırı davranma, disiplin soruşturmasını gerektirebilir.(17)
1974te okullardaki disiplinsizliği ve devamsızlığı incelemek üzere kurulan bağımsız bir komitenin 1977 tarihli raporunda, bedensel cezanın 1968de öngörüldüğü şekilde giderek ortadan kalkmakta olduğu belirtilmiştir. Rapora göre bedensel ceza tedricen kaldırılmakta olmasına rağmen, öğretmenler tarafından uygulanmasına bir çok aile taraftardır. Hatta bazı cezalara nazaran bedensel cezanın uygulanmasını isteyen öğrenciler bile vardır.(18)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Birinci başvurucu 30 Mart 1976da, ikinci başvurucu 1 Ekim 1976da Komisyona başvurmuştur. Her iki başvurucu, okullarda disiplin tedbiri olarak bedensel ceza uygulanmasının Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olduğunu, ayrıca Birinci Protokolün 2. maddesinde güvence altına alınan, anne-babaların felsefi inançlarına göre çocuklarının eğitim görmesini isteme hakkını ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. İkinci başvurucu ayrıca, çocuğunun okuldan uzaklaştırılmasının birinci cümledeki eğitim hakkını da ihlal ettiğini iddia etmiştir. Her iki başvuru Komisyon tarafından 15 Aralık 1977de kabuledilebilir bulunmuştur. Komisyon 16 Mayıs 1980 tarihli raporunda, Birinci Protokolün 2. maddesinin ikinci cümlesinin ihlal edildiği, ikinci başvurucu bakımından birinci cümlenin ihlali iddiasını incelemenin gerekli olmadığı, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(20-21)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucular, okulda bir disiplin tedbiri olarak bedensel ceza uygulanması nedeniyle çocuklarının 3. maddenin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını iddia etmişlerdir. Komisyon ihlal bulmamış; Hükümet ise Komisyonun görüşüne katılmıştır.(24)
Başvurucuların çocuklarının avuçlarına kayışla vurulmamıştır. Dolaysıyla Mahkeme, bedensel cezanın fiilen uygulanmasını 3. maddeye göre incelemek durumunda değildir.(25)
Ancak Mahkeme, 3. maddeyle yasaklanmış bir fiil tehdidinin dahi, yeterince gerçek ve yakın olmak koşuluyla, bu maddeye aykırı düşebileceği görüşündedir. Bu nedenle, bir kimseyi işkence ile tehdit etmek, bazı koşullarda en azından "insanlıkdışı muamele" oluşturabilir.(26)
Mahkemeye göre bedensel ceza sistemi, kendilerine uygulanabilecek olanlarda belirli bir ölçüde endişe uyandırsa da, başvurucuların çocuklarının karşılaştıkları durum, Sözleşmenin 3. maddesi anlamında "işkence" veya "insanlıkdışı muamele" değildir; Mahkemenin İrlanda -- Birleşik Krallık kararında (bk. parag. 167 ve 174) yorumladığı ve uyguladığı bu kavramlarda içkin gördüğü şiddetten başvurucuların şikayetçi olduklarına dair hiçbir delil yoktur.(27)
Mahkemenin Tyrer davasındaki kararı, "aşağılayıcı ceza" kavramıyla ilgili bazı kriterlere işaret etmektedir (bk. Tyrer kararı, parag. 30). Bu olayda ise, fiilen bir "ceza" uygulanmamıştır. Bununla birlikte, Tyrer kararından çıkan sonuca göre bir "muamele", yapıldığı kişiyi kendisinin veya başkalarının gözünde asgari düzeyde aşağılamış veya küçültmüş olmadıkça, "aşağılayıcı" sayılmaz (bk. parag. 32). Bu düzey, olayın şartlarına göre değerlendirilir (bk. İrlanda kararı, parag. 167, 179-181).(28)
Mahkemeye göre, bedensel cezanın uzun bir zamandır uygulanıyor olması veya genel kabul görmesi, bu tedbiri uygulama tehdidini Sözleşmenin 3. maddesi anlamında "aşağılayıcı" olmaktan çıkarmaz. Bununla birlikte, bu cezanın uygulandığı İskoçyadaki okullardaki öğrencilerin, bu cezaya maruz kalma riski nedeniyle kendilerini başkalarının veya kendilerinin gözünde aşağılanmış veya küçülmüş hissettiklerine dair bir delil yoktur.(29)
Mahkemeye göre, aşırı duyarsız bir kimseye yöneltilen bir tehdit, onun üzerinde önemli bir etki yaratmasa bile, itiraz edilemeyecek şekilde aşağılayıcı olabilir; öte yandan aşırı duyarlı bir kimse, sadece olağan ve günlük anlamları çarpıtılmak suretiyle aşağılayıcı olarak tanımlanabilecek bir tehditten derin bir biçimde etkilenebilir. Her halükarda, başvurucuların çocuklarının bir sağlık raporuyla veya başka bir şekilde, ruhsal durumlarının olumsuz etkilendiği gösterilmemiştir.(30)
İkinci başvurucunu oğlu kayışla dövülme cezasına yakınlaştığında endişe yaşamış olabilir; ancak bu tür duygular Sözleşmenin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele oluşturmak için yeterli değildir. Birinci başvurucunun oğlu ise hiçbir zaman bedensel cezayla tehdit edilmemiştir. Velisinin iddia ettiği gibi, bu tür bir uygulamanın varlığı, grup içindeki gerginliğe ve bir biçimde yabancılaşmaya neden olabilir; ancak bunlar aşağılanma veya küçültülmeden farklı bir kategori içine girer.(30)
Mahkemeye göre, sonuç olarak 3. madde ihlal edilmemiştir.(31)
II. Birinci Protokolün 2. maddesinin birinci cümlesinin ihlali iddiası
Başvurucular, çocuklarının gittikleri okullarda disiplin tedbiri olarak bedensel cezanın varlığı nedeniyle, bu maddenin ikinci cümlesindeki kendi haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Hükümet buna çeşitli noktalardan itiraz etmiş, Komisyon ise bir ihlal bulunduğunu kabul etmiştir.(32)
Hükümete göre ilk olarak, disiplin gibi bir okulun iç idaresiyle ilgili bir iş, 2. maddedeki anlamıyla "eğitim" ve "öğretim" fonksiyonu değildir; eğitim, imkanların sağlanmasını, öğretim ise bilginin aktarılmasını ifade etmektedir. Mahkemeye göre ise çocukların eğitimi, bir toplumda yetişkinlerin kendi inançlarını, kültürlerini ve öteki değerlerini gençlere nakletme çabalarını kapsayan bütün bir süreci, öğretim ise özellikle bilginin ve entelektüel gelişmenin nakledilmesini kapsar. Bedensel cezanın uygulanması bir anlamda, bir okulun iç idaresinin bir parçasıdır, ama aynı zamanda, öğrencilerin zihinsel yeteneklerini geliştirme ve karakterlerini düzeltme gibi, bir okulun üzerinde kurulduğu amaçlarını gerçekleştirmenin de bütünleyici bir parçasıdır. Mahkemenin daha önce belirttiği gibi (bk. Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 50), Birinci Protokolün 2. maddesinin ikinci cümlesi, Sözleşmeci Devletlerin eğitim ve öğretim alanında üstlendikleri "bütün ve her" iş bakımından bağlayıcıdır.(33)
İkinci olarak Hükümet, İskoçyada merkezi ve yerel yönetimlerin eğitim alanında üstlendikleri "görevlerin" disiplin konusunu kapsamadığını savunmuştur. Mahkemeye göre ise Devlet, İskoçyadaki eğitim konusunda genel politikanın oluşturulmasında sorumluluk üstlenmiş olup, başvurucuların çocuklarının gittikleri okullar da Devlet okullarıdır. Disiplin, her eğitim sisteminin bütünleyici ve hatta onsuz olmaz bir parçasıdır; İskoçyada Devletin sorumluluğu, günlük disiplin olmasa bile genel olarak disiplin sorununu da kapsar; merkezi ve yerel eğitim makamlarının Davranış Kurallarının hazırlanmasına katılması ve Hükümetin bedensel cezayı kaldırmayı amaçlayan bir politikayı taahhüt emesi, bunu teyit etmektedir (bk. yukarıda parag. 16 ve 18).(34)
Üçüncü olarak, Hükümete göre felsefi kanaatlere saygı yükümlülüğü, okul idaresinin her yönüyle ilgili olarak değil, ama sadece verilen bilginin içeriği ve veriliş tarzıyla ilgili olarak ortaya çıkar. Hükümetin de işaret ettiği gibi, Mahkeme Kjeldsen... kararında (parag. 53) şöyle demiştir.
"... 2. maddenin ikinci cümlesi, Devletin eğitim ve öğretim alanında üstlendiği görevleri yerine getirirken, müfredata dahil edilen bilgilerin objektif, eleştirel ve çoğulcu bir tarzda nakledilmesine dikkat etmek zorunda olduğunu ima etmektedir. Devletin, anne-babaların dinsel ve felsefi kanaatlerine saygı göstermeyip, fikir aşılama (indoctrination) amacını izlemesi yasaktır. Geçilmemesi zorunlu olan sınır budur."
O dava öğretimin içeriğiyle ilgili olmakla birlikte, ifade tarzının genişliğinin de gösterdiği gibi, 2. maddenin kapsamı daha geniştir; Mahkemenin aynı kararda bu maddenin "Sözleşmeci Devletleri, eğitim ve öğretim alanında üstlendikleri her türlü görev bakımından bağlar; kamu eğitiminin organizasyonu ve finansmanı da bu görev içinde yer alır" demiş olması (bk. Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 50), bunu teyit etmektedir. Bu olayda davalı Devletin üstlendiği görev, disiplin sorununu da içermek zorunda olan İskoçya eğitim sisteminin gözetimidir.(35)
Hükümet, başvurucuların bedensel cezanın kullanılması konusundaki görüşlerinin "felsefi kanaatler" olduğu görüşüne de karşı çıkmıştır. Mahkemeye göre "kanaatler" terimi kendi başına alındığında, Sözleşmenin 10. maddesinde geçen "fikirler" ve "düşünceler" terimleriyle eş anlamlı olmayıp, 9. maddedeki "inançlar" terimine daha yakındır ve inandırıcılığı, ciddiyeti, bütünselliği ve önemi bakımından belirli bir düzeye ulaşmış görüşleri ifade eder. "Felsefi" terimi de, ailelerin bu maddedeki haklarını çok dar biçimde kısıtlayacak veya yeterli ağırlığı olmayan konuları da içerecek şekilde yorumlanmamalıdır. Mahkemeye göre "felsefi kanaatler" terimi, Sözleşmeye bir bütün olarak bakıldığında, "demokratik toplumda" saygıya değer bulunan (bk. Young, James ve Webster kararı, parag. 63) ve insan haysiyetiyle bağdaşmaz bulunmayan kanaatleri ifade eder; ayrıca bunlar, çocuğun eğitim gibi temel bir hakkı ile çelişmemelidir (bk. Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, parag. 53). Başvurucuların görüşleri, kişi bütünlüğü gibi insan yaşamının ve davranışların temel yönleriyle ilgili görüşlerdir.(36)
Dördüncü olarak Hükümet, bedensel cezayı tedricen tasfiye etme politikasını kabul etmekle, başvurucuların kanaatlerine saygı yükümlülüğünü yerine getirdiğini savunmuş, başka çözümlerin bu disiplin yöntemine yandaş olanlar ile muhalif olanlar arasında adil denge kurma gereğiyle ve eğitim hakkıyla ilgili koyduğu çekinceyle bağdaşmayacağını savunmuştur. Mahkeme bu görüşe katılmamıştır. Mahkemeye göre, söz konusu politika başvurucuların görüşleri doğrultusunda bir hareket olmakla birlikte, maddedeki "saygı gösterme" terimi, "kabul etme"den veya "dikkate alma"dan daha fazla bir anlam taşır; negatif taahhüt yanında Devlete yükümlülükler de yükler (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Marckx kararı, parag. 31). Böyle olduğundan, anne babanın kanaatlerine saygı gösterme yükümlülüğü, karşıt görüşler arasında denge kurma iddiasıyla çiğnenemez; Hükümetin bedensel cezayı tedricen kaldırma politikası bu görevle bağdaşmaz.(37)
Mahkemeye göre, Hükümetin çekince olarak atıfta bulunduğu iç hukuk hükümleri 1962 tarihli yasada yer almaktadır. Sözleşmenin 64. maddesine uygun çekince, sadece çekincenin konulduğu tarihte yürürlükte olan iç hukuk hükümleri bakımından konulan çekincedir. Birleşik Krallık Sözleşmeyi 1952de imzalamıştır. Bununla birlikte 1962 tarihli yasada çekinceye konu olan ilgili hükümler, 1946 tarihli yasadaki hükümlerin yeniden yazılması şeklindedir. Bu nedenle söz konusu hükümler, çekincenin konulduğu tarihte yürürlükte olan hükümlerdir. Ne var ki Mahkemeye göre, bedensel cezaya itiraz eden anne babaların çocuklarına uygun ayrı okullar kurulması, 2. maddeye "makul olmayan masraflardan kaçınma" şeklindeki çekincenin amacıyla bağdaşmaz.(37)
Mahkeme, başvurucuların Birinci Protokolün 2. maddesinin ikinci cümlesindeki anne-babanın dinsel ve felsefi inançlarına saygılı eğitim hakkı nın ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(38)
III. Birici Protokolün 2. maddesinin birinci cümlesinin ihlali iddiası
İkinci başvurucu, okuldan uzaklaştırılması nedeniyle çocuğunun eğitim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Komisyon, ikinci cümlede varılan sonuç nedeniyle, bu sorunun ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığını savunmuştur. Hükümet de Komisyon ile aynı fikirde olmakla birlikte, alternatif olarak, eğitim kurumlarına girmenin sınırlandırılabileceğini, ikinci başvurucunun okuldan uzaklaştırılma nedeninin onun anne ve babasının böyle bir şartı kabul etmemeleri olduğunu, bu nedenle ihlal bulunmadığını savunmuştur.(39)
Mahkeme ise, ikinci ve birinci cümlelere ilişkin iddialar arasında esaslı bir fark olduğunu, ikinci cümlenin ihlali iddiasına okuldaki belirli bir uygulamanın neden olduğunu, birinci cümlenin ihlali iddiasına ise okula girme yasağının neden olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre, ikinci durumun sonuçları birincisinden daha geniştir. Bu nedenle, iki ayrı şikayet bulunmakta olup, aralarındaki fark sadece hukuki iddia veya savunma farklılığı değildir (bk. Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 38). Mahkemeye göre, 2. madde, birinci cümlenin egemenliğinde ikinci cümlenin buna bir ek oluşturduğu bir bütün oluşturmaktadır. Son olarak, biri anne-babanın bir hakkıyla, diğeri çocuğun hakkıyla ilgili olduğundan, temelde farklılık gösteren iki ayrı talep vardır. Bu nedenle birinci fıkrayla ilgili olarak ortaya çıkan sorun, ikinci cümlede varılan ihlal sonucunda erimiş değildir.(40)
Mahkemeye göre, 2. maddedeki eğitim hakkı, niteliği gereği Devlet tarafından düzenleme yapmayı gerektirir, ancak bu düzenleme hakkın özünü zedelememeli ve Sözleşme ile Protokollerde yer alan haklarla çatışmamalıdır (bk. Belçika Eğitim Dili Davası kararı, parag. 52). Olayda bir yıl kadar yürürlükte kalan uzaklaştırma cezasını, kendisinin ve ailesinin bedensel cezayı kabul etmemeleri tahrik etmiştir. Çocuğun okula dönüşü, Hükümetin saygı göstermekle yükümlü olduğu anne ve babanın kanaatlerine aykırı hareket etmeleriyle mümkündür. Bu şekilde diğer bir hakla çelişen eğitim kurumlarına girme şartının, makul olduğu söylenemez. Bu nedenle Mahkeme, eğitim hakkı nın ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(41)
IV. 50. maddenin uygulanması
İkinci başvurucu adil karşılık talebinde bulunmuştur. Mahkeme sorunun karara hazır olmadığını tespit etmiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,
2. Bire karşı altı oyla, her iki başvurucu bakımından Birinci Protokolün 2. maddesinin ikinci cümlesinin ihlal edildiğine,
3. Bire karşı altı oyla, ikinci başvurucu bakımından aynı maddenin birinci cümlesinin ihlal edildiğine
4. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorunun saklı tutulmasına
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy