(AİHS m. 6, 13, 50)
Başvuru no: 7604/76
I. Dava konusu olaylar
İtalyan vatandaşı olan dört başvurucu, Reggio Calabriada oturmaktadırlar. Başvurucular hakkında 1970 ile 1973 yılları arasında Reggio Calabriada yapılan gösteri yürüyüşleri sırasında işlenen suçlar nedeniyle davalar açılmıştır. Temmuz 1970 ile Nisan 1971 arasında artan toplumsal huzursuzluk, Calabria şehir merkezini, geleneksel yerleşim yeri olan Reggiodan Catanzaroya nakil kararıyla tetiklenmiş ve bu bölgenin ekonomik durumu nedeniyle yaygınlaşmıştır. Huzursuzluk genel grevler, dinamitlemeler ve polisle çatışma biçimi almıştır. Bu olaylar yüzlerce kişinin gözaltına alınmasına, 1,200 kişi hakkında soruşturma başlatılmasına, 459 dava açılmasına yol açmıştır. Bu davalardan 94ü, Ceza Usul Kanununun 55. maddesi gereğince, kamu düzeninin ciddi surette bozulma tehlikesi nedeniyle başka şehirlere, bunlardan 86sı da Potenza Mahkemesine nakledilmiştir.(10)
Birinci başvurucu Foti ve diğer üç kişi hakkında, anayolu kapatmak ve yasadışı olarak toplanmak suçundan 9 Ekim 1970 tarihinde soruşturma başlatılmış, 22 Mart 1976da soruşturma yargıcının kararıyla davaya sevk kararı verilmiştir. Savcının 17 Mayıs 1976da dosyanın başka bir yere nakil talebi, Temyiz Mahkemesi tarafından 20 Aralık 1976da kabul edilmiş, bu karar 12 Ocak 1977de yazılmış, dosya 17 Ocak 1977de Potenza Mahkemesine ulaşmıştır. Potenza Mahkemesi 21 Aralık 1977de başvurucuyu duruşmaya celp etmiş, 15 Şubat 1978 tarihinde beraat kararı vermiş, bu karar 27 Şubatta yazılmıştır.(13-15)
Birinci başvurucu Foti ikinci olarak, Eylül 1971de başka kişilerle birlikte anayolu kapatmak, yasadışı toplantı yapmak, göz yaşartıcı bomba taşımak, yasadışı olarak silah bulundurmak ve polise "ciddi surette direnmek" suçlarından gözaltına alınmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştır. Kasım 1971de Reggio soruşturma yargıcı kendisin davaya sevk etmiştir. Davaya sevk kararı suçlardan biri hakkında takipsizliği de içermektedir. Savcılığın buna itirazı Ocak 1976da reddedilmiştir. Şubat 1976da savcı dosyanın başka bir şehre naklini istemiştir. Temyiz Mahkemesi 11 Haziran 1976da verdiği Eylül 1976da kayda giren kararında talebi kabul etmiştir. Potenza savcısı 1 Ekimde dosyayı almış ve 26 Kasımda dava açmıştır. Başvurucu 9 Aralık 1976da duruşmaya celp edilmiş, 1 Şubat 1977 tarihli duruşmaya gelmiş, yasadışı silah bulundurma suçundan dört ay hapis cezası ve para cezası almış, diğerlerinden beraat etmiş; aldığı cezalar ertelenmiştir. Başvurucunun bu karara karşı Üst Mahkemeye başvurusu 2 Haziran 1977de, temyiz talebi ise 25 Haziran 1979da reddedilmiştir.(16-18)
Birinci başvurucu üçüncü olarak, 21 Mart 1973te diğer iki kişi ile birlikte anayolu kapatma suçundan gözaltına alınmış ve hakkında soruşturma açılmıştır. Savcı 27 Şubat 1976da dosyanın başka bir şehre naklini talep etmiş, 14 Haziran 1976da Temyiz Mahkemesi tarafından bu talep kabul edilmiş, dosya Potenza Mahkemesine gönderilmiştir. Başvurucu 14 Ocak 1977de davaya sevk edilmiş, 29 Mart 1977de duruşmaya celp edilmiş, bu duruşma 7 Hazirana ertelenmiştir. Aynı gün mahkeme başvurucu hakkında beraat kararı vermiştir.(19-21)
İkinci başvurucu (Lentini) Eylül 1970te diğer sekiz kişi ile birlikte, polise direnme suçundan gözaltına alınmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştır. Reggio Calabria savcısı, soruşturmayı Ceza Usul Kanununun 389. maddesine göre hızlı usulle yürütmüş ve 18 Eylül 1972de başvurucuyu davaya sevk etmiştir. 24 Mayıs 1974te savcı dosyanın başka bir şehre nakledilmesini istemiş, Temyiz Mahkemesi 16 Haziran 1975 tarihli kararıyla bunu kabul etmiş ve dosya Potenza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu mahkeme 26 Mayıs 1976 tarihindeki ilk duruşmada olağan yargılama usulünün uygulanması ara kararını vermiş ve dosyayı incelemesi için soruşturma yargıcına göndermiştir. İki ay sonra yeniden davaya sevk edilen başvurucu, 18 Ocak 1977 tarihinde bu mahkeme tarafından beraat ettirilmiştir.(22-24)
Üçüncü başvurucu (Cenerini), 15 Temmuz 1979da diğer on yedi kişi ile birlikte polise hakaret suçundan gözaltına alınmış ve üç gün sonra hakkında soruşturma başlatılmış, 31 Temmuzda salıverilmiştir. Soruşturma yargıcı 18 Ekim 1972de kendisini davaya sevk etmiştir. 27 Mayıs 1974te dosyanın başka bir şehre nakli talebi, Üst Mahkeme savcısı tarafından Temyiz Mahkemesine gönderilmiş ancak dosyayı on sekiz başvurucuya adli tebligatın tamamlandığı tarihe kadar Temyiz Mahkemesine göndermemiştir. 17 Ocak 1975te Temyiz Mahkemesi talebi kabul etmiş ve karar üç ay sonra kayda girmiş, dosya Potenza Mahkemesine nakledilmiştir. Bu mahkeme başvurucuyu 30 Ekimdeki duruşmaya celp etmiştir. Ancak başvurucunun itirazı üzerine dosya soruşturma yargıcına gönderilmiş, o da 12 Mayıs 1977de yeniden davaya sevk kararı vermiştir. Bazı önemli tanıkların gelmemesi nedeniyle 16 Ocak 1978 tarihli duruşma ertelenmiş 15 Mart 1978deki ikinci duruşma, mahkeme heyetinin değişmesi nedeniyle ertelenmiş, son olarak 7 Haziran 1978de mahkeme, yargılama zamanaşımının 15 Ocak 1978de dolduğu gerekçesiyle davanın düşmesine karar vermiştir.(25-27)
Dördüncü başvurucu (Gulli), 16 Temmuz 1970 tarihinde diğer elli üç kişiyle birlikte, polise direnme ve hakaret, anayolu kapama ve yasadışı toplanma suçlarından gözaltına alınmıştır. Soruşturma yargıcı 3 Mart 1973te kendisini davaya sevk etmiştir. 16 Kasım 1974te savcı dosyanın başka bir şehre naklini istemiş, Üst Mahkeme savcısı 3 Aralıkta bu talepte bulunmuş ancak her bir sanığa adli tebligatın tamamlandığı 15 Aralık 1975 tarihine kadar Temyiz Mahkemesine dosyayı göndermemiştir. Temyiz Mahkemesi 26 Ocak 1976 tarihinde verdiği ve 12 Mart 1976da kayda giren kararıyla talebi kabul etmiş ve dosyayı Potenza Mahkemesine göndermiştir. Bu mahkeme başvurucuyu 2 Şubat 1978 tarihli kararla 29 Martta duruşmaya celp etmiştir. Bu tarihteki duruşma için bazı sanıklara tebligat yapılamamış olması nedeniyle duruşma 2 Ekime ertelenmiştir. Ekimdeki duruşmada mahkeme, 15 Ocak 1978 tarihinde suçun zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın düşmesine karar vermiştir.(28-30)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
I. Bir davanın başka bir mahkemeye nakli
Ceza Usul Kanununun 55(1). fıkrası şöyledir:
"Temyiz Mahkemesi, bir davanın esasıyla ilgili her hangi bir aşamada ve her zaman, Üst Mahkeme savcılığının veya Temyiz Mahkemesi savcılığının talebi üzerine, kamu düzeniyle ilgili ciddi sebeplerin ortaya çıkması ve çıkacağına dair haklı bir kuşkunun bulunması halinde, hazırlık soruşturmasını veya davayı başka bir mahkemeye nakledebilir."
Aynı Kanunun 56(2). fıkrası bu talebin, savcılık yazı işleri tarafından sanığa iletileceğini belirtmektedir. Nakil işlemleri, kararını dosya üzerinden veren (by means of an order) Temyiz Mahkemesi tarafından aksine karar verilmedikçe, hazırlık soruşturmasını veya yargılamayı durdurmaz (md. 57, 58).(31)
2. Davaların birleştirilmesi
Ceza Usul Kanununun 45. maddesine göre:
"Aşağıdaki hallerde davalar arasında yakın bir bağlantı vardır:
1. Birden fazla suçun aynı olayda birden fazla kişi tarafından bir araya gelerek işlenmesi halinde...;
...
4. Bir suçun delilinin veya unsurlarından birinin başka bir suçun veya unsurlarından biri için esas olması halinde."
Yasanın 413. maddesi, yakın bağlantı bulunan davaların, usulü hızlandıracak olması halinde birleştirilebileceklerini öngörmektedir.(32)
3. Tebligatlar
Ceza davalarında tebligat konusu, Ceza Usul Kanununun 166 -- 179. maddelerinde düzenlenmiştir. Sanığın elde bulunmaması veya kendisine tebligat yapılamaması halinde ilk tebligat, ikametgahında geçici bir surette de olsa kendisiyle birlikte yaşayan üçüncü bir kişiye veya normal işyerine, bu da yoksa bina yöneticisine bırakılır. Eğer oturduğu yer ve işyeri bilinmiyorsa, belgenin bir kopyası sanığın oturmakta olduğu ve oturmuş olduğu adresinde bir kişiye bırakılır. Böyle bir kimsenin bulunmaması veya belgenin bir kopyasını tebellüğ edememeleri veya etmek istememeleri halinde, sanığın yaşadığı veya normal olarak çalıştığı bölgedeki belediyeye bırakılır; kendisine belge bırakıldığı evinin veya işyerinin kapısına yapıştırılır (md. 169). Her nasılsa tebligat yapılamaması halinde, tebligat yapmakla sorumlu makam, yetkili yargısal makama veya savcılığa durumu bildirir. Bu makam, özellikle sanığın doğum yerinin veya son oturduğu yerin araştırılmasını istedikten sonra, sanığın bulunamayan kişi (untraceable) olduğu şeklinde bir karar verir; eğer sanığın bir müdafii yoksa, kendisine bir müdafi tayin eder; yapılamayan tebligatların ve ilerideki tebligatların bu müdafie yapılmasına karar verir. (md. 170).(33-35)
Yasanın 171. maddesine göre sanığa, kendisine yapılacak olan tebligatlar için adresini bildirmesi istenir; sanık, adresindeki değişikleri bildirmek zorundadır. O tarihte yürürlükte olan mevzuata göre (daha sonra 8 Ağustos 1977de 534 sayılı yasa ile değiştirilmiştir), bu konuda ilgili kişi tarafından yeterli bilgi verilmemiş ise, Yasanın 169 ve 170. maddelerine göre daha ayrıntılı araştırma yapılır.(36)
4. Dava zamanaşımı bulunması halinde izlenecek usul
Bir mahkeme, Ceza Usul Kanununun 152. maddesi gereğince, yargılamanın her hangi bir aşamasında bir suçun ortadan kalmasını resen dikkate almak zorundadır; dava zamanaşımı süresi yasanın işleyişiyle etki doğurur. Dava zamanaşımı süreleri verilebilecek cezanın ağırlığına göre on sekiz aydan yirmi yıla kadar değişmektedir (Ceza Kanunu md. 157); sürenin hesaplanmasında, meydana gelmiş kesilmeler veya durmalar (suspension or interruption) dikkate alınır. Başvuruculardan Cenerini ve Gulli ile ilgili dava zamanaşımı süreleri yedi yıl buçuk yıldır (bk. yukarıda parag. 27 ve 30).(37)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvuruculardan Foti 14 Mart 1976da, Lentini 2 Eylül 1976da, Cenerini 22 Kasım 1976da ve Gulli 15 Nisan 1977de İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurmuşlardır. İlk üç başvurucu davalarının Potenza Mahkemesine naklinden şikayetçi olmuşlar, bunun Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağdaşmaz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucu Cenerini ayrıca, polis tarafından yakalandıktan sonra ve polis karakolunda kötü muamele gördüğünden şikayetçi olmuştur. Başvurucu Gulli, hakkında soruşturma bulunduğu gerekçesiyle, özel muhafız olarak atanma talebinin Reggio Caalbria valisi tarafından 2 Aralık 1976da reddedilmesinden de şikayetçi olmuştur. Başvurucular namına Avukat Corigliano tarafından yazılan ilk dilekçelerde, aşırı ölçüde ağır bir dil kullanılması nedeniyle Komisyon 14 Ekim 1977de bu kişinin, başvurucuların avukatı olarak kabul edilmemesine karar vermiş, onlar da başka avukat tayin etmişlerdir.(38)
Komisyon 9 Mayıs 1977de başvuruların birleştirilmesine ve bu başvuruları resen Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul sürede" yargılanmaya ve 13. maddeye göre incelemeye karar vermiştir. Başvurucular 18 Ağustos 1977 tarihli dilekçelerinde, "başvuru dilekçelerinde olayı anlatırken bu iki maddenin ima edildiğini" ekleyerek, Komisyonun bu tutumunu kabul etmişler ve Hükümetin ilk itirazlarına yanıt vermişlerdir. Komisyon 11 Mayıs 1978de, dört başvuruyu ceza davasında makul süre bakımından kabuledilebilir bulmuş, diğer şikayetleri zaman bakımından yetkisizlik, konu bakımından yetkisizlik, açıkça temelsiz olma ve iç hukuk yollarını tüketmeme gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Başvurucu Gullinin başvurusunu diğerleriyle birleştirmiştir. Komisyon 15 Ekim 1980 tarihli raporunda oybirliğiyle başvurucuların davalarının "makul sürede" görülmediği ve böylece Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Komisyon başvuruları 13. madde bakımından incelemeyi gerekli görmemiştir.(39)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (ÖZET)
I. İlk itirazlar
Hükümet bir çok ilk itirazda bulunmuştur. Hükümet, Mahkemeden, Komisyonun kabuledilemez bulduğu konularda, hem aynı gerekçelerle ve hem de mağdurluk statüsü bulunmadığı ve altı aylık süre kuralının aşıldığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi gerektiği talebinde bulunmuştur. Mahkemeye göre Komisyonunun kabuledilemez bulduğu noktalarda başvuruyu Mahkemenin inceleme yetkisi bulunmamaktadır (bk. diğerleri arasında 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 106). Komisyon tarafından kabuledilebilir bulunmuş noktalarda Hükümetin iki ilk itirazı hakkında Mahkeme karar vermek durumundadır.(40-41)
A. Başvurunun "makul süre" yönünden resen incelenmesi konusundaki ilk itiraz
Hükümet, Foti, Lentini ve Cenerininin başvurularını Komisyonun makul süre yönünden resen incelemesine itiraz etmiş, Gullinin ise bu konuda başvurusu olduğunu kabul etmiştir. Hükümete göre Komisyonun, önüne gelen olayların hukuki nitelendirmesini yapma yetkisi vardır; ancak bu üç başvurucunun Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla ilgili başvuruları sadece davaların başka mahkemelere nakil edilmiş olmasıyla ilgilidir. Komisyon kendiliğinden bu başvuruları "makul sürede" yargılanma açısından ele alarak yetkisini aşmıştır.(41-42)
Mahkemeye göre, Hükümet bu itirazını Komisyon önünde dile getirdiği için itiraz hakkı düşmediğinden, bu itiraz Mahkeme tarafından incelenebilir (bk. diğerleri arasında yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 59).(43)
Mahkemeye göre başvurucular Komisyona ilk başvurularını yaptıkları zaman haklarındaki ceza davalarının açıkça veya özü itibarıyla uzun olduğundan şikayetçi olmamışlardır. Sözleşmeyle kurulan uluslararası koruma sistemi devlet veya bireysel başvurular temelinde işlemektedir. Bu sistem Komisyona veya Mahkemeye her nasılsa haberdar oldukları veya başvurucu tarafından anlatılmamış bir olayı ele alma ve bunların Sözleşmeye uygunluğunu denetleme yetkisi tanımamaktadır. Bununla birlikte Sözleşmeyle kurulan organlar, başvurucu tarafından şikayet konusu edilmiş olayları Sözleşme hükümlerinin bütünlüğü içinde inceleme yetkisine sahiptirler. Sözleşme organları görevlerini yerine getirirken, önlerindeki delillere göre ortaya konulmuş maddi olayları, başvurucunun verdiği hukuki nitelikten farklı bir hukuki nitelik verme ve eğer gerekliyse maddi olaylara farklı bir gözle bakma serbestisine sahiptirler; dahası, sadece ilk başvuruyu değil, ama aynı zamanda ilk mektuptaki ihmalleri ve belirsizlikleri gidermeyi amaçlayan ek belgeleri de dikkate almak zorundadır (bk. örneğin yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 62-63 ve 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 98i parag. 79, 96-97 ile karşılaştırarak).(44/1-2)
Başvuruculardan Foti, Lentini ve Cenerini tarafından daha başlangıçta verilen bilgiler, söz konusu davaların yıllardır sürdüğünü göstermektedir. Daha sonra bu başvurucular Komisyonu bu davalar hakkında bilgilendirmeye devam etmişler ve şikayetleri hakkında acilen karar verilmesini istemişlerdir. Bu nedenle Komisyonun başvurucular tarafından anlatılan olayların potansiyel olarak "makul süre" sorununu içerdiğini düşünmesi mümkündür. Komisyon bu sorunu inceleme niyetini belli edince, başvurucular Komisyon tarafından resen ortaya çıkarılan bu sorunu "kendilerininmiş gibi benimsediklerini" beyan etmişlerdir; başvurucuların 18 Ağustos 1977 tarihli dilekçelerinde ve 11 Mayıs 1978 tarihli kabuledilebilirlik kararından önce yaptıkları budur (bk. yukarıda parag. 39). Başvurucular bu suretle Komisyonun yaklaşımına katıldıklarını göstermişler ve başvurularına eklemişlerdir. Sonuç olarak, davanın mevcut hali üzerinde karar vermek durumunda olan Mahkeme, bu sorunu çözme yetkisi bulunduğu görüşüne varmıştır.(44/3-5)
B. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı
Hükümet, Mahkemenin Van Oosterwijck kararına atıfta bulunarak (bk. bu karar, parag. 30, 31 ve 33), Sözleşmenin 6(1). fıkrasının İtalyan iç hukukunda doğrudan uygulanabilir olmasına rağmen, başvurucuların ulusal makamlar önünde bu maddeyi ileri sürmediklerini iddia etmiştir. Hükümet göre başvurucular ulusal makamlardan davalarını hızlandırmalarını istemedikleri gibi, bunun yararsız olması halinde, Ceza Kanununun 328. maddesiyle birlikte ele alınan Medeni Usul Kanununun 55, 56 ve 74. maddelerine göre bu makamların sorumluluğunu ortaya koymaya çalışmamıştır.(45)
Mahkeme, bu tür ilk itirazları, Hükümetin kural olarak kabuledilebilirliğin ilk incelemesinden önce Komisyon önünde ileri sürmüş olması halinde, nitelikleri ve koşulları izin verdiği ölçüde dikkate alır; bu şartın yerine getirilmemesi halinde, Hükümetin bu itirazı Mahkeme önünde ileri sürme hakkı düşmüş sayılır (bk. diğerleri arasında 13.05.1980 tarihli Artico kararı, parag. 24, 27 ve yukarıda geçen Guzzardi kararı, parag. 67).(46)
Mahkemeye göre Hükümet, Komisyonun "makul süre" sorununu inceleme niyetinin farkında olduğu halde, üç başvurucuyla ilgili olarak Komisyonun kabuledilebilirlik kararından önce başvurucuların makul süre konusundaki şikayetlerine verdiği cevapta, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmemiştir. Hükümetin Komisyon önündeki Sözleşmenin 26. maddesi (yeni 34) ile ilgili yaklaşımı Mahkemenin önündeki yaklaşımından farklıdır: Komisyon önünde başvurucuların haklarındaki soruşturmanın tamamlanmasını beklemeden olgunlaşmamış bir başvuru yaptıklarını iddia etmiştir.(47)
Mahkemeye göre Hükümet, 11 Mayıs 1978 tarihli kabuledilebilirlik kararından önce, bir diğer başvurucu Gullinin Sözleşmenin 6(1). fıkrasını İtalyan makamları önünde açıkça dile getirmediğini söylememekle birlikte, bu başvurucunun ulusal mahkemelerin Sözleşmedeki haklarına uygun davranmaları için en ufak çaba göstermediğini belirtmiştir. Bu iddia sadece davaların Potenza Mahkemesine nakli ile ilgili olmayıp, ama aynı zamanda "makul süre"nin aşıldığı iddiasıyla da ilgilidir.(48/1)
Bununla birlikte, iç hukuk yollarını tüketme kuralının ardına sığınmak isteyen bir Sözleşmeci Devlet, başvurucular tarafından kullanılmamış hukuk yollarının mevcut olduğunu ortaya koymakla yükümlüdür (bk. diğerleriyle birlikte, 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 26). Ne var ki, Hükümetin 10 Ekim 1977 tarihli gözlemlerinden alıntı yapılan yukarıdaki kısa pasaj, muğlak bir iddiadan öteye gidememekte; bay Gullinin kendi kusuruyla başvurmayı ihmal ettiği giderim araçlarını her hangi bir şekilde belirtmemektedir. Bu hukuk yollarının ne olduğunu göstermek, Komisyona düşmezdi (bk. yukarıda geçen Deweer kararı, aynı yer).(48/1-2)
Mahkemeye göre Hükümetin artık kabuledilebilirlikle ilgili olmayıp davanın esasıyla ve daha çok 13. maddeyle ilgili olan 1 Mart 1978 tarihli gözlemleri, Ceza Kanununun 328. maddesine ve Medeni Usul Kanununun 55, 56 ve 74. maddelerine değil, Üst Mahkemeye bağlı savcılara verilen gözetim göreviyle ilgili olarak, Ceza Usul Kanununun 298. maddesine ve ceza davalarında zamanaşımıyla ilgili hükümlere atıfta bulunmaktadır. Hükümet bu maddelere ve diğer metinlere, üç başvurucunun başvurusuna verdiği 9 Temmuz 1977 tarihli yanıtta da atıfta bulunmuş ve bu metinleri "bir davanın hızla sonuçlanmasını "teşvik eden" metinler olarak nitelemiştir. Hükümet, 11 Mayıs 1978 tarihli kabuledilebilirlik kararından sonra, Mart 1979 tarihli dilekçesinde ve Komisyon önündeki 12 Aralık 1979 tarihli duruşmada, bay Gullinin de diğer başvurucular gibi olgunlaşmamış bir başvuru yaptığını savunmuştur.(48/3)
Hükümet Sözleşmenin 26. maddesini, yukarıda 45. paragrafta anlatıldığı şekliyle ilk defa, Mahkemeye Kasım 1981de verdiği dilekçede ileri sürmüştür. Mahkeme Komisyona katılarak, Hükümetin dört başvurucudan her biri bakımından ilk itirazda bulunma hakkının düştüğü sonucuna varmıştır.(49)
II. Esas
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
Komisyon başvurucuların Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul sürede" yargılanma hakkının ihlalinden dolayı mağdur oldukları görüşünü açıklamış, Hükümet buna katılmamıştır.(50)
1. Davanın uzunluğu
İlk önce, dikkate alınacak dönem belirlenmelidir.(51)
(a) Dikkate alınacak sürenin başlangıcı
Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul süre" şartına cezai konularda uyulup uyulmadığını değerlendirmek için, bir kimseye ne zaman "suç isnadı"nda (charged) bulunulduğunu tespit etmekle başlanmalıdır; isnad, olayın dava mahkemesi önüne gelmesinden önce oluşmuş olabileceği gibi (bk. örneğin yukarıda geçen Deweer kararı, parag. 42), ilgili kişinin gözaltına alınma tarihinde, hakkında soruşturma yapılacağının resmen bildirilme tarihinde veya hazırlık soruşturmasının başlama tarihinde de oluşmuş olabilir (bk. 27.06.1968 tarihli Wemhoff kararı, parag. (65); aynı tarihli Neumeister kararı, parag. 18 ve yukarıda geçen Ringeisen kararı, parag. 110). Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında "isnad" kavramı, "bir kimseye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından resmen bildirilmesi" şeklinde tanımlanabilir; bu tanım ayrıca "şüphelinin durumunu esaslı biçimde etkileyip etkilemediği" kriterini de karşılamaktadır (bk. diğerleri arasında 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 73).(52)
Başvurucular hakkındaki soruşturma kararları, Fotinin birinci davası bakımından 9 Ekim 1970, ikinci davası bakımından Eylül 1971 ve üçüncü davası bakımından 21 Mart 1973 tarihine, Lentini bakımından Eylül 1970 tarihine, Cenerini ve Gulli bakımından 18 Temmuz 1970 tarihine kadar geri gitmektedir. Komisyona göre bu tarihler başvurucular hakkında ceza muhakemesinin başladığı tarihlerdir; fakat dikkate alınacak süre, İtalyanın bireysel başvuru hakkını tanıdığı 1 Ağustos 1973te başlar; ancak 31 Temmuz 1973ten sonra geçen sürenin makullüğünü değerlendirirken, muhakemenin bu tarihe kadar olan durumu dikkate alınmalıdır. Mahkeme bu görüşe katılmaktadır (bk. özellikle ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Ringeisen kararı, parag. 101).(53)
(b) Dikkate alınacak sürenin sonu
Davaların sona erdiği tarih itiraz konusu edilmemiştir. Başvurucu Fotinin birinci davası bakımından 15 Şubat 1978, ikinci davası bakımından 25 Haziran 1979 ve üçüncü davası bakımından 7 Haziran 1979 tarihidir. Bu tarihlerden biricisi ve üçüncüsü Potenza Mahkemesinin karar tarihleri, ikincisi ise Temyiz Mahkemesinin karar tarihidir (bk. yukarıda parag. 15, 18 ve 21). Diğer başvurucular bakımından dikkate alınacak süre, Potenza Mahkemesinin Lentini bakımından 18 Ocak 1977de, Cenerini bakımından 7 Haziran 1978de ve Gulli bakımından 2 Ekim 1978de karar verdiği tarihlerdir (bk. yukarıda parag. 24, 27 ve 30).(54)
(c) Sonuç
Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelenecek süreler şöyledir:
Foti: birinici dava -- dört yıl altı ay, ikinci dava -- beş yıl on ay, üçüncü dava -- üç yıl on ay; Lentini: üç yıl beş ay; Cenerini: dört yıl on ay; Gulli: beş yıl iki ay.(55)
2. Dava süresinin makullüğü
Mahkeme, dava süresinin makullüğünü her olayın özel koşullarına göre değerlendirir. Bu değerlendirmeyi yaparken, başka şeylerle birlikte, olayın karmaşıklığına, başvurucuların tutumuna ve yargısal makamların tutumuna bakar (bk. yukarıda geçen Eckle kararı, 80).(56)
(a) Davanın karmaşıklığı
Başvurucular, haklarında yapılan çeşitli soruşturma işlemlerinin niteliğinin ve amacının karmaşık olmadığını belirtmişlerdir. Hükümet ise tam tersine, hazırlık soruşturmasının çok sayıda işlem yapılmasını gerektirdiğini iddia etmiş, o tarihlerde Reggio Calabriada hakim olan siyasal ortama dikkat çekmiştir (bk. yukarıda parag. 10).(57)
Mahkeme, başvuruculara isnad edilen polise karşı direnme ve hakaret, göz yaşartıcı bomba bulundurma, anayolları kapatma, yasadışı toplanma ve gösteri suçlarının kendiliğinden karmaşık olarak nitelendirilemeyeceğini not etmiştir. Bu suçlar aleni olarak işlendiğinden ve olay yeri belli olduğundan, zor bir hazırlık soruşturması süreci doğurmamış olmalıdır. Ayrıca Fotinin ikinci davası hariç, hepsi tek dereceli yargı yerlerinde görülmüşlerdir. Bu nedenle, başvurucuların davaları özellikle karmaşık olmayıp, yargılama sırasında da karmaşık hale gelmemişlerdir. Soruşturmaların içinde yer aldığı ortam ise, ancak ilgili makamların tutumları incelenirken dikkate alınabilir.(58)
(b) Başvurucuların tutumları
Dört başvurucudan sadece Foti, ikinci davasında olağan üst başvuru ile Temyiz Mahkemesine başvuru hakkını kullanmıştır (bk. yukarıda parag. 18). Cenerininin kendisini davaya sevk eden kararın iptali için yaptığı başvuruya Potenza Mahkemesi tarafından izin verilmiş ve yargılamanın sadece beş ay on iki gün uzamasına sebep olmuştur (bk. yukarıda parag. 27). Buna göre yargılamadaki bu tür uzamalar, başvuruculara yüklenemez.(59)
(c) İtalyan makamlarının tutumları
Başvuruculara göre şikayet ettikleri gecikmeler, İtalyan makamlarına yüklenebilir.(60)
Mahkeme, her yargılamayı ayrı ayrı incelemeden önce, Reggio Calabriada 1970 ile 1973 arasında meydana gelen huzursuzlukları hatırlatmıştır (bk. yukarıda parag. 10). Mahkemeye göre bu huzursuzlukların, mevcut dava üzerinde iki önemli etkisi olmuştur. Birincisi, mahkemelerin alelacele mahkumiyet kararları ve ağır cezalar vermeleri halinde, gerilimin yeniden meydana geleceğinden ve hatta düzensizliğin tekerrür edeceğinden haklı olarak kaygılanabilecekleri, pek sık görülmeyen bir siyasal ve sosyal ortam yaratmışlardır. İkinci olarak, bu huzursuzluklar, ceza adliyesinin çalışmaları üzerinde de etki yaratmıştır. Bu etkiler en çok Reggio Mahkemesinde hissedilmiş, ancak davaların nakledildiği Potenza Mahkemesi de ağır bir iş yükü ile karşılaşmıştır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.05.1981 tarihli Buchholz kararı, parag. 61). Bu durum akılda tutularak, dava nakillerinden doğan normal süre kayıpları haksız görülmemelidir.(61)
(i) Başvurucu Foti
Başvurucu Fotinin birinci davası: Eylül 1970te suç isnad edilmiş ve Şubat 1978de beraat etmiştir. Komisyon, Foti hakkındaki soruşturmanın, milletvekili seçilen bay Aloi hakkındaki soruşturmadan ayrılmaması nedeniyle eleştirmiş, duruşma gününün tespitinin ileriye bırakıldığını belirtmiştir.(62)
Mahkeme, Foti hakkındaki hazırlık soruşturmasının yukarıdaki nedenle durdurma kararı verildiği Mayıs 1972den, davaya sevk kararı verildiği Mart 1976ya kadar, yaklaşık üç yıl on ay geçtiğini, İtalyanın bireysel başvuru hakkı tanıdığı 31 Temmuz 1973ten ise iki yıl yedi ay geçtiğini hatırlatmıştır. Mahkeme, soruşturma yargıcının Fotinin davasını Aloinin davasından ayırması gerekip gerekmediği sorununu incelemeyi gerekli görmemiştir. Mahkeme ayrıca, bay Aloinin yasama dokunulmazlığının parlamento tarafından daha erken bir tarihte kaldırması gerekip gerekmediğini belirleme yetkisini de kendinde görmemiştir. Mahkemenin önünde olan sorun, Devletin uluslararası sorumluğudur (bk. özellikle ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen Buchholz kararı, parag. 51; ve 13.09.1981 tarihli Young, James ve Webster kararı, parag. 49). Mahkeme, önündeki davanın karmaşık olmadığını (bk. yukarıda parag. 58) dikkate alarak, söz konusu uzamanın makul olmadığını belirtmekle yetinmektedir.(63)
Mahkeme ikinci olarak, Temyiz Mahkemesinin nakil kararı ile başvurucunun duruşmaya celbi arasında bir yıl geçtiğini not etmiştir. Mahkemeye göre söz konusu mahkemenin o tarihlerdeki iş yükünün ağırlığı nedeniyle bu tür bir gecikme haksız görülemez (bk. yukarıda parag. 61).(64)
Başvurucu Fotinin ikinci davası: Kasım 1971 tarihli hükme karşı savcılığın başvurusu ile bu başvurunun reddedildiği 10 Ocak 1976 arasında dört yıl iki ay, İtalyanın bireysel başvuruyu kabul ettiği 31 Temmuz 1973ten itibaren iki yıl beş geçmiştir. Hükümet bu konuda ikna edici bir açıklama getirmemiştir; Mahkeme bu sürenin gereksiz yere uzun olduğu konusunda Komisyonun görüşüne katılmıştır.(65)
Öte yandan, Temyiz Mahkemesinin nakli kararıyla Potenza Mahkemesindeki ilk duruşma arasında geçen yedi buçuk aylık süre, bu mahkemenin daha önce Reggioda yapılan hazırlık soruşturmasının yeterli olduğuna kanaat getirmesi için gerekli olduğundan, aşırı değildir.(66)
Başvurucu Fotinin üçüncü davası: Suçun isnad edildiği 21 Mart 1973 tarihinden, savcılığın bu davayı başka bir mahkemeye nakil talebinde bulunduğu 27 Şubat 1976 tarihine kadar iki yıl on bir ay, İtalyanın bireysel başvuruyu kabul ettiği tarihten itibaren iki yıl yedi ay geçmiştir. Bu süreyi, Hükümetin iddia ettiği gibi sanığın ve tanıkların ifadelerinin alınması, salıverilme kararı verilmesi ve bu karara karşı itiraz, haklı göstermez.(67)
(ii) Başvurucu Lentini
Bu başvurucu 18 Eylül 1972de davaya sevk edilmiş, savcılığın 27 Mayıs 1974te davayı nakil talebine kadar hiçbir soruşturma işlemi yapılmamıştır. İtalyanın bireysel başvuruyu kabul ettiği 31 Temmuz 1973ten itibaren hiçbir işlem yapmadan geçen on aylık süre, Hükümet tarafından açıklanamamıştır. Mahkeme ertelemeyi gerekli kılan sebeplerin farkında olmakla birlikte (bk. yukarıda parag. 61), olayın özel şartları içinde, savcılığın bu kadar gecikmesinin gerekli olmadığını kabul etmiştir.(68)
Temyiz Mahkemesinin 16 Haziran 1975 tarihli nakil kararından Potenza Mahkemesindeki 26 Mayıs 1976 tarihli ilk duruşmaya kadar geçen onbir aylık süre, ağır iş yükü (bk. yukarıda parag. 61) nedeniyle normaldir.(69)
(iii) Başvurucu Cenerini
Başvurucunun davaya sevk edildiği 10 Ekim 1972den davayı nakil talebinin yapıldığı 27 Mayıs 1974e kadar on dokuz ay, İtalyanın 31 Temmuz 1973de bireysel başvuru hakkını tanımasından itibaren dokuz ay geçmiştir. Burada da savcılığın tutumu geciktiricidir.(71)
Daha sonra Temyiz Mahkemesinin 17 Ocak 1975teki nakil kararıyla dava dosyasının Potenza Mahkemesine gönderildiği Nisan 1976 arasında yaklaşık on beş ay geçmiştir. Mahkemenin aşırı bulduğu bu süreyi Hükümet açıklayamamıştır.(72)
Son olarak, Potenza Mahkemesindeki Nisan 1976dan Haziran 1978e kadar olan dönemin, davaya sevk kararının iptali, asıl tanıkların bulunamaması ve mahkeme heyetindeki değişme gibi haklı sebepleri vardır.(73)
(iv) Başvurucu Gulli
Davaya sevk kararının verildiği 3 Mart 1975ten savcılığın nakil talebinde bulunduğu 16 Kasım 1974 tarihine kadar yirmi ay, İtalyanın bireysel başvuru hakkını kabul ettiği 31 Temmuz 1973ten itibaren on beş buçuk ay geçmiştir. Burada da aşığı bir gecikme bulunmaktadır (bk. yukarıda parag. 68).(74)
Bundan sonra savcılığın nakil talebinde bulunduğu 3 Aralık 1974ten dava dosyasının Temyiz Mahkemesine iletildiği 15 Aralık 1975e kadar bir yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Hükümet bu durumu, bay Gullinin suç ortaklarına tebligat yapılamasındaki güçlükle açıklamaya çalışmıştır (bk. yukarıda parag. 29). Mahkeme elli dört sanıklı bir davadaki güçlükleri hafife almadan, bu durumun, hakkında suç isnadı bulunan bir kimseyi makul sürede yargılanma hakkından yoksun kılamayacağını kabul etmiştir.(75)
Temyiz Mahkemesi 12 Mart 1976 tarihli gerekçeli kararından, başvurucunun 2 Şubat 1978 tarihine kadar Potenza Mahkemesine celp edilmesine kadar geçen süre de haksızdır. Hükümet bu gecikme için bir açıklamada bulunamamıştır.(76)
(d) Sonuç
Mahkeme, altı davadaki gecikmelerin Sözleşmeyle bağdaşmaz olduğu sonucuna varmıştır.(77)
B. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
Komisyon gibi Mahkeme de, başvurucuların bu sorunu izlememiş olmaları ve Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından ihlal sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelemeyi gerekli görmemiştir.(78)
C. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Başvurucuların avukatı, Mahkemenin ihlal tespit etmesi halinde Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık istediklerini belirtmiştir. Hükümet bu konuda bir şey söylememiştir.(79)
Mahkeme, başvurucular ile Hükümet arasında bir anlaşma ihtimalini dikkate sorunu saklı tutmuştur.(80)
bu gerekçelerle mahkeme,
1. Bire karşı altı oyla, Hükümetin "makul süre" konusunun "resen" (ex officio) incelenmesine karşı itirazının reddine;
2. Oybirliğiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunma hakkının düşmesi;
3. Oybirliğiyle, dört başvurucu bakımından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
4. Oybirliğiyle, olayı Sözleşmenin 13. maddesi bakımından incelemenin gerekli olmadığına;
5. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasının karara hazır olmaması nedeniyle saklı tutulmasına; buna göre:
(a) bu sorunun saklı tutulması;
(b) Hükümet ile başvurucular arasında varılabilecek bir dostane çözüm hakkında Mahkemeyi bilgilendirmeye Komisyonu davete;
(c) sonraki usul işlemler için Mahkeme Başkanına yetki verilmesine
karar vermiştir. (bk. no. 73)
Yargıç Pinheiro Farinhanın karşı oy görüşü karara eklenmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy