(AİHS m. 5, 27, 29)
Karar Tarihi: 04.12.1979
Başvuru no: 7710/76
DAVANIN ESASI (Özet)
I. Dava Konusu Olaylar
Bir İsviçre vatandaşı olan başvurucu, bir süre gizlendikten sonra, 5 Nisan 1976da polise teslim olmuştur. Başvurucu derhal Bölge Savcısının (District Attorney) önüne çıkarılmıştır. Savcı, avukatı olmaksızın başvurucuyu sorgulamış ve tutuklanmasına (detention on remand) karar vermiştir. Savcı başvurucunun bir çok defa hırsızlık suçu işlediğinden, işlemeye teşebbüs ettiğinden ve başvurucunun delilleri karartabileceğinden güçlü bir biçimde kuşkulanmıştır.(7)
Başvurucu, tutuklama kararına karşı Başsavcılığa itirazda bulunmuştur. Başsavcı (Public Prosecutor) 13 Nisan 1976da soruşturmanın henüz tamamlanmadığı ve başvurucunun İsviçrede sabit bir ikametgahı bulunmadığından kaçabileceği düşüncesiyle itirazı reddetmiştir.(8)
Başvurucu, Başsavcılığın kararını Federal Anayasanın 4. maddesine, Sözleşmenin 5(1)(c) bendine ve 3. fıkrasına aykırı olduğu iddiasıyla, Federal Mahkemeye kamu hukuku itirazında bulunmuştur. Başvurucu bu itirazında delilleri karartabileceği beyanının keyfi olduğunu belirtmiş ve Savcının Sözleşmenin 5(3). fıkrası anlamında hukuken yargılama yetkisine sahip bir görevli olmadığını ileri sürmüştür.(9)
Federal Mahkeme bu itiraz üzerine 14 Temmuz 1976 tarihinde verdiği kararda, başvurucunun salıverilmesi halinde delilleri karartabileceğine inanmak için yeterli sebepler bulunduğunu, olaydaki şartların başvurucunun hırsızlık suçunu işlemiş olabileceğine dair bir kuşku doğurduğunu belirterek, Sözleşmenin 5(1)(c) bendine aykırılık bulunmadığını kabul etmiştir. Federal Mahkeme Sözleşmenin 5(3). fıkrasıyla ilgili şikayet bakımından ise, bu hükmün hukukçular arasında farklı yorumlandığını kaydederek, bir faaliyetin yargısal olarak nitelendirilmesinde temel ölçünün, bu faaliyeti yürüten makamın diğer devlet görevlilerine ve taraflara karşı adalet dağıtım sürecinde bağımsızlığı olduğunu, ancak Sözleşmenin 5(3). fıkrasının kuvvetler ayrılığı anlamında bir yargıç veya yargısal bağımsızlık niteliği aramadığını; bu nedenle konumları gereği idari makam da olsalar yargısal fonksiyon icra eden, yani belirli bir kararı bağımsız bir biçimde verebilen organların, Sözleşmenin bu hükmündeki gerekleri karşılamış olacağını, çünkü önemli olanın Devletin organizasyonu içindeki konumun değil, ama icra edilen görevin belirleyici olduğunu; bu hükmün bir kimsenin aynı anda soruşturmayla ilgili görevleri ve ceza adaletinin diğer alanlarındaki görevleri yürütmesini engellemediğini belirtmiştir.(9)
Federal Mahkeme bu görüşünü, Sözleşmenin 5(3). fıkrasında, 4. fıkrada olduğu gibi mahkeme teriminin kullanılmamış olduğunu, ayrıca Sözleşmeyi yapanların 6(1). fıkrasında olduğu gibi sanığa bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkı vermek istemiş olsalardı bunu 5(3). fıkrasınada koymuş olacaklarını belirterek, güçlendirmek istemiştir.(9)
Federal Mahkeme, savcının, Başsavcılığın denetimi altında hem soruşturma makamı ve hem de tek yargıçlı veya Bölge Mahkemelerinde iddia makamı olduğunu belirtmiştir. Federal Mahkemeye göre savcı bu olayda, Ceza Usul Kanununun 31. maddesinde öngörüldüğü gibi sanığın lehine ve aleyhine olan delilleri toplamakla yükümlü bir soruşturma makamıdır. Savcı, soruşturma aşamasında yargısal fonksiyon yerine getirmekte olup, idari faaliyette bulunmamaktadır; savcıların doğrudan halk tarafından seçilmesi nedeniyle yasama organı kendilerinin bağımsız olmalarını sağlamıştır; savcıların soruşturma aşamasında, Başsavcılıktan genel faaliyetler sırasında veya soruşturmanın açılması, yürütülmesi ve kapatılması gibi özel konularda talimatlar alabilmeleri bir çelişki değildir; soruşturma sırasında denetim makamı olarak faaliyette bulunan Başsavcılık da yargısal fonksiyon yerine getirmektedir; sadece dava açıldıktan sonra Başsavcılık iddia makamı konumuna geçmekte ve taraf olmaktadır.(9)
20 Nisan 1976 tarihinde Zürich Üst Mahkemesi Ceza Dairesi başvurucunun tutukluluğunun 18 Mayısa kadar devamına karar vermiş, bu karara karşı başvurucunun itirazı 10 Mayısta reddedilmiştir. Başvurucunun tutukluluğu Ceza Usul Kanununun 51. maddesine göre uzatıldıktan sonra 12 Temmuz 1976da salıverilmiştir.(10)
Başvurucunun işlediği suçların ağırlığı dikkate alınarak Başsavcılık tarafından düzenlenen iddianameyle açılan davada Başsavcılık iddia makamını temsil etmiştir; soruşturma ise Bölge Savcılığı tarafından yürütülmüştür. Üst derece mahkemesi başvurucuya, bir çete üyesi olarak hırsızlık suçundan 17 ay hapis cezası vermiş ve bu cezayı dört yıl süreyle ertelemiştir.(11)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
Zürich Kantonu 11 bölgeye ayrılmış olup, her bölgede bir veya daha fazla Bölge Savcısının görev yaptığı Başsavcılıklar bulunmaktadır. Bölge savcıların durumu önce 1911 tarihli daha sonra bunun yerine geçen 1976 tarihli Mahkemelerin Kuruluşu Hakkında Yasayla, esas itibariyle aynı biçimde düzenlenmiştir.(12)
Yürürlükteki yasaya göre Bölge savcıları dört yıl için genel oyla halk tarafından seçilirler; genellikle hukukçular aday olmaktadır; gerektiği takdirde Kanton Hükümeti belirli bir süre için bir savcı atayabilir.(13)
Bölge savcıları Başsavcılıklara bağlıdır; Başsavcılar da Adalet Bakanlığına, dolayısıyla Hükümete bağlıdır. Bölge savcısı tek yargıçlı Bölge Ceza mahkemeleri önündeki küçük suçlar ve kabahatlerle ilgili davalarda savcılık görevini yürütürler; daha yüksek Kanton mahkemelerinde bu görev Başsavcılık tarafından yürütülür. Bölge savcısı, sanığın suçu kabul ettiği bir aya kadar hapis cezası veya para cezası olan suçlarda, ön ödeme cezası verebilir; ancak böyle bir bu durumda, kişilerin bu karara karşı Başsavcılığa itiraz hakları vardır.(14)
Suçun soruşturulması, iddia makamının görevidir. Soruşturma görevi, yasayla Başsavcılığa veya bir yargıca verilmediği durumlarda, savcılar tarafından yürütülür. Savcı, bir kimse hakkında sebeplerini göstereceği bir gözaltına almak müzekkeresi çıkarabilir. Gözaltına alınan bir kimse 24 saat içinde savcının önüne çıkarılır. İlk sorgu sırasında normal olarak avukat bulunmaz; şüpheli, kendisi hakkındaki kuşkunun sebeplerinden ve gözaltına alma kararına karşı itiraz hakkının bulunduğundan açık bir biçimde haberdar edilir; iç hukuka göre savcı bu sorgulama yetkisini kendisine bağlı başka görevlilere bırakamaz.(15)
Savcının verdiği tutuklama kararı (detention on remand) 14 günü aşamaz; bu süre Bölge Mahkemesi Başkanı veya suçun ağır cezalık olması halinde Üst Mahkeme Ceza Dairesi Başkanı tarafından uzatılabilir.(16)
Savcı, soruşturmanın açılması ve yürütülmesi bakımından Başsavcılığın denetimi altındadır. Başsavcı, savcıya talimatlar gönderme yetkisine sahiptir. Her önemli suç hakkında savcı, Başsavcıya haber vermekle yükümlüdür. Adalet Bakanlığı veya Zürich Kanton Hükümeti, Başsavcıdan ceza davalarının açılması ve yürütülmesi konusunda rapor isteyebilir ve Başsavcıya özel talimat veya emirler verebilir. Siyasal açıdan önem taşıyan her ceza davasının açılmasında, Başsavcı Hükümete bir rapor verir. Ayrıca Adalet Başmüfettişi (Chief Public Prosecutor), muhakemenin hızlandırılması amacıyla her yıl iki kez teftişte bulunur.(17)
Bölge savcıları son otuz yıldır, bir kimsenin tutuklanması konusunda Başsavcılardan emir veya talimat almamışlardır. Başsavcılığın yetkisine giren bir soruşturmanın savcı tarafından sona erdirilmesi halinde, savcı sanığın salıverilmesi gerektiğini düşünüyorsa, Başsavcılığa haber vermek durumundadır.(17)
Bir soruşturmada takipsizlik kararı verilmemesi halinde savcı veya Başsavcı, ceza davasında iddia makamı konumuna girer; iddianameyi hazırlarken sadece sanığın aleyhine olan delilleri değil, lehine olan delilleri de dikkate alır.(18)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu 15 Kasım 1976 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurarak, Sözleşmenin 5(3). fıkrasındaki derhal yargıç veya yargılama yetkisine sahip bir görevlinin önüne çıkarılma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon 12 Temmuz 1977de kabuledilebilirlik kararı vermiştir. Bu tarihten sonra başvurucu ayrıca Sözleşmenin 5(4). fıkrasının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon 9 Mart 1978 tarihli raporunda, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edildiği, başvurcu iç hukuk yollarını tüketmediği için 5(4). fıkra bakımından bir karar vermenin gerekli olmadığı görüşünü bildirmiştir.(19-21)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
I. Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, Bölge Savcısının hukuken yargılama yetkisine sahip bir görevli olmadığını iddia etmiştir. Komisyon ve Hükümet ise davayı Mahkemenin önüne getirirken, başvurucunun tutukluluğunun Sözleşmenin 5(3). fıkrasını ihlal edip etmediğine karar verilmesini istemişlerdir.(24)
Mahkemeye göre, bu davada Sözleşmenin 5(1)(c) bendi ile 2. fıkrası bakımından bir sorun yoktur. Üçüncü fıkrada üç tane hüküm vardır; birincisi derhal
önüne çıkarılma, ikincisi makul sürede yargılanma veya yargılama sürerken salıverilme, üçüncüsü hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlidir. Bu üçüncü hükmün üç unsuru vardır: hukuken yetkili olma, yargılama yetkisine sahip olma ve görevli olma. İkinci ve üçüncü unsurlar birlikte ele alınmalıdır.(25-26)
Sözleşmenin 5(3). fıkrası, gözaltına alınan bir kimseyi yargıç veya diğer bir görevlinin önüne çıkarma yükümlülüğü getirmekle, Sözleşmeci Devletlere bu iki kategori arasında seçme imkanı tanımıştır. Böyle bir seçme olanağı bulunması, bu kategorilerin özdeş olmadığını göstermektedir. Ne var ki Sözleşme, bu iki terime aynı h ükümde yer vermiş ve bu yetkililerin benzer fonksiyonları yerine getirdiklerini varsaymıştır; bu hüküm yargıç ile görevli arasında bir benzerlik kurmuştur; böyle olmasaydı diğer sözcüğünü açıklamak mümkün olmazdı.(27)
Fransızcadaki magistrat, İngilizcedeki officer sözcüğünün, yargıç teriminden daha fazla bir anlamı vardır. Yine yargısal yetki, hukuki uyuşmazlıkları çözmekle sınırlı değildir. Bir çok Sözleşmeci Devlette görevli (magistrats) ve hatta yargıçlar, örneğin savcılar ve soruşturma yargıçları gibi, uyuşmazlık çözmeden bu tür yetkiler kullanmaktadırlar. Bu nedenle 5(3). fıkrasının lâfzı analizi, yargıçları olduğu gibi savcılık makamı görevlilerini de içermektedir.(28)
Öte yandan Sözleşmenin 5(1)(c) bendindeki kanunen yetkili makam terimi, aynı maddenin 3. fıkrasındaki yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip bir görevli terimiyle anlamdaş olup, bunun kısaltılmış biçimdir. Sözleşmenin 5(4). fıkrasında ise mahkeme terimi kullanılmaktadır. Bir organın mahkeme sayılabilmesi için yürütmeye ve taraflara karşı bağımsız olması gerekir; ancak bu özellik üçüncü fıkradaki görevli için de geçerlidir; üçüncü fıkradaki yargılama yetkisi ise, dördüncü fıkradaki görevlerden farklı olarak, hukuki uyuşmazlıkları çözme biçimini almayabilir. Buna karşın, yargılama yetkisine sahip bir görevlinin bağımsız olmaması halinde, bu görevlinin yargısal yetki kullandığını söylemek mümkün değildir.(29)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 5. maddesi, kişilerin keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakılmamasını güvence altına alacak şekilde tasarlandığı için, 3. fıkradaki görevli, yargıç ile aynı şey değildir, fakat yine de yargıcın bazı özelliklerine sahip olmalı, yani gözaltına alınmış kişi için her biri bir güvence oluşturacak belirli şartları yerine getirmelidir. Bu şartlardan birincisi, yürütme organına ve taraflara karşı bağımsızlığıdır. Bu demek değildir ki, bu görevli bir ölçüde, kendileri de aynı şekilde bağımsızlığa sahip olan başka yargıçlara veya görevlilere tabi olamaz. Buna ek olarak, Sözleşmenin 5(3). fıkrası, hem usul ve hem de esasa ilişkin şartları içermektedir. Usul şartı görevliyi, önüne çıkarılan kimseyi bizzat dinleme yükümlülüğü altına sokar ...; esasa ilişkin şart ise görevliye, kişinin tutulmasıyla ilgili lehine ve aleyhine olan bütün olayları inceleyip, hukuki kriterlere dayanarak tutmayı haklı kılan sebeplerin bulunup bulunmadığına ve bu tür sebepler yoksa salıverilmesine karar verme yükümlülüğü yükler.(30-31)
Mahkeme bu olayda, savcının yukarıdaki şartlara uygun olup olmadığını incelemeden önce iki tespit yapmıştır. İlkin, savcının statüsü ve tutuklamaya ilişkin yetkileri 1911 tarihli Mahkemeler Teşkilatı Kanununda, 1919 tarihli Ceza Usul Kanununda ve Başsavcılık Genelgelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Özellikle Usul Kanununda, tutuklanma sebepleri ve usulü açıkça belirlenmiş olup, olayda savcının kararı bu Kanuna dayanmaktadır. İkinci olarak, başvurucu olayda Kanton hukukuna aykırılık bulunduğunu iddia etmemektedir; başvurucu savcının bağımsız hareket etmediğini veya Usul Kanununda öngörüldüğünün aksine davrandığını da iddia etmemektedir. Başvurucunun Sözleşmeye aykırılığını iddia ettiği konu, bizzat konuyla ilgili Zürich Kanton hukukudur. Bu bağlamda Mahkeme, daha önceki içtihatlarına dayanarak, söz konusu iç hukuk kurallarının soyut denetimini yapmak durumunda olmadığını, ancak bu kuralların uygulanma tarzını denetleyebileceğini belirtmiştir.(32)
Başvurucuya ve Komisyon azınlığına göre, olaydaki savcı iki nedenle bağımsızlık güvencelerine sahip değildir. İlkin, savcı belirli olaylarda iddia makamı olarak hareket etmektedir; ikincisi Başsavcılığa bağlıdır; bu makam aracılığıyla Adalet Bakanlığına ve Hükümet tabidir.(33)
Mahkemeye göre, birinci nokta bakımından savcı bu olayda başvurucu hakkında suç isnad edilip edilmemesi, tutuklanıp tutuklanmaması, ayrıca daha sonra başvurucunun lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanması konusunda münhasıran soruşturma makamı (investigating authority) sıfatıyla hareket etmiştir; iddia makamı zihniyetiyle davranmamıştır; başvurucu hakkında iddianame düzenlememiş, yargılama sırasında iddia makamını temsil etmemiştir. Bu nedenle savcı, soruşturma ve iddia fonksiyonlarını aynı anda yürütmemiştir.(34)
Bağımsızlık konusunda Hükümet, savcının başvurucuyu tutuklamaya tamamen bağımsız olarak karar verdiğini belirtmiş ve 30 yıldır tutuklama konusunda savcılara her hangi bir talimat verilmediğini vurgulamıştır. Savcılara Başsavcılık tarafından talimat verilse bile, bu olay pek nadiren gerçekleşmektedir.(35)
Mahkemeye göre olaydaki savcı, başvurucunun tutuklanması konusunda Başsavcılıktan, Adalet Bakanlığından veya Hükümetten her hangi bir talimat almamıştır. Zaten başvurucu da böyle bir iddiada bulunmamıştır. Savcı başvurucuyu dinlerken, Başsavcılığın yardımı veya gözetimi olmadan hareket etmiştir. Savcı kendisine yasayla verilen görevi yerine getirmiştir. Mahkeme bu şartlar altında savcının bağımsızlık konusunda yeterli güvenceye sahip olduğu sonucuna varmıştır.(36)
Usul güvenceleri bakımdan da başvurucu, polise teslim olduktan sonra Ceza Usul Kanununun 64. maddesine göre 24 saat içinde savcının önüne çıkarılmış ve bizzat savcı tarafından sorgulanmıştır. Savcı başvurucuya, hakkında duyduğu kuşkunun sebeplerini ve itiraz hakkı bulunduğunu anlatmıştır.(36)
Başvurucu, avukatının sorguya alınmadığından şikayet etmiştir. Ancak Mahkemeye göre Sözleşmenin 5(3). fıkrası, avukatın sorguda bulunmasını zorunlu kılmadığından, bu uygulama Sözleşmeyle bağdaşmaz değildir.(36)
Savcı sorgudan hemen sonra, Usul Kanununun 49. maddesindeki sebeplerden biri olan kişi hakkında suç işlediğinden kuşku duyma sebebine dayanarak, tutuklama kararı vermiştir. Mahkemeye göre bu sebep Sözleşmenin 5(1)(c) bendine uygundur. Ayrıca bu tutuklama kararı, hukuken öngörülmüş bir usule uygun olarak verilmiştir.(37)
Mahkeme olayda savcının bağımsızlık güvencesine sahip olduğu ve usul ile maddi güvenceleri taşıdığı gerekçesiyle, hukuken yargılama yetkisine sahip bir görevlinin önüne çıkarılma hakkı nın ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu, Komisyonun kabuledilebilirlik kararından sonra olayda bir de Sözleşmenin 5(4). fıkrasındaki tutulmanın hukukilik denetimi için mahkemeye başvurma hakkının ihlal edildiğini, çünkü savcının kararına karşı iç hukuka göre ilk on dört günlük süre içinde bir mahkemeye değil, ama sadece Başsavcılığa itirazda bulunma imkanı bulunduğunu iddia etmiştir.(39)
Komisyon raporunda, Sözleşmenin İsviçre iç hukukuna içselleştirilmiş olduğunu ve böylece Sözleşmenin Kanton hukukuna göre öncelik taşıdığını, bu nedenle başvurucunun bu konudaki itirazını önce Federal Mahkeme önünde ileri sürmüş olması gerektiğini, ancak böyle yapmadığı için bu konuda iç hukuk yollarını tüketmiş sayılamayacağını belirtmiştir. Buna rağmen Komisyon ve Hükümet davayı Mahkeme önüne getirirken, bu konuda da Sözleşmeye aykırılık bulunup bulunmadığının Mahkeme tarafından tespit edilmesini istemişlerdir. Ancak Mahkeme önündeki duruşmada, Komisyon temsilcisi ve Hükümet bu konudaki şikayetin iç hukuk yolları tüketilmediği için reddedilmesini istemişlerdir.(40)
Mahkemeye göre, Komisyonun bu konuda raporda yer alan görüşü, Sözleşmenin 29(1) veya 27(3). fıkralarına açıkça atıfta bulunulmamış olsa bile, kabuledilemezlik anlamına gelir. Ayrıca Mahkemeye göre başvurucunun bu konudaki iddiası bir hukuki mütalaanın veya argümanın sadece ilerletilmesi olmayıp, bu davanın kapsamı dışında kalan yeni bir şikayettir. Bu nedenle Mahkeme, bu konuda kendisinin inceleme yetkisi bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. İkiye karşı beş oyla, Sözleşmenin 5(3). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla ilgili şikayeti inceleme yetkisi bulunmadığına
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy