(AİHS m. 3, 6, 8, 12)
Karar Tarihi: 06.05.1981
Başvuru no: 7759/77
DAVANIN ESASI (Özet)
Dava Konusu Olaylar
1918 doğumlu olan başvurucu, 1949 yılından bu yana bir kuru temizleme şirketinde 1963 yılına kadar sürücü olarak, daha sonra da bölüm şefi olarak çalışmıştır. 28 Haziran 1974te başvurucuya yapılan ihbarla, şirketteki yeniden yapılanma tedbirleri gereği 31 Aralıktan itibaren işten çıkarıldığı bildirilmiştir.(12)
Başvurucu, bu ihbarın hukuka uygun olmadığı iddiasıyla açtığı davanın ulusal mahkemeler tarafından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği "makul sürede" görülmediği şikayetiyle, Strasbourg organlarına başvurmuştur.(12)
Başvurucu 10 Temmuz 1974 tarihinde Hamburg İş Mahkemesine, işe son vermenin sosyal bakımından haksız olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Bu mahkeme 8 Ocak 1975 tarihinde verdiği kararla, başvurucunun taleplerini kabul etmiş, karar 25 Şubat 1975te taraflara tebliğ edilmiştir.(13-17)
13 Mart 1975 tarihinde davalı şirket, İş Mahkemesinin kararına karşı, Hamburg Üst Mahkemesine başvurmuştur. Üst Mahkeme 3 Şubat 1978 tarihinde verdiği kararla, davalının başvurusunu kabul etmiş ve başvurucunun aleyhine karar vermiştir. Bu karar 5 Nisan 1978de taraflara tebliğ edilmiştir.(18-33)
Başvurucu, Federal İş Mahkemesinde kararı temyiz edebilmek için adli yardım almak amacıyla, 13 Nisan 1978de bu mahkemeye başvurmuş, talebi 12 Eylül 1978de kabul etmiştir. Başvurucu 20 Eylül 1978de temyiz süresi dolmuş olmasına rağmen bu mahkemeden temyiz izni istemiş, 10 Ekim 1978de bu izin vermiştir. Daha önce 22 Eylül 1978de verilen temyiz dilekçesi davalıya iletilmiştir. Federal Mahkeme 26 Nisan 1979da, başvurucunun iş akdinin 31 Aralık 1974te sona erdiği sonucuna varmış ve davalının başvurucuya daha önce İş Mahkemesi tarafından hükmedilen 5 bin 700 Mark yanında 24 bin Mark daha ödenmesini önermiş, ancak bu öneri davalı tarafından kabul edilmemiştir. Davalının bu karara yaptığı itiraz, aynı tarihli kararla reddedilmiştir.(34-35)
10 Mayıs1979 tarihinde başvurucu, Federal Mahkemenin kararına karşı Anayasa Mahkemesine başvurmuş, başka şeylerle birlikte iş mahkemeleri önünde görülen davanın uzun sürmesinden şikayet etmiştir. Anayasa Mahkemesi 19 Temmuz 1979da, anayasa başvurusunu kabuledilemez bularak reddetmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, başvurucu temel haklardan birinin ihlal edilme ihtimalini yeterli açıklıkta göstermemiştir; davanın uzun sürmüş olması, davanın sonucunun temel haklardan birine aykırı olduğu tespitine varmayı gerektirmez.(36-37)
Başvurucu, işine son verildiği tarihten sonra bir yıl boyunca işsizlik yardımı almış, bu tarihten sonra eşinin geliri nedeniyle yardım ödenmemiştir. Başvurucu 1 Ağustos 1978ten itibaren emeklilik aylığı almaktadır. Hükümete göre, Hamburg İş Müdürlüğü başvurucuya iş bulmak için 1974ten bu yana çaba göstermiştir.(38)
Almanyadaki ekonomik durgunluk nedeniyle iş mahkemelerinin iş yükü 1974 ile 1976 yılları arasında önemli ölçüde artmıştır. Mahkemenin talebi üzerine verilen istatistiksel bilgiye göre, iş mahkemelerinin kararlarına karşı Üst Mahkemeye başvuru sayısı bir önceki yıla göre 1974te yüzde 23.1, 1975te yüzde 20.8, 1976da yüzde 9.7 oranında artmıştır. Bu durumla baş edebilmek için yetkili makamlar, adli kadroları 1974te yüzde 9.6, 1975te yüzde 12.5, 1976da yüzde 11.1 oranında arttırmışlardır. Görülen dava sayısı 1974te yüzde 17.3, 1975te yüzde 27.5, 1976da yüzde 13.4 daha fazladır.(39)
Hamburg Üst Mahkemesinde ise, 1974te 689, 1975te 758, 1976da 798 ve 1977de 788 başvuru kaydı yapılmış; 1974te 716, 1975te 700, 1976da 798, 1977de 788 başvuru hakkında karar verilmiştir. Davaların görülme süresi bakımından Hamburg Üst Mahkemesi, iş davalarında diğer Eyaletlerin Üst Mahkemelerine göre daha iyi durumdadır.(39)
İş mahkemelerinin 1970lerdeki bu iş yükü artışı ile karşılaşan Hükümet, 1978de, davaları hızlandırmayı amaçlayan bir tasarıyı yasama organı önüne getirmiştir. Kabul edilen yasa 1 Temmuz 1979da yürürlüğe girmiştir.(40)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (Özet)
Başvurucu, Komisyona yaptığı 18 Aralık 1976 tarihli başvuruda, davanın uzunluğundan şikayet etmiş, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Yargılama sırasında ayrıca, Sözleşmenin 3 ve 12. maddelerini de ileri sürmüştür.(41)
Komisyon, 7 Aralık 1977de başvurunun kabuledilebilirliğine karar vermiştir. Komisyon 14 Mayıs 1980 tarihli raporunda Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği, diğer maddeler bakımından da bir sorun bulunmadığı görüşünü bildirmiştir.(42)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (Özet)
1. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
Komisyon, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varırken, Hükümet bu görüşe katılmamıştır.(45)
Başvurucunun ileri sürdüğü hakkın "kişisel bir hak" olup olmadığı tartışılmamış, Mahkeme de bu hakkı kişisel bir hak olarak kabul etmiştir. Bu nedenle, çözülmesi gereken tek sorun, makul sürenin aşılıp aşılmadığıdır.(46)
Mahkeme ilk önce dikkate alınacak süreyi belirlemiştir. Başvurucunun üç düzeydeki Alman mahkemeleri önündeki davası 10 Temmuz 1974te başlamış ve Federal Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Komisyon, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılama süresinin konuyla ilgili olmadığını, çünkü anayasa başvurusunun kabuledilemez olduğuna Anayasa Mahkemesinin üç yargıçlı kurulu tarafından karar verildiği başvurularda Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanmadığını belirtmiş, ayrıca bir Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanan hakların niteliğinin, 6(1). fıkranın uygulanmasına müsait olmadığı sonucuna varmıştır.(47)
Mahkemeye göre, şikayete konu olan olayda karar verirken, Anayasa Mahkemesinden, iş mahkemelerinden olduğu gibi, başvurucu ile işvereni arasında bir "uyuşmazlık" hakkında karar vermesinin istenmediğine işaret edilmesi yeterlidir; Anayasa Mahkemesinin kararı davacının davalıdan talep ettiği hak ile ilgili değildir (bk. yukarıda parag. 13, 15 ve 36). Federal İş Mahkemesinden sonraki yargılama, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının dışında kalmaktadır. Bu nedenle, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından incelenecek olan süre, İş Mahkemesinde davanın açıldığı 10 Temmuz 1974ten Federal İş Mahkemesinin karar verdiği 26 Nisan 1979 tarihe kadar uzanmaktadır.(48)
Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kapsamına giren bir davanın uzunluğunun makullüğü, her olayın özel şartları içinde değerlendirilmelidir. Mahkeme cezai konularda, başka şeylerle birlikte, olayın karmaşıklığına, hem başvurucunun ve hem de yetkili makamların tutumuna bakmıştır (bk. 27.06.1968 tarihli Neumeister kararı, parag. 42-43 ve 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 110). Mahkeme, kişisel haklarla bağlantılı olarak İdare Mahkemeleri önünde görülen davalarda aynı kriterlerin yanında, davalının davranışları ile uyuşmazlıkta davacı için tehlikede olan şeyin ne olduğunu da dikkate almıştır (bk. 28.07.1978 tarihli König kararı, parag. 99, 102-105 ve 107-111). Mahkeme bu davada da aynı yaklaşımı benimsemesi gerektiğini kabul etmiştir. Mahkeme, sadece Devlete atfedilebilecek gecikmelerin "makul süre"nin gereklerine aykırılık sonucuna varılmasını haklı gösterebileceğini eklemiştir.(49)
Avrupa Konseyine üye bir çok Devlette olduğu gibi, Almanyada da ceza veya İdare Mahkemeleri bir davada soruşturmadan ve yargılamanın yürütülmesinden sorumludur (bk. yukarıda belirtilen Neumeister kararı, parag. 21, ve König kararı, parag. 102-105, 107 ve 109). Buna karşılık, Almanyada bütün hukuk mahkemelerinde olduğu gibi, iş mahkemelerindeki davalarda, uyuşmazlığın taraflarca yürütülmesi ilkesi hakimdir. Ayrıca Alman mevzuatı iş davalarında dostane çözümü teşvik etmektedir (İş Mahkemeleri Kanunu md. 54, 57, 64 ve 72). Mahkeme bu farklılıkları küçümsemeden, bunların yargısal makamları bir davayı Sözleşmenin 6. maddesinin gerektirdiği süratte görülmesini sağlamaktan kurtarmadığını kabul etmektedir. Dahası, İş Mahkemeleri Kanununun 9. maddesine göre, her düzeydeki Alman iş mahkemeleri, davayı süratle görmek zorunda dırlar.(50)
Hükümet, ekonomik durgunluğun sonucu olarak iş davalarında önemli bir artış olduğuna ve bunun da Hamburg hukuk mahkemelerinin olduğu gibi, iş mahkemelerinin işlerini anormal ölçüde arttırdığına dikkat çekmiştir. Mahkeme Sözleşmenin, Sözleşmeci Devletlere hukuk sistemlerini mahkemelerinin, "makul süre"de yargılama da dahil, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygun davranmalarına imkan verecek şekilde düzenleme görevi yüklediğine işaret etmektedir. Bununla beraber, iş yükünün geçici bir süre için artış göstermesi, bu tür istisnai durumları karşılayacak hızlı ve makul tedbirler alınması halinde, Sözleşmeci Devletlerin sorumluluğunu doğurmaz.(51)
Federal İş Mahkemesinin nihai kararını verinceye kadar geçen 4 yıl dört aydan fazla süre, Mahkemeye göre uzun görünmektedir. Ayrıca uyuşmazlıkta tehlikede olan şey, başvurucu için büyük öneme sahiptir: uyuşmazlığın konusu ya işe edilme ya da iş akdinin sona erdiğinin kabul edilmesi halinde kendisine tazminat ödenmesidir. Bu nedenle Mahkeme, yukarıda belirtilen kriterlere ve faktörlere dayanarak, her üç mahkeme önündeki yargılama sırasıyla incelemiştir.(52)
Mahkeme, Hamburg İş Mahkemesi önündeki yargılamanın, ortalama dava süresi olan 3.5 ayın üzerinde, 8 aydan biraz daha kısa bir zaman sürmesini, aşırı bir gecikme olarak görmemiştir.(53)
Hamburg Üst İş Mahkemesi önündeki yargılama 2 yıl on ay yirmi bir gün sürmüştür; bu süre, 1975 ile 1978 yılları arasında kaydedilen davaların ortalama görülme süresinin çok üstündedir. Hükümetin isabetle belirttiği gibi, başvurucunun avukatının daha sonra verdiği dilekçesinde, başvurucu tarafından davalı şirket yöneticileri hakkında suçlamalara yer verilmesi, başvurucunun kendisine gönderilen işine son verme ihbarlarını aldığını inkar ettikten sonra, bunun doğru olmadığını itiraf etmesi, davayı karmaşık hale getirmiştir. Ancak Mahkemeye göre davanın karmaşıklığı, kendi başına bu kadar uzun bir üst yargılama süresini haklı kılmaz.(54-55)
Mahkemeye göre ayrıca, başvurucunun avukatının iki kez duruşmanın ileri tarihe ertelenmesi talebi yargılamanın bir ay, başvurucunun işe son verme ihbarlarının kendisine gönderilmediğini iddia etmesi ise sekiz ay gecikmesine sebep olmuştur.(56)
Davalı şirketin ise, duruşmanın ileri tarihe ertelenmesi talepleri Mahkemeye göre önemli değildir; davalının tanık dinletme talebinden doğan gecikmenin sebebi ise, işe son verme tebligatının yapılmadığını iddia eden başvurucunun iddiası olup, davalı meşru savunma hakkını kullanarak bunun aksini tanıkla kanıtlamak istemiştir.(57)
Başvurucu, gereksiz yere bir çok duruşma yapılmasından, duruşmalar arasında uzun aralıklar bulunmasından, mahkemede yeterli görevli bulunmamasından ve bilirkişi atamasındaki gecikmeden şikayet etmiştir.(58)
Mahkemeye göre, bu tür davaların bir celsede görülmesini gerektiren Alman yasa hükmüne ve 1975 ile 1976 yılları arasında bu tür davaların ortalama üç duruşmanın üstüne nadiren çıktığını gösteren istatistiklere rağmen, bu davada altı duruşma yapılması, ilk bakışta şaşırtıcı görünmektedir. Ancak bu davanın ilerlemiş bir aşaması olan üçüncü duruşmada başvurucunun işe son vermeyle ilgili iki tebligatı aldığını inkar etmesi, mahkemeyi tanık dinlemeye zorlamıştır; bu talebi yerine getirmemek, davalının savunma hakkına zarar verme tehlikesi doğurmuştur. Mahkemeye göre, Üst Mahkemenin yargılamanın başlangıcında bilirkişi incelemesi istememiş olması da eleştirilemez. Bu mahkemenin başvurucunun şirket yöneticilerine karşı ciddi suçlamalarına rağmen, dostane çözümü sağlamayı düşünmesi anlaşılabilir bir durumdur; bu sorunu ele alma ihtiyacı, davayı dostane çözümle sonuçlandırma imkanı bulunmamasının ortaya çıkmasıyla doğmuştur. Bilirkişiden rapor istenmesindeki gecikmenin sebebi de ortaya çıkmaktadır; çünkü tanıkların ifadelerinin alınmasını beklemek gerekmiştir.(59)
Mahkeme, duruşmalar arasında uzun aralıklar bulunmasına da büyük önem vermiştir. İlk duruşmadan sonra verilen beş aylık aralıkta, Üst Mahkeme dostane çözüme ulaşılabilmesi için dosyayı çalışmış ve getirdiği öneri başvurucu tarafından gerçekçi ve olumlu bulunmuştur. Dava, yargıcın emekliye ayrılmasından sonra yeni yargıcın dosyayı çalışmak için verdiği uzun ara da, Mahkemeye göre normaldir. Karar verildikten sonra kararın tebliği için geçen iki aylık süreyi ise anlamak zordur.(60)
Hükümet, mahkemelerin iş yükünün artmasını, davanın uzunluğuna mazeret olarak göstermiştir. Mahkeme, adli kadrolardaki artış nedeniyle Hamburg İş Mahkemesinin daha fazla başvuruyu görmesini dikkate almıştır. Mahkemeye göre Hükümet, iş yükünü hafifletmek için tedbirler almıştır. Mahkemeye göre Federal İş Mahkemesi önündeki yargılama bir yıl on üç gün sürmüş olup, Mahkemeye göre bu aşamada da kusurlu bir gecikme bulunmamaktadır.(61)
2. Sözleşmenin 8, 3 ve 12. maddelerinin ihlali iddiası
Mahkemeye göre davanın uzun sürmesinin, Sözleşmedeki diğer bazı haklar üzerinde sonuç doğurması mümkün olsa bile (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte "Belçika Eğitim Dili davası kararı, parag. 7), bu davada 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine karar verildiğini hatırlatır. Bundan başka Mahkeme, Sözleşmenin 8, 3 veya 12. maddeleri bakımından bir sorun doğmadığı sonucuna varmıştır.(65)
Bu Gerekçelerle Mahkeme Oybirliğiyle,
Sözleşmenin 6(1). fıkrası ile 3, 8 ve 12. maddelerinin ihlal edilmediğine,
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy