(AİHS m. 4, 5, 50)
Başvuru no: 7906/77
Başvurucu 1940 doğumlu bir Belçika vatandaşı olup, belirli bir meslek sahibi değildir.
I. Dava Konusu Olaylar
29 Temmuz 1970 tarihinde Ceza Mahkemesi başvurucuyu, maymuncuk anahtarla hırsızlık ve hırsızlığa teşebbüs suçlarından iki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Ceza Mahkemesi ayrıca, 1964 tarihli "Sosyal Koruma" Kanununun 23. maddesi gereğince, başvurucunun on yıl süreyle "kamu gözetiminde kalmasına" (placed at the Governments disposal) karar vermiştir. Ceza Mahkemesi 1968 yılında, Brüksel Ceza Mahkemesi tarafından ağır hırsızlık suçundan iki yıl hapis cezasına mahkum olan ve suç işleme eğilimi süreklilik taşıyan başvurucunun, Ceza Kanununun 56. maddesi anlamında suça bir itiyadlı kişi (recidivist) olduğunu belirtmiştir.(9/1)
Başvurucu ve savcı bu karara karşı Üst Mahkemeye başvurmuşlar, Üst Mahkeme 20 Ekim 1970 tarihinde Ceza Mahkemesinin kararını onaylamıştır. Üst Mahkeme, başvurucunun cezasını tamamladıktan sonra salıverilmesi halinde topluma ve kendine karşı göstereceği tehlike nedeniyle kamu gözetiminde kalmasının yerinde olduğu sonucuna varmıştır. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Temyiz Mahkemesi 19 Ocak 1971de reddetmiştir.(9/2)
Başvurucu hapis cezasını 18 Haziran 1972de tamamlamış ve tahliye olmuştur. Psikoloji alanında uzman bir sağlık personeline göre başvurucu, özeleştiride bulunmayan ve sorumluluk sahibi olmayan bir kişidir. Bununla birlikte, cezaevi yönetiminin tavsiyesini alan Adalet Bakanlığı, "salıverilen hükümlülerin mümkün olduğu kadar rehabilitasyonunu sağlama programı" çerçevesinde toplumla yeniden bütünleştirmek amacıyla, başvurucuya 1 Ağustos 1972den itibaren yarı-gözetim tedbiri (semi-custody) uygulamıştır; bu programa göre başvurucu Brükselde merkezi ısıtma tesisatı kuran bir şirkette çalışacak ve Cuma ve Cumartesi günleri uzman bir kurumda yoğun bir eğitime tabi tutulacaktır.(10)
Başvurucu 8 Ağustos 1972de ortadan kaybolmuştur. Üç gün sonra, savcılığın talimatı üzerine başvurucunun adı arananlar listesine konmuş ve başvurucu ağır hırsızlığa teşebbüs suçu nedeniyle soruşturma yargıcı tarafından verilen tutuklama müzekkeresi gereğince 3 Ekim 1972de tutuklanmıştır. 17 Kasımda 1972de Ceza Mahkemesi başvurucuyu suçlu bulmamış, ancak Adalet Bakanlığı 27 Kasımda, kamu gözetiminde kalan suça itiyadlılar (recidivist) için cezaevinde ayrılmış bölüme gönderilmesine karar vermiştir. Bu karar, başvurucunun kendisine tanınan fırsatı istismar ettiği ve tamamıyla güvenilmez biri olduğu ve bir süre daha tutulması gerektiğini belirten Adalet Bakanlığının ilgili müdürlüğünün, 27 Kasım tarihli görüşüne dayanmıştır.(11/1)
Başvurucu, 13 Haziran 1973te Suça İtiyadlılarla ilgili Kurulun önüne çıkmıştır. Söz konusu şirket kendisini stajyer ısıtma teknisyeni olarak işe alacağı için, bu Kurulun olumlu görüş bildirmesi üzerine, Adalet Bakanlığı 22 Haziranda, başvurucunun 25 Temmuzdan itibaren salıverilmesine karar vermiştir.(11/2)
Başvurucu Eylül 1973te yine ortadan kaybolmuş; 6 Kasımda hırsızlık suçundan önüne çıkarıldığı Ceza Mahkemesi tarafından 16 Ocak 1974te üç hapis cezasına mahkum edilmiş; 4 Şubat 1974te cezası sona erince, Adalet Bakanlığı kendisini toplumla bütünleştirme programına almış, ancak Mart sonunda izini kaybettirmiştir. Başvurucu 21 Mayıs 1974te tutuklanmış ve Ceza Mahkemesinin 9 Ağustos 1974 tarihli kararı uyarınca, 16 Ocak 1975 tarihine kadar yine hırsızlık suçundan hapis cezası yatmıştır. Bunun üzerine, Adalet Bakanlığının 11 Ocak 1975 tarihli tutma kararı (detention order) gereğince yeniden cezaevinin suça itiyadlılar bölümünde tutulmaya devam etmiştir. Başvurucu, Suça İtiyadlılarla ilgili Kurulun 9 Temmuz 1975 tarihli tavsiyesi üzerine, Adalet Bakanlığı tarafından 11 Temmuz 1975te her ay yenilenecek olan izinle, Fransada rehabilitasyon görmesi amacıyla salıverilmiştir.(12)
Başvurucu, Hükümlülere Yardım komitesi üyesi bir kişinin refakatinde Fransaya gitmiş, ancak rehabilitasyon planı işlemeyince Belçikaya dönmüştür. Çeşitli yurtlarda kaldıktan sonra, Brükselde yalnız, işsiz ve geçim kaynağı olmadan yaşamaya başlamıştır. Başvurucunun suça itiyad riski bulunduğu gerekçesiyle, 10 Eylül 1975te Bakanlığın ilgili müdürlüğünün tavsiyesi üzerine Bakanlık, başvurucunun cezaevinin suça itiyadlılar bölümünde tutulmasına ertesi gün karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu üçüncü kez ortadan kaybolmuş, yetkili makamlar kendisini arananlar listesine koymuştur. Başvurucu, Hollandanın çeşitli yerlerinde yaşayıp parasal darlık içine düştükten sonra 21 Ocak 1976da Brükselde teslim olmuş, daha sonra cezaevinin söz konusu birimine konmuştur. 2 Şubatta, kendisine önerilen işi yapmayınca, suça itiyadlılar bölümünden alınıp odaların bulunduğu koğuşa konmuştur.(13/1)
Talebi üzerine başvurucu, 2 Mart 1976da Suça İtiyadlılar Kurulunun önüne çıkarılmış, bu Kurul başvurucunun durumunu Eylül ayında yeniden incelemeye karar vermiştir. Bu Kurul 8 Eylülde yaptığı incelemede, başvurucunun cezaevinde hiç birikim yapmadığını, dışarıda da iş bulma imkanı bulunmadığını belirtmiş ve cezaevinde çalışarak 12 bin Belçika Frangı biriktirinceye kadar, salıverilmemesi gerektiği görüşünü bildirmiştir.(13/2)
Başvurucu 12 Mayıs 1976da, 1964 tarihli Kanununun 26. maddesine dayanarak, kamu gözetiminde kalma tedbirinin kaldırılması için savcılığa başvurmuştur. Üst Mahkeme 13 Aralıkta başvuruyu reddetmiştir. Bu mahkeme, başvurucunun Sözleşmenin 4 ve 5. maddelerine dayanan talebini reddederken, kendisinin salıverildikten sonra her seferinde yeniden suç işlediğini ve anti sosyal bir kişi olduğunu belirtmiştir. Bu kararın temyizi de, Temyiz Mahkemesi tarafından 15 Şubat 1977de kabuledilemez bulunmuştur; bu mahkeme, kamu gözetimine alma tedbirinin 19 Ocak 1971de kesinleştiğini belirtmiştir.(14)
Başvurucu 13 Mart 1977de, keyfi tutma veya görevi kötüye kullanma nedeniyle savcılığa şikayette bulunmuştur. Başvurucu 28 Şubattan bu yana hesabındaki paranın 12 bin Frangı aştığını belirtmiş; ayrıca 1964 tarihli Kanunda bulunmayan Suça İtiyadlılarla ilgili Kurulun "hukuka aykırı" olduğunu iddia etmiş ve hakkındaki hapis cezasını "zorla çalıştırmaya" dönüştüren Adalet Bakanı suçlamıştır. 19 Ağustos 1977de şikayet hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.(15)
Başvurucu 4 Mayıs 1977de Kurul önüne çıkarıldıktan sonra, Bakanlık tarafından 1 Haziran 1977den itibaren geceleri cezaevine dönme koşuluyla izinli olarak salıverilmiş, ancak başvurucu ortadan kaybolmuş, yakalandığında cezaevinin suça itiyadlılar bölümünde tutulmak üzere adı yeniden arananlar listesine girmiştir.(16)
Başvurucu 22 Eylül 1977de eşya çalarken yakalanmış ve gözaltına alınmış, 9 Aralıkta üç ay hapis cezasına mahkum olmuş, cezasını çektikten sonra 21 Aralıkta yine cezaevinin suça itiyadlılar bölümüne konmuştur. Adalet Bakanlığı 19 Aralıkta, başvurucunun tutulmaya devam etmesi için yeni bir karara gerek olmadığını, çünkü 8 Haziran 1977 tarihli tutma kararından kaçtığını belirtmiştir.(17/1)
13 Eylül 1978de Kurul, başvurucunun sistematik olarak çalışmayı reddetmesini ve sadece 2 bin 437 Frank biriktirmiş olmasını göz önünde tutarak, 12 bin Frank biriktirinceye kadar yenilenebilir izinli olarak salıverilmemesi gerektiği görüşünü bildirmiş, Bakanlık 3 Ekimde bu yönde karar vermiştir; Bakanlık başvurucunun salıverilmesini bir dizi koşula bağlamış, ancak başvurucu bu koşulları yerine getirmediği için salıverilmemiştir. Başvurucu 14 Mart 1979da bir kez daha Kurul önüne çıkarılmış, ancak Kurul 13 Eylül 1978 tarihli kararını teyid etmiştir.(17/2)
Başvurucu 16 Eylül 1979da, 1964 tarihli Kanunun 26. maddesine dayanarak savcılığa bir başvuruda daha bulunmuştur. Bu başvuru 18 Mart 1980 tarihinde incelemeye alınmıştır. Yetkili mahkeme, Bakanlığın muhalif görüşünü aldıktan sonra, başvurucunun 1976daki gibi Sözleşmeye dayanan iddialarını reddetmekle birlikte, başka nedenlerle kamu gözetiminden çıkarılmasına karar vermiştir. Başvurucu aynı gün salıverilmiş, ancak kısa bir süre sonra işlediği hırsızlık suçlarından dolayı Ceza Mahkemesinin 10 Eylül 1980 ve 3 Haziran 1981 tarihli mahkumiyet kararları uyarınca bir ay ve bir yıl hapis cezalarına mahkum olmuştur. Başvurucuya bu kez Sosyal Koruma Kanunu uygulanmamıştır.(18)
II. Konuyla İlgili İç Hukuk
A. Suça itiyadlıları (recidivists) ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirenleri (habitual offenders) kamu gözetimine alma (placing ones at the Governments disposal)
Suça itiyadı ve suç işlemeyi alışkanlık haline getiren kişilerin kamu gözetimine alınması tedbiri, önce 1867 tarihli Ceza Kanununda öngörülmüş; bunun yerini 1930 tarihli "Sosyal Koruma" Kanununun 24 ve 28. maddeleri almış; daha sonra 1964 tarihli Zihinsel Özürlülerin ve Suçu Alışkanlık Haline Getirenlerin Sosyal Korunması Hakkında Kanunun 22-26. maddelerinde yer almıştır.(19/1)
Belçika hukukunda kamu gözetimine alınma, bir güvenlik tedbiri değil, ceza sayılmaktadır. 1964 tarihli Kanunun 22 ve 23. maddelerine göre kamu gözetimine alma, hükmedilen hürriyeti bağlayıcı cezaya eklenir ve hapis cezasının sona ermesinden sonra işler hale gelir; duruma göre 20 yıl, 10 yıl veya 5 yıldan 10 yıla kadar uygulanır.(19/2)
İkinci kez cürüm (indictable offence) işleyen bir kimse, kamu gözetimine alınmak zorundadır (md. 22); başvurucununki gibi diğer hallerde ise, mahkemenin takdirindedir (md. 23). Bu madde, cürüm veya kabahatten (delit) sonra kabahat işleyen, kabahatten sonra cürüm işleyen ve "son on beş yılda en az altı ay hapis cezasını gerektiren kabahat niteliğindeki suçlardan biriyle üç kez mahkum olup, sürekli suça eğilim gösteren kişilere" uygulanır. Bu gibi hallerde "ilgili kişinin suça itiyadlı olduğu yargılama dosyasında" yer alır; ilgili mahkeme "bu cezayı verirken "özel ve açık" bir gerekçe gösterir.(19/3)
Suça itiyadlı bir kimsenin başka bir temel hapis cezasına mahkum olması, kendisi hakkında daha önce verilmiş olan kamu gözetimine alma kararının hapis cezasının sonuna kadar askıya alınması sonucunu doğurur. Bu davada 16 Ocak 1974, 9 Ağustos 1974 ve 9 Aralık 1977 tarihli hükümler (bk. yukarıda parag 12 ve 17), işte bu sonucu doğurmuştur. Yeni hapis cezasıyla birlikte, kişiyi kamu gözetimine alma cezası da verilebilir; bu durumda yeni kamu gözetimi cezası ilk kamu gözetimi cezasının bitmesinden sonra çekilir; ancak başvurucuya 1974, 1977, 1980 ve 1981 tarihlerinde yeni kamu gözetimine alma cezaları verilmemiştir (bk. yukarıda parag. 12, 17 ve 18).(20)
Temyiz Mahkemesine göre, kamu gözetimine alma cezası aleyhine Üst Mahkemeye başvurulabilir ve ceza temyiz edilebilir; bu ceza, temel cezayla "ayrılmaz bir bütün" oluşturur; kamu gözetimi cezası, hapis cezası gibi özgürlükten yoksun bırakan bir cezadır. 1964 tarihli Kanunun 25. maddesine göre "kamu gözetimine alınmış suça itiyadlı ve suç işlemeyi alışkanlık haline getiren kişiler gerektiği takdirde kraliyet kararnamesiyle gösterilen yerlerde tutulabilirler". Bu olayda başvurucu, akıl hastası olmayan erkekler için ayrılmış Merksplasta tutulmuştur.(21/1)
"Gerektiği takdirde" deyiminin de işaret ettiği gibi Kanun, Hükümete, yani burada Adalet Bakanlığına, bu cezanın nasıl uygulanacağı konusunda geniş bir takdir yetkisi bırakmıştır; bu tedbirler tutma (detention), yarı-gözetim tedbiri (semi-custodial care), nezaret altında serbestlik (liberty under supervision) veya denetimli serbestlik (probation) olabilir. Bakanlık, temel hapis cezası sona erdiğinde kişiyi şartla salıverebileceği (conditionally release) gibi, ki şarta uyulmadığında kişi tutulur (detention), tutma sırasında da salıverebilir; Bakanlık şartla salıvermeyi daha sonra kaldırabilir de.(21/2)
Adalet Bakanlığı, kısmen Kraliyet Kararnamelerinde gösterilen çeşitli kararlar alır. Şartla salıverme kararı genellikle şu hallerde verilir:
- temel ceza çekildikten sonra, "psikoloji alanında uzman bir sağlık personelinin" ve hükümlünün tutulduğu kurumun yöneticisi tarafından verilen rapor üzerine (bk. yukarıda parag. 10);
- tutma döneminde, Suça İtiyadlılarla ilgili Kurulun tavsiyesi üzerine (bk. yukarıda parag. 11, 12 ve 16, aşağıda parag. 22).
Şartla salıvermeyi kaldıran bir karar (bk. yukarıda parag. 11, 12, 13 ve 17), genellikle, ilgili kişiye rehberlikten sorumlu görevlinin raporu veya savcının tavsiyesi üzerine Bakanlık tarafından verilir. Bu raporlar ve tavsiyeler, kişinin öngörülen şartlara uyma tarzı, geçim araçları, çalışması, suça itiyad davranışı ve riski konusunda bilgiler kapsar. Eğer kişi başka bir hapis cezasını çekmekteyse, kaldırma kararı kural olarak "psikoloji alanında uzman sağlık görevlisinin" raporlarına dayanır; bu raporlar hapis cezası verilen suçların niteliği, suçlunun sabıka kaydı, kişiliği, ahlaki karakteri, ailevi ve mesleki durumu ile istikbali konusunda bilgiler içerir.(21/2)
Suça İtiyadlılarla ilgili Kurul, bir faal yargıç veya emekli yargıcın başkanlığında, Cezaevi Psikoloji Servisi sağlık müdürü ve bir Cezaevi Sosyal Hizmet görevlisinden oluşur. Kurulun toplantılarına, Adalet Bakanlığından bir temsilci katılır; gözetim altına alınmış veya alınacak olan tutulan kişilerin durumlarının görüşüleceği Kurul toplantılarına Cezaevi Yardım Komitelerinden veya Sosyal Rehabilitasyon Müdürlüğünden bir temsilci davet edilebilir; bu kişinin toplantıda konuşma ve oy hakkı vardır. Kurul başkanın çağrısı üzerine her iki ayda en az bir defa toplanır. Kurul, Adalet Bakanlığına "tutulmakta olan suça itiyadlı kişilerin salıverilmeleri... ve salıverilmeleri halinde tabi tutulacakları koşullar hakkında tavsiye" görüşü vermekle yükümlüdür; bu görüş bağlayıcı değildir.(22/1,2)
Suçlular, temel hapis cezalarının bitiminden itibaren başlamış olan tutmanın ilk altı ayı sona ermeden önce yapılan toplantıda veya Bakanlık şartla tahliye kararını kaldırmış ise tutulmayla geri döndüklerinde yapılacak ilk toplantıda, Kurulun önüne çıkmak için başvurabilirler (bk. yukarıda parag. 13). Eğer Kurul bir sonraki dinlemeyi altı ay sonra olarak belirlemiş ise, tutulmalarının sona ermesinden önce ilk altı ay içinde bir kez daha dinlenirler (bk. yukarıda parag. 11, 12, 13, 16, 17). Hukuki düzenleme bulunmamakla birlikte, tutulan bir kimse avukat yardımı almadan ve sosyal araştırma sonuçlarını içeren cezaevi dosyasını incelemeden Kurul tarafından dinlenir. Kurul Sekreterliği müzakerelerin sonunda Kurul tarafından kabul edilen görüşü kendisine iletir. Bakanlık, önceden Kurulun tavsiyesini almadan, her zaman salıverme talimatı verebilir. Kuruldaki cezaevi yöneticileri, Bakanlığın salıverme konusundaki kararı hakkında bilgilendirir. Bu karar, salıvermeyi bir kitapçıkta yazılı olan koşullara tabi tutar ve her zaman Sosyal Rehabilitasyon Müdürlüğü ve Cezaevi Sosyal Hizmet Uzmanlığı tarafından düzenlenen denetime bağlı kalma yükümlülüğünü öngörür.(22/3,4)
1964 tarihli Kanunun 22 ve 23. maddeleri gereğince kamu gözetimine alınan kişiler, salıverilme talebiyle 26. maddeye göre savcılığa başvurabilirler. Bu davada olduğu gibi bir kimse 10 yıldan fazla olmayan bir süre için kamu gözetimine alınmış ise, söz konusu başvuru "temel hapis cezasının tamamlanmasından üç yıl sonra yapılabilir" (bk. yukarıda parag. 14); bundan sonra "her üç yılda bir" başvuru yapılabilir (bk. yukarıda parag. 18); "diğer hallerde" başvuru dönemleri beş yıla kadar çıkar. Savcı, "gerekli gördüğü araştırmayı yaparak mütalaasıyla birlikte araştırma sonuçlarını dosyaya koyar ve Ceza Üst Mahkemesine gönderir; bu mahkeme, avukat yardımından yararlanan kişiyi dinledikten sonra gerekçeli karar verir".(23)
1930 ve 1964 tarihli yasaların uygulanması zaman içinde gelişmiştir. İlk yıllarda suçlular, alındıkları kamu gözetim kategorisine göre değişen tutma dönemi geçmeden, salıverilmezlerdi. Bugün artık tedbire ilk kez karar verilmişse ve kişi fazla tehlikeli değilse, temel hapis cezasını çektikten sonra, yetkili makamlar kural olarak, kişinin başka bir suç işlemesi halinde veya öngörülen şartlara uymaması halinde veya çalışmaması ve geçim kaynağı bulunmaması halinde tekrar tutma şartına tabi olarak, denemek için kişiyi salıvermektedirler. Dahası, uzun süreli tutma artık istisnai bir durumdur: Hükümete göre suçlu, topluma karşı ciddi bir tehlike oluşturmuyorsa, gerçek bir rehabilitasyon imkanı bulunması halinde şartla tahliye edilir.(24)
Genel Cezaevi Tüzüğünün (21 Mayıs 1965 tarihli Kraliyet Kararnamesi) 62, 63 ve 95. maddelerine göre, başvurucu gibi bir kabahatten (peine correctionnelle) dolayı hapis cezası alan ve daha sonra 1964 tarihli Kanunun 25. maddesine göre tutulan kimselerden, cezaevinde çalışmaları istenebilir.(25)
B. Hukuka aykırı olduğu iddia edilen özgürlük kısıtlamasına karşı hukuk yollarının varlığı
Hükümet, başvurucu için bir çok hukuk yolu olduğunu ileri sürmüştür:
(i) keyfi tutmaya karşı suç duyurusunda bulunma veya bulundurma;
(ii) 20 Ekim 1970 tarihli kararın infazıyla ilgili olarak kendisi ile Bakanlık arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için Üst Mahkemeye başvurma;
(iii) hakkında verilen tedbir kararından kendisini kurtaracak şekilde salıverilmek için bu Üst Mahkemeye başvurma;
(iv) acil başvuruları dinleme yetkisine sahip makam olarak mahkeme başkanına başvurabilme;
(v) Sözleşmenin 5(4). fıkrası uyarınca doğrudan dava açabilme.
Üçüncü nokta için Mahkeme yukarıda 14, 18 ve 23. paragraflara, beşinci nokta için aşağıda 55. paragrafa göndermede bulunmuştur.(26)
Birinci nokta hakkında: ister özel bir şahıs isterse kamu görevlisi tarafından olsun, hukuka aykırı olarak özgürlüğü kısıtlanan bir kimse, Belçika hukukuna göre, tazminat talebiyle birlikte veya tazminat talebinde bulunmadan, şikayette bulunabilir veya doğrudan Ceza Mahkemesine dava açabilir (Ceza Kanunu md. 434-436; Ceza Usul Kanunu md. 63, 182 ve 609, bk. yukarıda parag. 15).(27)
İkinci nokta hakkında: bir cezanın infazıyla ilgili olarak hükümlü ile Bakanlık arasındaki ihtilaflar hakkında Üst Mahkeme 1897 ve 1914 tarihlerinde verdiği kararlarda, kararı veren mahkemeye başvurulabileceğini söylemiştir; ancak bu kararları teyid eden başka kararlar olmamıştır.(28)
Dördüncü hukuk yolu hakkında: Yargı Kanununun 584 ve 1039. maddelerine göre, hükmü veren Ceza Mahkemesi Başkanı, acil bir durum varsa "esas hakkında hüküm saklı kalmak kaydıyla" geçici olarak, açıkça hukuka aykırı bir idari işlemden ötürü mağdur olduğunu iddia eden kişilerin durumu hakkında karar verebilir. Bu hukuk yolu, "kanunla mahkemelerin yetkisi dışında bırakılmamış her konuda" geçerli bir hukuk yoludur.(29)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvurucunun 2 Ocak 1974 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptığı ilk başvuru, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle 5 Mart 1976 tarihinde reddedilmiş; 16 Nisan 1977 tarihinde yaptığı ikinci başvuruda, Sözleşmenin 4(1) ve (2). fıkrasının ve 5(1) ve (4). fıkralarının ve ayrıca Kurulun tavsiye kararlarını protesto etmesinden ötürü iki kez disiplin cezası aldığı için 10. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Komisyon 5 Temmuz 1979 tarihli kararında son şikayeti açıkça temelsiz bularak reddetmiş, diğerlerini kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 9 Temmuz 1980 tarihli raporunda, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiği, ama 5(1). fıkrasının ihlal edilmediği görüşünü belirtmiştir.(30-31)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ (ÖZET)
1. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrasındaki bendlerden sadece (a) bendinin konuyla ilgili olduğunu tespit ettikten, 20 Ekim 1970 tarihli Üst Mahkeme kararının (bk. yukarıda parag. 9), "yetkili" bir "mahkeme" tarafından verildiği konusunda da tartışma olmadığını belirtmiştir. Mahkeme, ortada özgürlükten yoksun bırakmanın meydana geldiği konusunda da bir tartışma bulunmadığını, çünkü hangi biçimde olursa olsun Belçika içtihatlarının kamu gözetimine almayı özgürlükten yoksun bırakan bir ceza olarak nitelendirdiğini (bk. yukarıda parag. 19, 21) vurgulamıştır. Mahkeme, kamu gözetimine alma işlemlerinden sadece tutmayı (detention) inceleyeceğini, çünkü başvurucunun sadece bu işlemden ötürü şikayet ettiğini belirtmiş ve başvuruya konu 21 Ocak 1976 -- 1 Haziran 1977 ile 21 Aralık 1977 -- 18 Mart 1980 tarihleri arasındaki tutma işlemleriyle (bk. yukarıda parag. 13-18) sınırlı bir inceleme yapacağını söylemiştir.(33-34)
Mahkeme, bu tutma dönemlerinin Üst Mahkemenin "mahkumiyet kararından sonra" meydana gelip gelmediğini belirlemek gerektiğini ifade etmiştir. Mahkemeye göre Sözleşmenin 5(1)(a) bendi anlamında "mahkumiyet" sözcüğü, "cezai bir fiilin işlendiği hukuka göre ortaya konulduktan" sonra "suçun tespiti"ni (bk. 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 100) ve özgürlükten yoksun bırakan bir cezayı veya diğer tedbirleri ifade etmektedir. Bu olayda bu koşullar yerine gelmiştir. Mahkemeye göre "sonra" kelimesi, tutmanın sadece zaman bakımından "mahkumiyet"ten sonra gelmesi demek değildir; "tutma" (hapislik), "mahkumiyet"in bir sonucu olmalı, mahkumiyeti "izlemeli ve ona dayanmalı" veya "mahkumiyetten dolayı" meydana gelmelidir (bk. 05.11.1981 tarihli X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 39; 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 68).(35/1-3)
Başvurucuya göre, şikayet konusu özgürlükten yoksun bırakma işlemleri "yetkili mahkeme" tarafından verilen bir hapis cezasından değil, Adalet Bakanlığı tarafından alınan kararlardan kaynaklanmıştır. Hükümete göre ise tutma, suça itiyadlı bir kimseyi kamu gözetimine alan yargısal kararın ardından "kanun gereğince" meydana gelmiştir; sadece salıverme "bir Bakanlık kararını" gerektirir. 1964 tarihli yasayla Bakanlığa verilen görev, özgürlük kısıtlamasını içeren bir cezanın gerektirdiği tutmayı, örneğin gerekli gördüğü şartlar altında "askıya alarak" veya "verdiği bir şartla tahliye kararını kaldırarak, cezanın "infaz tarzını belirlemekle" sınırlıdır. Buna göre Bakanlık, salıvermeme kararı vermekle, tutma kararı vermiş değildir.(36)
Mahkeme bu noktanın Belçika iç hukukunda tartışmalı olduğunu belirttikten sonra, tartışmayı yaratan 20 Aralık 1930 tarihli Hükümet genelgesini incelemiş ve her halükarda başvurucuya verilen şartla tahliyenin kaldırılmasına dair 11 Ocak ve 11 Eylül 1975 tarihli Bakanlık kararlarında (bk. yukarıda parag. 12-13) başvurucunun "tutulması" emri verildiğini tespit etmiştir.(37)
Mahkemeye göre böyle olsa bile, görünüşün ve kullanılan dilin ardına bakıp durumun gerçeklikleri üzerinde yoğunlaşmalıdır (bk. özellikle ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 44).(38/1)
Mahkemeye göre bu konu, Devletlerin geniş takdir yetkisi kullanabilecekleri bir konudur. Belçika içtihatları ve uygulama, 1964 tarihli Kanunun 25. maddesinin ima ettiği anlamı teyid etmektedir. Belçika Temyiz Mahkemesi 4 Nisan 1978 tarihli kararında söz konusu "cezanın infazı"nın "büyük ölçüde Adalet Bakanlığının takdirine giren bir konu" olduğunu gözlemlemiştir. Sosyal Koruma Kanununu uygulamak üzere verilen mahkeme kararları tarafından Bakanlık kararları üzerindeki kısıtlamalar, serserilerin "kamu gözetimine" alınması sisteminde olduğundan (bk. 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 37, 61) daha azdır. Kısaca, bir "mahkeme kararı, suça itiyadlıların ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirenlerin tutulmaları emrini vermez", sadece buna "yetki" verir.(38)
Mahkeme daha sonra, Sözleşmenin 5. maddesi bakımından kamu gözetimine alma kararı ile söz konusu özgürlükten yoksun bırakma arasında yeterli bağlantı olup olmadığını incelemiştir. Bakanlık takdirini, Kanun ve "yetkili mahkeme" tarafından açıklanan ceza çerçevesinde kullandığına göre, bu sorunun yanıtı olumludur. Belçika içtihatlarına göre, bir kimseye hapis cezası veren bir hüküm ile ek veya yardımcı bir ceza olarak kendisini 1964 tarihli Kanunun 22 veya 23. maddelerine göre kamu gözetimine alma kararı, "ayrılmaz bir bütündür" (bk. yukarıda parag. 21). Hükmün iki unsuru bulunmaktadır: birincisi, mahkeme kararında belirtilen bir süre suçlunun çekeceği özgürlükten yoksun bırakma cezasıdır; ikincisi ise denetim altında serbestlikten tutmaya kadar çeşitli biçimlerde infaz edilebilen kamu gözetimine alma cezasıdır. Bu biçimler arasında tercih, Adalet Bakanlığının takdirine giren bir konudur. Bununla beraber, Adalet Bakanlığı sınırsız bir takdir yetkisi kullanmaz; Kanunda gösterilen sınırlar içinde, kişinin topluma karşı gösterdiği tehlike derecesini ve kısa veya orta vadede toplumla yeniden bütünleşme imkanını değerlendirmelidir.(39)
Mahkemeye göre aslında, Kanunun sadece "suça itiyadlılar ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirenler tarafından gösterilen tehlikeye karşı toplumu koruma" amacına değil, ama aynı zamanda "Hükümete onları yeniden biçimlendirmek için çaba gösterme imkanı sağlama" amacına da sahip olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu amaçların gerçekleştirilmesi, olaydan olaya değişen şartları dikkate almayı ve değişkenliğe karşı duyarlı olmayı gerektirir. Bir mahkeme karar verdiği sırada kişinin gelecekte nasıl bir gelişme göstereceğini hesaplamaktan öte bir şey yapamaz. Adalet Bakanlığı ise, görevlilerinin yardımıyla, gelişmeyi daha yakından ve sık aralıklara izleme imkanına sahiptir; ancak bu demektir ki, zaman geçtikçe, başlangıçtaki hüküm ile daha sonra kendisini salıvermeme veya yeniden tutma kararları arasındaki bağlantı tedricen zayıflar. Bu bağlantı, kararların verildiği durumun dayanakları ile yasama organının ve mahkemenin amaçları arasında bir ilişki kalmayınca veya bu amaçlara göre makul olmayan bir değerlendirmenin yapılması halinde, bozulur. Bu çerçevede, başlangıçta hukuka uygun olan bir tutma, keyfi bir özgürlükten yoksun bırakmaya dönüşür ve böylece Sözleşmenin 5. maddesiyle bağdaşmaz hale gelir (bk. özellikle yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 43). Mevcut olayda böyle bir durum yoktur. Belçika yetkili makamları başvurucuya karşı sabırlı davranmışlar ve güven duymuşlar, kendi yolunu bulabilmesi için bir çok fırsat tanımışlardır (bk. yukarıda parag. 10, 11, 12 ve 16). Belçika makamlarının takdir yetkilerini kullanma tarzı, süresi belirsiz hapis cezası verilmesine imkan tanıyan ve Sözleşmeci Devletlerin mahkemelerinin verdikleri cezaların infazını gözetmekle görevlendirmeye zorlamayan Sözleşmenin gereklerine uygundur.(40)
Başvurucu ayrıca tutulmasının Sözleşmenin 5(1). fıkrasına göre "hukuki" veya "hukukun öngördüğü usule uygun" olmadığını Komisyon önünde (bk. yukarıda parag. 27) ileri sürmüştür. Başvurucu, 1964 tarihli Kanunun 25. maddesinin bir bütün olarak Hükümete verdiği yetkiyi Adalet Bakanlığının kendisinin kullandığını iddia etmiştir. Mahkeme, diğer Sözleşmeci Devletlerde olduğu gibi, Belçikada da ceza mahkemeleri tarafından verilen hapis cezalarını veya diğer tedbirleri infaz etmenin Adalet Bakanlığına yetkisine giren geleneksel bir durum olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu Bakanlığın, Belçika kamu hukukunun yetki bölüşümüyle ilgili genel ilkelerinden dolayı, başvurucunun olayında uygun bir makam olduğundan kuşku duymak için bir sebep görmemiştir.(41)
Bu nedenlerle Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.(42)
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
Başvurucu ayrıca, tutulduğu zaman, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerini yerine getiren bir başvuruda bulunamadığından şikayetçi olmuştur. Mahkeme, Sözleşmenin 5(1). fıkrasına aykırılık bulunmadığı halde, bu şikayeti 5(4). fıkra bakımından incelemeyi gerekli görmüştür (bk. 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 73).(43)
A. Hükümetin birincil savunması
Hükümet, Brüksel Ceza Mahkemesi, Ghent Üst Mahkemesi ve Temyiz Mahkemesi önünde yapılan yargılamanın (bk. yukarıda parag. 9) Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerini yerine getirdiğini savunmuştur. Hükümet, yukarıda belirtilen 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp -- Belçika kararının aşağıdaki paragrafından (bk. parag. 76) alıntı yapmıştır:
"İlk bakışta Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ifade tarzı, tutulan bir kimseye her zaman, kendisini özgürlükten yoksun bırakan önceki bir kararın hukukiliğinin bir mahkeme tarafından denetlenmesini isteme hakkını güvence altına aldığını düşündürecek şekildedir. ... Kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakan karar idari bir makam tarafından verilmiş ise, dördüncü fıkranın Sözleşmeci Devletleri, gözaltına alınan veya tutulan kimseye mahkemeye başvurma hakkı tanımaya zorladığından kuşku yoktur. Ancak tutma kararı bir yargılama yapılarak verilmiş ise, bu karar için başka bir mahkemeye başvurulabileceğine işaret eden bir hüküm de yoktur. Tutma kararı yargısal bir organ tarafından verilmiş ise, dördüncü fıkranın gerektirdiği denetim, tutma kararının içinde yer almakta, bu karara içselleştirilmiş bulunmaktadır. İşte örneğin, bir hapis cezası "yetkili mahkeme tarafından mahkumiyet kararından" sonra verilmiş ise, durum böyledir (Sözleşmenin 5(1)(a) bendi) (bk. ayrıca yukarıda geçen Engel ve Diğerleri kararı, parag. 77)".(44)
Mahkeme bu paragrafın, "kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakan karardan" söz ettiğini, tutmanın hukukiliğini etkileyebilecek yeni durumların daha sonra ortaya çıktığı bütün bir tutma dönemini ele aldığı anlamına gelmediğini" (bk. yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 51) belirtmiştir. Bunun yanında De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına göre, sadece bu üç başvurucuyu ilk başta serserilikten tutma kararını değil (bk. aynı karar, parag. 74-80), tutulmalarının sürmesinin hukukiliğiyle ilgili sorunları ileri sürdükleri ölçüde salıverilme taleplerinin incelenme usulünü de dikkate almıştır (bk. aynı karar, parag. 81-84).(45/1)
Mahkemeye göre serserilerin "tutulması", Sözleşmenin 5(1)(e) bendine girer ve bu hüküm, akıl zayıflığı bulunan kişilerin "tutulması"na da uygulanır. Ancak başlangıçta bu türden bir muhafaza tedbirini gerektiren sebepler ortadan kalkabilir"; Mahkeme bu durumdan önemli sonuçlar çıkarmıştır.(45/2):
"...akıl zayıflığı gibi bir nedenle ilk tutma kararının bir mahkeme tarafından verildiği gerekçesiyle, bu tutma kararını daha sonra da hukukilik denetiminden muaf tutmak, Sözleşmenin 5. maddesinin amacına aykırı düşer. İncelenmekte olan özgürlükten yoksun bırakmanın makul aralıklarla hukukilik denetiminin yapılması gerekir" (bk. 24.10.1979 tarihli Winterwerp kararı, parag. 55 ve yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 52).
Hükümete göre, yasama organı tarafından yetki verilen, mahkemelerce kullanılan ve "bu cezanın bireyselleştirilmesi" görevi gereğince Adalet Bakanı tarafından uygulanan bu tedbir, tabi ki suça itiyadlı ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş kişilere karşı toplumu koruma ihtiyacına dayanmıştır; ancak ne Belçika hukuku ve ne de Sözleşme, bireyin salıverilmesi halinde topluma karşı tehlikenin süreceği hallere münhasır olarak tutmanın devam edebileceğini ifade etmemiştir. Hükümete göre, Komisyonun görüşü hukukililik ile yerindeliği birbirine karıştırmaktadır; bu her hükümlünün tutulmasının belirli bir döneminde, tutulmasının yerindeliğine karşı itirazda bulunma hakkı bulunduğu anlamına gelir ki, bu durum hiçbir ülkede yoktur.(46)
Mahkemeye göre, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla üstlendikleri yükümlülüklerin kapsamının, "her koşulda ve her kategorideki özgürlükten yoksun bırakma için aynı olması gerekmez" (bk. yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 52). Mahkeme, mevcut davada söz konusu tutmanın sadece 5(1)(a) bendine girdiğini, ama Winterwerp ile De Wilde, Ooms ve Verpsyp davalarındaki gibi 5(1)(e) bendine veya X. -- Birleşik Krallık davasındaki (aynı karar, parag. 39) gibi her iki bende girmediğini gözden kaçırmamıştır.(47/1)
Bununla beraber Mahkemeye göre, belirli bir "tutma"nın niteliği ve amacı, Sözleşmede işgal ettiği yerden daha önemlidir. Suça itiyadlıları ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş olanları kamu gözetimine alma sistemi, özel bir takım amaçlarla kurulmuştur. Belçika Temyiz Mahkemesinin yaklaşımına göre bu tedbir bir cezaya dönüşmüş ise de, sadece toplumu korumak için değil, yürütme organına bu kişileri yeniden biçimlendirme fırsatı vermek için tasarlanmıştır (bk. yukarıda parag. 40). Mahkeme, yukarıda 19-23. paragraflardaki hukuki durumu özetledikten sonra, kamu gözetimine alma sisteminin, bir mahkeme tarafından belirli bir süre hapis cezası verilen bir kimsenin şartla tahliye (conditional release) edilmesi sisteminden temelden ayrıldığı sonucuna varmıştır.(47/2-3)
Mahkemeye göre, Adalet Bakanlığının 1964 tarihli Kanuna göre takdir yetkisi kullanması, Bakanlığın, tedbirin uygulandığı süre boyunca, söz konusu kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma veya tedbiri devam ettirmenin gereği üzerinde durmak zorunda olduğunu ima etmektedir. "Suça devamlı eğilim" ve "topluma karşı tehlike" kavramları esas itibarıyla birbirine yakın kavramlar olup, suçlunun kişiliğindeki ve davranışlarındaki gelişmeyi izlemeyi içermektedir. Bu durum, Üst Mahkemeye ilk karara rağmen salıverme yetkisi veren Belçika mevzuatı (bk. yukarıda parag. 23) tarafından ve Adalet Bakanlığının kararıyla Suça İtiyadlılarla ilgili Kurulu kurup burada "psikoloji alanında uzman bir sağlık personeli"ne yer veren (bk. yukarıda parag. 21, 22) Hükümet tarafından tanınmıştır.(47/4)
Mahkeme, Belçika sisteminin mantığının, özgürlükten yoksun bırakmanın haklılığını sonradan makul aralıklarla yargısal denetime tabi tutmayı gerektirip gerektirmediğini sormuştur. Mahkemeye göre, böyle bir haklılığın mahkumiyet kararında bir kerede ve sürekli olarak ortaya konulduğu kabul edilecek olursa, bu durum tutmanın hiçbir yararlı sonuç sağlamayacağı varsayımına götürür.(47/5)
Mahkeme, Belçika Temyiz Mahkemesinin bu savunmayı 4 Nisan 1978 tarihli kararında, "içselleştirilmiş denetim" teorisine dayanarak reddettiğini belirtmiş; ancak Sözleşmenin 5(4). fıkrası bakımından bir "gözaltına alma veya tutma"nın "hukukiliğinin" sadece iç hukukun ışığında değil, ama aynı zaman Sözleşme metninin, bu metinde yer alan genel ilkelerin ve 5(1). fıkrada izin verilen kısıtlamaların amacının ışığında belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 57 ile yukarıda geçen Wintewerp kararı parag. 45in birlikte okunması).(48/1)
Mahkemeye göre iç hukuktan farklı olarak, Sözleşmenin 5(1). fıkrası bakımından "keyfi olan her hangi bir tutma, hiçbir zaman hukuki görülemez" (bk. yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 43). Adalet Bakanlığının ilk mahkeme kararını infaz etme veya uygulama için tanınmış geniş takdir yetkisini kullanırken aşmaması gereken sınır budur. Bu gereklilik, bir kimsenin 10 yıl veya daha fazla özgürlükten yoksun kalma (Kanunun 22 ve 23. maddeleri) tehlikesinin ağırlığı tarafından da zorunlu kılınmıştır. Bu tür bir tutma, Sosyal Koruma Kanununun amaçlarıyla uyumu ve haklı sebepleri sona erdiğinde, Sözleşmeyle artık bağdaşmaz; Sözleşmenin 5. maddesi bakımından artık "hukuka aykırı" hale gelir. Bundan çıkan sonuca göre ilgili kişi, bu tür bir ihlalin bulunup bulunmadığını belirleme yetkisine sahip bir "mahkeme"ye başvurma hakkına sahip olmalıdır. Bu imkan, - belirli bir süre geçtikten sonra artık tutma başladığı için ve daha sonra makul aralıklarla- tutma sırasında (bk. ayrıntılılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 52) ve ayrıca serbestlikten sonra tutmaya dönüldüğü andan itibaren, kendisine tanınmalıdır.(48/2)
Mahkemeye göre Sözleşmenin 5(4). fıkrası, olayın her yönünü inceleyebilecek ve kararı veren makamın görüşünün yerine kendi görüşünü geçirecek kadar geniş yetkili bir mahkemenin yapacağı yargısal denetim hakkını güvence altına almamaktadır. Ancak denetim, 1964 tarihli Kanunun VII. bölümü gereğince, tutulan bir kimsenin tutulmasının "hukukiliği" için gerekli esaslı şartları taşıyacak kadar geniş olmalıdır; çünkü bu tutmayı başlangıçta haklı kılan şartlar, suça itiyadlılık ve suç işlemeyi alışkanlık haline getirmişlik statülerinin varlığını sona erdirecek boyutta değişebilir (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 57-58).(49/1)
Mahkemeye göre bu olayda Sözleşme, başvurucunun başvurusu üzerine, Adalet Bakanlığının tutma kararı vermesinin 1964 tarihli Kanunun amacına ve gayesine hala uygun olup olmadığı hakkında bir mahkemenin "süratle" karar verebilmesi için uygun bir usulü gerekli kılmaktadır. Sözleşmenin 5(4). fıkrası bakımından bu basit bir kestirmecilik (expediency) sorunu değil, fakat söz konusu özgürlükten yoksun bırakmanın tam da "hukukiliği" ile alakalı bir sorundur.(49/2)
B. Hükümetin alternatif savunması
Hükümet, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerini yerine getiren bir çok hukuk yolu bulunduğu şeklinde alternatif bir savunma yapmıştır.
(i) keyfi tutmaya karşı suç duyurusunda bulunma veya bulundurma;
(ii) 20 Ekim 1970 tarihli kararın infazıyla ilgili kendisi ile Bakanlık arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için Üst Mahkemeye başvurma;
(iii) hakkında verilen tedbir kararından kendisini kurtaracak şekilde salıverilmek için bu Üst Mahkemeye başvurma;
(iv) acil başvuruları dinleme yetkisine sahip makam olarak mahkeme başkanına başvurama;
(v) Sözleşmenin 5(4). fıkrası uyarınca doğrudan dava açma.
Hükümet, başvurucunun bunlara ek olarak Yüksek İdare Mahkemesine başvurabilme imkanı bulunduğu savunmasını geri çekmiştir. Mahkemeye göre Suça İtiyadlılarla ilgili Kurul da Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla bağlantılı olarak düşünülemez; çünkü bu Kurul Sözleşme anlamında bir "mahkeme" olmadığı gibi, önüne çıkan tutulu kişilere "tutulma"nın "hukukiliği"ne karar veren yargısal bir usul güvencesi vermemekte ve tabi ki "özgürlükten yoksun bırakılması "hukuka aykırı" olduğu kabul edilebilecek kimselerin salıverilmesini "emretme" yetkisi bulunmamaktadır (bk. özellikle yukarıda geçen X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 61 ve 18.01.1978 tarihli İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 200).(50)
Mahkeme, Hükümet tarafından yukarıda beş başlık halinde gösterilen hukuk yollarının Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerini karşılayıp karşılamadığını ayrıntılı bir biçimde incelemiştir. Mahkeme, birincisini, yargıcın başvurucuyu salıverme yetkisine sahip olmadığı; ikincisini, örnek uygulama bulunmadığı; üçüncüsünü, denetim kapsamının darlığı ve denetim aralıklarının uzunluğu; dördüncüsünü, bu konuda yerleşik bir iç hukuk bulunmadığı ve yargıcın kesin karar veremediği gerekçesiyle, yeterli görmemiştir.(51-54)
Mahkeme beşinci hukuk yolu olarak, Sözleşmenin iç hukukta doğrudan uygulanabilirliği konusunda Temyiz Mahkemesinin ve Askeri Temyiz Mahkemesinin gösterilen kararlarını inceledikten sonra, bunları yeterli görmemiştir. Mahkeme, Sözleşmenin iç hukuka içselleştirilmesinin önemine ve sonuçlarına (bk. yukarıda geçen İrlanda -- Birleşik Krallık kararı, parag. 239) dikkat çekmiştir. Ancak Mahkeme, bu olayda davalı Devletin, kamu gözetimine alınan bir suça itiyadlı kimse tarafından doğrudan Sözleşmenin 5(4). fıkrasına dayanan bir başvuru üzerine verilmiş bir örnek karar gösteremediğini, özgürlükten yoksun bırakma ile ilgili olarak gösterilen bir iki kararın da münferit olup Temyiz Mahkemesi tarafından açıkça teyid edilmediğini belirtmiştir. Mahkemeye göre bu konudaki Belçika içtihad hukuku gelişme sürecinde olup, gelecekte kazanacağı boyut belirsizdir.(55)
Mahkeme, yukarıdaki gelişmeler sonuca ulaştığında, mahkeme başkanına Sözleşmenin 5(4). fıkrasına dayanan "esas hakkında" başvuru yapıldığında veya bu hukuk yolları birlikte veya ard arda kullanıldığında Sözleşmenin 5(4). fıkrasının gereklerinin karşılanma olasılığını (bk. X. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 60) dışlamamıştır. Ne var ki Mahkeme, bu olayda henüz bu sonucun elde edilmediğine ve buna göre Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlaline karar vermiştir.(56)
III. Sözleşmenin 4. maddesinin ihlali iddiası
Başvurucu ilk olarak, kamu gözetimine alınmakla Sözleşmenin 4(1). fıkrasına aykırı olarak "kul" olarak tutulduğunu ve "idarenin kaprislerine" tabi kılındığını iddia etmiştir. Mahkeme, olayda Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine karar verdiği için, "özgürlüğün çok ağır bir surette ihlal edilmesi" halinde bunun bir kulluk olarak nitelendirilebileceğini, ancak olayda böyle bir durumun bulunmadığını belirtmiştir.(58)
Başvurucu daha sonra, Sözleşmenin 4(2). fıkrasına aykırı olarak, 12 bin Frank biriktirmesi için çalışmaya "zorlandığı"ndan şikayetçi olmuştur. Hükümet ise başvurucunun sadece çalışmaya "davet edildiğini" belirtmiştir. Mahkemeye göre şartla salıverme, cezaevinde çalışma karşılığında birikim yapmaya bağlandığı takdirde (bk. 13, 16 ve 17), kişi kelimenin dar anlamında yükümlülükten uzak değildir.(59)
Mahkemeye göre, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması, 4. maddeye aykırılık bulunduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin 4(3)(a) bendi, tutulu bulunduğu sırada kişiden iş yapmasının istenmesine imkan vermekte olup, olayda durum böyledir. Başvurucudan yapması istenen iş, "olanağan"ın dışında olmayıp, kendisinin toplumla yeniden bütünleşmesine yardımcı olması için düşünülmüştür; Avrupa Konseyine üye diğer bazı Devletlerde de benzer yasal hükümler bulunmaktadır (bk. yukarıda parag. 25 ve ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte yukarıda belirtilen De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 89-90).(59)
Mahkemeye göre Belçika makamları Sözleşmenin 4. maddesini ihlal etmemişlerdir.(60)
IV. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
Başvurucu maddi ve manevi tazminat istemiş, miktarını Mahkemenin takdirine bırakmıştır. Ücretler ve masraflar için ayrıntılı bir belgi notu sunmuştur.(61)
Mahkeme, bu sorunu karara hazır olmadığı gerekçesiyle saklı tutmuştur.(62)
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine,
2. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlaline,
3. Sözleşmenin 4. maddesinin ihlal edilmediğine,
4. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanmasının karara hazır olmadığına,
(a) bu nedenle sorunun saklı tutulmasına,
(b) sorunun Daireye geri gönderilmesine
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy