(AİHS m. 6)
DAVANIN ESASI
9. Bir İtalyan vatandaşı olan bay Rodolfo Pretto, Villaganzerla Castegnero (Vicenza)da kiraladığı bir araziyi aile üyeleriyle birlikte kırk yıldan fazla bir süre ekip biçmiştir.
Arazi sahibi 1971de, 27 milyon Liret karşılığında araziyi satış için bay S. ile bir satış sözleşmesi yapmıştır. 25 Mayıs 1965 tarihli ve 590 sayılı Tarım Arazilerini Geliştirme Yasasının 8. maddesi gereğince, arazi sahibi bu satış sözleşmesi hakkında Prettoyu bilgilendirmiştir.
Pretto, aynı Yasanın kendisine tanıdığı ön-alım (pre-emption) hakkını kullanmak istediğini arazi sahibine bildirmiştir. Buna rağmen arazi sahibi, 9 Haziran 1971 tarihinde anlaştıkları miktardan bay S.nin kayınbiraderine tapuda satış gerçekleştirmiştir.
10. Pretto 24 Eylül 1971de, arazinin yeni maliki tarafından kendisine satış yapılmasına karar vermesi için Vicenza Bölge Mahkemesine dava açmıştır. Pretto, kendisinin ön-alım hakkına saygı gösterilmediğinden şikayetçi olmuş ve satış sözleşmesinde gösterilen miktarın hayali olduğunu, Tarım Müfettişinin takdirine göre arazinin aslında sadece 12 milyon Liret değerinde olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, arazinin yeni sahibine arazinin gerçek değerini, alternatif olarak satış sözleşmesinde gösterilen miktarı veya bir başka alternatif olarak mahkemenin takdir edeceği bir miktarı ödemek istediğini beyan etmiştir.
Davalı ise, Prettonun sözleşmedeki miktarı şartsız olarak teklif etmediği için davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı ayrıca, davacının artık ön-alım hakkı bulunduğunu iddia edemeyeceğini, çünkü 590 sayılı Yasanın 8. maddesinde belirtilen üç aylık dönem içinde söz edilen miktarı ödemediğini ileri sürmüştür.
11. Bölge Mahkemesi 21 Mart 1973 tarihinde karar vermiştir. Bu mahkeme Prettonun satış sözleşmesindeki miktardan araziyi satın alma hakkına sahip olduğunu, bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay yirmi bir gün içinde ücretin ödenebileceğini belirtmiştir.
12. Yeni malik 7 Temmuz 1973te, bu karar aleyhine Venedik Üst Mahkemesine başvurmuştur. Üst Mahkeme, her iki tarafın talebi üzerine duruşmaları üç kez erteledikten sonra, 8 Ekim 1974te verdiği kararla, Bölge Mahkemesinin kararını bozmuş, bu karar 12 Aralıkta yazı işlerinde kayda girmiştir. Üst Mahkeme Prettonun davasını incelenebilir bulmakla birlikte, satış sözleşmesindeki miktarı İlk Derece Mahkemesinde davanın açılmasından itibaren üç ay içinde ödemediği için, Prettonun arazinin kendisine satılmasını isteme hakkının düştüğü sonucuna varmıştır. Bu mahkemeye göre ön-alım hakkının kullanılmasına dair süre sınırı, kıyasen burada da uygulanır.
13. Pretto 12 Şubat 1975te, bu karara karşı Temyiz Mahkemesine başvurmuştur. Davalı 26 Mart 1975te temyize cevap vermiş ve başvurucu da buna 3 Mayıs 1975te cevap vermiştir.
Temyiz Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Başkanı, tarihi tespit edilemeyen bir kararla, 18 Şubat 1978de duruşma yapılmasına karar vermiştir. Başvurucular, Prettonun daha önce iki kez temyiz davasının görülmesi talebinde bulunduğunu, ancak ellerinde olmayan sebeplerle bunu kanıtlayamadıklarını iddia etmişlerdir.
Pretto 12 Şubatta ek bir dilekçe vermiştir; başvurucu, Medeni Usul Kanununun 378. maddesine göre duruşmadan beş gün öncesine kadar ek bir dilekçe verme hakkına sahiptir.
3. Hukuk Dairesi, 18 Şubatta duruşmayı ertelemiştir; 590 sayılı Yasanın 8. maddesi hakkında çelişkili kararlar verilmiş olduğundan, bu Daire Temyiz Mahkemesi Genel Kurulunun aynı konudaki başvurular hakkında karar vermesinin yerinde olacağını düşünmüştür.
Genel Kurul ertesi günü toplanmış, fakat 10 Haziran 1976ya kadar bir karar vermemiştir. 3. Hukuk Dairesi 19 Ekimde, Genel Kurulun kararına uygun bir karar vererek Prettonun temyizini reddetmiş, Venedik Üst Mahkemesinin 590 sayılı Yasanın 8. maddesine ilişkin yorumunu onamıştır. Daire kararının tam metni 5 Şubat 1977de Temyiz Mahkemesi yazı işlerinde kayda girerek alenileştirilmiştir. Medeni Usul Kanununun 133. maddesi, bazı istisnalar dışında, ister İlk Derece Mahkemesi, isterse Üst Mahkeme veya Temyiz Mahkemesi tarafından verilmiş olsun, bütün hukuk mahkemelerine uygulanmaktadır. Bu madde şöyle demektedir:
"Sonkarar (judgment), kararı veren mahkemenin yazı işlerinde kayda girmekle aleni hale gelir. Yazı İşleri Müdürü, kararın sonuna, kararın kayda girdiğini belirterek tarih ve imza koyar; Yazı İşleri Müdürü sonraki beş gün içinde, kararın kayda girdiğini hüküm fıkralarını içeren bir yazıyla taraflara bildirir."
Medeni Usul Kanununun uygulanmasına ve geçici hükümlerine dair 18 Aralık 1941 tarihli ve 1268 sayılı Kraliyet Tüzüğünün 120. maddesine göre, davanın bitirilmesinden sonraki otuz gün içinde kararın kayda girmesi gerekir.
14. 24 Haziran 1977de davalı, kararı Prettoya tebliğ ettirmiş ve böylece karar uygulanabilir hale gelmiştir.
15. Temyiz Mahkemesinin yazı işlerine başvuran herkes, kararları inceleyebilir ve bir kopyasını alabilir. Kanunun yorumlanmasında yeni bazı özellikler bulunan kararlar yayınlanmak zorundadır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
16. Pretto ve aile üyeleri, 27 Temmuz 1977 tarihinde Komisyona yaptıkları başvuruda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmışlar ve şu şikayetlerde bulunmuşlardır:
(a) Bu davada Temyiz Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri değildir, çünkü bu Daire, henüz yayınlanma sürecinde olan Temyiz Mahkemesi Genel Kurulunun verdiği bir kararda ifade edilen görüşü uygulamıştır; dahası, Genel Kurulun tam bu noktadaki varlığı, Sözleşmenin bu maddesine aykırıdır.
(b) Sözü edilen Daire verdiği kararı, henüz yayınlanmamış olan ve başvurucunun avukatı tarafından da bilinmeyen bir karara dayandırdığı için, savunma haklarını ihlal etmiştir.
(c) Temyiz Mahkemesi savcılığı, bu mahkemeye kapalı müzakerede yardım ettiği için (o tarihte yürürlükte olan Medeni Usul Kanununun 380. maddesi), silahlarda eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir.
(d) Arazinin yeniden satılmasında ön-alım hakkını kullanmak için kesin ücretin yargısal bir kararla belirlenmesini isteyen Prettoya, bu hakkın Üst Mahkeme tarafından kullandırılmaması nedeniyle, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
(e) Üst Mahkeme ve Temyiz Mahkemesi, aleni karar vermemekle, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının bir diğer gereğini yerine getirmemişlerdir.
(f) Son olarak, yargılama süresi "makul süre"yi aşmıştır.
17. Komisyon 11 Temmuz 1979 tarihinde başvuruyu son şikayet ile sondan bir önceki şikayeti (sadece Temyiz Mahkemesindeki yargılama bakımından) kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon, başvurunun geri kalan bölümünü ve özellikle de Venedik Üst Mahkemesinde kararın aleni olarak verilmemesiyle ilgili şikayeti, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur.
Komisyon, 14 Aralık 1981 tarihli raporunda, yediye karşı sekiz oyla, davanın uzunluğunun "makul süreyi" aşmadığı; üçe karşı on iki oyla, kararın aleni olarak verilmesi gereği bakımından Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.
(Başvuru, süresi içinde Mahkeme önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
19. Başvurucular, Temyiz Mahkemesinin 19 Ekim 1976 tarihli kararını aleni olarak açıklamadığından (bk. yukarıda parag. 13) ve ayrıca davanın uzun sürmüş olmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmışlardır. Bu madde şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde, ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir."
Hükümet, kararın aleni olarak verilmemiş olmasının Sözleşmeye aykırı düşmediğini ve "makul sürenin" aşılmadığını savunmuştur. Komisyon çoğunluğu Hükümetle aynı görüşü paylaşmış, birinci nokta hakkında üç üye, ikinci nokta hakkında yedi üye başvurucuların görüşüne katılmışlardır.
I. Kararın aleni olarak verilmemesi
20. Birinci ihlal iddiasıyla ilgili olarak, sadece temyiz yargılaması tartışma konusudur. Başvurucular, Vicenze Bölge Mahkemesi ile Venedik Üst Mahkemesinin kararlarını aleni olarak vermediği şikayetini Komisyonun iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez görmesi üzerine bir itirazda bulunmamışlardır (bk. yukarıda parag. 16 ve 17).
21. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında sözü edilen yargısal organlar önünde görülen bir davanın aleniyeti, davanın taraflarını, kamu denetiminin bulunmadığı gizli adalet dağıtımına karşı korur; bu aynı zamanda, ister alt derece olsun isterse üst derece olsun, mahkemelere olan güvenin sürdürülmesini sağlama yollarından biridir. Aleniyet, adalet dağıtımını görünür kılmakla Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki amaçlardan birinin, yani Sözleşme anlamında her demokratik toplumun temel prensiplerinden biri olan adil yargılama güvencesinin gerçekleştirilmesine de katkıda bulunur (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 36 ve ayrıca 14.11.1960 tarihli Lawless kararı, parag. 13).
22. Avrupa Konseyine üye Devletlerin hepsi bu aleniyet prensibine bağlı olmakla birlikte, hukuk sistemleri ve yargısal uygulamaları, duruşma yapma ve kararları "açıklama" (pronouncement) konusunda aleniyet prensibinin kapsamında ve yerine getirilme tarzında bazı farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Meselenin biçimsel yönü, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği aleniyetin temelini oluşturan hedef ile karşılaştırıldığında, ikincil bir öneme sahiptir. Demokratik bir toplumda adil yargılamaya verilen yerin önemi, bu alanda yapacağı denetim bakımından, Mahkemeyi söz konusu usulün gerçeklerini incelemeye zorlamaktadır (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 26.03.1982 tarihli Adolf kararı, parag. 30).
23. Bu davada Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz edilmemiş olup, Mahkemenin yerleşik içtihatları da bu sonuca işaret etmektedir (bk. özellikle 17.0.11.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 25-26 ve 25.04.1983 tarihli Pakelli kararı, parag. 29).
Bununla birlikte, bu maddenin uygulanma tarzı, olayın özel koşullarına göre değişir (bk. aynı yer).
24. Temyiz Mahkemesi tarafından 19 Ekim 1976da kabul edilen karar, Medeni Usul Kanununun 133. maddesine uygun olarak, sadece yazı işlerine kaydı yapılarak taraflara hüküm fıkralarını içeren bir tebligatta bulunulmuş, duruşmada (open court) açıklanmamıştır (bk. yukarıda parag. 13). O halde, başvurucuların ve Komisyon azınlığının iddia ettiği gibi bu durumun Sözleşmeyi ihlal edip etmediği belirlenmelidir.
25. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan, "karar aleni olarak açıklanır" (İng.: judgment shall be pronounced publicly", Fr.: "le jugement sera rendu publiquement") deyimi, kararın yüksek sesle okunacağını ima edebilir. Fransızca metin "rendu" (verilir) fiilini kullanırken, İngilizce metin "pronounced" (açıklanır) fiilini kullanmaktadır; ancak bu küçük farklılık, söz konusu hükmün üslubunun bıraktığı izlenimi gidermek için yeterli değildir; Fransızcada "rendu public" (alenileştirme) nin tersine "rendu publiquement" deyimi, "prononce publiquement" ile anlamdaş görülebilir.
Sözleşmenin 6(1). fıkrası ilk bakışta, karar "alenileştirilir" (shall be made public", "sera public") diyen Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 14(1). fıkrasına göre daha dar görünecektir.
26. Bununla birlikte Avrupa Konseyine üye birçok Devlet, mahkemelerinin ve özellikle de Temyiz Mahkemelerinin her türlü veya bazı kararlarını alenileştirirken, yüksek sesle okumanın yanı sıra başka yolları da, örneğin kamuya açık olan mahkeme yazı işleri kaydına girmesi yolunu da kullanma geleneğine sahiptirler. Sözleşmeyi yapanların çalışma belgelerinden, tıpkı 1966 Sözleşmelerinin hazırlık çalışmalarındaki gibi, bu konuyu dikkate alma kaygılarını kolaylıkla anlamak mümkün değil ise de, konuyu ihmal etmiş olamazlar.
Bu nedenle Mahkeme, sözel yorumla kendini bağlı hissetmemektedir. Mahkeme, davalı Devletin iç hukukunda "karar"a verilen aleniyet biçimini her olayda o yargılamanın özel koşulları ışığında ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasının amacına dayanarak değerlendirmek gerektiğini düşünmektedir.
26. Temyiz Mahkemesinin 19 Ekim 1976 tarihli kararını veriş tarzının Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerini yerine getirip getirmediğini belirlemek için, İtalyan hukuk düzeninde yargılamanın yapılış bütünlüğü ve Temyiz Mahkemesinin buradaki rolü dikkate alınmalıdır.
Temyiz Mahkemesinin bu rolü, Venedik Üst Mahkemesinin verdiği kararın hukuka uygunluğunu denetlemekle sınırlıdır. Temyiz Mahkemesinin kendisi davada esastan karar vermezdi, fakat sadece bu vesileyle başvurucunun temyizini reddedebilir veya alternatif olarak verilmiş olan önceki kararı bozabilir ve davayı mahkemesine geri gönderebilirdi. Temyiz Mahkemesi duruşma yaptıktan sonra ilk durumu kabul etmiştir. Böylece Venedik Üst Mahkemesinin kararı kesin hale gelmiştir; bu kararın Pretto üzerindeki sonuçlarını değiştirmenin bir yolu kalmamıştır.
Venedik Üst Mahkemesinin kararı, 12 Aralık 1974te yazı işlerinde kayda girilerek alenileşmiştir. Başvurucu bu noktada da Sözleşmenin ihlal edildiğini iddia etmiş, fakat Komisyon, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayeti kabuledilemez bulmuştur. Dolayısıyla Mahkemenin, Venedik Üst Mahkemesi kararının yazı işlerinde kayda girmesinin Sözleşmenin 6. maddesinin gereklerine uygun olup olmadığı hakkında karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Bu soruya olumlu yanıt verilmesi halinde, aynı şey Temyiz Mahkemesi kararı bakımından da geçerli olacaktır; fakat yanıtın olumsuz olması ihtimali karşısında, aynı şey söylenemez; tam tersine olumsuzluk halinde, kararın Temyiz Mahkemesi yazı işlerinde kayda girmesi, bu iki mahkemenin rollerindeki farklılık dikkate alındığında Sözleşmenin 6. maddesinin gerekleri yerine getirilmiş olacaktır.
Ayrıca Temyiz Mahkemesi duruşma yaptıktan sonra karar vermiş olup, temyizi reddeden karar duruşmada verilmediği halde, mahkeme yazı işlerine başvuran herkes kararın bir kopyasını görebilir ve alabilir (bk. yukarıda parag 15).
Mahkemeye göre, kararın mahkeme yazı işlerinde kaydı yapılmak suretiyle tam metninin herkes için ulaşılabilir hale getirilmesi, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının adil yargılanma hakkını koruma düşüncesini ve yargı organının kamuoyu tarafından denetimini sağlama amacını, temyizi reddeden veya daha önce verilmiş bir hükmü bozan bir kararın duruşmada okunmasından, ki bazen bu okuma hüküm fıkralarının okunmasıyla sınırlı kalır, daha az yerine getirmiş olmaz.
28. Buna göre Temyiz Mahkemesi kararının aleni olarak verilmemesi, bu olayda Sözleşmeye aykırı düşmemiştir.
II. Makul sürede yargılamaya uygunluk
29. Başvurucular ayrıca, Rodolfo Pretto tarafından İtalyan mahkemelerinde açılan davanın uzunluğundan şikayet etmişlerdir.
Hükümet ise Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul süre"nin aşılmadığını savunmuştur. Komisyon bu savunmaya özü itibarıyla katılmıştır.
1. Davanın uzunluğu
30. Ele alınacak süre Vicenza Bölge Mahkemesinde davanın açıldığı 23 Eylül 1971 tarihinde (bk. yukarıda parag. 10) değil, fakat İtalyanın bireysel başvuru hakkını tanımasının yürürlüğe girdiği 1 Ağustos 1973 tarihinde başlamıştır. Ancak 31 Temmuz 1973 tarihinden sonra geçen sürenin makullüğü değerlendirilirken, davanın bu tarihteki durumunun da dikkate alınması gerekir (bk. 10.12.1982 tarihli Foti ve Diğerleri kararı, parag. 53).
Sürenin sona ermesi ise, Temyiz Mahkemesi kararının yazı işlerinde kayda girdiği (bk. yukarıda parag. 13) 19 Ekim 1976 tarihidir.
Özetlenecek olursa, dikkate alınacak süre 1 Ağustos 1973te başlayıp 5 Şubat 1977ye kadar sürmektedir; yani üç yıl altı ay ve beş gündür.
2. Davanın süresinin makullüğü
31. Dava süresinin makullüğünün, her olayın özel koşullarına göre ve Mahkemenin içtihadında açıklanan kriterlere göre (bk. en yakın tarihli karar olarak 13.07.1983 tarihli Zimmermann ve Steiner kararı, parag. 24) değerlendirilmesi gerekir.
(a) Davanın karmaşıklığı
32. Komisyon ve Hükümete göre davadaki maddi olayların kendisi tartışmalı değildir, ama karmaşık bir hukuki yorum sorunu ortaya çıkarmışlardır.
Mahkeme de aynı görüştedir. Ön-alım hakkının kullanılması için yerine getirilmesi gereken şartların, yeniden satış elde etme hakkına da uygulanıp uygulanmayacağı sorunu üzerinde özel hükümler içermeyen yeni bir yasanın uygulanması söz konusudur. Ayrıca, karar verecek makamlar da çelişkili yaklaşımlar göstermiştir. O halde Temyiz Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin vereceği kararı, bu görüş ayrılığının giderileceği ve hukuki istikrarın sağlanacağı düşüncesiyle, genel kurulun kararına kadar ertelemiş olması, davanın uzamasına yol açma ihtimali bulunmasına rağmen, makuldür (bk. yukarıda parag. 13).
(b) Prettonun tutumu
33. Komisyon, hukuk davalarında makul sürede yargılanma hakkının kullanılmasının, ilgili tarafın özen (diligence) gösterip göstermemesine bağlı olduğu yolundaki daha önce vermiş olduğu kararlarına dayanmıştır. Komisyona göre başvurucunun gereği gibi özen göstermediğine dair bir delil yoktur.
Hükümet bu görüşe katılmamıştır. Hükümete göre temyiz sürecinde Prettonun avukatı da dahil, tarafların avukatları üç kez duruşmanın ertelenmesini talep etmişlerdir; dosyaya vermeleri gereken belgeleri, tam da süre sona ererken vermişlerdir; örneğin Pretto ek dilekçeyi 18 Şubat 1976 tarihinde yapılacak olan duruşmadan sadece altı gün önce vermiştir (bk. yukarıda parag. 13); son olarak, İtalyan hukukuna göre bir hukuk davasının açılması ve yürütülmesi, mahkemenin müdahalesinin bulunmadığı, tamamen tarafların girişimine bırakılmış meselelerdir.
34. Başvurucular Komisyon önünde Rodolfo Prettonun iki kez temyizin ele alınmasını istediğini ancak ellerinde olmayan sebeplerle bunu kanıtlayamadıklarını (bk. parag. 13) iddia etmişlerdir.
Mahkeme, Hükümet tarafından da itiraz edilmeyen başvurucuların bu beyanının doğruluğundan kuşku duymak için bir sebep görmemektedir. Mahkeme ayrıca Prettonun İtalyan hukukunda kendisine tanınmış süreleri tam olarak kullanma hakkına sahip olduğunu ve hiçbir zaman süreyi kaçırmadığını not etmektedir.
Prettonun kendisine atfedilecek bir kabahati bulunmamasına rağmen, davanın uzamasından sorumludur (bk. 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 82). Bu noktada Pretto davalı Devlete karşı bir serzenişte bulunamaz.
(c) Yargısal makamların tutumu
35. Yargısal makamların davayı yürütüş tarzları beş aşamaya bakılarak değerlendirilebilir:
(a) İtalyanın bireysel başvuru hakkını tanıdığı 1 Ağustos 1973ten, Venice Üst Mahkemesinin kararını, yazı işlerinde kaydının yapıldığı 12 Aralık 1974e kadar;
(b) Prettonun temyiz talebinde bulunduğu 12 Şubat 1975ten, davalının cevabına cevap verdiği 3 Mayıs 1975e kadar;
(c) temyizin incelenmesi için duruşmanın tayin edildiği 3 Mayıs 1975ten, 3. Hukuk Dairesinin duruşmayı ertelediği 18 Şubat 1976ya kadar;
(d) 18 Şubat 1976dan, kararın kabul edildiği 19 Ekim 1976ya kadar;
(e) 19 Ekim 1976dan Temyiz Mahkemesi kararının yazı işlerinde kayda girdiği 5 Şubat 1977ye kadar.
12 Aralık 1974ten 12 Şubat 1975e kadar olan dönem, dikkate alınacak süre kapsamına girmemektedir; çünkü bu dönem tarafların temyizde bulunma süresine karşılık gelmektedir.
36. Komisyon çoğunluğuna göre, davanın çeşitli aşamalarında kaçınılabilecek olan gecikmeler bulunmakla birlikte, yargılama süresinin tamamı Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı görünmemektedir. Komisyon azınlığına göre ise, Venice Üst Mahkemesinin kararını kabul ettiği tarih ile Temyiz Mahkemesinin karar tarihleri ve yazı işlerinde kayda girildiği tarihler arasındaki dönemler (8 Ocak 1974 -- 12 Aralık 1974, 19 Ekim 1976 -- 5 Şubat 1977) ve başvurucunun cevaba cevap tarihi ile ilk duruşma tarihi (3 Mayıs 1975 -- 18 Şubat 1976) arasındaki dönemler, "makul süre" şartına uygun değildir.
Hükümete göre tarafların tutumu, temyiz aşamasındaki karşı temyizde bulunma ve cevaba cevap gibi (bk. yukarıda parag. 13) usul güçlükleri ile 3. Hukuk Dairesinin genel kurulun benzer bir olaydaki kararına kadar kendi kararını ertelemesi gibi başvurulan kestirme yollar dikkate alındığında, dava süresinin uzunluğunun haddinden fazla olduğu ortaya konamamıştır. Hükümete göre ayrıca, taraflara karşı temyizde bulunma ve cevaba cevap için verilen sürelerin, yani 12 Şubat 1975ten 3 Mayıs 1975e kadar geçen dönem dikkate alınmamalıdır.
37. Mahkeme son nokta üzerinde Hükümetle aynı fikirdedir. Diğer dört aşama bakımından (bk. yukarıda parag. 35) Mahkeme, bu sürelerin gayri makul olmadığı sonucuna varmaktadır. Tabi ki Temyiz Mahkemesindeki duruşma daha erken bir tarihte yapılabilirdi; ne zaman tayin edildiği bilinmemekle birlikte (bk. yukarıda parag. 13), temyiz talepleri ve cevapları verildikten sonra 3 Mayıs 1975te artık davanın duruşmaya hazır olduğu kabul edilebilir. Ayrıca ve hatta İtalyan hukukuna (bk. yukarıda parag. 13, 18 Aralık 1941 tarihli Kraliyet Tüzüğü, md. 120) göre de, Venice Üst Mahkemesinin karar verdiği tarih ile Temyiz Mahkemesi kararlarının verilmesi ve yazı işlerinde kayda girmesi arasındaki dönem (8 Ekim - 12 Aralık 1974 ve 19 Ekim 1976 - 5 Şubat 1977) bu kadar uzun olmamalıydı. Bununla birlikte, bazı gecikmelerden kaçınma mümkün olsaydı bile, davanın toplam süresinin aşırı olduğu sonucuna varmayı gerektirecek kadar yeterli değildir. O halde, imkan dahilindeki sınırlar aşılmamıştır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, Temyiz Mahkemesi kararının aleni olarak verilmemiş olması nedeniyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Bire karşı on dört oyla, "makul süre" şartı yönünde de Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine,
KARAR VERMİŞTİR.
Yargıç Ganshof van der Meerschin aynı yöndeki görüşü; yargıç Pinheiro Farinhanın karşı oy görüşü karara eklenmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy