(AİHS m. 6, 8)
DAVANIN ESASI
I. Dava Konusu Olaylar
10. 1949 doğumlu İsviçre vatandaşı olan Peter Sutter, dava konusu olayların geçtiği sırada Baselde ikamet eden bir öğrencidir.
11. Başvurucu, 1974 ve 1975te olağan askerlik görevinin bir bölümü olarak düzenlenen tazeleme eğitimleri sırasında, hizmet talimatının saç tıraşı ile ilgili 203 ek maddesine uymayı reddettiği gerekçesiyle, 5 ve 7şer günlük sürelerle katı göz hapsinde tutulmuştur.
12. Başvurucu, 1976 yılında düzenlenen tazeleme eğitiminin başlamasından kısa bir süre önce, birim komutanından, nizami saç tıraşıyla eğitimde hazır olmasını emreden taahhütlü bir mektup almıştır. Buna rağmen başvurucu 28 Ağustos 1976da, müsaade edilenden uzun saçlarla birliğe katılmış ve saçlarını kestirmesi yönünde subayların şifahi emirlerine uymayı reddetmiştir.
13. Askeri Savcı (Military Prosecutor- auditeur militaire) 8 Kasım 1976da, Sutter aleyhine emre itaatsizlikte ısrar ve hizmet talimatlarına ikinci derecede aykırı hareket etmek suçlamalarını içeren bir iddianame hazırlamıştır.
14. 5 Numaralı Tümen Mahkemesi 16 Mayıs 1977de, aleni duruşmanın sonunda, başvurucuyu her iki suçtan 10 gün hapis cezasına mahkum eden aleni bir karar vermiştir.
Sutterin avukatı Tümen Mahkemesinin, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlığa sahip olmadığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermesini istemiş, ancak bu talep reddedilmiştir; avukat ayrıca saç traşı hakkındaki talimatın hükümsüzlüğü veya aslında istismara açık niteliği konusunda ek bir araştırma yapılmasını talep etmiş ve bu da sonuçsuz kalmıştır.
Karar bir sureti 23 Haziran 1977de başvurucuya gönderilmiştir.
15. Mahkeme Başkanı Sutteri, kararın verilmesinden itibaren 24 saat içinde kararı temyiz edebileceği yönünde bilgilendirmiş, Sutter de hemen mahkeme yazı işlerine, kararı temyiz edeceğine dair bir dilekçe vermiştir (bk. 28 Haziran 1889 tarihli Federal Ordu (Mahkemelerin Kuruluşu ve Ceza Usulü) Yasasının -1889 Yasası- 189(2) fıkrası).
Başvurucu, hükmün tebliğinden itibaren 10 günlük yasal süre içinde, 2 Temmuz 1977de, temyiz sebeplerine dair son beyanlarını içeren bir temyiz dilekçesi vermiştir (bk. 1889 yasasının 189(3) fıkrası).
Başvurucu, aleyhine temyiz başvurusunda bulunduğu kararın Sözleşmenin 8. maddesine aykırı talimatları uygulamak suretiyle kanunu (bk. 1889 yasasının 188(1) fıkrası, no 1) ihlal ettiğini; bu mahkemenin, altı yargıçtan dördünün asıl yargıçların yerini alan yedek yargıçlar olması ve mahkeme başkanının Askeri Başsavcı (auditeur en chief) tarafından atanması dolayısıyla Tümen Mahkemesinin Kanununun (bk. aynı yerde, no 2) öngördüğü şekilde oluşturulmadığını; askeri mahkemeler Sözleşmenin 6. maddesi anlamında mahkemeler olmadığından, Tümen Mahkemesinin davayı esastan görmeyi reddetmemekle hata yaptığını; tamamlayıcı soruşturma yapılması talebinin reddedilmiş olmasının, Sözleşmenin 8. maddesinin ve özellikle ikinci fıkrasının uygulanması bakımından belirleyici noktalar hakkında savunma yapmasını önlediğini ileri sürmüştür.
Sutter, Askeri Temyiz Mahkemesinin yargılamayı bütünüyle yazılı usulde yapmasının 6. maddeyle bağdaşmadığı konusunda bu mahkemenin dikkatini çekmiş; bu nedenle en azından bir duruşma yapmasını ve kararını aleni olarak talep etmiştir.
16. Tümen Mahkemesi Başkanı bu temyiz dilekçesini, davalı sıfatı bulunan Askeri Savcıya iletmiştir. Askeri Savcı "karşı cevaplarını vermek için" 10 gün süresi olduğu halde, cevap vermemiştir (1889 tarihli Yasasının 189(3) fıkrası).
Mahkeme Başkanı daha sonra, "uyuşmazlık konusundaki görüşü"nü eklemeden (bk. aynı yerde), temyiz başvurusunu ve dava ile ilgili tüm evrakı Askeri Başsavcıya göndermiştir.
Askeri Başsavcı da evrakı Askeri Temyiz Mahkemesine göndermiştir. Askeri Başsavcı kendi mütalaasını ekleyebilecekken, Askeri Mahkeme başkanı gibi, sadece temyiz başvurusunun reddedilmesi gerektiğini belirtmekle yetinmiştir.
17. Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanı, meslektaşları arasından seçtiği bir hakimden gerekçeli bir öneri de içeren bir rapor hazırlamasını istemiştir. Bu rapor, dosyadaki diğer belgelerle birlikte mahkemenin öteki üyeleri arasında dolaştırılmıştır. 2 Ekim 1977de Temyiz Mahkemesi kapalı olarak (in camera) meseleyi görüşmüş ve esasa girmeden temyiz başvurusunu reddetmiştir. O sırada yürürlükte bulunan hükümlere (1889 yasasının 194. maddesi) göre, Temyiz Mahkemesi davanın esasına ancak, kararın bozulmuş olması ve bozmanın tek sebebinin de kanunun yanlış uygulanmış olması halinde girebilirdi. Askeri Temyiz Mahkemesi, artık bu yetkiye sahip bulunmamaktadır (bk. aşağıda parag. 19).
Bu mahkemenin verdiği kararın hüküm fıkraları Suttere yazılı olarak hemen tebliğ edilmiştir. Başvurucu kararın tam metnini 24 Ocak 1978de almıştır. Kararın gerekçesi 20 sayfa olup, esas itibariyle Sutterin 1889 yasasının Sözleşmenin 6. ve 8. maddelerine aykırılığı konusundaki iddialarıyla ilgilidir. Tümen Mahkemesinin kuruluşu ile ilgili olarak kararda, yedek yargıçlar ın asıl yargıçlarla aynı yasal statüye sahip oldukları ve Askeri Başsavcının olağan yargıçlarla aynı statüye sahip olan mahkeme başkanını heyetin kuruluşunda görevlendirmesinin yasaya aykırı olmadığı, çünkü asıl mahkeme başkanının davanın daha önceki aşamasında Askeri Savcı olarak davayla ilgilenmek durumunda kaldığı belirtilmiştir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
18. Askeri ceza usulü, ravaya konu olan olayların geçtiği dönemde, 1889 tarihli yasada (bk. yukarıda parag. 15) düzenlenmişti. Yargılamanın aleniliği konusunda yasa, ilgili mahkemelerin derecesine göre bir ayrım yapmaktadır.
Askeri hukukla ilgili davalara ilk derecede mahkemesi olarak bakan Tümen mahkemelerinin kararlarını, aleni duruşma yaptıktan sonra vermeleri ve yine kararlarını açık duruşmada tefhim etmeleri gerekli idi.
Diğer yandan, Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama tamamen yazılı usule göre yapılmakta ve kararları aleni olarak verilmemekte idi. Aleni kararla ilgili olarak Yasanın 197. maddesi sadece, kararın "bir özetinin" Askeri Başsavcılığa, sanığa ve mahkeme başkanlığına gönderilmesi zorunluluğu getirmekte idi.
19. 1889 tarihli Yasa, 1 Ocak 1980de yürürlüğe giren 23 Mart 1979 tarihli Federal Askeri Ceza Usul Kanunu ("1979 Yasası") ile ilga edilmiştir.
Yürürlükteki sistem Tümen mahkemeleri önündeki yargılamalar bakımından korunmuş ve bu sistem aynı kanunla kurulan Üst Mahkemelerdeki yargılamaları da içine alacak şekilde genişletilmiştir.
1979 Yasası, Askeri Temyiz Mahkemesinde "duruşma yapılmaz" hükmünü öngörmüştür (md. 189(1)). Bununla beraber bu yasa iki önemli değişiklik getirmiştir: Buna göre, Temyiz Mahkemesi kararını açık duruşmada vermek zorundadır (md. 48(3) ve 194(1)) ve hiç bir şart altında davanın esası hakkında kendisi karar veremeyecektir.
20. Askeri Temyiz Mahkemesinin kararları, geçmişte olduğu gibi, yıllık olarak karar kartonlarında bir araya toplanır. Konuya ilgili menfaati olduğunu ortaya koyan herhangi biri, Askeri Başsavcılığa veya Askeri Mahkeme kalemine başvurarak, kararın tam metnine bakabilir veya bir suretini alabilir.
Yenilik içeren ve kanunun yorumlanması bakımından önem taşıyan özelliklere sahip kararlar, daha sonra yayımlanır.
21 Ekim 1977 tarihli Sutter kararı, Askeri Temyiz Mahkemesi karalarının 1973 ve 1979 yıllarını kapsayan 1983 tarihli 9. cildinde 136 numarayla yer almıştır.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
21. Sutter, 17 Nisan 1978de Komisyona yaptığı başvuruda, Askeri Mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından yakınmıştır. Sutter ayrıca, Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamanın yazılı olduğunu ve aleni olmadığını ve üstelik bu mahkemenin kararlarını açık duruşmada vermeyip, sadece taraflara tebliğ etmekle yetindiğini belirtmiştir. Sutter son olarak, mahkeme başkanının raporuna ve Askeri Başsavcının mütalaasına ulaşmanın mümkün olmaması ve bu suretle savcılığın davada son sözü söylemiş olması ve hatta Başsavcılığın Askeri Temyiz Mahkemesine sunduğu argümanların kendisine bildirilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmıştır.
Sutter ayrıca, Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmesinden ötürü de mağdur olduğunu iddia etmiştir: Başvurucu, saç tıraşı ile ilgili talimatların bir İsviçre vatandaşınır kendi tercih ettiği saç modelini kullanmasını otuz yıl süreyle engellediğini ve bunun da özel yaşama saygı hakkına haksız bir müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.
22. Komisyon 1 Mart 1979da, sözlü yargılamanın bulunmaması ve Askeri Temyiz Mahkemesi kararlarının aleni olarak verilmemesi noktalarından incelemesini ertelemiş, diğer iddiaları ise açıkça temelsiz oldukları gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur.
Komisyon 11 Temmuz 1979da, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilirliğini beyan etmiştir. Komisyon, Sözleşmenin 31. maddesine göre verdiği 10 Ekim 1981 tarihli raporunda, 8e karşı 10 oyla Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.
Raporda ayrıca iki ayrı görüş yer almakta olup bunlardan biri muhalefet görüşüdür.
(Başvuru, süresi içinde Mahkeme önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
24. Başvurucu Askeri Temyiz Mahkemesinin yapılan temyiz başvurusunu açık bir duruşma yapmaksızın reddetmesi ve 21 Ekim 1997 tarihli kararını aleni olarak vermemesi konusunda yakınmıştır (bk. yukarıda parag. 17). Başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes ... hakkındaki bir suçlamanın karara bağlanmasında ... bir mahkeme tarafından ... adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna inandığı ölçüde demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir."
Hükümet ise karşı görüş olarak, bu iki yönden aleniyet unsuru yokluğunun Sözleşmeyi ihlal etmediği iddiasında bulunmuştur. Komisyonun çoğunluğu da aynı görüşü paylaşmış, ancak azınlıkta kalan sekiz üye Sutterle aynı fikirde olmuştur.
25. Mevcut davada sadece temyiz yargılaması tartışma konusudur. Komisyonca kabuledilebilir bulunduğu kadarıyla Sutterin şikayetleri, kararlarını aleni duruşmalar neticesinde veren 5 Nolu Tümen Mahkemesi önündeki usulü kapsamamaktadır (bk. yukarıda parag. 14).
I. İlk Tespitler
26. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında sözü edilen yargısal makamlar önündeki yargılamanın aleniliği, davanın taraflarını kamunun yakın denetiminin bulunmadığı gizli adalet dağıtılmasına karşı korur. Bu alenilik alt veya üst derece mahkemelerine halkın güvenini sürdürmesinin vasıtalarından biridir Alenilik, adalet dağıtımını görülebilir kılarak, 6(1). fıkrasındaki amacın, yani Sözleşme bakımından demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan adil yargılanma güvencesinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunur (bk.08.12.1983 tarihli Pretto ve Diğerleri kararı, parag. 21; ve 08.12.1983 tarihli Axen kararı parag. 25).
27. Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin hepsi bu aleniyet prensibine bağlı olmalarına rağmen, duruşma yapılması ve kararların aleni olarak verilmesi konularında, uygulamanın kapsam ve tarzı bakımından, hukuk sistemlerinde ve yargısal tatbikatta bazı farklılıklar bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Meselenin biçimsel yönü, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği aleniyetin amacı ile karşılaştırıldığında, tabi ki ikinci derecede bir önem arz etmektedir. Adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda işgal ettiği yerin önemi, Mahkemeyi bu alanda yapmakta olduğu denetimin amacı bakımından, söz konusu yargılama usulündeki gerçekleri incelemeye götürmektedir (bk. yukarıda geçen kararlar, parag. sırasıyla 23 ve 26).
28. Bu davada 6. maddenin uygulanabilirliği tartışmalı olmayıp, dahası, maddenin uygulanabilirliği konusundaki Mahkemenin yaklaşımı yerleşik içtihatlarından çıkarsanabilir (bk. 17.01.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 25 ve yukarıda geçen kararlar sırasıyla parag. 23 ve 27).
Ancak bu madde metninin uygulanma tarzı, davanın özel koşullarına bağlıdır (bk. aynı kararla,r aynı yerler). Hükümet ve Komisyonla aynı görüşü paylaşan Mahkeme, ulusal hukuk düzeni içinde yürütülen bir yargılamanın bütünlüğünün dikkate alınması gerektiğini kabul eder. Burada karar verilmesi gereken husus, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan her bir güvencenin, Tümen Mahkemesinin önünde olduğu gibi Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada da bulunması gerekip gerekmediğidir.
II. Duruşma yapılmaması
29. Başvurucuya göre Temyiz Mahkemesi önünde de açık duruşma yapılması gereklidir; çünkü açık duruşma, başka şeylerin yanında, tarafların iddialarının karşılıklı olarak alınıp vermelerine imkan tanır; halkın ileri sürülen taleplerden haberdar olmasını sağlar.
30. Sutterin davası Tümen Mahkemesince aleni olarak görülmesine rağmen, Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamanın, İsviçre Federal mevzuatında o gün olduğu gibi bugün de yazılı usulle yapılması öngörülmüştür. Tümen Mahkemesi Başkanı, Askeri savcılık ve Askeri Başsavcılık gerekçe göstermeksizin, temyiz talebinin reddedilmesi yönünde görüş bildirdikleri için, sadece başvurucu tarafından verilen dilekçe Askeri Temyiz Mahkemesinin önüne gelmiştir. Temyiz Mahkemesi, suçluluk meselesi veya Tümen Mahkemesinin verdiği ceza meselesiyle ilgili olarak davanın esası üzerinde bir karar vermemiştir. Temyiz Mahkemesi Sutterin başvurusunu, sadece ilgili yasa hükümlerini yorumlayan bir kararla reddetmiştir. Bundan dolayı Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamanın, Tümen Mahkemesi önündeki yargılamadan daha az adil olduğunu gösteren herhangi bir belirti bulunmamaktadır; Tümen Mahkemesinin ise Sözleşmenin 6. maddesinin şartlarını yerine getirip getirmediği tartışma konusu değildir. Davanın özel koşulları içinde, Temyiz Mahkemesi önündeki açık duruşma esnasında iddia ve savunmanın sözlü yapılması, 6. maddenin kapsadığı temel prensipler için daha fazla bir garanti sağlamayacaktır.
Buna göre Mahkeme, temyiz aşamasında aleni yargılama yapılmamasının, Sözleşmenin 6. maddesini ihlal etmediği sonucuna varmaktadır.
III. Kararın aleni olarak verilmemesi
31. 21 Ekim 1977de Askeri Temyiz Mahkemesi tarafından 1889 Yasasının 197. maddesi gereğince verilen hüküm taraflara tebliğ edilmiş, fakat aleni duruşmada açıklanmamıştır (bk. yukarıda parag. 17). Başvurucu ve Komisyonun azınlıkta kalan üyelerine göre bu durum Sözleşmeyi ihlal etmiştir.
32. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan "karar aleni olarak açıklanır" (judgment shall be pronounced publicly - le jugement sera rendu publiquement) deyimi, kararın yüksek sesle okunacağını ima edebilir. Şu da bir gerçek ki, Fransızca metinde "rendu" (given- verilir) kullanılırken, İngilizce metinde aynı kelimeye karşılık olarak pronounced (prononcé- açıklanır) kelimesi kullanılmaktadır; ancak bu küçük fark, söz konusu hükmün üslubunun bıraktığı izlenimi gidermek için yeterli değildir: Fransızcada rendu publiquement (alenileştirme) nin tersine rendu public (made public) deyimi, pekala prononcé publiquement terimi ile anlamdaş görülebilir.
İlk bakışta Sözleşmenin 6(1). fıkrası, karar "alenileştirilir" (shall be made public", "sera public") diyen Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 14(1). fıkrasına göre daha dar görünmektedir.
33. Bununla birlikte Avrupa Konseyine üye bir çok Devlet, mahkemelerinin ve özellikle de Temyiz Mahkemelerinin her türlü veya bazı kararlarını alenileştirirken, yüksek sesle okumanın yanı sıra başka yolları da, örneğin kamuya açık olan mahkeme yazı işleri kaydına girmesi yolunu da kullanma geleneğine sahiptirler. Sözleşmeyi yapanların çalışma belgelerinden bu konuyu, 1966 Sözleşmelerinin hazırlık çalışmalarındaki gibi (bk. örneğin 3 Aralık 1959 tarihli belge A/4299, s. 12, 15 ve 19, §§38(b), 53 ve 63(c) son) dikkate aldıkları kolaylıkla anlaşılabilir gibi değilse de, Sözleşmeyi yapanlar bu olguyu ihmal etmiş olamazlar.
Bu nedenle Mahkeme, sözel yorumla kendini bağlı hissetmemektedir. Mahkeme, davalı Devletin iç hukukunda "karar"a verilen aleniyet biçimini, her olayda o yargılamanın özel koşulları ışığında ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasının amacına dayanarak değerlendirmek gerektiğini düşünmektedir (bk. Pretto kararı, parag. 25-26 ve Axen kararı, parag. 30-31).
34. Yukarıda 20. paragrafta da belirtildiği gibi, menfaati olduğunu ortaya koyan herhangi bir kimse Askeri Temyiz Mahkemesi kararlarını görebilir veya bu kararların tam metinlerinin birer nüshasını alabilir. Bunun yanında Askeri Temyiz Mahkemesinin Sutter davasında olduğu gibi, önemli kararları resmi bir derlemede yayınlanmaktadır. Bu nedenle, bu mahkemenin içtihatları (jurisprudence), bir dereceye kadar kamuoyunun yakından incelemesine açıktır.
Askeri Temyiz Mahkemesince bu davada incelenen önemli noktalar ile Tümen Mahkemesinin kararını kesinleştiren ve Sutterin durumunda hiç bir değişiklik yapmayan kararı dikkate alındığında, hükmün tefhimi ile ilgili olarak 6(1). fıkrasının sadece lafzıyla yorumlanması çok sert bir yorum olarak görünmekte ve 6. maddenin amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli bulunmamaktadır.
Mahkeme sonuç olarak Sözleşmenin, yargılamanın son aşamasında verilen kararların yüksek sesle okunmasını gerekli görmediği konusunda Hükümet ile Komisyon çoğunluğunun görüşlerine katılmaktadır.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Askeri Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada aleni duruşma yapılmamasının, Sözleşmenin 6(1). fıkrasına aykırı olmadığına;
2. Dörde karşı on bir oyla, sözü edilen mahkeme kararının alenen tefhim edilmemiş olmasının, yine aynı maddeyi ihlal etmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy