(AİHS m. 5, 6)
Karar Tarihi: 28.05.1985
Başvuru no: 8225/78
DAVANIN ESASI (ÖZET)
Kararın gerekçe bölümünde "dava konusu olaylar"dan (parag. 10-24) ve "konuyla ilgili iç hukuk"tan (parag. 25-30), geniş olarak söz edilmiştir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
31. Başvurucu Ashingdane, 26 Ekim 1977de Komisyona başvuruda bulunmuştur. Başvurucu dilekçesinde esas itibarıyla, olağan bir akıl hastanesine naklinin uygun olduğuna karar verilmesine rağmen, Ekim 1978 ile Ekim 1980 tarihleri arasında "özel" bir hastanede tutulmuş olması ve nakil talebini ilgili makamların reddetmelerinin hukukiliğine karşı mahkemelere itirazda bulunmasının önündeki engel nedeniyle şikayetçi olmuştur. Başvurucu, birinci nokta için Sözleşmenin 5(1). fıkrasına ve ikinci nokta için 5(4). fıkrasına dayanmıştır.
32. Komisyon başvuruyu 5 Şubat 1982 tarihinde kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon 12 Mayıs 1983 tarihinde kabul ettiği raporunda, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ve 5(4). fıkrasının ihlal edilmediği (dörde karşı dokuz oy) ve yine 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği (ikiye karşı on bir oy) görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlali iddiası
35. Başvurucunun dayandığı Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukun öngördüğü bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
(e) ... akıl zayıflığı... olanların... hukuka uygun olarak tutulması
..."
Ashingdane, kendisinin tutulmasının "hukukun öngördüğü usule uygun" olduğunu ve yetkili makamların kendisinin "akıl zayıflığı olan kişi" olduğu sonucuna varmaları için delil bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak başvurucu bir kaç nedenle, tutulmasının, Sözleşmenin 5(1)(e) bendi bakımından "hukuka uygun" olmadığını ileri sürmüştür.
A. Başvurucunun "birincil" iddiaları
36. Başvurucunun sürekli olarak savunduğu kişisel görüşüne göre, hiçbir zaman, hatta 1978den önce bile, kendisinin akli bozukluğu her hangi bir hastanede zorunlu muhafazasını (compulsory confinement) gerektirecek nitelikte veya derecede değildir; çünkü durumu, kendisi veya başkaları için açık ve mevcut bir tehlike göstermemektedir.
37. Mahkeme önceki içtihatlarında, Sözleşmenin 5(1)(e) bendi anlamında "akıl zayıflığı bulunan bir kimsenin hukuka uygun olarak tutulması"nın söz konusu olabilmesi için, asgari üç şartın yerine gelmiş olması gerektiğini belirtmiştir. Bunlar: acil durumlar dışında, gerçekten bir akıl bozukluğu bulunduğu objektif doktor raporuna dayanılarak yetkili bir makam önünde kanıtlanmış olmalıdır; akıl bozukluğu, zorunlu muhafazayı gerektirecek türde veya derecede olmalıdır; ve muhafaza tedbirinin devamındaki geçerlilik bu tür bir bozukluğun sürmesine bağlıdır (bk. diğerleri arasında, 24.10.1979 tarihli Winterwerp kararı, parag. 39). Bu şartların bulunup bulunmadığına bakarken, Mahkemenin görevi, ulusal makamlar tarafından alınmış olan kararları, Sözleşmeye göre incelemekten ibarettir (bk. diğerleri arasında 05.11.1981 tarihli X - Birleşik Krallık kararı, parag. 43/son).
38. Başvurucunun talebi üzerine bağımsız doktorlar tarafından verilen raporlar dahil delil olarak sunulan bütün raporlarda, başlangıçta tutulması ve sonra tutulmasının devam etmesine gerekçe olarak, kendisinin paranoid şizofren bir hasta olduğu gösterilmiştir; buna göre kendisinin durumu tedavi ve gözetimi gerektirmiş, ancak bu tür bir tedaviyi istememiş veya iradi işbirliğinde bulunmamıştır; toplumun içine salıverilmesi halinde tehlikeli olabilecektir (bk. yukarıda parag. 10, 12, 13, 15, 20 ve 22). Komisyon gibi (bk. Kom. raporu parag. 73) Mahkeme de, Ashingdanein söz konusu bütün o dönem boyunca tutulmasını haklı kılan oybirliği halindeki tıbbi yargının objektifliğinden ve güvenilirliğinden kuşku duymak için bir sebep görmemektedir.
B. Başvurucunun "alternatif" iddiaları
39. Başvurucunun "özel" bir hastane olan Broadmoordan evinin hemen yakınındaki olağan bir akıl hastanesi olan Oakwooda naklinin tıbben uygun olduğu Ekim 1978de beyan edilmiş olmasına ve bunun için gerekli muvafakat İçişleri Bakanlığı tarafından Mart 1979da verilmiş olmasına rağmen, başvurucu Ekim 1980e kadar Oakwooda kabul edilmemiştir (bk. yukarıda parag. 13. ve 23). Bunun nedeni, 4 Eylül 1980de varılan anlaşmaya kadar, o tarihlerde Oakwood Hastanesi sağlık sendikasının, başvurucu gibi suçlu hastaların kabulüne, bu tür hastalara bakmak için yeterli kaynakların bulunmadığı gerekçesiyle, 65. maddedeki kısıtlama kararı hariç, tam bir yasak uygulamasıdır (bk. yukarıda parag. 14, 21 ve 26). Yetkili makamlar, sendikayla anlaşma sağlanıncaya kadar, nakil işlemini gerçekleştirmeyi reddetmişlerdir.
Başvurucu namına avukatları, yetkili makamların kendisinin bir akıl hastanesinden diğerine naklini reddetmenin sonuçlarıyla ilgili olarak, iki alternatif iddia ileri sürülmüşlerdir.
1. Birinci "alternatif" iddia
40. Bu "alternatif" iddialardan birincisine göre, Broadmoor Hastanesi ile Oakwood Hastanelerinin niteliği ve şartları arasında o kadar temel farklılıklar vardır ki, başvurucununki gibi bir olayda iki kurumdan birinin tercihi, hapislik ile özgürlük arasında bir tercih anlamına gelmektedir; Oakwoodda bir hasta olarak tabi tutulacağı kısıtlamalar sadece seyahat özgürlüğü üzerinde bir sınırlanma oluşturacaktır, özgürlükten yoksun bırakma değil. Sonuç olarak, başvurucunun Broadmoorda Ekim 1978den, en azından Mart 1979dan sonra muhafaza edilmeye devam edilmesi nedeniyle, Sözleşmenin 5(1)(e) bendindeki "hukuka uygunluk" sona ermiştir.
41. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşmenin 5(1). fıkrası, Dördüncü Protokolün 2. maddesinde düzenlenen sadece seyahat özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalarla ilgili değildir. Bir olaydaki şartların özgürlükten yoksun bırakmayı içerip içermediğini belirleyebilmek için, başlangıç noktası olarak, ilgili kişinin içinde bulunduğu somut durum ele alınmalı ve söz konusu tedbirin türü, süresi, uygulanma tarzı ve etkileri gibi bir dizi kriter dikkate alınmalıdır (bk. diğerleri arasında 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 58-59, ve 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 92). Özgürlüğü kısıtlama ile özgürlükten yoksun bırakma arasındaki ayrım, sadece derece veya yoğunlukta olup, nitelik veya özde değildir (bk. yukarıda geçen son karar, parag. 93).
42. Bu noktadan bakılınca, Broadmoor ile Oakwoodda uygulanan iki rejim arasında önemli farklar bulunduğu görülür (bk. yukarıda parag. 24). Ashingdanein Oakwooda nakli ile özgürlüğüne kavuşma ihtimali arasında yakın bir bağ vardır; çünkü, olayın şartları için bu, toplum içine çıkma yolu üzerinde geçilmesi zorunlu bir köprü oluşturmaktadır (bk. yukarıda parag. 20).
Bununla birlikte başvurucu, Ekim 1980de Oakwood Hastanesine kabul edildiği zaman, başlangıçtan beri beklendiği gibi, kapalı bir birime yerleştirilmiş ve on ay burada tutulduktan sonra açık bir birime gönderilmiştir (bk. yukarıda parag. 24/3). O halde, Broadmoordan Oakwooda nakil sadece, bir hastane rejim muhafazasından, biraz farklı ve daha serbest bir rejim olmasına rağmen diğer bir hastane rejim muhafazasına geçmeyi getirmiştir.
Ashingdane, Oakwoodta kaldığı süre içinde tutulu bir hasta olarak bulunmuştur; şu anlamda ki, sık sık hastaneden çıkmasına izin verilmiş olmasına rağmen, sadece seyahat özgürlüğü değil, ama aynı zamanda kişi özgürlüğü de hem fiilen ve hem de hukuken kısıtlanmıştır (1959 tarihli Yasaya göre sürekli olarak bir kısıtlama kararına tabi tutulmuştur). O halde, Mart 1979 ile Ekim 1980 arasında Broadmoorda tutulmakla, tıbbi ve idari olarak serbest kalmasına karar verilmiş olmasına rağmen "muhafazası" devam etmiştir, denemez.
2. İkinci "alternatif" iddia
43. Ashingdanein ikinci "alternatif" iddiası şöyledir: Kendisinin Ekim 1978den veya en azından Mart 1979dan sonra Broadmoor Hastanesinde zorunlu muhafazası, Sözleşmeye aykırıdır; oysa bu tutma, başka bir yerde ve özellikle Oakwood Hastanesinde olsaydı, haklı görülebilirdi.
Başvurucu, bu dönem boyunca kendisinin Broadmoor Hastanesinde tutulmasının, Sözleşmenin 5(1)(e) bendi bakımından "hukuksuz" olduğunu şu gerekçelerle iddia etmiştir: Tutma iç hukuka uygun değildir; tedavi görmesi gereklidir; hatta tedavinin, kendisinin akıl sağlığını kötüleştirme bakımından ciddi bir risk taşıdığı, yetkili makamların bilgisi dahilindedir; Broadmoorda "uygunsuz" koşullarda tutulması, kendisinin özgürlüğünü daha geniş ölçüde kısıtlamış ve toplum içine çıkmasını toplumsal ihtiyaçların kesinlikle gerektirdiği süreden daha uzun bir süre geciktirmiş, böylece orantılılık ilkesini ihlal etmiştir; Broadmoorda tutulması, Sözleşmenin imkan tanıdığı tedavi ve sosyal koruma amaçlı bir kısıtlamadan başka bir amaçla, yani çalışma barışını koruma amacıyla yapılan bir kısıtlamadır. Başvurucu Sözleşmede belirli bir şekilde tedavi hakkının güvence altına alınmadığını kabul etmiş, fakat Sözleşmenin 5(1)(e) bendine göre akıl hastalarını muhafaza yetkisinin, kendileri aşırı ölçüde acz içinde (vulnarable) oldukları için, kendilerini görülebilir zararlardan korumak üzere mevcut kaynakları dağıtırken, sadece asgari bir sorumluluk duygusuyla kullanıldığını iddia etmiştir.
Başvurucu bu iddialarını desteklemek için, Sözleşmenin 17 ve 18. maddelerini ileri sürmüştür. Bu maddeler şöyledir:
"Madde 17: Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm bir Devlete, bir gruba ve kişiye, bu Sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden birinin tahribini amaçlayan bir eylemde bulunma ve Sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırılmalarını amaçlayan bir karar alma hakkı verdiği şekilde yorumlanamaz."
Madde 18: Yukarıda sözü edilen haklara ve özgürlüklere bu Sözleşmeyle getirilen sınırlamalar, öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz."
44. Bu iddiayla ortaya atılan prensip meselesi şudur: "Akıl zayıflığı bulunan kimselerin hukuka uygun olarak tutulması" ifadesinin, akıl hastalarının sadece fiilen özgürlükten yoksun bırakılmalarına değil, ama aynı zamanda tutma yeri, çevresi ve koşulları gibi, muhafaza tedbirinin infazıyla ilgili meseleleri de kapsayacak şekilde yorumlanıp yorumlanamayacağı ve eğer yorumlanacaksa, hangi boyutta yorumlanacağıdır.
Tabi ki bir tutmanın "hukukiliği", kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakan bir tedbire hem karar verilmesinde ve hem de bu tedbirin infazında gereklidir. Böyle bir "hukukilik" ilk aşamada iç hukuka uygunluğu ve ayrıca, Sözleşmenin 18. maddesinin de teyid ettiği gibi, Sözleşmenin 5(1). fıkrası tarafından izin verilen kısıtlamaların amaçlarına da uygunluğu varsayar. Daha genel olarak bu varsayım, keyfi olan bir tutmanın hiçbir şekilde "hukuki" görülemeyeceğine dair Sözleşmenin 5(1). fıkrasının gerçek amacından çıkmaktadır (bk. yukarıda geçen Winterwerp kararı, parag. 39). Mahkeme ayrıca, dayanılan özgürlükten yoksun bırakmaya izin veren sebep ile tutmanın yeri ve şartları arasında bir ölçüde ilişkinin olması gerektiğini kabul eder. Kural olarak, akıl hastası olan bir kişinin "muhafaza" edilmesi, bunun bir hastanede, klinikte veya diğer uygun bir yerde gerçekleştirilmesi halinde ancak Sözleşmenin 5(1)(e) bendi bakımından "hukuki" olur. Ne var ki, yukarıdakiler saklı kalmak kaydıyla, Sözleşmenin 5(1)(e) bendi kural olarak, uygun bir tedavi verilmesiyle ve tutma koşullarıyla ilgili değildir (bk. yukarıda geçen Winterwerp kararı, parag. 51).
45. Mahkemenin, gösterilen deliller çerçevesinde, başvurucunun akıl zayıflığı bulunan bir kişi olarak itiraz konusu dönemde özgürlükten yoksun bırakılmasını, ilgili iç hukuka göre olmama anlamında "hukuksuz" sayması için hiçbir sebep yoktur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte Winterwerp kararı, parag. 40, 46-48). Hükümetin de işaret ettiği gibi, başvurucu iç hukuktaki uyuşmazlık sırasında, 1959 tarihli Yasaya göre tutulmasının yasal temeline itiraz etmemiş veya tutulduğu yerden salıverilmesini istememiş, farklı bir akıl hastanesine yerleştirilme ve daha "uygun" şartlarda tedavi görme hakkı bulunduğunu iddia etmiştir (bk. yukarıda parag. 16).
46. Geriye, itiraz konusu özgürlükten yoksun bırakma tedbirinin, Sözleşmedeki özerk anlamına göre "hukuki" olup olmadığını belirlemek kalmıştır.
47. Broadmoor ile Oakwood hastaneleri arasındaki farklılık yukarıda (bk. parag. 24) anlatılmıştır. Bu farklılıklar, Ashingdanein kendisi ve muhafaza altındaki yaşamının kalitesi için yaşamsal önemde olmakla birlikte, bir akıl hastası olarak özgürlük yoksunluğunun karakterini değiştirecek türden değildir. Broadmoor ve Oakwood, Komisyonun da not ettiği gibi (bk. Kom. raporu, parag. 78 ve 80), nitelikli görevlilerin başvurucunun tedavisi ve sağlığı için sürekli olarak çalıştıkları birer akıl hastanesidirler. Sonuç olarak, Oakwooddaki rejim daha serbest olmasına ve sağlık durumundaki gelişme bakımından nihai iyileşmesi için daha yararlı olmasına rağmen, başvurucunun muhafaza yeri ve şartları ", akıl zayıflığı bulunan bir kimsenin hukuka uygun olarak tutulması"nı ortadan kaldıracak nitelikte değildir. O halde, başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkının Sözleşmenin 17. maddesine aykırı olarak, 5(1)(e) bendinde gerekli görülenden daha fazla sınırlandığı söylenemez.
48. Bunun yanında, Ashingdanenin tutulmasının amacı her zaman, onun akıl hastalığı olmuştur. Özel güvenlikli hastaneden kendisine yakın olan hastaneye naklindeki gecikmenin daha muhtemel sebebi, Komisyonun "müessif" olarak tanımladığı (bk. Kom. raporu, parag. 79) tedaviye yönelik olmaktan çok çalışma şartları olduğu zaman bile, durum böyledir. Bununla birlikte gecikme, Ashingdanein akıl sağlığını bilinçli olarak göz ardı ettirmemiştir. En kısa sürede bir çözüm bulmak için gayret gösterilmiştir (bk. yukarıda parag. 15/son ve 21). Mahkemenin önündeki deliller, yetkili makamların davrandığından farklı bir şekilde davranılması pek mümkün olmayacağını göstermektedir. Her halükarda Mahkeme, başvurucunun muhafazasının devam etmesinin keyfi olmadığına ve Sözleşmenin 18. maddesiyle bağlantılı olarak okunan 5(1)(e) bendine aykırı başka bir amaçla sürdürüldüğüne ikna olmamıştır.
49. Bu sonuç başvurucunun Broadmoorda, akli durumunun gerektirdiğinden on dokuz ay daha fazla ve daha sıkı bir rejime katlanmasında insani anlamdaki bir adaletsizlik bulunduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Hükümetin kendisinin bu kötü durumuna ilgisini ve başvuruya yol açan olaylar nedeniyle büyük üzüntüsünü ifade etmiştir. Bu davanın merkezinde yer alan İngiltere ve Gallerde "özel" hastanelerden nakil sorunu, hiç kuşkusuz bu sorundan etkilenen kişiler için çok önemli bir sorundur (bk. yukarıda parag. 28). Fakat Ashingdanenin katlandığı adaletsizlik, Sözleşmenin 5(1)(e) bendinin koruduklarına karşı bir hareket değildir.
C. Sonuç
50. Özetle, iddia edilen çeşitli şikayet başlıklarından hiç birinde Sözleşmenin 5(1). fıkrası ihlal edilmemiştir.
II. Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlali iddiası
51. Ashingdanein ikinci şikayeti, iç hukukta açabildiği davada, kendisinin Broadmoor Hastanesinde Ekim 1978den sonra tutulmaya devam edilmesinin hukuksuz olduğu iddiası üzerinde karar verecek yetkili bir mahkemeye başvurma imkanı bulamamasıdır. Başvurucu, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Gözaltına alınma veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvuruma hakkına sahiptir."
52. Sözleşmenin 5(4). fıkrası, tutmanın her yönü ve ayrıntısının hukukiliğinin yargısal denetim hakkını güvence altına almamaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, yukarıda geçen X - Birleşik Krallık kararı, parag. 58, ve 24.06.1982 tarihli Van Droogenbroeck kararı, parag. 49). Sözleşmenin 5. maddesi, okunması gerektiği gibi bir bütün olarak okunduğunda, bir ve aynı özgürlükten yoksun bırakmayla ilgili olarak "hukukilik" kavramının, 1(e) bendi ile 4. fıkrada aynı önemde olduğuna işaret etmektedir (bk. yukarıda geçen X - Birleşik Krallık kararı, parag. 57/son). O halde, Sözleşmenin 5(4). fıkrasına göre mevcut olan bir iç hukuk yolu, 5(1)(e) bendine göre akıl zayıflığı bulunduğu gerekçesiyle, "hukuka uygun olarak tutulan" bir kimse için temel olan şartların denetimine imkan vermelidir (bk. aynı yer, parag. 58, ve yukarıda parag. 44).
Ne var ki, 1959 tarihli Yasanın 141. maddesi kullanılmak suretiyle başvurucunun ulusal mahkemeler önünde hak aramasının engellenmiş olduğu iddiası, Sözleşmenin 5(4). fıkrasıyla güvence altına alınan "hukukiliğin" yargısal denetimi kapsamına girmemektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, başvurucu iç hukuktaki uyuşmazlıkta, 1959 tarihli Yasaya göre akıl zayıflığı bulunan bir kişi olarak tutulmasının yasal temeline itiraz etmemiş veya tutulduğu yerden salıverilmesini istememiştir; başvurucu Sözleşmenin 5(1)(e) bendinin kapsamadığı, farklı bir akıl hastanesine yerleştirilmeyi ve daha "uygun" koşullarda tedavi görme hakkı bulunduğunu iddia etmiştir (bk. yukarıda parag. 45 ve 49).
Buna göre, başvurucunun yetkili makamlara karşı açtığı davaların reddedilmesi, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlaline yol açmamıştır.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
53. Ashingdane, Üst Mahkemenin kararından şikayetçi olmuştur; iddiası odur ki, bu kararla, Sağlık ve Sosyal Müdürlüğü ile yerel Sağlık Müdürlüğüne karşı sözde Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında "kişisel haklar"la ilgili açtığı davalar, 1959 tarihli Yasanın 141. maddesi gereğince engellenmiştir. Başvurucunun iddiasına göre bu karar, Sözleşmenin 6(1). fıkrasını ihlal etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri(nin) ... karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
54. Hükümet, mevcut davadaki olayların Sözleşmenin 6(1). fıkrasının kapsamı dışında kaldığını, çünkü başvurucu tarafından İngiliz mahkemelerinde ileri sürülen iddiaların, "kişisel hak" ile ilgili olmadığını savunmuştur.
Mahkeme bu tartışmayı çözmeyi gerekli görmemektedir; çünkü Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrası olayda uygulanabilir olsa bile, bu madde hükümlerinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
55. Mahkeme 21 Şubat 1975 tarihli Golder kararında, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne getirme hakkını güvence altına aldığı sonucuna varmıştır (bk. Golder kararı, parag. 36). Mahkemeye başvurma hakkının bir yönünü oluşturduğu bu "mahkeme hakkı", kişisel (civil) haklarını kullanmasına bir müdahale yapıldığına dair savunulabilir gerekçeleri bulunduğunu düşünen ve iddiasını 6(1). fıkrasının gereklerini taşıyan bir yargı yerinin önüne getirme imkanı bulamadığından şikayet eden her hangi bir kimse tarafından ileri sürülebilir (bk. 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 44/son, ve 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 81). Ayrıca, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının öngördüğü bir "uyuşmazlıkta" tehlikede olan şey, bir "kişisel hakkın" varlığı olabilir (bk. Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 49/son).
56. Başvurucu, sadece açtığı davalarda hukuki engel bulunduğunu duymak için Yüksek Mahkemeye ve daha sonra da Üst Mahkemeye başvurabilmiştir (bk. yukarıda parag. 17 ve 18). O halde, başvurucunun iç hukuk sisteminde sadece bu çapta başvurduğu hukuk yolları vardır.
57. Bu durum, kendi başına Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerini zorunlu olarak yerine getirmiş sayılmaz. Demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü göz önünde tutulduğunda ulusal mevzuata göre sağlanan başvuru derecesinin hala bireyin "mahkeme hakkı"nı korumaya yeterli olup olmadığı ortaya konmalıdır (bk. yukarıda geçen Golder kararı, parag. 34-35 ve mevcut davanın Kom. raporu, parag. 92).
Mahkemeye başvurma hakkı tabi ki mutlak olmayıp, sınırlamalara tabidir; bu sınırlamalara zımni izin vardır, çünkü mahkemeye başvurma hakkı "doğası gereği Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirir, ki bu düzenlemeler bireylerin ihtiyaçlarına ve toplumun kaynaklarına göre zaman ve mekan için değişebilir" (bk. 23.07.1968 tarihli "Belçikada Eğitim Dili Davası" kararının 5. paragrafından alıntı yapan yukarıda geçen Golder kararı, parag. 38). Sözleşmeci Devletler, bu tür düzenlemeleri yaparken belirli bir takdir alanı kullanırlar. Sözleşmenin gereklerine uygunluk hakkında nihai kararı vermek, Mahkemenin elinde olmakla birlikte, ulusal makamlarının değerlendirmelerinin yerine bu alanda en iyi uygulama olabilecek başka bir değerlendirme koymak, Mahkemenin görevleri arasında yer almamaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 06.09.1978 tarihli Klass ve Diğerleri kararı, parag. 49).
Bununla birlikte, uygulanacak olan sınırlamaların, bireylerin başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlamaması veya azaltmaması gerekir (bk. yukarıda geçen Golder ve "Belçikada Eğitim Dili Davası" kararları, aynı yerler, ve ayrıca yukarıda geçen Winterwerp kararı, parag. 60 ve 75). Ayrıca sınırlama, meşru bir amaç izlememesi ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık bir ilişkisi bulunmaması halinde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağdaşmaz.
58. 1959 tarihli Yasanın 141. maddesi, Ashingdanein ulusal mahkemelere başvurması üzerine bir engel getirmektedir. Mahkemenin önündeki birbirini tamamlayan delillere göre 141. madde, akıl hastalarının bakımlarından sorumlu olan kişileri, dava yoluyla haksız baskı altına tutulmaktan kurtarmayı istemiştir (bk. örneğin Pountney - Griffiths, House of Lords, per Lord Simon of Glaisdale, (1975) 2 All England Law Reports 881 at 883).
Bu amaç, birey olarak hastane çalışanları bakımından kendiliğinden meşru bir amaç olmakla birlikte, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Müdürlüğünün ve yerel Sağlık Müdürlüğünün Ashingdane tarafından açılan davalara karşı korunmaları, daha derin bir incelemeyi gerektirmektedir.
59. Mahkeme, davanın genel bağlamına bakışını kaybetmeden, bireysel başvurudan kaynaklanan bir davada dikkatini mümkün olduğu kadar önündeki olaya yoğunlaştırması gerektiğini hatırlatır (bk. diğerleri arasında, 08.12.1983 tarihli Axen kararı, parag. 24). Buna göre, getirilen sınırlamanın izin verilebilirliğini değerlendirirken Mahkemenin görevi, 1959 tarihli Yasanın 141. maddesini denetlemek değil, fakat bu maddenin Ashingdanee fiilen uygulanma koşulları ve tarzını denetlemektir.
Ashingdanein ulusal düzeydeki davada ileri sürmek isteği iddialar, 1977 tarihli Yasanın 3. maddesine dayanmakta olup, bu madde Sosyal Hizmetler Bakanlığına, bütün makul talepleri karşılamak üzere hastanede yer bulma görevi vermektedir (bk. yukarıda parag. 25). Bu kanunun 3. maddesinin (bk. yukarıda parag. 30) bireylere bir hak verdiği kabul edilse bile, buradaki yükümlülük genel terimlerle ifade edilmiş olduğundan Bakana geniş bir takdir alanı bırakmakta ve niteliği gereği, 1959 tarihli Yasanın 141. maddesinden pek farklı olarak, ulusal mahkemelerin tam yargısal denetimine elverişli bulunmamaktadır. Kanunun 141. maddesi 1977 tarihli Yasanın 3. maddesini sınırlandırmamış, fakat 3. maddeye dayanan talepler 1959 tarihli Yasa gereğince yürütülen tedbirlerle ilgili oldukları ölçüde, bu talepleri sınırlandırma sonucunu doğurmuştur (bk. yukarıda parag. 17). Üst Mahkemede Yargıç Brigdenin kararında (bk.yukarıda parag. 18) görüldüğü üzere, Ashingdanein talepleri hakkında bu şekilde karar verilmesi gerekmiştir; çünkü sorumluluk doğurduğu iddia edilen asıl işlem, başvurucuyu Broadmoor Hastanesinden Oakwood Hastanesine naklin reddedilmesi olup, bu işlem de 1959 tarihli Yasa ve buna göre yapılan Yönetmeliklerle düzenlenen işlem kategorisine girmektedir (bk. yukarıda parag. 27). Kanunun 141. maddesi bu suretle uygulanabilir olsa bile, 1977 tarihli Yasanın 3. maddesinin ihlalinden ötürü yetkili makamlara karşı dava açılmasını ancak kısmen engelleyebilmiştir; çünkü Yüksek Mahkemeden alınacak izne tabi olarak, kötü niyet veya ihmal iddiasıyla bir davanın açılmasına izin verilecekti (bk. yukarıda parag. 17). Mevcut davada, yetkili makamlara karşı böyle bir iddiada bulunulmamıştır; sonuç olarak Ashingdanein iddiaları yersizdir.
Bütün bu koşullar altında, 1959 tarihli Yasanın 141. maddesinin işleyişine, 1977 tarihli Yasanın 3. maddesinden doğan yetkili makamların sorumluluğunu ihmal veya kötü niyetle yapılan işlemlerle sınırlamak suretiyle getirilen kısıtlama, Ashingdanein "mahkeme hakkı"nın özünü zedelememekte veya orantılılık ilkesini aşmamaktadır.
60. Buna göre, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının bu davada uygulanabilir olduğu kabul edilse bile, bu fıkra ihlal edilmemiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 5(1). fıkrasının ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5(4). fıkrasının ihlal edilmediğine;
3. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy