(AİHS m. 6)
Karar Tarihi: 08.12.1983
Başvuru no: 8273/78
DAVANIN ESASI
11. 1914 doğumlu bir Alman vatandaşı olan başvurucu, Hamburgda oturmaktadır.
6 Ağustos 1950de başvurucu, bir şirkete ait olan ve ışıkları yanmadan yolda duran tır kamyonuna çarpmıştır. Yanındaki annesi ölmüş ve başvurucu bay Axen de ağır surette yaralanmıştır.
31 Ocak 1951de Lüneburg Eyalet Mahkemesi, tır sürücüsü ile tırı tamir edecek ve çekecek olan garaj sahibi ve yardımcı bir kişiyi, taksirle adam öldürme ve yaralamaya sebebiyet verme suçlarından mahkum etmiştir.
12. Başvurucu Axen, tır sürücüsü ile tır sahibi aleyhine Hamburg Eyalet Mahkemesinde ve garaj sahibi ile yardımcı personel aleyhine Lüneburg Eyalet Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
Birinci dava, Hamburgdaki Hanseatic Üst Mahkemesi tarafından verilen iki kararla sonuçlanmıştır. 23 Ocak 1968 tarihli birinci kararda, başvurucuya kazanç kayıpları için 41,000 Alman Markı, 6 Ağustos 1973 tarihli ikinci kararda ise manevi tazminat olarak 8,000 Alman Markı ödenmesine hükmedilmiştir.
13. Garaj sahibi ile yardımcı personel hakkındaki davada ise, Celle Üst Mahkemesi 16 Ocak 1969da başvurucu Axene manevi tazminat olarak 40,000 Mark ödenmesine, ancak Hamburg Üst Mahkemesi tarafından hükmedilen 8,000 Markın düşülmesine hükmetmiştir. Başvurucu Axen bu kararı temyiz etmiş, ancak Federal Adalet Mahkemesi temyizi 29 Eylül 1979de reddetmiştir.
14. Kazanç kayıplarıyla ilgili talep konusunda ise Celle Üst Mahkemesi 27 Şubat 1975te, başvurucuya yıllık ödemelerle birlikte 39,000 Mark ödenmesine, ancak bu miktardan Hamburgda hükmedilen tazminatın düşülmesine hükmetmiştir. Bu sırada Üst Mahkeme, Lüneburg Bölge Mahkemesinin 12 Mayıs 1972 tarihli kararı karşı başvuruyu incelemiştir.
Bu mahkemelerin önündeki duruşmalar aleni olarak yapılmış ve kararlar aleni olarak verilmiştir.
15. Başvurucu Axen, Celle Üst Mahkemesi kararını Federal Adalet Mahkemesinde temyiz etmiştir. Temyiz, kazanç kayıplarının miktarıyla ilgilidir.
Başvurucu temyiz sebeplerini belirttiği 18 Mayıs 1976 tarihli dilekçesinde, kazanç kayıplarıyla ilgili bilirkişi raporları hakkında başka bir uzmanın dinlenmesine dair talebinin, Üst Mahkeme tarafından reddedilmiş olmasından şikayet etmiştir. Başvurucuya göre Üst Mahkeme, en azından bir bilirkişi daha tayin etmeliydi. Başvurucu ayrıca, Üst Mahkemenin kazaya karışan kişilerin sorumluluğunun bölüştürülmesini değerlendirirken kullandığı yönteme de karşı çıkmıştır. Son temyiz sebebi ise, Üst Mahkemenin başvurucu tarafından alınan sosyal güvenlik tazminatlarını dikkate alma yetkisi bulunup bulunmadığıyla ilgilidir.
16. 26 Ekimde Federal Mahkemenin 6. Dairesi, temyizin başarı şansı olmadığı gerekçesiyle, Axenin adli yardım talebini reddetmiştir.
17. 8 Aralık 1976da, başvurucunun avukatı 6. Daireden duruşma yapmasını talep etmiştir. 15 Aralıkta Daire Başkanı, Dairenin duruşma yapmadan temyizin incelenmesi konusunu müzakere edeceğini bildirmiştir. Daire Başkanı avukatın sunmak istediği görüşlerini 20 Ocak 1977 tarihine kadar dosyaya girmesi gerektiğini belirtmiştir. Avukat, 16 Aralık 1976da aldığını kabul ettiği bu yazıya cevap vermemiştir. Ancak müvekkili avukata gönderdiği 7 Ocak 1977 tarihli bir mektupta, izlenen bu usulü protesto etmiştir. Bu mektubun bir kopyası Federal Mahkemeye gönderilmiş, fakat dava evrakı arasına konulmamıştır; çünkü bu mektup başvurucunun avukatı tarafından hazırlanmış bir belge değildir; oysa sadece avukatın bu mahkemeye kabul edilme hakkı vardır.
8 Mart 1977de, Federal Adalet Mahkemesi 6. Dairesi duruşma yapmadan, oybirliğiyle temyizi reddetmiştir. Mahkemenin hükmü aleni bir mahkemede tefhim (pronounce) edilmediği gibi yayınlanmamış, fakat 15 Mart 1977de Medeni Usul Kanununun 329. maddesi gereğince, başvurucuya tebliğ edilmiştir (serve). Bu maddede şu hüküm yer almaktadır: "mahkemelerin duruşmada aldıkları kararlar tefhim edilir" ve "tefhim edilmeyen kararlar uygun bir şekilde taraflara gönderilir".
Karar şu şekildedir:
"Federal Mahkemenin 6. Dairesi, tarafları bilgilendirdikten ve görüşlerini aldıktan sonra, 8 Mart 1977 tarihli oturumunda ..., duruşma yapılmasının gerekli olmadığını oybirliğiyle kabul etmiş ve ...:
temyizin .... reddine... karar vermiştir. Yargılama giderleri temyizde bulunan üzerinde bırakılmıştır. ... "
18. Duruşma yapılmamasına ilişkin karar, Federal Adalet Mahkemesinin Hukuk Davalarında İş Yükünün Azaltılması hakkında 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın 1. maddesine dayanmıştır. İlk başta, bu Yasanın 15 Eylül 1972 tarihinde yürürlük süresi sona erecek olduğu halde, 7 Ağustos 1972 tarihli bir Yasa ile 15 Eylül 1975 tarihine kadar uzatılmıştır. Bu suretle yürürlük süresi uzatılan Yasa, 15 Eylül 1969 ile 15 Eylül 1975 tarihlerin arasında verilen veya tebliğ edilen kararların temyiziyle ilgili yargılamalarda uygulanmıştır. Dolayısıyla, 27 Şubat 1975 tarihli karar aleyhine başvurucunun bulunduğu temyiz talebinin incelenmesini de kapsamıştır.
Konuyla ilgili 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın 1(2). fıkrası şöyledir:
"Temyiz talebi hakkında karar verecek olan bir mahkeme, temyizin temelsiz olduğunu ve tarafların dinlenmesinin gerekli olmadığını oybirliğiyle kabul etmesi halinde, duruşma yapmaksızın karar verir. Taraflar önceden bilgilendirilir ve görüşleri istenir. Kararda bu usulü kabul şartlarının yerine gelmiş olduğu belirtilir; başka bir gerekçe gösterilmesi gerekmez."
19. 4 Nisan 1977de başvurucu, Celle Üst Mahkemesinin 27 Şubat 1975 ve 8 Mart 1977 tarihli kararlarına karşı Federal Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu 16 Nisan 1977 tarihli ek dilekçesinde, Sözleşmenin 6. maddesine de dayanarak, yukarıda belirtilen yasa hükümlerinden de şikayet etmiştir.
14 Temmuz 1977de, Federal Anayasa Mahkemesinin üç yargıçlı kurulu, bu başvuruyu dinlememeye karar vermiştir. Kurul, yasa hükümleriyle ilgili başvurunun zamanaşımı nedeniyle kabuledilemez olduğunu, şikayet konusu mahkeme kararlarıyla ilgili başvurunun ise yeterli bir başarı şansı bulunmadığını, çünkü Anayasanın ve özellikle 3. maddesinin güvence altına aldığı bir hakkın ihlal edilmediğini kabul etmiştir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
20. Başvurucu Axen, 1 Eylül 1977 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda, Federal Adalet Mahkemesinin aleni yargılama yapmadığından şikayet etmiş ve Federal Anayasa Mahkemesinin temyizi zamanaşımı nedeniyle reddederken kanunu yanlış uyguladığını iddia etmiştir. Başvurucu Sözleşmenin 6(1), 17 ve 18. maddelerine dayanmıştır.
19 Temmuz 1979da Komisyon, başvuruyu Federal Adalet Mahkemesiyle ilgili kısmını kabuledilebilir bulmuş, ikinci şikayeti açıkça temelsiz görerek kabuledilemez bulmuştur. Komisyon 14 Aralık 1981 tarihli raporunda (md 31), üçe karşı on iki oyla Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediği görüşünü açıklamıştır.
Raporda muhalif görüş yer almıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
22. Başvurucu, yaptığı temyizi Federal Adalet Mahkemesinin aleni duruşma (public hearing) yapmadan reddetmesi ve 8 Mart 1977 tarihli kararını aleni olarak açıklamaması (pronounce) nedeniyle şikayetçi olmuştur (bk. yukarıda parag. 17). Başvurucu, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde, ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir."
Hükümet ise tam tersine, olayda bu iki aleniyetin de bulunmamasının, Sözleşmeyi ihlal etmediğini savunmuştur. Komisyon çoğunluğu Hükümetin görüşüne, üç üye ise Axenin görüşüne katılmıştır.
23. Başlangıçta belirtilmelidir ki, burada sadece 8 Mart 1977 tarihli kararla sonuçlanan temyiz yargılaması (bk. yukarıda parag. 15-17) tartışma konusudur. Başvurucu Mahkeme önünde, daha önce aleni yargılama sonucu aleni karar vermiş olan Lüneburg Eyalet Mahkemesi ve Celle Üst Mahkemesi tarafından yapılan yargılamalarla (bk. yukarıda parag. 14) ilgili bir şikayette bulunmamıştır.
I. İlk tespitler
24. Hükümet duruşmadaki savunmasında, bu davanın Mahkeme önüne getirilmesinde bir menfaat bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Federal Adalet Mahkemesinin duruşma yapmama kararı verirken dayandığı 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın (bk. yukarıda parag. 18) bu arada yürürlükten kalktığına dikkat çekmiştir. Ayrıca Hükümetin göre başvurucu bu başvuruda bulunarak, aslında bir ulusal mahkeme kararının değiştirilmesi suretiyle tazminatı artırmak gibi, ulaşılması mümkün olmayan bir hedef gütmüştür. Hükümete göre Komisyon ise, Mahkemeden bir ulusal mevzuat hükmünü soyut olarak Sözleşmeye uygunluk denetimi yapmasını istemiştir, ki Sözleşme böyle bir denetimi öngörmemektedir.
Komisyon temsilcileri bu eleştiriye karşı itirazda bulunmuştur.
Mahkeme, Hükümetin bu görüşlerini uygun bir tarzda ilk itiraz olarak ileri sürmemiş olmasına rağmen, bu sözleri yanıtlamayı gerekli görmektedir.
Mahkeme, bir davanın kendisinin önüne getirilmesine dair kararda menfaat bulunup bulunmadığını değerlendirmekle görevli olmadığını gözlemlemektedir. Bu alanda Komisyon, Sözleşmenin 48(a) bendiyle kendisine verilen bağımsız bir yetkiyi kullanmaktadır; aynı şey (b), (c) ve (d) bendlerinde sayılan Sözleşmeci Devletler için de geçerlidir.
Mahkeme bunu söyledikten sonra, bir "bireysel" başvuru olarak Sözleşmenin 25. maddesinden kaynaklanan bir davada yapacağı incelemeyi, mümkün olduğu kadar önündeki somut olayla sınırlı tutmak zorunda olduğunu hatırlatacaktır (bk. diğer bir çok karar arasından 25.03.1983 tarihli Minelli kararı, parag. 35). Buna göre Mahkemenin görevi sadece, söz konusu yasanın Axene uygulanma tarzının Sözleşmenin 6. maddesine uygun olup olmadığını belirlemektir. Böyle bir belirlemenin yukarıda geçen Yasanın uygulanmasıyla ilgili diğer davalar üzerinde de sonuç doğurması, bu belirlemenin Yasanın Sözleşmeye uygunluğunun soyut olarak denetlenmesinin bir sonucu olduğu anlamına gelmez.
Yine, 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın artık yürürlükte olmamasının pek bir önemi yoktur, çünkü başvurucu Sözleşmenin 6(1). fıkrasına göre talep ettiği hakkı yeniden kazanmış değildir (bk. özellikle ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 25.03.1983 tarihli Silver ve Diğerleri kararı, parag. 81). Başvurucunun endişesinin başlıca kaynaklarından birinin bu davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasının doğru yorumlanıp yorumlanmadığı olmasının da pek bir önemi yoktur; başvurucunun şikayetleri, bu yargılamanın konusunu oluşturmaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 10.12.1982 tarihli Corigliano kararı, parag. 30-31).
25. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında söz edilen yargısal organlar önündeki bir davanın aleniyeti, davanın taraflarını kamu denetiminin bulunmadığı gizli adalet dağıtımına karşı korur; bu aynı zamanda, ister üst derece olsun isterse alt derece olsun, mahkemelere olan güvenin sürdürülmesini sağlama yollarından biridir. Aleniyet, adalet dağıtımını görünür kılmakla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının amaçlarından birini, yani Sözleşme anlamında her demokratik toplumun temel prensiplerinden biri olan adil yargılama güvencisinin gerçekleştirilmesine de katkıda bulunur (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 36 ve 14.11.1960 tarihli Lawless kararı, parag. 13).
26. Avrupa Konseyine üye Devletlerin hepsi bu aleniyet prensibine bağlı olmakla birlikte hukuk sistemleri ve yargısal uygulamaları, duruşma yapma ve kararları "açıklama" (pronouncement) konusunda aleniyet prensibinin kapsamında ve yerine getirilme tarzında bazı farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Meselenin biçimsel yönü, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği aleniyetin temelini oluşturan hedef ile karşılaştırıldığında ikincil bir öneme sahiptir. Demokratik bir toplumda adil yargılamaya verilen yerin önemi, bu alanda yapacağı denetim bakımından, Mahkemeyi söz konusu usulün gerçeklerini incelemeye zorlamaktadır (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 26.03.1982 tarihli Adolf kararı, parag. 30).
27. Bu davada Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz edilmemiş olup, Mahkemenin yerleşik içtihatları da bu sonuca işaret etmektedir (bk. özellikle 17.0.11.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 25-26 ve 25.04.1983 tarihli Pakelli kararı, parag. 29).
Bununla birlikte, bu maddenin uygulanma tarzı, davanın özel koşullarına göre değişir (bk. aynı yer). Mahkeme, Hükümet ve Komisyonun görüşüne katılarak, iç hukuk düzeninde yürütülmüş olan yargılamanın bütününün dikkate alınması gerektiğini düşünmektedir. Belirlenmesi gereken şey, bu davanın ilk aşamalarında olduğu gibi son aşamasında da Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki güvencelerin bulunup bulunmadığıdır.
II. Duruşma (public hearing) yapılmaması
28. Federal Adalet Mahkemesi, temyizi (appeal on points of law) temelsiz ve tarafları dinlemeyi gereksiz bulduğu için, 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın 1(2). fıkrasının verdiği imkan dahilinde, bir duruşma yapmamaya karar vermiştir; ancak usulüne uygun olarak tarafların görüşlerini istemiştir (bk. yukarıda parag. 17 ve 18).
Başvurucuya ve Komisyon azınlığına göre, Federal Mahkemenin duruşma yapmama kararı Sözleşmeye aykırıdır; ancak Mahkemeye göre bu karar, yargılamanın bütünü içinde haklı görülebilir.
İlk olarak, Lüneburg Eyalet Mahkemesi ve Celle Üst Mahkemesi kararlarını vermeden önce davayı aleni olarak görmüşlerdir (bk. yukarıda parag. 14 ve 23). Sadece hukuki meseleleri karara bağlayan Federal Adalet Mahkemesi ise, Axenin temyizini duruşma yapmadan da reddedebilir ve aleniliği Sözleşmenin 6. maddesi bakımından itiraz konusu olmayan Celle Üst Mahkemesinin yaptığı yargılama sonunda vermiş olduğu karar hakkında son kararı verebilirdi. Federal Mahkeme Üst Mahkeme kararını bozmayı düşünecek olsaydı, 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın 1(2). fıkrasını uygulamayacak ve Alman hukukuna göre tarafları dinlemek zorunda kalacaktı.
Buna göre Mahkeme, Federal Adalet Mahkemesinin duruşma yapmamasının, olayın özel şartları içinde, Sözleşmenin 6(1). fıkrasını ihlal etmediği sonucuna varmaktadır.
III. Kararın aleni olarak verilmemesi (public pronouncement)
29. Federal Adalet Mahkemesi tarafından verilen 8 Mart 1977 tarihli kararın Almancadaki adı "Beschluss" değil de "Urteil" olmasına rağmen, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından bir "karar"dır (judgment). Bu kararla sadece temyiz talebi reddedilebilir; bu kararın gerekçesi, bir duruşma yapılmamasına dair varılan sonucun kaydedilmesiyle sınırlıdır (bk. yukarıda parag. 17 ve 18); Alman Medeni Usul Kanununun 329. maddesine göre bu karar bir duruşmada (open court) açıklanmaz ve fakat taraflara tebliğ edilir (bk. yukarıda parag. 17). Başvurucuya ve Komisyon azınlığına göre bu durum, Sözleşmeyi ihlal etmiştir.
30. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan "karar aleni olarak açıklanır" (İng.: judgment shall be pronounced publicly", Fr.: "le jugement sera rendu publiquement") deyimi, kararın yüksek sesle okunacağını ima edebilir. Fransızca metin "rendu" (verilir) fiilini kullanırken, İngilizce metin "pronounced" (açıklanır) fiilini kullanmaktadır; ancak bu küçük farklılık, söz konusu hükmün üslubunun bıraktığı izlenimi gidermek için yeterli değildir; Fransızcada "rendu public" (alenileştirme) nin tersine "rendu publiquement" (made public) deyimi, pekala "prononce publiquement" terimi ile anlamdaş görülebilir.
İlk bakışta Sözleşmenin 6(1). fıkrası, karar "alenileştirilir" (shall be made public", "sera public") diyen Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 14(1). fıkrasına göre daha dar görünmektedir.
31. Bununla birlikte Avrupa Konseyine üye bir çok Devlet, mahkemelerinin ve özellikle de Temyiz Mahkemelerinin her türlü veya bazı kararlarını alenileştirirken, yüksek sesle okumanın yanı sıra başka yolları da, örneğin kamuya açık olan mahkeme yazı işleri kaydına girmesi yolunu da kullanma geleneğine sahiptirler. Sözleşmeyi yapanların çalışma belgelerinden bu konuyu, 1966 Sözleşmelerinin hazırlık çalışmalarındaki gibi (bk. örneğin 3 Aralık 1959 tarihli belge A/4299, s. 12, 15 ve 19, §§38(b), 53 ve 63(c) son) dikkate aldıkları kolaylıkla anlaşılabilir gibi değilse de, Sözleşmeyi yapanlar bu olguyu ihmal etmiş olamazlar.
Bu nedenle Mahkeme, sözel yorumla kendini bağlı hissetmemektedir. Mahkeme, davalı Devletin iç hukukunda bir "karar"a verilen aleniyet biçimini, her olayda o yargılamanın özel koşulları ışığında ve Sözleşmenin 6(1). fıkrasının amacına dayanarak değerlendirmek gerektiğini düşünmektedir.
32. Sadece hukuki meseleleri çözen Federal Adalet Mahkemesi, bu olayda başvurucunun temyizini, 8 Mart 1977 tarihinde verdiği kararla reddetmiştir. Federal Mahkeme bu kararı verirken, sadece bir temyiz reddedilirken uygulanan 15 Ağustos 1969 tarihli Yasanın 1(2). fıkrasını uygulamıştır. Bu madde Federal Mahkemeye, karar gerekçesinde sadece bu maddedeki koşulların yerine gelmediğini belirtmek suretiyle bir duruşma yapmama yetkisi vermektedir. Bunun öncesinde Federal Mahkeme tarafları, Yasanın uygulanması konusunda görüşlerini sunmaları için usulüne göre bilgilendirmiş ve imkan vermiştir. Bu suretle Federal Mahkeme, duruşmada açıklanmış olan Celle Üst Mahkemesinin 27 Şubat 1975 tarihli kararını onamıştır.
Bu koşullarda Federal Mahkemenin 8 Mart 1977 tarihli kararını aleni olarak açıklamamış olması, Sözleşmeye aykırı değildir; Sözleşmenin 6(1). fıkrasının bu bağlamdaki amacı, yani adil yargılanma hakkını koruma düşüncesiyle yargı organının kamuoyu tarafından denetimini sağlama amacı, bir bütün olarak ele alınan yargılama sırasında gerçekleştirilmiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy