(AİHS m. 6, 25, 27, 50)
Karar Tarihi: 10.12.1982
Başvuru no: 8304/78
Dava konusu olaylar
Olayların kesin tarihleri bakımından Mahkemenin gideremediği belirsizlikler bulunmaktadır. Bu çekinceyle birlikte olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.(10)
Başvurucu, 1921 doğumlu İtalyan vatandaşı bir avukattır. Mart 1973te yapılan bir gösteri sırasında polis, Santo Amodeo adlı bir kişiyi başvurucuya ait işyerinde ve onun önünde gözaltına almıştır. Başvurucu, Amedeo aleyhindeki davada 29 Martta tanık olarak ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesi polisin ifadesiyle tamamen çelişmektedir. Başvurucu, 2 Nisanda bir yargıç ve bir savcı yardımcısı hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu bu kişilerin görevlerini kişisel menfaatleri doğrultusunda yerine getirdiklerini ve polisin gözaltı tutanağının yanlış olduğunu bildikleri halde bunu belirtmediklerini ifade etmiştir. Bu suç duyurusunu alan savcı, başvurucunun dilekçesinde sövme (aggravated slander) suçunun işlediği düşüncesiyle soruşturma başlatmış, ancak bunu başvurucuya bildirmemiştir. Başvurucu, aleyhine Ceza Kanununun 368 ve 81. maddelerine göre dava açıldığını, 7 Aralık 1973te kendisine yapılan tebligatla öğrenmiştir.(11-14)
Yapılan yargılama sonunda Ceza Mahkemesi 7 Ağustos 1978 tarihinde verdiği kararla başvurucuyu on sekiz ay hapis cezasına mahkum etmiş ve cezayı ertelemiştir. Başvurucu karar aleyhine aynı gün Üst Mahkemeye başvurmuş, bu mahkeme 19 Şubat 1980 tarihinde başvurucu hakkında beraat kararı vermiştir.(15-21)
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA (ÖZET)
Başvurucu ilk olarak, 29 Ekim 1973 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurmuş, yargıcın reddi talebinin reddedilmesi ve aleyhine açılmış olan ceza davası nedeniyle şikayetçi olmuştur. Komisyon bu başvuruyla ilgili olarak 12 Aralık 1974 tarihinde verdiği kararda, bu başvuruyu Sözleşme hükümleriyle bağdaşmaz görmüş ve açıkça temelsiz bulmuştur. Başvurucu 21 Temmuz 1975 tarihinde Sözleşmenin 6 ve 13. maddelerine dayanarak yaptığı ikinci başvuruda, Ceza Kanununun 65 ve 66. maddelerine ilişkin anayasaya aykırılık itirazının reddedilmesinden ve Temyiz Mahkemesi kararından şikayetçi olmuştur. Komisyon 16 Mayıs 1977 tarihli kararında başvuruyu Sözleşmeyle bağdaşmaz bulmuş ve reddetmiştir. Başvurucu üçüncü kez, 20 Temmuz 1978 tarihinde başvurmuş ve Sözleşmenin 27. maddesine göre başvurusunda yeni bilgiler olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Messina Üst Mahkemesi yargıçlarından birinin daha önce aynı davada Reggio mahkemesinde yer aldığı gerekçesiyle bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından yargılanmadığından, ayrıca yargılamada makul sürenin aşıldığından şikayetçi olmuştur. Komisyon 2 Ekim 1979 tarihli kararında, başvuruyu davanın uzunluğu yönünden kabuledilebilir bulmuştur. Başvurucu 23 Nisan 1980 tarihli yazısında başvurusunu geri aldığını belirtmiş, ancak 20 Mayıs 1980 tarihli yazısında geri aldığı ifadesini geri almıştır. Komisyon 17 Temmuz 1980de başvuruyu incelemeye devam etmeye karar vermiş, 16.03.1981 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.(22-23)
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. İlk itirazlar
24. Hükümet üç konuda ilk itirazda bulunmuştur.
A. Sözleşmenin 35(2)(b) (Eski 27(1)(b)) bendine dayanan itirazlar
25. Birinci itiraz Sözleşmenin 27(1)(b) bendine dayanmıştır. Bu itiraza göre, başvurucunun 8304/78 sayılı başvurusu, Komisyon tarafından 12 Aralık 1974 ve 16 Mayıs 1977 tarihlerinde kabuledilemez bulunmuş olan önceki 6481/74 sayılı ve 7223/75 sayılı başvurularıyla "temelde aynı"dır ve "konuyla ilgili yeni bilgi" içermemektedir.
26. Mahkeme bu tür ilk itirazları, davalı Devletin ilk önce Komisyon önünde kural olarak kabuledilebilirliğin ilk aşamasında ileri sürmüş olması halinde ve itirazın nitelikleri ve şartların izin verdiği ölçüde dikkate alabilecektir; bu koşullar yerine getirilmediği takdirde, Hükümet Mahkeme önünde ilk itirazda bulunma hakkını kaybetmiş olur (bk. diğerleri arasında 13.05.1980 tarihli Artico kararı, parag. 27 ve 06.11.1980 tarihli Guzzardi kararı, parag. 67).
27. Komisyon raporunda değinilmemiş olmasına rağmen Hükümet, Komisyon önünde Sözleşmenin 27(1)(b) bendine ilişkin ilk itirazda bulunmuştur. Ancak Hükümet bu itirazı, Komisyonun 2 Ekim 1979 tarihli kararından sonra 28 Ocak ve 3 Mayıs 1980 tarihli dilekçelerinde ve daha sonra 12 Aralık 1980 tarihli duruşmada yapmıştır. Hükümetin Mart 1979 tarihli dilekçesinde bu maddenin uygulanmasını istemesine engel bir şey yoktur; çünkü Hükümet başvurucunun ilk iki başvurusunu ve bu başvuruların reddedildiğini, Komisyonun başvurucu tarafından üçüncü başvuru yapıldığını belirten yazısıyla en geç Ekim 1978de öğrenmişlerdir. Dahası Hükümet bu durumu, Komisyon önünde ve Mahkemedeki duruşmada kabul etmiş, ancak Mahkemenin yerleşik içtihadından ayrılmasını gerektirecek her hangi bir gerekçe ileri sürmemiştir (bk. yukarıda geçen Artico ve Guzzardi kararları).
Mahkeme, Komisyon temsilcisinin görüşüne katılarak, Hükümetin itiraz hakkının düştüğü sonucuna varmıştır.
B. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı
28. Hükümet ikinci olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur. Hükümet, Mahkemenin 6 Kasım 1980 tarihli Van Oosterwijck kararını zikrederek (bk. parag. 30, 31 ve 33), Sözleşmenin İtalyan hukukunda doğrudan uygulanabilir olmasına rağmen başvurucunun ulusal makamlar önünde Sözleşmenin 6(1). fıkrasını ileri sürmeyi ihmal ettiğini belirtmiştir. Hükümete göre başvurucu ulusal makamlardan yargılamayı hızlandırmalarını da istememiş, böyle bir talebin yararsız olması halinde Ceza Kanununun 328. maddesiyle birlikte, Medeni Usul Kanununun 55, 56 ve 74. maddelerine göre bu makamların sorumluluğunu ortaya koymaya çalışmamıştır.
29. Söz konusu itiraz, Komisyonun 2 Ekim 1979 tarihli kabuledilebilirlik kararından önce ileri sürülmemiştir. Ceza Kanununun 328 ve Medeni Usul Kanununun 55, 56 ve 74. maddelerine dayanan ikinci sebep, Hükümet tarafından 28 Ocak ve 3 Mayıs 1980 tarihli dilekçede ve 12 Kasım 1980 tarihli duruşmada dile getirilmiştir. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının doğrudan uygulanabilirliğine dair itiraz, Komisyon önünde daha sonraki duruşmalarda ileri sürülmüştür.
Hükümetin de kabul ettiği gibi (bk. yukarıda parag. 27), özellikle başvurucu Corighlianonun "makul süre"nin aşıldığı iddiaları dikkate alındığında, sorunu Mart 1979 tarihli dilekçede dile getirebilirlerdi.
Bu nedenle bu itiraz bakımından da hak düşümü vardır.
C. Başvurucunun Sözleşmenin 34 (Eski 25) maddesi anlamında "mağdur" sayılamayacağı itirazı
30. Hükümet üçüncü olarak, başvurucunun gerçek amacının aleyhindeki kovuşturmayı hızlandırmak olmayıp, daha çok mahkumiyetten kurtulmak olduğunu, "makul süre" şartının aslında kendisinin samimi kaygısı olmadığını ileri sürmüştür. Başvurusunu geri aldığını belirten 23 Nisan 1980 tarihli dilekçesi (bk. yukarıda parag. 23) bunu kanıtlamaktadır; çünkü başvurucu, buna gerekçe olarak 19 Şubat 1980 tarihli Messina Üst Mahkemesi tarafından verilen beraat kararını (bk. yukarıda parag. 21) göstermiştir. Başvurucu kısa bir süre sonra, 20 Mayıs 1980 tarihinde başvuruyu geri almaktan vazgeçmesine rağmen (bk. yukarıda parag. 23), bunu sırf, kendisi hakkında dördüncü davanın açılmasını engellemek için yapmıştır ki, bunun da üçüncü davanın "uzunluğuyla ilgisi yoktur". Sonuç olarak Hükümete göre, başvurucunun Sözleşmenin 25. maddesi anlamında "mağdurluk" statüsü bulunmamaktadır.
31. Hükümet bu itirazı en azından özü itibarıyla Komisyon önünde ileri sürmüş olduğu için, yeni bir itiraz değildir. Kabul edilmelidir ki, Hükümet bu itirazı 2 Ekim 1979 tarihli kabuledilebilirlik kararından sonra, 12 Aralık 1980 tarihli duruşmada yapmıştır; ancak bu konudaki tutumları kolaylıkla izah edilebilir; çünkü başvurucunun yukarıda belirtilen 23 Nisan ve 20 Mayıs 1980 tarihli yazıları, kabuledilebilirlik kararından sonraki tarihlidirler.
Bu nedenle Hükümet, üçüncü ilk itirazını ileri sürme hakkının kaybetmemiş olmakla birlikte, Mahkeme bu itirazı kabul etmemiştir. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre Sözleşmenin 25. maddesindeki "mağdur" sözcüğü, bir zarar bulunmasa bile bir ihlalin varlığının söz konusu olabileceği bir eylem veya işlemden doğrudan etkilenen kişiyi ifade etmektedir; zarar sadece Sözleşmenin 50. maddesiyle ilgilidir (bk. yakın tarihli bir karar için 15.07.1982 tarihli Eckle kararı, parag. 66). Burada, başlıca kaygılarından biri olmasa bile, yargılama süresinin başvurucu Coriglianoyu doğrudan etkilediği inkar edilemez.
II. Esas
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
32. Komisyon, başvurucunun Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki "makul sürede" yargılanma hakkının ihlalinden ötürü mağdur olduğu görüşünü açıklamıştır.
Hükümet bu görüşe katılmamıştır.
1. Davanın uzunluğu
33. Dikkate alınacak süre, belirlenmesi gereken ilk konudur.
(a) Dikkate alınacak sürenin başlangıcı
34. Sözleşmenin 6(1). fıkrasında yer alan "makul süre" şartına cezai konularda uyulup uyulmadığını değerlendirmeye, kişinin "suç isnadıyla" (charged) karşılaştığı anı belirlemekle başlanmalıdır; bu, olay mahkeme önüne gelmeden önceki bir tarihte meydana gelebileceği gibi (bk. örneğin 27.02.1980 tarihli Deweer kararı, parag. 42), gözaltına alınma tarihi gibi, ilgili kişiye hakkında kovuşturma yapılacağının resmen bildirildiği veya hazırlık soruşturmasının açıldığı bir tarihte de meydana gelebilir (bk. 27.06.1968 tarihli Wemhoff kararı, parag. 65; aynı tarihli Neumeister kararı, parag...; 18 ve 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 110). Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından "suç isnadı" (charge), "bir kimseye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından resmen bildirilmesi" şeklinde tanımlanabilir; isnad, bazı durumlarda böyle bir iddianın belirtilerini taşıyan ve şüphelinin durumunu önemli ölçüde etkileyen diğer tedbirlerin alınması biçiminde de olabilir (bk. yukarıda geçen Eckle kararı parag. 73).
Tartışma konusu muhakemenin başlangıcı, Nisan 1973 tarihine kadar geri gitmektedir. 21 Nisanda Reggio Calabria savcısı, başvurucu tarafından iki adli görevli hakkında yapılan şikayetleri aldıktan sonra, Temyiz Mahkemesinden, olayla ilgilenecek başka bir yargı mercii tayin etmesini talep etmiştir; bundan başvurucu Corighianoyu haberdar etmemiştir. Temyiz Mahkemesi iddia makamını veya savunmayı dinlemeden 2 Temmuzda söz konusu yeri tayin etmekle sınırlı bir karar vermiştir (Ceza Usul Kanunu md. 60).
Messina Mahkemesine bağlı savcının "adli tebligatı" 7 Aralık 1973 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. "Adli tebligat" (judicial notification), etkilenecek kişinin aleyhinde ceza muhakemesinin başladığını ve üç gün içinde bir savunma avukatı tayin etme hakkı bulunduğunu resmen bildirmeyi amaçlayan İtalyan hukukuna yeni girmiş bir usul işlemidir. Başvurucu, hakkında bir soruşturmanın açıldığını 7 Aralık 1973 tarihinde öğrendiği konusunda itiraz etmemiştir. Mahkeme bu tarihi, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında "suç isnadı"nın bulunduğu tarih olarak almaktadır.
(b) Dikkate alınacak sürenin sonu
36. Dikkate alınacak "sürenin" sona erme tarihi, Messina Üst Mahkemesinin son olarak beraat kararı verdiği 19 Şubat 1980dir (bk. yukarıda parag. 21 ve yukarıda geçen Eckle kararı, parag. 76).
2. Dava süresinin makullüğü
37. Dava süresinin makullüğü, her olayın özel şartları içinde değerlendirilmelidir. Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken, başka şeyler arasında, olayın karmaşıklığına, başvurucunun tutumuna ve yargısal makamların tutumlarına bakmak durumundadır (bk. yukarıda geçen Eckle kararı, parag. 80).
Bu dava altı yıldan fazla sürmüştür. Bu süre ilk bakışta, bu tür bir davada çok uzun bir süre olarak görünmektedir.
(a) Olayın karmaşıklığı
38. Hükümet olayın, bay Viola ve bay Colicchianın bağlı bulunduğu yargı yerinin dışında bir mahkemenin tayin edilmesi nedeniyle biraz karmaşık olduğunu ileri sürmüştür.
39. Olayın Messina yargı yetkisinden nakledilmesi nedeniyle biraz karmaşık hale geldiğinden kuşku yoktur. Bu bağlamda yapılan soruşturma işlemleri sadece, bay Corigliano tarafından şikayet edilen adli görevlilerin, bay Coriglianonun kendisinin ve bir tanığın ifadelerinin alınması ve bazı belgelerin incelenmesidir (bk. yukarıda parag. 17-18).
(b) Başvurucunun tutumu
40. Başvurucunun tutumuyla ilgili olarak Hükümet, başvurucunun Temyiz Mahkemesine temyizde bulunma hakkını istismar ettiğini ileri sürmüştür; bu özellikle son iki temyiz için böyledir, çünkü bu temyiz taleplerinin sonuçları önceden görülebilir niteliktedir. Hükümet, başvurucunun 17 Aralık 1973 tarihinde savcılıkta ifadesi alınırken bir savunma avukatı tayin etmemek suretiyle (bk. yukarıda parag. 17) muhakemeyi uzattığını iddia etmiştir.
41. Başvurucu birinci nokta hakkında, üç temyiz talebini aynı hedefe varmak için, yani Ceza Usul Kanununun aynı sanıkla ilgili olayların birleştirilmesiyle ilgili 48. maddesinin anayasaya aykırılığı iddiasına Temyiz Mahkemesinin dikkatini çekmek için yaptığını kabul etmiştir.
Mahkeme, temyiz hakkının istismar edilip edilmediği üzerinde muhakemede bulunması talebi görmemektedir. Mahkeme, Komisyonun yaptığı gibi, temyiz taleplerinin davanın uzunluğu üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğunu not etmekle yetinmiştir. Aslında bu temyiz talepleri, Hükümetin de belirttiği gibi, hazırlık soruşturması yapılmasını engellememiştir. En uzun süren temyiz boyunca (ikincisi), Messina Mahkemesi faaliyetlerini bütünüyle durdurmamıştır. Aynı zamanda dava dosyasının Reggio Calabria Mahkemesine gönderilmesi (22 Nisan 1975), duruşma davetiyesinin tebliği (21 Haziran 1975) ve başvurucunun ifadesinin alınması (26 Haziran 1975) işlemleri (bk. yukarıda parag. 17) bunu gösmektedir.
42. Avukat tayin etmeme şeklindeki ikinci nokta hakkında, Sözleşmenin 6. maddesinin ilgili kişiyi adli makamlarla aktif bir surette işbirliği yapmaya zorlamadığı hatırlatılmalıdır (bk. yukarıda geçen Eckle kararı, parag. 82).
43. Özetle, bay Corglianonun davranışı davanın uzamasına dikkate değer ölçüde katkıda bulunmamıştır.
(c) Yargısal makamların tutumu
44. Yargısal makamların olayı yürütme tarzları, hazırlık soruşturması, İlk Derece Mahkemesindeki yargılama ve Üst Mahkeme yargılaması olmak üzere üç aşamaya bakılarak değerlendirilebilir.
(i) Hazırlık soruşturması
45. Muhakemenin birinci aşaması 17 Aralık 1973te başlamış ve 7 Temmuz 1978de sona ermiştir; böylece dört yıl yedi ay sürmüştür. Hükümet bu dönemin uzunluğunu, başvurucunun hazırlık soruşturması sırasındaki temyiz taleplerine ve olayın karmaşıklığına bağlamaktadır (bk. yukarıda parag. 40 ve 38).
46. Temyiz muhakemesi için ayrılan süre aşırı değildir. Birincisi, Temyiz Mahkemesi tarafından iki ay on gün sonra (11 Ocak 1974 -- 22 Mart 1974), ikincisi ise sekiz ay sonra (3 Şubat 1975 -- 3 Ekim 1975) reddedilmiştir. Üçüncü temyiz talebi, Temyiz Mahkemesi tarafından kaydedilmeden, başvurucuya on bir gün sonra (5 Ekim 1975 -- 16 Ekim 1975) bildirilmiştir.
47. Mahkeme daha önce olayın çok karmaşık olmadığını kaydetmiştir (bk. yukarıda parag. 39). Olayın Messina Mahkemesine nakledilmesi, adaletin işleyişiyle kendiliğinden bağdaşmaz olmamakla birlikte ve bunun sonucu olarak meydana gelen gecikmeler normal şartlarda Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından bir sorun doğurmamakla birlikte, olayın Temyiz Mahkemesi tarafından Reggio Mahkemesinin yetkisinden alınmış olmasına bakılmaksızın, bu mahkeme tarafından başvurucudan talimatla ifade alma kararı verilmesi için yedi haftalık gecikmeyi anlamak zordur.
Hazırlık soruşturmasında birincisi on üç ay (22 Mart 1974 -- 22 Nisan 1975), ikincisi on dört ay (22 Aralık 1975 -- 19 Şubat 1977) olmak üzere, iki dönem boyunca her hangi bir işlem yapılmamış olması izahı gerektirmektedir. Hükümet bu konuda bir açıklama getirmemiş, Mahkeme de bu iki dönem gecikmenin haksız olduğunu kabul etmiştir.
(ii) Messina İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılama
48. Birinci derece mahkemesi önündeki süreç yaklaşık yedi ay sürmüştür: Bu dönem 7 Ağustos 1978de başlamış ve 30 Mart 1979da sona ermiştir. Özellikle 15 Eylülde sona eren adli tatil sırasında başladığı dikkate alınacak olursa, bu dönem gereksiz uzunlukta bir dönem olarak görünmemektedir.
(iii) Messina Üst Mahkemesi önündeki yargılama
49. Dava dosyası Messina Üst Mahkemesine 30 Mart 1979da gönderilmiş, bu mahkeme dosyayı 18 Haziran 1979da almıştır. Dosyanın ulaşması için iki buçuk aylık bir süre geçmesine rağmen, başvurucunun temyiz sebeplerini bildirmesi için sadece 20 günü bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır (Ceza Usul Kanununun 201(1). fıkrası). Ayrıca, Üst Mahkeme tarafından 19 Şubat 1980 tarihinde karar verilinceye kadar yaklaşık on bir ay geçmiştir. Bu süre, sanığın tutuklu olmadığı ve aciliyeti olmayan davasına yaklaşımı, araya adli tatil girmesi dikkate alınacak olursa, makul bir süre olarak görünmektedir.
(d) Sonuç
50. Özetlenecek olursa, Bay Coriglianoya karşı yürütülen muhakemenin Messinadaki hazırlık soruşturması aşaması, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağdaşmayan bir gecikmeye ta bi tutulmuştur.
B. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
51. Başvurucu duruşma sırasında, Mahkeme tarafından bir ihlal görülmesi halinde, Sözleşmenin 50. maddesine göre adil karşılık talep etmiştir. Başvurucu Mahkemeden, İtalyan Hükümetine, İtalyan Ceza Kanununun 368. maddesini "siyasal ve/veya sosyal davalarda" uygulanmasını ortadan kaldıracak şekilde değiştirmesi talimatı vermesini, "uğradığı maddi ve manevi zararlar için adil bir tazminat" ile "masraflar ve ücretlerin geri ödenmeye" hükmetmesini istemiştir.
52. Hükümet temsilcisine göre, sövme fiilini suç olarak düzenleyen Ceza Kanununun 368. maddesi konusundaki talep, konuyla ilgili değildir. Başvurucu tazminat ve geri ödeme taleplerinin amacından uzaktır; çünkü başvurucu Komisyona gönderdiği 23 Nisan 1980 tarihli yazısında Messina Üst Mahkemesi tarafından beraat ettirilmekle tatmin olduğunu ve başvurusunu geri çektiğini ifade etmiştir.
53. Mahkeme, bu sorunun karara hazır olduğunu kabul etmektedir.
Ceza Kanununun 368. maddesiyle ilgili talebin, Temmuz 1981de Mahkeme önüne getirilen bu davanın tamamen konusu dışında kaldığını not etmek yeterlidir.
Maddi tazminat konusunda bay Corigliano, ne maddi zararın varlığını ortaya koymuş, ne de bunun niteliğini belirtmiştir. Dahası, Hükümetin de doğru olarak vurguladığı gibi davanın maddi olayları, "makul süre" şartına uyulmasının başvurucunun temel kaygısı olmadığı kanaatini uyandırmaktadır (bk. yukarıda parag. 30-31). Aynı şey, manevi zarar iddiaları bakımından da geçerlidir; her halükarda Mahkemeye göre bu zarar, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmış olması nedeniyle yeterince karşılanmıştır (bk. özellikle diğerleri arasından 18.10.1982 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 16).
Sadece başvurucu Coriglianonun Mahkeme tarafından tespit edilen ihlalin meydana gelmesini önlemek veya bundan ötürü bir giderim elde etmek için yapmış olduğu hukuki giderlerin ödenmesi mümkündür (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 17). Ancak başvurucu ne İtalyada ve ne de Sözleşme organları önünde masraf yapmamış ve davasını kendisi savunmuştur. Öte yandan Komisyon önündeki 12 Nisan 1980 ve Mahkeme önündeki 21 Nisan 1982 tarihli duruşmaya çıkmak üzere yapmış olduğu seyahat ve iaşe masraflarının geri ödenmesini hak etmektedir ki, bu harcamalar Avrupa Konseyi tarafından karşılanmamıştır (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 21 ve 25). Bu harcamaların hakkaniyete uygunluğa göre takdiri 2,200,000 Lirettir.
bu gerekçelerle mahkeme oybirliğiyle,
1. Hükümetin Sözleşmenin 27(1)(b) bendine ve iç hukuk yollarını tüketme kuralına dayanma hakkının düşmesine;
2. Başvurucunun Sözleşmenin 25(1). fıkrası anlamında bir mağdur olarak görülemeyeceğine dair Hükümet itirazının reddine;
3. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının yukarıda 47 ile 50. paragraflarda belirtildiği ölçüde ihlaline;
4. İtalyan Ceza Kanununun 368. maddesiyle ilgili adil karşılık talebinin kabuledilemez olduğuna;
5. Maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine;
6. İtalyan Cumhuriyetinin başvurucuya Strasbourga gelerek seyahat ve iaşe giderleri için 2,200,000 Liret ödemesine
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy