(AİHS m. 6, 1 Nolu Protokol)
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
10. Bay van Marle 1928, Bay van Zomeren 1928, Bay Flantua 1915, Bay de Bruijn 1929 doğumludur. Birincisi Rotterdamda, ikincisi ve üçüncüsü Utrechtte ve dördüncüsü Amersfoortta ikamet etmektedir. Başvurucular 1947 ile 1950 yıllarından bu yana muhasebeci (accountant) olarak çalışmışlardır.
11. Başvurucular, muhasebecilik mesleğini düzenleyen 13 Aralık 1972 tarihli Yasanın 65. maddesiyle ilgili yer alan geçici hüküm gereğince (bk. aşağıda parag. 17 ve 20), sertifikalı muhasebeci olarak kaydedilmek üzere başvurmuşlardır.
Kabul Kurulu her bir başvurucudan, kendilerinin düzenledikleri beş tane yıllık hesap sunmalarını istemiş ve başvurucularla 1977 yılı içinde mülakat yapmıştır. Sonuç olarak Kurul, van Marlenin başvurusunu 18 Mart 1977de, van Zomeren ve Flantuanın başvurularını 5 Ağustos 1977de, de Bruijnin başvurusunu 15 Temmuz 1977de reddetmiştir.
12. Başvurucular daha sonra Üst Kurula (bk. aşağıda parag. 22) itiraz etmişlerdir. Başvuruculardan yine kendileri tarafından hazırlanmış hesaplar sunmaları istenmiş ve bu kurul da kendileriyle 1978 yılında mülakat yapmıştır.
Kabul Kurulunun işlemleriyle ilgili tutanak Üst Kurula iletilmiş, ancak başvuruculara verilmemiştir.
Üst Kurul, başvurucuların bazı temel noktalardaki beyanlarının tatmin edici olmağı ve sorulara karşı verdikleri cevapların mesleki açıdan yeterli bulunmadığı gerekçesiyle, itirazları reddetmiştir. Üst Kurul, van Marle için 14 Temmuz 1978de, van Zomeren ve Flantua için 9 Ocak 1979da, de Bruijn için 19 Ocak 1979da karar vermiştir.
13. Başvurucu de Bruijnin mülakatına başlanırken Kurul başkanı, üyelerden birinin toplantıya katılamayacağını başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu de Bruijn buna rağmen mülakata katılmıştır; kararda beş üyenin hepsinin imzaları bulunmaktadır.
14. Başvuruculardan hiç biri, İdari Üst Yargılama Yasasında (Administrative Appeals Act) öngörülen Yüksek İdare Mahkemesinde (Council of State) dava açma yoluna gitmemişlerdir. Başvurucular bunun bir anlamı olmadığını düşünmüşlerdir; buna delil olarak, Yüksek İdare Mahkemesi Dava Dairelerinin 4 Eylül 1977 tarihli kararını göstermişlerdir; bu kararda, Üst Kurulun bir kararına karşı yapılan başvuru, Üst Kurulun idari bir organ olmayıp yargısal bir organ olduğu gerekçesiyle kabuledilemez bulunmuştur.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
15. 1962 ve 1972 yıllarında Hollanda Parlamentosu, bu tarihe kadar hiçbir yasal denetime tabi olmayan muhasebecilik mesleğini düzenleyen ve sınırlayan iki yasa çıkarmıştır.
16. 28 Haziran 1962 tarihli yasa, şirket hesaplarının doğruluğunu belgelemek üzere hesapları tutan ve geniş bir alanda çalışan muhasebeciler için gerekli mesleki yeterlilik standartlarını düzenlemiştir.
17. Mevcut davayla doğrudan ilgili tek yasa, 13 Aralık 1972 tarihli Sertifikalı Muhasebeciler Yasasıdır. Bu yasa, yukarıda belirtilen faaliyetlerde bulunmayan ve yüksek bir mesleki standart gerektirmeyen, esas itibarıyla küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için çalışan muhasebecileri ilgilendirmektedir.
18. 1972 tarihli Yasanın 1 Mart 1974 tarihinde yürürlüğe girmesinden beş yıl sonra, yani 1 Mart 1979dan itibaren, muhasebeci unvanı taşıma hakkına sahip olanlar sadece, 1962 tarihli Yasanın kapsamına girenler, sertifikalı muhasebeciler ve kamu hizmetlerinde muhasebeci olarak çalışan kişilerdir (1972 tarihli Yasa md. 85(2). fıkrasının 28(2) fırkası ve 29. maddesiyle birlikte okunması). Bu unvanı haksız olarak kullanan bir kimse cezai yaptırımlara ve disiplin soruşturmasına tabi tutulur.
19. Sertifikalı muhasebeci olmak için kayıt başvurusu, Kayıt Kuruluna yapılır; bu Kurulun kararlarına karşı Üst Kurula başvurulabilir (bk. aşağıda parag. 22). Başvuranlar, Yasada belirtilen üç diplomadan birinin sahibi olmak veya Ekonomik İlişkiler Bakanlığının görüşüne göre, aynı mesleki yeterliliği ifade eden diğer bir niteliğe sahip olmak zorundadır (md. 10).
20. Bununla birlikte, 65. maddede yer alan geçici hükümler, 1 Mart 1974 tarihinden önceki on beş yıl içinde on yıl süreyle (md. 65(1)(a) veya yasanın 65(1)(b) bendinde belirtilen diploma ve niteliklerden birine sahip olup, 1 Mart 1974 tarihinden önceki son üç yıl içinde muhasebecilik mesleğinde çalışmış olup, mesleki yeterliliklerini belgeleyen kişilerin kaydedilmesine imkan vermektedir.
Yasanın 65(3). fıkrası söz konusu çalışmanın, etkin yönetim organizasyonunda bulunma, yönetimin etkililiğini değerlendirme, yıllık bilançoyu düzenleme, yönetim tarafından sağlanan veriyi analiz eden ve yorumlayan raporlar hazırlama ve buna göre yorumda bulunma şeklinde olmasını öngörmektedir.
21. Yasanın 66. maddesine göre, başvurucular gibi bu geçici hükümlerden yararlanmak isteyen kişiler, 65. maddenin aradığı şartları taşıyıp taşımadıklarını tespit etmek üzere kurulmuş olan Kabul Kuruluna başvurmak zorundadır.
Ekonomik İşler Bakanlığı, Eğitim ve Bilim Bakanlığı ile Tarım ve Balıkçılık Bakanlığının görüşünü aldıktan sonra, Kurulun genişliğine karar verir, üyelerini atar ve başkan ile başkan yardımcısını veya yardımcılarını seçer.
Üç veya daha fazla üyelerden oluşan Daireler şeklinde toplanan Kurul, başvuranı dinleyebilir (md. 69(1)). Başvuran bir danışmanı yardımcı olarak bulundurabilir ve Kurul aksine karar vermedikçe duruşmada temsil edilebilir (md. 69(4)).
22. Kabul Kurulunun (md. 71) ve Kayıt Kurulunun başvuranın aleyhindeki kararlarına karşı itirazlar, Üst Kurul tarafından incelenir. Üst Kurul, beş asıl ve beş yedek üyeden oluşur. Her beş üyeden üçü, il mahkemesine yargıç olarak atanma yeterliliğine sahip olmalı ve yargısal bir görevde bulunuyor ve bulunmuş olmalıdır; ancak bu üyelerin muhasebecilik yapıyor olmaları veya yapmış olmaları gerekmez (md. 18(1)); diğer iki üyenin ve yedeklerin uzman olmaları zorunludur.
Kurul üyeleri mesleki gizlilikle bağlıdır (md. 26). Adalet Bakanlığı, Ekonomik İşler Bakanlığının görüşünü aldıktan sonra, Kurul üyelerini atar ve başkan ile başkan yardımcısını seçer.
23. Üst Kurul karar vermeden önce, başvuranı dinlemek veya kendisini taahhütlü bir mektupla huzuruna davet etmek zorundadır (md. 20(1) ve 72(1)). Bu Kurul ilk derecedeki Kuruldan bilgi alabilir ve üçüncü kişileri dinleyebilir (md. 72).
Kurul aksine karar vermedikçe, başvuran bir avukatın hukuki yardımını alabilir veya duruşmada temsil edilebilir; Kurul başvuranın avukat olmayan bir kimse tarafından temsil edilmesine ve yardım görmesine izin vermeyebilir (md. 20(2) ve (3) fıkraların, 72(2) fıkra ile bağlantılı olarak okunması).
23. Kurul kararlarını gerekçeli olarak verir; kararını ve gerekçelerini başvuran ile birinci derecedeki Kurula tebliğ eder (md. 21(2) ve 73(2)).
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
24. Bay van Marle 10 Ocak 1979da, bay van Zomeren ile bay Flantua 20 Haziran 1979da ve bay de Bruijn 17 Temmuz 1979da Komisyona başvurmuşlardır.
Başvuruculara göre söz konusu kararlar "kişisel hakların" karara bağlanması olup, bu kararlar verilirken Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gerektirdiği bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni bir yargılama yapılmamıştır. Başvurucular ayrıca söz konusu kararların Birinci Protokolün 1. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkını ihlal ettiğini de ileri sürmüşlerdir.
25. Komisyon bu başvuruları 2 Ekim 1979 ve 6 Mayıs 1980 tarihli kararlarla birleştirdikten sonra, 13 Ekim 1980de kabuledilebilir bulmuştur.
Komisyon 8 Mayıs 1984 tarihli raporunda, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının olayda uygulanabilir olmadığı (dörde karşı sekiz oyla) ve Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediği (bir çekinser oya karşı on bir oyla) sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
27. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu fıkra şöyledir:
"Herkes kişisel hak ve yükümlülüklerinin ... karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
28. Mahkeme önce bu hükmün olayda uygulanabilir olup olmadığını belirlemek durumdadır. Hükümet ve Komisyon uygulanabilir olmadığı görüşündedir.
29. Başvuruculara göre Kabul Kurulunun ve Üst Kurulun kararları, Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından kişisel haklar olarak düşündükleri mesleklerini sürdürme ve muhasebeci unvanı taşıma haklarını belirleyici niteliktedir.
Başvurucular, konuyla ilgili yasal düzenlemelerin uygulamaya girdiği 1 Mart 1979 tarihinden sonra bu unvanı kullanmaları halinde, cezai yaptırımlara tabi tutulabileceklerine işaret etmişlerdir.
Ne var ki, 1972 tarihli Yasanın yürürlüğe girmesinden önce yıllarca bu iki hakka sahiptiler; bu hakları kullanmaları üçüncü kişiler veya kamu makamları tarafından engellenmiyordu. Başvuruculara göre yeni yasa, geçici hükümler koyarak, aslında kazanılmış hakların varlığını göz önünde tutmuştur.
Başvurucular buna ek olarak, söz konusu kararların mülkiyet haklarının ihlaline de yol açtığını iddia etmişlerdir.
30. Hükümet göre ise, daha önce muhasebeci unvanın kullanılması düzenlenmemiştir; 1972 tarihli Yasa, bir denetim mekanizması tarafından test edilebilecek, belirli mesleki yeterlilik standartları getirmeyi amaçlamıştır. Hükümet ayrıca, Yasanın mesleki etik ilkeleri ve disiplin kuralları getirmek suretiyle, bu unvanı korumak istemiştir.
Hükümete göre geçici hükümler, daha önce bu mesleği icra etmekte olanların menfaatlerini korumayı düşünmekle birlikte, kazanılmış hak tanımamıştır.
Hükümetin iddiasına göre uymazlık (contestation) konusu olan şey, muhasebeci unvanı kullanma hakkı gibi yeni bir hakkın verilmesini sağlamak olup, başvurucuların mesleki faaliyetlerini sürdürme hakkı değildir; çünkü başvurucuları bundan alı koyan bir şey yoktur.
Bu son nokta üzerinde Komisyon, Hükümetin görüşüne katılmıştır. Komisyon ayrıca, söz konusu kararların başvurucuların mesleki yeterlilikleriyle ilgili olduğunu ve başvurucuların usul veya başka bir yönden uyarsızlıktan çok, mesleki yeterliliklerinin yanlış değerlendirildiğini iddia ettiklerini belirtmiştir. Komisyonun göre böyle bir olaydan şikayet, gerçekten kişisel haklar ve yükümlülükler üzerinde bir uyuşmazlıkla ilgili değildir; buna göre mevcut davada Sözleşmenin 6. maddesi uygulanamaz.
31. Mahkeme, başvurucuların sertifikalı muhasebeci olarak kayıt edilmek için, 1972 tarihli Yasada öngörülen şartları taşıdıklarını düşündüklerini kaydetmektedir. Kabul Kurulu başvurucuların başvurularını reddettiğinden, onlar da olayı Üst Kurul önüne taşımışlardır. İşte tam bu noktada, başvurucuların mesleki yeterlilikleri ve sertifikalı muhasebeciler olarak kaydedilme talepleri konusunda, çözülmesi gereken bir anlaşmazlık bulunmaktadır. Ne var ki, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında bir "uyuşmazlık" bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
32. Mahkemenin içtihatlarından çıkan prensipler arasında şunlar yer almaktadır:
(a) Sözleşmenin ruhuna uygun olabilmesi için, "uyuşmazlık" sözcüğünün "çok teknik olarak yorumlanmaması" ve "biçimsel bir anlamdan çok maddi bir anlam verilmesi" gerekmektedir (bk. 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 45).
(b) "Uyuşmazlık" gerçek olmalı ve ciddi bir niteliğe sahip bulunmalıdır (bk. 23.09.1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 81).
(c) "Uyuşmazlık" sadece "bir ... hakkın fiilen varlığı" ile değil, fakat ayrıca bu hakkın kapsamı veya kullanılma tarzı ile ilgili de olabilir (bk. yukarıda geçen Le Compte, Van Leuven ve De Meyere kararı, parag. 49).
(d) "Uyuşmazlık" hem "maddi meselelerle" ve hem de "hukuki meselelerle" ilgili olabilir (bk. yukarıda geçen karar, parag. 51/son; 10.02.1983 tarihli Albert ve Le Compte kararı, parag. 29/son ve 36).
33. Bunlara ek olarak, mevcut olayda Üst Kurul önüne getirilen anlaşmazlığın konusunu analiz etmek gerekir.
34. Üst Kurulun görevi, Kabul Kurulunun işlemlerini düzgün yapıp yapmadığını incelemek ve başvurucuların mesleki yeterlilik, deneyim, meslekteki süre veya sahip olunan diploma veya nitelikler bakımından kanuni kayıt şartları taşıyıp taşımadıklarını yeniden incelemektir (bk. yukarıda parag. 20).
35. Birinci iş, bir kararın keyfi olarak veya yetki tecavüzüyle alınıp alınmadığı veya usulsüzlük (irregularity) bulunup bulunmadığı meseleleriyle ilgili olabilir. Bu tür meseleler, doğal olarak yargısal bir karara konu olabilirler ve bu meseleler hakkındaki anlaşmazlıklar, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında "uyuşmazlık" (dispute) olarak görülebilirler.
Ne var ki, mevcut olayda başvurucular, Üst Kurul önünde bu tür bir usulsüzlük bulunduğunu iddia etmemişlerdir.
36. Kayıt için yasal şartların yerine getirilmiş olup olmadığı meselesi, yasal şartların yorumu, meslekte geçen sürenin uzunluğu veya sahip olunan diplomalar veya nitelikler gibi, yargısal takdir alanına girebilecek hukuki veya maddi konulara da temas edebilir.
Başvurucuların Kabul Kurulunun kararına karşı itirazları, bu kategorilere de girmemektedir. Bay de Bruijnnin, başka şeylerle birlikte, serbest çalıştığı sürenin yanlış hesaplandığından şikayet ettiği doğrudur; ancak bu başvurucu bu görüşünü Sözleşme organları önünde devam ettirmemiştir.
İşte bu istisna dışında, başvurucuların Üst Kurula yaptıkları şikayetler, esas itibarıyla mesleki yeterlilikleri hakkında Kabul Kurulu tarafından yanlış değerlendirme yapıldığı düşüncesiyle ilgilidir. Üst Kurul, başvurucuları mülakata davet ederek, başvurucuları yeniden sınamış ve kendilerinin hazırlamış oldukları bilançolar üzerinde yorum yapmalarına ve muhasebeciliğin teori ve pratiği hakkındaki soruları yanıtlamalarına imkan tanımıştır.
Belirli bir unvan altında bir mesleği icra etmek için bilgi ve tecrübenin bu şekilde değerlendirilmesi, okul veya üniversite sınavına benzemekte olup, normal yargısal yetkinin kullanım alanının dışında kaldığı ölçüde, Sözleşmenin 6. maddesindeki güvencelerin kapsamına giren bir anlaşmazlık olarak görülemez.
37. O nedenle, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında bir "uyuşmazlık" bulunmadığından, bu madde olayda uygulanabilir değildir. İç hukukta Üst Kurulun bir yargı yeri olarak görülmüş olması, varılan bu sonucu değiştirmez.
38. Mahkeme, başvurucular tarafından talep edilen hakların "kişisel haklar" olup olmadığını veya söz konusu işlemlerin Sözleşmenin 6(1). fıkrasının gereklerine uygun olup olmadığını incelemeyi gerekli bulmamaktadır.
II. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlali iddiası
39. Başvurucular ayrıca Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal mağduru olduklarını iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl yoldan kullanma hakkına sahiptir. Kanunun veya uluslararası hukukun genel ilkelerinin öngördüğü şartlar dışında ve kamu yararı gerektirmedikçe, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Yukarıdaki hükümler hiç bir biçimde mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan kaldırmaz."
Başvurucular, Üst Kurul kararlarının bir sonucu olarak, gelirlerinin ve muhasebeciliklerinin itibari değerinin zayıfladığını iddia etmişlerdir. Başvurucular bu nedenle mülklerinden barışçıl bir biçimde yararlanma haklarını kullanmalarına bir müdahaleyle ve mülkiyetlerinden tazminatsız olarak kısmen yoksun bırakmayla karşılaştıklarını savunmuşlardır.
40. Hükümet ise, muhasebecilik unvanının kullanılmasını düzenleyen yasanın yürürlüğe girmesinden önce, başvurucuların "muhasebeci" unvanı kullanma şeklinde bir "kazanılmış hakkı" bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet, bu tarihe kadar hukuken tanınmış ve korunmuş bir hak bulunmadığını, fakat sadece bu unvanı kullanma serbestliği bulunduğunu savunmuştur. Dahası Hükümete göre, kazanılmış bir hak bulunsa bile, Birinci Protokolün 1. maddesi anlamında "mal veya mülk" (possession) olarak nitelendirilemez. Hükümet ayrıca Hollanda hukukunda, bu madde bakımından mülkiyet olarak görülebilecek nitelikte "itibar hakkı" (right to goodwill) gibi bir şey bulunmadığına işaret etmiştir.
Hükümet alternatif olarak, söz konusu mevzuatın amacı "genel yararı" sağlamak olduğundan, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğini belirtmiştir.
41. Mahkeme, başvurucular tarafından dayanılan hakkın, Birinci Protokolün 1. maddesindeki mülkiyet hakkına benzetilebileceğine dair Komisyonun görüşüne katılmaktadır. Başvurucular kendi çalışmalarıyla bir müşteri çevresi oluşturmuşlardır; bu durum bir çok bakımdan özel bir hak niteliği taşımakta ve bir malvarlığın (asset) ve böylece Birinci Protokolün 1. maddesinin birinci cümlesindeki bir mal ve mülk (possession) oluşturmaktadır.
42. Başvurucuların sertifikalı muhasebeci olarak kayıt yaptırma taleplerinin reddedilmesi, kendilerinin mesleki faaliyetlerini radikal bir şekilde etkilemiş ve bu faaliyetlerinin alanı daralmıştır. Gelirleri, müşteri çevreleri ve daha genel olarak işlerinin değeri düşmüştür. Sonuç olarak başvurucuların mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma haklarına müdahale bulunmaktadır.
43. Bununla birlikte müdahale, Komisyonun da belirttiği gibi, Birinci Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası bakımından haklı bir müdahaledir.
İlk olarak 1972 tarihli Yasa "genel yararı" sağlamak için düşünülmüştür; yasanın amacı, muhasebecilik mesleğini icra edenlerin yeterlilik güvencelerini, kamuya vermek suretiyle, bütün bir ekonomik sektör için önemli olan bir mesleği yapılandırmaktır.
İkinci olarak, eskiden belirli bir niteliğe sahip olmayan muhasebecilere, öngörülen şartlarda yeni mesleğe girme imkanı veren geçici hükümlerle belirli bir ölçüde, kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında adil bir denge (bk. yukarıda geçen Sporrong ve Lönnroth kararı, parag. 69) kurulmuştur.
44. Bu nedenle Mahkeme, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle mahkeme,
1. Yediye karşı on bir oyla, mevcut davada Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilir olmadığına;
2. İkiye karşı on altı oyla, Birinci Protokolün 1. maddesinin mevcut davada uygulanabilir olduğuna;
3. Oybirliğiyle, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy