(AİHS m. 6, 50)
Karar Tarihi: 29.05.1986
Başvuru no: 8562/79
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
11. 1945 doğumlu bayan Geziena Hendrika Mari Feldbrugge, Hollanda vatandaşı olup Anna Paulownada ikamet etmektedir.
Bayan Feldbrugge, 1978 yılında veya dolaylarında bir süredir işsiz olmasına rağmen, Bölge İş Bulma Kurumundaki kaydı sona ermiştir. Çünkü, başvurucu hastalanmış ve çalışabilmek için yeterince iyileşmiş olmadığını düşünmüştür. 11 Nisan 1978de Amsterdamda bulunan Banka ve Sigorta, Toptan Ticaret ve Serbest Çalışanlar Sektörü Meslek Örgütünün Yönetim Kurulu, başvurucunun o tarihe kadar aldığı hastalık tazminatını (sickness allowances), 24 Mart 1978den itibaren almaya hakkı bulunmadığına karar vermiştir; çünkü Örgüt doktoru, başvurucunun bu tarihte yeniden işe başlayabilecek durumda olduğu sonucuna varmıştır.
12. Başvurucu, Haarlemde bulunan Üst Kurula (Appeals) başvurmuştur.
Üst Kurulu Başkanı, Alkmaarda bir jinekolog olan ve Kurula bağlı olarak çalışan resmi sağlık bilirkişinden (permenant medical expert) görüş istemiştir. Bu doktor hastayı muayene etmiş ve yorumda bulunması için kendisine imkan vermiştir. Bu bilirkişi, biri jinekolog ve biri bayan Feldbruggenin kendi doktoru olan iki pratisyen hekim olmak üzere üç hekime danıştıktan sonra 1 Haziran 1978 tarihinde, başvurucunun jinekolojik açıdan 24 Marttan itibaren çalışmaya elverişli olduğu sonucuna varmış, ancak bir de ortopedi uzmanına danışılması gerektiğini düşünmüştür.
18 Ağustos 1978de, başka bir resmi sağlık bilirkişisi olan bir ortopedist cerrah, başvurucuyu muayene etmiş ve kendisine yorumunu bildirme fırsatı vermiştir. Bu uzman ayrıca yukarıdaki üç pratisyenin de görüşlerini almıştır. Bu bilirkişi de 22 Ağustos 1978 tarihli raporunda, bayan Feldbruggenin aynı yılın 24 Mart tarihinden itibaren yeniden işe başlamaya elverişli olduğu sonucuna varmıştır.
Üst Kurul Başkanı, bu raporlara dayanarak, başvurucunun aleyhine karar vermiştir.
13. Başvurucu kendisi hakkında adil bir muhakeme yapılmadığını iddia ederek itirazda bulunmuştur.
17 Kasım 1978de, Üst Kurul bu itirazı, Üst Kurul Yasasının 142(1). fıkrasında gösterilen sebeplerden hiç birine girmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulmuştur. Kurul dolaylı olarak, olayda adil bir muhakeme yapıldığını, çünkü iki resmi sağlık bilirkişinin başvurucuyu muayene ettiğini ve itirazlarını sözlü olarak bildirmesine imkan verdiğini belirtmiştir.
14. Bayan Feldbrugge bu karara karşı Utrechtteki Merkezi Üst Kurula başvurmuştur. Başvurucu özellikle, yukarıda sözü edilen yasanın 141 ve 142. maddelerindeki kısıtlamaların, Sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
13 Şubat 1980de Merkezi Üst, Kurul Sağlık Sigortası Yasasının 75(2). maddesi gereğince (bk. aşağıda parag. 20) itirazı kabul edilemez bulmuştur.
II. Konuyla ilgili iç hukuk
1. Genel olarak
15. Hollandada sağlık sigortası konusundaki sosyal güvenlik, sandığın (scheme) hukuki çerçevesini oluşturmakla ve koordinasyonu yapmakla yetinen Devlet ile işçiler ve işverenler tarafından ortaklaşa bir biçimde idare edilir.
Serbest meslekler de dahil olmak üzere ekonomik faaliyetler sektörlere ayrılmış olup, her bir meslek örgütü sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından sorumludur.
Bu örgütler, Medeni Kanunun İkinci Kitabının 1. maddesi anlamında hukuk tüzel kişileridir; kuruluş yöntemleri, yapıları ve yetkileri, 1952 tarihli Sosyal Güvenlik Teşkilat Kanununda düzenlenmiştir. Bu örgütler Çalışma ve Sosyal İlişkiler Bakanlığının onayına tabidir. Bakan resen böyle bir örgütün kurulmasına da karar verebilir; böyle bir durumda Bakan, örgütün tüzüğünü yapabilir ve gerekirse değiştirebilir ve yönetim kurulu üyelerini atayabilir, görevden uzaklaştırabilir veya görevden alabilir. Ayrıca Bakan, mesleki örgütlerin görevlerini yerine getirmeleri için verilecek olan teminatları belirler ve her birinden faaliyetleriyle ilgili yıllık rapor ile hesaplarıyla ilgili yıllık açıklama alır.
Mesleki örgütler yarı kamu kurumları olup, özel sigorta şirketleri gibi çalışırlar.
Mesleki örgütler, sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari çalışmaları, Bakanlıkça tanınmış ortak bir idari kuruluşa bırakabilirler.
Hükümet tarafından kurulan ve Devletin, işçilerin ve işverenlerin temsilcilerinden oluşan bir Sosyal Sigorta Konseyi, söz konusu mevzuatın gereği gibi yürütülmesini gözetir.
2. 1913 tarihli Sağlık Sigortası Yasası
16. 1967 tarihinde değişen 1913 tarihli Sağlık Sigortası Yasasına göre, 65 yaşın altında olup kamu veya özel işverene bir sözleşmeyle bağlı olan veya bu kategoriye giren herkes için, hastalık sigortası zorunludur (md. 3 ve 20). Daha önce bir sözleşmeyle bağlı olup halen işsiz olan ve işsizlik tazminatı alan kişiler de bu bakımdan aylıklı işçi muamelesi görürler. Serbest çalışanlar, özel şirketlerin uygulamalarına katılabilirler.
Hastalık, işle ilgili olsun veya olmasın, kazaları da kapsar. Çalışan bir kimse hastalık nedeniyle işe elverişsizlik durumunda, günlük ücretinin yüzde 80ini tazminat olarak alır. Bu kişi işvereninin dahil olduğu mesleki örgüte doğrudan başvurur.
Tazminat hakkı doğrudan Yasadan kaynaklanmaktadır (md. 19).
17. Sandık, meslek örgütleri tarafından idare edilir (bk. yukarıda parag. 15) ve parası tamamen işçiler ve işverenler tarafından sağlanır. Yasa katkı payı oranlarını belirlemiştir; katkı payı halen işçiler için yüzde 1, işverenler için yüzde 5.05.tir; günlük ortalama azami 262 guilden olan ücret, esas alınarak hesaplanır.
3. 1955 tarihli Üst Kurul Yasası
18. 1913 tarihli Sağlık Sigortası Yasasının uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, son olarak 1978 tarihinde değiştirilen 1955 tarihli Üst Kurul Yasasında düzenlenmiştir. İşe elverişli olma veya olmamayla ilgili uyuşmazlıklar için, resmi-sağlık-bilirkişi (permenant medical expert) usulü olarak bilinen, basit bir usul bulunmaktadır (md. 131 ve 144). Bir uzman veya genel pratisyen bir doktor olan bilirkişi, Adalet Bakanı tarafından bir yıl için atanır ve yeminle göreve başlar.
Bu konuda bir itirazda bulunulması üzerine, Üst Kurul Başkanı (Hollandada bunlardan on iki tane vardır), hemen resmi sağlık bilirkişisine meseleyi araştırması talimatı verebilir (md. 135).
Kararı aleyhine başvurulan makam, itirazın tebliğinden itibaren üç gün içinde, olayla hakkındaki her türlü dosyayı vermek zorundadır (md. 136).
Resmi sağlık bilirkişisi, dosyadaki görüşlerin kendi görüşüne uygun olması durumu hariç, ilgili kişinin özel doktoruna ve ilgili meslek örgütünün doktoruna danışır (md. 137(2)). İtirazda bulunanı davet eder ve muayene eder (md. 137(3)); başka bir doktora danışabilir (md. 138). Son olarak, Üst Kurul Başkanına yazılı bir rapor verir (md. 140).
Ömür boyu görev süresi için atanmış bir yargıç olan Başkan, sağlık bilirkişisinin vardığı sonuçlara dayanarak gerekçeli bir karar verir.
19. Başkanın kararına karşı, sadece aşağıdaki dört sebepten biri veya bir kaçına dayanarak Üst Kurula başvurulabilir: bilirkişinin başka bir sıfatla hastayı tanıyor olması veya 137. maddenin şartlarına uygun davranmaması (bk. yukarıda parag. 18); Başkanın kararının uyuşmazlığa dayanmaması (bear upon) veya bilirkişinin tavsiyesini izlememesi. Üst Kurul itirazı kabuledilemez veya temelsiz bulmadıkça, normal usul uygulanır. Bu durumda taraflar, Üst Kurulun bulunduğu bina içinde, sekreterin (clerk) belirleyeceği sürede dosyaya bakabilirler veya fotokopi alabilirler. Ancak Başkan, itirazda bulunanın zihinsel veya fiziksel durumuna göre sağlık raporlarına bakamayacağına, fakat dosyanın içeriğinden haberdar edileceğine ve özel doktorunu veya avukatını dosyaları bu binada incelemesi için görevlendirebileceğine karar verebilir (md. 142(2) ile bağlantılı olarak md. 114(4) ve (5)).
Üst Kurul dilekçeleri dosyaya koyduktan ve sözlü sunuşları dinledikten sonra karar verir.
20. Üst Kurulun kararına karşı Merkezi Üst Kurula başvurulamaz (Sağlık Sigortası Yasası md. 75(2)). Ancak bu Kurulun yerleşik içtihadına göre, şekli nitelikteki kurullara uymama halinde istisna söz konusudur.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
21. Bayan Feldbrugge Komisyona yaptığı 16 Şubut 1979 tarihli başvuruda (no. 8562/79) Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanmıştır. Başvurucu sağlık sigortası tazminatı alma hakkının karara bağlanması sırasında, Haarlemdeki Üst Kurul Başkanı tarafından adil yargılanmadığını iddia etmiştir.
22. Komisyon, başvuruyu 15 Kasım 1983te kabuledilebilir bulmuştur. Komisyon 9 Mayıs 1994 tarihli raporunda, Sözleşmenin 6. maddesinin olaya uygulanabilir olmadığı, şikayet konusu yargılamanın aynı maddeye uygun olup olmadığı hakkında karar vermenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
(Dava, süresi için Mahkemenin önüne getirilmiştir).
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
24. Sözleşmenin 6(1). fıkrası şöyledir:
"Herkes kişisel hak ve yükümlülüklerinin ... karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. ..."
Başvurucu, hastalık tazminatı hakkının karara bağlanmasında bir yargı yeri tarafından adil muhakeme edilmediğinden şikayetçi olmuştur.
Yapılan sunuşlara göre, Komisyon çoğunluğu ve Hükümet tarafından tartışılan bir mesele olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrasının olayda uygulanabilir olup olmadığı üzerinde karar verilmesi gereken ilk meseledir.
A. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının uygulanabilirliği
1. Bir hak üzerinde "uyuşmazlık" (dispute) bulunup bulunmadığı
25. Bir hak üzerinde "uyuşmazlık" bulunup bulunmadığı konusunda Mahkeme, içtihatlarında ortaya çıkan ve Benthem kararında özetlenen prensiplere (bk. 23.10.1985 tarihli Benthem kararı, parag. 32) atıfta bulunmaktadır.
Mevcut davada, Amsterdamda bulunan Banka ve Sigorta, Toptan Ticaret ve Serbest Çalışlar Meslek Örgütü Yönetim Kurulunun 11 Nisan 1978 tarihli kararının (bk. yukarıda parag. 11) ardından bir "uyuşmazlık" çıktığı açıkça görülmektedir. Bu "uyuşmazlık" gerçek ve ciddi bir uyuşmazlık olup, başvurucu tarafından iddia edilen hastalık tazminatı almaya devam etme hakkının fiilen varlığıyla ilgilidir. Söz konusu yargılamanın sonucu, itiraz konusu kararın onaylanmasına yol açabilecek niteliktedir; aslında olayda yol açmıştır; yani Haarlem İtiraz Kurulu Başkanının talep edilen tazminatın reddine karar vermesine yol açmıştır; o halde bu uyuşmazlık, söz konusu hak bakımından doğrudan belirleyicidir.
Bu nedenle İtirazlar Kurulu Başkanı, bayan Feldbrugge tarafından iddia edilen hak ile ilgili bir uyuşmazlığı karara bağlamak zorunda kalmıştır.
2. Söz konusu hakkın kişisel bir hak olup olmadığı
(a) Giriş
26. Mahkemenin içtihatlarına göre "kişisel hak ve yükümlülükler kavramı sadece davalı Devletin iç hukukuna dayanılarak yorumlanamaz" (bk. 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 88-89). Ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi sadece, "geleneksel anlamdaki özel hukuk uyuşmazlıklarını, yani bireyler arasında veya bir birey ile egemen sıfatıyla değil de özel hukuka tabi özel hukuk kişisi sıfatıyla hareket eden Devlet arasındaki uyuşmazlıkları" kapsamaz (bk. aynı karar, parag. 90). "Bir konu hakkında nasıl karar verileceğini düzenleyen yasanın niteliği ... ve bu konuda karar verecek olan yetkili otoritenin ... niteliğinin pek fazla bir önemi yoktur": bu otorite olağan (bir) mahkeme veya idari bir kuruluş olabilir" (bk. 16.07.1971 tarihli Ringeisen kararı, parag. 94). "Sadece tartışma konusu hakkın niteliği önem taşır" (bk. yukarıda geçen König kararı, parag. 90).
27. Daha önceki davalarda olduğu gibi Mahkeme, bu olayda da "kişisel haklar ve yükümlülükler" kavramının soyut bir tanımını verme gereğini düşünmemektedir.
Bu olayda Mahkeme ilk kez, sosyal güvenlik alanını ve daha özel olarak Hollandadaki hastalık sigortası sandığını ele almak durumunda kalmış olup, Mahkeme yukarıda belirtilen prensipleri açığa çıkaracak ve uygulanmasını sağlayacak faktörleri belirlemelidir.
(b) Uyuşmazlık konusunun ortaya çıkardığı ilave faktörler
28. Hollanda mevzuatına göre tartışma konusu hak, kamu hukukuna giren bir hak olarak görülmektedir (bk. yukarıda parag. 16-17). Ancak bu nitelendirme, sadece bir başlangıç noktası oluşturabilir (bk. özellikle, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 08.06.1976 tarihli Engel ve Diğerleri kararı, parag. 82); başka faktörlerle desteklenmedikçe (corroborated) belirleyici olmaz. Mahkeme, König kararında şöyle demiştir (bk. 28.06.1978 tarihli König kararı, parag. 89):
"Bir hakkın ... kişisel bir hak olup olmadığına, iç hukukta hangi hukuk içinde sınıflandırıldığına değil, hakkın maddi içeriğine ve etkilerine bakılarak karar verilir. Mahkeme bu denetim görevini yerine getirirken, Sözleşmenin amaç ve gayesi ile birlikte, diğer Sözleşmeci Devletlerin ulusal hukuk sistemlerini de göz önünde tutar..."
29. Sosyal güvenlik sandıklarında sağlık sigortası hakkının hukuki niteliği, yani bu hakkın hangi kategoriye girdiği konusunda, Avrupa Konseyine üye Devletlerin mevzuatları ve içtihatlarında büyük farklılıklar vardır. Hollanda gibi bazı Devletler bunu kamu hukukuna, diğer bazıları tam tersine özel hukuka giren bir hak olarak görmekte; başka bazılarının da karma bir sistemi uygulamakta olduğu anlaşılmaktadır. Dahası, aynı hukuk sisteminde bile içtihatlarda farklı yaklaşımlar bulunabilmektedir. Hatta kamu hukuku yönünün baskın (predominant) olduğu bazı Devletlerde bazı mahkemeler, mevcut davadakiyle benzer taleplerde, Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilir olduğu görüşünü belirtmişlerdir (örneğin, Brüksel İş Mahkemesinin 11 Mayıs 1984 tarihli kararı, Journal des Tribunaux 1985, s. 168-169). Buna göre, bu konuda tek biçimli bir Avrupa anlayışına işaret eden ortak bir standart bulunmamaktadır.
30. Hollanda sosyal sağlık sigorta sisteminin analizi, talep edilen hakedişin hem kamu hukuku ve hem de özel hukuk özellikleri içerdiğini ortaya koymaktadır.
(i) Kamu hukuku nitelikleri
31. Bir kaç faktör, tartışma konusu meselenin kamu hukuku alanında görülmesi gerektiği izlenimi verebilir.
(1) Mevzuatın karakteri
32. Bu tür faktörlerden birincisi, mevzuatın karakteridir. Sağlık sigortası bağlamında sosyal güvenlik menfaatlerini düzenleyen kurallar, genel sigortaya uygulanan ve medeni hukukun bir parçası olan kurallardan bir çok bakımından ayrılmaktadır. Hollanda Devleti, sağlık sigortası sandığının çatısını düzenleme ve bu sandığın işleyişini gözetme görevini üstlenmiştir. Devlet bu çerçevede, hak sahiplerini kategorilere ayırmakta, sağlanan korumanın sınırlarını tespit etmekte, katkı ve tazminat oranlarını belirlemektedir.
Devletin bir yasa veya alt normlar vasıtasıyla müdahalede bulunmuş olması, bir çok davada Mahkemenin tartışma konusu hakkı özel ve böylece kişisel karakterde bulmasını engellememiştir (bk. özellikle König; Le Compte, Van Leuven ve De Meyere; Benthem kararları). Mevcut davada da bu tür bir müdahale, başvurucu tarafından iddia edilen hakkı kamu hukuku alanına sokmak için yeterli değildir.
(2) Sigortanın zorunluluk niteliği
33. İlgili ikinci faktör, hastalığa karşı sigorta edilme yükümlülüğü veya daha açıkçası, yasada düzenlenen koşulların yerine gelmiş olması halinde, sigorta kapsamına girmiş olmadır (bk. aşağıda parag. 38). Başka bir deyimle, ilgili kişiler ne menfaatlerden yararlanmamayı seçebilirler ve ne de gerekli katkıları ödemekten kaçınabilirler.
Bununla kıyaslanabilecek yükümlülükler başka alanlarda da vardır. Motorlu taşıt sürme gibi bazı faaliyetlerde bulunanlar veya ev sahiplerinin zorunlu olarak sigorta yaptırmalarını gerektiren kurallar, buna örnektir. Bu tür sigorta sözleşmelerinin ortaya çıkardığı menfaatler, kamu hukukuna giren bir hak olarak nitelendirilemez. Bu nedenle Mahkeme, bir sağlık sigortası sandığına girme yükümlülüğünün, buna karşılık gelen hakkın niteliğini nasıl olup da değiştirebileceğini anlamamaktadır.
(3) Devletin sosyal koruma görevi üstlenmesi
34. İncelenmesi gereken son bir husus, Devletin veya kamu kurumlarının veya yarı kamu kurumlarının sosyal korumayı sağlama sorumluluğu bulunduğu üstlenmesidir. İşte mevcut davada, Amsterdamda bulunan Banka ve Sigorta, Toptan Satış ve Serbest Çalışanlar Meslek Örgütü tarafından işletilen sağlık sigortası sandığı dolayısıyla meydana gelen şey, tam da budur. Bu tür bir faktör, Devletin rolünün gelişmesinde, ister bir sonuç isterse bir aşama olarak görülsün, ilk bakışta kamu hukuku alanında bir genişleme olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, ki bu noktaya Mahkeme ileri de (bk. aşağıda parag. 39) tekrar dönecektir, mevcut dava, geleneksel olarak özel hukuk tarafından düzenlenen genel sigorta hukukuyla ile bağlantılı bir meseleyle ilgilidir. Bu nedenle, Devlet müdahalesinin genişlemesinden, söz konusu hakkın niteliğiyle ilgili kesin bir sonuç çıkarmak zor görünmektedir.
35. Sonuç olarak, yukarıdaki faktörler birlikte ele alınsa bile, son çözümlemede Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanabilir olmadığını ortaya koymak için yeterli değildir.
(ii) Özel hukuk nitelikleri
36. Bunun karşısında çeşitli yaklaşımlar, tam tersi bir sonucu savunmaktadır.
(1) İddia konusu hakkın şahsi ve ekonomik niteliği
37. İlk olarak, bayan Feldbrugge, kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken yaptığı tasarruflardan değil, fakat özel şahıs sıfatıyla hareket ettiği ilişkilerinden etkilenmiştir. Başvurucu, geçim kaynağına bir müdahaleden ötürü sıkıntı çekmiş olup, yürürlükteki mevzuat tarafından getirilmiş özel kurallardan çıkan bir hak talep etmektedir.
Bu tür bir hakkı iddia eden bir birey için bu hak, yaşamsal bir öneme sahiptir; bu özellikle hastalık nedeniyle çalışmayan bir işçinin başka bir geliri olmadığı zaman sağlık sigortası menfaatlerinin söz konusu olduğu durumlarda böyledir. Kısacası söz konusu hak şahsi, ekonomik ve ferdi bir hak olup, bu faktör kendisini kişisel alana yaklaştırmaktadır.
(2) İş sözleşmesiyle bağlantısı
38. İkinci olarak bayan Feldbruggenin durumu, ücretli bir işçi olarak çalışan nüfusun bir üyesi olmasıyla yakından bağlantılıdır. Başvurucu tabi ki söz konusu dönemde işsizdir; fakat sağlık menfaatlerinin mevcudiyeti, kendisinin daha önceki iş sözleşmesinin hükümlerine ve bu sözleşmeye uygulanabilir olan mevzuata dayanılarak belirlenmiştir.
Başvurucunun yaptığı işin hukuki temeli, özel hukuku tarafından düzenlenen bir iş sözleşmesidir. Sigortayla ilgili hükümlerin, sözleşmenin açık hükümlerinden değil de doğrudan yasadan türediği doğru olmakla birlikte, bu hükümler bir biçimde iş sözleşmesinde şekillenmiştir. Bu hükümler böylece, işçi ve işveren arasındaki ilişkinin kurucu unsurlarından birini oluşturmuştur.
Buna ek olarak, bayan Feldbrugge tarafından talep edilen hastalık tazminatı, iş sözleşmesine göre ödenebilecek olan ücretin bir yedeği olup, bu ücretin kişisel (civil) karakterde olduğu şüpheden uzaktır. Bu tazminat, iş sözleşmesiyle aynı niteliğe sahip olup, böylece Sözleşme bakımından aynı kişisel (civil) karakteri taşımaktadır.
(3) Genel sigorta hukukuyla akrabalığı
39. Son olarak, Hollandadaki sağlık sigortası, bir çok yönden genel sigorta hukukuyla benzeşmektedir. Buna göre Hollanda sağlık sigortası sandığında, halen mevcut özel sigortadan esinlenen, risk karşılama teknikleri ve yönetim metotları kullanılır. Hollandada meslek örgütleri, özellikle sigortalılarla işlemlerini, örneğin katkı paylarının toplanması, risklerin hesaplanması, menfaatleri edinme şartlarının yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesi ve tazminatların ödenmesi gibi konularda, genel sigorta hukukuna göre hizmet veren bir şirketlerle aynı şekilde gibi yapmaktadırlar.
İncelenmesi gereken başka bir nitelik daha bulunmaktadır. Anlaşmalı topluluklarla veya özel sigorta şirketleriyle yürütülen ek sigorta uygulamaları, artırılmış veya yeni bir masraf karşılığında işçilerin sosyal bakımdan korunmalarını geliştirme imkanı vermektedir; bu tür uygulamalar esasen zorunlu sigorta karşılığını tercihli olarak genişletmektedir. Bunların karara bağlanmasıyla ilgili davalar, hiç tartışmasız hukuk davalarıdır. Her iki durumda örneğin hastalığa karşı sigortalanan risk aynıdır ve karşılığın boyutu genişlerken, niteliği değişmez.
Özel sektör sigortası ile sosyal güvenlik sigortası arasında mevcut olan bazı farklılıklar, sigortalanan ile sigortalayan arasındaki bağlantının temel karakterini etkilememektedir. Son olarak Mahkeme, başka bazı ülkelerde olduğu gibi, Hollandada da sigortalananların bizzat kendilerinin sosyal güvenlik sandıklarının tamamen veya kısmen finanse edilmesine katıldıklarına dikkat çekmektedir. Onların maaşlarından kaynakta kesinti yapılmakta, ki bu kesintiler, istenen katkı payları ile ödenen tazminatlar arasında yakın bir bağlantı kurmaktadır. Bu durumda bayan Feldbrugge çalışırken, onun işvereni ücretinden Meslek Örgütüne ödenmek üzere bir kesinti yapmıştır (bk. yukarıda parag. 17). Ayrıca, başvurucunun işvereni, sigorta katkılarının bir kısmını ödemiş, bu ödemeler firmanın sosyal sigorta masrafları bölümüne işlenmiştir. Hollanda Devleti ise sandığın finansmanına katılmamıştır.
(c) Sonuç
40. Mevcut olayda kamu hukuku ile özel hukuk niteliklerinin ikna ediciliğini (cogency) değerlendiren Mahkeme, ikincisinin daha baskın olduğu sonucuna varmıştır. Bu özel hukuk niteliklerinin hiç biri, tek başına belirleyici olmayıp, birlikte ve bir bütün halinde ele alındıkları zaman iddia konusu hakedişe, Sözleşmenin 6(1). fıkrası anlamında kişisel bir hak karakteri kazandırmaktadır; bu nedenle bu fıkra olayda uygulanabilir.
B. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına uygunluk
41. Artık Mahkeme, bayan Feldbruggenin iddia ettiği hak üzerinde karar vermekle görevli organlar önündeki yargılamanın, Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki koşulları taşıyıp taşımadığını incelemek durumundadır.
1. Üst Kurul Başkanı
42. Başvurucu, Üst Kurul Başkanının "hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri" olduğunu ve davasını "makul bir sürede" gördüğünü kabul etmiştir. Başvurucu ayrıca, sağlıkla ilgili davalarda aleni yargılama kuralının, davası bir yargı yeri tarafından karara bağlanacak olan hastanın özel yaşamına saygıya göre arka planda kalabileceğini de kabul etmiştir.
Öte yandan başvurucu, Üst Kurul Başkanı önünde "adil muhakeme" (fair hearing) görmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu, Meslek Örgütüyle silahlarda eşitlik ilkesinin, iki yönden ihlal edildiğini iddia etmiştir. İlk olarak davasını savunmak için, bizzat veya bir avukat tarafından temsil edilmek suretiyle huzurda bulunma imkanı verilmemiştir. İkinci olarak, iki resmi sağlık bilirkişisinin de raporları kendisine verilmemiştir (bk. yukarıda parag. 12); bu durum, raporlar hakkında yorum yapamaması veya gerekli olduğu düşünülecek olursa, başka bir bilirkişi isteyememesi sonucunu doğurmuştur; ama bu belgeler, uygulamada Üst Kurul Başkanının kararına tek temel oluşturmuştur.
43. Hükümet bu iddialara karşı, Başkanın bir tıbbi tartışmanın esasına giremeyeceği ve resmi sağlık bilirkişisinin Üst Kurul Yasasında öngörülen usule, özellikle her iki tarafın doktorlarına danışma ve ilgili kişiyi muayene etme yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığını incelemekle yetinmek zorunda olduğu şeklinde yanıt vermiştir. Hükümete göre, bir işçinin hastalık nedeniyle çalışmaya uygun olup olmadığına ancak böyle bir bilirkişi karar verebilir. Bir şekilde yargıcın bir kolu olan ve her türlü şüpheye karşı tarafsızlık güvencelerinden yararlanan resmi sağlık bilirkişisi, yargısal bir görev yerine getirmektedir. Hükümet her halükarda, Sözleşmenin 6(1). fıkrası tarafından korunan adil yargılanma hakkının, hastayı muayene ettikten ve hastanın doktoruna danıştıktan sonra düzenlenen bir sağlık raporuna karşı yorumda bulunma hakkını veya başka bir bilirkişi çağırma veya raporunu sunma hakkını içerecek şekilde ele alınmasının, doğru olmayacağı sonucuna varmıştır.
44. Hollandadaki resmi sağlık bilirkişiliği kurumunu soyut bir biçimde denetlemek Mahkemenin yetki alanına girmez (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 06.05.1985 tarihli Bönish kararı, parag. 27). Mahkeme, resmi sağlık bilirkişisinin kişisel hak üzerindeki bir uyuşmazlığı bizzat karara bağlamadığını kaydetmekle yetinecektir. Karar vermekle tek yetkili makam, mevcut olayda olduğu gibi, bilirkişinin görüşünü onaylamaktan başka bir şey yapmasa bile, Üst Kurul Başkanıdır.
İkinci olarak, adil yargılama kavramına içkin bulunan silahlarda eşitlik ilkesine olayda bir aykırılık yoktur (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, 17.01.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 28). Meslek Örgütü, bayan Feldbruggeden daha avantajlı bir usulden yararlanmış değildir; eğer bilirkişi, Örgütün görüşü aleyhine bir görüş belirtmiş olsaydı, Örgüt de başvurucu gibi savunmalarını sözlü veya yazılı olarak sunamayacak veya bu muhalif görüşün doğruluğuna karşı itirazda bulunamayacaktı. Bu noktada taraflar arasında adil denge bozulmuş değildir.
Öte yandan, Hollanda mevzuatı gereğince Üst Kurul Başkanı önünde izlenen usul, uyuşmazlığın taraflarının yargılamanın nihai ve belirleyici aşamasına her hangi bir oranda gereği gibi katılmalarına imkan verecek şekilde değildir. İlk olarak Başkan, başvurucuyu ne dinlemiş ve ne de yazılı savunma vermesini istemiştir. İkinci olarak Başkan, başvurucuya ve temsilcisine dosyadaki delilleri, özellikle de resmi bilirkişiler tarafından düzenlenmiş olup karara dayanak oluşturan iki raporu inceleme ve bunlara karşı itirazlarını bildirme fırsatı tanımamıştır. Bilirkişiler bayan Feldbruggeyi muayene etmiş ve başvurucunun yorumda bulunmasına fırsat vermiş olmakla birlikte, meydana gelen kusur düzeltilememiştir. Kısacası, Üst Kurul Başkanı önündeki davada, yargısal usulün temel güvencelerinden biri yeterli ölçüde yer almamıştır.
2. Üst Kurul ve Merkezi Üst Kurul
45. Bayan Feldbrugge, davasını Üst Kurul önüne ve daha sonra da Merkezi Üst Kurul önüne getirmeye çalışmış ancak başvurusu her iki durumda da kabuledilemez bulunduğundan başarılı olamamıştır (bk. yukarıda parag. 13 ve 14).
Resmi-sağlık-bilirkişi usulü denilen usule göre, Üst Kurul Başkanının kararına karşı Üst Kurula bir itiraz, ancak şu dört sebepten biriyle yapılabilir: bilirkişinin başka bir sıfatla hastayı tanıyor olması veya belirli usul şartlarına uygun davranmaması; Başkanın kararının uyuşmazlığa dayanmaması (bear upon) veya bilirkişinin tavsiyesini izlememesi (bk. yukarıda parag. 19).
Bu tür bir usul bağlamında Üst Kurul kararlarına karşı Merkezi Üst Kurula başvurulamaz; bunun tek istisnası, Merkezi Kurulun içtihatlarında belirtildiği gibi, şekli nitelikteki kurallara uyulmaması halidir (bk. yukarıda parag. 20).
46. Böylesi kısıtlayıcı bir ifadeyle çerçevelenen iki Kurula başvurma şartları, bayan Feldbruggenin Haarlemdeki Üst Kurul Başkanının kararına karşı esastan itirazda bulunmasını engellemiştir. Buna göre bu yargısal görevlinin önünde izlenen usul bakımından varlığı tespit edilen kusur, daha sonraki bir aşamada düzeltilememiştir.
3. Sonuç
47. Sonuç olarak Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
48. Mahkeme önündeki duruşma sırasında başvurucunun avukatı ve Hükümetin avukatı Mahkemeden bir ihlal tespit etmesi halinde, adil karşılıkla ilgili hükmünü ertelemesini talep etmişlerdir.
Buna göre Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorunu karara hazır olmadığından, davalı Devlet ile başvurucu arasında varılabilecek muhtemel bir anlaşma dikkate alınarak (Mahkeme (eski) İçtüzüğü md. 53(1) ve (4)), bu meselenin saklı tutulması ve daha sonraki usule geçilmesi gerekmiştir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme,
1. Yediye karşı on oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının mevcut davada uygulanabilir olduğuna;
2. Yediye karşı on oyla, Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması sorununun karara hazır olmadığına; buna göre,
(a) söz konusu sorunun saklı tutulmasına;
(b) Hükümeti ve başvurucuyu gelecek iki ay içinde bu sorun hakkındaki görüşlerini sunmaya, özellikle aralarında varabilecekleri bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeye davete;
(c) bundan sonra izlenecek usulü saklı tutmaya ve Mahkeme Başkanını usulü belirlemesi için yetkili kılmaya
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy